...Neden?...
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Ah be evladım, ah be gözümün nuru,
Ah benim uykusuz geçecek gecelerimin yürek çiziği.
Şehit diyorlar şimdi sana cennete gidecekmişsin öyle mi?
Açık kalmış gözlerin soruyor bana,
Bu cennet neden bu kadar ağır bedelli!
Ve neden hep fakir çocuklarına uğruyor şehitlik mertebesi?
Neden zenginler cennet garantisi olan siperlere yollamıyor kimsesini!
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki Piri Reis haritası gibiyim.Dışım'la o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Cancağızım! Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum, gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında, artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz. Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bi duygu bu... Hoş geldin madem! (Yazdıklarım bana aittir çalmayın, adımla beraber paylaşın olur mu canlarım.) Cemre.Y. #Tipinifavladığım
29 Şubat 2020 Cumartesi
Neden
Labels:
ağır,
anam,
bedel,
cennet,
ciğer,
cümle,
çocuk,
evlat,
gece,
Hiç kimse,
kelime,
neden,
söz,
uyku,
yürek,
zengin
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
26 Şubat 2020 Çarşamba
Gülümse
Çıkıp gidecek kadar kolay olsaydı keşke!"derken,
Birden güneş başını uzatıverdi bulutların arasından.
Saçlarımı okşadı önce...
Sonra yüzümü, gözümü, burnumu, çenemi,
Alnımın tam ortasını öptü şefkatlice...
Yaramın üzerindeki yamayı çıkartıp güneşe uzattım.
Hiç gocunmadan onu bile öpüverdi gülümseyerek!
Kocaman bir tebessüm yerleşiverdi yüzüme,
Bu kez ben öptüm yaramı şefkatle.
Öyle ya bulutlar önünü, yönünü kesiyor,
Gün geceye dönüp,
Birden güneş başını uzatıverdi bulutların arasından.
Saçlarımı okşadı önce...
Sonra yüzümü, gözümü, burnumu, çenemi,
Alnımın tam ortasını öptü şefkatlice...
Yaramın üzerindeki yamayı çıkartıp güneşe uzattım.
Hiç gocunmadan onu bile öpüverdi gülümseyerek!
Kocaman bir tebessüm yerleşiverdi yüzüme,
Bu kez ben öptüm yaramı şefkatle.
Öyle ya bulutlar önünü, yönünü kesiyor,
Gün geceye dönüp,
Ay ve yakamozlar kurum kuruluyor diye,
Gitmiyordu ki güneş!
Hep oradaydı.
Hiç gitmemişti.
Terk edilmiyordum en sevdiğim tarafından.
Şimdi akşamın hemen ardında gece!
Ve yüzüm hala güneşe gülümsemekte.
Cemre.Y.
Gitmiyordu ki güneş!
Hep oradaydı.
Hiç gitmemişti.
Terk edilmiyordum en sevdiğim tarafından.
Şimdi akşamın hemen ardında gece!
Ve yüzüm hala güneşe gülümsemekte.
Cemre.Y.
Labels:
akşam,
bulut,
burnumun direği,
deniz,
gece,
gitme,
gülümse,
güneş,
keşke,
kırgın,
küfür,
sevdiğim,
şefkat,
tebessüm,
yama,
yara,
yürek
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
24 Şubat 2020 Pazartesi
Gelsin Artık
...Gelsin Artık...
Hani ikindi sonrası vakitlerde,
Hani ikindi sonrası vakitlerde,
Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü...
Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü,
Yürek yorgunluğuyla geçen geceler vardı ya hani!
Bu gece hepsiyle helalleştim,
Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü,
Yürek yorgunluğuyla geçen geceler vardı ya hani!
Bu gece hepsiyle helalleştim,
Ceplerine kırk yamadan harçlıklar koyup,
Her birini ömrüme dahil edenlere geri gönderdim,
Her birini ömrüme dahil edenlere geri gönderdim,
Lakin...
Öc bab'ında değil, unuttuklarını hatırlatmak bab'ında.
Hani şöyle bir anımsayıp çabucak unutsunlar diye!
Baksınlar bakalım o yürek bir kere çizilince...
"Geçti." deyince geçiyor muymuş geçemeyenler.
Şimdi kapım aralık...
İçim dışım hayalperest bir hoşlukta...
Mademki bütün boşluklar dolduysa...
Hüzünleri, hazanları,
Öc bab'ında değil, unuttuklarını hatırlatmak bab'ında.
Hani şöyle bir anımsayıp çabucak unutsunlar diye!
Baksınlar bakalım o yürek bir kere çizilince...
"Geçti." deyince geçiyor muymuş geçemeyenler.
Şimdi kapım aralık...
İçim dışım hayalperest bir hoşlukta...
Mademki bütün boşluklar dolduysa...
Hüzünleri, hazanları,
Hesapları, kitapları savurdum boşluğa!
Birkaç adım yakınındayım yeni hayatımın.
Gelsin artık bana iyi gelen her ne varsa!
Cemre.Y.
Birkaç adım yakınındayım yeni hayatımın.
Gelsin artık bana iyi gelen her ne varsa!
Cemre.Y.
Labels:
akşam,
anı,
gece,
geçti,
gelecek,
hayal,
hayat,
hüküm,
hüzün,
kapı,
kitap,
ömrüm,
sessiz,
unut,
vakit,
yama,
yürek
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
23 Şubat 2020 Pazar
Sahi Biz
...Sahi Biz...
En son...
Ne vakit geçmiştik,
En son...
Ne vakit geçmiştik,
Anason kokulu akşamlardan,
En son...
Ne zaman,
En son...
Ne zaman,
İkinci kadehte, aynı şarkıya gülümsemiştik!
Hangi ara kahkahalarla gülerken,
El ele tutuşup sarsıla sarsıla ağlamıştık.
En son...
Ne vakit!
Hangi ara kahkahalarla gülerken,
El ele tutuşup sarsıla sarsıla ağlamıştık.
En son...
Ne vakit!
Gelmeyenlerin anasını, avradını, dümdüz sevmiştik.
Sahi biz en son...
Ne zaman,
Sahi biz en son...
Ne zaman,
Birbirimize kalıp, bizden gayrısına rest çekmiştik!
Hangi ara, birbirimize cancağız iken,
Hangi zaman,
Hangi ara, birbirimize cancağız iken,
Hangi zaman,
Bu kadar yakınken birbirimizden uzaklaşmıştık.
Sahi biz ne ara...
Birbirimize bu kadar başkalaşmıştık.
Ne zaman bu kadar çok yabancılaşmıştık?
Cemre.Y.
Sahi biz ne ara...
Birbirimize bu kadar başkalaşmıştık.
Ne zaman bu kadar çok yabancılaşmıştık?
Cemre.Y.
Labels:
akşam,
anason,
gelme,
gülümse,
kadeh,
koku,
sevdim,
sevmek,
sonra,
şarkı,
vakit,
yabancı,
yakın,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
22 Şubat 2020 Cumartesi
Neyse
...Neyse...
Yalnızlığıma kimsenin bir sözü yok da,
Sensizliğimi yüzüme vuruyorlar sıklıkla.
Hiçbir fikrim dinlenmiyor sevdanın geçtiği meclislerde.
Hiç kimsenin umurunda değil,
Vaktiyle güzel sevmiş,
Güzel de sevilmiş olmamın geçmiş zaman kipleri!
En nihayetinde, artık, sen kim isen, epeydir sensizdim işte.
Neyse.
Cemre.Y.
Yalnızlığıma kimsenin bir sözü yok da,
Sensizliğimi yüzüme vuruyorlar sıklıkla.
Hiçbir fikrim dinlenmiyor sevdanın geçtiği meclislerde.
Hiç kimsenin umurunda değil,
Vaktiyle güzel sevmiş,
Güzel de sevilmiş olmamın geçmiş zaman kipleri!
En nihayetinde, artık, sen kim isen, epeydir sensizdim işte.
Neyse.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
20 Şubat 2020 Perşembe
Yine Yeniden

...Yine Yeniden...
Sana henüz harfleri yazamadığın zamanlardan,
Henüz cümleleri okuyamadığın ömürlerden,
Zemheri ayazı vura vura,
Boyunu aşan karların yağdığı,
O akşamlardan birinden bir anı getirdim.
Hani evinin,
Küçücük camına kadar aşan kışları üflerken,
Buhara bulanan o cama,
Gülümseyen bir kalp çizmiştin.
Ertesi gün gazete kuponlarından topladığınız,
Kukla bezini almıştı annen.
İçini pamukla doldurup,
Gülümseyen ilk oyuncağını vermişti ellerine.
Bununla da yetinmeyip,
Bahçenizdeki iki dut ağacı arasına,
Toz pembe lastikli kumaştan sana hamak da yapmıştı.
Sana henüz harfleri yazamadığın zamanlardan,
Henüz cümleleri okuyamadığın ömürlerden,
Güneş yüzünden makas ala ala,
Ilık bir yaz rüzgarın estiği o günlerden bir anı getirdim.
Hani dut ağacının yaprakları bulutlarla sevişirken,
Kendine bulutlardan bir yatak çizmiştin.
Sevdiğin ne varsa çekip alıyordun buluttan dünyana,
Bütün kötülükler aşağıda kalıyordu hani!
Sana,
Büyümeyi öğretmedikleri zamanlardan bir hayal getirdim.
Ne önemi var artık,
Bulut öbeklerinin seni bile kurtaramayacağının.
Hayal ettin, sevdin, gülümsedin.
Hadi gel yine, yeniden gülümseyelim.
Cemre.Y.
Labels:
akşam,
anı,
ayaz,
bulut,
cam,
cümle,
dünya,
gülümse,
güneş,
harf,
hayal,
küçücük,
ömür,
pembe,
rüzgar,
yaprak,
yeniden,
zaman,
zemheri
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
19 Şubat 2020 Çarşamba
Çocuk

...Çocuk...
Yüreğimin dehlizlerinde gezinirken rastladım sana çocuk!
Benim seni içimden uçurup, dünyaya akıttığım yaştasın şimdi.
Loş yıldız tozları parlarken kalbimin odalarının duvarlarında,
El yordamıyla bir yol bulmaya çalıştıkça kayboluyordum,
Tam da aldatılış durağında, öylece yersiz, yönsüz kalmıştım.
Sonra seni gördüm zemheri ayazı bir kar bahçesinde,
Çenesi dik, alnı apak, gözleri güneşe bakarken,
Kardelen olacakken bahara açmış o en taze lale mevsimiydin.
Adımı unutup Cemreler döşedim sanırken ömrüme,
Karabasanlar ayak tabanlarıyla ömrümü çiğnerken hem de!
Bir yüzün aydınlatıyordu dünyamı, bir nefesin, bir ruhun.
Yüreğimin dehlizlerinde gezinirken rastladım sana çocuk!
Benim seni içimden uçurup, dünyaya akıttığım yaştasın şimdi.
Loş yıldız tozları parlarken kalbinin odalarının duvarlarında,
El yordamıyla bir yol bulmaya çalıştıkça kayboluyordun,
Tam da aldatılış durağında, öylece yersiz, yönsüz kalmıştın.
Kabul etmek gerek ki sen benim ruhumun ta içiydin lakin,
Ben senin ruhunun yamacı dahi olamadım.
Sana başka bir yıldız tozu gerek!
Öyle meteor düşmelerini yıldız kayması sanıp,
Sevgiliyle,
El ele dilek tutulan hayalperestlerden de değilsin ki sen.
Sana, gökteki ahengine göre,
Sana, gökteki ahengine göre,
Her gün yeri ve kaderi değişen yıldızlar değil ki çocuk,
Sana koca bir Venüs gerek!
Ve o ben değilim ne yazık ki lakin sana çok ırak da değilim,
Ne vakit,
Sana koca bir Venüs gerek!
Ve o ben değilim ne yazık ki lakin sana çok ırak da değilim,
Ne vakit,
Yüreğimin yamacına uğramak dilersen Güneş benim.
Öperim her daim, alnının kaş çatımından,
Öperim her daim, alnının kaş çatımından,
Ha bir de saçının en başak tarlasından.
Cemre.Y.
Cemre.Y.
Labels:
ayaz,
bahar,
cemre,
çocuk,
dehliz,
durak,
dünya,
güneş,
kader,
kalbim,
kardelen,
mevsim,
nefes,
ömrüm,
ruhum,
sevgilim,
vakit,
yıldız,
yüreğim,
zemheri
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
18 Şubat 2020 Salı
Hiç
Tertemiz boş bir sayfa...
(Okurken idrak edelim lütfen,
(Okurken idrak edelim lütfen,
"Yüreğim!" demedim!)
Bakıyor, bakıyor baktıkça tebessüm ediyorum.
Gülümseyişim bile farkında değil,
Buruk mu, yoksa muzip mi?
Öylece konuvermiş dudağımın kenarına.
Bu yeni bir ömür defteri değil,
Bakıyor, bakıyor baktıkça tebessüm ediyorum.
Gülümseyişim bile farkında değil,
Buruk mu, yoksa muzip mi?
Öylece konuvermiş dudağımın kenarına.
Bu yeni bir ömür defteri değil,
Lakin eski de değil.
Kar beyazı da değil rengi üstelik!
Fakat hazan sarısı da değil.
Belki birkaç cümle şiir ederim diye,
Sayfalarını çeviriyorum hızlıca lakin,
Ne karalanmış, ne de silinmiş daha önce!
Sanki hiç doğmamış,
Sanki hiç doğurulmamış,
Sanki hiç doğurmamışım!
Öylesine rahvan.
Önümde kalbim kadar temiz,
Kar beyazı da değil rengi üstelik!
Fakat hazan sarısı da değil.
Belki birkaç cümle şiir ederim diye,
Sayfalarını çeviriyorum hızlıca lakin,
Ne karalanmış, ne de silinmiş daha önce!
Sanki hiç doğmamış,
Sanki hiç doğurulmamış,
Sanki hiç doğurmamışım!
Öylesine rahvan.
Önümde kalbim kadar temiz,
Tertemiz boş bir sayfa...
Sanki yüreğim hiç olmamış gibi,
Hiç yoğrulmamış gibi boş...
Sahi sen!
"Eyvallah!" ile,
Sanki yüreğim hiç olmamış gibi,
Hiç yoğrulmamış gibi boş...
Sahi sen!
"Eyvallah!" ile,
"Hoşça Kal!"ın ölesiye kapıştığı o...
"Hiç!"liği, bilir misin?
Bilme zaten!
Cemre.Y.
"Hiç!"liği, bilir misin?
Bilme zaten!
Cemre.Y.
Labels:
beyaz,
buruk,
cümle,
defter,
dudak,
eyvallah,
fark,
gülümse,
hoşça kal,
kenar,
lütfen,
ömür,
sanki,
sayfa,
şiir,
tebessüm,
yoksa,
yüreğim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
15 Şubat 2020 Cumartesi
Çimen Kokusu
...Çimen Kokusu...
Ah nasıl da kalabalığım şimdi şu notaların içinde!Nasıl da anıları güzel bütün renklerimin.
Misal, kahverenginin tonlarını sevmeyi öğrendim!
Koca bir çınar yaprağının ruhuma,
Kalbime, yüreğime,
Yarama, yareme, çileme,
Pes edişlerime, gencecik bir dokunuşla,
Tek bir cümleyle hem de!
Zamanı genişletip,
Ömrüme yeni atlaslar açtığına şahit oldum.
Artık biliyordum, emindim hatta,
Zemheri ayazının altında saklıydı yemyeşil çimenler.
Ki o, en tazesinden biçilmiş, o çimen kokusu...
Sanki burnumun direğinde derin bir nefes!
Sanki boğazımın ilmeğinde,
En sevdiğimin en güzel hikayesini duymuş da,
Küçük bir kız çocuğunun,
İlk kez atlı karıncaya binerken sevindiği gibi,
Zamansız, kocaman gülümsemeli, bir yutkunuş!
Ah nasıl da kalabalığım şimdi şu notaların içinde!
Nasıl da anıları güzel bütün renklerimin.
Meğerki, ne de güzel mutlu olunurmuş.
Cemre.Y.
Labels:
anı,
cümle,
çimen,
çocuk,
gülümse,
kahve,
kalabalık,
koku,
meğer,
nota,
renk,
ruhum,
sevmek,
yaprak,
yara,
yüreğim,
yürek,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
13 Şubat 2020 Perşembe
Neyse!

...Neyse!...
Parmaklarının uçlarıyla beraber,
Kalbinin kıyıları da titredi kadının,
Sabah güne uyanmadan önce,
Öğle arasında ya da günün herhangi bir anında,
Gece uykuya dalmadan hemen önce, ya da ne bileyim ben ya!
Belki de rüyaya dalmadan önce...
Sıfatsız bir bekleyişin içinde bir kez daha,
Birkaç milyon kere daha onun sıfatına bakmaktan,
Kendisini son kez men ederken,
Geçmişiyle beraber, geleceği de kırılıyordu.
Ve bazen "Neyse!" demek insan olana, fena koyuyordu.
Cemre.Y.
Labels:
bazen,
bekle,
belki,
fena,
gece,
geçmiş,
gelecek,
insan,
kadın,
kalp,
kıyı,
neyse,
parmak uçları,
rüya,
sabah,
uyan
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
12 Şubat 2020 Çarşamba
Bil İstedim

...Bil İstedim...
Nicedir...
Sesinin kırgınlığına, yine...
Yeni bir çare bulamadığımdan beridir,
Sana zemheri ayazında,
Bütün kar tepelerinin üzerinde,
En mevsiminde olması gereken,
O laleleri açtıramadığımdan beridir,
Seni aramadığım doğrudur lakin...
Bu demek değil ki,
Burnumun direğindeki sızı değilsin,
Bu demek değil ki,
Boğazımın ilmeğindeki yumru değilsin.
Bu demek değil ki,
Ben bütün kitapları okudum da,
Sensiz yeni bir kitaba başladım.
Ben...
Hala...
Birlikte o okuduğumuz,
O kitabın son sayfasındayım!
Keşke...
Yazan ben olsaydım.
Sana istediğin kadar,
Keşke...
Yazan ben olsaydım.
Sana istediğin kadar,
"Mutlu Son"lu romanlar yazardım.
Ha bu arada...
Saçlarının güneş ışıltılı tellerini,
Göğe baktığında...
Gülümseyen o kalp dudaklarınla,
Kamaşan gözlerinin,
Ha bu arada...
Saçlarının güneş ışıltılı tellerini,
Göğe baktığında...
Gülümseyen o kalp dudaklarınla,
Kamaşan gözlerinin,
Yosun yeşilini de özledim,
Bil istedim.
Cemre.Y.
Cemre.Y.
Labels:
ayaz,
boğaz,
burnumun direği,
çare,
dudak,
gülümse,
güneş,
ışıltı,
keşke,
kitap,
lale,
mevsim,
mutlu,
nicedir,
özledim,
sayfa,
sensiz,
yosun gözlüm,
zemheri
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
11 Şubat 2020 Salı
Konu Kapandı
...Konu Kapandı...
Hatırlayamıyordu kadın...Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu,
En son ne zaman şöyle el ele tutuşup,
En son ne zaman şöyle derin bir muhabbetle göz göze gelmişlerdi.
Bunca ömrü iyi kötü zamanları sabırla, fedakarlıklarla atlatmışken,
Küfeler içinde ayyaş kocasının kapılara konduğunu geçmiş,
Tüm gün beraberce künk döverek çalıştıklarını,
Umarsız kocasının kumar masasına serdiğini bile!
Sebepsiz ve de gereksiz yediği dayakları bile affetmişken,
En son hatırladığı zehirli guatrı yüzünden,
Bunca yıl vatanından ayrı yaşadığı bu şehirden,
Ameliyat yüzünden ayrılacağını yüreğinin sıkışmasından anladığıydı.
O gün ailecek çarşıya çıkmışlar ilk defa!
Doktor sonuçlarını öğrenmeden önce, böyle olsun dilemiş kadın.
Hastaneye varmazdan hemen önce...
Camekanlarında mutlu ellerin kavuştuğu,
O siyah beyaz fotoğraflara öykünüp,
"Bir tek kare olsun,
Bizim de bir aile fotoğrafımız olsun nolur be herif!" ricasıyla,
Dalmıştılar fotoğrafçıya.
Önce bir kız, iki erkek evlatlı aile fotoğrafları çekilmiş,
Sonra fotoğrafçı "Şöyle tek karede sizi çeksem!" deyince...
Kadın ürkek gözlerle yapışmış herifinin ellerine!
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf var işte.
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Ne ara bütün o yaşanmaması gereken bütün o acı anılar birikmişti ömürlerinde.
Ne ara bu kadar eziyet etmişti,
Ruhuna ruhundan şefkatli korunaklarla sarılması gereken evladına!
Ne ara başkalarına küsüp hıncını kızından alır olmuştu?
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Bunca yıl sonra yine yeniden başka yerleri de kesilmişken...
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf vardı işte.
İçinden dudakları kımıltılı mırıldandı kızına bakarak...
"Ah be yavrum bilemedim ki korkularını,
Yoksa ayan beyan belliymiş ne yana bakacağını şaşırmandan,
Ben göremedim!" derken,
İki koca yaş yuvarlandı yanaklarından.
Zemheri soğuğu bir ayazdı o gece,
Yirmi dokuz temmuz gecesinin saat tam da 03:40'ıydı.
Kızı koştu yamacına hemen kulağını dayadı anasının dudaklarına!
"Annem! Ne istiyorsun söyle!" dedi.
Kadın bir kez daha nefesi yettiğince tekrarladı lakin
Artık cümleye dönüşecek nefesi kalmamıştı ki.
"Sen de duymaz oldun ya beni!" deyip dudaklarını büzmüştü,
Ah nasıl da anlaşılamamaktan çok korkmuş küçümen bir kız çocuğuydu o an!
O an...
Göz göze geldiler işte...
Nice yıl sonra anasıyla kızı!
Uzun uzun bakıştılar dakikalarca...
Birbirlerinin gözlerinin harelerinden hasret giderdiler.
Ellerine sarıldı kızı, anacığının her bir elini,
Her bir parmağından, her boğumuna kadar,
Tırnaklarının uçlarına kadar öptü kızı anasının.
Göğsüne sarıldı, açtı öptü onları da teker teker.
Sonra bitti gözyaşları...
Baktı anası gözlerini kapayacak ve bir daha da açmayacak!
"Sana bir türkü açayım mı anam!" dedi kızı.
Yarım tebessümlü gözlerini iki kere kapatıp açtı anası.
Konuşacak mecali yoksa anasının ki genelde yoktu,
Kavilleri buydu.
Neşet Ertaş'tan "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ı açtı kızı, kısık ses!
Öylece türkü bitene kadar buruk birer tebessümle dinlediler.
Türkü bittiğindeyse nöbetçi hemşirelerle doktorlar dahil,
Hasta bakıcılarla beraber hepsi kapılarında ve şefkatteydiler.
Kadın ve kızının ilk ve son en güzel anısıydı bu!
Hatırlayamıyordu kadının kızı...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu
Şimdi karşısındaki şu ihtiyar herif!
Tahlil sonuçları kanser değilmiş şükür de,
Ramazanda olsun kimseye hayrı dokunmasın,
O isterse, istediği lokantadan istediğini,
İstediği kadar yiyebiliyormuş diye,
Memlekete giden en yakın biletini almışmış!
"Çatım akıyor!" diyor kızı,
O da "He ben sağlam yaptırdım benimki akmaz!" diyor!
"Eşyalarımın ömrü bitti!" diyor kızı,
O da "Hee ben geçen sene yeniledim benimki daha eskimez!" diyor!
"Gayrı masal da, hikaye de, roman da, şiir de bitti.
Gökten üç elma düşmesine gerek yok ki elma falan da sevmem ben!
Fakat ben...
Bu ecdanın tarihinin tecellisini de s*ker geçerim!" dedi kadının kızı!"
Konu...
Kapandı.
Cemre.Y.
Labels:
affet,
aile,
anam,
anne,
düşün,
evlat,
fotoğraf,
geçmiş,
hasret,
hikaye,
ihtiyar,
kadın,
kapı,
masal,
mutlu,
ömür,
şehir,
yüreğim,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
9 Şubat 2020 Pazar
Sonra
...Sonra...
Aradığında, çaresiz bir umut ışığıydım belli!
Sanki yoktu benden başka içinin derinini açacağı biri.
Evdeydim tabi, buyursun gelsindi.
Kapımı açtığımda, yarasına kezzap atılmış gibiydi bütün teni.
Ah nasıl da sımsıkı sarılıp sarmalamak istedim onu korkularından.
Nasıl da sarmaş dolaş hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim omuzlarında.
Lakin...
Vakit, ona da, bana da, zamana da geç kalmıştı bir hayli!
Ben ölüp ölüp, sabahına dirilmelere alışıktım lakin, o değildi.
Hiç yoktan af yemişliğinin rahatlığında koyverirdi kendini de,
Öylece ölüp giderdi!
Yine suçlu ben olurdum.
Hepi topu, hiç durmadan acıkan boğazı yüzünden,
Baldızının misafirliğine bile dahil edilmemiş bir misafirdi!
Oysa bana geldiğinde ne çay istemişti ne de kahve.
Farkındaydı üstümdeki haksızlığının!
Oturdu öylece koltuğun kenarına.
Nicedir beni değiştir diye yalvaran koltuklarımın oturuluşunu beğenmedi!
Üstün körü artık eskidiklerinden sebep değiştirmeye niyetli olduğumu,
Lakin gücümün yetersizliğini anlatmaya çalıştım ama dinlemedi!
Alınmadım.
Bugünlerde, hiç kimse, hiç kimsesini dinlemiyor zaten!
Dert sepeti gibiyim epeydir, dert güncelleniyor bolca ruhuma lakin,
Bir türlü çamaşır makinasında yıkanılmasına gerek duyulmuyor!
Dün...
Çocukluk arkadaşlarından en sevdiği ölmüş!
Kanserden.
Bugün gömmüşler!
Gözümün önünde acıdan zangır zangır titriyor...
"Cenazesine gidemedin demek?" diyorum.
"Buradan oraya mı, gitmek istemezdim ki zaten!" diyor.
Susuyorum.
Onun da kar altına gömülüş anısı varmış meğer!
Daha küçücük bir çocukken,
Karların ne kadar büyük olduğunu seyrederken,
Tahta evlerinin birinci katından zemine çakılmış!
Öleceğim sanmış boyunu iki arşın geçen kar altında.
Amcam gelip kurtarmış onu karları kürekle temizleyip,
Onu kucağında sobanın yanına taşımış!
Çocukluğunda oynadığı oyunları sordum sonra.
Fondip diye bir oyunları varmış,
Biri bir çukur kazar,
Buldukları en yuvarlak taşı sopayla o çukura sokmaya çalışırlarmış!
"Sizin bu fondip oyununuza özel alanlar yaratıp, çukurları uzatıp,
Bir sopayla o çukurlara o tek topu atmaya da,
Bazı insanlar milyarlar harcıyorlar biliyor musun!"dediğimdeyse...
"Niye ki bize köyde bedavaydı hep onlar?" diyor...
"Çünkü artık o oyunun adı golf!" diyorum.
"Sahi senin eben hala yaşıyor biliyor musun,
Bütün akranlarım, bütün arkadaşlarım,
Büyüklerim, atalarım sapır sapır ölürken." diyor!
Gülüşüyoruz durduk yere!
Köyün normal ebesi müsait değilmiş cenabet diye gelmemiş,
İkinci ihtimal olan ebem yıkanıp paklanıp gelene kadar,
Ben leğene düşmüşüm de göbeğimin kesilmesine ramak kalmış!
Çok ilenmişliğim vardır o anıma lakin.
Ebem yetişmeseydi anam kırk beş yıl öncemde solacaktı belki.
Gayrı umurum değil ki...
Kim kime ne kadar küfür saymış!
Buyurunuz efenim!
Kesin ebemin saçları yüz yaşında da olsa ıpıslaktır.
Pıt pıt dökülür yüzünüzün yumağına,
Bol bol sövünüz!
Cemre.Y.
Aradığında, çaresiz bir umut ışığıydım belli!
Sanki yoktu benden başka içinin derinini açacağı biri.
Evdeydim tabi, buyursun gelsindi.
Kapımı açtığımda, yarasına kezzap atılmış gibiydi bütün teni.
Ah nasıl da sımsıkı sarılıp sarmalamak istedim onu korkularından.
Nasıl da sarmaş dolaş hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim omuzlarında.
Lakin...
Vakit, ona da, bana da, zamana da geç kalmıştı bir hayli!
Ben ölüp ölüp, sabahına dirilmelere alışıktım lakin, o değildi.
Hiç yoktan af yemişliğinin rahatlığında koyverirdi kendini de,
Öylece ölüp giderdi!
Yine suçlu ben olurdum.
Hepi topu, hiç durmadan acıkan boğazı yüzünden,
Baldızının misafirliğine bile dahil edilmemiş bir misafirdi!
Oysa bana geldiğinde ne çay istemişti ne de kahve.
Farkındaydı üstümdeki haksızlığının!
Oturdu öylece koltuğun kenarına.
Nicedir beni değiştir diye yalvaran koltuklarımın oturuluşunu beğenmedi!
Üstün körü artık eskidiklerinden sebep değiştirmeye niyetli olduğumu,
Lakin gücümün yetersizliğini anlatmaya çalıştım ama dinlemedi!
Alınmadım.
Bugünlerde, hiç kimse, hiç kimsesini dinlemiyor zaten!
Dert sepeti gibiyim epeydir, dert güncelleniyor bolca ruhuma lakin,
Bir türlü çamaşır makinasında yıkanılmasına gerek duyulmuyor!
Dün...
Çocukluk arkadaşlarından en sevdiği ölmüş!
Kanserden.
Bugün gömmüşler!
Gözümün önünde acıdan zangır zangır titriyor...
"Cenazesine gidemedin demek?" diyorum.
"Buradan oraya mı, gitmek istemezdim ki zaten!" diyor.
Susuyorum.
Onun da kar altına gömülüş anısı varmış meğer!
Daha küçücük bir çocukken,
Karların ne kadar büyük olduğunu seyrederken,
Tahta evlerinin birinci katından zemine çakılmış!
Öleceğim sanmış boyunu iki arşın geçen kar altında.
Amcam gelip kurtarmış onu karları kürekle temizleyip,
Onu kucağında sobanın yanına taşımış!
Çocukluğunda oynadığı oyunları sordum sonra.
Fondip diye bir oyunları varmış,
Biri bir çukur kazar,
Buldukları en yuvarlak taşı sopayla o çukura sokmaya çalışırlarmış!
"Sizin bu fondip oyununuza özel alanlar yaratıp, çukurları uzatıp,
Bir sopayla o çukurlara o tek topu atmaya da,
Bazı insanlar milyarlar harcıyorlar biliyor musun!"dediğimdeyse...
"Niye ki bize köyde bedavaydı hep onlar?" diyor...
"Çünkü artık o oyunun adı golf!" diyorum.
"Sahi senin eben hala yaşıyor biliyor musun,
Bütün akranlarım, bütün arkadaşlarım,
Büyüklerim, atalarım sapır sapır ölürken." diyor!
Gülüşüyoruz durduk yere!
Köyün normal ebesi müsait değilmiş cenabet diye gelmemiş,
İkinci ihtimal olan ebem yıkanıp paklanıp gelene kadar,
Ben leğene düşmüşüm de göbeğimin kesilmesine ramak kalmış!
Çok ilenmişliğim vardır o anıma lakin.
Ebem yetişmeseydi anam kırk beş yıl öncemde solacaktı belki.
Gayrı umurum değil ki...
Kim kime ne kadar küfür saymış!
Buyurunuz efenim!
Kesin ebemin saçları yüz yaşında da olsa ıpıslaktır.
Pıt pıt dökülür yüzünüzün yumağına,
Bol bol sövünüz!
Cemre.Y.
Labels:
çare,
çay,
hıçkırık,
Hiç kimse,
kahve,
kanser,
kapı,
kenar,
korku,
küfür,
nicedir,
oysa,
sabah,
sonra,
umut,
vakit,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Nasılsın?
...Nasılsın?...
Nasılsın Gece?
Umarsızca tenhalarında yoğurduğun,
Yıldız yakamoz savurduğun çocuklarımız nasıl,
Sahi onları da,
Nasılsın Gece?
Umarsızca tenhalarında yoğurduğun,
Yıldız yakamoz savurduğun çocuklarımız nasıl,
Sahi onları da,
Ardına hiç bakmadan terk etmiştin değil mi!
Kısırlaştırıldım senden sonra,
Ki zaten bir daha da kimseyle kavuşturulmadım.
Arada bir...
Kısırlaştırıldım senden sonra,
Ki zaten bir daha da kimseyle kavuşturulmadım.
Arada bir...
Gök mavisi gözleri olan bir kadın uğruyor canımın kenarına,
Uzaktan uzağa öylece suskunca bakışıyoruz, hepsi bu!
Asıl sen nasılsın,
Uzaktan uzağa öylece suskunca bakışıyoruz, hepsi bu!
Asıl sen nasılsın,
Buldun mu aradığın karanlığı,
Yeterince batakta mısın?
Cemre.Y.
Cemre.Y.
Labels:
can kenarı,
çocuk,
gece,
Hiç kimse,
kadın,
karanlık,
mavi,
sonra,
sus,
uzak,
yakamoz,
yıldız
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
6 Şubat 2020 Perşembe
Hislerimi Kaybettim Hükümsüzdür
Boyunu aştığını görüyorsun.
Bir zaman sonra...
O duvarların gölgesinden,
Göğün maviliğini yeterince göremediğini fark ediyorsun.
Uzunca bir süre sonra da...
Tam geçmişi dünde bıraktığın o anda!
Depremler oluyor bir yerlerde,
Olmadık virüsler sapır sapır kırıyor insanlığımı,
Sanki ilk defa kar görmüş şehirmiş gibi,
Çığ üstüne çığ yağıyor üzerime!
Şehit haberleri üst üste al bayraklı tabutlara sarılmış.
Sonra yeterince ölmüş müyüm diye bakıyorlar bir an!
Uçak düşüyor.
Uçak üşüyor,
Bunca vakitten,
Bunca zamandan,
Bunca süreden sonra,
Bütün o görünmeyen kanlar,
Yaralı bir adamın anlından, burnundan akıyor,
Sonra durduk yere bir ihtiyar açıyor kapısını,
"Gel ısın!" diyor sana,
Seni tam da...
O kara kışın zemherisine,
Terk etmeden sadece bir akşam öncesiymiş gibi.
"Sahi ne değişti?" diyorsun kendi kendine!
Soramıyorsun tabi.
Lakin...
Saçı, sakalından yorgun, o da gitmeye meyilli, belli.
Ah bir bilsen içimden nasıl da sımsıkı sarılmak geldi.
Lakin biz hiçbir zaman,
Hiç şefkatli sarılmamıştık ki,
Bilemedim ki, nasıl bir şeydi?
Teşekkür ettim, evim beni beklerdi,
Üşümüştür şimdi, hemen evime gitmeliydim,
Oysa asıl şimdi en şefkatli şefkatlerle,
Hiç olmadığı kadar sımsıkı sarılmak vaktiydi,
Beceremedim!
Gücüm yetmedi!
Acelece evime girip, birkaç tuğla daha ördüm üzerime!
Yarın diye bir şey kendini tekrarlarsa,
Bir tutam mavi yeterdi lakin,
Bu gece şiir kadar bile acı yok!
Tıpkı bir zamanlar aynı böyle öldüğüm gibi.
Hislerimi kaybettim hükümsüzdür,
Ve bütün şiirler birer katildir.
Cemre.Y.
Bir zaman sonra...
O duvarların gölgesinden,
Göğün maviliğini yeterince göremediğini fark ediyorsun.
Uzunca bir süre sonra da...
Tam geçmişi dünde bıraktığın o anda!
Depremler oluyor bir yerlerde,
Olmadık virüsler sapır sapır kırıyor insanlığımı,
Sanki ilk defa kar görmüş şehirmiş gibi,
Çığ üstüne çığ yağıyor üzerime!
Şehit haberleri üst üste al bayraklı tabutlara sarılmış.
Sonra yeterince ölmüş müyüm diye bakıyorlar bir an!
Uçak düşüyor.
Uçak üşüyor,
Bunca vakitten,
Bunca zamandan,
Bunca süreden sonra,
Bütün o görünmeyen kanlar,
Yaralı bir adamın anlından, burnundan akıyor,
Sonra durduk yere bir ihtiyar açıyor kapısını,
"Gel ısın!" diyor sana,
Seni tam da...
O kara kışın zemherisine,
Terk etmeden sadece bir akşam öncesiymiş gibi.
"Sahi ne değişti?" diyorsun kendi kendine!
Soramıyorsun tabi.
Lakin...
Saçı, sakalından yorgun, o da gitmeye meyilli, belli.
Ah bir bilsen içimden nasıl da sımsıkı sarılmak geldi.
Lakin biz hiçbir zaman,
Hiç şefkatli sarılmamıştık ki,
Bilemedim ki, nasıl bir şeydi?
Teşekkür ettim, evim beni beklerdi,
Üşümüştür şimdi, hemen evime gitmeliydim,
Oysa asıl şimdi en şefkatli şefkatlerle,
Hiç olmadığı kadar sımsıkı sarılmak vaktiydi,
Beceremedim!
Gücüm yetmedi!
Acelece evime girip, birkaç tuğla daha ördüm üzerime!
Yarın diye bir şey kendini tekrarlarsa,
Bir tutam mavi yeterdi lakin,
Bu gece şiir kadar bile acı yok!
Tıpkı bir zamanlar aynı böyle öldüğüm gibi.
Hislerimi kaybettim hükümsüzdür,
Ve bütün şiirler birer katildir.
Cemre.Y.
Labels:
deprem,
duvar,
fark,
geçmiş,
gölge,
haber,
hüküm,
insan,
kara kış,
mavi,
sonra,
şefkat,
şehir,
şiir,
vakit,
zaman,
zemheri
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
3 Şubat 2020 Pazartesi
Yorgun
...Yorgun...
Ey benim yorgun yüreğim,Tüm gün insanların negatif enerjileri havada uçuştuysa!
Evine girer girmez at banyoya kendini,
Köpürte köpürte temizle hayatın pisliğini!
Ey benim yorgun ayaklarım, gün geceye karıştıysa,
Uzan şöyle sehpaya boylu boyunca bak keyfine, gece senin.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
2 Şubat 2020 Pazar
Vaat
...Vaat...
Sana sonsuzluğu vaat edemem çocuk!Sonsuzluğunda sonu gelir zira.
Lakin sana yeni baharlar vaat edebilirim,
Yeni mevsimler, yeni laleler,
Yeni umutlar, yeni hayaller vaat edebilirim.
Sararıp dalından uçmuş bir yaprak,
Kendini rüzgara teslim etse de,
Gün olup yere düşer bilirim lakin,
Bastığın toprağın gün gelip yeşilleneceğini vaat edebilirim.
Ha bir de unutmadan...
Seni, an'ı gelip ölsem bile hep aynı tavda seveceğimi!
Cemre.Y.
Labels:
bahar,
çocuk,
hayal,
lale,
mevsim,
rüzgar,
sevdiceğim,
sevdiğim,
seviyorum,
sonsuz,
toprak,
umut,
unut,
yaprak,
yeşil
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
1 Şubat 2020 Cumartesi
Yorulmadın Mı Daha?

...Yorulmadın Mı Daha?...
Ey benim yorgun yüreğim!
Gönlün her doğan güneşe gülümsese de...
İkindi vakitleri,
Kendini akşama teslim ettikten sonra,
Gecenin,
Gecenin,
Yalnızlığının yükünü çekmekten
Yorulmadın mı daha?
Cemre.Y.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Aşk Mı, O Ne Ki?
...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...
-
...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben... Ne zaman şiir kuşanacak olsam, Avuç içi kadar bir coğrafyaya, Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma! ...
-
...Öylece...Çekip Gitti... Biz! Birkaç güvercine mukabil razı olduk, "Sevdadandır." dedik. “İmkansızlıktan aşktandır” dedik. ...
-
…Gözlerin Diyorum Adam… Gözlerin diyorum adam gözlerin... Öyle b/akmasalardı yüreğime Şimdi böyle sana, Lal olabilir miydi dillerim... ...
-
...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni... Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni; Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak. Yol'unmuş ...
-
...Gözlerin Diyorum Kadın... Gözlerin...diyorum kadın... İçi cehennem dışı cennetken! Gözlerin diyorum kadın! Annem gibi, kızım gibi, ...
-
...Lal-ü Aşk... Sevgilim... Lal-ü aşk yüklü, Bulutlar geçiyor ömrümüzden. Sanki hiç! Mey dolu ağzından, Dökülmemiş gibisin En ıssız,...
-
...Sevgilim... Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim! Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan. Toparlanma öyle hemen, ben geldi...
-
…Misket… Çocukluğumun can kırıntılarında Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim, Bir kavanozda doluydu Ve mahallenin bütün kö...
-
…Adını İfşa Etme Gizli Yarim… Adını ifşa etme gizli yarim, Ola ki seni, ben gibi sevemezlerse... Sana da, bana da kıyarlar! Etme sakı...
-
...Gelsin Artık... Hani ikindi sonrası vakitlerde, Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü... Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü, Yür...













