…Destanlar Vardı...
Biz çocukken destanlar vardı,
Büyük sevdaların, kocaman aşkları,
Bembeyaz kağıtlara sonradan yazılıydı.
Ben daha küçücükken...
Sonu hep yokluk sancılı destanlar vardı.
Bazı akşamlar,
Yer sofrasında yemek yendikten hemen sonra,
Erkenden açılırdı yer yataklarımız.
Biz itiraz edemeden erkenden örtülürdü üzerlerimize,
Rengarenk kırk yama yorganlarımız.
Küçücük başlarımıza kadar örtülüyse o yorgan
Artık hemencecik uyunmalıydı.
Kardeşimle gizlice anlaşırdık önceden,
Bu sefer, bu masalın sonunu duyacaktık,
Hiç uyumayacaktık!
Sonra babam, gaz lambasının altındaki,
Minderde oturan anamın yamacına yanaşır,
Babam…
Kenardaki tel dolabın çekmecesinden,
Destan yazılı beyaz kağıtlardan birini özenle seçer,
Anamın yamacına iyice sokulur,
Bir zamanlar minarelerden ezan okuduğu o davudi sesiyle,
Anacımın gözlerine bakarak ezberinden okurdu destanı.
Kardeşim daha yarıya gelmeden uyurdu,
Yorganın altındaki karanlıktan korka korka.
Cesaret verirdim ona,
"Uyuma!" derdim,
"Sakın bu sefer de uyuma!"
Masalın sonunu nihayet duyacaktık ya!
Dayanamazdı yine, uyurdu korka korka.
Yanında hep ben vardım oysa!
O uyuyunca, ben korkmaya başlardım bu sefer,
Yorganı hiç kımıldatmadan aralardım köşesinden,
Anamın gözlerinin içinde ne çok yıldızlar vardı.
Sanki okunan destanlardaki,
Bütün o kadınlar hep anamdı.
Beyaz kağıdın son kıvrımına yanaşınca,
Babam anamı hep ama hep kandırırdı,
"Hadi yatağa geçelim nasılsa ezberimde" derdi.
İçimden sessizce çığlık çığlığa bağırırdım anama,
"Gitme be ana gitme, az kaldık sonuna!"
Anamın, zaten, başkacada şansı yoktu ki,
Hiç değilse sona az kalmıştı bu kez.
Oysa bu sefer de,
Bu destanın sonunu babam yazacaktı.
Anamsa kaderine çoktan razı,
Usulca kalkar gaz lambasını söndürürdü nefesiyle.
Zifiri karanlık olurdu oda,
Gözlerimin kapaklarında kırk yama yorganın,
Rengarenk yama cennetleri çakışırdı hep.
Anamın gözlerinin içinden çıkan yıldızlarla,
Dalardım kendi rüyalarıma.
Ne anam, o zamanlar bilebildi,
O destanların sonunun hep ayrılık olduğunu,
Ne de ben.
Sonradan öğrendik çok sonradan.
Işıklar gelince,
Anamın gözlerinin içinde artık yıldız kalmayınca,
Babam anamı, son kardeşe hamile bırakınca,
Oda teklikten çıkıp çoğalınca,
Biz başka odada yatırılıp,
Yorganlarımız yamasız kalınca,
Destanlar artık sokak gazeteleri gibi satılmaz olunca,
Babam hala meyhanelerden çıkmaz olup,
Arkadaşının sırtındaki küfeyle gelip,
Ona sitem eden anamı,
Son gücüyle dövmeye başlayınca,
Anam bizim odamıza taşınınca,
Anam işe başlayınca,
Siyah beyaz renkli o kocaman insanlar…
Koca bir kutunun içinde o destanları oynayınca,
Anam artık saçlarımızı okşamaz olunca,
Anam artık kendisini bile sevmez olunca!
...
Yüzyıllar sonra babam…
Anamın mezarı başında hıçkırarak ağlarken,
Aslında anamı hep sevdiğini,
Ama bu kahrolası kaderin,
Hepimize birden yanlış yazıldığını söyleyince,
Sonradan yani.
Çok sonradan.
...
Doğuşumuzu soranlara selam olsun!
Üç kardeşiz biz,
Her birimiz…
Yorganın dört köşesi yamalı ve hep kapalı olsa da!
Sonu hep mutlu biten hayalli,
Birer destanız!
Şimdi susma vakti…
Cemre.Y.
Biz çocukken destanlar vardı,
Büyük sevdaların, kocaman aşkları,
Bembeyaz kağıtlara sonradan yazılıydı.
Ben daha küçücükken...
Sonu hep yokluk sancılı destanlar vardı.
Bazı akşamlar,
Yer sofrasında yemek yendikten hemen sonra,
Erkenden açılırdı yer yataklarımız.
Biz itiraz edemeden erkenden örtülürdü üzerlerimize,
Rengarenk kırk yama yorganlarımız.
Küçücük başlarımıza kadar örtülüyse o yorgan
Artık hemencecik uyunmalıydı.
Kardeşimle gizlice anlaşırdık önceden,
Bu sefer, bu masalın sonunu duyacaktık,
Hiç uyumayacaktık!
Sonra babam, gaz lambasının altındaki,
Minderde oturan anamın yamacına yanaşır,
Babam…
Kenardaki tel dolabın çekmecesinden,
Destan yazılı beyaz kağıtlardan birini özenle seçer,
Anamın yamacına iyice sokulur,
Bir zamanlar minarelerden ezan okuduğu o davudi sesiyle,
Anacımın gözlerine bakarak ezberinden okurdu destanı.
Kardeşim daha yarıya gelmeden uyurdu,
Yorganın altındaki karanlıktan korka korka.
Cesaret verirdim ona,
"Uyuma!" derdim,
"Sakın bu sefer de uyuma!"
Masalın sonunu nihayet duyacaktık ya!
Dayanamazdı yine, uyurdu korka korka.
Yanında hep ben vardım oysa!
O uyuyunca, ben korkmaya başlardım bu sefer,
Yorganı hiç kımıldatmadan aralardım köşesinden,
Anamın gözlerinin içinde ne çok yıldızlar vardı.
Sanki okunan destanlardaki,
Bütün o kadınlar hep anamdı.
Beyaz kağıdın son kıvrımına yanaşınca,
Babam anamı hep ama hep kandırırdı,
"Hadi yatağa geçelim nasılsa ezberimde" derdi.
İçimden sessizce çığlık çığlığa bağırırdım anama,
"Gitme be ana gitme, az kaldık sonuna!"
Anamın, zaten, başkacada şansı yoktu ki,
Hiç değilse sona az kalmıştı bu kez.
Oysa bu sefer de,
Bu destanın sonunu babam yazacaktı.
Anamsa kaderine çoktan razı,
Usulca kalkar gaz lambasını söndürürdü nefesiyle.
Zifiri karanlık olurdu oda,
Gözlerimin kapaklarında kırk yama yorganın,
Rengarenk yama cennetleri çakışırdı hep.
Anamın gözlerinin içinden çıkan yıldızlarla,
Dalardım kendi rüyalarıma.
Ne anam, o zamanlar bilebildi,
O destanların sonunun hep ayrılık olduğunu,
Ne de ben.
Sonradan öğrendik çok sonradan.
Işıklar gelince,
Anamın gözlerinin içinde artık yıldız kalmayınca,
Babam anamı, son kardeşe hamile bırakınca,
Oda teklikten çıkıp çoğalınca,
Biz başka odada yatırılıp,
Yorganlarımız yamasız kalınca,
Destanlar artık sokak gazeteleri gibi satılmaz olunca,
Babam hala meyhanelerden çıkmaz olup,
Arkadaşının sırtındaki küfeyle gelip,
Ona sitem eden anamı,
Son gücüyle dövmeye başlayınca,
Anam bizim odamıza taşınınca,
Anam işe başlayınca,
Siyah beyaz renkli o kocaman insanlar…
Koca bir kutunun içinde o destanları oynayınca,
Anam artık saçlarımızı okşamaz olunca,
Anam artık kendisini bile sevmez olunca!
...
Yüzyıllar sonra babam…
Anamın mezarı başında hıçkırarak ağlarken,
Aslında anamı hep sevdiğini,
Ama bu kahrolası kaderin,
Hepimize birden yanlış yazıldığını söyleyince,
Sonradan yani.
Çok sonradan.
...
Doğuşumuzu soranlara selam olsun!
Üç kardeşiz biz,
Her birimiz…
Yorganın dört köşesi yamalı ve hep kapalı olsa da!
Sonu hep mutlu biten hayalli,
Birer destanız!
Şimdi susma vakti…
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder