zengin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zengin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2025 Çarşamba

Vicdan İşte!

...Vicdan İşte!...
Sanki bayrammış da,
Mahallenin hiç tanımadığı tüm zenginlerinin ellerini öpüp,
Tomar tomar paraları cebine indirmiş gibi,
Kaldırım kenarında durmuş
Paralarını döke saça saymaya çalışıyordu.
Sanırsın o, beş yaşındaki en küçük yaramaz kardeşim!
Sanırsın ben on bir yaşımdayım, bir küçüğüm on.
Tanımadığı insanların asla elini öpmeyen biz.
Eh haliyle de...
Şekerden başka bir şey toplayamamış olan bize sırtını dönmüş,
Yerden toplamaya çalışarak yeniden saymaya çalışıyor,
Sayamadıkça daha çok dökülüyordu paraları.
Etrafta onu kolaçan eden çingene çocukları
Ortalık sakinleşince doluşacaklar yere dökülenlerin üzerine!
Dayanamayıp yanına yaklaşıyorum,
Toparlayıp cebine sokuşturuyorum paralarını.
"Eve git!" diye kızıyorum ama nafile!
Ben kızdıkça o kahkahalar atıyor umursuzca.
"Çikolata alacağım ben!" diye bağırınıyor sokak ortasında.
"Sizin paranız yok diye kıskanıyorsunuz hep beni." diye çığırınıyor!
Kıyamıyorum yine de,
Sayamadığı paralarını toparlayıp bakkala götürüyorum,
Abur cubur ne isterse dolduruyor naylon poşete.
Kasadaki kızın gözleri parlıyor paraları görünce.
Ederini verip, kalanı cebine doldurup zorla eve götürüyorum.
Biz kardeşimle topladığımız bayat şekerleri anneme verirken,
O salonun ortasındaki halıya oturup bacaklarını açıyor kocaman,
Elindeki abur cubur poşetini boşaltıyor bacaklarının ortasına.
Bir onu açıyor ucundan bir ısırık,
Bir diğerini açıyor kenarından kocaman bir ısırık.
Hiç kimse de hiçbir şey demiyor ona.
Çünkü "Bar bar bağırıyor bunları ben kazandım kime ne!" diye!
Yalan yok, yutkunuyoruz ama!
Hiç de yeltenmiyoruz ondan bir ısırıkçık olsun istemeye!
Hiç kimse de bize bayram harçlığı falan da vermiyor zaten.
İşte bugün, tam da o günü yaşattı bana babam olmayasıca!
Kendine sigara almaya giderken,
Artık sayamadığı paraları sokağa saçarken,
Yerden toplayıp toplayıp tekrar yere dökerken o anı yaşattı bana.
Komşu dükkandaki insanlar pis pis ona sırıtırken
Tam da o duyguyu yaşattı bana.
Bakkala götürüp sigarasını aldım,
Parasını sayıp cebine doldurdum zar zor eve yolladım lakin,
Hala aklımın kenarında bir soru!
Yere döküp saçılan o paralar acaba kendi emeklisinden olanlar mıydı,
Yoksa onun yüzünden kanser olan,
Bir küçük kardeşimin ve eşinin çabasıyla malülen emekli olup,
Tek bir emekli maaşını bile doya doya yiyemeden ölen anamın hakkı mıydı?
Çifter çifter emekli maaşa konan o adamın
Gözümün içine soka soka,
Tekrar tekrar saymaya çalıştığı paralar saçılsa mıydı!
Birileri bir kenarda sümsüğü yapıştırıp,
Elinde belinde ne var ne yok soysa mıydı?
Lakin öyle hık diye ölmezdi ki böyleleri,
Yanarlar, yakarlar, hiç olmadı sakat kalırlar,
Canları sağ, yakınlarına sakat yaşar giderlerdi.
Bir de serde olmaz olasıca vicdan var tabi.
Onlar bilmezler.
Döke saça, yaka yıka yaşayıp giderler de.
Vicdan işte,
O da...
Kimlere konacağını biliyor demek ki!
Cemre.Y.

9 Nisan 2023 Pazar

Kader

…Kader…
Leblebinin kaderidir bu!
En iyi kavrulmuş leblebi de olsa,
En zengin karışık kuruyemiş tabağında olsa da...
Ortaya şöyle karışık fakir sofrasında da olsa...
Sona kalır!
Lakin günün sonunda, içindeki o acı suya,
İlk ilaç diye koşulan da odur!
Cemre.Y.

12 Nisan 2020 Pazar

Kader Değil

...Kader Değil...
Sanki hiç Titanic'i seyretmemişler gibi,
"Hepimiz aynı gemideyiz."diye bir türkü tutturmuşlar!
Doğrudur bayım!
"Hepimiz aynı gemideyiz!"
Fakat günün sonunda,
Öncelik…
Filikaları çoktan satın almış olanların olacak.
Kazan dairesinin camlarından fışkıran,
Bi çare fakirleri ittire ittire yol alıp, onlar hayatta kalacak.
Tıpkı, zengin malikanelerinin birer odalarını,
Oksijen tüplü, yoğun bakım odası hazırlığı yapmış olanlar gibi.
Havada asılı kalmış Corona rüzgarı,
Sanki iki gün ekmek yemese ölecekmiş gibi!
Bir gecede bütün karantinaları piç eden bütün beyinsizler,
Sokakları yağma yağma yağmalarken,
Cahil cühala herkesin burnuna dolanmakta.
Bu Corona canavarı tümevarım bileşkesiyle ilerlemekte…
Çimen yeşili, çimen kokulu günlerimle,
İyot kokusunu özledim en çok!
Lakin benim denizim bu değil.
Kabuğumdan sıyrılıp kurtulamadığım bu yer,
Benim seçtiğim kader değil.
Cemre.Y.

29 Şubat 2020 Cumartesi

Neden

...Neden?...
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Ah be evladım, ah be gözümün nuru,
Ah benim uykusuz geçecek gecelerimin yürek çiziği.
Şehit diyorlar şimdi sana cennete gidecekmişsin öyle mi?
Açık kalmış gözlerin soruyor bana,
Bu cennet neden bu kadar ağır bedelli!
Ve neden hep fakir çocuklarına uğruyor şehitlik mertebesi?
Neden zenginler cennet garantisi olan siperlere yollamıyor kimsesini!
Hangi söz geri getirebilir ki yitip gideni!
Hangi kelime, hangi cümle, hangi imleç anlatabilir,
Bir ananın ciğerinin ta içindeki o kor alevi.
Cemre.Y.

8 Haziran 2019 Cumartesi

Yalnızlık

...Yalnızlık...
Yalnızlık diyorum bayım!
Uzaktan bakanların özgürlük sandığı hani.
Yalnızlık diyorum bayım!
Sanal pencerelerden bakanların zenginlik sandığı hani.
Sayamadım ki kaç yalnızlıktır,
Benim bayramlarımın boynu bükük kaldı kapı önlerinde.
Bazen diyorum ki...
Ey Allahım al benden bu yalnızlığı,
Her kim ömrüme özenip iç geçiriyorsa sar onun boynuna!
Sonra kıyamıyorum aile hayatlarına.
Neyse diyorum, neyse ya!
Cemre.Y.

20 Aralık 2018 Perşembe

İlle De Senin Canın Kırılmasın

...İlle De Senin Canın Kırılmasın...
Can kırıkları dolu heybemde, hayallerimin de kırıkları da doluydu elbette.
Her ne durumda olursam olayım, her nasıl olursam olayım.
Ömrümde sebepsiz gülümsediğim tek ruh'umun eşdeğer'isin sen.
Ey benim alnıma yazgılı mevsimsiz tek lale'm, lülücan'ım!
Ben seni zamansız sevdim, seviyorum, severim, öyle ya yaz gelince gülleri,
Sonbaharda sardunyaları, kış gelince kardelenleri anımsamak çok kolay!
O zengin müsveddesi, gösteriş budalası,
Akmayan, kokmayan, su ya da güneş istemeyen,
Şımarık orkideleri de hiçbir zaman sevemedim ben zaten.
Hadi benim mevsimlerim neyse de, ille de senin canın kırılmasın!
Cemre.Y.

18 Kasım 2018 Pazar

Günlük Sütyen

...Günlük Sütyen...
Biz küçükken, epeyce bir küçümen yaşımda...
Böyle, ocak kenarlarından biriktirilmiş küller vardı, en korsuzundan,
Dere kenarında gün yapardı köy kadınları,
O en nadide küllerle parlatırıldı çaydanlıklar,
Uzun süredir ocak kenarında unutulmuş güğümler,
Bakraçlar uzunca ovalanırdı!
Biz küçükken, epeyce bi küçümen yaşımda...
Böyle, zengin artığı kalıp kalıp, taze sabunlar vardı, en safından.
İlçeydi, kasabaydı, nahiheydi fark etmezdi,
Bir hamam bir tas sıcak suyu her daimdi.
Anamla gizlice dalardık kadınlar hamamına!
Küçücüktüm daha, yaşlı teyzelerin pörsümüş bir şeylerine şahit olup,
Anamın tazeliğine ahlanıp,
Benim körpeliğime vahlandıklarını ilk gördüğümde!
Geleceğime dair'li bir karar biçmiştim çoktan.
Ben kızımı her yaşında, her yere götürdüm de...
Bir hamam'a götürmedim onu, bir de masaj salonlarına,
Varsın anlamasındı, fark edemesindi bu ayrıntımızı o da!
Belki bana korkulu o, bilinçli koşullu bir hayatı yaşamaktan,
En azından vicdanım rahat yaşarım zannederken!
Az önce fark ettim eksiğimi, hem de duş alırken!
Önce...
Bize sabun'du, kül'düyü, haram eyleyip, türlü deterjanları yaftalıyorlar,
Sonra...
Misler gibi hiç solmayan duş jelleriyle birilerinin dimağına yer ediyorlar,
Sonra...
Omuzlarımız üşüyorken, biz bu saçları boşuna mı uzattık diyerek,
O en sevdiğimiz yasemin kokularını savurarak,
Saçlarımızı bağlayan o tokaya sarılmış onca vazgeçimizi görmezden sayarak,
Saçlarımızı kadere bağlatıyordular.
Sonra eşdeşlerilip, özleştiriliriyordu bağımlılıkların kokularıyla,
İlk gençliğimizin hayalli hülyalarını bozmaya çalışıyordu birileri,
Savaşıyorduk,
Zamanın bütün evrenlerine karşı ve kazanıyorduk konu namus sa!
İlk yaşlılığımızın,
Bütün vazgeçilmişliğindeyken, unutmaya meyilliydik oysa!
Nice ayak kaydırmasın'lı ayak destekli denemelerimizden sonra,
Altı üstü günlük sütyenlerimiz mi olacaktı bizi,
Kendi banyo karolarımızın dahi kayganlığından koruyan!
Öyle ya saç kremleri oldukça kaygan,
Saç şampuanları oldukça köpürgen,
Vücut jelleri mis kokularına rağmen oldukça kararsızken,
Onlar değil miydi, bize yüklenmeden bizimkileri dik tutan!
Cemre.Y.

14 Eylül 2018 Cuma

Kendimden Özür Dilerim

…Kendimden Özür Dilerim...
Hayat…
Ne garip şey değil mi anne'm!
Sen kendi cehenneminde boğulurken,
Meğer bütün dünya…
Kendi yok oluşuna ramak kalaya ağlıyormuş!
Ve bunu dinmeyen gözyaşlarının,
Evinin çatılarının,
Salonun koltuklarının,
Parkelerinin,
Halıların,
Ayaklarının artık...
Hep ıslağa basmasından anlıyor muşsun!
Halbuki kısır günleri yapılıyormuş bir yerlerde.
Herkes katılmayışını daha büyük zenginliklerine bağlıyormuş!
Evet...
Sigara içiyorum!
Bugün yıllardır hayal ettiğim topuğu yılanlı,
Tabanı kıpkırmızı…
Üstü hala gururlu simsiyah…
O ayakkabıya tekrar rastladım!
İki bira aldım akşamıma…
Üç paket sigara daha aldım…
Marifet değil ama!
Hayallerim…
Hatalarımdan daha büyük benim!
Kendimden özür dilerim.
Cemre.Y.

19 Haziran 2018 Salı

Cancağızım

…Cancağızım...
Az önce facebook'umda,
Şiir dizelerine haylice önem verdiğim bir dostuma yorum yaparken
Birden ne zamandır kafamda kurduğum ama zamanlamasını,
Etrafımdaki alıngaçlarım yüzünden kestiremediğim,
Bu günceme nihayet nasıl başlamam gerektiğine karar verdim.
Sonunda yazacaklarıma,
"Sevgili Günlük!" ya da "Cancağızım!" diyerek başlamazsam
Nihayet herkesimin yazdıklarıma karşı,
Zaman mefhumumu çözemeyecekleri için,
Alınganlık tribine kalkan oluşturabileceğimi buldum!
Artık dilediğim an, dilediğimce,
Geçmişten, gelecekten, şimdiden, dünden, bugünden
Yani her an'dan, her an yazabilme özgürlüğüme eriştim.
Bu geleceğime ilk mektubum olduğuna göre...
Şimdi, gelecekte bu yazdıklarımı okurken nasıl,
Nasıl, ne ortamda olurum bilmiyorum ama en azından
Okuduklarımı hatırlayabilecek kadar sağlıklı olmayı diliyorum!
Bu mektubumdan uzunca birkaç yıl önce...
Çıkmazlarımın yol ayrılıklarında boğuluyordum.
Yanım, yörem, önüm, arkam karanlıktı.
Elimde kurtarmam gereken bir ışık vardı ve ben,
Ne yapacağımı bilmez bir halde
İş çıkışlarımda sokaklarda,
Ayak tabanlarım su toplayana kadar amaçsızca yürüyordum.
Ne vakit yorulduğumu anlayamadığım için de,
Her neredeysem yüzüstü kapaklanıp bayılıyordum.
Nihayet doktora gittiğimdeyse,
Bir ton anti depresan ilaçlarına boğmuştu beni.
Ama ben onları içtikçe yapay mutluluklarla,
Yapay sorunsuz hayatı yaşıyor, kilo üstüne kilo alıyordum.
Bir gün iş yerimde irsaliye ve fatura kesmek için,
İki ayrı yazıcımın başında
Bir yandan masanın üstünde dinlenen memelerimi toparlamak,
Diğer yandan, diğer yazıcıya ulaşmak için,
Bacaklarımın üstünde uykuya dalmış olan
Koca göbüşümü uyandırmak zorunda kalana kadar!
Anti depresanlar beni zamana karşı koruyup, yetiştiremiyordu!
O günün akşamı diğer doktorumun ikazı üzerine,
Bir spor salonuna kayıt oldum.
Ben söyledikleri her şeyi harfiyen uygularken,
Beraberce kayıt olduğum dostum,
Orada burada geyik yapıyor,
Gözüne kestirdiği zengin heriflere bacak hareketleri çekiyordu!
Zayıflıyordu!
Benimse tek faydam…
Artık olur olmadık yerlerde
Yüzüstü bayılıp ağzımı, yüzümü dağıtıp kanatmamış olmam
Ve nihayet kızıma geldiğimde tamamen ona ait kalmaktı.
Herkes spinnig'i lay lay lomm... 'geçerken ben...
Yeterince sağlıklı olursam yaşlandığımda,
Bembeyaz uçuşan kıyafetlerimle
Sahil kenarında beni bekleyen eşimle köpeğimin yanına koşarak
Akşam salatasını hazırlıyor, benim kuzumun ve onun kuzusunun
Bize geleceği akşam yemeğine hazırlanıyorduk!
O zamanlar kızım benden sürekli bir kardeş istiyordu.
Ortada ona kardeş yapacak kadar kaliteli tek bir insan yokken!
Spor salonlarında deli gibi ter döküyor,
Vücut oranlarımdan santimler kaybediyor
Ama kilodan gram eksilmiyor aksine artıyorken anladım!
Benim derdim kas kütlesi değildi ki
Zaten kimse de,
Madalya filan da takmıyordu en güzel spinnig'i sen yaptın diye...
Her seferinde Jüliet Türk Hamamından çıktığımızda
(Ki bana göre mis gibi hamamdan çıkmışız,
Ne diye görünmez fondötenlerle,
Görünmez makyajlarla sıfatımızı kirletelim değil mi?' li soru işaretlerimle)
O, doğal makyajını yapar, gözaltı morluklarını kapatır
Ama asla makyaj olduğu belli olmasın diye likit eyeliner sürmez…
"Canımcım erken çıkıyorum ama,
Şununla şurda buluşcam ama sakın belli etme!"
(Çünkü uzatmalı sevgilisi de aynı saatlerde o spor salonundadır.) der,
Ve yanaklarıma uzaktan bir öpücükle çıkar gider!
Uzatmalı zavallı insan'a da,
"Eve gidip uyuyacağım!" denmiştir.
Ben nasıl kilo kaybedeyim,
İçimde aldatmaya istemsiz ortak olunmanın ağırlığı!
Veremedim tabi.
Uzaklaştım hepsinden!
Şimdi evli ve mutlular...
Ha bir gün bu bloğu okuyacak olursalar o kadın da, o koca da
Kendi ağırlıklarını bir tartsın derim,
O cepheyi de bir gün yazacağım.
Benden yana şimdilik eyvallah!
Bu daha ilk mektup!
Cemre.Y.

26 Nisan 2018 Perşembe

Enstrüman

…Enstrüman…
Enstrümanlardan en çok…
Kanun çalmayı isterdim çocukken,
Bir de keman'ı, bir de ud'u…
"Piyanistlik zengin işi." derdi rahmetli annem,
Rahmet'ine haylice de daha kemali varken.
"Sakın ola ki he, elde edemeyeceğimiz şeyleri,
Öyle hayalince hayallenme sen, sakın ha!" derdi beni döverken.
Meğer, o kadar da çok zengin işi değilmiş!
Ne kanun çalmayı öğrenmek…
Ne de ud çalmayı,
Hiç olamadı bir saz'ın tellerine dokunup,
İçinden geçen melodileri aktarmak.
Kızım'ın gitar hevesi vardı bir ara!
Benim de vardı!
Kurslara yolladım onu,
Baktı ki önce notalar falan fistan…
Benim hayalimden önce sıkıldı…
Geçen sarhoş olmuştuk beraberce…
Benden önce duvara vura vura doğradı gitarı!
Gram kırılmadım ona!
Zira ondan öncemde
Maktuliyetlerimin meskunu belirsiz mesken ispatsızlıklarım vardı.
Ölümlerimin birinde…
Kimse cinayetime meskun mahal bulamadı!
En ihtiyacım olduğu an'da…
Gözlerini bana devirmişti çoktan yosun yüreklim.
Ve o bana her seferinde…
"Ben seni mutlu etmek için bu dünyaya gelmedim!
Beni içinden çıkartmak için ısrar eden sendin!" dedi.
Sanki, o içime tohum ekilmişken,
Kış gelmeyecek…
İlkbahar olamayacak…
Cinsiyeti uğruna bile hayal kurulamayacakmış gibi…
Yalan yok!
Ben gözlerinin uğruna bütün odaları
Mavi yeşil gözlü bebek renk yaptımdı,
O da bütün elbiseleri kız giydirdiydi.
Hatta...
Arada bir testler sonrası kandırırdım onu!
Ne diye bütün kalp atışlarında
Bütün akrabaların yanımızdayken!
O, işleri dolayısı ile yanımızda değilken,
Neden ki vakit ayıramıyordu ki diye
Kendimce cevaplar ararken!
Durduk yere kandırasım gelirdi onu!
"Erkek olacakmış bebişimiz" derdim.
Aman!
Ne keder bağlardı bir bilsen,
"Olsun ama sağlıklı olsun da!" derken!
Meğer!
Rahmetli deden'e karşı rövanş maçıymış sın sen!
Sülaleye ilk kız evlat!
Zira onu da başarabilmek…
Ayrı bir maharet!
Geçen gün bir piyano çıktı karşıma,
Kimsesiz, sessiz…
En sevdiğim melodiyi çalayım dedim…
Bütün salon çınladı çığlığımdan.
Başarabilmiştim ama…
Ona da çok geç kaldım, hiç yoktan!
Cemre.Y.

15 Mart 2018 Perşembe

Terazi

…Terazi...
Herkes aynı değil azizim!
Çünkü benim kefem, herkesi aynı terazide tartmaz!
Misal, senin terazin bakkal terazidir,
Hep sana bakan yanı haylice çakıllı, taşlı, ağırdır!
Ama cüzdanca.
Zengin olursun hak yiye yiye!
Misal benim terazim, yürek kefesidir,
Hep bana bakan yanı,
Kimi sevip, kime es kaza güvendiysem hep ağır…
Ama yürekçe….
O hep ağır!
Sonrası boşsa hep ağrır!
Yani herkes aynı değil azizim.
Kimi puştluk derdinde, kimi yürekçe derdinde!
Cemre.Y.

19 Şubat 2018 Pazartesi

Zengin Kalkışı Olsun!


…Zengin Kalkışı Olsun!...
Mesela mezarım olmasın benim,
Ya da yılanlardan çiyanlardan korkuma,
Savrulmasın küllerim denize.
Öyle bir gidiş olsun ki farkıma varılmasın.
Usulca bir zengin kalkışı olsundu bu!
Cemre.Y.

22 Aralık 2017 Cuma

Dost Hançeri

...Dost Hançeri...
Hiç sormadı.
Şaşırmadı bile!
Ben o dost meclisimizden...
Öylece aniden...
Bunca fakirken neden zengin kalkışı yapıp,
Sessizce neden yitip gittiğimi merak bile etmedi.
Ben giderken ardımdan...
Uzun uzun baktı.
Kendi gördüğüne inanamadı,
Miyop gözlerini kısıp,
Hipermetrop gözlerini koskocaman açıp,
Tekrar uzun, upuzun baktı.
Artık çok net görüyordu ki,
Sırtımda artık!
Dost hançeri saplanacak
Hiçbir yer kalmamıştı.
Üstelik keskin bıçak izlerinin can kırıklarının çoğunda
Kendi parmak izleri vardı.
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

Kız Kardeşim

...Kız Kardeşim...
Sana dair,
Nice zamandır,
Şiir kuşanıyordum be kız kardeşim.
Böyle rengarenk,
Güller gibi solup geçiveren,
Yapraklarından reçeller yapılan,
Yalancı baharlar gibi değil de,
Sana veremediğim bütün doğum günlerinin
Telaşlı heyecanı gibi olmalıydı.
Gül..ce... yani.
Senin bir yanın,
Kızım gibi yorgun savaşçı,
Bir yanın anam kadar merhamet,
Bir yanın sırra kadem vuslata hasret,
Bir yanın bahar bahçe gülistana gurbet.
Gül..ce...yani.
Bazen inatçı,
Çokça yardım sever,
Bazen gizemli.
Hayli yaratıcı,
Bazen zihin gücüyle bütün kültürlere zengin,
Çokça hayatın bütün hallerine hep pozitif.
Adının her harfinin anlamı gibi yani.
Gül...ce..
Ad anan gibi yani.
Kaç zamandır sana
Şiir kuşanıyordum
Kelebek kanadı gelincik gibi değil
Gül...ce olmalıydı madem!
Ömrüme "Kal!" geldin be kız kardeşim!
Hoş geldin...
Ama sen de...
Sakın gitme!
Cemre.Y.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Pazartesilerim

...Pazartesilerim...
Oysa pazartesiyi ben hep
"Başlangıç ve şükür" olduğu için severdim,
Anlayamazdım insanları,
İşsiz güçsüz bunca insan varken
Neden işe gidiyor diye üzülür ki bu insanlar!
Milyonlarca ilan ilan iş arayan insan var ki
Akşam evlerine ekmek götürmeyi bırak!
Bakkal veresiyeyi hatırlatmasın diye
Sokak değiştiriyordular.
Hele ev sahibi eve geldiğini duymasın diye
Ayakkabılarını çıkartıp
Çorapla lambasız merdiven çıkıyordular!
Çocuktum daha...kapıcıydık biz...
Bir apartman çoğundan da zengindik yani
Çünkü...ekmeğimiz vardı ve kira ödemiyorduk.
Ödeyebilenlerin çamurlu ayaklarını
Lap lap basa basa geçseler bile
Paspas etmek karşılığı!
Ve ekmeğinin parasını bile bize borç yapanların
Karşılığıydı diyetimiz...
Belki bundandı...
Her pazartesi kolumda ekmek sepetim
Hayal ederdim...
"Dünya değişecek bugün!" diye.
Ekmeğin en sıcaklarını
Parasını bize bile ödemeyenlere
Götürdüğüm yetmezmiş gibi,
Daireleri karıştırmış gibi
Arada bir gazeteleri de
Onların kapılarına koyardım.
Haberleri olsun diye!
Sonra annemden dayak yerdim
Karşı komşu şikayet etmiş diye
Yav aldıkları dairenin borcu yüzünden
Bizden bile fakirdiler ne yapsaydım?
Yıllar sonrasında yosun gözlüm
O gün dünyaya geldiği içinle de sevdim.
Tuhaf daha birkaç ay oldu öğreneli,
Fazlası olmalı pazartesilerini sevmemin
Diyerek ararken buldum kendimi...
Meğer bir pazartesi çocuğuymuşum ben de!
Sevmeyin de göreyim.
Pazartesilerimin akşamlarını ve salılarını
Pek sevmem ben.
Pazartesi akşamı doğan yavrumu
Geç doğmuş diye bir kuvöze tıkıştırıp
(51 cm ve 3.750 gr doğan bir bebeği
Zorla tıkmak durumunda kalmışlar çünkü)
Bütün salı bana göstermeyen
Hain kadere on sekiz yıldır isyanlıyım!
Çarşambaları severim ama...
Onu pazartesi görmeyi umarken
İlk o gün gördüm yosun gözlümü diye.
Ama ille de pazartesi işte.
Hiç doktora gitmemiş anamın
Beni o gün doğuracak olmasının sevincini
Severim tam kırk yıldır.
Ancak akşam olunca
Kız evlat doğmuş olmamın
Hüsranını hiç sevmem.
Hele salısı büyük kayın validenin
Anamın başucuna gelip
"Ağa kızı kız doğurmuş
O da sigara kağıdı kadar!" diyerek
Anamı üzen o kabus günden hep nefret ederim!
Çarşambaları severim ama
Anam ilk yalnız kaldığında
Alnıma ilk öpücüğünü nakşetmişti.
Perşembe, cuma, cumartesiyle pazar
Zaten birer hayat senfonisi.
Cemre.Y.

Dolandırıcı

…Dolandırıcı...
Garip bir merak!
"Neden hiçbir aracı kurum
En azından iş imkanı için
Beni kandıramıyor!
Neden hiçbir dolandırıcı
Beni dolandırmaya çalışmıyor!
Neden hiçbir büyücü
Benim olmayan altınlarımı isteyemiyor!
Neden hiçbir medyum
Sevdiğimi ayağıma
Kul köle etmek için kırk mezardan,
Kırk ölü toprağıyla,
İki sırt sırta tahta kaşık istemiyor!
Neden hiç kimse!
Benim kapımı define yerleri için çalmıyor!
Neden düşmanlarımı
Helak etmek için (zaten bildiğim)
Sırlı dualarla kandırılmıyorum!
Neden termal tatil köyleri,
Ya da spor salonları için
Ev telefonumdan arayanlara bile
"Vaktinizi çalmak istemem ama
Reklam ve kampanyalarla,
Hiç mi hiç ilgilenmiyorum." diye açıklama yaptığımda
"Anlıyorum efendim size iyi günler dilerim" diyecek kadar
Mütevazi oluyorlar bana!
Neden ısrar etmiyorlar!
Sahi işsiz ve parasız ama
Zeka ve idrak sahibi olduğumu
Biliyor olmalılar!
Şu sanal medya yok mu?
Bütün boşlukları yine sanal doldurmaya çalışıyorlar değil mi?
Aha ha ha haay!
"Dikan açarım belkim hem
Hiçbir şeyimi de belli etmem de elimdekilerimi satarım
Ben bi kerem facede" diyenlerin
Fake hesaplarında aslında
Neleri sakladığını, neleri fazla aşikar ettiğini bilen benken!
Ben kimsenin haram olan tek lokmasına aç değilken
Onlar ellerindeki o makaslarla kestiklerini
Kırpıp kırpıp onların bi yerlerine sokuşturuyorlar işte.
Yıllar yüzyıllar önce bu fikirler
İtinayla fikir benden çıkmışken...
Ha bir gün es kaza elim harama değer,
Dilim, helal sanıp yutar,
Gönlüm, "Bunca ömrün helal için savaştı da ne oldu sanki!" diye
Hiç bıkmadan hala başıma kakar da es kaza yanılır da
Haramla zengin olursam,
Helal olsun beni kandıranlara!" yesinler tabi.
Cemre.Y.

7 Aralık 2017 Perşembe

İnsan Doğmamalıydım

...İnsan Doğmamalıydım...
Bu sabah lan, daha bu sabah!
Bir Trabzonlunun mutfağında
Bir Azerbaycanlıyla
Ben onun köyünden gelmiş o otlu peyniri ilk defa tadarken,
Lezzetine varınca da dağlarını hayal ettim önce...
Sonra o en sevdiğim güneşimin
Benden evvel senin başına değdiğini.
Çocuk oldum lan ben senle
Hiç umursamadan üstelik
Yedi ceddinizin hep basıp geçtiği otları
Şimdi değerli diye önemseyip
Sadece bize kıymetli
Çoktan çökmüş maden girişine inat
Hiç yemediğimi.
Daha bu sabah ben senle yeniden çocuk oldum.
Üstelik çocukluğumun o en saf dostluğu olan,
Heidi ve Peter dostluğu
Henüz "Neden Heidi Petter'e
Sürekli donunu gösteriyordu?" diye
Orospulanmamış ve ben
Heidi'ye ayakkabı yollamak
Hayalim yüzünden kendime
Asla gereksiz tek bir ayakkabıyı
Hala ama hala almazken.
İsviçre'nin karanlık yüzü
"Heidi Neden Ayakkabı Giymiyordu" lu
Subliminal mesajı göz tembelliğim yüzünden
Otuz beş yıl beynime
Hala okutamamış da nihayet yasaklar delinip gerçekler açıklanınca
Fakir çocukların zengin ailelerce köleliğine...
(Köle oldukları ayaklarının çıplak olduğundan anlaşılıyormuş meğer!)
Sizler sayın müslümanlar, sayın şıhlar,
Sayın şeyhler, sayın dedeler,
Sayın diyanetler ve de bütün sapık atalar
"O dede onca yıl bir kızla yapayalnız
Üstelik de evlatlık, nikah düşer!"
Sapkınlığındayken sizler hala!
Ben daha bu sabah benimkileri,
Sizinkileri, bir daha benimkileri
Zira bize sığınanı şimdi sen de bu nikahı "Kabul Et" emriyle
Bizi yılan gibi sokacağını bile bile kabul ediyoruz ya!
Şimdi!
Ahıska Türkleri geliyor aklıma!
Struma gemisinin denizin dibine batışını öylece izlemiş oluşumuz!
Benim Azerim, Türkmenim, Çeçenim
Zaman zaman evvel zaman içindeyken,
Ermenilerle canciğerdik o zaman kapı komşumuzdular,
Küllerimiz birbirine sorunsuz muhtaçtı,
Eksiğimizi paylaşırdık,
Ve siz o zamanlarda da çok uzaklardaydınız!
Onlara bize "Benim gücenikliğim yok
Ama sonradan oldu ne olduysa!" derken
Lan ben daha bu sabah
Hepimizi barıştırmışken!
Bu bozgunculuk yine niye!
Neden?
Bence ben bu dünyaya
İnsan doğmamalıydım!
Sizler böyle insanken.
Cemre.Y.

14 Ekim 2017 Cumartesi

Kısa Devre

...Kısa Devre…
Aramızdaki ayrılığa sebep,
Farkı buldum be sevgili!
Kısa devre yapıp patlıyor bütün lambalar!
Salonum hariç!
O, müebbet yedi.
Hep bekliyor birilerini.
Senin evin, senin odan,
Hala, hep zengindi değil mi?
Cemre.Y.

29 Eylül 2017 Cuma

Savaşçı Bir Amazon

…Savaşçı Bir Amazon…
Küskün bir gelincik gibi üzülüyordu
Başı sonu netameli
Gereksiz hükümlü cümlelerin ardından.
Oysa o,
Çoktan alışık olmalıydı bunca zamansız fırtınalara.
Ya rüzgar fazla esecekti,
Uçuracaktı yapraklarını umarsızca.
Ya da onu çok sevdiğini söyleyen birileri!
Elbet dalından kopartacak
Sonra hemencik soluverince
Fırlatıp bir kenara atacaktı.
Bir türlü karar veremedi bu sefer ki sonuna...
Gelincik olmaktan vazgeçti.
Papatya olmak iyiydi...
Hem zengin
Hem doyabildiğince yoksul
Üstelik savaşçı bir amazon.
Cemre.Y.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Gülümseyin Çekiyorum

...Gülümseyin Çekiyorum...
Rengarenk elbise etekleri uçuşuyordu,
Orkidelerin arasında ne yapacağını şaşıran
Para zengini sahil kasabasından
Karşı kıyıya yansıyordu,
Yıldız yıldız yakamoz olmayan sahtekarlıkları!
Ve bir kadın inadına...
Mütemadiyen her gün...
Bir rengi...
İçinde sadece saf aşk bulunan,
Hani koparılıp alınsa kadar bedava!
Hani bir sevebilse...
Öylece de katıksız sevildiğine de i-na-bil-se diye,
Binbir çiçek renginden birini seçip,
Bambaşka bir renge boyuyordu,
Rengarenk elbiselerin bütün eteklerini.
Bugün o elbise papatya rengiydi mesela.
Bembeyaz etekleri ılık bir rüzgarla savrulan,
Hem de başını göğe dikmiş,
Yaprakları arasından mavi geçen.
Maviyi hatırladınız değil mi,
Tam ortasında Güneş vardı hani.
Öyleyse gülümseyin yeniden hayata,
Ben çekiyorum nasılsa artık...
O kare de yanınızda ben olamasam da!
Güneş size sonsuza dek battı artık bilin!
E hadi madem gülümseyin çekiyorum.
"Click"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...