namus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
namus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Haziran 2021 Pazartesi

Aldatmış

...Aldatmış...
Kimilerine, anasının günahı yok,
Nasıl çizsin doğurduğunun kaderini,
"Anası hariç, orrospu çocuğu!"dersin ya hani.
Kimilerine de, çocuğun günahı yok,
Nasıl yazsın doğrultulmasının kaderini,
"Gavatın tohumu!"dersin ya hani!
Nicedir de nicelerimle boğuşmaktayım ya yani,
Anam rahmetli, ne yazık ki, dünyanın en namuslu kadıydı,
Ben ve de dünyaya getirdiğim kızım gibi!
Babam şerefsizi desen,
Trilyonlarca kere aldatmıştı rahmetliyi,
Yer, gök aldatılış dolu yani, doğduğum andan beri...
Şimdilerimdeyse...
Bütün renklerime es vermişim, öyle derin bir aldatılış!
Neyim var, neyim yok beyaza boyuyorum!
Olması gereken bir renk varsa, olsun varsın, yer, gök,
Antik beyaz...
Cemre.Y.

23 Ekim 2020 Cuma

Sahi Çok Mu, Mutlu Musunuz Şimdi Yani!

...Sahi Çok Mu, Mutlu Musunuz Şimdi Yani!...
Ömrümün birçok yılını unutmaya koşullandığımdan beridir,
Ömrümün birkaç yılının taze anılarını da unutur olmuştum.
Durduk yere, hiç olmayacak yerde bile...
Aslında çok da önemi olmayan bir şeyi,
Sadece gerektiği anda hatırlayamadım diye,
Yüzüme koca bir şamar gibi inen,
Şakayla karışık…
"Ne çabuk unutuyorsunuz!" cümlesi asılıyordu.
Unutmaya çalıştıklarım yüzünden,
Hatırlamam gerekenleri de unutur olunca!
Yüreğime bir es çekip...
Beynimin kıvrımlarında dolanmaya başladım yeniden.
Lapa lapa yağan karlar soğuktu,
Tahta beşiğim kapıya atıldığında.
Tek gözlü evin ocağı çoktan sönmüş,
Aylardan zemheriydi.
Toz kaplamış yeni dehlizlerin kilitlerinden birini açınca...
Yağmurlar hep çamurluydu,
Çoğunlukla...
Lağım basardı bodrum katındaki kapıcı dairelerimizi.
Annem pembe bir hayale dalıp nihayet kiralık bir daire tutunca...
Bizden çok, bizimle büyüyüp evlenecek kardeşinin,
Eşiyle ayrı bir odaları olmasını dilediğini düşünemedik tabi!
Annem sevdiği adamları hep kıskanırdı!
Akrabalık derecesine bakılmaksızın,
Ondan başka hiç kimse, o adamı,
O kadar çok sevmesin isterdi sevdiğini!
Olmadı tabi!
Hiç yoktan bir arsa aldı keşfedilmemiş diyarlardan birinde!
Hiç yoktan, ev, yurt kurdu kendine.
Bizi de oraya "Ev!" diye sokuşturdu.
Olmadık tabi!
Çok geçmeden her birimiz bir başka diyarlara dağıldı.
Beynimin süzgeçlerinden geçerken...
Durduk yere, hiç olmayacak yerde bile...
Evliliğimin ilk zamanlarına rastladım.
Annem… (Kayınvalidem)
Babam… (Kayın atam)
Ve yeni kardeşlerim… (Kayınlarım)
Bir de sevdiğimdi işte!
Ondan önce başkaları alamadan…
Namusumu, nikahımı, doğmamış çocuğumu teslim ettiğim, sevildiğim.
"Ne çabuk unutuyorsun!" diyorlar bana!
Oysa ben...
Benden öncekine gitmek için,
Çok da beklemediğini de çabuk öğrenmiştim.
Oysa ben...
Daha, doğumhane kapılarında sancılanırken öğrenmiştim,
Aldatılmışlığımı, terk edileceğimi!
Sonrası sıkı bir pazarlık işte hani şu filmlerdeki gibi!
"Kızım olmadan asla!" demiş, başka da cümle etmemiştim.
Tam tamına on altı yıl...
Her gece...
Gözümü geceye yummadan önce ben...
İstisnasız her gün, en çok, onu sevdim, sadece onu!
Oysa onun bütün günlükleri beni suçluyordu hep...
Onca yıl sonra tekrar sevip, sevilmiş,
Tam da evleneceğiz, yavruma bir kardeş getireceğiz derken,
Hayallerimin ortasında aldatılmıştım yeniden!
İşte...
Tam da...
O günlere gelmişti onun, en buhranlı ergenlik hırçınlıkları!
İkimizde artık, birbirimize yetemiyorduk.
Bu çok belli!
İkimizin de yangının tam orta yerinde...
"Annen,
Ne zaman terk etti seni?" cümlesi çınlıyordu kulaklarımızda.
Benim annem, bebekliğimden terk etmişti beni!
Bense onu...
Çaresizliğimin en çaresiz zamanında…
Yetememezliğimin...
En yetimsiz zamanında!
O zamanlar!
Ne o beni tam anlayabilirdi, ne de ben onu.
Onu tam anlamak için biraz daha mutlu çocuk hayaline bürünebilirdim.
Ben...
Bir an önce büyüyüp sırdaşım olmasını bekledim,
O...
Tam da büyümeye meyilliyken,
Benim ergenlik yaşlarıma dönüp,
Onunla saçma sapan kız kardeş kavgalarına bürünmemizi.
Olamadık tabi!
Nihayetinde...
Yazıların rengi olduğu kadar,
Renklerin de yazısı vardı ne yazık ki!
Sonra zaman dondu.
Hiç olmadı olması gerekenler.
Ölen, rahmetli anam oldu, kalan hiç kimse!
Barıştık, dost olduk, akran, hatta yaren.
Lakin konduramadık ömrümüzdeki o gedikteki,
Bütün boşluğumuzun yokluğuna ait bir kimse!
Ey insanlık...
Şimdi, bütün ömrümün,
Her saliyesini sayan,
Zaman sayaçlarını dahi hatırlıyorum!
Artık, unutmuyorum,
Sahi çok mu, mutlu musunuz şimdi yani.
Cemre.Y.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Olmadı Yani

...Olmadı Yani...
Ve bütün o ağulu şiirlerin o kırılgan çocuğunun,
Bütün öc'ü alındı.
Soy'una eril kişiliğini...
Soy'unun daha küçümen yaşında dirilten herif!
Çığlık figanı tam tamına kırk yıl sonra tam duyuldu!
Mesele namustu!
O gün de...
Bugün de pişman değilim hakim bey!
Sen değil miydin ki...
"Madem ki,
Tecavüze uğramamış bekareti tastamam,
Çocuk bu!
Kabus da görmüş olabilir!" diye o günün kalemini kıran!
Boğazımda bir yumru öyle böyle de değil ha!
Hani ne yukarı, ne de aşağı denilen bir tıkanıklık gibi.
Bunca yaşımın vicdanı olmasa…
Küçücük bir kız çocuğunun babasızlığı gelir aklıma!
Olmadı yani!
Yine olmadı.
Olamazdı da.
Cemre.Y.

8 Ağustos 2019 Perşembe

Kestik

...Kestik...
O, bu, değil de...
Sen hiç...
Bir tek kadının bari!
Saçlarını dizlerine kadar olmasa da,
Hani öldüğünde bari,
Çırılçıplak kalacak göğüslerini,
En namusundan örtecek kadar uzatmasını sağladın mı?
Misal bir kere olsun, bir an bile,
Saçlarına kadar canı yanmasın bir kadının içi!
Aynalara her baktığında
"Artık değişsem mi acaba yine?" diye düşünemesin mutluluktan.
Senin onları taradığın anlara kıyamasın misal!
"Yok!" değil mi?
"Hiç yok!"
Öylesi bir mutluluk yok bu dünyada.
"Kestik!"
...
Cemre.Y.

29 Mart 2019 Cuma

Neyse Ya Neyse!

...Neyse Ya Neyse!...
Yaza çoktan razı bahar çocukları oynaşıyorlar sokağımda,
Heyecana karışmış sevinçli sesleri çığlık figan,
Ya seksek oynamakta.
Ya da ellerinde rengarenk bir topaç fırıldatmakta,
Ya da kızlı erkekli masumlar en çok yakan top oynamakta.
Yahut sek sek oynamakta birileri birileriyle!
Mahallenin en yeneni de artık ütmekten bıktıysa
Dolu dolu durup duran misket kavanozlarından da.
Geçenden de...
Bir tastamam gelemeyenden de...
Sorgusuz gelenden de...
Gidenden de...
Kalamayandan da!
Yürek bu.
Sonunda soğur!
Sen dur öyle,
Duyma, görme, sevme, sevilme öylece kal,
Aman eksilir narsistliğinin yalnızlık durağını aman terk etme.
Ölürken gülümsersin sana hiç takılmayan namus madalyalarına!
Geldi mi, görmedin mi,
Seçti mi, seçtin mi, sevdin mi yoksa sevemedin mi neydi,
Geçti mi geçen.
Haberin olsun seçtiğim o yalnızlığımın taaa!
Sahi bitti mi?
Bittin mi, yoksa bitirildin mi!
Neyse ya neyse!
Sarıl bari yine kendi omuz uçlarına.
Cemre.Y.

13 Kasım 2018 Salı

Değer Di

...Değer Di...
Ömre dair bana yakışan ne çok başlangıç kaçırdım ah!
Ne çok da bitiş'e de, biten taraf olmaya hiç yakışmadığım gibi.
Ne çok gönül yorgunluğuma denk geldi de olmadı olasılıklarım,
Ne çok gelecek umutsuzluğuma denk geldi de olmadı kararsızlıklarım.
Ne çok "Hayır!" çektim, "Evet!"lerim birkaç adetken.
Ama en çok...
İmkansız'ın imkansız hallerine, ne çok gözyaşı dökmüşümdür kim bilir?
Üstelik, madalyam filan da yok ha dürüstlüğüme, namusuma dair!
Arada bir gün geceye karışınca,
Kendi kendime konuşurken yakalıyorum kendimi.
Penceremi açıp yıldızlara bakıyorum uzun uzun.
Tek bir kelime edip,
Sigaramın dumanını yıldızların yüzüne üfleyip soruyorum kendime!
"Değdi mi?"
Yüreğimin içi kavruluyor ama cevabımı duyuyorum içimden,
"Aşk'ı, sevda'yı, yürek içinin kalp atışını çokça biliyorsun en azından,
Her şeye rağmen!
Değer di!"
Cemre.Y.

12 Ocak 2018 Cuma

Şiir Bitti

...Şiir Bitti...
Şiir bitti.
Artık roman yazmak vakti.
Artık romanıma başlamalıyım!
Yürek yine şiir isterdi lakin!
Artık...
O rüzgar,
Aynı meridyenden aynı esmez.
Artık bir daha da belli ki!
Belli ki şimdi...
İşte tam da şimdi!
Artık...
Müslümanım diyen ama yüreği,
Namüslim haçlı vicdansızları da
Affettim.
Kendimi de dahil,
O kadınları
Aşk-a meftun edip
Birer birer…
Hepli toplu mezarlarda,
Öldüredim elbet!
En azından…
Namusumu kurtarmış olmanın gururuyla
Yaşıyordum hala ama!
Sanki fazlası gerek.
Hissetmiyorlar zira.
Anlayamıyorlar!
Namus...
Sadece bacak arasından yitirilmiş bir hezimet değildi.
Namus beyinden geçen her ihanetli hayalin kabusuydu.
Siz...
Hepiniz hayallerinizle boğulunuz!
Oturup düşünce çakıllı şapkalarınızı önlerinize koyunuz!
Taşlarınıza iyi bakınız.
Hanginiz tam doğrusunuz?
Belki orada bir yerlerde bulursunuz cevapsız soruların,
Vicdana en huzurlu cevaplarını!
Yaradan yarattığını,
Daha cehennemlik olamayacağını ilan ettiği yaşta...
Ölürse cennetlik, günahsız yavrucak dediği yaşta.
O adamın o kirli ellerinin tacizine neden izin verdi?
Zira ben bu hayatta yoktum...
Yokum!
Hatta hiç doğmadım.
Şimdi zaman...
Roman yazmak vakti!
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

O, Rab Neredeydi

…O, Rab Neredeydi...
Bugün Allah için ne yaptın?" diye sordum kendime!
Onu affetmek için çabaladım mesela.
Sonra kendi kendime düşündüm yine,
Bazı babalar, bazı evlatları hiç hak etmiyordular. 
Ama nedendi, onun sperminden dünyaya gelişim? 
Sadece dünyaya gelişim miydi varlığı?
O, küçümen kız namusunu,
Babasına karşı bile korurken,
O, Rab!
O sıra neredeydi?
Cemre.Y.

14 Aralık 2017 Perşembe

Etme Kendine

…Etme Kendine…
Sendelerim, yıkılıp düşebilirim,
Yeri gelir emeklerim ama asla sırtıma bastırmam aga!
Canımın hamuruna çamur atmaya çalışırken dikkat et bence!
Daha önce de denediler de
Şimdi kendi pisliklerinde kendi boklarını kurcalıyorlar!
Benimi hayatım boyunca olduğu gibi
Herkesin gözlerinin içine bakacak
Yüzüm de, gururum da var!
Ya senin?
Yaptığım yaşadığım hiçbir şeyden ki basit hatalar olsa bile!
Pişmanlık duymayacak kadar asil oldum hep!
Ya sen?
Attığın iftiralar…
Bir gün gelir seni paçalarından yakalar!
Benim evladım hayatımız boyunca olan biten her şeyimi bildi,
Kızıp annelik ettiği zamanlar olsa bile
Yüzüne bakabilecek kadar namus oldum ona!
Ya sen?
Şimdi istersen sen…
Ben her yerde konuşmaya başlamadan önce…
Sabrımın taşıp da senin bütün kırık yamalarını ortalara sermeden önce
Kapa çeneni de artık sus istersen ve siktir git hayatımdan.
Yazık etme, ettirme kendi kendine.
Cemre.Y.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Namus

...Namus...
Bütün rüyalar...
Sadece tek bir gece boyunca sürer!
Sabaha gün doğar, hatırlanmaz bile çoğu!
Ben...
Bütün bir hayat boyunca...
Hiç kimsenin,
Rüyası olmamak için
Direndim...
Hepsi bu!
Yoksa yoktu hiç kimseyle bi derdim.
Alnım ak,
Başım dik,
Çeneminse…
Yutkunulamamış
Hiçbir hikayesi yarım kalmasındı
Boynuma ağır gelip, bükülmesindi,
Hepsi buydu!
Sahi…
Neydi adını kondurup kondurup
Aslan kesildiğiniz?
Sadece akraba bağlarınıza kondurduğunuz!
Namus mu?
Benim kumbaramda çoktu, isteseydiniz öğretirdim!
Dileseydiniz öğrenirdiniz…
Ama bak söyleyeyim sonu epeyce bir yalnızlık!
Cemre.Y.

Hala Kötü Adamlar Yaşıyorlar


…Hala Kötü Adamlar Yaşıyorlar…
Siz!
Milletler ve milliyetler uğruna
Kırın geçirin bir birinizi...
Ben...
Ne vakit bu şarkıyı dinlesem...
Kapı önünde annesi gelecek diye bekleyen
Henüz altı yaşımdaki o kız çocuğunun çocukluğundan başlıyorum,
Geçmişimin, yeterince tam gelememişine!
O gün bugündür...
Hala kötü adamlar yaşıyorlar
Benle birlikte...
O da hala yaşıyor annem!
Bir gün öylece...
Hani öylesine...
Ziyan edebilmelerine beni...
İzin verdiğimde mi öleceğim ben de anne!
İzin vermiyorum hala işte!
Namusum hala canlı bomba
İnat değil mi!
Vursunlar beni de!
Ondan başlayarak,
Zincirleme ölürüz de
Ben hala kız kalırım ha anne!
Cemre.Y.

1 Aralık 2017 Cuma

Ön Yargısız İnfaz

…Ön Yargısız İnfaz..
Hiç tanımadın beni...
Hiç merak bile etmedin,
Kimdir, nedir, nasıl biridir diye...
Sen ve onun arkadaşları, hatta bütün çevresi,
Sevdiğinizi, karındaşınızı koruyordunuz güya
Acımasız sözlerinizle beni yargılarken,
Ben hep susuyordum,
Başım önde" Kendilerince haklıdırlar" diye.
Yaşadığım kaderi ben seçmedim,
Kadere inanıyorsan eğer,
Biliyorsundur, Ahzap suresi 38. ayetinin
2.cümlesi der ki "Allah'ın emri mutlaka yerine gelecek
Yazılmış bir kaderdir."
Dedim ya ben seçmedim kaderimi,
Senin de, annenin de, babanın da seçemediği gibi…
Ben seçmedim anamı, babamı ailemi,
Hatta ilk eşimi, ilk sevdadır sandığımı da ben seçmedim.
Sevgiye acıkmıştım bir hayli, o geldi, ben cahildim,
Bilemedim onun beni aslında hiç sevmediğini.
Ve hatta yıllar sonra da yeniden
Evlenmek istediği için ayrıldığı kadını
Benimle aldatmak isteyecek kadar
Sonradan seveceğini.
Bilemedim anam sandım, babam olamayan baba sandım onu.
Ona sarıldım, onunla tutundum hayata.
İşte sırf o yüzden ve kızım için
O da pişmanlığım değildir benim.
Bir kez olsun merak etseydin anlatırdım sana hayatımı.
Belki bir film senaryosu yapardık.
Seçtiğim tek şey, bana yaşam pınarım olan kızımdı.
Onu ben seçtim işte,
Pişman da değilim asla!
Oysa ben seni hiç tanımadan sevdim,
Çünkü sen sevdiğimin sevdiğiydin,
Çünkü sen ve ailen onun değerlileriydi,
Zaten bana da bu yeterdi.
Çünkü benim sevdiceğim
Sizin daha iyi olabilmeniz için,
Sizin evlenebilmeniz için çırpınıyordu,
Çünkü benim sevdiğimin
Yüreği eziliyordu, size istediğiniz gibi
Bir hayatı sağlayamadığı için.
Benim sizi sevmemem demek ona ihanet olurdu.
Peki sen, sen neden ihanet ettin kardeşine.
O beni seviyordu ve sadece bir tek,
Ve belki de en önemlisi senin desteğini arıyordu.
Sen onu, onun seni sevdiği kadar
Sevmiyor muydun ki beni hiç sevemedin....
Hiç anlamaya çalışmadın belki bizi,
Belki sevgiye bile inanmıyordun sen!
Bizim de mantığımızın olmazları
Olamayacakları vardı elbet ki
Zaten oldurmadılar ya,
Şimdi biten bir sevdanın ardından yazıyorum sana.
Ben seni hiç yargılamadan,
Sen nasıl idam ettin ki beni,
Nasıl kıydın ki bana!
Ciğerimin çiziğine,
Kanayan kanaması durmak bilmeyen yarama,
Kardeşine nasıl kıydın...
Onu da ben seçmedim mesela....
Her şey öylesine, öyle çabucak gelişti ki!
Sanki kanserli bedenleriz,
Sanki bir buçuk sene biçilmiş
Ömrümüzden sadece.
Çok çok, çabucak yaşayıp
Öldüreceğiz yüreklerimizi.
O, sırf başkaları öyle uygun görüyor diye
Başka hayatlar yaşamaya gidecek,
Ben, belki unutabilirim diye
Başka ümitler yeşertmeye çalışacağım,
Yaradan yamalıklarla dolu yüreğime.
Hiç bir şey söyleme sakın bana
Ama istersen, kaldıysa hakaretin
Sevdama saygıdır, et, susarım ben!
Yine de ben sevdim işte seni,
Yüreğimin çiziğini hala sevdiğim için,
"Onun bütün sevdikleri benimdir" dediğim için.
Ne zamandır söylemek istedim sana bunları.
Ama öyle olmalıydı ki,
Senden yardım dilenen değil,
Belki yardım eden olmalıydım.
Belki bundan sonraki hayatında
Bir restorana gittiğinde ve yemek geldiğinde,
Tadına bakmadan tuz atmazsın.
Olur ya ön yargı duvarlarını aştığında,
Gereksiz yere belki de tam tadında bir yemeği,
Çok tuzlayarak ziyan etmezsin.
Biz bittik artık, kim olmak istiyorsa,
Varsın mutlu olsun.
Şimdi onun bir yanı yarım, benim her yanım.
Anlamadın değil mi?
Onu çok sevdim.
Bu çok kelimesi bile o kadar az ki.
Çünkü o benim ikinci ve en güzel doğrumdu.
Biri kızım, biri o....
Bu kadar yıllık hayatımda
Yüreğimin sadece iki çiziği oldu benim
Ve ne hikmettir ikisi de her daim kanamakta…
Çünkü artık yokluk duygularımı
Aramadım, bulmadım onda ve kızımda.
Çünkü ben, onda hesap kitap yapmadım,
Neyim varsa onundu, neyi yoksa, ortaktık.
Çünkü ben pazarlıklı bir aşk
Hiç yaşamadım ömrümde...
Çünkü ben, "Sana en lüksünden bir daire,
Araba ve bankada istediğin kadar para!" diyenlere inat,
Sırtımda taşıdım yirmi beş kiloluk kömür çuvalını,
Buzdan yuva olmuş evime yıllarca....
Ve öyle canım yandı ki...
Yaktım, yaktım da ısınamadım o kömürlerle.
Öyle canım yandı ki,
Önümde duran son model arabalara binmezken
Fırtına, boran altında saatlerce otobüs beklerken…
Ama her zaman başım dik, alnım ak oldum....
İstemedim mi sanıyorsun.
Herkes işten döndüğünde sıcacık çorbasıyla karşılanırken,
Kaynamış değil, ılık bir su bari bulabilmeyi...
Ama satmadım hiç kendimi üç kuruşluk rahatlık uğruna…
Sen bunun nasıl bir duygu olduğunu anlayabilir misin?
Ben onu, yoklarıyla, yokluklarıyla sevdim yani.
Belki sen eşini bile öyle sevemezdin,
Tınmazlar'ın ilk prensesi...
Dedim ya şimdi artık bitti.
Günümüz doldu on gün önce....
Yatırdılar bizi bir sal'a, benim cenaze namazımı kıldınız.
O gitti bilinmeyenler ülkesine....
Size göre namuslu,
Size göre dokunulmamış,
Size uygun birini bulmaya.....
Halbuki hiç kimse onun dokunduğu gibi dokunmamıştı bana.
Halbuki o kadar çok ilklerim vardı ki onunla.
Ama onun bilmesi yetmezdi,
Sizin kitaplarınıza uygun bir karakter değildim ben.
Halbuki ben başka bir kitaptım,
Bir merak edip alıp okumaya çalışsaydınız kesin severdiniz,
Ne fayda artık!
O gitti, sizin ona tam layık sanacağınız bir hayat bulmaya.
Dedim ya siz,
Aslında,
Onun sizi sevdiği kadar hiç sevmediniz onu.
Ben bile sevdim sizi de
"Gitme" diyemedim, yüreğimin atışına.
Şimdi tek cümle kaldı geriye....
Asillerden jüri üyesiydin amma
Hiç tanımadın beni,
Peki nasıl idam ettin?
Belki siz hiç sevmediniz onu
Onun sizi sevdiği kadar
Öyle ya sizin istediğinizi yapmaya gitti,
Yüreğinin değil.
Gitti...
Bittik...
Cemre.Y.

6 Kasım 2017 Pazartesi

Ayna

...Ayna...
Aynadaki yüzümüz gülümsüyorsa bize hala!
Hala çenemiz dik,
Alnımızsa çalınmaya hazır karalara rağmen,
Apaksa hala…
"Aferin" bana, sana, bize.
Cemre.Y.

5 Kasım 2017 Pazar

Tecavüzcü Beyinler, Her Yerdeler

...Tecavüzcü Beyinler, Her Yerdeler…
Ömrümün labirentler dolusu,
Yorgun patika yollarında
Yerle gök de beraber olmak üzere,
Tam altı duvarı birden,
Üzerime üzerime çöküp dururlarken,
Çokça aradım o asfalt yolu ben.
Cangılların huzur yüklü bungalovlu
Mavi bataklığından ilk kaçabildiğimdeyse,
Henüz altı yaşındaydım.
Annemin anlatıp durduğu,
O yokken gelirse,
Olabildiğince kaçmam gerektiği,
Kabuslu canavar
İlk kez yüklenmişti, omuz başlarıma…
Küçücüktüm daha.
Yüreğimin başucunda,
Bir ömür boyu silinmeyecek
Koca bir yarayla
Başarmıştım işte kaçmayı.
Az gittim,
Uz gittim ama
Dere tepe hiç düz olmuyordu bana.
Annem bir kere daha gitti sonra,
İlk kabuslu canavarımı da alıp,
Çok ağladım ardından anamın.
Sustum sonunda ama...
Ne de olsa kardeşim vardı yanımda.
Köyümüzün merasında,
Kardeşimle sırt üstü uzanırdık çimlere,
Bilseydiniz nasıl da güzeldi.
Ellerimiz ensemizde...
Altımızda çimenler sıcacık,
Birer kaz tüyü yataktılar sanki.
Üstümüzde binlerce hayal yıldızı yorgan gibi.
Hayallerimizi hatırlamıyorum acaba neydi?
Şimdi...
“Ne zaman,
Hiçbir şeye bedelsiz en mutlu oldun?” deseler,
O gündü derim.
Sonra kardeşimle beni de ayırdılar ayrı köylere.
Daha, o gece, bir kere daha geldi,
Koyun kokulu yorganlar ardında
Uyuyamıyorken ben,
Uyudum sanıp dokundu tenime elleri,
Annem “Ölsen bile bağır!” derdi hep
Nedeni anlamazdım.
Ölmekten korkmadım da,
Bağırırsam, annem hemen gelecekti
Söz vermişti!
Bağırdım, herkes geldi.
Annem hemen gelemedi.
Çok dövdüler beni, kimseye söylemeyeyim diye,
Burnumdan akan kanın ilk tadı,
O günde saklıdır hala!
Nefret ettim sonra hep
Annem gibi olamayan bütün adamlardan!
On sekizime üç gün kala,
Bir yol ayrımındaydım hayatımın,
Beni bütün labirentlerimden çekip alacak,
Apayrı bir dünyaydı benim için,
Gidecektim adını bile
Sonradan öğrendiğim o ülkeye,
Öğrenecektim artık bilmediğim ne varsa
Gavur ellerinde gavur kocaya varırım diye
Son anda vazcaydılardı göndermekten
Hayat akıp geçerken
Yıllar yılı evimden koruduğum namusumu
Sevdim sandığım o gence hediye etmiştim çoktan
Telli duvaklı gelin olurken ben
Annem hem ağlıyor hem teneke çalıyordu ardımdan
Gittimse de geri döndüm annem,
Mutlu muydun, ben yaprak gibi direnirken hayata!
Cemre.Y.

31 Ekim 2017 Salı

Gözler Var

...Gözler Var...
Gözler var, göz üstüne hamur eder,
Gözler var, söz üstüne çamur eder!
Ben hamuruma çamur sürdürtmem aga!
Başka kelama gerek yok sanırım.
Cemre.Y.

9 Eylül 2017 Cumartesi

Masallar

…Masallar…
Beni bazen çay bile sarhoş eder..
Bazen..yutkunamadığım tek damla su bile!
Hiç kimse, hiçbir zaman
Adam gibi sarmadığı için olsa gerek…
Denerim...denemeye çalışıyorum..
Yetmiyorum işte! 
Yetemiyorum gül damlası kızıma! 
Yetebilirim biliyorum feda edebilsem, ona bila bedel olsa da, 
Feda edemem ki kendimi ve namusumu! 
"Hamur meselesi, hamurum bu değil!"derim.
"Kendiciğimi kimselere bedel satmadım! 
Sa-ta-mam!" derim de sen bunu da anlayamazsın.
Hiç kimse anlayamaz! 
Ben burada elektrik sobasıyla avunur..
Ben burada battaniyemle sarılıp donarak!
....
Amma! Bizim hala alnımız ak…başımız dik! 
Çenelerimiz yukarıda
Varsın titriyor olsun soğuktan, 
Ben varım, o, sana sadece masallar anlatır uzaktan!
Cemre.Y.

Hakkım Helaldir


…Hakkım Helaldir…
Bana;
"Hayatına olumsuz dokunan herkesi ama herkesi,
Nasıl affedebildin ki yürekten?
Gerçekten mi affettin yani? diyorlar ya!
Gülümseyerek;
“Evet, hepsini yürekten affettim.” diyorum şaşırıyorlar,
Sonra da “Peki hayatına olumlu dokunup, yıkıp gidenleri?
Ya da tam tersi...
Onları da mı gerçekten, yürekten affettin ki?” diyorlar,
Daha da güzel gülümseyerek;
“En ilk onları affettim zaten.” diyorum,
Açık kalan ağızlarını kapamayı unutuyorlar.
Küçük bir hikayemi anlatıyorum onlara, başımdan geçtiği esnada,
Hiç de anlatırken ki gibi bakamadığım, oysa bunca yıl sonra,
Başka başka bakış açılarımdan
Gerçek hikayelerimden birini anlatıyorum.
Bir roman sayfasını,
Sesli okuyor muşum gibi hayretle dinliyorlar,
Sustuğum andaysa
Belki biraz olsun anlak zekaları çalışıyor ama sonunda yine de,
İlle de “Ben olsam affedemezdim.” diyorlar.
Bugünlerde ki affetmelerime dair, bir hikaye daha o zaman;
Yıllar yıllar önce, yüzyıllar öncesinde;
Aşklar, sevdalar, yanılıp şaşılmalar,
Es kazalar, bu kadar dile düşmezden,
Aldatma ve aldatılmalar bu kadar ayyuka çıkmazdan önce,
Henüz, her şeyler saman altından yürütülmekteyken,
Eşinden, sevdiceğinden henüz boşanmış bir kadın vardı,
Saman altında bile su yokken üstelik, ona göre çaresiz
Boşanmadan bir yıl öncesi,
Hatta ondan öncesi bir mazileri bile vardıydı!
Kadın, sonradan öğrenmiş hepsini çok sonradan.
İş işten geçip “Mademki bunca yıl savaşım bu,
Gerekse uğrunda recm etsinler beni,
Hiç değilse namus meselelerine değsindi.
Neyim var neyim yoksa sevdiceğim alsındı madem.” dediği günlerde,
İlk karanlıklarını almıştı aldatılmanın.
Pes etmedi.
Edemedi.
Mademki ölümü göze almıştı ona ait olmakla, ölümü tercih edebilirdi!
Ö-le-medi!
Bir kavanoz kan pıhtısı içinde,
Sabaha kadar çığlık atıp avazlamamak için,
Kollarını ısıra kanata banyolarında mavi bir leğene düşürdüğü
Henüz iki aylık bebeğini, artık ölü bir bebeyi,
Peri’sini (Doğsaydı adını Peri koyacaktı.),
Bembeyaz dantellerle dolu çeyizlerinin arasında sakladı ailesinden.
Sevdiceğinin ailesi zaten biliyordu,
Kadın da biliyordu başa gelecekleri.
Onu en son doktora götürdüklerinde,
Kadının hastaneye yatması gerektiği,
Bebeğin ana karnında ölüp,
Kadını zehirleyip öldürmeden alınması gerektiği söylenmiştiler zaten!
Kadın, ailesi duyacaksa o öldükten sonra duyulsun madem diyerek
Kabul etmedi hastanelerde ailesiz yatmayı.
Zaten nikahına da şunun şurasında sadece üç gün kalmıştı.
Varsın ilk bebesi, o, madem onlardan artık gitmeyi seçmiş bari,
Evliliğin ilk günlerinde onunla beraber yok olsundu.
O, anasına hep söz verdiği gibi o evden ak gelinliğiyle çıkacaktı.
O sabahı, bembeyaz gelinliğini giydi, içinden içeri kanlar fışkırır,
Hiç kimse görmezken, herkesine ayrı ayrı gülümsedi.
Bir bilseniz o veda anı...
Ömrü boyunca olacak tek en acı gülümsemeydi.
Daha önce ve daha sonra hiç kimsesi böyle ölmemişti.
O, izin vermemişti ve bir daha da asla izin vermeyecekti.
Vedalaştı ama ailesinden ayrılmıyordu.
Ailesi zaten bir kavanozun içinde çeyizleriyle arka bagajın içindeydi.
Herkesle vedalaştı.
Yanında olan, olmayan, olamayan, olmak istemeyen herkesle!
Sadece babasının elini öpmedi.
O, ana evinden
Öylece apak gelinliğiyle çıkarken, sadece tek eksiği vardı.
Belinde babaların taktığı kırmızı kurdelesi yoktu.
Söyleseler de taktırtmadı.
Kırmızı, o babaya inat, onca yıl saklamayı becerip de saklayıp,
Sevdiceğine sunduğu, kendine yaraşır bir namus kaybı biçtiği,
O evleneceği adamda ve apak gelinliğinin içindeydi.
Kırmızı, apak dantel çeyizlerinin içinde sarılı ölü bir kavanozdaydı.
Al kırmızı kurdeleliydi hepsi, hiç kimse de görmedi.
Son anda anası sarıverdi beline kızının namusu kan kırmızı kurdeleyi,
Anası kızına sarıldı,
Hiç tecavüze uğramamış kızı apak gelinliğiyle,
Anasını gururlandırarak evden çıkıyordu,
Keşke bilebilseydi anası o gün,
O kızın içinin camlarının hepsinin birden kırıldığını!
Keşke anlatabilseydi kızı,
Akrabasına tercih diye sevdim sandığını!
Kadın evinden sıyrıldı.
Gitti ve evlendi.
Oysa, o nikah memuruna,
O sabah “Hayır!” diyebilirdi.
Çekip gidebilirdi ya da ölebilirdi!
Susmak!
Kaderine razı gelmek kadının kendi tercihiydi.
Sonra objektiflere bilindik göz kırpışlı mutluluk fotoğrafı gülümseyip,
“Evet!” dedi.
Sevmeye devam etmek onun tercihiydi.
O gün Peri’yi affetti.
Eylül geldi sonra...
Sonra, öteki kadın, ilk kadın pişman oldu terklerinden,
Bizim zavallının yerine kadının biricik eşinin yamacına yine, yerleşiverdi.
Aylar sonrasında bir gece vakti aniden yuvalarına bile geldiler hatta el ele!
Konuştular...
Konuştular....
Konuştular ama en son
“Biz şimdi gideceğiz el ele.” dediler.
Kadın sustu.
Susmak kanının kendi tercihiydi,
Bu sefer de vazgeçişleri kadının kendi tercihiydi,
Bu sefer, kızına bedeldi.
Onları ve o gecenin bir yarısı el ele giderlerken,
O son balkonundan ağladığı anı affetti.
Başını bağlayıp kapanmadı ama
Tam beş yıl yüzük parmağında durdu o alyansı.
“Rahat bıraksınlar beni!”d iye.
Bir gün bir minibüs şoförü sarktı.
Kadın çıkışarak yüzüğünü gösterdi.
Adam daha da pişkin
“Nolmuş bende de var, daha iyi ya yapışmazsın bana!” dedi.
Kadın o gün sustu.
Susmak onun gideceği yere varabilmek için
Başka yol parası olmamasına bedel tercihiydi.
Minibüs şoförünü affetti.
Hatta ömrü boyunca bütün yollarına çıkıp
Ona sarkan bütün arabalı insanları da affetti.
Ertesi gün alyansını sattı.
Kızına en güzel elbiseleri, en güzel oyuncakları satın aldı.
Kızı büyüdüğünde hiçbiri nasılsa hiçbir yerde olmayacaktı.
Bir gün öylesine yoğun çalışırken
Bir yandan oradaki adamla dertleşirlerken.
Adam birden
“Ben artık hayatıma bir renk istiyorum arkadaşım.” dedi.
Kadın anladı.
Durdu.
“Peki rengin ne?” dedi.
Adam sustu.
Sonra aniden “Çok zor kadınsın çoookkk!
Ya aptalsın ya da fena zeki.” dedi.
Kadın sustu.
Susmak kadının işine tercihiydi, adamı affetti.
Aradan tam üç yıl daha geçmişti.
O yıllar boyunca, ömrü hayatı boyunca bir küçük kardeşi dışında
Ona sadece ve sadece bir tek insan gözlerinin içine bakıp
“Sahi nasılsın?” diyordu.
Kadının işi başından, derdi kederinden çoktu
Bazen onu bile kandırmaya çalışıyordu.
Mutsuzsa bile “İyiyim.” diyordu.
Kadın yalan söylemeyi hiç ama hiç beceremiyordu.
Adam yalan olduğunu anlıyordu hemencecik.
Kadın gözleri gülerek “Gerçekten iyiyim, ya sen?” diyene kadar
Her saat başı, hiç bıkmadan soruyordu.
Kadın bir gece bir rüya gördü.
Adam o rüyada kadının eline ilk defa dokunmuş
Ve kadının elinden alevler çıkmıştı.
Ertesi gün ve iki ay boyunca kadın kendini yeminine sadık kalıp
Yasaklara aşık olmadığını ikna etmekle geçirdi.
Eridi.
İki ayda tam otuz beş kilo vermişti.
Sonra bir gün, yine yoğun yoğun çalışıp dururken
Birdenbire öylece kaskatı donduğunda dört beş kişi,
Onu öylece kaskatı doktora götürdüler,
Doktorun ilk işi, kadının kalçasına diazem vurmak oldu,
Sonra diğer tetkikler derken
“Bağışıklık sisteminin sıfırlandığını,
En ufak bir mikropta ölebileceğini öğrendi.
Kadın sustu.
Ölmemeliydi.
Oysa itiraf etse ölmeyecekti.
Ölmemek için adama itiraf etmek
Ama adamı asla hayatına dahil etmemek,
Hayatından kovmak kadının tercihiydi.
O ara, başka bir adam kadının etrafında koşturmaktaydı.
Yasaksızdı.
Bir gün ansızın “Ben senle olmak istiyorum,
Ama olmaz dersen de dostluğunu kaybetmek istemiyorum.
Hemen düşün, çabuk karar ver ama sakın
Beni hayatından tamamen yok etme” deyivermişti.
Oysa o farkında olmadan, kendine olmazları diretip,
Planotikliğin dibini boylarken, en azından itiraf edemezken,
Ölümün eşiğine geldiği adam evliydi, olmaz, olamazdı,
Kadının lugatında ölüm daha evlaydı.
Kadın sustu.
Düşündü.
“Evet” dedi.
Evet demek onun, öteki kadın olmamak için tek tercihiydi.
Üç gün sürer sanılan sevdalığın üç yıl sonrasında,
Adamın ablasından haber gelmişti.
“Kardeşimi dul karıya yamatmam!” diye.
Kadın adama “İstersen sana ilk gün gibi olurum.” deyiverdi.
Adam durup iki saniye düşündükten sonra
“Ya yosun gözlüyü ne yapacağız?” dedi.
Kadın onu çıktığı yere geri sokamazdı, üstelik bütün bedellere,
Ömrüne bedeldi yavrusu.
Kadın sustu.
Susmak kadının evladına bedeldi.
Tek bir cümle kadına yetmişti.
Gitmişti kadın.
Gitmek kadının tercihiydi.
Onu da, ablasını da, onun yanında dost görünüp,
Ardından etmedik laf bırakmayan, sonradan da kendisi eşini,
Elli yaşındaki adamla aldatıp, baba ocağına dönen kız kardeşini de,
Bütün sülalesini de affetti.
Güvercin yuvasına kondu sonra, o da, olamayacak bir duaya amindi.
Yasaksızdı ama yasaksız olmak sevmelere yetmiyordu.
Güvercinler hep yemlerine sadık kalıyordu.
Adamın kendine ait tek buğday tanesi yoktu.
Zaten unutmaların sonu da unutulmak olmalıydı.
Sonu olamadı.
Olmayacak dualara amin demek kadının kendi tercihiydi.
Affetti güvercin yuvasını da.
Unuttu gitti.
Yıllar geçmişti, kadın artık her şeyin üzerine,
Adını yazacak kadar tozları birikmişken.
İlk sevdası, anası, artık zor zamanlarındaydı.
Sağlıcağa yakınken herkes elbette yanlarındaydı,
Hele en sevdiği kardeşi!
Onun için şirketini bile batırmıştı.
Artık güç kalmamıştı hiç kimsede.
Kadındaysa takat hiç yoktu!
Kime yüzünü ilk defa eskitip yardım dilense
Herkes lafa “Ah! Evladıımmm!” diyerek başlıyordu.
Bunalımın dibinde buhranlarının sonundaydı ki,
Biriciğini her gün uyarısına rağmen,
Yosun gözlü kendi ergenliğinin haklı hesaplarındaydı.
Kadın çıldırdı!
Bir gün, artık, ona yetemediğini düşündüğü anda
Fındık kabuğuna dolmayan bir sebeple, hem de sadece kızına,
Söz verip verip odasını toplamıyor diye bahaneyle,
Ömrünce ilk defa küfürlü bir tek cümle etti gözlerinin o yosununa ;
“Madem öyle siktir ol git evimden!” dedi.
Kızı çekip gitmezden önce son kez,
O güzelim yosun gözlerini yaşarttı kapıda.
Kadın onu döve pataklaya “Gel buraya kraliçeemmm!
Ama kraliçelerde azıcık iş yapmalı!” demedi.
Sustu.
Susmak kadının evladına artık yetememezliğine tek çaresiydi.
Kızını daha o anı da affetti.
(Rahmetlim! İlk sevdam, canım anam!
Sakın ha oralarda gücüne gitmesin!
Bilirim, seni, sen daha bana,
Sana aldığım hediyelere bile kendi istediğin renk olmamış diye
Aylarca küserdin de ben gitmezdim.
Bilirim sen en çok benim onu, beni en ilk terk ettiği,
O ilk günden affedişimi anlayamadın!
En çok, yosun gözlüme küsüp gittin beni öylece terk etti diye!
En çok, en son benim senin yanında oluşuma ezildin.
Etme!
Ezilme!
Hiç, et tırnaktan kopabilir mi?
Etimi tırnağımdan gerçekten söktükleri bir gün
Bunun ne demek olduğunu gayet iyi öğrendimdi ben çok önceden!
Sen topallamalarımı yine tırnak batmalarım sanıyordun üstelik!
Bir de bana üzül istemedim, hayalimde hep üzülürdün çünkü!
Çok sonradan öğrendim ki meğer sen daha aşıkmışsın ya bana!
Bana küs olduğun zamanlarda
Pencereden bakıp üstüme, başıma baktığını da çok sonradan öğrendim.
Bir bana bakıp, bir de gökyüzüne bakıp,
“Peh gene götü başı açık ..... donar bu kızın bu havalarda!
Sonra da hasta olur, minnet de etmez kimseye de,
Öylece aç susuz
Yatağında ölü gibi yatar!” cümlelerini de çok sonradan öğrendim ana!
Keşke ben ansız zamansız düşüp düşüp, olmadık yerlerde bayılıp,
Ağzım, yüzüm, çenem, kan revan içinde sana geldiklerimden birinde olsa bari
Artık pencereleri bırakıp yüzüme şefkatle baksaydın!
Senin analıktan anlayamadığın tek şey buydu ey ilk sevdam!
Ben kızıma siktir çekerken bile her anını saymak zorundaydım!
Yolu es kaza gitmesini istediğim yer değil de başka bir yer olsa
Anında dibinde olurdum ana!
Sana bir sır vereyim mi?
Saymalarım da da en çok, hayattan fazlaca yorulduğumda,
İstiklal Caddesi yürüyüşlerim kadar sapmış!
Gidişinde öyle bir bakış gitmişti ki!
Kendini benim beni bulduğum yerde bulmak isteyebileceği
Hiç mi hiç aklıma gelmemişti.
Sonradan öğrendim onu da!
Yani ana!
Yeterince sevebilirsen ve sevdiğini yeterince gösterebilirsen,
O puşt oğluna sevdi diye kanmıyor hiçbir genç kız,
Yeterince koruyabilirsen ve her anında arkasında durabilirsen de,
Mademki akrebim alacak namusumu kirleten,
Bari bu alsın da demiyor, üstelik...
Gerçekten bembeyaz oluyor
Bütün dantelalalı ceyizlerle o güzelim çocuklar!
Gerçi zaten hepsini artık doğru görüyosundur ya!
Yani ana!
Dur hele anlatacağım onu da!”)
Aylar geçiyor, kadının ilk sevdası gün geçtikçe soluyordu.
Canının son damlaları, kanının son damarları
Her gün daha çok patlıyor, çekiliyordu!
Kızı yoktu artık senden başka hiçbir şeye bila bedel,
Ona dair duyuyor, öğrenmesi gereken yerlerden her şeyi,
Onun cephesinden olmasa da öğreniyordu.
O, orada daha mutluydu.
Tam yedi ay, kızı, anasının ona ilk ettiği küfürlü cümleye bedel,
Sesini bile aramamıştı anasının!
Peri gittiğinden beridir özlemek daha nice kelimeydi!
Kadın sadece susmadı bu sefer!
Bildiğin anırdı hayata!
Bunu, bu gidişi öylece, affedebilmesini de hiç anlamadınız oysa!
Oysa kadın!
Onu karnında hissettiği o ilk anadan beridir,
Hemen her gün o kadar çok!
“O olmasa!” diyordu ki farkında olmadan!
Kızı hep yanlış anlıyordu bunu,
Yosun gözlüm olmasa ben yaşamayı tercih etmezdim bu kesindi.
Kızı bıkıyordu, anasının ona her gece usanmadan,
Kızı uyumadan önce daima ninni gibi,
“Hiç kimse, ben dahil, benim yosun gözlümü hayatından
Bila bedel yok sayamaz,
Bir gün sana siktir çeken anan bile olsa,
Ardına bile bakmadan olabileceğin en güzel,
Sana en yakışan hayata ak bebeğim!” diyordu.
Anası kızına ilk defa fütursuz bir küfür etti,
Kızı kapının önündeydi,
Ah nasıl yalvarıyordular o gözler,
Kızı anasına "Sarılsana!" diyordu.
Anası kızına "Sarılsana, ben seninim, gidemem bir yere!" diyordular.
Kızına gururu fazlaca zerk etmişti, belli ki gidecekti.
Kızının son bakışından itibaren affetti.
Elbette sustu kadın, bu kızının yeni geleceğine bedeldi.
Aylar sonra;
Silivri Anadolu Hastanesinin kamelyasında
Herkesin ötesinde biri çekti onu kenara!
O biri, sadece biri değildi!
İlk okul ikinci sınıfı anacığının diretmeleriyle okutmaya başlatılıp,
Beraberce denk geldiği,
İlk okulun ikinci sınıfına denk gelip okuduğu dayıcısıydı o.
Hani şu yılar sonra Bahçeli evlerin bahçesi bize yasak olan
Sadece iki göz kapıcı dairesinde ikinci göze sadece iki çekyat sığar,
Çek yatlardan birine iki erkek kardeşi yatar,
Diğerine dayıcısı yatar, aradaki boşluğaysa kız evladı ya o!
Bir süngerle sığmaya çalışır fedalarımız dayıcısı.
“Yeğenim! Tamam anladık her şeyden ablam için caydın,
Bütün paralarını bu gereksiz azmine harcayacaksın da eeee!
Buranın gecesi iki yüz elli lira!
Yani biz ne vakit köye gidelim?” dediği anda!
Kadının aslında parasının son anları, anasının son vakitleriydi.
Doktoruna danıştı, mademki ölüm bile pazarlıklıydı.
Onların hesabında olmayacaktı bu iş, acılarla ölmeyecekti ana’m!
Kadın hastanenin muhasebecisine gitti.
Bankasına ait hesabı ve şifreyi verdi.
“Bu para bitince son kuruşuna kadar,
Ancak o vakit, anam buradan evine gitmek isteyecek” dedi.
Şaşırdılar tabi, bu bütün hastane için,
Hemen her gün duydukları aile baskılarına,
Ecele acılı razı geliş değildi.
Bütün sülaleye inat ilk tek başına eylem ve bila bedel bir vazgeçişti.
Gecelik ücretin yarı parasına anamı yirmi gün daha yaşattılar.
Akrabalar anamın ormanlarında zambaklarını,
Yaylarında sümbüllerini koklaymayı bırak,
Çoktandır göremediği köylerinde mangallar bile yaptılar,
Ormanlardan kirmitler (mantar çeşidi) bile topladılar,
Akşam olunca köy odasının kuzine sobasında,
Tam da anamın sevdiği gibi,
Güzelce, suyu aka aka pişirip yediler,
Anamın o en sevdiği kaldırıklardan zıbıç turşusu bile yaptılar
Anamın artık olmayacağı kışa, bulgur pilavlarıyla yemek için.
Bunlar hep anamın ölmesine
Benim yüzümden sayılamayan günlerinde oluyordu,
Tam da anamın onlara her seferinde hasretle sorduğu gibi de,
Ballandıra ballandıra sanal alemlerde boy boy resmediliyordu!
Ama bir cenazeyi bile doğru anda doğru karşılayamadılar.
Ölmemesi için, son nefesini olsa huzuruna direnen biri vardı çünkü!
Sonra kadın bitti!
Tıpkı sekiz ay önce kızına yetemeyeceğini anladığı gün gibi!
Para bitti.
Hepsi!
Birden bitti!
Kadının ömrü hayatınca sigarasını ilk defa birileri aldı.
Ağılı gözyaşlarını ilk defa biri sildi, bedelsiz!
Bir bayram sabahıydı, son kere o gün ,
Yoğun bakımdaki anasının son kez,
Henüz damarlarında kan dolaşmaktayken.
Ellerinin parmak uçlarını öptü teker teker önce.
Sonra ayak parmaklarını teker teker, koklaya koklaya öptü her birini,
Sonra yine ellerine döndü.
Onların parmak uçlarını da öptü yine teker teker.
Bembeyaz çarşafı açtı, babasından sonra o ilk öptüğü o apak memelerini,
En ilk emdiği göğüsleri bu sefer açlıkla değil de
Doygunlukla öptü teker teker.
Öperken kirpiklerinden tek damla yaş akmıyor,
Yüreğinin bütün kepenklerinden kanlar sızıyordu.
Sanki o ilk çeyizi, bir kavanoz içinde,
Nikahının olacağı gece sessiz çığlıklıklarla,
Tuvalette mavi bir leğene düşürüp,
Ya bana inanmazlarsa diye,
Onca acı içinde,
Acı gözyaşlarının zehrini içine akıta akıta,
Elleriyle yakalayıp,
Henüz iki aylık bi ceninin ölü pıhtısını,
"Periimmm!" diye diye kimseler duymadan,
Bir konserve kavanozuna koyup,
Olur da dirilirse diye de
Bolca kan doldurup,
En kıymetli çeyizinin ortasına koymuş gibiydi,
Daha akşama, daha sabaha ne kalmıştı ki...
Bitecekti,
Hepsi dinecekti.
Evlendiği gün gibi,
Apak gelinliğiyle içinin içi kanarken,
Beline al kuşağın namusu!
Hiç değilse sevdiği adamdaydı!
Gururla, akşama kadar salınacaktı o gelinlikle cümle aleme!
En son...
Anasının belindeki o yatak yarasının apak teninden öptü kadın.
Bilseniz, peri kadar kırmızı, peri kadar gelindi anasının yatak yarası!
En son kendi elleri titreye titreye pansuman ettiği gazlı bezdeymiş gibi
Öylece kırmızı kurdelesi içinde duruyordu.
O Peri cenin halinde anasının kuyruk sokumunda öylece kanıyordu.
Hiç kimse görmedi.
Kadının mırıltıları sustu.
Dünya bir alem oldu.
Doktorlar geldi kadının yanına aniden, hemşireler...
Sanki anası değil de kadın ölüyordu.
Durdurdu kadın hepsini ve bir kere olsun konuştu.
“Rahat bırakın bizi annem köye gidecek bu gece!
Vedalaşıyoruz biz” dedi.
Doktorlar sustu.
Hemşireler sustu.
Kadın sustu.
Susmak, çırpınmamak kadının kendi mecburi tercihiydi.
Kadının ilk bebeği anasının kuyruk sokumunda öylece ölü gizliydi.
Kadın bütün doktorları, bütün hemşireleri affetti.
Sonrasını hatırlamıyordu, ne kadar yürüdüğünü de.
Bayrampaşa’dan oraya kadar yürümüştü işte.
Gelememişti kendine son vedanın o son ansızlıklarından.
En son hatırladığı soluğu Cankurtaranda aldığıydı.
Bayramın o ilk günü, ilk gördüğü tekelden bir poşet dolusu içki aldı.
Cankurtaranın arka sokaklarında içti...içti...içti...
Cancağızını baktı telefonundan
Son bir gayret beni toparlayıp alır mı buralardan diye.
Cancağızı bambaşka alemlerdeydi.
Kadın sustu.
Susmak kadının kendi tercihiydi.
Cancağızına o gün ilk defa en çok o gün kırıldı.
Susmak, ısrarla aramamak kadının tercihiydi o gün,
Ona ilk defa kırılmasına rağmen de onu da affetti.
Sonra yüreği yufkadan incecik bir adam vardı.
Tam da anasının öleceği gece böylece sokak aralarında
Kendinden geçmiş bir ayyaş gibi bulunmamalıydı.
Adamı aradı.
Adam “Nerede olduğunu söyle çabuk!” dedi sadece,
En hızlısından kadının yanına geldi,
Ellerini tuttu, düştüğü yerden kaldırdı.
Oysa kadın zaten ayaktaydı.
Ruhunu bile görmüştü adam.
Yere düşen kadının ruhuydu onu bile toparladı.
O gece bitmeden az önce kadının anası öldü.
Kadının son şefkatli omzunu öptüğü ana,
Adamın üzgün, kadını teselli eden sözler söyleyen anasının omzuydu.
Adam kadını uçurdu kadının anasının morguna!
Kadın anasının yüzü açılır açılmaz yüzüne kocaman bir öpücük kondurdu,
Zaten onun anası olduğundan hiç mi hiç şüphesi yoktu.
Henüz bütün burnundaki o kokular son öptüğü parmak uçlarıydılar.
Kadın sustu.
İçinden onunla vedalaştığına, bir daha gelemeyeceğini söylediğine,
“Gideceğin yer cennetse gidebilirsin artık anam!
Takatim tükendi benim.” dediğine özür dileyerek,
Henüz donmamış ellerin parmak uçlarını öptü teker teker,
Ayak uçlarını öptü yeniden teker teker.
Özür diledi tekrar anasından daha da parası kalmadığı için.
Hatta ona bir erkek evlat olarak doğamadığı için.
Hatta ona bütün o korkuları yaşattığı için.
Hatta onu doğuracağına duvarlara taş olamadığı için.
Adam kapının ötesinde kadının ilk ve son artık susamayışına ağladı.
Kadın sonunda sustu adam kirpiklerinden düşmeden gözyaşlarını
Parmak uçlarıyla yakalayıp sakladı onu,
Kadının ailesinden bile çok içi acırken.
Sabaha kadar yanında kaldı kadının hem de elleri ellerinde.
Hiç kimse görmüyordu.
Ya da görmeye cesaret edemiyordu!
Adam beklenmeyen bu sona hiç mi hiç hazır değildi...
Hepsi, her şey kadının tercihiydi.
Adam sıyrılınca bunca ona hiç de lazım ve gereği olmayan acıdan.
Gidiverdi.
İpotekli bir sevda ise zaten ona hiç lazım değildi, kadından sıyrılıverdi.
Adamı, o gün, o an aramak kadının tercihiydi.
Adamı öylece en yürekten ve en ilk affetti.
Sonra evlerine döndükleri bir gün kadın babasını gördü.
Yaşlanmış, çökmüş, ihtiyarlamış,
Sanki daha iki hafta önce,
Kanserin evrelerinden teker teker her gün çürüyen anası için
“Bu ne zaman ölecek şimdi,
Daha masraf edecekmiyiz ki?” diyen o baba değilmiş gibi!
Anası, o henüz altı yaşındayken guatr ameliyatına gittiğinde,
Kızına el sürmeye çalışan o baba değilmiş gibi!
Öz kızının namusunu söndürmeye,
Kendisi ezanla sağ ve sol kulağına okuduğu kızının kendi koyduğu adını,
Kızı bir daha hiçbir sesten duymak istetmeyecek kadar,
Kendini, o küçük kızda,
O geceki çığlıklarla öldürten o baba değilmiş gibi!
Yüzükoyun yatmış artık anasının orada olmadığı yatağına uzanmış öylece.
Hıçkıra hıçkıra ölmekteydi.
Kadın öylece susup seyretti.
Tek laf etmedi.
“Sen ölseydin.” bile demedi.
Babasına diyemem, kelime dimağıma ihanet gelir ancak!
İnsana acıdı kadın.
Sustu.
Susmak kadının tercihiydi.
Önce hayatına,
Hayatı boyunca bütün olanların sorumlusu olan kendini,
Sonra hayatına dokunan herkesi ve en son babasını.
Affetti.
Kimlikte yazgılı olan adını bile affetti.
Hikaye bitti.
Şimdi şiir kuşanıyor kimsesizliğime, çetrefilli, bol betimlemeli,
Afilli cümleli tüm silahlı cengaverler!
Yüreğimin yaman yanını arıyorlar.
Çelikten kanlarla alaşımladım oysa
O kalplerimin odalarını teker teker ben!
Artık öylece sızmak kolay mı!
Yolumu, yönümü es kaza şaşacak olsam;
En çok, en son....
O beyaz saçlı bir adamın ömrümden son gidişini hatırlarım.
Susarım.
Affederim hepsini daha bana dokundurmadan hem de.
Affettim.
Affetmek, elbette kolay değildi.
Adım Nurten, adımı affettim.
Bir kere daha biri yüreğimi üzecek olsa adını,
Türkiye Cumhuriyetinden silerim.
“Adı nüfusa meçhul bir ölüm kaydı olsun.” diyecek kadar
Affetmelere de son kertedeyim.
Üstelik artık çok şükür ki çok daha iyiyim.
Artık sadece sabahları gülümsemiyorum mesela
Gece yatmazdan önce bile
Aynaya son kez bakıyor,
Kirpiklerimin altındaki bütün sülaleme
Hayatıma yanlışlıkla olsa da dokunmuş bütün insanlara
İçimden, dışımdan, hepinizi affederek gülümsüyorum.
Hakkım....
(Bir kocaman essss! Üzgünüm küçük de bir yutkunma)
Hakkım helaldir herkesime!
Ama mümkünse de bir daha aynı hayatı yaşamayayım,
Şimdi son kez yakıyorum geçmişimi,
Daha yaşanacak yeni bir hayat var.
Cemre.Y.

Ensest Sapıklar

…Ensest Sapıklar…
Keşke...yavruma yanlış dokunmasaydın!
Her şeyini affediyorum da, bunu affedemiyorum.
Neyse!
Bu acı anı da böylece geçmiş olsun.
Babam bana yanlış dokunduğundan,
Yıllar sonra onu bile affettim.
Hiç değilse o namusumu kirletmemişti ama senden hiç ummazdım.
Sende baban gibi ensest sapık çıkıp yavruma dokundun!
Yapmadım, ben yeğenimi taciz eder miyim desen ne fayda.
Çektin bali torbasını kafana, hatırlamıyorsun bile.
Ya kaçmasaydı benim evladım, ya ileri gitseydin!
İşte o zaman seni santim santim öldürürdüm.
Yıllar geçti üstünden sana ettiğim bütün beddualarım tuttu.
İki kızın var, karın çekti gitti üvey babasının evine.
Şimdi görüyorum bazen senin gözlerinde de yavrularının,
O saçlarının tellerine kıyamadığım yeğenlerimin üzerine,
Sen gibi birinin gelmesinden korkunu!
Ben affetsem, yavrumun kırık kanadındasın,
Üstelik hiç unutmuyorum, yavrum,
"Beni her gördüğünde bana ispikçi." diyen birinin,
Her bayram,
Elini öptürdüğünü affedemiyorum anne!" diye yazmıştı
Uzun uzun günlüklerinde,
Biz tam yedi ay ayrı kalmazdan önce.
Oysa hiç unutmuyorum!
Kaç kere babamla seni kıtır kıtır kesip,
Arka bahçemizdeki kör kuyuya gecenin üç otuzunda,
Yan yana atıp, kapağını kapattığımı,
Kaç kereler hayal edip edip,
Canlarınıza kıyamadığımı!
Yavruların inşallah senin gibi bir dayıya rast gelmezler de,
Ömürlerini tüketecek birer tramva kalmaz
Ne kuzucuklarının ne de salak analarının beyinlerinde!
Ben ne çok tecavüzle savaştım, yendim ömrümce
Ama senin öz yeğenine yeltendiğin an var ya
O zamana yetişemedim ya affedemiyorum kendimi!
Bir daha da beni bir yerlerden eklemeye çalışma lütfen!
Kardeş, garındaş olamayanın,
Ben ölürsem yavrum ona emanet diyebileceğim kadar,
Anne kardeşi, dayı olamayanın,
Sanal alemlerde kızımla bize,
Arkadaşlık talebi de ne!
Ölme ama kızımın beynine yer ettiğin kadar şüpheli acılar çek!
Bali çek seversin sen,
Hatta bir gün kız evlatlarının başına gelebileceğini
Hiç düşünmeden ottu, bonzaiydi sat yani!
Her gün annemin mezarına baka baka bunları nasıl hala yapıp da
Hala nasıl yaşadığına şaşırayım bende!
Hatırlıyor musun!
Seni en son gördüğümde bir bayramdı, elin, yüzün düzelmiş,
Nihayet hidayete erdin sanmıştım!
Allah var ya!
Senin adına da yeğenlerim adına da çok sevinmiştim.
Ne bileydim bu sefer mısır, kestane yerine,
O haplardan alıp, zavallı insanları zehirlemeye meylettiğini!
E zehirle tabi.
Kızını kapattın, başına baş ötrüsü,
Ayağına uzun örtü serdin diye kapandı mı namus!
Ulan senin kaynanan bile o kara bürüğün altında,
Kocasının en yakın arkadaşıyla aşna fişne edip,
Zavallı imamı intihara meylettirmedi mi ha!
O üç çocuğun üçünü, embesil bir üvey babanın zulmüyle,
Nörolojik vaka etmediler mi?
Düşün...
Senin iki kız evladın o adama "Dede" diyor!
Ve ben sayende artık Allah'a bile inanmıyorum!
Olsaydı babamın bana sarkmalarının yanında,
Senin evladıma balili dokunmalarına maruz bırakmazdı bizi!
Olsaydı o iki çaresiz yeğenimi,
Ki sayende!
Temiz olsaydın gitmek zorunda kalmazladı,
Baba tacizinden kurtarmaya çalışıp,
Üvey dede tacizini yeğ görmezlerdi.
Oğlum sayenizde var ya başka hiçbir insan oğluna güvenemiyoruz!
Yılanlar bizim içimizde!
Bence de sen de artık gel kendine, silkelen!
Halaları, halalarının kızları,
Anneannelerinin ikinci kocaları derken aile içi tacizlerle,
Ruhları göçmesin evlatlarının, zaten kaynanan orospu,
Eski karın desen a-sa-lak!
Bırak onlar bari namusuyla evlenebilmek uğruna,
Karşılarına çıkan ilk delikanlıyı
Sevdi sanmasınlar!
Biz aşmaya çalışıyoruz kızımla geçmişlerimizi ama senin de kızların var!
Üstelik yavrumun hayatına özenen asalak bir eski karınla uğraşmaktasın!
Ben seni öldürmelere kıyamazken,
Bana öyle hastane bilmem ne ,
Yok arkadaşlıklar paylaşma!
Mümkünse sessizce öl lütfen,
Merak etme gelirim cenazene!
Ama lütfen kızımın hiçbir anında dayısı olarak da yer alma!
Kendine gel, kızlarıınnnn diyoruuummmm!
Adam ol artık adam!
Yeğenlerimin o güzel gözlerine bakarken
Senin kadar vicdansız olsabilseydim
"İnşallah sikmeye çalışsınlar cümle alem
Dayısı, üvey büyük babaları!
O da yaşasın aynı acıyı, korkuyu, yetişememeyi!" falan derdim ama!
İnsanım hala!
Benim senin gibi bir kardeşim, kızımın da senin gibi bir dayısı yok!
Ama insan ol artık!
Düşün!
İnsan olmayı dene!
Allah varsa, onları bari sizin gibilerden korusun.
Zeynep'e dayısı senin gibi yönelmiş, veya Ahsen'e...
Sonra da her rastladığında yavruna
"İspikçi!"diye laf atmış!
Bonzai veya başka uyuşturucular unutturur,
Ama ben nasıl unutamadımsa altı yaşımda anamın
Guatr ameliyatına gittiğinin ikinci günü,
Babanın götümü sikmeye çalışıp altıma sıçtığımı,
Kızım da sayende güvenemiyor hiç kimseye,
Her kim ona dokunsa tecavüz edecek sanıyor!
Zeynep diyorum,
Ahsen diyorum bir düşün istersen!
Boşuna bana berbat içmiş suratlı arkadaşlık istekleri de gönderme!
Uzun zamandır sen bizim hiçbir şeyimiz değilsin!
Ama ölürsen hem üzülür hem korkarım hala!
Hadi ben yavrumun arkasındaydım da,
Senin eski karında orospu evladı,
Anası da kocasını sevgilisine öldürten bir kara çarşaflı.
Yazık yeğenlerime!" dedim mi dedim!
Rahmetli anamız bu kadar namuslu,
Bu kadar apak olmasa,
Vallahi ikimizden birinin gerçek kardeşliğinden şüphe edeceğim!
Sen bir puşt oğlusun o kesin de,
Ben hala bunca yıl boşanmışlığıma göre orospu olmadıysam,
Benim babam helal süt emmiş biriydi derdim kesin.
Ama yok!
Eminim anam asla aldatmadı babamı!
Geriye bir tek olasılık kalıyor,
Şizofren, sapık, nörolojik bir vaka olan o adamın,
Bizi hangi ruh haliyle kazandığı!
Üzgünüm çocuk!
Sen kazanın en dibindesin.
Şükür ki ben her haliyle evladımın arkasındayım!
Bir gün hacca gidecek kadar paramız olursa,
Öksüz, yetim, ailesi olmayan çocukların namuslarına bekçi olacağız,
Onları en başından koruyup kollayacağız!
Ve kızım ve ben,
Hani bizden de fazla yaşarsanız dahi,
Sizler öldüğünüzde,
Ölü birer mezar taşı olsak bile,
O gece meleklerden izin alacağız!
Mezarınızın içine kadar girecek bir ateş yakıp,
Hacdaki şeytan taşlama merasimine,
Geri dönüşümle onca dolara kanmak yerine,
Biz sizi taşlayacağız,
Öç niyetine!
Siz ölene kadar da biz size yokuz, bunu böyle bilin.
Lütfen bir mezarınız olana kadar bir daha da bize gelmeyin!
Çünkü bu sefer cinayetlerinizin faili ben olurum demedi deme.
Cemre.Y.

31 Ağustos 2017 Perşembe

Adım...Cemre

...Adım...Cemre...
Bugünlerde bana en çok...
Adımı neden değiştirdiğimi soruyorlar!
Sadece onlara yutkunuyorum.
Sadece o soruya susuyor hıçkırıklarım.
Hangi yürek anlayabilirdi ki
Kulağıma kendi koyduğu adımı
Kendi ezanıyla okuyan bir babanın sesini
Henüz kendimden küçücük yaşımda
Feryat figan unutmak istediğimi
Hangi din, hangi siyaset, hangi rahat görüş
Anlayabilirdi ki
Üzerime yapışmaya çalışan kirli ellerini
Adımla beraber silmek isteğimi?
Adım Cemre!
Kulağıma ezanla okuduğun Nurten'le
Sen kendini de öldürdün baba!
Günün kutlu olsun yine de.
Ne de olsa
Altı yaşımdan beri
Senin bile kirletemediğin
Namusumla hayattayım hala!
Ama artık...
Artık!
Adım Cemre!
Hadi yine öldürsene!
Cemre.Y.

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Tecavüz Sapağı

…Tecavüz Sapağı...
Küçücüktüm ben daha, hiç suçum yoktu,
Özünden babalı kabuslarımın ellerinden kurtulmaya çabalarken!
Valla bak, Allah'ın adıyla yeminlen!
Daha altı yaşımdaydım,
O kabus ilk geldiğinde, tecavüz sapağından geçmeye feryat ediyorken.
Yemin ederim sen yoktun ama ana!
Bütün komşular duydu feryadımı, dokunamadı kimse namusuma.
O şerefsiz baba o gün susmuştu ya!
Yaş on sekizi geçmek üzereyken bana yine yapmaya meyl ettiklerini,
Sen işten dönünce o pencere pervazında sana bir bir anlatmaya çalışırken,
En son dilimi kesmeye kalkana kadar!
İşte o gün bile, sen bana haksız bi garez duydun ya ana!
Onca savaşımla saklı namusumu, 
Ne de olsa tecavüz sapağını yalnız geçmiştim ya hani!
Namusumu, sevdiceğime hediye ettim ben, hem de daha evlenmeden!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...