evlat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2025 Perşembe

Aşk Öyle Bir Şey Değildir

...Aşk Öyle Bir Şey Değildir...
"Aşk'ın şavkı yaktıysa can'ını da canan'ını da,
Gerekiyorsa tamamen vazgeçebilmektir ondan." dedim.
"Yok!" dedi en sevdiklerimden biri.
Diyemedim ki; "Konu evlat aşkıysa!" diye.
O bu konuyu sadece kadınla adam arası bir şey sandı.
Sansındı.
Böylesi bir pes edişi kimse yaşamasındı.
Cemre.Y.

13 Aralık 2024 Cuma

Dua

...Dua...
Ben...
Seni...
Allah'la yeniden barışıp,
Sana da, bana da...
Yeniden dua edecek kadar sevdim!
Yetmez mi?
Cemre.Y.

8 Kasım 2024 Cuma

Siz İki Kardeş

...Siz İki Kardeş...
Şimdi siz iki kardeşe nasılsınız diyemiyorum bile...
Şimdi belki de siz, iki kardeşi birbirinizden ayırmaya kalkacaklar bile olabilir!
Sizi seviyorum, bunu bilin yeterli.
İki kardeş her şartta ve nasıl olursa olsun asla ama asla ayrılmayın ve de sizi ayırmalarına,
Fikir ayrılıklarına düşürmelerine izin vermeyin.
Rahmetli eniştem en çok, kız ya da erkek evlat sahibi olmak yerine.
Kendisine destek olacak bir karındaşı olsun isterdi.
Bu maddiyat falan değildir yahut sınırsız sadakat da değildir.
Ama ufacık bir kırgınlık olsa dahi,
Bunu birbirinize başkalarını karıştırmadan yahut fikri dahi sorulmadan,
Kendi kendinize...
Misal sana ya da ona uygun olmasa bile yani ille de haklı olduğunu bildiğin halde
Başkalarının laf sokuşturmalarıyla haklılığını savunmak için
Kırıp dökmeye gerek duymadan azıcık bir nefes alın.
Durun, dinlenin, dinleyin, sadece birbirinize karşı duygu akışınızı sağlayın.
Siz iki kardeş büyüyene kadar bir başına sayılırdınız.
Tıpkı ben ve kızım gibi.
Hayat mücadelesi devam ederken, kim kimin evladı, kim kimin kardeşi,
Kim kimin annesi yahut ablası kesin çizgilerle belli değildi
Nasıl olsundu ki!
Önünüzde, önümüzde koskocaman bir hayatta ama sapasağlam kalabilme mücadelesi vardı.
Şimdilerde göreceksiniz ki meğer ne çok seveniniz varmış ki elbette var!
Ama bunların içinde maalesef ki...
Çokça da yıkılıp yenilmenizi görmek isteyen insanların da
Gerçekte insan bile olamadıklarını göreceksiniz!
Hepsi birer birer bu anları bekliyor ve geçmişte,
Sizin iki gülüşünüzü çok görmüş olduklarını ispatlıyor olduklarını kanıtlamak için
Gizli birer sansar gibi incitecekler!
Zaman gelecek birbirinizi suçluyor olacaksınız, sen beni doğru anlamadın, anlamalıydın diyerek.
Ya da biriniz diğerine diyecek ki, sen olmasaydın yeterdik biz birbirimize!
Bu esnada başkaları…
Hep sırtlan gibi sırıtıp kıskançlık yahut çekememezlik anlarının hüsran oluşunu zevkle izleyecekler!
Buna asla izin vermeyin!
Misal ben yıllar sonra kimliğimde baba adı yazan adamla beraber,
Çok sevdiğim eniştemi son yolculuğuna uğurlamak için aynı araçta bulunmaya mecbur kaldım.
Çünkü işsizdim, durumum yoktu.
Emekli maaşı desen anca ayı zor atlatıyor.
Benim canım kardeşim…
Arabanın arka koltuğunda ikimizin ortasında size gelirken ve giderken set oldu aramızda.
Onunla aynı havayı soluyamadığımı bildiğinden ama yine de,
Din'di, yok beddua ederdi korkusundan onu def edemediğindendi bu sabrı ve davranışı!
Bildiğin yeğenim arabayı kullandı, kardeşimin eşi ön koltukta çünkü karısı yani!
O, bütün bu çirkef kayınpederine katlamayı kocasının hatrına kabul etmek durumunda hissederken
Bir de tutup orta koltuğa alacak değildi ya!
En doğrusu böyleydi.
Yani demem o ki!
Bir şeyleri daha çok korumak için diğer şeylere katlanmak gerekir ve de bu şarttır bazen.
Eğer başka seçeneğin yoksa tabi!
Katlanacaksınız!
Ele güne karşı değil!
Biri birinizin hatırına iki karındaş olduğunuzu unutmayacaksınız!
Yoksa ne olur bilinmez ama!
En kötüsü olmaz en azından!
Benim son kardeş efendi sağa sola şov yapmak isterken kendini yaktığında!
O videoyu görünce…
Hiç canım yanmaz sanıyordum!
Ama onun, o meydanda çığlıklarını, acı içinde feryatlarını figanlarını duyunca!
Hemen, ömrümüze kaç yıldır ayrılık otu doğranmış evladımı arar,
Bak ben işte o sırada iş yerinde çalışıyor olduğum için suçlu değilmişim!
Çalışmak zorunda olduğum için,
Seni onun sana taciz etmesinden koruyamadığım için suçlu değilmişim,
Sonunda Allah beni, seni, bizi gördü de belasını verdi diye müjdelerim sanmıştım.
Hatta yıllar önce bana tacizde bulunan öz babamı boşamadan,
Yıllar yılı onu gözümün önünde gezdirip,
Beni sırf bu yüzden hiçbir zaman tam sevmeyen,
Sevemeyen annemin bile öcü alınır sanmıştım.
Oysa tam tersine ben durumum olmadığı için
Bu yolculuğa katlandığım için annem beni kabul etmedi.
Gidip mezarında bir yasin okumamı bile nasip etmedi.
Ne yani şimdi ben rahmetli anacığımın ölüsüne de mi küseyim?
Ahan da buradan, evimden yolluyorum dualarımı zaten her gece.
Benim yavruma gelince, herkes çok merak ediyor!
Nasıl olup da bunca yıl sonra tek bir ah etmeden, tek bir beddua etmeden,
En ufak bir küslük gütmeden nasıl olup da bu bitişe katlandım!
Diyeyim, anlatayım bari iki kardeş, iki karındaş olan size!
Benim yavrum...
Altı yaşımdan tam on sekiz yaşıma kadar,
Öz be öz babamın tacizlerde bulunup bana bir şekilde sahip olmaya çalışıp,
Hepsinden de çok şükür ölümü bile göze ala ala namusumla kurtulduğumu,
Hatta babasıyla bile ondan ve bu hayattan kurtulmak için ve dahi
O zamanlar sevildiğimi sandığım için evlendiğimi bildiğinden
Hep ve her zaman kendisini korumayı öğrendi.
Yıllar geçti neredeyse benim yaşadığımın aynı yaşlarında,
Ben işteyken ne anne annesi ne de yengesi yanlarında yokken
Öz dayısı tarafından tacize uğradı.
Neyse ki ona öğrettiklerim sayesinde hemen kaçıp komşumuza sığındı!
İş yerinde Tülaydan o telefonu alınca var ya öldüm!
Ölüm koştu yavruma!
Ama yine de, onu üvey baba eline güvenemedim!
Bir yanda rahmetli annemin onu bırak git başkasıyla evlen baskıları,
Bir yandan ben yanımdaki evladımı anca bu kadar koruyabiliyorum korkuları!
Sizin gördükleriniz,
Bayramlarda etin yağlısını yutamayıp annesine bunu ne yapayım diyen yavru şımarıklığıyken,
Benim yaşadıklarım
Yavrum bugün yağsızını alamadım ama misafirlerimize belli etme çaresizliğiydi.
Çünkü o bilmiyordu ki, ona zaten zar zor alabildiğim etin güzelini ona yedirirken
Ah ben yağı çok severim diye diye ekmeğin arasında zorla yutkunduğumu!
Zira etin kendisi yoksa, kokusu vardı o yağda!
Öyle öyle büyüdü benim yavrum!
Şimdi buraya kadar ki bu anlattıkların iyi güzel,
Biz bu kadarını bilemezdik falan filan bir sürü konu geçecek akılarınıza
Epeyce de bir giriş, gelişme, sonuç falan
İstediğiniz kadar geyikti, dedikoduydu konuşun birbirinizle,
Hatta acınızı hafifletecekse
Gazetelere bile manşet yapabilirsiniz konularımızı inan ki bence sorun yok!
Yeter ki iki kardeş, siz, ikinizi kimsenin, hiçbir şartta ve şekilde ayırmasına izin vermeyin.
Bizim yavrumla, ömrüme biçtiğim bütün sıfatları yakıştırdığım,
Ama bir türlü…
Beklediği anne performansını sergileyemediğimi düşündüğü evladımla
Yollarımız nasıl ayrıldı biliyor musun!
Bilmiyorsun!
Bunu sadece...
Kardeşim, kardeşimin karısı
Ve eski işyerimde annem gibi sevdiğim biri ve kızımın öz babası biliyor!
Ben bunca yıl her şeye rağmen, beni aldatıp giden bir adamla, kızım için görüşürken,
Kızımı ona ve ailesine gösterirken herkes beni hor görüyordu.
Eğer ki ben bu dengeyi sağlayamamış olsaydım
Şimdiye ölmüş, ya da öldürülmüş olurdum!
Haberlerde görürdünüz beni!
Sana, size aman ha denge, aman ha sabır,
Aman ha her kafanın sesini duymayın derken bunu anlatmaya çalışıyorum!
Benim yavrum dengeyi kaybetti bir ara!
Tabi ki benim de ona ayıracak dengem için sabrım kalmamıştı ki tam o aralar!
Çıldırdı!
Haklıydı!
Kafayı yemekte değil ha!
Benden başka kendisine,
Benim ona koyduğum sıfatları bulamadığında çaresiz kalıp sıyırdı!
Bunları bilmesem, hikayeler ayrı olsa da,
Hayatların sonucunun aynı ayrılığa yazıldığını bilmesem
İnan çok yorgunum, çok yorgunsunuz.
Ama sadece,
Sizin de bilmeniz gerektiğini ve ona göre ders almanız ya da almamanız gibi bir duygudayım şimdi.
Karar sizin.
Gün geldi, taa benim babasıyla evliyken,
Babasının edebiyat öğretmeniyle ortak arkadaşımızken olan zamandan olan kadının kızını,
Çünkü biz ayrıldıktan sonra yeni karısıyla samimi olup tatiller falan gittiler ya
Güya o kadının kızı, benim yavrumun babasındanmış bunu uydurdu kafasında.
Uydurmaya yetmedi bütün ana ve baba sülalesini
İspatlar bulmaya çalışarak neredeyse ikna edecekti.
Bahsettiği kızla benim yavrum neredeyse aynı yaşta!
Üstelik tesadüf o ki,
Kızımın babasının öğretmenin adı da aynı şimdi ki karısının adına aynı!
Yani ben öncesinde eski kocamın edebiyat öğretmeni tarafından aldatılmışım
Hala da yeni karısıyla beraber onu da aldatıyormuş gibi bir hikaye!
Anam bir görsen, baba annesi, amcası akrabaları vs. herkes duydu.
Kimi inandı, kimi inanmadı.
Bana sorsan ortadayım.
Ben, anama güvenememişim, babama güvenememişim,
Öz be öz küçük kardeşime güvenememişim,
Elin oğluna evladıma baba olur diye hiç güvenememişim!
Şimdi bu hikaye yalandır nasıl diyeyim.
Baktı ki olmuyor!
O ne zaman kimden hoşlansa, ne vakit ayrı bir gülse,
Ne vakit mutlu hani ayrı bir mutlu hissetse anlarım ben!
Bir tane orta okulda vardı biri.
Kızım bu çocuk hoşlanıyor senden dedim yok anne yav diyerek bana inanmadı.
Gitti çocuğu başka biriyle yaptı bir de yakınlaştırdı.
Sonra sonra anladı hislerini ama iş işten geçip
Bir de onları buluşmalarında ne giyseler yakışıra kadar halletti olayları evlendiler.
Ben, benim kızım üzülecek nasıl etsem de onu avutsam derken bana
Sırf haklıymışsın anne dememek için,
Evlatlarımı evlendirmiş gibi mutluyum aslında dedi.
Sonra üniversiteye başladı, yine bir platonik aşk!
Ondan hoşlanan, hatta işte veya okulda onunla evlenme isteyen onca insan varken.
Yok!
O çay sevmiyor, o bilmem ne hiç birine şans bile vermedi.
Sonra başka bir çocuk çıktı, dedim kızım bu çocuk senden hoşlanıyor bi bak!
Yok ben ona öyle dememişim gitti ona da bir arkadaşını ayarlayıp bir ton acısını çekti.
Sonra o çocuk karışık karışık davranınca,
Bir bunda gözü varmış gibi, bir yandan her haltı karıştırıyor,
Bir yandan en samimi ve de sevgilisi olan insanla
Böyle çapraşık bir ilişkilere girmiş mi girmemiş mi durumları!
Hepsi belki de yavrumun en yakın arkadaşının
Orospuluğundan dolayı onu da elde etme telaşından mı,
Ama elde edemeyince kuduruşundan mı bilemem.
Bak şimdi burası en heycanlı yeri!
Kızım babasına demiş ki!
Güya ben, onun platonik olduğu sevgilisiyle,
Güya taa o çocukla ilk tanıştıkları zamandan beri
Kızımın kendisiymişim gibi sosyal medyalardan konuşuyormuşum!
Bir de üstüne üstlük...
Kızımın çıplak fotoğraflarını falan da paylaşıp öyle yazışıyormuşum
Güya benim kızım bunca sene ne bana ne de o çocuğa
Konuştukları kişinin kendisi değil
Öz annesi yani ben olduğumu söylememiş ama ispatlarmış!
Kızımın babası ya buna bir çare bulsunmuş
Ya da o artık hayatına bensiz devam etmenin bir çaresini arayacakmış!
Kızımın babasına, ben böyle bir şey yapmış olsaydım,
Böyle bir oyun etseydim şimdiye evlenmiş olmaları gerekirdi demem yetti.
Çünkü o da biliyor ki ben evladımı ona göre öğrettim bunca yıl!
Benim yanımda yıkanırken dahi çırılçıplak olmadı o!
Öğrenmesi için her şeyi öğrettim.
Nasıl onun, yavrumun çıplak fotoğrafını paylaşıp,
Bir de onun platonik olarak aşık olduğu çocuğa oymuşum gibi konuşayım!
Babasına da dedim!
Bir tek kere daha bana iftira atsa!
Bilerek ya da bilmeyerek bana kötülük etmeye kalkarsa,
Ona uzaklaştırma davası açacağım dedim!
O gün, bugün uzağız!
Ha bütün bunları nasıl olup da kardeşin hariç, nasıl olup da kardeşinin eşi hariç,
Nasıl olup da kimselere anlatmadın,
Nasıl olup da bütün bunlar yüreğinde patlarken
Evladına tek bir ah bile etmeden dayanabildin diye sorma!
İnsan olan dişlerini teker teker ya da hiç bilemedin üçer beşer döker!
Öyle görmemiş gibi emeklilikten kalan bütün parayı sayıp
Beyaz, bembeyaz, apak gülmez değil mi?
Güler!
Çünkü kim, neden, nasıl, ne hadle hangi kıymete değer ile bilmeye hakkı var ki,
Yarın öbür gün iyi ki, çok şükür, anam hiç beklemezdik denilecek derinin derinini!
İşte!
Tam da bu yüzden!
Acının derinin dibini aynı hissetmek böyle bir şey diye paylaştım içimi.
Bir kardeşi olmalı insanın.
Ki canım kardeşim olmasaydı çok kolaydı bu hayattan vazgeçmek!
Ki yavrum bile senden kurulmak istiyorum ama başımı belaya sokmadan!
Bir mektup yaz, ahan da bu terastan aşağı atla!
Zaten hiç gün görmemişsin, ne şiş yanar, ne kebap!
Eh benim de iyi kötü bir evim de olur,
Zaten emekli de oldun ama merak etme arkandan epeyce ağlarım dedi ya!
İşte tam da o zaman anladım!
Terk edilmekten korkuyor o!
Sınırları zorluyor!
Onun, o güzel ömrü sağ olsun!
Tam üç sene oldu, kızgın değilim, kırgın olamayacağım kadar ağır bu yaşatılanlar.
Evet!
Beni yıllar sonra canlı ama eniştemin hüznüyle cenaze gibi görenlerim,
Bütün en yakın akrabalarım iyi ki varlar!
Yoksa, araya dereye sıkıştırılmış güzel gülüşlerimin arasında,
Aslında çoktan yaşlandığımı, yüzümdeki çizgilerimin,
İçimin içinden nasıl çekilmişliğini
Ben rahmetli eniştemin cenazesi vesileyle gün yüzüne sermesem,
Nasıl anlayıp, nasıl kendi eksikliklerinin üstünü kapayacaklar!
Ara da bir, siz iki kardeş sunun onlara!
Birkaç zaman eğlenirler lakin, kınadıkları kınam kınam başlarına gelince anca anlarlar!
Bana sorma!
Ben hiç kimseyi, hiçbir zaman kınamadım!
Annemin olmaması gereken, hiç doğmaması gereken birine bile
Geleceğine beddualarla ölemeyen çocuğuyum!
Kızıma tek bir güceniklik etmeyin lütfen!
Onun suçu değil!
Ha sadece sizinle paylaştığım bu sırrımı,
Sizi bir arada her şeye rağmen tutmak için uğraşımı umursamadan,
Otuz yılda bir çalışa çalışa anca koluma taktığım bir bilezik gibi
Dalga geçerek ifşa da etmeye kalkabilirsiniz
Yahut birer ders alıp iki kardeş, iki karındaş
Bir bilek, iki yumruk dünyaya gardınızı da alabilirsiniz.
Ben sadece rahmetli eniştemin son dileğine inanmanız için içimi açtım size!
Şu insanoğlu her şeyi unutup hep başkalarının hayatı hakkında konuşur durur!
Yani derleerrr hikayesi işte!
Dedirtmeyin!
Cemre.Y.

21 Temmuz 2024 Pazar

Evlat

...Evlat...
Evlat!
Değeri paha biçilemeyen
Tek hazinendir.
Mesela sen papatya severdin o ise lale!
Kim bilir şimdilerde,
Kim, neyi sevmekten vazgeçmiştir.
Oysa evlat...
Pahası edere denk gelemeyen
Ruhunun en eş, tek cevheridir.
Dinlenmeyi umma ondan.
Ondan sonra doğmadın sen!
Dinle...
Anla...
İdrak et!
Gerekiyordur kesin pes et, vazgeç!
Ama asla yenilme ve sakın ölme!
Doğurabildin diye de kendini,
Öyle çok da ana sanma!
Zira...
Güya analığımla övünürdüm ben en çok!
Oysa görüyorum bazen etrafımda,
Etrafındakilere yettiği yetmezmiş gibi,
Rahmetli anamın...
Bana hiç sunamadığı gözleriyle,
Gözümün dibine bakıyor şefkati.
Olası hata kararlarımdan dönüyorum.
Küsüp durduğum yaradanıma
Bir şans daha şükrediyorum....
Hala "Amin!" yani.
Cemre.Y.

21 Aralık 2023 Perşembe

El Alem Ne Der?

...El Alem Ne Der?...
"El alem ne der?" diye diye...
Kendi içimizin klavuzunu dinlemediğimiz için oluyor bu gönülsüz kırgınlıklar!
Oysaki içimizde ne fırtınalar koptuğundan kimsenin haberi yok?
Rahmetli eski kayınpederim derdi;
"Ah be evladım, seni korusam,
Kendimden bile kollasam da şu ciğerim yarılsa içinde saklasam!
İyi ki, bir kız evladım olmamış yoksasını düşünemiyorum bile!
Bir sen oldun işte!" der idi.
O zamana kadar görmemişim ya,
Ciğer içini tam anlayamazdım asıl ne demek istediğini.
Şimdi şimdi anlar gibiyim,
Bir yanın ne olursa olsun kardeş, karındaş!
Bir yanın evvelinden yaralı bir kız kardeş?
Velev ki evlat!
Kusuruma bakın isterseniz lakin...
Faili meçhul cinayetimin tek müsebbibi olsa bile.
Evlattır mühimmatı önemli olan!
Velev ki, o kırgınsa sana en çocukluğundan,
"Sen, onun, elini...
Bayramlarda bana, onun elini, öptürdün ya!" der durur hala.
Ki oysa çocukluğumdan beridir biliyordum öyle öyle
"Unut, bitsin, gitsin." deyince unutulmadığını!
Amansız bir dilekti unutabilmesi!
Unutamadık...
Film...
Koptu işte!
Cemre.Y.

23 Aralık 2022 Cuma

Olur Biter!

…Olur Biter!...
Unutma!
Yosun gözlerinin o son bakışında,
Seni gözlerimin kahverengilerine hapsettim!
"Anmasın"demişsin ya, anmam adını,
Hiç doğurmadım sayarım!
Soran olursa da…
"Hiç yıllık evliyim ve hiç evladım yok!
Ne evlendim, ne doğurdum,
Ne de doğuruldum!" derim, olur biter!
Cemre.Y.

18 Şubat 2022 Cuma

Toz Oldu, Bitti!

…Toz Oldu, Bitti!…
Sebepsiz öfkesine,
Gereksiz kibrini katık ederken,
Sabır taşının da,
Paramparça olabileceğini hesaba katmalı insan.
Üstüme yüklenen yüklerin ağırlığındaki
Feryatları “Kapris” olarak değerlendirirken ise,
O taş parçalarının da toz olabileceğini hesaba katmalı.
Elbette hiç kimse, bulunmaz hint kumaşı değildir.
Evlat bile vazgeçebiliyorken anasından!
Herkes herkesten ve her şeyden vazgeçebilir.
Sabır taşım sadece parçalanmadı, toz oldu!
Bitti!
Cemre.Y. 18.02.2014

29 Şubat 2020 Cumartesi

Neden

...Neden?...
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Ah be evladım, ah be gözümün nuru,
Ah benim uykusuz geçecek gecelerimin yürek çiziği.
Şehit diyorlar şimdi sana cennete gidecekmişsin öyle mi?
Açık kalmış gözlerin soruyor bana,
Bu cennet neden bu kadar ağır bedelli!
Ve neden hep fakir çocuklarına uğruyor şehitlik mertebesi?
Neden zenginler cennet garantisi olan siperlere yollamıyor kimsesini!
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Cemre.Y.

11 Şubat 2020 Salı

Konu Kapandı

...Konu Kapandı...
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu,
En son ne zaman şöyle el ele tutuşup,
En son ne zaman şöyle derin bir muhabbetle göz göze gelmişlerdi.
Bunca ömrü iyi kötü zamanları sabırla, fedakarlıklarla atlatmışken,
Küfeler içinde ayyaş kocasının kapılara konduğunu geçmiş,
Tüm gün beraberce künk döverek çalıştıklarını,
Umarsız kocasının kumar masasına serdiğini bile!
Sebepsiz ve de gereksiz yediği dayakları bile affetmişken,
En son hatırladığı zehirli guatrı yüzünden,
Bunca yıl vatanından ayrı yaşadığı bu şehirden,
Ameliyat yüzünden ayrılacağını yüreğinin sıkışmasından anladığıydı.
O gün ailecek çarşıya çıkmışlar ilk defa!
Doktor sonuçlarını öğrenmeden önce, böyle olsun dilemiş kadın.
Hastaneye varmazdan hemen önce...
Camekanlarında mutlu ellerin kavuştuğu,
O siyah beyaz fotoğraflara öykünüp,
"Bir tek kare olsun,
Bizim de bir aile fotoğrafımız olsun nolur be herif!" ricasıyla,
Dalmıştılar fotoğrafçıya.
Önce bir kız, iki erkek evlatlı aile fotoğrafları çekilmiş,
Sonra fotoğrafçı "Şöyle tek karede sizi çeksem!" deyince...
Kadın ürkek gözlerle yapışmış herifinin ellerine!
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf var işte.
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Ne ara bütün o yaşanmaması gereken bütün o acı anılar birikmişti ömürlerinde.
Ne ara bu kadar eziyet etmişti,
Ruhuna ruhundan şefkatli korunaklarla sarılması gereken evladına!
Ne ara başkalarına küsüp hıncını kızından alır olmuştu?
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Bunca yıl sonra yine yeniden başka yerleri de kesilmişken...
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf vardı işte.
İçinden dudakları kımıltılı mırıldandı kızına bakarak...
"Ah be yavrum bilemedim ki korkularını,
Yoksa ayan beyan belliymiş ne yana bakacağını şaşırmandan,
Ben göremedim!" derken,
İki koca yaş yuvarlandı yanaklarından.
Zemheri soğuğu bir ayazdı o gece,
Yirmi dokuz temmuz gecesinin saat tam da 03:40'ıydı.
Kızı koştu yamacına hemen kulağını dayadı anasının dudaklarına!
"Annem! Ne istiyorsun söyle!" dedi.
Kadın bir kez daha nefesi yettiğince tekrarladı lakin
Artık cümleye dönüşecek nefesi kalmamıştı ki.
"Sen de duymaz oldun ya beni!" deyip dudaklarını büzmüştü,
Ah nasıl da anlaşılamamaktan çok korkmuş küçümen bir kız çocuğuydu o an!
O an...
Göz göze geldiler işte...
Nice yıl sonra anasıyla kızı!
Uzun uzun bakıştılar dakikalarca...
Birbirlerinin gözlerinin harelerinden hasret giderdiler.
Ellerine sarıldı kızı, anacığının her bir elini,
Her bir parmağından, her boğumuna kadar,
Tırnaklarının uçlarına kadar öptü kızı anasının.
Göğsüne sarıldı, açtı öptü onları da teker teker.
Sonra bitti gözyaşları...
Baktı anası gözlerini kapayacak ve bir daha da açmayacak!
"Sana bir türkü açayım mı anam!" dedi kızı.
Yarım tebessümlü gözlerini iki kere kapatıp açtı anası.
Konuşacak mecali yoksa anasının ki genelde yoktu,
Kavilleri buydu.
Neşet Ertaş'tan "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ı açtı kızı, kısık ses!
Öylece türkü bitene kadar buruk birer tebessümle dinlediler.
Türkü bittiğindeyse nöbetçi hemşirelerle doktorlar dahil,
Hasta bakıcılarla beraber hepsi kapılarında ve şefkatteydiler.
Kadın ve kızının ilk ve son en güzel anısıydı bu!
Hatırlayamıyordu kadının kızı...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu
Şimdi karşısındaki şu ihtiyar herif!
Tahlil sonuçları kanser değilmiş şükür de,
Ramazanda olsun kimseye hayrı dokunmasın,
O isterse, istediği lokantadan istediğini,
İstediği kadar yiyebiliyormuş diye,
Memlekete giden en yakın biletini almışmış!
"Çatım akıyor!" diyor kızı,
O da "He ben sağlam yaptırdım benimki akmaz!" diyor!
"Eşyalarımın ömrü bitti!" diyor kızı,
O da "Hee ben geçen sene yeniledim benimki daha eskimez!" diyor!
"Gayrı masal da, hikaye de, roman da, şiir de bitti.
Gökten üç elma düşmesine gerek yok ki elma falan da sevmem ben!
Fakat ben...
Bu ecdanın tarihinin tecellisini de s*ker geçerim!" dedi kadının kızı!"
Konu...
Kapandı.
Cemre.Y.

15 Ocak 2020 Çarşamba

Düşünsene

...Düşünsene...
Düşünsene bir,
Bunca yıl sonra artık sadece iskeleti kalmış şu tahta evin,
Tam kırk altı yıl öncesindesin!
Rahmetli anan,
Sahibi diye başlık niyetine sayıldığı bütün o tarlalara,
Karnı burnunda ırgatlık yapmamış bütün gün!
Bütün tarlalarda hazır olmuş hasatlar.
Evin bütün odaları şen şakrak pür telaş heyecanda!
Ağustos sıcağı yakmıyor da efil efil esmekte o gün...
Baban ilk evladı doğacak diye,
Nasıl da gururlu cinsiyetini umursamaksızın!
Köyün tek ebesine haber etmiş daha imsak vaktindeki ilk sancıda.
Gece çökene kadar rahmetli anamın karnını sıvazlamış babam!
Güvenmişim,öyle çok güvenmişim ki babama...
Doğmuşum ve bütün ömür yaşadıklarım sadece bir kabusmuş,
Uyanınca,
Beni yine koruyup kollasın diye anamdan çok babama sarılmışım!
Cemre.Y.

12 Ocak 2020 Pazar

Ölmem

...Ölmem...
Saçlarına bahar dalları asmak isterdim çocuk...
Sen saçlarının her telinden bir gece vakti öylece vazgeçerken!
Boşuna yorulmayın bayım!
Boşuna da fikir yürütmeyin hanımlar!
Siz hiç...
Annenizin hiç olmayan saçlarını,
Yavrunuzun bir zamanlar ki bebe tarağıyla taramadınız zira!
Ki tararken de...
"Ne çok taradın be evladım,
Sanki çocukluğumdaki gibi belik belik saçlarım!"dediğini de duymadınız!
Ve benim...
"Lülücanımın saçı gibi çok tazeler be anam, belik belik büyüyorlar,
Ondan bunca hassas, uzun taramalarım"deyince...
Yüzünün uzunca bir süre sonra gözlerinin içinden gülümsediğini de görmediniz!
Saçlarına bahar dalları asmak isterdim çocuk!
Biliyorum hiçbir şeyi yeterince de beceremedim.
Ama senin için...
Elimden geldiğince ölmem mesela!
Nice ramağına an kalsa da gücüm yettiğince atlatırım mesela!
Cemre.Y.

22 Kasım 2019 Cuma

Dehliz

...Dehliz...
Ruhumun derin dehlizlerinde geziniyorum her gece...
Gün be gün artan öksürük nöbetlerime bakılırsa da,
Bulamıyorum demektir ne demeye
Tanrının yaratıp unuttuğu bir insan evladı olduğumu!
Ve neden?
Ve nasıl?
Ve niçin...
Ömrü hayatım boyunca sanki utanılacak bir varlıkmışım gibi,
Atılıp savurulacak, başka öfkelerin hepsi üzerinden alınacak,
Kırılacak, üzülecek, incitilecek ama ille de hayatta kaldırılacak.
Bir tek sevgi kırıntısına, biraz şefkate, 
Biraz vefaya hasret kalacak bir ruh olarak yaratıldım acaba!
Düşüncelerim düşünmekten yoruluyor bazen...
Durduk yere başlıyor yine ağrılarım ağrımaya!
Durduk yere acısız ölümün çarelerini arıyorum bazen.
Sonra vazgeçiyorum aniden!
Zira meğerki ben zamansız ölürsem o kazanır.
Varsın o da bunu merak etsin madem!
Değil mi ki bu da benim kendi kaderime intikamım.
Cemre.Y.

17 Kasım 2019 Pazar

Sonra

...Sonra...
Sesli, sessiz ama fısıltı kadar yakın,
Lakin sınırlar kadar uzak... 
Misal...
Kaç gece...
Bir sütyen askısında astım kendimi, kimse bilmez!
Orospuluktan falan da değil ha!
Hepi topu üçü geçemedi sevdiklerim!
Hepsinden de...
Evli, mutlu, çocuklu aile hayaliydi, hayallerim.
Sonra mı?
Sonra'm hiç olmadı lakin!
Sonra...
"Ben ona hiç aşık olamadım be evladım,
Geldi, aldı işte beni!" razılığına razı olmayı
Bir hayli de diledim.
Ve ama lakin...
Hissetmeyi, hissedebilmek bile ayrı bir güzeldi be!
Cemre.Y.

27 Ekim 2019 Pazar

Kalabalık

...Kalabalık...
Gönlüm kalabalıklara karışmak istiyor lakin,
Ne zaman bir insan ordusuna karışsam...
Yani ne bileyim...
Nasıl cümle edilir sizin oralarda tam bilemiyorum ama!
Misal en basitinden bir mevlite gitmişim,
Elimdeki kuran ayetlerini pür dikkat okumaktayım!
Arapçasını unuttuğum harfleri hatırlamaktayım hazır!
Birkaç kötücül bakış bölüveriyor kalabalıklara hazırlığımı.
Kimi birinin baş örtüsünü beğenmiyor,
Kimi diğerinin eteğinin rengini.
Kimi hocalık taslayıp öbürünün kuran okuyuşunu düzeltiyor,
Kimi sanki gidip gelmiş de ahiret azabının cehennemini boylatıyor!
Gönlüm kalabalıklara karışmak istiyor lakin,
Ne zaman bir insan ordusuna karışsam...
Yani ne bileyim...
Nasıl cümle edilir sizin oralarda tam bilemiyorum ama!
Yüreğim kaçarcasına koşuyor kendi dört duvarına.
Dış kapısının kilidini açtığı anda sanki özgür oluyor yeniden.
Ah ne çok ön yargı var insan evlatlarında ah!
Kapalısı, açığı, inançlısı, inançsızı hiç fark etmiyor diğerini yermekte.
Sanırsın ki hepsi sanki birer Allah'lar!
Cemre.Y.

16 Ekim 2019 Çarşamba

Ey Benim Yüreğim

...Ey Benim Yüreğim...
Ey benim yüreğimin köhneliği...
Ne vakit nihayete erecek bu kendine hasretliğin!
Ne zaman iki kalp atımı sımsıkı sarılacaksın kendinle.
Güya insan evladı çift yaratılmış derler ya hani!
Sen ne vakit bulacaksın diğer yarını.
Yahut...
Ne vakit son bulacak diğer yarının seni bulmasını beklemen!
Ey benim yüreğimin köhneliği...
Sen ne zaman iki kalp atımı sımsıkı sarılacaksın biriyle?
Cemre.Y.

10 Ekim 2019 Perşembe

Çürük Zincir

...Çürük Zincir...
Uzak iklimlerin, uzak coğrafyalarında da karşılaşsak!
Bir yerlerden kırılmalı bu kader zincirlerimizin çürük halkası.
Bütün dünya bizi kendi kötücül hayallerine alet etmeye meyl etse de.
Nefes aldığımız havada oksijensiz kalmadan kenetlenmeliyiz hayata!
Belki yüreklerimiz ezilir, bileklerimiz kanar,
Yargılarımızı bir kenara atıp birbirimize kenetlenmekten lakin...
Sonunda...
Diyelim ki kırklı yaşlarında yorgun bir kadın ve bir bireysiniz!
Hiç tanımadığınız üç yaşlarında bir kız çocuğu,
Siz evinizin güvenine doğru adım atarken,
O kapı aralığında karşılaştığınızda
"Güzel kadın!" diyecek arkanızdan!
Pabuçlarını bağlarken ve sen merdivenleri hızla aşarken,
"Nasıl bir güzel kadın mesela!" diyecek ayakkabılarını giydirmeye çalışan abisi!
"Ya ne bileyim,
Hiç bizim annelerimiz gibi değil, güzel işte!" diyecek ve seslenecek ardınızdan!
"Güzel kadın!" 
Sesi yankılanacak merdivenlerinizde.
"Asıl güzel olan sensin yavrucuk, büyüyünce göreceksin!" desen de...
"Güzel kadın işte abi, kadın güzel!" derken anladım.
O, benim ruhumun içini görmüştü!
Bir zamanlar ön yargılarla uzak kalınması salık verilen bir kürt soyuydu!
Bunca vakittir de...
Kızım hariç...
Ruhumun dibini de en sadesinden gören tek oydu!
Asıl "Güzel kadın!" oydu!
Zira...
İçinden...
"Uzak iklimlerin, uzak coğrafyalarında da karşılaşsak!
Bir yerlerden kırılmalı bu kader zincirlerimizin çürük halkası.
Bütün dünya bizi kendi kötücül hayallerine alet etmeye meyl etse de.
Nefes aldığımız havada,
Oksijensiz kalmadan kenetlenmeliyiz hayata!" diyen de oydu!
Büyüdüğünde...
Kaderine razı aşiret gelini yahut, aile meclisi kararı olmaksızın,
Aşık olup evlendiğinde...
Güzel kadınları sevebilecek güzel oğullar doğuracaktı hem de coğrafyasız!
Çünkü anneler cinsiyetsiz severdi evlatlarını!
Öyle olmalıydı!
Türk'ü, Kürt'ü fark etmeden!
Bugün bir zincirini daha kırdım anne'm...
Affettin mi beni oğul doğamadım diye?
Değil mi ki kimse evladı gereksiz savaşlarda boğulsun istemez!
Uzak iklimlerin, uzak coğrafyalarında da karşılaşsak!
Bir yerlerden kırılmalı bu kader zincirlerimizin çürük halkası.
Bütün dünya bizi kendi kötücül hayallerine alet etmeye meyl etse de.
Nefes aldığımız havada oksijensiz kalmadan kenetlenmeliyiz hayata!
Misal...
Bugünden sonra doğacak bütün evlatlara, cinsiyetsiz...
Hayata nefes aldığı her gün...
Anneler hiç usanmadan, son nefesine kadar...
Ve seni her anımda hala aynı heyecanla seviyorum evlat!
"İyi ki doğurmuşum seni!" diyecek.
Çünkü ben o eski, ön yargılı çürük zincirlerin hepsini kırdım!
Cemre.Y.

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Günün Kutlu Olsun

...Günün Kutlu Olsun...
Tam...
"Bu sensiz beşinci anneler günüm annem!" diyecektim ki vazgeçtim.
Sen beni bırakıp bu sefer sonsuzluğa gittin diye,
Benim biricik annem olduğun gerçeği hiç değişmedi ki!
Tıpkı doğumumda kız evlat olduğumu öğrenip,
Beni sevgisizliğine terk ettiğin o gün gibi!
Ben beni bildim bileli kız evlatlar en ilk, babalarına aşık olurdu.
Ben babama hiçbir zaman o kadar güvenemedim.
Ben en ilk, anasına aşık olmuş tek bebeydim.
Anasının son günlerinde,
"Gel de bir koklaya koklaya, sarıla sarıla bir öpeyim seni kuzum,
Zaten ömrümce yeterince sevemedim!" denilen cinsinden
Sen benim...
"Anneler günün kutlu olsun be anam!" dediğim sevdam.
Biliyorum bu sene...
Sana aldığım bütün o hediyelerimi dolaba tıkmayacak,
Ben yokken açıp öpmeyeceksin.
Biliyorum bu sene...
Bütün heyecanınla açacaksın sana sunduğum armağanlarımı!
Öyle ya!
Daha kalubelam okunurken,
Zıt gitmiştim tanrıya neden bana böyle bir kaderi reva gördü diye
Kendime sunulan onca yalan cennetlerden öylece caymışken ben!
Ömrümün bütün zemherilerine göğüs germişken,
Senin için kaç ömür kaç vakit, kaç zaman,
Abdest alıp, namaz kılıp, nice dualar ettim bir bilsen.
Anneler günün...
Analar günün...
Her neredeysen, yaşadığını hissettiğin her günün kutlu olsun anam!
Cemre.Y.

22 Mart 2019 Cuma

Yüzümü Düşürme Ayak Dibine, Ben En Son, Sana Güvendim

...Yüzümü Düşürme Ayak Dibine, Ben En Son, Sana Güvendim...
Sen hiç yokkenden beridir yokluğuna tesbih çektim an be an!
Tane tane saydım ömrümün bütün olmayanlarını,
Bugün, yüzyıl olmuş, bir "Biz!" etmeyeli.
Ruh eşiymiş filan efsaneydi biliyordum lakin,
Kaburga kemiğinden yaratılırdı ya hani eş olan!
Hani gayrısı, resmisi filan da fark etmezdi hani.
Şimdi sen say bakalım...
Ömrünün, ömrüme eksikliği kaç etti?
Beni ateşlere attılar, sevdiğimi başkalarına eş ettiler ölmedim.
Beni yardan uçurdular,
Evladımı evimizden uzak koydular ölmedim.
Beni yalancı baharlarla, zemheri ayazlı kara kışlı beşiklerde unuttular ölmedim.
Tam tamına, yüzyıl sonra, çırılçıplak, son, sana, güvendim.
İçim dışım ne kaldıysa,
Her zerremi sana emanet ettim lakin,
"Olmayacak bizden!"e kefen biçmişiz madem!
Yüzümü düşürme ayak dibine, ben en son, sana güvendim.
Sen yokkenden beridir yokluğuna tesbih çektim an be an!
Tane tane saydım ömrümün bütün olmayanlarını,
Bugün, yüz yıl olmuş, bir "Biz!" etmeyeli.
Ruh eşiymiş filan efsaneydi biliyordum lakin,
Kaburga kemiğinden yaratılırdı ya hani eş olan!
Hani gayrısı, resmisi filan da fark etmezdi hani.
Neyse üç beş sigara daha yakalım biz ardı ardınca!
Cemre.Y.

11 Mart 2019 Pazartesi

Gitme Yarim


…Gitme Yarim..
Gitme yarim,
Öylece cayma bizden!
Ayrılıklar durağından,
Aldatılmalar limanından yeni yeni caymışım da sana gelmişim ben!
Ben ne zamandır Neşet Ertaş'ın
"Cahildim dünyanın rengine kandım"larını geçip,
Behiye Aksoy'un sesinden
"Artık, yeşerecek bir dalım yok!"ları da eleyip,
Cem Karaca'nın
"Unut beni, unut arama!"lı şarkılarını,
Seha Okuş'un…
"Hasretinle yandı gönlüm"ü
Kucağımda küçümen bir evlatla yoğurmuşum.
Ahmet Kaya'nın "Penceresiz Kaldım Anne!"sine sus koyup,
"Darılırsın yavrucağım!"ı
Yavruma ninni diye masallamış insanım hayalince sözlerini değiştirerek!
Yani öylece, kolayca Şebnem Ferah'ın
"Günaydın Sevgilim!"ine geçemedim ben!
Sonra baktım öyle sevmekle olmuyor bu sevilmeler…
"Seni unutmaya ömrüm yeter mi!"

Neyse…
Sen bari bir gitme lan!
Söz…
Her sabah, her akşam yeniden seveceğim seni.
Cemre.Y.

20 Şubat 2019 Çarşamba

Geçer Mi Ki

...Geçer Mi Ki?...
Daha geçen hafta oğlu bu dünyayı terk-i diyar eylemiş,
Alzheimer hastası çoktan yatalık,
Kolu kanadı, ayağı bacağı kırık bir ananın feryadı,
Hala çizmekte ciğerimin en köşesini.
Zira nicedir babası sanıyordu hasta yatanı,
Nicedir de kardeşi!
İlk feryadı duyduğunda vefat edenin kardeşleri vardı yanında ya
"Gardaşıımm!" diye çırpınıyordular.
O da sesi yettiğince şimdisine kadar,
Bu dünyadan göçen bütün kardeşlerine çırpındı,
Kendi oğlunun vefatını algılayamadan!
Alelacele cenaze evine varıldı!
O dağ yıkılsa deviremez sandığım o nahif adamı
Boylu boyunca sermişler yatağa!
Üzerine çarşaf örtüp, göğsüne bıçak koymuşlar!
Sanki hortlayacak güzelim insan.
Sarılsam,
Bana hiç olmayan,
Babamın şefkati gibi saracak kadar uysal oysa!
Ah ne tarifsiz bir acıymış bu yarabbi'm!
Nasıl ki ben anama aşıksam!
Baba da aşk ile sevilebilirmiş meğer ürkmeden.
O evlat ki...
O babanın ayakların altını öpe koklaya ağıtlar yakarken,
Kusura bakma tanrım sordum...
"Neden?"
O kadar yüceydi yüreği o yatakta, öylece,
Boylu boyunca nefessiz yatan adam.
Adam'dı.
Alzheimer hastası çoktan yatalık,
Kolu kanadı, ayağı bacağı kırık bir ananın feryadı,
Hala çizmekte ciğerimin en köşesini.
Zira nicedir babası sanıyordu hasta yatanı,
Nicedir de kardeşi!
Şimdi ki feryatları duyduğunda vefat edenin evlatları vardı yanında ya,
"Bababammm!" diye koya ağıtlar yakıyorlardı ya!
O da cılız sesiyle uzunca bir süre baba'm diye ağladı,
Bir müddet de ana'm diye.
İki de bir oğlunu sorsa da,
"Bu Sefer nerede o niye gelmedi bu acı günümde?" diye,
Ben hariç hiç kimse onu duymadı!
"Oğlun öldü ana!" diyemedim.
Öyle ya!
Nicedir...
Kimi kim sanıp, sandığının varlığına sevinirken,
Cisminin aslına özlem duyar olmuştu ömrüne bitap kadın!
Ben nasıl diyeydim.
Kim nasıl kıyardı o kırılgan ciğere!
İçimin geleceğini görür gibi oldum onda da!
Rahmetli anam!
Bütün ömrümü onunla yüzleştiğimde,
"Her şeyi hatırlamak, hatıralarınla yanmaktır kızım,
Ben yandım, sen de yanma!
Sen görmedim sanırken, ben unuttum!
Hepinize yetebilmek için başka şansım yoktu." dediğinde,
Unutmayı denemiştim!
Sonra bir baktım geçmişten o güne...
Bütün olaylar yerli yerinde ki o da zaten
Hiçbir şeyi unutmamış!
Alzheimer hastası olmayı dilemiştim nice yıllardır.
Artık istemem!
Artık...
Yanımda biri hele ki Allah korusun en yakınımsa giden!
Her gidenime yine yeniden yeniymiş gibi yanmayı dilemem.
İşte o yüzden!
Nicedir...
Ziyaret mezar edilecek mezar taşlarım arttıkça,
Gitmez oldum artık mezarlıklara.
Hatırlayamıyorum ki,
İlk ne zaman ağladım ben onların yokluklarına!
Alzheimer hastası olup yeniden o anı yaşamak da asla istemem!
Denizi olan bi yere gidemedim bu sefer...
Dökecek iç..
Çok ya hani...
Kim toplardı canımın kırık canlarını,
Hayallerimin kırıklarına bohça edip!
"Derdin, insanların duymak isteyeceğinden de çoksa kızım,
Bir deniz kenarı bulamasan da suya söyle geçer!" derdi annem.
Suya söyledim işte...
Geçer mi ki?
Ya kadıncağız durduk yere
"İlle de evlat!" diye tutturursa?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...