
...Sevgililer Günü...
Geçen yılın on üç Şubat akşamında
İçi kıpır kıpırdı kadınının...
Kalbinde kelebekler uçuşuyordu rengarenk,
Her kanadı sanki birer gökkuşağı.
Ondan önceki ilk Sevgililer Gününde de
“Sevgilimmm!
Benim hediyem sensin,
Ben seninle nefes aldım,
Seninle kadın olduğumu hatırladım,
Bundan büyük
Hediye mi olur bir insan hayatına.” demişti de
Düşündürtmemişti ne hediye alsındı ona!
Yine de hep kendince özel bir hediyesi olmuştu kadının.
Ama bu başkaydı,
İkinci yıldı ve yeni ayrılıp barışmışlardı,
Olamıyorlardı ayrı işte!
Tam on beş gün boyunca, gündüz düşünmüş,
Gece uyumamış ve bir albüm kitabı tasarlamıştı.
Öyle ki albüm kitabının
İlk sayfalarında sadece onun resimleri,
Ortasında ikisinin resimleri,
Son sayfalarda ise kadının resimleri vardı...
Kitabın kapak resminde,
Sevdiceğinin deniz kenarı bakışlarının hemen altında
Kadına yapılan ilk ve en acayip teklif yer almıştı.
“Senden çok hoşlanıyorum ve seninle olmak istiyorum,
Teklifimi düşün, kabul etmezsen bile
Sakın beni dostluğundan
Mahrum etme!” diyebilecek kadar net biriydi.
Ve o kadın böyle bir teklifi
Asla kabul etmeyecek biriydi!
Ondan sonraki,
Her resmin altında ve üstünde
Adamın sevdiğine yazdığı bütün mesajlar yazılıydı.
En son sayfasında ise iki yüzük resmi vardı
Ve kadının “Son” adlı şiiri.
Buram buram ayrılık kokuyordu o şiir ki,
Şimdiki ben bile okumak istemem.
Bu ona en güzel hediyesiydi aslında,
Emekti ve yaşanmış bir aşk’tı.
En önemlisi, her şeyin bir hayal olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Her şeyin sadece bir rüya olmadığının kanıtıydı!
En önemlisi...
Adam gerçekten isteseydi, olabileceklerinin kanıtıydı!
Kimselere değil!
Kimseciklere değil!
Sadece kendilerine!
Kadın sadece gecesini, sadece uykusunu,
Sadece emeğini katmadı o kitaba!
Kadın...
Geleceğini de kattı, o kitaba da
Bunu kimsecikler anlayamadı, o bile!
İki tane bastırdı o kitaptan
Ne biçim kader yazmış ise artık o kendine!
Her kes sormuştu “Neden?”
Dedi ki “Birine ben bakıp duracağım
Ayrıldığımızda, diğerine o!”
Yani onlar, hep ayrılacak,
Hep barışacak ve hep ayrılacaktılar taa o zaman bile...
Olmayacak bir hayaldiler, oldurmayacaklardı ki...
Kadın bunu hep biliyordu,
Kimse de çıkıp “Olur bu iş” demeyecekti ki hiç!
Şimdi mi?
Ondakine ne oldu bilmiyorum.
Kadındaki...
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından yok oldu çoğu.
O ki demişti ki dünya aleme...
“Bin milyon kadın çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa "Benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Ona...
Evladını bile, kızını bile güvendi de...
Bir tek kalbi sarhoş arkadaşının değil,
Aslında en dost’unun,
Sevdiceği için defalarca ağlayıp üzüldüğü o tek bir omzun!
Birkaç oyununa, üçe beşe,
Belki bir başka aşkı kıskandırmaya çaba idi de,
Ama bir salak saçma sapan oyuna bile satıldı ya be!
Oysa o dost ki omzunda geceler boyu,
Sevdiceğin için ağladığında bile
Kaç kere “Sen git onun yanına” dedi de...
Bir gururu vardı ki kadının...
Ayakları yol olsaydı gitmez idi...
Gidemez idi...
Kaf dağının ardı kadardı ki o gurur, o kadında...
Sonra kaç kereler ayaklar altına aldı da...
Kaç kereler nefesi olmadan ölürüm sandı da...
Ölmedi, sırf inadına ya!
İki bin on ikinin bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Kederinden ve hüsranından
Yok oldu çoğu o güzelim resimlerin.
Kadında ki o albümün ikisine ait tüm sayfaları...
İki bin on iki yılı herhangi bir gün diyelim...
Bir Nisan sabahı
Kalleş bir oyuna kurban olmuş bir vaziyette...
Parça pinçik olmuş halde,
İki ayrı kutuya konuldular binbir gözyaşı ile,
Kadına kalleşlik etmelerinin bedelini
Bu iki hediye ile buldular sabahın ayazı masalarında.
Kız adama isyan etti
“Senin yüzünden” diyerek
Götürdü kutuyu adamın masasına koydu.
Adam mahcup ve pişman!
“Ben düşünemedim, seni bu kadar üzeceğimi,
Veriyordu, almaktı niyetim,
Tamam, ben şerefsiz, düşüncesiz,
Ahlaksızın tekiyim, ama onun hiç mi suçu yok!
Üstelik biz ayrıydık,
Ben seni asla aldatmadım” demedi mi kadına?
Oysa!
Kadın bir gün, bir oyuna
Kalleş kurban gitmek üzereyken demişti,
Ahretliğine “Bin milyon kadın
Çırılçıplak soyunsa önünde,
Dönüp bakmaz benim sevdiğim!
Bu sizin seviyorum dedikleriniz!
Sarhoş masalarda meze yapmaya çalışıyor hepimizi!
Bölüşüyor, paylaşmaya kalkıyorlar.
Oysa benim sevdiceğim
Yapmaz asla öyle bir şey” demişti de...
Arkadaşı, dost’u, ahretliği hatırlatmıştı
Daha o en acısı içinde, dost dediğinin evindeyken
Kim bilir onu o an
Saçlarından savurmak isteyip savuramamışken!
Biliyordu ki kadın!
Birileri onu o saçlarından tutup,
Gecenin karanlığından kurtarırdı!
Çookkk daha önce olmuştu hani…
Seslenmişti kadın kocasına ve yavrucağının babasına
“Giiittt-meeee!"
“Lanet olsun,
Dönsen bile kabulüm olmayacaksın...
Ama gitme!”
Adam ve isimler ayrı olsa ne!
Gecenin karanlığında...
Son onun resimleri kalmıştı kadının elinde de...
On beşlik ergen kıvamında tek tek...
Nakış nakış dokumuştu, onun tek resimlerini,
Yatak odasının duvar kağıtlarının üstüne!
Üşenmeden her akşam bakardı,
Okşardı her bir sevda dolu bakışı,
O kadın o resimlerdeki bakışlara
Sonra kapatır perdesini
İşine giderdi ve o adama bile söylemezdi...
“Asla...
Sen beni böyle severdin” demezdi...
Sevdiceği...
Bilirdi de demezdi işte!
Cemre.Y.