mey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Oysa

...Oysa...
Dalgaların sahile vurduğu bir rüyaya öykünerek yatmıştım oysa,
Hani gece sırt üstü yüzerken yıldızların seyrine dalarsın ya,
Sonra kulağında o şarkının nağmeleriyle,
Yavaş yavaş evinin verandasından yatak odana süzülüp,
Öyle mutlu, hafifçe yorgun uzanmışım yatağına da,
Sabaha kadar sandaki meyhanenin müzikleriyle
Dans ediyormuşsun gibi bir rüyaya öykünerek yatmıştım oysa.
Gece boyu çıkamadığım merdivenlerin basamaklarından kayarak
Beni kovalayanların eline düşmekten son anda kurtuldum uyanarak.
Cemre.Y.

17 Temmuz 2019 Çarşamba

Sahi, Şimdi, Sen, Nasılsın Baba!

...Sahi, Şimdi, Sen, Nasılsın Baba!...
Sahi, şimdi, sen, nasılsın baba!
İşine gelmeyeni,
Duymadığını sanmaları gereken,
Zamanlardaki gibi mi beynindeki nefesim!
Misal...
Torununun taa uzaklardan gören, 
Duyan, yürekleri bile ciğerinden paralayan,
Sessiz avazlarını duyabilmekte misin?
Şimdi yaşlandın ya!
Hazır Kabe-i tavaflar falan da ettin geçen yıl,
Gece kalacağın oteli dahi unuturcasına!
Hani yerlerinde süründün aff-ı talebin de,
Dilencileri bile,
Ayaklarını döve döve kovaladın ya meleklerle arandan!
Misal...
Sahi, şimdi, sen, nasılsın, baba!
Hacı da oldun ya hazır!
Hani üç beş de dağıttın etrafa,
Rahmetli anamın hakkına düşen,
Geceleri seni uyutmayan,
Bir kere, bir maaş dahi boğazına lokma koyamadığı,
O emekli maaşından,
Caiz gördüğün faslından fitre yahut zekat niyetine!
Beni geçtim be baba!
Sahi şimdi nasılsın?
Senin bir torunun daha var, farkında mısın?
Ama dilsiz, ama sağır, ama kör...
Anası gibi...
Etini yer, et görmedim demez!
Lakin...
Sahi, sen, şimdi, nasılsın baba!
Anamı gördün mü misal son zamanlarda rüyanda.
Ne akıllı bir kadındı, senden öcünü öyle de aldı.
Babasının koynunu diledi de sana dair hiçbir iz bırakmadı!
Yaşlandın...
Hemen her gün anamın mezarlığına karşı olan bahçende,
Hala hayat ekmeye,
Meyve ağaçları, mevsim yeşilliklerini diri tutmaya meyletmektesin.
Gelenler yiyip, içip, sefa sürsünler diye lakin!
Sahi...
Şimdi...
Sen...
Nasılsın baba!
Beni görmedin, duymadın diyelim lakin,
Bir evlat ki hayata dair kendini umut feda etmemeye azimli.
Torunun...
Onun neyini hazmedemedin de tek kuruş dede edemedin?
Sen hala...
Arından ölmeye niyetsizsin madem,
Öldüğünde de ele güne karşı ar etmeyeceğim ben!
Af dilemen adamlığından değilmiş madem,
Varsa sana benim bütün hayatımın cehennemlerini atfetsem yeter!
"Eyvallah!" deyip çıkıp gidesim gelmişken...
"Neyse!" ile kapatmak en iyisi galiba konuyu.
"Farkımızın farkına kadar varamayacak halde hala" diye diye avunmalı...
Lakin...
Sahi, şimdi, sen, nasılsın baba!
Ben hazırım, ben doğmadan daha, ölelim mi!
O kadara dahi var mısın?
Ölmekten korkuyorsun belli ki!
Sana söz...
Rahmetli anama yaptığın gibi,
Son günlerinin, son anlarını yaşarken,
Etraftan mangalcıbaşılarının karadut ağaçlarından topladığım,
O son meyveyi boğazından aşırı akıtmalarına izin vermeyeceğim!
Sana söz...
Sen ölürken,
Nefsimle intikamım yan yana şerefsiz şeytanla tokalaşmayacak!
Sahi...
Şimdi...
Sen...
Nasılsın baba!
Sana söz...
Sen...
Bensiz öleceksin!
Ve umurunu unuttuğun kız torununsuz!
Adı Eylül...
Sen bütün bir cehennem boyunca zemheri ayazıyla donarken,
Bir tek onun ikinci adıyla kor olup yanacak dirileceksin.
Adı Nisa!
Bütün bu nidaların bir intikamı olmalıydı ama!
Cemre.Y.

20 Haziran 2019 Perşembe

Olmadı Şimdi

...Olmadı Şimdi...
Ben ne vakit...
Ömre ömür geçirmelik bir seyrü-sefer'e meyl etsem!
Nedendir ki...
Neresinden olursa olsun yakalıyor yakamdan aşk!
Ah ki ne vah o minel aşk-u sevdalı yağmurlu yakamozlar.
Ben duyuyorum da bütün bu mısraları...
Ruhum'un ikizinin yüreği nasıl da don tutmuş ki...
Ömrümün ömrüne yakınlaşmama kırk dört yıl geçti
Ama hala yoktun sen!
Olmadı şimdi.
Mademki onca yol kat edip de konmuşsun
Paralel'inden olsa da evrenime...
Gelemiyorsan...
Konamıyorsan...
Kalamıyorsan...
İçimin çeperini de göremeyenlerim'e göre
Kitaplığımdaki o anlamsız ayraç ol bari.
Bir ben bileyim...
Bir ben o boşluğa baktıkça hayalime gülümseyeyim.
Zira insan geçici amma velakin eşya baki!
Gelebildiğinde...
Üzülme ama, eşyalarımın arasından sana,
Sensizliğime, onca yıl nasıl hasretle baktığımı göreceksin,
Ve seni nasıl da hasretle sevdiğimi,
Şimdi kapat kapıları sevdiğim, sana geldim.
Cemre.Y.

2 Mayıs 2019 Perşembe

Yürek İsterdi

…Yürek İsterdi…
Birkaç zamandır yeni şiir yazmıyor muşum?
İnsan olan gözlerinin içinden güneş doğmuşken,
Geceyi de aynı gülümsemeyle kapatmışsa,
İçine derin derin resmetmekten başka şiir yazamaz ki!
Yürek isterdi elbette hiç yoktan bir şiir etsin diye, 
Hiç yoktan bir sevdaya yine gönderme yapayım lakin.
Mesele dingin, kaygısız bir huzursa…
Nicedir hasretiyle yandığı o anları salise salise,
İçine derin derin resmetmekten başka şiir yazamaz ki şair!
En çok…
Cebinde üç beş kuruşu varsa, rakıya, tabağındaki balığı,
Tabağındaki balığa eşlik eden acılı şalgamı,
Ve her birine teker teker tanıttığı kalamarı,
Güveçte hala kaynamakta olan o kaşarlı karidesi,
Tanıştırırdı yeniden birbirleriyle,
Tam da o anda…
Göz göze gelip "Şerefimize!"diyerek
Tıngırdatabiliyorsak kadehleri…
Acılı şalgam bile sevinirdi bu işe.
Cemre.Y.

18 Nisan 2019 Perşembe

En Son Ne Vakit

...En Son Ne Vakit...
En son, ne vakit,
Bütün hayallerime kırılmıştım hatırlıyorum,
Akşamüzerini geçip,
Güneşin güne doğmaya değil de,
Geceye batmaya meyl ettiği,
Geceye hayallenen o an'ın,
Sabahı ile akşamı arası,
Doğuşuyla, batışının,
Aynı fotoğraf karelerinde,
Gün batımında yansıyan o objektif görüntüsünün,
Gün doğumu gibi sunulup aynı zaman gibi sunulması,
Ya da tam aksi seda bir görüntüyle,
Gün batımının zamanına zamansızlık atfedilmesi an'ıydı!
En son, ne vakit,
Bütün hayallerime kırılmıştım hatırlıyorum!
Gerçekleşeceğine kesin gözüyle inandığımız,
Üzerimize yorgan diye serip rüyalarımıza kardığımız,
Birer yıldız kayması sanıp, dilek mendillerimizden,
Rüyalar uçurduğumuz bütün o yıldızların,
Birer uydu parçalanması,
Ne bileyim birer meteor yanığı olarak,
Dünyamıza düştüğü zamandı.
Velev ki, senin bir ömür desturun var.
"Bu hayatta imkansız diye bir şey yoktur,
Olasılıksızlıkları azaltabilmeye bakar her şey!"
Yeter ki hayaller kırılmasın, kırdırtma!
Cemre.Y.

4 Nisan 2019 Perşembe

Seve Seve Sevelim


…Seve Seve Sevelim…
Elbette biz…
Yalnızlıklara layık insanlar değildik lakin,
Kime meyl ediverecek olsa yüreğimiz,
"Sen bizi, ele güne şiir edersin!"diyerek kaçtılar.
Lakin şiir lan bu!
Na zaman günahtı,
Ne vakit ayıptı,
Kim ki, kime, neden sebep, ne zaman yasaktı?
Seve seve sevelim işte!
Cemre.Y.

23 Ocak 2019 Çarşamba

Yorgun Kırgınlıklardan Geçiyorum Sevdiğim

...Yorgun Kırgınlıklardan Geçiyorum Sevdiğim...
Yorgun kırgınlıklarda geçiyorum sevdiğim,
Sana kavuşmama az daha dünya yılım kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Sen de okuyacaksın.
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın.
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Hoş...
Sen kimsin onu bile bilemiyorum ki,
Bu dünyaya uyarlanmış beynimle!
Varlığından eminim!
Ama kim'sin o kesin değil işte!
Bence sen beni bul, bu saatten sonra.
Artık bize göre saat, vakit, ne demekse!
Şimdilerde...
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim...
Bu dünyaya ait zamanıma,
Gelecek mektupları bırakmaktayım.
Ey insan oğulları, ey ki insan evlatları!
Ben...
Hiç kimsenin...
Kurduğu aynı hayalin hayaleti olamadım!
Aynı oyunların girdabında savrulamadım bir türlü,
Beceremedim ben, insan bile olamayan o, milyonlarca siz'le,
Aynı kafesin içinde yoğrulmayı!
Ve de...
Türlü yalan dolanlarla elde ettiğiniz sanal sevinçlerle,
Gerçek olduğuna inandığınız o, mutluculuk oyunlarınızı oynamayı.
Pişman mıyım?
Asla!
Zira hangi kimliğinize bürünsem,
Aynaya bakan yüzüm ben olmayacaktı.
Olamadı.
Benim savaşım...
Bir dünya dolusu,
Kafesi hayallerce süslü insan maskesiyle değil!
Benim hesabım...
Sadece...
Kendimle ve de beni buraya sorgusuz gönderen
13.gezegenimin sahibiyle!
Çünkü biz...
Birkaç silüet...
İlk'in cezalısı bir dünyalı sanıyorduk kendimizi!
İlk...
Cennet'ti.
İkincisi genlerimizin suçlu oluşu sebebiyle,
Kovulduğumuz dünya!
Ama burası benim dünyam değil!
Çünkü asla anlamlandıramıyorum,
Size ait bu dünyaya neden sınav için geldiğimi!
Çok ama çok eminim ki ben...
Cehennemi hak edecek tek bir günah işlemedim!
Yaradan ki!
Beni ilk adam'a Adem'e meyl ettirip,
Meğerki,
"Ol!" emredip,
Beni de, ben oldurmaya üşenip ki,
Onun kaburga kemiğinden yaratmış madem,
Ulan!
Sormazlar mı insan oğlu/kızına!
Bir Adem,
Bir sen varsın, bir de Havva ana!
Şeytan senin neyine?
Ki...
Yaradan'ın "Ol!" deyince...
Hani yarattığı o şeytan'ı da yok edebilme hükmü var!
Neyse...
Benim savaşım...
Bir dünya dolusu,
Kafesi hayallerce süslü insan maskesiyle değil!
Benim hesabım...
Sadece...
Kendimle ve de beni buraya sorgusuz gönderen
13.gezegenimin sahibiyle!
Çünkü biz...
Birkaç silüet...
İlk'in cezalısı bir dünyalı sanıyorduk kendimizi!
İlk...
Cennet'ti.
İkincisi genlerimizin suçlu oluşu sebebiyle,
Kovulduğumuz dünya!
Ama burası benim dünyam değil!
Hele ki daha ölürsem mekanım cennet olacak diye,
Kur-an'ı Kerimde yazılı yaşım olan,
Günahsız cennet olan o yaşımda.
Daha altı yaşımda!
Kurtulmak için direndim de,
Bütün ömrüm boyunca kurtuldum diye miydi?
Bunca bela!
O yaşımda...
Bağırsak yırtılmasından ölemediğim için mi yani,
Bu dünyadaki bunca c/eza'm!
Yoksa!
Ömrüme dahil olanların kaderi cehennem olsun diye,
Neden onların ömrüne alet ve de dahil olan ben olaydım ki?
Misal onlardan biri,
Şimdi umrede!
Mekke'n, Medine'n arası af diliyor,
Bir tilkiyi...
Sırf aç kalmış da...
Tavuklarınından birkaçını yemiş diye,
Ağaca asıp,
Derisini diri diri soyup,
Öylece,
Çırılçıplak salıvermişliğinden!
Sonra, sonra sıra gelecek bendeki günah meyillerine daha!
Kabul mü?
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim...
Sana kavuşmama az daha dünya yılı kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın!
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Hoş...
Sen kimsin onu bile bilemiyorum ki,
Bu dünyaya uyarlanmış beynimle!
Varlığından eminim ama kim'sin o kesin değil işte!
Bence sen beni bul bu saatten sonra.
Artık bize göre saat, vakit, ne demekse!
Yıllar boyunca saçlarımın kesimiyle uğraştım
Ve yıllar boyunca da rengiyle!
Yıllar boyunca gözlerimin rengiyle uğraştım
Ve de yıllar boyunca da kapaklarındaki far renkleriyle!
Öyle farklı bakabilirim sanıyordum bütün aynalara.
Ama ne yapsam ne etsem değişmiyordu,
Her sabah aynaya gülümserken dahi baksam,
İçindeki o kız çocuğunun kırılgan kanatları aynıydı hep!
Ben...
Bendim işte...
Bu saatten sonra da değiştiremem!
Sizi...
Boğazıma bir yumru tıkandı şu an ama...
Evet...
Sizi...
Hepinizi...
Ait olduğunuz dünya normlarınızdaki kafesinize koyuyorum,
Ve ben gidiyorum toptan.
Affediyorum!
Fakat!
Siz de affedin beni lütfen!
Size dair değilim ben.
Yorgun kırgınlıklardan geçiyorum sevdiğim,
Sana kavuşmama az daha dünya yılım kaldı.
Şimdilerde...
Bu dünyaya ait zamanıma gelecek mektupları bırakmaktayım.
Okuyacaklar merak etme!
Sen de okuyacaksın.
Bugün değilse de sonra!
Kesin, okuyacaklar!
Sen de okuyacaksın.
Sana kavuştuğum an olur kim bilir?
Delikli fötr şapkalarını önlerine koyup,
Düşünce çakıllarını çalıştırırlar mı, onu bilemem işte!
Ama...
Hangi dünyada olursa olsun,
Geçmiş ise madem!
Geçmiştir be!
Bulmak istersen, beni bul!
Ve sakın kaybolma bir yere!
Yeter be!
Cemre.Y.

22 Ocak 2019 Salı

Küpe Çiçeği

...Küpe Çiçeği...
Rahmetli anam, çok severdi küpe çiçeklerini,
Bir de, hiç mi hiç kokusu olmamasına rağmen,
Pencere kenarlarına özenle yerleştirip,
Öpe koklaya, zambak kokulu çağrışımlarla,
Yasemin kokularını andıran koklamaları vardı,
Menekşeleri, petunyaları, ortancalarını.
Ne çok kıskanırdım onları!
Beni hiç öyle, bir kere olsun, öpe koklaya, sevmedi diye!
Ben menekşelerin hiç kokmadığını,
Rahmetli anam, rahmetli olduktan,
Haftalar sonra öğrendim misal!
Annem öleli aylar olmuş,
Menekşelerin...
Taç yaprakları solmaya meyl etmişken öğrendim.
Kökü solan'ın yaprağına,
Geç kalınmış suyun yetmeyeceğini de öğrenmiştim o gün.
Ben...
Şanslıydım bütün annemin sevdiği o çiçeklerden!
Rahmetli anam, şanslıydı bütün o bensiz mevsimlerinden.
En son...
Beni/bizi...
Benden sonraki kardeşimle beni..
İçine çeke çeke koklayarak gitmişti.
Biz, farkında olmadan o gün öğrenmiştik ilk defa!
Meğer,
Birimiz menekşe,
Diğerimiz sardunya'y mışız!
Aralara konuvermiş pembeli mutlu sonlar'lı hayaller lakin...
Sonları, küpe çiçeği olmuş, sonraları gözyaşı çiçeği...
Yani ya ot olmuş, ya sap!
Ya da üçüncü kardeşe birer yasak'a geçici iktisap!
Kıssadan hisse...
Hayat, hep birer dakikalık girdap!
Affediyorum!
Cemre.Y.

13 Ocak 2019 Pazar

Dua

...Dua...
Ey benim gönlümü yüreğimden,
Yüreğimi, ciğerimden önce gören'im!
Altı yaşımdan beridir sana onca kırılganlıklarıma rağmen,
Sana böyle avuç içi kanatlar çırpınmaktayım lakin.
Yoruldu yüreğim seni bana dair'li sanmalarımdan!
Sen...
Beni bıraktın...
Altı yaşıma meyl eden onu huzuruna tecelli edeceksin madem!
Ar'ımı, yüz'ümü, kendime dair bütün olasılıklarını silerim içimden!
Seni de silerim.
Buyurun, geri dönüşümlü şeytan taşlarını saplayın kaderlerinize!
Buyurun, neresinden isterseniz orasından affettiriniz kendilerinizi!
Bana sorsanız, o kadar harcayacak param olsa!
O kadar param olsaydı,
Köy okullarına yardım edip,
Köy çocuklarına çizmeler giydirirdim.
Hiç yoktan...
Evladımı, hiç kimseye el açtırmadan okuturdum!
Cemre.Y.

Şurada Bir Yalnızlık Var

...Şurada Bir Yalnızlık Var...
İçimin kırılgan kanatları ezildikçe daha çok hissizleştim sanırım.
Artık katlanamaz oldum gereksiz hırsların girdabında boğulmaya.
Kaderim baştan kadersiz yazılmış ya!
Gelen geçen yüreğime bir çizik daha eklemeye meylediyor.
Bilmiyorlar oysa!
Hiç kimsenin lüzumsuz kalabalığına ihtiyacım yok benim.
Şurada bir yalnızlık var,
Tam sağ elimin altındaki kalbimin atışlarının arasında.
Bu saatten sonra da elimi çekmeye hiç niyetim yok!
"Ben seni güzel severim." diyen kim varsa söverek gidiyor nasıl olsa.
Cemre.Y.

6 Aralık 2018 Perşembe

Zaten Hayat, Asıl Sana Güzel

...Zaten Hayat, Asıl Sana Güzel...
Ben altı yaşımdan beridir,
"Zaten hayat, asıl sana güzel." diyenlere,
Hep gülümsüyorum.
Anacığımın bahçesinde ektiği kıvırcıkları,
Pazarlarda satarak para kazanmaya başladık ilk!
Mis gibi çimene benzer bir kokusu vardı onların,
Uzunca yıllardır öyle kokmuyorlar.
Kahvaltısız gidermişiz belli ki Pazar yerlerine!
Akşam olunca erkek işi demeden,
Bütün gün o çimento torbalarını sırtında taşıyıp,
Baba'ya künk yapması için getirip duran anam değilmiş gibi...
Baba, kendine pirzola kızarttırıp,
Yumuşak sedire oturup yemeğini tek başına yerken,
Anamı bizimle beraber yer sofrasına yollardı.
Biz iki kardeş ve anam çala kaşık çorbaya ve ekmeğe dalardık.
Şükrederdik üstelik,
Hiç değilse anamın bahçesine ektiği domatesle taze soğan da var diye.
Baba, bütün varlığını kumar masasına serip de,
Artık kendine pirzola alamayınca!
Trakya'dan köye taşındıkdı,
Köyün çobanlığını yapacaktı baba güya.
Kahvehanesine dadanmaktan çobanlık da bize kaldı.
Her sabah annemle ben koyun kokularıyla,
Çimen kokularıyla dolanırken,
Her akşam tezek kokularıyla karışır evimize dönerdik.
Köyde birinin çocuğu ölse,
İçimiz acıya acıya,
Bir yandan da sevinirdik yeni elbiselerimiz olacak diye.
Köyde biri mezarlığa gidip,
Ölen yakınına dua edince biz de dua ederdik kardeşimle.
Nedendir bilinmez,
Hep bozuk paralar koyarlardı o mezarların baş uçlarına.
Ömrümüzdeki ilk harçlıklarımız onlar olmuştu hiç unutmam!
Gece yaklaşınca kardeşimle gider hepsini toplar,
Bire bir paylaşırdık kendilerimizce.
Annemize söylemezdik bu yaptığımızı,
Ölüler bizi affetsindi, yeterdi.
Ertesi gün gittiğimiz mahalle bakkalı,
Acı acı tebessüm ederdi de biz anlamazdık.
Sonra baba bu sefer büyük kaybetti!
İlçeye gitti yine kaybetti, zaten o hep kaybederdi.
Rahmetli anama sulanan,
Kahvehane arkadaşları da hiç utanmadan,
Arsız arsız anlatıp dururlardı o gece,
Baba'nın masaya, bizim boğazımızdan geçemeyen,
Bizim üstlerimize giyilemeyen nice haklarımızı üttüklerini.
Biz bu hayatta bir kere zengin olduk anam bacım!
O da anamın, baba' nın bizi kumar masasında feda ederken,
İstanbul'da bizden gizlediği onca arsası ve arazisi de olduğunu,
Öne karısını, çocuklarını sürüp,
Kabul görmeyince onları da kaybettiği gün!
Rahmetli anam,
İstanbul'daki akrabalarına haber salıp,
Kapıcılık bari bulsunlar demişti.
Bulmuşlardı da nihayetinde ama!
Bu iş de nihayetinde erkek işiydi,
Üstelik çocuk falan da istemiyorlardı yani.
Zar zor ikna etmişti anam,
Sadece kapıcı senmişin gibi görün,
Yoksa kumar borcun birikir yani diye diye!
Bu arada üçüncümüz de,
Gözlerimin önünde doğmuştu ya hani!
Bir tek o küçük diye,
Onu kabul ettiler vicdan sahibi apartman sakinleri,
Ama hiç ağlamaması koşuluyla!
Beni amcamlara,
Halı dokumaya bıraktılar onların o vakit olduğu köye,
Bir küçüğümüyse dedemlere bıraktılar çoban diye.
Sonra sonra annem,
Evlerine de temizliğe gider oldu daire sakinlerinin!
Yıllar geçti gitti, koptuk bitti,
Ama hala,
"Manevi annem" diye hitap ettiğim o ailenin kızı var ya!
Her seferinde görürmüş meğer,
Anamın gözyaşlarının camın kirine karışıp,
Evin salonuna karışıp her yeri parıl parıl ederken,
Nasıl olup da içi can kırıkları taşmış birinin,
Bunca yüzü gülümser diye merak edip soruvermiş!
Rahmetli anacım, tutmuş manevi annemin ellerinden,
"Anam, bacım, n'olur kimselere deme,
Ama benim iki evladım daha var,
Beni buraya kabul etmezler diye sakladımdı sizden,
Hem köydeler onlar, size bir zararı dokunmaz yani,
Elbette her gün yeniden doğuyor,
Hayata yeniden gülümsüyorum emme,
Ah şu gecelerin hasretliği yok mu!
Herif desen gene bulmuş müdavimlik." deyiverince,
Sayesinde yönetici toplantısı yapılmış!
Biz bu hayatta bir kere zengin olduk anam bacım!
O da, Dağ apartımanın,
İki kat bodrum katına ilk geldiğimiz gündü.
Sonra sonra epeyce yanılsamalar yaşadık elbette ama!
Hiçbiri,
O gün anamızın koynunda yattığımız gün kadar,
Zengin hissettiremedi bizi.
Zaten sonrası büyüdük mecburen!
Unutmak istedik, çok şeyi unutmak!
Hiç yaşanmamış umarak hatırlamamak!
Ömür dediğin şey çoğu zaman an'lardan ibaretti.
Ama bizim acı an'arımız bütün ömürden caymaya yeterdi.
Ne vakit geçmişimi,
"Geçmiş!" diye unutup,
Yaşımdan bari yaşamaya meyletsem!
Balık yağı sunuyorlar önüme,
Ya da B bilmem kaç vitamini!
Ulan!
Nesini anlamıyorsunuz,
Cehennem tasvirlerinden nasıl geçeyim yine?
Neresinden neyimi hatırlamaya kalksam,
İçim dağılıyor kırgınlıklardan!
Ama ömür bu!
Yaşanan hayatın,
Bütün iklimi bu seçemiyorsun tabi silmek istediklerinden,
Silmek istemediklerini!
Yani hayat bana hep araf ötesi.
Ben altı yaşımdan beridir,
"Zaten hayat, asıl sana güzel." diyenlere hep gülümsüyorum.
Oysa hayatım çoğu zaman,
Dante'nin, Cehennem Tasviri gibiydi...
Varsınlar beni hatırlamak istemediklerimi,
Kafama çaka çaka hatırlattırarak ömrümü törpülesinler,
Yine içimden geldiğince gülümserim ki!
Zira onlar ömrümün sadece kalan bakiyesiydi.
"Yaşayacaklarım, yaşadıklarımı aklamayacaksa,
Madem unutmaya müsaade etmiyorlar,
Aynısılarını yaşatma ey Allah'ım" demiş miyim ben ona, demişim!
Yani her Perşembe sela okutmakla olmuyor o işler azizim!
Neyimi yoluna koydun,
Neyime kulp bulduramadın, neyime fesatlandırmadın?
Daha ben altı yaşımdaydım,
Senin alimlerinin bile,
Meyl etmeye dokuzu bekleyen yaşımdan üç sene önce!
Üstelik ben, on üçümde ilk kez regl oldum!
Hangi kitabınızda yazıyordum ki dört kitab-ı kelam'ım,
Ömrünün ömrüne cehennemi yaşattınız da,
Ben hiç ısınamadım?
Evet.
Hatırlıyorum, "Zaten hayat, asıl sana güzel." di cümleriniz,
Buyrun siz de birer birer hatırlayınız!
Artık kime ne kadar Allah'sanız!
Cemre.Y.

12 Kasım 2018 Pazartesi

Ne Bileyim

…Ne Bileyim…
Ne bileyim misal ben bir huzur evinin verandasında
Elimdeki kitabın harflerini seçmeye çalışırken akşamüstü olmuş
Biraz üşür gibi olmuşum da içim titremiş,
Ansızın biri ceketini uzatmış omzuma…
Ben de karşı sandalyemde durup duran sarınmayı unuttuğum şalımı ona.
Ne bileyim misal ilk iliği yanlış ilikledik diye,
En sonuncuya gelmeden daha ikinci ilmekte,
Başıyla sonuna, aynada olsun, bir baksaydık bir mesela...
Bakınca oluşan asimetriye sebep, yanlış ilikten başladığımızı fark edip,
En baştakinin iliğini çözüp sil baştan başlayabilseydik.
En sonuncuya gelince elinde bir fazla düğmeyle şaşa kalmalar olmazdı elbette!
İliklenecek bir ilmeksizlikle baş başa kalmamaklar olmazdı elbette!
Ya da ne bileyim ömrümüze yeni göletler, göller, denizler açmışken,
Hiç yoktan ardımızda bıraktıklarımız umman mıydı ki yi merak etmeyi es geçseydik!
Yüreğimizdeki kıpırtıları sadece birer taşikardi zannnetmeseydik de sahiplenseydik!
Ne bileyim misal ben daha keşfedilmemiş bir sahil kasabasının balıkçı lokantasında,
Elimdeki kahve fincanınımdan kader çarklarımı seçmeye çalışırken akşamüstü olmuş,
Biraz üşür gibi olmuşum da içim titremiş,
Ansızın biri ceketini uzatmış omzuma…
Ben de karşı sandalyemde durup duran sarınmayı unuttuğum şalımı ona.
O, orada kalmış kendi geçmişlerinin iliksiz düğmeleriyle,
Ben zaten iliksiz, düğmesiz kullanıyormuşum bütün varlıklarımı.
Ne bileyim, artık mıknatıslı çıt çıtlı şeyler giyiniyormuşum!
Sondan mı başlamışım, ilkden mi umuru değilmiş mekanizmanın,
Bir kere giydiysen onu…
Seni eksiklerinle, yanlışlarınla sorgulatmıyormuş!
Öyle ya zaman, uzay çağında!
"Çıt!" diye bütün hayaller doğru kodlanıyormuş!
Öyle ya zaman, uzay çağında!
Misal, evladın sana aynı anadan, aynı babadan kader farkıyla aynı aidiyette doğarmış.
Ne bileyim, aynı evlat olacağını bilsem, nice tohum'a da şans verirdim amma!
Deli gömleğinin bağlanma noktalarının ipli mi yoksa,
Don lastikli mi olduğunu düşünmekten daha güzel bir hayal bence!
Be hey insan oğlu…
Sen ne vakit…
O derin uykulu zaman dilimini eksiksiz ve deliksiz ve derin uykulu üç saati geçtin?
"Derin uyumuşum anne'm" demişti kızım son bende kalışında…
"Oh ne güzel değil mi kuzum, nicedir dinlenemediğin kadar,
Nihayet, dinlenmişsin be yavrum!" demiştim ona.
"Öyle deme anne'm…
En çok sen biliyorsun derin uyku'dan ne kadar nefret ettiğimi!" demiş ti ya!
Yavrum…
Çünkü o, es kaza, derin uykuya dalarsa…
Onun, ben ona gelene kadar,
Uykulu gözlerinin yorgunluğunu sırtına her sardığında!
O kendini savunuyordu, ben kendimi!
Ertesi günü ona hatırlatmak!
Onu sırtıma yüklenip, onca saat boyunca ona sıcak,
Çok sıcak yuva sunmaya çok geç kalmıştık çoktan.
Bunu, o gece, birbirimizin, yangın isi suratlarımızdan çoktan anlamıştım ben.
Ne bileyim, gerisi uyak, gerisi kafiye eksiği, gerisi alınmacalı redifli.
Cemre.Y.

4 Kasım 2018 Pazar

Neyleyim


…Neyleyim…
Nice vakittir gönlüm gönlüne meyl etmiş sevdiceğim,
Oldum olası da "Olmaz!"lara meyilliyim.
Senin bir yanın uçurum, benim her yanım.
Orta da iki kardelen, aşktan da sevda'dan da eksikliyim.
Varsın payımıza düşen vuslata hasretlik olsun,
Kaderimiz böyleymiş neyleyim.
Cemre.Y.

23 Ekim 2018 Salı

Yüreğim Yok Muydu?

…Yüreğim Yok Muydu?…
Yoksa benim yüreğim yok muydu?
Hiç mi kandırılmaya meyl eylemekten son anda vazgeçip
Vicdanımı dinlemek istemedim de
Yüreğime"Yelkenler Fora!"demek istemedim.
Onun boynundaki ay ile yıldız arası,şah damarı atışına da
Seve seve yaşanırdı onunla.
O bile bilmiyor oysa!
Cemre.Y.

25 Eylül 2018 Salı

Yorgun

....Yorgun...
"Sen benim..." deyip...
Yutkunup...
"Yorgun olduğumu şimdi nereden anladın!" diyorsun ya!
Hani o sırf ben daha fazla üzülmeyeyim diye,
O çocukluğunun yüzüne de böyle vakitlerimizde taktığın,
En şen şakrak masken geliverdi aklıma.
Hani sınırsız kımıldanan dudaklarının şifresini,
Bütün aile efradımızla çözemezdik!
Sorduğumuzda sana...
"Hiç kötü şey söylemedim ki,
Sadece şarkı söyledim içimden!" derdin.
Sonraları bütün sevdiğin şarkıların sözlerini ezber ettim ben.
Bütün dinlediğin nağmelere kulak verip,
Bütün yaptığın sulu boya resimlerinin diyagramını öğrendim.
Haberin yokken ben,
Sen bensiz iken yeni sevdiğin şeyleri de keşfedip,
Onları da senle beraber sevmeyi öğrendim.
Tıpkı senin...
Benleyken öğrenmeyi zehir saydığın şeyler gibiydi tadı!
Böyle fasulye turşusundan öte...
Arnavut biberi gibiydi...
Ondan sonramda da asla hiçbir tatlı şey sevemedim ki zaten!
Sonra...
Beraberce büyüyüverdik!
Biz..
"Yaz yağmurları bunlar,
Sonra sonbahar, sonra da kış gelecek mecbur!
Ama eni konu sonu ilkbahar!" derken...
Bize hep ilkbahardan sonra zemheri ayazlı karlar yağdı.
Elbette...
Ezhel'de dinlerdik...
Hidra'nın da en dibine de vururduk...
Elbette ki...
Ümit Besen'le Pamela'nın düetini dinler,
Yenilerden Ersan Er falan karıştırıp,
Araya birkaç da remix savururduk,
Sonra bir Hande Yener'e uğrayıp,
Funda Arar'ı geçerken,
Durduk yere Emma Shaplin'e bağlayıp,
Bir tur Chopin open no 9 yapıp,
Andrea Bocelli ile Celine Dion'a
Araya da Lorena macanet'i kattıktan sonra...
Hani nasıl da atardı yüreklerimiz,
Sanki gitmemiz gereken bir yer varmış da,
Biz yetişememiş gibi atarken!
Bir gün...
Cover yapmayı öğretmiştin sen bana ya!
Ben bütün sevdiğim, her şarkıyı aynı anda başlatmıştım da...
İkimiz de hiç içmeden durduk yere sarhoş olmuştuk!
Yalnızken deniyorum bazen!
Arada birçok da işime yarıyor ama...
Ama...
Keşke...
Sen...
Benden Neşet Ertaş falan duymasaydın be kuzum!
Sen...
Benden Yunus .emre falan duymasaydın!
Yıllar önce nasıl edip de ağzımdan çıkmışsa!
"Neşet Ertaş sevmeyen sevdalık çektim!" demesin demişim.
Yıllar önce nasıl edip de ağzımdan çıkmışsa!
"Yunus Emre sevmeyen sevdalık çektim!" demesin demişim.
Onca şiir...
Onca şarkı...
Onca güfte ve bestekar arasından,
Sevdiğinin topuğuna,
Sırf o sevdiğiyle kaçsın diye,
Bütün parasını koyan Yunus Emre'yi es geçip,
Benim gibi...
Bir pencere pervazında onları izlerken...
"Cahildim dünyanın rengine kandım!" demişsin.
Bugün günlerden Neşet Ertaş'tı be yavrum!
Ben hepsini de yaşadım.
Ah be tanrım!
Uzak geçmişlerin süzgecinden geçerken sana rastladım.
Sana yine sondan bir önceki kere daha niyaz ediyorum!
Lütfen...
Ama lütfen...
Belki benim annem bu kadar cesur değildi,
Tamam kabul!
Benim annem beni o kadar sevmiyordu olabilir ama tanrım!
Benim yavrumun yaralarını kendi yaralarıma sarma!
Olmasın benim yavrumun yarası falan!
Ne biçim tanrısın sen hem!
Hepsini okka okka bana yaşattın ya lan!
Ben...
Evladımı..
Bu dünya'ya hep...
En platotiğinden acı çeksin diye doğurmadım!
Mademki yarattım diye övünmektesin hala!
Kızım...
Ben...
Annem...
Anneannem!
Hatta onun annesi...
Daha ötesimi bulmaya yüreğim razı olamadı da!
Hiç de hoşnut olmamışız bu hayattan!
Soruyorum sana!
Biz'i yaratmaya inat etmekten,
Yaratmaya devamı meyl ettirmekten...
Sen nasıl bir zevk aldın?
Kızımın...
Bütün çocukluğu adına soruyorum bunu sana!
Madem onu benim rahmime var ettin...
Ne diye ona biçtiğim güzelim kaderi eylemedin de...
Onun yüreğinin bütün acılı atışlarını bana raks eyledin ki,
Doğru adres ben miydim?
Evet...
Haklısın...
Meryem anamızdan belli çocuk...
Tohumsuz ekilebiliyordu!
Eyyy...
Sizz...
Bütün tanrılar!
Zeuslar...
Athenalar...
Allahlarr!
Bir daha benim kızım kızım...
Normal bir sonbahar günü sanırken,
Üstü, başı vesairesi...
Hadi elleri yalnızlıktan her daim don ya!
Onun var ya...
Ayaklarının parmak uçları...
Mademki...
Bir yerinden hala sevemiyorsa bu kadar
Sikerim lan...
Bize bütün kaderleri yazıp duran
O, Allahlarınızı!
Cemre.Y.

7 Temmuz 2018 Cumartesi

Gittikçe Uzaklaşıyordum

...Gittikçe Uzaklaşıyordum…
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar tanıdığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu dedikodularıyla zihnimi.
Hepsine karşı tanıdıksızlık zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar kan bağımız var sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla beynimi.
Hepsine karşı akrabasızlık zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar dost sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla omuriliğimin en ortasını
Hepsine karşı dostsuzluk zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark etmiyordu,
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar yaren sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla ciğerimin en ortasını
Hepsine karşı yarensizlik zırhımı geçiyordum sırtıma!
Eril veya dişil fark ediyordu!
Er kişidir, adam'dır sandığım o Allah kulları
Ne zaman ki benle iletişim kurmaya kalkışsalar!
İnanılmaz derecede,
Ne kadar sevda sandığım insan varsa deliyorlardı
Ağulu fesatlıklarıyla yüreğimin tam ortasını
Hepsine karşı yar'sızlık zırhımı geçiyordum sırtıma!
Elbet bende isterdim,
Yeni bir bakış açısıyla yıldızların ay tutulmalarına,
Merkür'ün geri gidişine göre usul adım yürüyüp,
Venüs'ün Uranüsyen hızlı geçişine ayak uydurabilmeyi be güzelim.
Ama burası Dünya.
Ve benden başka bir tek...
Başkaca dünyalara hevesli
Asimüle edilmemiş varlık yok!
Zambaklar ve de fesleğenler de buna dahil.
Menekşelerin artık hiç kokmadığını saymıyorum bile!
Eskidendi menevşelerin o kokusu!
Anamın sağlık zamanında onların her çiçeğini ayrı severken,
"Oy benim yasemin kokulu,
Oy benim zambak kokulu,
Oy benim fesleğen kokulu,
Oy benim ıtır kokulu,
Oy benim cennet kokulu menekşem,
Sardunya'm, orkide'm.
Nasılsınız bugün?
Bak yine yaprağınızın biri solmaya meyl etmiş,
İhmal mi ettim sizi bu sıralar!
Ama siz de biliyorsunuz,
Hayat artık aynı hayat değil,
Dünya desen kayışı kopmuş,
Siz bari hep beraberce kokmaya devam edin de
Solmasın ruhum!" derdi anam!
O gün, onca iltifatı bana etmek yerine,
Çiçeği mor açacak olan o menekşeye,
O kadar umut ve koku yükledi diye,
O kadar kıskanmışım ki,
Anamla menekşe'yi ve de kokularını....
Artık anneme gerçeği söylemek vakti gelmişti.
"Anne!
Menekşelerin hiçbir çiçeği koku salmazlar,
Tıpkı zenginlerin alıp durduğu o orkideler gibi,
Çiçek açarlar ama...
Kokmaz onlar bi kerem!"demiştim.
İlk defa onu çok kızdırdığımda beni dövmemişti annem!
"İlk çocukluğundan bu yana,
Tatil diye köyümüze gidebildiğimiz zamanlarda,
Boşuna gezdirmedim ben sizi dağ bayır!
Boşuna kaya kınasını öğretmedim,
Boşuna kestane ağacını, gürgen'i palamut'u, çınar'ı
Kavak yelleri'nin neden kavak yelleri olup,
Şiirlere, şarkılara nağme olduğunu,
Boşuna öğretmedim.
Menekşeler kokar bir kere!
Memlekettir,
Sevdiceğindir,
Uzak kaldığın ne varsa...
Hepsinin kokusu saklıdır menekşe çiçeklerinde.
Sende bir gün...
Beni bir menekşe çiçeğinin kokusundan duyarsan,
Burnunun direği, buram buram sızlar da,
Hani bağır çağır ağlamak istersin de,
Hayata yenilmemek uğruna,
Akamaz ya o yaşların.
İşte o vakit anlarsın,
Neden benim menekşelerimin yanında,
İlle de küpe çiçeğiyle,
İlle de gözyaşı çiçeğini yan yana koyduğumu!
Ama sakın sardunyalara, orkidelere küsme kızım,
Ne vakit bir sardunya ya da orkide görsen,
Menekşeleri hatırla!
Ve menekşelere söylediğim şarkımı,
"Oy benim yasemin kokulu,
Oy benim zambak kokulu,
Oy benim fesleğen kokulu,
Oy benim ıtır kokulu,
Oy benim cennet kokulu menekşem,
Sardunya'm, orkide'm.
Nasılsınız bugün?
Bak yine yaprağınızın biri solmaya meyl etmiş,
İhmal mi ettim sizi bu sıralar!
Ama siz de biliyorsunuz,
Hayat artık aynı hayat değil,
Dünya desen kayışı kopmuş,
Siz bari hep beraberce kokmaya devam edin de
Solmasın ruhum!"
Şimdilerde...
Çiçeği açmış tek bir menekşe,
Bir tek sardunya görmemek için,
Annemin o günkü sesini duyup da delice özlememek için,
Nerede menekşe görsem gözümü çeviriyorum ama!
Nerede yasemin çiçeği görsem,
Nerede zambak çiçeği görsem,
Nerede ıtır görsem,
Ve her nerede fesleğen görsem bi sızlar burnumun direği!
İlle de o fesleğen'in başını okşayıp, koklayıp, öperim.
Anamın ellerini öptüğüm gibi.
Cemre.Y.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?

...Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?...
Günün belirli saatlerinde,
Hele ki sabah vakitleri milletlerin vekillerinin,
Hatta gerekirse cumhur başkanlarının,
Gerekse de kraliyet saraylarının belirlediği zamanlarda,
İnsanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Ezan seslerini türlü güzel nidalı imamlarıyla beraber,
Hiçbir sesinin duyulamayası,
O iğrenç seslileri de imam yaptın diye!
Bangır bangır bağırtan'ım!
Yine insanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Allah'ı aynı ama peygamberi ayrı yaradan'ın emri ile,
Kimi bir piyanonun sanki bir lire dokunmuşçasına,
Öyle bir yumuşak dokunuşla çanlar çalınırken,
Kimi paslanmış oksidasyon'lu sesiyle,
Kulağımızda zangırdatır ve bizi korkuturken başka ülkelerde.
Üstelik bütün bilinmiş dinlerde
Yaradanın yarattığına ezası...
Hep buluğ çağını çoktan geçmiş'i tasvir edilirken,
Ve birçok dinlerde buluğ çağı geçmemişse,
Hiçbir insan evladına halvete meyl edilmezken!
Ben, her bana sorulduğunda,
"Müslümanım elhamdülillah" derken.
Ama içimden!
Baba'm bana ilk tacizde bulunduğunda,
Henüz altı yaşımdaydım,
Biz müslümanlar'a vaad edilen,
"Ölür isek cennet kesin!" zamanımızdaydım yani.
Şimdilerdeyse...
Neden herkes gibi vedalaş'amıyorum,
İçimdeki habis şeylerle de durduk yere,
Bana hemoroid teşhisi konuluyor artık anlıyorum!
Çünkü içimi dışıma açarsam, o girebilirdi!
Çırpındım ama ölmedim!
Yenilmedim de.
Bir sonraki yelteniş'indeyse,
Göğüslerim daha yeni bitmeye başlamıştı,
Arkadaşlarım,
Anaları, ergen arkadaşları öyle demiş diye
Koca koca taslar koydular memelerine,
Hani o kadar büyük olurmuş diye.
Ben küçücük kahve fincanlarını dayamış'tım memelerime.
Hani hiç kimse heves edemesin diye!
Yine de baba'm...
İlk onlara dokunmak istemişti nedense?
Şimdilerde...
İstediğim her an degajeli fotoğraf paylaşıyorum!
Artık kırklı yaşlarımdayım!
Hele bir dokunmaya meyl etsin!
Sikini keser, ağzına tıkar, ibreti alem olsun diye de,
Cümle aleme yayarım!
Gerçi,
Gerçeğimden geçtiğim onca zamanlar içinde de çığlık atmıştım!
Rahmetli anam beni o günden beri hasmı bellemişti,
Susmamıştı ama...
Sevgisi artık eksikti.
Şimdilerde rahmetli olmaya haylice yakın olan,
Zavallı prostat kanseri olan babamın babası bile,
O günlerde bu çığlığım ses getirmeye devam ettikçe...
"Canım, o da kız kısmı sonuçta,
Gecelik giymeseydi." demişti.
Öldüğünde dedemin mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da
Daha ölmedi.
Öldüğünde babamın mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da,
Daha ölmedi.
Daha dün,
En üst kattaki yatak odamın penceresinden bir nefes alayım derken,
Hani o sevdiğim, hani o en beni seven kardeşim,
Hani o, en mutlu olunası aile için anama bile cephe olduğum,
Kardeşim, karısı, ve çocukları...
Toplamışlar kendince sevdikleri akrabaları!
Maldı, mülkdü,
Baba'ydı...
Haksız yere konduğu mülkü nasıl onlara aktarma'lıydı,
"Hangi yolları denemeli" ydiyi konuşuyorlardı,
Kızımı ve ben'i unutarak!
Yani geçmiş...
Aradan 3-5 gün geçince unutulur azizim!
Hele ki 3-5 kuruş geliri varsa çoktan unutulur!
Onların bir kızı yok nasıl olsa...
Erkekleri'yse gaylerden korumak yeterliydi,
Oysa ben görmüştüm,
Rahmetli anamızın bizi her yaz Kur-an öğrenelim diye,
Gönderdiği o Yeşil Cami'de...
Kur-an kursundaki kızlar salınıverilirken,
Dileyen...
Erkek öğrencilere ek nizam verildiğini!
O vakitler baba kahve köşelerinde,
Arkadaşı olduğu eşlerinin...
Kocasını nasıl da tufaya getirip yendiklerini anlatan,
Kodaman kodaman godoşların,
"Ondan artık vazgeç de, bana gel!"li endekslemelerine,
Rahmetli anamın,
Eski nacağıyla savaş açma dönemlerindeyiz.
Özür dilerim senden anne'm...
Baba'm gibi bana dokunmak yerine,
Seni tercih ettiler de,
Sen kendini savunabildin diye!
Ve özür dilerim anne!
Sana bütün bu hayatlarımızın,
Dönüm noktalarını sana anlatıp,
Senle paylaşıp,
Benden korkmanı sağladığım için!
Ve artık sen de benden özür dile lütfen!
Artık ölmüş olsan bile...
Bekaretimi...
Sevdiğim adam' a feda ettiğim,
Ve bunun için bunca bedel...
Aşk, ihanet, çocuk, ayrılık,
Ayrılık...
Ayrılık...
Ayrılık...
Şimdi bana neden ömrüme ait,
Sadece kızım'dan daha değerli hiçbir şey yok diye soruyorlar ya!
Çünkü...
Hiç kimsenin...
Sadece...
Kız evladı yok!
Bilmiyorlar?
Hiçbir şey'i anlamak istediklerinden fazlaca da...
Bilmek istemiyorlar...
Sana bir sır vereyim ağa!
Bu hikaye...
Senin aile efradından birinin kumarhane yönettiğine,
Senin aile efradından birinin uyuşturucu içip,
Uyuşturucu satmasına,
Bu hikaye...
En çok güvendiğin kardeşinin,
Mevzu bahis konusu geçince...
Senin çoktan ona ve ailesine bila bedel feda ettiğine rağmen
"Zamanı gelince,
Şu, şu kadar!" dersin matahlığını sana dillendirmesine değmez!
Çünkü diyemezsin ki ona
"Ulan bezirgan evladı!
Hadi geçtim sonraki sana ihtiyacım olan günleri de...
Baba denen o adam beni yemek masamıza yatırdığında,
Götümü sikmeye çalışırken, sen çığlıklarımı duydun da,
Kulaklarını yastığa gömmüştün hani!
Komşular yetişip beni,
Hastalanmışım gibi karın ağrısından doktora götürülürken sen!
Yatağın altında titriyordun hani!
Hani seni sormuşlardı da ben,
Trakyanın, o Pınarhisar'ındaki,
Bitli arkadaşım Ayşe'ler de, olduğunu söylemiştim hani!
Onun abisi de senin arkadaşındı ya!
Geçen gün...
Kulaklarımla duydum benim için aslında ne hissettiğini!
Oysa...
Hep...
"Yeterince büyük olsa kurtarırdı beni." demiştim.
Yeterince büyüdüğünde de,
Bana oldurmaya çalışılanları öğrendin ses etmedin.
Öz yeğenini, öz kardeşinden kollamaya çalışırken ben,
Ona da ses etmedin!
Kızımı, evimden, içimden kovarken de,
İçimdeki korkuları tıpkı altı yaşımdaki,
O kocaman çığlıklarımı duyduğun halde ses etmedin!
Yıllar sonra da...
Anamın uğru diye açtığınız kuran kursunun,
O serin bahçesinde siz çekirdeklerinizi çitlerken mi duyacaktım!
Aslında size göre..
Hiçbir işe yaramayan bir insan olduğumu?
Size bir tek hele ki bu dönemde!
Bir kız evlat diliyorum kardeşim!
"Bakalım, erkek o!
Nasılsa atlatır, rahatlığı yerine,
Onu kara çarşaflara serseniz de,
Onun topuğundan,
Yok bilmem ne,
Kara çarşafının kenarından görünmüş olan bileğinden,
Yok bilmem ne,
Balkondayken kimse yok sanıp,
Etrafa bakınırken gerdanından!
Yok bilemem ne,
Sosyal medyalardan birinde,
Es kaza uzun görünen kirpiklerinden,
(Benim evladım açık diye bunlar onda da dahil değil mi sanırsın!)
Kork!
Senin bir değil beş kız evladın olup,
Her biri bambaşka karakterlerde ve de inanışlarda olsun!
Bakalım o zaman!
Size üç kuruş gelir sağlıyor diye o babaya hala acıyacak mısınız!
"Esselamu Aleykum Verahmetullah!" diyorsunuz
Her gün milyonlarca kere...
Peki cennet garantili evlatlar,
Cenneti açlıkla, tecavüzle, iğrenç ecellerle sınansın diye mi!
Bu nasıl bir yaradan egosu!?
Şimdi şükür mü etmeliyim sana,
Hiç değilse tecavüze uğramadım,
Hiç değilse ben de öldürülüp,
Bir dere kenarına atılmadım diye!
Sen söyle Allah'ım!
Bunca zulüm hangi yaradanın egosu?
Cemre.Y.

16 Haziran 2018 Cumartesi

Cancağızım

...Cancağızım...
Şimdilerde herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
Artık belki de defalarca yüz yüze geldiğimiz insanlarla bile,
Şöyle bir cafe'de oturup iki lafın belini kırabilecekken
Sosyal medyalarda birbirimizi stalk'layarak
Özel hayatımızda neler olup bittiğinin
Senoryalarını kurmaya çalışıyoruz.
Hoş ben o gruba pek girmiyorum sanırım.
Öyle stalk filan beceremiyorum.
Sosyal medyalarda gezinirken tanıyayım veya tanımayayım,
Beğendiğim bir paylaşım görürsem basıyorum beğeniyi!
Öyle sonradan kimse bana
Dönüp de teşekkür etsin diye filan da yapmıyorum bunu.
Tanışıklığım olan insanlarla ilgili
Merak ettiğim bir şey varsa da yüz yüzeyken soruyorum.
Gerçi çok da meraklı biri de değilim sanırım.
Zira beni tanıyan herkes bilir ki anlatmak istediği,
Paylaşmak istediği herhangi bir şey varsa
Zaten anlatır ve paylaşır ki bu konuşma sadece bende kalır.
İçim dışım birdir benim.
Öyle gizemlere, rollere bürünemem!
Hakkımda ne merak ediliyorsa kim sorarsa sorsun
Doğru'm neyse onu öğrenir.
Yine de yetmez insanlara!
Herkesin bildiğinden daha farklı,
Daha olaylı, daha sırlı hikayelerim olsun isterler.
Yok!
Çünkü çoğunuzun içinde büktüğü acı anılar ve an'lar da dahil
Hepsiyle önce kendim yüzleşmişimdir.
Mutluluklar yok mu içlerinde, aşk, sevda, hasret,
İhanet, vuslat... yok mu?
Var.
Ama üzgünüm be cancağızım!
Herkesin bildiğinden farklı değil hikayelerim.
Evet hepsi benim.
Evet hepsi bana ait ama ötekine anlattıklarımdan farklı değiller.
Mesela hiçbir insan evladı yaramdan vuramaz beni.
Ya da bir sırrımı aşikar etmekle tehdit edemez.
Hiç kimseye gebeliğim yoktur bu hayatta.
Ben o yaraların üstünde kaç şiir, kaç mısra, kaç cümle, kaç hece,
Kaç harflik can kırıklarıyla çize çize gezdim bilemezsiniz.
Arada bir kendi kendime mutluluk oyunu oynayacak oluyorum,
Ona bile...
"Şair insan az gizemli olur, ne bu paylaşım." diye yorum yaparsınız.
Hep aynı cevabı veririm.
"Ben şair filan değilim ve bu hayat bana ait, benim hayatım.
Canım öyle istedi."
Ah be cancağızım sen bile,
Ben senle bunları konuşurken
Oturup gözlerimin içine bakmak yerine
Bloğumdan, facebook'umdan, twetter'imden…
Belki paylaştıysam instagram'ımdan okuyorsun beni.
Büyüte büyüte bakıyorsun bütün fotoğraflarıma!
Sen gittiğinden beri saç diplerim beyazlamış mı?
Bu sene nerede tatil yapmışım, yalnız mıymışım (Yine!)?
Ayak tırnaklarım ne renkmiş?
Ben nasıl olup da çocukluğumun müzmin hastalığı
Tırnak yeme alışkanlığımı uzun zamandır terk edip
Şimdi rengarenk ojeler sürebiliyorum!
Ah ne kadar zenginim.
Çünkü bir başına,
Belli bir maaş alıyorum ve benim faturalarım yok,
Geçindirmem gereken bir evim yok, mutfağım yok,
Temizliğim yok, üniversite de okuyan kızım için
Elimden gelen kadarını sağladığım desteğim yok!
Hatta giyinmiyorum ben, ayakkabılarım eskimiyor,
Çantamın fermuarları bozulmuyor!
Ne kazanıyorsam hepsi bana kalıyor.
Hesabımı yapması da size!
Ah be cancağızım.
Artık herkes nasıl da sanal seviyor birbirini değil mi?
O da benim paylaşımımı beğensin'li beğenmeler,
Facebook yorum yapmazsan
En yakın akrabanı bile arkadaşlıktan atıyor diye korkup
Her yoruma teşekkürle karşılık vermeler...
Arada bir salak saçma mesajlardan bıkıp
"Bize özelden yazdığınız methiyeleri,
Eşiniz veya sevgilinize yapsanız
Eminim daha mutlu olurdunuz!" gibi
Haklı bir serzenişime
"Evli değilim, sevgilim de yok
Ama herkesin eşi veya sevgilisi de
Sizin kadar güzel değil ki!" li banal banal cevaplarla karşılaşmalar.
Aldatmayın kardeşim!
Aldatmak illa fiziksel ya da cinsel bir eylem değildir.
Aldatmak beyinden geçse bile aldatmaktır.
Mutlu değilseniz ayrılın!
"Bunu söylemek kolay!" diyor bazıları.
"Yoo hiç de kolay değil!"
Yirmi altı yaşımdaydım aldatılarak ayrıldığımda...
Gerisini biliyorsunuz zaten!
Yine de kızımın babasına her rastladığımda
O başka şeylerden bahsederken
İçimden teşekkür ediyorum ona ve şimdi ki eşine!
Çektiğim onca yokluk, onca çile, onca acı, onca sıkıntıya rağmen
Hiçbir şey bir ömür aldatılmaktan daha kötü değildir.
İyi ki çekip gittiler!
Mesela sen?
Ah be cancağızım,
Yıllar boyu kendince kafanda haklı sebepler uydurmuşsun.
Yıllardır evlilik cüzdanında eşin olarak adı yer alan adamı,
Soy adını taşıdığın adamı/kadını
Önüne çıkan her fırsatta aldattın, aldatıyorsun.
Oğlunu/kızını aldatıyorsun.
Ama keşke gece yatağına yatmadan önce
Aynaya baktığında da
Seviştiğin insanla olduğun kadar mutlu kalabilseydin.
Çünkü sevişmek biter!
Çünkü sana gelen zaten sevmek için değil sevişmek için gelir.
Anlık hazlar, anlık tutkular, anlık mutluluklar...biter.
Oysa ben de bütün aldatılmalarımın öcünü
Aldatmalarla almayı deneyebilirdim.
Ama ne vakit biri aklımı, yüreğimi çelmeye meyl edecek olsa,
Salonunun ışıkları yanık, tam yedi gece, yedi gün bekleyen
O kadın gelir aklıma.
Kendimin o zamanları mühür gibi saklıdır anılarımda
Olur da vazgeçer de gelirse onu unutup uyudum sanmasın da
Zile basıp içeri girebilsin diye.
Gelmedi tabi, o zaman gelmedi.
Yıllar sonra geldiğindeyse ben artık o evde değildim.
Ben artık o insan da değildim.
Özürler duydum, baktı olmadı
"İyi ki terk etmişim seni!" ler...
Ben şimdiki karımı hep seviyordum." lar duydum.
"İş yerinin az ilerisindeyim
Bir öğle yemeğine ne dersin?" ler duydum.
Sonra yine hakaretler duydum.
Hepsi eski kocamla o istiyor diye tekrar yatmadığım içindi.
Evet boşandıktan sonra da onunla ara sıra yattım
Ama bütün bunlar gerekli mesajın
Gerekli yere ulaştığından emin olmak içindi.
Ben o kadının bana kurduğu o cümleyi
Hiç mi hiç hak etmemiştim çünkü.
Sonunda mesaj yerine ulaştı.
"Kadın olsun da kocasını elinde tutsun,
Ben bu adamla bir evlilik daha yaşayamam!"
Bitti.
Bir daha da asla
Eski eşim de dahi olsa evli bir adamla beraber olmadım.
Olmam da.
Uzun yıllardır soruyorlar bana
"Arada bir yüz yüze geliyorsunuz,
Belki kızınız için buluşuyorsunuz, ne hissediyorsun?"
Ah be cancağızım,
"Hiçbir şey!" diyorum.
"Hiçbir şey!"
Ne eski koca, ne eski sevgili, ne eski dost,
Ne eski arkadaş, ne eski tanıdık, ne eski akraba!
Hiçbir şey!
O böyle espriler yapıp günü olağanca kurtarmaya çalışırken
Kızım için olağan olması gereken neyse ona odaklanıyorum
Ama karşımdaki insan bana hep sadece
Eskiden gülmüş olduğum güldürü dizilerindeki
Herhangi bir karakter gibi.
Kızımıza karşı şimdiki oğluyla geçirdiği vakitlerin
Kızımızla geçirmediği vakitler kadar
Bedelini ve ederini en azından yürekçe karşılasın yeterli.
Ah be cancağızım,
Çok şükür gururum, huzurum,
Mutluluk değilse de rahatım yerinde!
Çünkü ben hiç kendimi başkalarıyla aldatmadım.
Peki ya sen daha ne kadar kendini aldatacaksın.
Neyse sen yine beni duymayacaksın nasıl olsa!
Sana iyi sanal sevmeler!
Eyvallah!
Cemre.Y.

25 Mayıs 2018 Cuma

Mecal

…Mecal…
Çok değildiniz ama…
Ara ara yıllar içerisinde nüksedip nüksedip…
Gribalime bronşit ekleyip,
Bronşitime de astımı kitleyip geçtiniz!
Yoksa yeniden,
Yine bir sevda nedir ki!
Yürek bu…
Salıversen bileğine bağladığın uçurtmanın ucunu,
Elbet ki kış biter, rüzgar diner, yağmur söner,
Bir gün bir bakarsın ki…
Gün bahara öykünür de,
Tohum toprağa filizlenmeye meyl eder de…
Bende artık ciğer kalmadı be güzelim!
Sen de gidersen…
Tedavülü çoktan geçmiş,
O ince hastalık olur sonum!
Doktorlar anti depresan yazarken daha bana
Ben sen yetmezliğinden verem olur ölürüm.
Yoksa sevdalık dediğin nedir ki "Aşk" olunur elbet de
Bu yürek maktüliyetlerimin cinayet şüphelisiyle dolu.
Hiçbirini ele vermedim.
Ama bir kere daha
Yeniden bu hayata…
Yine doğabilmeye yok mecalim!
Cemre.Y.

7 Mayıs 2018 Pazartesi

Şiirler

…Şiirler…
Nice şair'li dost makamlarımdan caydım ben ki onların çoğu!
Birkaç çirkef dolusu dedikodularını çarşafıma gergef eylemeye meyl eylediler!
Ama şiirleri kaldı geriye!
Çoktan silerdim bütün harflerini çoktan ama!
Bunca yüreğime dokunan onca kelamları yazamamış olsalardı…
Demek ki onlar'ın yara kabukları benimkiler kadar da aleniyete saklıydı.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...