meze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2019 Pazar

Cancağızım

...Cancağızım...
Sana ılık bahar akşamları biriktiriyorum sevdiğim,
Gönlümün salıncağında küçücük bir kız çocuğu gibi sallanırken ben,
Yorgun bedenim titreyen elleriyle mezelerimizi hazırlarken,
Sen mangalı yakmış olursun çoktan.
Dolaptan yeni rakıyla acılı şalgamı çıkartırken buluşur ellerimiz.
Sanki yeni sevgili olmuşuz gibi utangaç bir öpücük kondururum yanağına!
Benim kızla damat, senin oğulla gelin de kol kola gelirler birazdan,
Ellerinde pembe pamuk şekerleriyle torunlarımız da yanlarında olur elbette.
Gerisi ne mühim a cancağızım, ötesi na mühim!
Cemre.Y.

26 Ağustos 2019 Pazartesi

Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Üstadım

...Ben Kendi Şarkımı Kendim Söylerim Be Üstadım...
Bu gece...
Onu tamamen unuttuğumun yedinci gecesi!
Ama sen...
Yine de ona bir şey deme!
Kırılmasın gönlü durduk yere.
Daha balığı kızgın tavada öldüreceğiz,
Mangal keyif işi bilirsin hiç de öyle keyifli falan değiliz.
Ekmek kesme tahtasında sıra sıra doğrayacağız soğanları,
Araya yumuşak birkaç yeşillik de ekleyerek!
Ne bileyim birkaç meze olacak masada,
Birkaç da...
Aynı dertten çoktan muzdarip ahbap ekledik mi bu iş tamam.
Ben hiçbir zaman sevemedim bir ölünün arkasından helva yeme işini ya!
Bilim insanları salık vermiş güya.
Belki biraz un helvası, biraz da irmik helvası koyarız soframıza!
Bana mı...
Bana meze falan gerekmez aga, rakı ile balık eşlik etmişse makama.
Hele yanıyorsa cigaramın dumanı baş köşemde...
Öyle buzlu su falan da lazım değil ha!
Lakin acılı şalgamı sakın unutma.
Ancak öyle idrak ediyor kalbim birinin daha beynime göç ettiğini!
Gayrı kim ne istiyorsa onu izlesin, onu seyretsin bu saatten sonra.
Ben kendi şarkımı kendim söylerim be üstadım!
Sesim hiçbir zaman güzel olmasa da, hem de bağıra çağıra söylerim.
Cemre.Y.

18 Mayıs 2019 Cumartesi

Hiç Yoktan Hayyam'ı Yad Edelim Bu Akşam

...Hiç Yoktan Hayyam'ı Yad Edelim Bu Akşam...
Egenin kıyılarında şehirden çok da uzak olmayan,
Henüz keşfedilmemiş o koylardan birinde,
Yumuşak minderli rengarenk tahta sandalyeleriyle,
Bembeyaz masaları olan salaş bir balıkçı lokantası açalım misal.
Lakin masaların altına ayak uzatmalık yerleri de olmalı mutlaka.
Ben mezeleri, salataları hazırlayayım pür neşe,
Sen balıkları hazırla yavaştan.
Rakıyla şalgamı da koyalım buzluğa!
Geçen kış antikacıdan aldığımız pikabımızın tozunu alalım,
Taş plakları da dizelim sıra sıra!
Müzeyyen Senar'ın "Fikrimin İnce Gülü" en ilk sırada olsun.
"Seni Ben Ellerin Olsun Diye Mi Sevdim" i en sona koyalım.
Hiç yoktan Hayyam'ı yad edelim bu akşam!
Olur ya gelip geçen yolcular konar masamıza
Olur ya ortak oluruz yanık ciğerlerinin derinine.
Olur ya yeniden sevmeyi severiz belki ha ciğerim!
Cemre.Y.

16 Mayıs 2019 Perşembe

Benim Mevsimim Gelmiş Belli

...Benim Mevsimim Gelmiş Belli...
Kim demiş ki...
Sırtıma sarındığım güvensizlik hırkam yüzünden
Ben artık hiçbir şeyi sevemezmiş'im diye!
Bana mevsiminde "Erik!" de misal,
Misal "Çilek!" de en organiğinden mis kokulu!
"Kiraz!" de misal bana,
Ne çok tatlı, ne de ham olmasın misal.
Ben o ilkbaharların,
Ben o yaz'ların,
Ben o son baharların,
Ben bütün kışlarımın,
En mutlu geçecek günlerinin
Tümüne birden hayallerim.
Mis gibi toprak...
Taze kesilmiş çimen...
Ve rüzgarda salınan pembe bir gülün kokusu!
Koca bir fincan çay ve sigaramın havaya savruluşu...
Olmasın mı üstüne birkaç damak çikolata'm!
Benim mevsimim gelmiş belli!
Bir de hamak kurabilseydim ömrümün sahilindeki yar ile.
Şöyle denize nazır...
Köşe başında bir mangal yakmalı şömine filan.
Ne bileyim...
Ben mezeleri hazırlardım bir yandan!
Sen de soframıza samimiyet,
Güven, şefkat, aşk, sevda falan katardın?
Cemre.Y.

28 Nisan 2019 Pazar

Bu Dünya

…Bu Dünya…
Bütün o efsaneler, bütün o masallar falan hepsi yalan,
Kimse, o salak saçma yarışta,
En birinci olduğu için gelmedi bu dünyaya!
Sadece o, yaradan karar verdi, ananla babanın o sevişme anında,
Senden önce gelen milyonlarca sırada bekleyen sperm varken,
Bu yaşam formuna dahil etmeye sadece seni seçti.
Ve kapadı kapılarını ananın rahminin bütün hücrelerin!
Seni, bir damla öz suyu, bir damla öz suya katık eyledi.
Hep sorarım bilinmeze,
Keşke yaradanım beni o ilk an anamın rahmindeki,
Yumurtasına bebelik seçtiği o andan,
Doğduğum ana kadar an be an takip edip işlediği gibi,
Hiç değilse ben reşit olana kadar bütün anlarımı da,
Koruyup kollayacak kadar beni hala sevseydi!
Yaradanım hariç, herkesi affettim.
Cemre.Y.

16 Mart 2019 Cumartesi

Değmez Mi?

...Değmez Mi?...
Ona dahil olmaya dilerken, ona dair olduğunu fark etmek gibidir hayat!
İlk ateşi kimin yaktığı değil, kimi sardığıdır vuku bulan.
Biz seninle sarmaş dolaş gelecekler seyredeceğiz sevgilim.
Senin sakalların ağaracak benim saçlarım.
Sen gözlüklerinin yerini soracaksın, ben takma dişlerimin.
Titreyen seslerimizle birbirimizin ihtiyar zülüflerini seveceğiz daha.
Sen mangalı ateşleyeceksin hafiften, ben mezelerimizi yapacağım.
Yaz akşamlarında gençler kayan yıldızlara dilekler savururken,
Biz seninle bugün de yaşadık çok şükür diye rakılı kadehler tokuşturacağız.
Tatlı bir rehavet çöküp denizin dalgaları ninniye kestiğinde,
Usulca uzanacağız hamağımıza, gayri sevişmelere mecal kalmamış,
Ben nefes nefes öpeceğim şah damarından,
Sense artık nefesi sönmüş memelerimin altındaki yüreğimi.
Biliyorum zaman dar yaş almamak mümkün değil bu ömürden lakin,
En azından seve seve gideceğiz bu diyardan, değmez mi?
Cemre.Y.

12 Ekim 2018 Cuma

Şiir Yazalım

…Şiir Yazalım…
Mis gibi hayal akıyordu gözlerinden,
Ama ben…
Rengi bilinemeyen hayal sevemezdim.
Birkaç hayal konuştuk hepsi buydu!
Zira rakı da, balık da,
Hani mezesizdiler ya!
Ki zaten…
O gece…
İçmemiştik hiçbirimiz!
Şiir yazalım azizim, roman roman okuyalım.
Cemre.Y.

7 Eylül 2018 Cuma

Cehennemi Geçtim, Cennet Faslındayım

…Cehennemi Geçtim Cennet Faslındayım…
Sanırım ben artık hayatımın
"Ben gidince hiç kimseye hiçbir şey olmuyor da
O gidince…
İşte o bana çok koyuyor be aga!" faslını da çoktan geçtim
Cehennemi ömrümü beş geçe geçtim,
Cennete on kala zamanlarımdayım.
Gel istersen…
Sen salıncağımızın yanına rakı koyarken,
Ben meze filan yaparım.
Cemre.Y.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Yetim Şiirler


...Yetim Şiirler...
O değil de…
Şimdi şiirlerim de yetim kalacak sensiz,
Belki karton örterler köşe başlarındaki evsizlere
Belki boğaz manzaralı masalarda olurlar meze!
Nasıl da şaşkın bakışlı bu ürkek çocuk şimdi
Öksüzlüğüne bir de yetimliği ömrüne giyindi.
Şekeri hiç sevmedi zaten de
Ya yine sevda süslü acı verirlerse!
Cemre.Y.

7 Ekim 2017 Cumartesi

Hicaz Taksimi


...Hicaz Taksimi...
İki kadeh rakı
Acılı şalgam
Hicaz taksimi
Ve sen,
Meze niyetine.
Şimdi ne giderdin be...
Oysa biz rakı bile içmedik senle
Cemre.Y.

29 Haziran 2017 Perşembe

Haklısınız Baylar Bayanlar

…Haklısınız Baylar Bayanlar!....
Haklısınız baylar bayanlar!
Sevgili Günlüükkk...
Iyyy!
Yine banal geldi bu cümleden bana!
Neydi şu herifin adı?
Her yerde sanal gündemi değiştirmek için
Ha bire bir yerlerde olur olmaz çıkıp çıkıp,
"Ççikitaaa muz muuz muuuzz!" diye diye
Meşhur olmaya çalışıyordu!
Bir de bir herif vardı hani,
Bütün magazin programlarında bir ünlünün arkasından,
Birdenbire flaş çaktığı an, flaş çakılanın,
Burnunun dibine çiçek direyen baliciler gibin,
Gaytan bıyıklı o herif, o geliyor aklıma!
(Sahi ne oldu ona?
Ölmüştüyse Allah onu da bildiği gibi yapsın!
O kadar uyuz oluyordum herife!)
Ben epeydir ne vakit kendimle ilgili bir şey yazacak olsam,
Ne vakit bir cümleye de
"Sevgili Günlük!" diye başlamaya meyletsem,
O kadar üstüme bütün dünya sıçsa da
Üstüme sifonu çekmeyi unutmasa hissediyorum!
Neyse!
İçimden esen gibi anlatayım sana ben,
Yoğsama anlatamıycam ilk anlatmak istediğimi!
Hıççkkk!
Konu neydi?
He taammm.
"Cancağızım..."
En son bugün duydum bu lafı, yine ondan!
"Ya var ya!
Her şeyde bir hinlik arıyosun ve her şeyden
Kendine bir pay seçiyosun ya!"
Oysa, ondan önce nice erkek muhabbeti dostluklarımızda,
O şah demeden daha, o şahın vezir-i azam-ının ergen halini,
Hatta ilk ergenliğinin libodosunu nerede,
Hangi tramvaylan çözebildiğim için de nice
"Bravo" da duymuşluğum vardı!
Halbuki şimdilerde bi yandan GDO'lu bütün replikleri
Ex'lerken ömrümün geçmişinden, birileri çıkıyor karşıma!
"Ama bunlar onlardan diil efenim!
Davuklarımız serbest gezen türden, her bir şeyimiz orkanik!
Yımırta yeyin ye yeaağ!
Acıkmazsınız billa!" diyip duruyo bana!
Neresinden dalmaya çalışsan sohbetin ortasına,
Tam da orasında terliği ağzının ortasına yiyorsun şimdi.
Diyemiyosun tabi...
Ağbi, biz çocukken tatil diye köylerimize giderdik,
Bizim köyün evi, yani benim doğduğum o ev,
Tam bir ahşap köy eviydi, tuvaleti evin dışında,
Geceye ışık yoktu,
Neyse ki yıldızlar apaydınlıktı da hela yolunu buluyorduk!
(Bizim çocukluğumuzda,
Öyle WC'ye gitmekten korkmak gibi bir lüx...yoktu!)
Evin dışından diğer ahşap dama çıkıp,
"İnşallah bu sefer bari, naylon ibrikte,
No'lusun su dolu olsun" dulu "Aminn!" lerle
Koyun kokulu yorganlarımızdan nihayet sıyrılıp
Gecenin bir ayazı...
Ahşap köy evlerinin, ahşap koca deliklerinden korka korka...
Üç kat alta sıçıyorduk biz o koca delikten!
Ertesi sabah...
Daha gözlerimizin çapakları, son bulamamışken,
Köy evinin, o köy ocağına...
(Baktımdı çünkü...
O kerpiçten yapılmış köy ocağının ucu,
Hep cehennem kadar karanlıktı, korkardım hep!)
Bakır tava konulur, bi gün öncesinden
Bize özel, bize bile yaydırılmış
Yayık ayranından ve sonrasından artan
En bil-hakiki tereyağı salınmış...
Caldır cooosss!
Misk-i amber kokuları bütün köyün ormanını sarmış!
Üstüne de, dedemin önceden tembihlediği o kınalı davuğun,
Tene tene sıralanmış gıymatlı dorunlarına!
Rahmetli babaannem aynısını da yaptıydı dedemin,
Emri vaki bütün dediklerini de...
Yer sofrasına kurulup sıra sıra,
Tam biz...
Kardeşimle ekmeğe banacak da
Midemize sıra sıra yağda yumurtaları indirecekken,
Rahmetli babaannem!
Köy ekmeğinin yarısını aparıp,
O bir yarımla üç yumurtayı sarmıştı ekmeğine!
Biz İstanbullular'da ya bok yesindi.
Ya da kalan tereyağının yanmış kokusuna ekmek bansındı.
Anamıza, babamıza, dedemize söylesek günahtı o zamanlar!
Neyse ki unutmadıkdı!
Gece gece, ya da günün herhangi bir saatinde,
O üç kat aşağı pat! pat! pat!
Korka korka sıçtığımız boklarımızı yiyen tavukların,
Yumurtlayınca o tertemis mis yımırta dedikleri organikleri bile
Afiyetlen yiyemediğimizi!
Sözün özü;
Ben kendime bile ne vakit yok olduğumu bilemiyorum ki,
İğrendiğim sinekten yağ çıkarmaya çalışayım!
Hadiyin, size organik uykular cancağızlarım,
Şükür ki rahmetli anacım sayesinde
"Kızım bee, ömrünü tükettin bu iş için,
Bari kendine sırtını artık ağrıtmayacak bir yatak al" demişti ya!
Sırtım, belim!
Onsuzluktan, bir tek sevgi kırıntısı hasretimden,
Sebepli kaburlaşmasın diye, en rahat,
En organik yatağımda dört dönüyorum çoktandır!
Ki neyse ki hastalık adı bile bulmuşlar bu duruma!
Benim, kimsemle derdim yok azizim!
Hepi topu çaresiz bir
"Huzursuz ayak sendromu!" ydu.
Adam/Kadın Haklı Beyler/Bayanlar...
Buyurunuz!
Artık geceye, güne güveniniz!
Ki daha "Evliyken aldatmayı seviyorum!" sendromları var
Çoğu insanların!
Yoruldum be cancağızım.
Hala çok fakiriz biliyorum ama cancağızım!
Yarına rakı'ya ne dersin!
Rakı senden.
Yanına acılı şalgam,
Hele bir de balığı yüzdürebilirsek midelerimizde!
Değmeyin keyfimize.
Bu sefer benden olsun,
Şalgam, balık, meze vesaire!
Hep de rakı bana girecek değil a!
Her nasıl olursa olsun,
"Şeref" i mi ze!
Cemre.Y.

12 Mayıs 2017 Cuma

Sevgililer Günü

...Sevgililer Günü...
Geçen yılın on üç Şubat akşamında
İçi kıpır kıpırdı kadınının...
Kalbinde kelebekler uçuşuyordu rengarenk,
Her kanadı sanki birer gökkuşağı.
Ondan önceki ilk Sevgililer Gününde de
“Sevgilimmm!
Benim hediyem sensin,
Ben seninle nefes aldım,
Seninle kadın olduğumu hatırladım,
Bundan büyük
Hediye mi olur bir insan hayatına.” demişti de
Düşündürtmemişti ne hediye alsındı ona!
Yine de hep kendince özel bir hediyesi olmuştu kadının.
Ama bu başkaydı,
İkinci yıldı ve yeni ayrılıp barışmışlardı,
Olamıyorlardı ayrı işte!
Tam on beş gün boyunca, gündüz düşünmüş,
Gece uyumamış ve bir albüm kitabı tasarlamıştı.
Öyle ki albüm kitabının
İlk sayfalarında sadece onun resimleri,
Ortasında ikisinin resimleri,
Son sayfalarda ise kadının resimleri vardı...
Kitabın kapak resminde,
Sevdiceğinin deniz kenarı bakışlarının hemen altında
Kadına yapılan ilk ve en acayip teklif yer almıştı.
“Senden çok hoşlanıyorum ve seninle olmak istiyorum,
Teklifimi düşün, kabul etmezsen bile
Sakın beni dostluğundan
Mahrum etme!” diyebilecek kadar net biriydi.
Ve o kadın böyle bir teklifi
Asla kabul etmeyecek biriydi!
Ondan sonraki,
Her resmin altında ve üstünde
Adamın sevdiğine yazdığı bütün mesajlar yazılıydı.
En son sayfasında ise iki yüzük resmi vardı
Ve kadının “Son” adlı şiiri.
Buram buram ayrılık kokuyordu o şiir ki,
Şimdiki ben bile okumak istemem.
Bu ona en güzel hediyesiydi aslında,
Emekti ve yaşanmış bir aşk’tı.
En önemlisi, her şeyin bir hayal olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Her şeyin sadece bir rüya olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Adam gerçekten isteseydi, olabileceklerinin kanıtıydı!
Kimselere değil!
Kimseciklere değil!
Sadece kendilerine!
Kadın sadece gecesini, sadece uykusunu,
Sadece emeğini katmadı o kitaba!
Kadın...
Geleceğini de kattı, o kitaba da
Bunu kimsecikler anlayamadı, o bile!
İki tane bastırdı o kitaptan
Ne biçim kader yazmış ise artık o kendine!
Her kes sormuştu “Neden?”
Dedi ki “Birine ben bakıp duracağım
Ayrıldığımızda, diğerine o!”
Yani onlar, hep ayrılacak,
Hep barışacak ve hep ayrılacaktılar taa o zaman bile...
Olmayacak bir hayaldiler, oldurmayacaklardı ki...
Kadın bunu hep biliyordu,
Kimse de çıkıp “Olur bu iş” demeyecekti ki hiç!
Şimdi mi?
Ondakine ne oldu bilmiyorum.
Kadındaki...
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından yok oldu çoğu.
O ki demişti ki dünya aleme...
“Bin milyon kadın çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa "Benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Ona...
Evladını bile, kızını bile güvendi de...
Bir tek kalbi sarhoş arkadaşının değil,
Aslında en dost’unun,
Sevdiceği için defalarca ağlayıp üzüldüğü o tek bir omzun!
Birkaç oyununa, üçe beşe,
Belki bir başka aşkı kıskandırmaya çaba idi de,
Ama bir salak saçma sapan oyuna bile satıldı ya be!
Oysa o dost ki omzunda geceler boyu,
Sevdiceğin için ağladığında bile
Kaç kere “Sen git onun yanına” dedi de...
Bir gururu vardı ki kadının...
Ayakları yol olsaydı gitmez idi...
Gidemez idi...
Kaf dağının ardı kadardı ki o gurur, o kadında...
Sonra kaç kereler ayaklar altına aldı da...
Kaç kereler nefesi olmadan ölürüm sandı da...
Ölmedi, sırf inadına ya!
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından
Yok oldu çoğu o güzelim resimlerin.
Kadında ki o albümün ikisine ait tüm sayfaları...
İki bin on iki yılı herhangi bir gün diyelim...
Bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Parça pinçik olmuş halde,
İki ayrı kutuya konuldular binbir gözyaşı ile,
Kadına kalleşlik etmelerinin bedelini
Bu iki hediye ile buldular sabahın ayazı masalarında.
Kız adama isyan etti
“Senin yüzünden” diyerek
Götürdü kutuyu adamın masasına koydu.
Adam mahcup ve pişman!
“Ben düşünemedim, seni bu kadar üzeceğimi,
Veriyordu, almaktı niyetim,
Tamam, ben şerefsiz, düşüncesiz,
Ahlaksızın tekiyim, ama onun hiç mi suçu yok!
Üstelik biz ayrıydık,
Ben seni asla aldatmadım” demedi mi kadına?
Oysa!
Kadın bir gün, bir oyuna
Kalleş kurban gitmek üzereyken demişti,
Ahretliğine “Bin milyon kadın
Çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Arkadaşı, dost’u, ahretliği hatırlatmıştı
Daha o en acısı içinde, dost dediğinin evindeyken
Kim bilir onu o an
Saçlarından savurmak isteyip savuramamışken!
Biliyordu ki kadın!
Birileri onu o saçlarından tutup,
Gecenin karanlığından kurtarırdı!
Çookkk daha önce olmuştu hani…
Seslenmişti kadın kocasına ve yavrucağının babasına
“Giiittt-meeee!"
“Lanet olsun,
Dönsen bile kabulüm olmayacaksın...
Ama gitme!”
Adam ve isimler ayrı olsa ne!
Gecenin karanlığında...
Son onun resimleri kalmıştı kadının elinde de...
On beşlik ergen kıvamında tek tek...
Nakış nakış dokumuştu, onun tek resimlerini,
Yatak odasının duvar kağıtlarının üstüne!
Üşenmeden her akşam bakardı,
Okşardı her bir sevda dolu bakışı,
O kadın o resimlerdeki bakışlara
Sonra kapatır perdesini
İşine giderdi ve o adama bile söylemezdi...
“Asla...
Sen beni böyle severdin” demezdi...
Sevdiceği...
Bilirdi de demezdi işte!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...