deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2025 Perşembe

Korkularım Korkuyor

...Korkularım Korkuyor...
Dünden beri yine,
Korkularım korkuyor sevdiğim.
Sanki koca bir yük gemisinin güvertesinden,
Marmara Denizinin tam ortasına,
Savrulmuşta,
Dalga dalga sallanmakta olan,
Kağıttan gemi gibi sallanıyor İstanbul'um!
Elim ayağımın canı çekilmiş gibiyim.
Kulaklarımda dinmeyen o uğultu geçmiyor.
En büyük depremim bu değildi lakin,
O gece koynumdaydı yavrucağım.
Sarıp sarmalayıp kucağımda dışarı çıkarırken,
O daha çok korkmasın diye korkamamıştım bile.
Kaç vakittir hiç yok ya, ahvalini ele güne sormak da yoruyor bu kalbi.
Cemre.Y.

6 Nisan 2025 Pazar

Yoruldum!

...Yoruldum!...
Yıllardır ömrümün papatyalarının yapraklarını,
Seviyor, sevmiyor diye koparıp durmaktan da,
Ben gülümsemeye çalıştıkça hayata, inadına,
Önüme yeni seller, yeni afetler, yeni depremler,
Yeni setler yıkılmasından da,
Haylice çok...
Yo-rul-dum!
Madem öyle...
Ben de vazgeçiyorum senden ey hayat!
Mümkünse müsait bir yerde,
Bu ömürden de, bu dünyadan da gidecek var!
Cemre.Y.

9 Kasım 2023 Perşembe

Yaşamak Lazım Hayatı, Hayata, İnadına!

...Yaşamak Lazım Hayatı, Hayata, İnadına!...
Gün doğumu yahut gün batımı değilse,
Güneşin kızarmasından korkarım derdi rahmetli annem.
Hele ki bulutlar kızıla yakın öbeklenmişse eğer!
Ya depremler olur bir yerlerde,
Ya da uçaklar düşer derdi.
Öyle çok depremlerim oldu ki ömrüm boyunca,
Öyle çok uçaklarım düştü ki...
Artık...
Acımın acısı bile acımıyor desem yeridir.
Yine de...
Uyanmışsak eğer yeni bir güne,
Lodosun ardından gelen yağmuru da selamlamak gerek.
Yaşamak lazım hayatı, hayata inadına!
Cemre.Y.

17 Şubat 2023 Cuma

Geride Kalanlar

…Geride Kalanlar…
Kaç yaşında olursa olsun,
İçinde saklı hasretlerle ölmemeli bir insan!
Geride kalanların…
Dimağında kalsa da,
Damağında demir tadı kalıyor sonrasında.
Cemre.Y.

31 Ekim 2020 Cumartesi

Yaşıyor Muyuz Gerçekten

...Yaşıyor Muyuz Gerçekten!...
Bugün...
Durduk yere...
Yaşımdan fazlaca ihtiyarladım yine!
Göçük altında kalmış yüreğim,
Canımın canları ellerinde!
Çocukluğumun desen...
Saçları ağarmış şefkatsizlikten!
Usulca sarıldım omuz başlarıma,
Ortalığı tertemiz mis ettim,
Ölürsem arkamdan "... demesinler!"diye!
Oysa çocukluğum orada,
Tertemiz sabun kokulu evlerden birinde!
Kir kokulu gecelerden kurtulmaya çabalamakta.
Dün...
Göçük altında kalan o gencecik kız!
"Köpekleri salın, ben miyavlarım!"dedi ya!
Çocukluğumun çığlık figan,
Miyavlarıydı beni kurtaran!
Sahi...
İyi miyiz hepimiz?
İyilikte, şefkatte, sevgide miyiz biz?
Yaşıyor muyuz gerçekten!
Nasıl olsa gün...
Gün değil mi geçip giden?
Cemre.Y.

6 Şubat 2020 Perşembe

Hislerimi Kaybettim Hükümsüzdür


...Hislerimi Kaybettim Hükümsüzdür...
Bir vakit sonra...
Kendi kendine ördüğün duvarların,
Boyunu aştığını görüyorsun.
Bir zaman sonra...
O duvarların gölgesinden,
Göğün maviliğini yeterince göremediğini fark ediyorsun.
Uzunca bir süre sonra da...
Tam geçmişi dünde bıraktığın o anda!
Depremler oluyor bir yerlerde,
Olmadık virüsler sapır sapır kırıyor insanlığımı,
Sanki ilk defa kar görmüş şehirmiş gibi,
Çığ üstüne çığ yağıyor üzerime!
Şehit haberleri üst üste al bayraklı tabutlara sarılmış.
Sonra yeterince ölmüş müyüm diye bakıyorlar bir an!
Uçak düşüyor.
Uçak üşüyor,
Bunca vakitten,
Bunca zamandan,
Bunca süreden sonra,
Bütün o görünmeyen kanlar,
Yaralı bir adamın anlından, burnundan akıyor,
Sonra durduk yere bir ihtiyar açıyor kapısını,
"Gel ısın!" diyor sana,
Seni tam da...
O kara kışın zemherisine,
Terk etmeden sadece bir akşam öncesiymiş gibi.
"Sahi ne değişti?" diyorsun kendi kendine!
Soramıyorsun tabi.
Lakin...
Saçı, sakalından yorgun, o da gitmeye meyilli, belli.
Ah bir bilsen içimden nasıl da sımsıkı sarılmak geldi.
Lakin biz hiçbir zaman,
Hiç şefkatli sarılmamıştık ki,
Bilemedim ki, nasıl bir şeydi?
Teşekkür ettim, evim beni beklerdi,
Üşümüştür şimdi, hemen evime gitmeliydim,
Oysa asıl şimdi en şefkatli şefkatlerle,
Hiç olmadığı kadar sımsıkı sarılmak vaktiydi,
Beceremedim!
Gücüm yetmedi!
Acelece evime girip, birkaç tuğla daha ördüm üzerime!
Yarın diye bir şey kendini tekrarlarsa,
Bir tutam mavi yeterdi lakin,
Bu gece şiir kadar bile acı yok!
Tıpkı bir zamanlar aynı böyle öldüğüm gibi.
Hislerimi kaybettim hükümsüzdür,
Ve bütün şiirler birer katildir.
Cemre.Y.

27 Eylül 2019 Cuma

Deprem

...Deprem...
Korkmuyordu tabi,
Hem neden, niçin korksundu ki,
Altı üstü bir depremdi yine o gün gibi!
Altı üstü, yer kabuğu, yine,
"Deprem!" diye diretmiş,
Yarmıştı içinin ağusunu en dibinden.
Derdest etmişti "Hiç değilse o beni korur,
Hiç değilse o tutar kolumdan, bir sarılır sımsıkı...
Ömrümde ilk defa,
Hadi birinci derecede kan bağı olanı geçtim de,
Ömrümde ilk defa,
Yürek bağı, ruh ağı olan birisi bari, birisi!
Ne bileyim kaçmak yerine,
Sarılırdı belki sımsıkı." dediklerinin hepsini!
Ne bileyim,
"Korkma,
Bundan sonra yanında ben varım!" derdi belki.
Ne bileyim,
Biri olsun bari,
Sözünün ardında dimdik dururdu belki,
Yüreğinin titreyişi dinerdi!
Yoksa deprem dediğin ne ki,
Zaten her gün artçı sarsıntılarla yarılıyordu ciğeri!
Cemre.Y.

30 Ağustos 2019 Cuma

Şimdi Gelme Zaten

...Şimdi Gelme Zaten...
Daha yeni...
Bütün hayallerimin enfesliği,
Sarımsak döveceğinde dövülmüştü dün gece,
Kötü bir adam tarafından fethedilmişliğim kızımın rüyasından.
Üstü kapalı misafire sunulacak şişmiş poğaçalar gibi belliydi,
Tadı, namı beğenilse de bünyeler tarafından,
İlle de bir kusurun aranıp bulunacaktı ille ki!
Nicedir bir alt katının kapısına konuşlanmış,
Sahipsiz o valizden şüpheliydi aslında!
Gelmişlerdi belli ki gelmesi,
Geldim denilen ümit edilesi o nefesler!
Kaç gün geçmiş, kapısını kimsecikler çalmamış,
O da çalmalara alışık değildi oysaki.
Mademki deniz soğuk ve kirliydi tam da bugün!
Evinde değiştirmeliydi iklimlerini!
Evladıyla, özgül ağırlığı,
Hayatına bolca iksirli lülüsüyle, iki kelam hasbıhal etti!
Karşılıklı kapanan telefonun bile sessizliğine gülümsedi.
Mademki bugün tatildi,
Sokağının tekeline yollanmaya karar verdi kadın!
Zınk diye önünde durdu bir oğulun kocaman gülümseyen yüzü!
Her iklimde,
Onu cennete yollayası duaları savurduğu onu doğuran anasının
Bu sefer selam bile durmadı ona ya, ona da aldırmadı,
Belki de o da geldiğinin anlaşılmasını umuyordu!
Zira, onun da kendince derdi başına buyruk ve çoktu.
En çok...
Sokağının sonuna kadar gidebildi kadın!
Döndüğünde…
Az önceki hayaline yeni bir roman yazarcasına bir delikanlı!
Derin'ini içine çekiyordu,
Bütün anlayamadıklarıyla, anlatamadıklarını.
Kavuştular!
"Özlemişsin beni hem de çoook!" dedi genç!
Sımsıkı sarılıp hıçkırıklarını susturmaya çalışan kadın...
Derin bir nefes çekerken bütün yokluklardan...
"Oğlu'm benim!
Kaç tane evladım var ki,
Biri kraliçe çıktı, doğurduğum,
Diğeri sen olan sanal anneliğim!"
"Gel ama! Bize gel!" dedi lakin...
Eminim...
O da, onca akraba yorgunluğuyla bana sarılınca...
İyi gelmiştir...
Çünkü benim,
"Senden başka oğlum olabilir mi ki benim evlat,
Elbette ki seni de özlerim!
Yavrucağım karnımdayken geldin sen...
Deprem deprem lülücanıma sarılırken ben,
Ömrüne en erkenden hayata fırlayıverdin anacığından!
Misal...
Vaktinde doğabilsen,
Tıpkı kızçem gibi burcun dahi hayatına ramak kala fark atacaktı.
Elbette özledim hepinizi..." dedi ve uzun uzun sustu kadın.
"Sadece...
Sanmalardan artık durulun, yorulun, vazgeçin!
Emin olun ki,
Ömrüme yeni bir mühür basabilecek kadar ömür edeni,
En çok, ben ifşa ederim!
Hoş geldin oğlum!
Hoş geldin...
Kapı önlerinde sigaraya sarmana gerek yok,
Merak etme, yine, ben, bendeyim!
Amma velakin değecek olsaydı son kere gitmelerime neden?
Yine...
Bir şiir önceki gibi hayallenir ve de uçar giderdim ben."
"Geleceğim halam!" dedin diye kapılarımı açık bıraktım ya ben...
Sen de gelmedin ki...
Gelme zaten...
Ama...
Anahtarımın yerini biliyorsun!
"Canının, yüreğini,
Bunca hissiyatla yüklediysem, şimdi gelme zaten!"
Cemre.Y.

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu

...Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu...
"Alıp başımı gitsem!" diyordu kadın,
Nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüzyıldır,
Denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey?
Kaderinin ağını örerken,
Bir ilmek atlanmışcasına örneğinin,
En güzel deseninde boşluk kalan anasının yeleği gibi.
İlk hayal kırıklığından sonra,
Örgü örmeyi öğrenmişti rahmetli anası!
Daha tomurcuğu açılmamış,
Tazecik bir zambak kokusuydu oysa nişanlıyken.
Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme
Bakınca bir daha dönüp bakılası yakışıklılıktaydı babası,
İstanbul gibi giyiniyor, İstanbul gibi davranıyordu lakin,
Söz konusu köyün en güzeli olunca,
Dili damağı kuruyor,
Saçma sapan köylü lafları geveleyip kaçıp gidiyordu.
Daha o zaman karar vermişti aslında anası!
Bu adamla hiçbir kaderin ilmeği atılmazdı ya,
Verilmiş bir söz duruyordu köy meydanında,
Değil mi ki darağacı gibi de başlık parası en ederinden!
Bir daha da bir araya gelmemeye çabalamamış anası!
Geçmişi yad ederken,
Onca kırgınlığı hamal eylemişken kendine,
"Değil mi ki biz darıları çatıdaki ambara taşırken,
Bir kez olsun elimi tutmadıydı biliyordum o günden!" derdi.
Şu "Söz!" gelmiş ve de geleceği düşünülmeden edilmişse
İnsanoğlunun başına ne de büyük vebaldi.
Oysa her aşk,
En hakikisinden iki yakasından tutulmayı hak ederdi,
Ki üstelik en karşılıklı olanından be üstad!
Hani hiç değilse sonradan olsun tutulsaydı o sözler
Kim bilir ne de güzel örülürdü o bütün kaderlerin yelekleri.
Tutulmamış…
Eceline yakın itiraf etmişti ya anası kızına!
"Tabi ki aşk'tı ya...
Yoksa nasıl olurdu da,
En affedilememesi şeylere af gibi boyun eğerdi!"
Tutulmamış aşk kalmış adı, ara sıra bakılası sarı sandukalardan…
Alıp başımı gitsem diyordu kadın nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüz yıldır denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey...
"Çok dil bilmem, yürekçe severim" şiirini aşan bir şey,
Yeterince olamamış bir şey...
Hani hiç kimsesi?
Kaderinin ağını örerken bir ilmek atlanmışcasına örneğinin
En güzel deseninde boşluk kalan ilk yazma oyasının deseni gibi.
Oysa o vakitlerde de el oğlu/el kızı
Kağıttan havluya lunapark kafesi atma derdindeydi!
Ki atmaları tutturamadıysa da üstünden esip geçmekteydi.
Dün gece sokağında yangın çıktı kadının misal,
Doksan yedide deprem olmuştu onun gibi!
Adına yakışırcasına Eylül'ü, lülüsü aradı bir tek,
O vakit de o daha koynunda küçümen bir bebekti…
Çok şükür kadına bir şey olmamışa
Sevinerek sıra sıra sıraladı ömrünün törpülerini tek tek!
Neyse ki büyümüştü o da!
Diyemedi ki ona bir cümle edip, bir şey vardı bir şey!
"Kaderimizin bozuk zincirinin daha geçmişli ilk halkasındayım!
Daha kaç yıldız var kim bilir umutlarını yıldızlara asıp,
Bütün hayallerini mehtaba asılmış bulan,
Kaç ana öncesi hayal kırıklığımız?
Lakin alnının,
Tam da kaş çatımından gururla öpüyorum seni." diyemedi.
İçinden sadece
"Birkaç gün sal beni ey kaderim,
Dönersem, dönebilirsem, döndüğüm de
Kalbimize de yüreğimize denk gelen de
E artık hoş gelsin e mi?" diye en içinden fısıldadı o kadar!
Cemre.Y.

9 Kasım 2018 Cuma

Kerpiç

...Kerpiç...
Temeli kerpiç olanın,
Üstü beton tutmaz kızım derdi rahmetli anam.
Ne vakit, umuda yaslasam yorgun omzumu,
Ne zaman geleceğe inansam,
Geçmişimle şimdim ele ele tutuşup
Geleceğim bana gelemesin diye,
Sarsarlar dayandığım umudumu.
Ben ne vakit...
Hayatımı en sıfırından inşa etmeye kalksam,
Deprem olur, savaş olur,
Kriz olur da elimde kalır kerpiç duvarlar.
Ben ne vakit geleceğe dair umutlansam,
Aşk gider, sevda biter,
Şefkat söner de elimde kalır can kırıkları.
Temeli kerpiç olanın,
Üstü beton tutmaz kızım derdi rahmetli anam.
İnsan olanın eyledikleri neyse de peki ya yaradan?
O ne diye kul diye biçtiği bu ruhu,
Hep kerpice mahkum eyledi?
Demem o ki;
Ömrümüz nefes almaktan ibretli geçecektiyse,
Ne gerek vardı onca spermi yarış ettirmeye!
Sakın bana imtihan deme.
Bana sorulsaydı...
Ben bu hayat denen okulun sperminden asardım.
Kalubela denen o safsata gerçek olmuş olsaydı.
Bilirdim başıma gelecekleri de,
Hiç değilse hep orada kalırdım.
Cemre.Y.

1 Temmuz 2018 Pazar

Araf

…Araf…
Artık hiç kimse ve hiçbir şey,
Öyle büyük hasarlar veremez bana!
Bütün depremlerimi,
Darmaduman toz bulutlarıyla savurdum evrene
Mutlaka, yerine,
Eskisine dair hiçbir yaşanmışlık izi bırakmayan,
Yeni bir bina inşaa edilecektir .
Sen aslında sen kendime açtığım bir cennet rüyasıydın
Çünkü sen sadece aşk olmayan tek şeydin…
Güven, sevgi ve saygıydın.
Sırasıyla ilk üçü gitti de saygını da karşımda durup duran
O küçük yosmaya harcamasaydın ya!
Belki güven duvarımdan kalabilirdin cennetimde..
Cennet benim be koçum!
Kimi istersem alır ve yollarım sonsuz cehenneme.
Bir tek sen kalacaksın araf'ta...
Cemre.Y.

27 Mayıs 2018 Pazar

Söz Verdi

…Söz Verdi…
Yenilgili bir vazgeçiş uğruna
Temeli tam oturamamış bir tutkuydu geçmişim.
Ne kadar tutunmaya çalışsam da ona...
Hayat ömrüme yeni katlar çıktıkça
En ufak bir depremde
Heba olabilirdi bütün geleceğim.
Ben umudu yıldızlara astıkça
Ay hep tutuluyordu.
Bende tuttum güneşi!
Geleceğime serdim.
Söz verdi bana!
Yokluğunu hiç hissettirmeyecekmiş.
Şimdi varsın ay düşünsün,
Bundan gayrı dünya düşünsün.
Onlardan gitmedim ama kalmadım da!
Cemre.Y.

13 Ocak 2018 Cumartesi

Can Parem

...Can Parem...
Sarılmak...
Bütün depremlere ve bütün engellere,
En imkansız sanılan, tek çözümdür,
Biri sünger olsa da...
Ben ki sen ile ney olup
Üflemişim defalarca o sür'a...
Yenilmemişiz hayata
Boğulmak pahasına...
Daha vakit erken sana
Son kere ıkınıyorum hayata be can parem.
Hani bir daha desen!
Belki senin cesaretin le olurdu
Sus çektim.
Cemre.Y.

8 Ocak 2018 Pazartesi

Gölge Yazarlar

...Gölge Yazarlar...
Gölge yazarların gölgeliğini
Dahası üniversite öğrencilerine burs karşılığı
Şiirlerini sattırıp kitapları çok satılanlar listesinde yer aldığını
Biz sizden önce şiir yazan ancak!
Kendilerine şair/şaire yakıştırmasını sevemeyenler olarak
Çoktan keşfettik.
Elbette sizler kadar meşhur değildik
Elbette susturuldu sesimiz!
En örneklerinden birinin adını ifşa etsem deprem olurdu.
Bu durumu öğrendikten sonra
O güne değin edindiğim kitaplarını yeniden okudum!
Ve de hepsine yeniden çok üzüldüm.
Okunmak uğruna...
Yüreklerinden geçen onca kelamları satmış olmalarına!
Ama eminim onlar da
"Bende bu yürek var oldukça alasını da şiir ederim." diye diye
Avutmuşlardır kendilerini,
O anki yürek sızılarının
Aynı kelimelerle mısra edemeyeceğini nereden bilsinler!
Daha çok genç, tecrübesiz ve muhtaçlar!
Cemre.Y.

24 Aralık 2017 Pazar

Yoktu

…Yoktu…
Çok…
Hem de çookk…
Sevdim ben de bir zamanlar.
Sonra mevsimler öldü bir yerlerde,
Bombalar patladı olmayacak meydanlarda
Kimsesiz korkularımda depremlere uyandım,
Yalnızlığımla yine bana uyandım çoğu kere!
Yoktu!
Hem de hiç kimsem, hiçbirinde.
Cemre.Y.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Astrolojik Zamansızlıklar

...Astrolojik Zamansızlıklar...
Ruh halini nasıl olup da,
Sana en yakın doğru bildiğimi merak ediyorsun biliyorum!
Kızım bir Boğa iken, rahmetli babası bir koç idi.
Neredeyse bütün ömrüm,
Astrolojik zamansızlıklarının nedenini araştırmayla geçti.
Ve sürekli yıkılan şehirlerim var benim,
Her seferinde, enkazlarımı,
Yorgun yüreğimle, teker teker kaldırdığım.
Sonra da çıkılıp terk edildiğim.
Yanisi şu bayım,
Bir yüreğin kaç deprem geçirdiğini,
Ciğerinden tanırım.
Hani diyorum,
Atmışımdan sonra göremeyecekse gözlerimiz,
Ellerimizden tutan biri olmalıydı değil mi
Oysa hep gri günler geçiyor ömrümüzden…
"Mevsimini aşmasa bari." li.
Ama karşımıza çıkacak o bahar güzel gülümsemeli,
Gülüşünden öpülecek kadar da güzel gülmeli.
"Kalplerimizi tanıştırmalıyız önce." diyor,
Susuyorsun, unuttun sanıyorlar, oysa hiç gelmedi o bahar.
Cemre.Y.

Doğalsız Depremler!

...Doğalsız Depremler!...
Özel günlerde...
Hele ki en doğalından denilen
Ama en fenalısı hiç de doğal olmaması gereken
Felaketli, afetli günlere,
Öyle hiç de...
Duyarsız değilim de.
An'larım gelir aklıma!
O günlerin hepsinde,
Ve sonraki geçmiş uzun günlerinde
En acılarıyla gelir dimağıma.
Hem de öyle Sakarya'da filan değil ha!
İstanbul'dayken,
Ben annemlerin en alt katında
Evladımla koyun koyuna
Uyurken...
Parçalanmış camlar altından!
Henüz iki yaşındaki kızımın kollarından cam parçacıklarını,
"Neyse ki etine saplanmamış!" diye diye...
Kurtarırken hatırlıyorum kendimi!
Sonra...
Komşu herkeslerin hepsi,
Neredeyse yarı üryan,
Kimisi daha yeni kocalarıyla sevişik!
Dışarı bembeyaz çarşaflarıyla kaçarlarken,
Nihayet kurtulduk sandıkları o,
Korunaklı yerlere sığınmışken,
Yanlarında olmayan değerlilerini,
Ancak fark edip sorduklarını da...
Anımsıyorum!
Oysa ben,
O gecenin,
O, 03:20 sinden an sonra!
Rahmetli annem!
"Evlatlarıımmm!" diye çırpınırken,
"Çabuk çıkın, siz çıkmadan ben
Buradan asla çıkmam,
Ama bilin haa!
Bende çok korkuyoruummm!" diye
Feryat figan canından bile bizim için geçerken ben...
Gecenin ayazında...
Ki o gece...
Ağustos değil de,
Sanki Şubat gibi esiyordu,
Saat 03:20 de İstanbul!
Ama ben!
Sevdalığım annem,
Orada öylece bize korkarken!
"Benim evladım üşüyüp de
Üstüne bari bir de üşütüp
Hastalanmasın." bencilliğindeyken!
Nasıl da dua ede ede!
Onu güzelce
Giyindirdiğimi...
En son ayakkabılarını giydirip,
Maviş gözlerini kapatan,
Şapkasını da taktıktan sonra...
Sokağa...
Ancak öylece çıktığımızı,
Hatırlıyorum!
Rahmetli anam bize...
Hepimize...
Sarılmıştı,
Biz yavrularımıza!
Pazarlarda don-atlet
Giysi-kıyafet satmak için açtığı
O çadırını kurduydu bize hemencik!
O çadıra en geç giren bendim!
Çünkü ben...
Onların azıcık ötelerinde...
Karnıma, ayaklarıma, ellerime,
Boğazıma saplanan,
Cam kırıklarının,
Can kırıklarını temizleyip,
Sızıyan kanlarımı geceye karıp,
"Babası, bizi geçtim de
Kızımızı dahi!
Bir arayıp da, sormadı ya la!
Neyse zaten…
Bütün şebekeler kapalıdır şimdi"
Diye içimden haykıran nidalara!
Acılarını da yutkunup,
Nihayet varmıştım yanlarına.
Şükür ki hala sağ!
Kalanlarım...
Hala bilmezler!
O gecenin can ve cam yaralarımı.
Deri çatlağı diye kandırırım.
Hala hepsini!
Aslında doğrudur da!
Çat-la-mı-şım-dır da!
Ama bunlar bile,
Dönüşü hiç olmayan kayıpların yanında
Buruk birer hatıra kalır!
Gün boyu sustum.
Çünkü sevdiklerimi göçük altında
Aramayı tahayyül dahi edemiyor/d/um!
Çünkü;
En yakınını orada dahi bulamayanlar var!
Ve bütün bunlar…
Sadece bir tek gün boyu hatırlanıp,
Hayıflanılıyorlar!
Oysa benin her kötülüğün dibinde
Feryat ediyor içimdeki sessiz çığlıklar!
Eyyy! İnsanlar...
Yarın...
Bitiyor mu yani her şey!
Öyleyse neden ben anamın,
En son öptüğüm,
O ölü ayaklarının parmak uçlarını bile,
Nasıl hala özlüyorum?
Dirisinden geçtim ya hani çoktan!
Tenine değebildiğim o son an'ı...
Hani geri getirebilseler!
Sizce kim daha iyi özümsüyor,
Derinin...
En dip derinini!
Yani…
Duyarsız değilim de...
Milyonlarca sağlam bedenli engellilerin
Sadece bir gün
Duyarlı olmaya çalışmaları
Çok yaralıyor beni!
En çok iki gün sonra,
Unutacaksınız nasıl olsa!
Nasıl olsa…
Gündem/i/n/iz...
Değişecek yine!
Hep aynı masal
Yıllardır...
Böyle bu...
Yarın...
Ne değişecek!
Şimdiye kadar ki yarınlarda,
Ne değişti Allasen!
Güldürmeyin beni yine
En ağlayanından!
Cemre.Y.

30 Kasım 2017 Perşembe

Mavi Leğen

...Mavi Leğen...
Rahmetli anam,
O Ağustos sıcağında tarlada çalışmış akşama dek,
Ona verdiğim sancıların son deminde imişim.
Hasadı toplamış, eve dönmüş,
Bir göz oda bakla sofa barakasında,
Artık ona ne eşya layık buldularsa,
Tertemiz yıkayıp bir güzel düzenlemiş,
Suyu ısıtmış,
Geçen hafta kasabadan binbir rica aldığı yeni mavi leğeni,
Tek tahta sandalyeyi bir güzel kırklamış!
Baba'm ilk evlat ya, ilk erkek doğacağım ya!
Üç gün önce gelmiş İstanbul denen altın madeninden!
Rahmetli anacığım, ağrının ve sancının son demindeyken,
Kaynını yollayıvermiş köyün kahvehanesine!
Tam da okeye dönüyormuş baba'm!
Dönmüş tabi, bana koşacak değil ya!
Yazık ki, yine,
Kumarı bile oynamayı bile beceremeyip, yine yenilmiş!
Bir zahmet geldiğindeyse anacım perişan haldeymiş,
Köyün tek ebesine, hemencecik bir koşuvermeliymiş!
Yolda eş, dost, akraba kesmişler önünü!
Eh, İstanbul'dan geldi herif!
Hoş geldinler filan, nihayet ebemin evine ulaşmış!
Ebem...Kapıyı açmamış hemen! Meşgul'müş!
Yarım saat sonra kapıyı açtığında baba'ma bir azar çıkışmış!
"Bula bula bugünü mü buldunuz lan!"
Islak saçları al yazmasının altından damla damla sarkarak,
Nihayet geldiğindeyse ben o mavi leğendeydim!
Beynim aynı bugünlerdeki gibi çınlıyordu!
Çok iyi hatırlıyorum!
Anamın duyup durdukları, onca haline değil de,
Ebe geldi diye, yan damdan onca çığlığa çıkmayan,
Ama şimdi çıkan, babaannemi, dedemi,
Dedemin annesini, kaynını,
Daha yirmi gün önce bir saltanatla doğurmuş eltisini,
Kucağında bebesiyle,
En küçük ahalisine kadar çok iyi hatırlıyorum!
En ilk cinsiyetime bakmışlardı!
Zira rahmetli anacığımın başlık parası, o güne kadar ki
Türkiye Cumhuriyetindeki başlık paralarının en çoğuydu!
Öyle kolay değildi, Bayram Ağa'nın kızını almak!
Onca başlık parasının bir ederi vardı elbet!
Eğer anam, beni bir erkek evlat doğurabil-sey-di.
Güzel de bir e-der-dim hani!
Pahallı alındı diye...
En pahallı bedelleri ödedi anam!
Kovulmaktan beter edildik köyden!
Kah koyun güttü meralarda anam,
Ellerin herifleriyle, dağ bayır namusuyla,
Kocası, artık hangi köydeler ise, o köyün,
Merkez kıraathanesinde pişpirik oynarken,
Kah köy bekçisi oldu, köyün deli Ömeri'yle,
Deli Ömer anama yeltendikçe, balta, nacak restleşerek!
Kah İstanbul'a düştü yolları kapıcılık etti,
Bizi o merdivenlere paspas ederek!
Kah da gündelik temizliklere gitti o evlere,
Yine kocası, o mahallenin kahvehanesinde yenilirken!
Sonra iyi kötü bir arsa aldı, iyi kötü bir ev yaptı, iyi kötü,
Herkese elinden geldiğince birer daire eyledi.
Nice yol ayrımlarım geçti onun önünden, roman gibi...
Eylemedi.
Bana büyük bir inatla tek bir kırıntı sevgi eylemedi.
Evlendim, uzaklaştım, bir ara sever gibi oldu beni.
Sonra boşandım, geri geldim ben!
Yine sevemedi beni ama kıyamadı da bu sefer güya
Önce en alttaki dairenin bir odasını ayırdı.
Sonra ayda bir gelip "Sen olmasan, burayı kiraya verirdim ben,
Şu kadar da gelirim olurdu." dedi.
Sonra bana vermediği odaları teyzeme kiraya verdi.
Sonra deprem oldu, bütün yeni taşınan eşyalar raflardan yıkıldı.
Sonra herkes sokaklara çırılçıplak, ar-namus bile çıkarken ben,
Usulca, yavrucağımı giydirdim,
Alt bezlerini, mamalarını doldurdum çantaya,
Su koyduydum çokça...
Öyle ya!
Ağustos ayıydı ama belli olmazdı ya, yazların kış ayazı,
Kışlıklarını çıkarttım bazadan, doldurdum torbaya...
Kız yavrum'u ben olamazsam'a
Gelin edecek kadar ettikten sonra ana'm!
Nihayet...O güne kadar ki ömrümde ilk defa!
Bana olan "Ama seni seviyorum"u duydum ondan!
O ki benim ilk ve son nefesimdi…
Hiçbir zaman tastamam kavuşamadığım tek aşkımdı.
Ana'm...
"Yavruumm! Eh be kızııımmm!
Hala mı çıkamadın, şu binanın en girişinden be ya!
Eylül'ümü çıkart bari!" demişti.
Ben...
O gün doğmuştum!
Kızım ve ona lazım olacak bütün eşyalarıyla!
O'na bir ömür lazım olacak en sevginin, en tamamıyla!
Çıkmıştım o dairen...
Sonra, sonra
Ana'm bir gün en üst kata çıkarttı beni,
"Ahanda burası senin yeni evin,
Bak şu direği ben diktirdim, ödeyeceksin,
Bak, bu tablayı ben yaptırdım,
Onu da ödeyeceksin
Nasıl ödediğin umurum değil,
Eh arsa olamasaydı evin olamayacaktı,
Onu da ödeyeceksin." demişti.
O gün...
Yine ölmüştüm.
Zira bir çoklarına bedelli "He!" deseydim.
Burası değildi ki yerim!
Hayaller ötesi dizi film çıkardı,
Çok genç ve çok güzeldim hani!
Kızım olmasaydı ya,
Güler geçerdim sana be anne!
Kızım...
Yosun gözlüm...
Her akşam, uykuda bile olsa,
Onu sırtımda taşıyıp,
Onca saat ısıtmaya çalıştığım sobamızın,
En sıcak haliyle,
Yatağımıza indirilmesini bekliyordu.
Hatırlıyor musun anne!
Uykusunda bile varlığıma seviniyordu,
Varlığına şükrettiğim her anı...
"Anne'm, geldin mi!" diye cümle ediyordu.
Oysa..
Annem sen beni en son sırtına aldığında!
"Şöyle bir gezelim bir senle" deyip,
Beni bir nalbur kapısının kapısında durdurduğunda,
O gün ben çok korkmuştum,
İlk defa hayatım boyu ödemeyeceğim bir borca!
Üstelik...
"Nasıl ödersem ödeyeyim" li seçenekli son giyotinimdi.
Ben, o borcu var ya ana!
Sen gidip, mirasına doyurduklarınla
Hala...
Bitiremedim!
Şimdi, badana, boyası,
Duvar kağıtları çoktan solmuş,
Kiracılarınla paylaşacağın,
Zamanında bana bir tamam ettirtmediğin,
Beton zemin üzeri, bir üçlü salıncak var terasımızda...
Biliyorum, sen, en çok,
Hiçbirimiz yokken,
En alt katta,
En ilk dairende...
Kocan Esenyurt'un yeni kıraathanesinde,
Okeye dönerken,
Hiçbirimizin doğmamış olmamızı diliyordun!
Affet anne'm....
Ve kusura bak lütfen!
Ben yosun gözlümün tek bir salisesinden
Tek bir an...
Pişman değilim!
Yani ana'm!
Yani, yosun gözlü'm!
"Dünya Emekçi Kadınlar Günü!" filan diyorlar ya.
Ömrüm daha ne kadar bugünümü yaşatacaksa
Hepsi, hepinize...
Hep, anamın ak sütü gibi, armağanım olsun.
Sizi...Seviyorum...
Cemre.Y.

21 Ekim 2017 Cumartesi

Mumya

...Mumya...
Ne kadar da
Kaç yüz milyarlık yıl kadar,
Ona olan sevdam kadar,
Aksine mülteci bir eylem şiddetinde,
Eylemli, söylemli depremleri varmış!
Nihayet izin verdim.
Gülümseyerek...
Ne'm kaldıysa!
Onu da başımdan alaşağı…
Öylece...
Yok edip gitti!
Şimdi her yerimiz,
Sel göçüğü!
Artık kim?
Nasıl!
Kurtarabilir ki bizi?
Öldük biz nihayet!
Evlada aşık bi anayla.
Onun hayatına hep debelenmelerini,
Hiçe eş değer sayanlarla
Savaşıp bir yandan,
Onları haklı saymaktan da yorgunum!
Bittik biz!
Nihayet...
"Ama bu sefer bari gitme!" diye diye,
Tirilyonca kere yalvarırken gözlerine
O, Benim o'na değerlerimi,
Hiç değersizmiş gibi,
Başımdan aşağı yağmur ediyordu!
Yağdım...
Arındım...
Ama sen de be ruhum,
Hala hiç yoktun!
Aile nişanlarınızda bari,
Buruk birer tebessüm olsa da takın.
Bundan sonra bari...,
Benden bari sonranızda dedim ama!
Yükünü almıştı omzuna çoktan!
Tam tamına yirmi yıllık aşkını ve nefretini.
Ve yüz milyon yıllık hissizliğinin
Bila bedelsiz
Mumyası bulunmuşlar gibi...
Kustu...
Gitti...
Bilsem yine dirilecek!
Trilyon yıllık daha!
Öylece gülümseyip,
En çok iki bira içen…
Ama sonsuz sevgili bir tek!
O mumya olurum o'na!
Cemre.Y.

16 Eylül 2017 Cumartesi

Rus Ruleti

…Rus Ruleti…
En azından bir şarkı duyduğumda
Yüreğim depremlere uğrarken;
"Ondandır, banadır." diyebilmeliydim.
Şimdi bütün şarkılar Rus ruleti
Sadece bana...
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...