kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2026 Cuma

Neyse Size De Günaydın

...Neyse Size De Günaydın...
Gecesi ayaz, sabahı ayaz gri günler bitti nihayet.
Özleminden burnumun sızısı olan güneşim
Beyaz bulutların arasından süzülüverdi nihayet.
Az kaldı içim dışım ısınır yakında.
Bahar bahçe renklenirim sayesinde.
Beni kitap okurken görünce okuduğum kitabın bile
Nasıl olması gerektiğini söyleyenleri de umarsamaz olurum.
Ki mutlaka bir karakteri arkadaşımdır oysa!
Bunu bile anlayamadıklarına güler geçerim.
Öyle ya!
Bu saatten sonra beni yıpratacak insanlara değil,
Onaracak insanlara ihtiyacım var.
Neyse size de günaydın.
Onaracak insanlar çıksın karşımıza.
Cemre.Y.

14 Kasım 2025 Cuma

Okunmuş Kitap Dilencisi

...Okunmuş Kitap Dilencisi...
Nicedir kimsesizlikten öte bir açlıktaydım.
Hayır, hayır!
Fiziksel bir açlık değildi bu.
Miden boşsa nihayetinde birkaç lokma kuru ekmeği,
Birkaç yudum suyla içmeye bakardı doymak,
Ki zaten bunu çoktan öğrenmiştim en geçmişimden.
Çocukluğumun çocuk yaşında
Kasabamızdaki evime yürüme mesafesinde olan o kütüphaneyi keşfetmiştim.
Sonra İstanbul'a taşındık tam kitapsız kaldım diye üzülürken,
Gazete kuponlarıyla biriktirilen
Meydan Larousse ansiklopedileri derken
Nihayet büyüyüp çalışmaya başlayınca
Kendimin seçip beğendiği kitabımı kendi paramla almıştım.
Sonra sonra birçok kişiye de bulaştırdım okuma sevdasını.
Derken zaman sustu, her şey, herkes durdu.
Hatta somutken, soyut oldu.
Hayat oradan oraya savururken beni acıktım, çok acıktım.
Ama dedim ya fiziksel bir açlık değildi bu.
Hayalim acıkmıştı, ruhum acıkmıştı, rüyam acıkmıştı.
Siz hiç kitap dilenciliği yaptınız mı?
Ben yaptım.
Zaman bu zaman ve ne yazıktır ki bu an.
Oysa en mukaddes kitabımızın ilk emriydi “Oku!”
Okumak ne yazana ne de yazılana bu kadar pahalı olmamalıydı.
O nedenledir ki bir kitabı nefessiz okurken,
Son sayfalarını okumak günler sürer.
Hem kitabımdan ayrılacak olmak uzatır bu süreyi,
Hem de yeni bir kitap daha alamayacak olmak.
Artık ben de okunmuş kitap dilencisiyim.
Cemre.Y.

24 Aralık 2024 Salı

Toz Oluyor Hepsi

...Toz Oluyor Hepsi...
Bizim dost kervanımız...
Kapalı gişe oynuyor bu gece.
Ne vakit dara düşsek toz oluyor hepsi.
Oysa...
Benim ütopyamı da bir sorsaydılar.
Camdan saraylar yapardım her birine.
Eksiksiz mutluluklar sunardım her birine.
Sorgusuz, sualsiz, hesapsız, kitapsız,
Yüreğimin en baş köşesiydi yerleri.
Ama ne vakit ayağım tökezlese, hiç yoktular!
Böyle böyle acılaştı kahvelerin telveleri.
Böyle böyle azalıp bittiler ömrümden.
Cemre.Y.

8 Aralık 2024 Pazar

Kusura Bakmam Ben!

...Kusura Bakmam Ben!...
Hayat masalımdaki yolculuğumun
Kitabını yazdığım cümleleri,
Ezberden okuyor küçük beyinler!
Kusura bakmam ben yüreğini sevdiğim,
Yeter ki daha fazla üzülme sen.
Cemre.Y.

11 Temmuz 2024 Perşembe

Bir Yağmur Suyu Hikayesi

...Bir Yağmur Suyu Hikayesi...
Yıl 1991 (On yedi yaşımdayım.)
-“Oooff anne offf yaaa!
Köyde yaşadığın günler gerilerde kaldı artık!
Görmüyor musun sular musluklardan akıyor artık!
Ne diye balkona boş bidon koyacak mışım püüfft!
Yağmur suyu dolunca ne olacak mış yani eeee!
Öfff beee!
Saçlar mı?
Ütüye mi, sular mı kesilirseee daha neler?
Altı üstü bi saat kesilir eee!
Boşuna söylenme ordan öyle sen çok bağırınca ben hiç duymuyorum seni.
--Bbla blla la laaaa blaaaa lal laaa!--
Hayret bi şi ya burası İstanbul başka da İstanbul yokk!
Ne zaman kopacaksınız bu köy kafasından!
Ne geç ergenliği yaa!
Nolmuş yani zamanında ergen olmadıysam,
Ondan mış mış hep bu asilikler miş miş püüüfff!
Oraya bi gelirse de kafamı bidona sokarmış mış!
Köşeye mi koycaktım bu boş arap sabunu kokulu turşu bidonunu ben yaa!
Iıııyykkkk!
İyi aman rahat et koydum işte.
(Kıçına sokacak sanki yağmur suyunu hayret bişi!)
Ders kitabı arası şiir çalışcam ben!
Rahat bırak beni!
Nee o da mı nee!
Yeni bi ders adı anne!
Sanki üniversiteyi kazansam da yollayabilecek de beni.
Bu nasıl egodur yaa hiç değilse kazandı diyecekmiş sülalesine.
(Ders deyince aklı duruyo kadının yaa!
Doğruyu söylüyorum neyse ki anlamıyor!
Suç benim mi?)
Bi bidon yüzünden beni ağlattın ya!
Mutlu ol anne yağmur yağıyor ben ağlarken!
Nefret ediyorum yağmurdan ve ağlamaktaannn!
Yıl 2015 (Kır bir yaşımdayım.)
- Offf anne offf yaaa!
Dünden planımı yaptımdı oysa!
Öğleden sonra işimden dönerken eksik temizlik malzemelerimi alıp
Bana bayram olmayan bayrama temizlik yapacaktım güya!
Sahi söylemedim sana değil mi?
Geçen hafta, bizim sokaktaki senin komşun Havva ablalaların binası yıkıldı
Müteahhide mi vermişler ne!
Yıkılırken bizim binanın çatır çatır sallandığını da söylerim de,
Oralardan, ya yıkılıp gitseydik diye üzülme diye söylememişimdir sana kesin!
Neyse işte kapalı camlar ardında kesif kokulara dayanamadığımı bilirsin.
Camlar apaçık bütün hafta!
Havva ablaların yıkık binasının bütün tozları da evimde tabiside!
Bilirsin beni temizliğin temiz halini severim hep ben!
Yapmaktan hiç de haz etmem!
Sırf bu sebepten!
Her şeyim gibi temizliğin temiz halini görmek de ellerimden öperken,
Bi gün önceden ayar çekmişim hamaratlığıma!
İşten eve dönerken almışım eksiklerimi.
Evime çıkarken de Behiye'den,
(Biliyorum ana!
Hani evde bi kedi kaybolsa diye,
Ona özlemli gözyaşlarını -n hatırımda hala) elektrikli süpürgesini
(Evet ilk defa,
Bozuk süpürgemi terastan fırlatıp kredi kartına dayanıp yenisini almadım.
Offf yaa evet alamadım henüz!
Dayanacak yerim kalmadı evet olur böyle şeyler hayatta) ödünç alayım dedim.
Baktım süpürgeyi verirken çaresiz moralsiz dolanıyor ortalıkta sudan çıkmış balık gibi!
Sular kesikmiş!
Sulaaarrrrrrrr!
Hem de başkası olmayan İstanbul’daaa!
Hem de sabahtan beriiiiiii!
Neee!!!!
Boşuna söylenmeyeyim mi ben çok bağırınca duyamıyormusun beni!
--Bbla blla la laaaa blaaaa lal—derdin ama neyse miii?
Yapma ana yaaa!
Zaten biliyosun bu mevsimde ellerim bütün detarjanlara alerjili!
Neee!
Terastaki mavi bidonlar mııı!
Ne diyon yaa!
Hani geçen terasta otururken ölü hayvan kokusu gelmişti burnuma da
Kaldırıp kıçımı sağa sola bakmamıştım da eve mi girmiştim!
Eee evet emindim o kokunun ölü hayvan kokusu olduğundan da
Açık havada terasta ölü hayvanın ne işi vardı çevreden sandım dı eee!
Mavi bidonlar mı?
Yağmur suyu muuu?
Ağzı açık olan küçük turşu bidonunda da ölü bi serçe mi var!
Onu da bi zahmet bahçeye mi gömeyiimmm!
Daha da neler!
Adam gibi temizliğimi onlarla yapıvereyim mi?
Pencere pervazlarını da ovayım mı yook daha neleerr!
(Herkes çaresiz dolanırken,
Küçük bidondaki yağmur suyunda boğulmuş ölü serçe bahçeye gömüldü.
Büsbüyük mavi bidondaki saf yağmur suyuyla camlar ve yerler silindi.)
Anne affet beni yaaaa!
Olaydı ellerin hala yine teker teker öperdim parmak uçlarını
Ve ben kadın olduktan sonra bi çok kereler öptüğüm gibi,
Öperdim ayaklarının parmak uçlarını.
Yağmur yağmayacak bu sefer biliyorum yeni sildiğim pencerelerime ve gözlerime.
Eminim, ağlamayacak kadar seninleyim ama!
Anaammm sahi serçeler hep mi gözleri açık ölürler?
Ve sonsuz kere sonsuz teşekkür ederim sana,
En isyankar olduğum zamanlarda bile benim ilk sevdam canım anam olduğun için.
Seni hala, her gün, yeniden seviyorum biliyorsun zaten hep ama yine duy istedim.
Duy diye bu sefer yüreğimin taaa içinden söyledim!
Beni öylece terk ettiğin o yer, sahi mi çok güzel be ana!
Bana diyorum bana, yer var mı ki caba?
Sığınır mıyım acaba senin bi kuytuna!
Cemre.Y.

21 Ocak 2024 Pazar

Hep Daha Az...


...Hep Daha Az...
Boşuna ölünce meşhur olmuyor yazarlar!
Konuştukları...
Sustuklarından,
Hep daha az da ondan.
Cemre.Y.

26 Ağustos 2023 Cumartesi

İnadına Yaşamalı

...İnadına Yaşamalı...
Elimden hiçbir şeyin gelmediği kederlerle dolu ülkem...
Her yer katliam, her yer yangın,
Her şey hüzün...
Ruhum inciniyor, hem de haddinden fazla!
O halde kitaplara sığınmalı.
Kahvenin yarenliğine inanmalı.
İnadına yaşamalı.
Cemre.Y.

22 Ocak 2023 Pazar

İnsanı Okumak

…İnsanı Okumak…
Oysa!
İnsan'ı okumak için bir tek gözbebeği yeter!
Üç boyutlu filmin derdinde değildik ki hiçbirimiz!
Okuduk ve kapandı bütün ciltlerinin kapağı!
Cemre.Y.

5 Ocak 2021 Salı

Sen Bari Geç Kalma


...Sen Bari Geç Kalma...
Çocukluğunun kırılgan kanatlarından öptüğüm,
Ben de isterdim, bütün akşamlar,
Sana, sen uyumadan önce yetişeyim de,
Sonu güzel biten masallar anlatarak uyutayım,
Ki büyüdüğünde hala uyumaktan korkmayasın.
Ben de isterdim be yosun gözlüm, bütün sabahlar,
O güneş ışıltılı saçlarından öpe koklaya,
Misler gibi kahvaltı tabaklarıyla uyandırayım seni.
Ki büyüdüğünde hala çocukluk hayaline uyayakalmayasın.
Çareler dizi dizi başka hayatlarda alemdeyken,
Tek çaresiz bizdik işte, yalnız büyüdük, yapayalnız.
Otur şöyle aynadaki yamacına, sarıl omuz başlarına,
Güzel bir müzik aç, kitaplarla barış mesela,
Seni inandıracak gerçek masalları düşün.
Uyu...
Uyan!
Yaşamaya devam et, nefes almakla kalma!
Ruhum, ruhunun içinde nefes almakta,
Yorulma!
Vazgeçmezsin biliyorum lakin pes de etme n' olur!
Görmüyor musun,
Kem gözlerin hepsi sinmişler cam kenarlarına da,
"Başaramadı" demeyi beklemekteler,
Başarmak, artık onlara göre her neyse!
Bana sorsan,
Yıllardır ailem olduğunu hissettirmiş olman bile yeter.
Lakin hayat bu, her yeni adıma bir belge ister!
Alnın çatısından gururla öptüğüm, ne yazık ki,
Küsmek, kırılmak, gücenmek sadece bizi ilgilendiriyor!
Sadece bizim canlarımızı üzüyormuş çok geç anladım.
Birileri hep kendi hayatını, umarsızca hala yaşıyormuş,
Çok geç anladım sen bari geç kalma e mi?
Öperim yara izi geçmiş gibi görünen dizlerinden.
Cemre.Y.

3 Mayıs 2020 Pazar

Yağmur Hüznü

...Yağmur Hüznü...
Yağmur hüznü sinmiş pazar sabahıma,
Hadi yalnızlık aynı yalnızlık da...
Ben şimdi bu corona belasına,
Karantinalı günlerimde,
Çaysız, kahvesiz,
Rakısız, şalgamsız, sigarasız,
Hüzün kokulu yağmuru,
Nasıl anlatayım bir şiirin mısrasında!
Kim, nasıl anlayacak,
Kaç zamandır tek başıma,
Okuduğum kitapları,
Yeniden okuyup bitirdiğimi.
Kim, cümlelerimi okudukça,
Hissini hissedecek,
Yüreğimin tellerinin kederini.
Cemre.Y.

1 Nisan 2020 Çarşamba

Çünkü Her Şey Tepetaklak


...Çünkü Her Şey Tepetaklak...
Kaç yaşımdaydım acaba!
İlk paramı kazandığımda!
İlk okul birinci sınıftaydım sanırım,
O vakitler Kırklareli'nin Pınarhisar ilçesinde yaşıyor,
Rahmetli anacığımın en gençlik zamanlarında,
Babama künk dövmekte yardım edip, ona harç kararken,
Bir yandan da...
Gün, güneşe yüzünü dönüp,
Babam kahvede pişpirik oynamaya giderken,
Küçücük derme çatma evimizin bahçesinde ektiği,
Fasulyeler, kıvırcıklar,
Domatesler, soğanlarla dolu tarlasından,
Kardeşimle beraber kıvırcık aşırıp,
Ertesi gün, kafalarımızda kıvırcık tepsisiyle,
Pazar yerlerine dalıp onları satışımız geldi aklıma!
Anama ilk kez hediye almış,
Bolca da dayak yemiştik bizi merak ettiği için!
O günden bugüne,
Bir daha da hiçbir kıvırcık öyle kokmadı burnuma.
İlk okul ikinci sınıftaydım ikinci paramı kazandığımda!
Bu sefer darbe olmuş, ortalık siyasal kangrene dönmüş diye,
İlimizin köylerinden birine çoban olarak taşınmıştık.
Yine rahmetli anacığımın en gençlik zamanlarında,
Babama koyun gütmekte yardım edip,
Elin çobanlarına eşlik ederken,
Bir yandan da,
Gün güneşe yüzünü dönüp,
Babam kahvede pişpirik oynamaya giderken,
Küçücük, derme çatma evimizin karşısındaki mezarlıkta,
Ziyaretçilerinin bütün o mezarların başlarına,
Nedendir hala bilemem!
Tuz, şeker,
Ve de bolca bozuk paralar bıraktığını keşfetmiştik kardeşimle!
Ertesi gün,
Dillerimizde bolca Subhaneke'lerle dalmıştık mezara!
Ne de çok paramız olmuştu o günün sonunda!
Anneme ilk kez fistan almıştık da,
Bir araba dayak yemiştik mezar soyuculuğundan!
Sonra terk etti annem bizi, babamla kol kola...
İstanbul diye bir yer varmış!
Toprağını sıksan altın çıkarmış!
Koskocaman apartımanlarda,
Ekmek derdi olmadan mis gibi yaşarmışsın,
Koca koca kalorifer kazanlı,
Koca koca kömürleri nar gibi yanarmış!
Ne varmış ki iki merdiven silip,
İki çöplerini toplayıp, iki kömürü de sen atsan,
Üstelik, elektrik, su, kira, vesaire hepsi bedavaymış!
Aralarda üst perdeleri çoktan yazdım.
Şimdi konumuz bu değil azizim, azizem!
Hala aklımın ilmeğindedir rahmetli anamı,
Kapıcı dairelerinde de olsa dahi,
Evlatlarıyla kavuşturan manevi annem!
Nicedir acep şimdi,
Londra'nın o puslu duvarlarında iki evladıyla halleri?
Orta biri geçemeyince...
Onca ilk okulu,
Onca farklı yerde okuyup,
İstanbul'lu olamayınca ben!
Zaten akrabalar vesaire,
"Kız kısmı okur muymuş!" lugatındayken.
Manevi annemin,
Veteriner kliniğinde ilk işçi oluvermiştim işte!
Kitap okumak varken,
Hasta kedi çişleri doluyordu burnuma,
Ya da gençlik hastalığından muzdarip,
Çaresiz sokağa atılmış minnak köpek kokuları!
Çaresiz çarelerle,
Kazandığım aylıkları,
Anamın ellerine saya döke bitirdim o sınıfı.
Nedenini bilmem kovulduk oradan.
Çıktık Bahçeli evlerin,
En bahçesiz bir kapıcı dairesine daha!
Üç ayda bir kanalizasyon basardı o evi de!
Güya anamı kurtaracaktım ya!
Okul araları,
Ben de gitmeye başlamıştım anamla evlere temizliğe!
Misal, hala arap sabunu kokusundan nefret ederim,
Ama o mermer taşların beyazlığını severim.
Siz bilmezsiniz!
Hele yaz akşamı topladıysanız o apartmanın çöplerini...
Beyaz beyaz kurtçuklar doluşur,
Apartmanın çöp atma yuvasında.
Hala kesif kokulu tuz ruhundan nefret ederim!
Neyse, konumuz,
Bizim üzerimizden kazanılmaya çalışılanlar değil azizim!
İyi kötü...
Yaz tatilleri bolca çalışmalı, üstelik sigortasız!
Lise ikinci sınıfa gelmiştim, staj zamanıydı.
01.10.1991 diyor E-Devlet başlama zamanımı.
Ne okulum, ne de o vakitler çalıştığım kurum bir,
On bir gün bari yatırmamış ki şimdi emekli olayım!
Haftada üç gün çalışır, iki günü okurduk!
Rahmetli anama ütüleyip ütüleyip verirdim o paraları ki,
Kardeşimin haftalığı kadar kıymetli sayılsın!
Sayılmadı tabi nasıl sayılsın?
Ustasının çırağına,
O zamanlar kendince BES yaptığı paraları bile öğrenip,
Onu bile topluca talep etmişti rahmetli anam!
Tomar tomar sayıp şimdiki evimizin arsasına yatırım yapmıştı.
Sonra sonra en iyi yaptığıma inandığım bir işim oldu.
Sonra sonra kendime güvenim geldi,
Ben oldum, bir oldum, birey oldum.
Epeyce çoğalıp, epeyce azaldım zaman zaman...
Tam..
Artık...
"Çok şükür gelecek kaygım kalmadı."derken!
Dünya alt üst oldu.
Bir kalbur saman çöp oldu.
Ah...
Bu satırları okuyamadığına,
Çok mu çok memnunum be hey anam!
Ve bu satırlarımı,
Yeterince de anlayamadığına da çok memnunum,
Şu birkaç zamandır affettiğim babam!
Lakin...
Ben...
Yaşamadan,
Yaşatmadan,
Kazanmadan,
Bir işe yaradığımı anlamadan,
Duramam!
Teşekkür ederim bana yaşatmadıklarınız için!
Yoksa şu an yaşayamazdım.
Malum kısmi süreli işsizlik var!
Öperim, olan olmayan ellerinizden tabi ki mesafeli.
Çünkü her şey tepetaklak!
Cemre.Y.

24 Şubat 2020 Pazartesi

Gelsin Artık

...Gelsin Artık...
Hani ikindi sonrası vakitlerde,
Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü...
Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü,
Yürek yorgunluğuyla geçen geceler vardı ya hani!
Bu gece hepsiyle helalleştim,
Ceplerine kırk yamadan harçlıklar koyup,
Her birini ömrüme dahil edenlere geri gönderdim,
Lakin...
Öc bab'ında değil, unuttuklarını hatırlatmak bab'ında.
Hani şöyle bir anımsayıp çabucak unutsunlar diye!
Baksınlar bakalım o yürek bir kere çizilince...
"Geçti." deyince geçiyor muymuş geçemeyenler.
Şimdi kapım aralık...
İçim dışım hayalperest bir hoşlukta...
Mademki bütün boşluklar dolduysa...
Hüzünleri, hazanları,
Hesapları, kitapları savurdum boşluğa!
Birkaç adım yakınındayım yeni hayatımın.
Gelsin artık bana iyi gelen her ne varsa!
Cemre.Y.

12 Şubat 2020 Çarşamba

Bil İstedim


...Bil İstedim...
Nicedir...
Sesinin kırgınlığına, yine...
Yeni bir çare bulamadığımdan beridir,
Sana zemheri ayazında,
Bütün kar tepelerinin üzerinde,
En mevsiminde olması gereken,
O laleleri açtıramadığımdan beridir,
Seni aramadığım doğrudur lakin...
Bu demek değil ki,
Burnumun direğindeki sızı değilsin,
Bu demek değil ki,
Boğazımın ilmeğindeki yumru değilsin.
Bu demek değil ki,
Ben bütün kitapları okudum da,
Sensiz yeni bir kitaba başladım.
Ben...
Hala...
Birlikte o okuduğumuz,
O kitabın son sayfasındayım!
Keşke...
Yazan ben olsaydım.
Sana istediğin kadar,
"Mutlu Son"lu romanlar yazardım.
Ha bu arada...
Saçlarının güneş ışıltılı tellerini,
Göğe baktığında...
Gülümseyen o kalp dudaklarınla,
Kamaşan gözlerinin,
Yosun yeşilini de özledim,
Bil istedim.
Cemre.Y.

16 Ocak 2020 Perşembe

Çocuk

...Çocuk...
Sana yıldız tozlarıyla, güneş ışıltılarından aşırılmış,
Leylak kokusuyla, zambak karışımı, yasemin esintili,
Mutluluk rengi rengarenk cümleler biriktirdim çocuk!
Boş vermiş ol gitsin, günün dilleri zemheri ağusu çınlıyormuş kulaklarında,
Boş vermiş ol bitsin, gecenin sessizliği yalnızlık çığlığı gibi her an yanında.
Ben sana...
Kış günü taze kesilmiş çimen kokusu vaat ediyorum.
Ben sana...
Yaz günü ayakların kumda yanarken serin bir esinti vaat ediyorum.
Çünkü ben seni hesapsız, kitapsız, katıksız seviyorum çocuk!
"Çünkü sen benim..."le bitmiyor sana dair yüreğimdeki hislerim.
Ben seni "Çünkü!"süz seviyorum!
Nokta.
Cemre.Y.

17 Ekim 2019 Perşembe

Sevgili

...Sevgili...
Sana kırılgan kelebek kanatlarımı sunacağım sevgilim.
Sana, hayatımın en uzun feryat figan çığlıklı suskunluklarımı.
Sana, tebessümlerimi sunacağım sevgilim.
Sana, gülüşümü,
Sana, katıla katıla kahkahamı!
Sana, durgunluğumu, misk-i amber kokumu.
Sana itirazsız anlayışımı sunacağım misal!
Buruk hatıralarımı hiç yaşanmamış sanacaksın kusuruma bakma!
Zira ömrümün kitabının ön sözünü bile kim'ime aleni sunsam,
İlk o yaramdan sapladılar zalim hançerlerini.
Varsın biri bari şiir sever görünüp,
Hayat romanıma dahil olmadan ön söz'den...
Son söz'e kirli çarşaflara bulanma derdinde olmasın değil mi?
Yoksa ömre bir haz daha katmak ne ki sanal olduktan sonra.
Sana...
Bir ben sunarım sevgili,
Senden geçersin,
Ama geçme!
Biz'de kal uzun bir süre...
Cemre.Y.

9 Ekim 2019 Çarşamba

Hayal

...Hayal...
Günün yorgunluğu dizlerime sızı olarak inmişken,
Ayaklarımı kırılmaya yüz tutmuş sehpama uzatıp,
Kucağımda lap topum, elimde kahveyle,
Evimin mavi duvarlarına gözlerim dalıp,
Yanımda bir yüreğin daha attığını hayal ettiğim gibi...
Kim bilir belki de sen de... 
Evrenin bir köşesinde uzatmışsın ayaklarını,
Kucağında bir kitap, elinde kahveyle...
Önündeki maviliğe dalıp,
Yanında bir kalbin daha atmasını diliyorsundur.
Ey şiirim, hayalini, hayalimle kavuşturalım mı ne dersin?
Cemre.Y.

5 Eylül 2019 Perşembe

Ben Ve Yüreğim Ve Kalbim Yorgunuz Zaten

...Ben Ve Yüreğim Ve Kalbim Yorgunuz Zaten...
Evime giden yolları okumakta olduğum kitabımın
Şimdiye kadar ki en sevdiğim bölümüyle aşmışım.
On altışardan üç katı geçip kapımın kilidi açmış, 
Soyunup dökünüp ayaklarımı sehpaya uzatmışım.
Bir sigara yakıp voyage müzikleri eşiliğinde 
Yorgun ayaklarımı sonbahar meltemi okşuyorken hafiften açık pencereden.
Şimdi bir şiir yazsam dedim ya içimden!
Caydım sonra fikrimin zikrinden.
Durduk yere birileri çıkacak bir yerlerden, 
Sanki yanlışlıkla bir vakitte kendimi şair ilan etmişim gibi,
Sokağımda,
Yün yataklarının yünlerini kaldırıma döküp lime lime  eden yaşlı teyzeler gibi,
Yüreğimin süzgecinden geçip 
Kelimelere yazılmak için çırpınan onca cümlemi iğdiş edecek!
Ne gerek var dedim şimdi durduk yere şiir etmenin 
Ben ve yüreğim ve de kalbim yorgunuz zaten
Radyoda Voyage müzikleriyle kapattım gözlerimi, şiir içiyorum içimden.
Cemre.Y.

29 Ağustos 2019 Perşembe

Kadın

...Kadın...
Kim bilir kaç yüz yıldır,
O baharları bilmiyordu kadın, ne ilkini ne de sonunu.
Alarm çalıyor, kirpikleri aceleyle yeni güne açıyor,
Yine acele bir sigara yakıp, uyandığına kendini inandırıyor,
Ocağa en sadesinden Türk Kahvesini koyup,
Acele giyiniyor, aceleyle aynaya bakıyor...
Meğerki sabah olmuş da,
Güne uyanmışsa, bugüne de bir umut ışığı olmalı ya,
Kendi kendine derin bir nefes alıp,
"Günaydın ömrüm!" diyor,
Onun, dün gece kendisine,
"İyi geceler, gecem!" demeyi yine unuttuğunu hatırlayarak!
Aceleyle yorgunluk kokan göz kapaklarını,
Sağını solunu boyuyor, artık hiç de özenmeden.
Ne gerek vardı ki,
Şimdi sevgiliye,
Pürüzsüz görünmek ister gibi fondötene bulanmanın,
Rutin aynı rutindi işte.
Meğerki dün gece, ola ki yine es kaza...
Yeni bir şiire heves edip hayallenmişse
Onun üzerine eski şiirlerini,
Sabaha yeni umut niyeti paylaşıyor.
Neyse ki işi, günü, sevilmeyi, sevmeyi seven,
Ara sıra biraz uzaklaşsa da,
Çokça ruhuna yakın insan doluydu.
Akşam olup,
Evine giden o servise binince çöküyordu asıl yalnızlık.
Usulca son okuduğu kitabına gömülüyor
Oradaki dostlarıyla hasbıhal ediyordu bin bir umutla!
Evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık kahvehane herifleri laf atıyordu ardından.
Kitabından alıp başını
Dimdik bakıyordu,
Gözlerinin en dibine lafından utandırana kadar!
Ya da ne bileyim bazen bir amca keser yolunu
"Eh be kızım her seferin de aferin çekiyorum sana" derdi.
"Teşekkür ederim amca!" deyip yoluna ve kitabına
Ve evinin son basamaklarına kadar dönerdi.
Dün akşam farklıydı,
Yine evine giden yolda yürürken okuyarak giderken,
Sırnaşık bir kadın seslenmişti ona...
Tam da o kitaptaki dostlarıyla dertleşmekteyken
Bölüvermişti kimsesizliğinin terk edilişini!
"Şşiitt!
Kızz!
Bi şi diğcem!
Sahiden okuyon mu sen o elindeki kitabı,
Yoksam dikkat çekmek için mi?
Yani anlıyon mu bi de içinde yazılanı he" diyerek
Yanındakinin koluna dokunup kahkahayı koyvermişti ya.
Kitabına ara verdi kadın, durdu,
En insaniyetli gülümsemesini yüzüne iyice maskeledi.
İçinden nice küfürler esiyordu o anlarda oysa!
Öyle ya...
Kırklı yaşlarına bastığı zamanlardı,
Kızının ağzından ilk küfrünü duyduğunda,
"Evladım ne bu erkek ağzı küfürler,
Hiç yakışıyor mu o kalp dudaklarına,
Ben seni böyle mi yetiştirdim."dediğinde,
"Annem!
Küfrün söz dizimi öyle görünse de aslında doğuran ana ile,
Ecdad ile, akraba olan bacı ile hiç de alakası yok,
Ben şimdi sana, bu derdimi anlatırken tam da bu anda,
Senin yok saymaya çalıştığın bu cümleyi etmesem!
Nasıl anlayacaktın ki,
Hüznümün kederinin derinini!" dedi ya susup kalmıştı hani kadın...
Bütün küfür güncellemelerini sundu o kadına gülümserken içinden!
Lakin cevap verebilmek ise asaletindendi…
"Evet ablacım, siz nasıl kocalarınız işten gelmeden önce son kere,
Yolda yürürken,
Kocalarınız olmayan adamlarla bik bik mesajlaşıyorsunuz ya!
Hani şu saatten sonra daha da size, siz yazana kadar yazmasın diye!"
Hiç de bir yere de çarpmıyorsunuz
Ve de yazdıklarınızda emin gülümseyip,
Eski mesajlarınızı silip eve yürüyorsunuz ya hani!
Tam da öyleye bir durum benimkisi...
Misal, bu elimde okuduğum kitap,
Azra Kohen'in -Gör Beni- romanı!
Ben tam da,
Orhan'ın İlmiye'ye filizlenen aşk ihtimalinde,
Tam da Selim'in Ülkü'ye olan,
Merak ve de gizli açlığının peşindeydim, okuyun bence!" dedim.
Yüzünün bütün aksamı,
Sırıtma doluydu kadının yanındakine dönüp işvelice,
"Ayyy kızzz biz de alıp okuyak heee yedeklerimize,
Kim bilir ne işveler döner orada!" diye fısıldadı yanındakine.
Herkes memnundu aydınlanmaktan
Ve de öğrenilesi merak içeriğinden de!
Değil mi ya, şimdi ne gereği vardı,
Kitabının aslında insanlık tarihine ışık tutan,
"Koskoca bir devrin yok oluş anlarıyla,
Koskoca bir devrin başlayış anlarına şahitlik sunduğunu,
Dahası iki tarafın nasıl da hassas olduğunu anlatıyor,
Sanki hepimizin,
Adem baba ile Havva anamızdan geldiğini unutuyormuşuz gibi,
Bütün dinlerin birbirine akraba olduğunu ama asıl...
Hepsinden öte bir şeylerin döndüğü o tarihin
Nefesini duymaya çalışıyorum" dese,
Durduk yere deliye çıkacaktı adı sustu.
Cemre.Y.

22 Ağustos 2019 Perşembe

Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?

...Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?...
Yorgundu kadın, kadını yoran kendisiydi bu sefer!
İlk önce öylece kıpırtısız, suskun, sakin durdu, duruldu.
Yeni okumaya başladığı kitabının sayfalarındaki müzik önerilerine baktı.
Halbuki belli ki yazar onu "Bu satırları okurken dinle.."diye eklemişti,
Üstelik kitabın ana teması, iki devrin ve asıl tarihimizin coğrafyasıydı ya,
Kadın o sayfaları okurken işinden servisine binmiş, okuyarak semtine varmış,
O sayfaları okuyarak mahallesinin köşesinde bırakılmış ve yine o sayfaları okuya okuya,
On altışar basamaktan üç merdiven boyu çıkıp, evine varmıştı.
"Neyse işte!" dinleme listesinin ve artık,
Ona dairli dahiliyesizliğinin ikinci günündeydi.
Açtı müziği son ses...
Bekledi...bekledi...
Bekledi ne çok sessizlikle başlıyordu kaç es bekledi saymadı ama bekledi...
Sonunda ses geldi, müzik de.
Yutkundu kadın,
Ağlamadı da ama bir türlü de gitmedi boğazının ilmeğine takılan o yumru.
Anlamsız bir doymuşluk hissi uyandırdı midesinde.
Hani böyle beklenmeyen anda böğrüne savrulmuş bir yumruk gibi!
Hoparlörü taktı, sesi sonuna kadar açtı.
Sonra bütün yapraklarını soyundu kadın...
Yalancı baharlar çoktan gitmiş, durduk yere sevdaya filizlenen yüreği,
Ağustos sıcağının serin beklentileriyle çoktan solmaya yüz tutmuştu.
Halbuki ne de güzeldi mavi bir gitarın sade bir kahveyle,
Aynı yatakta tatlı tatlı birbirlerine en sevdikleri kitaplarını okurken,
Çok beğendikleri paragrafları birbirlerine baştan sona okuyuşlarının hayali.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Dinlediği müziğin tam ortasına...
Kırmızı bir gitarla solo resital yapan bir adamın videosunu kolaj yaptı.
Yorumlara aldırmadan usulca adamın görünen sağ omzuna bir buse kondurdu.
Sonraki hayalinde kirpiklerini yere devirmiş adamın,
Biraz mağrur, biraz da utangaç,
Dudakları anason kokan gülümsemesinden hafifçe öptü.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Siyah topuklu ayakkabılarını omuzuna aldı
Kıpkırmızı elbisesinin ensesinden,
Beline kadar uzanan swarovski kolyesi de salındı rüzgarla...
Ezberindeydi artık, zemheriler hep kasvetliydi de!
Ve üstelik de kaç baharı, kaç yazı da mevsimsiz geçmişti, bundan gayri her yer...
"Eylül de geldi geçti!" ve lakin,
"Kasımda Aşk Başkadır!" mavallarından geçilmez zaten.
Kulaklarını tıkadı, yüreğine bir düğüm attı.
Geceye ve sadık dostu yalnızlığına ve dahi beş duvarına birer selam çaktı.
"Eyvallah!"tı gayrı.
Hem zaten kim yazılmamış ve yazılmayacak olan bir şiiri sevişe sevişe sarılıp yaşardı ki.
Eğer ummanları aşacak kadar yüreğine sindiremediyse!
Kaç şiir etmişliğim vardır kim bilir, hepsinden teker teker özür dilerim lakin.
Ortalık yeterince sanal sevişgenlerle doluyken ki ben
Özel mesajlardaki sade kelimelerle sevişemiyorken,
Sana dokunmak, sana ortak olmak, sana dahil olmak isterken sen...
Ey minel aşk sen bunca vakittir hala neredesin?
Cemre.Y.

9 Temmuz 2019 Salı

Yolda Yürürken Kitap Oku

...Yolda Yürürken Kitap Oku...
Evime doğru giden yolda serviste giderken veya
Yolda yürürken kitap okuyor olmama hala şaşıranlar var,
Ben de onlara şaşırıyorum!
Otobüste, minibüste, metrobüste ya da herhangi bir araçta,
Hatta yolda yürürken bik bik telefonlarıyla oynayabiliyor ama kitap okuyamıyorlarmış!
Bu akşam tam kitabımın son sayfalarının en heyecanlı yerine gelmişim,
Apartman girişinin merdivenlerine konuşlanmış mahalle gençlerini yarıp,
Tam yine okuyarak kapıyı açacağım...
Alt kat kiracı komşunun aylak kardeşi durduk yere,
"Abla bir şey sorabilir miyim?"dedi.
"Sor tabi, nedir derdin?"dedim.
"Abla sen bu kadar usanmadan ne okuyon yollarda,
Arabalara çarpmıyon, taşa çarpmıyon,
Öle dümdük gözün kitapta okuyon da okuyon ne okuyon, ne tarz okuyon!"dedi.
Gözüm kitapta doğru anahtarı bulup kilidi çevirirken,
"Kitap okuyorum gördüğün gibi."dedim.
"E tabi kitap da ne üzerine, konusu ne, hem nasıl düşmüyon yürürken."dedi.
"Birincisi; Yolda yürüyerek kitap okurken,
Telefonlardaki sanal sosyal medyalardaki gibi
Dikkat dağıtacak resim, fotoğraf vs. olmadığı için,
İnsanların kulakları çok daha keskin duyar.
İkincisi; Arada bir yürüyeceğin yol mesafesine,
Karşına çıkabilecek insan veya çocuk sayısına,
Hatta hiç olmadık anda yoluna çıkacak araç ihtimaline dikkat edersen,
Öle dümdük yürüyerek kitap okuyablirsin yürürken.
Üçüncüsü; Ne bulursam okuyorum, mesela bu bir roman,
Polisiye bir roman ve en güzel yerini de sen şimdi böldün."diyorum.
"Aa! Ben duymuşdum bu Polisiye Roman kitabını çok güzelmiş he"dedi.
İnsani bir sabırla içimden "La Havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim."çekip,
"Kardeşim roman okuyorum, tarzı da polisiye!
Yazarı; Jean Christophe Grange
Romanın Adı; Ölüler Diyarı"dedim.
Hay demez olaydım...
"Tamam abla ya bir şey demedik öyle ölü mölü oluyo mu şimdi
Ama onu da duymuştum çok güzel bir kitaptır ha!"dedi.
Saat bu saat oldu hala kendi kendime gülüyorum ağlanacak hallerimize!
Oysa öyle sıkı bir dindar olmasam da,
Hatta taa çocukluğumdan çoğunlukla yaradıma gücenip,
Çoğunlukla da "Eh o da ne yapsın ki insanların bu kadar üreyeceğini öngörememiştir,
Nasıl ki her yerimiz mobese kamerası doluyken ve herkes her şeyimizi,
Her anımızı gözlem altında tutuyorken bunca şiddete, cinayete,
Kimse öncesinden dahil olamıyorsa,
O neylesin bi dünya dolusu insanın kaderiyle"diyerek yeniden barışsam da.
Rabbimizin Peygamber efendimize ilk emridir "İkra!" "Oku!"
Neyse belli ki yine dünyayı biz kurtaramayacağız azizim,
Şiirimize bakalım biz.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...