fırsat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fırsat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2024 Cumartesi

Kendilerini Hep Kusursuz Sanıyorlar!

...Kendilerini Hep Kusursuz Sanıyorlar!...
Bazen kendimi hayatın şamaroğlanı gibi hissediyorum,
Ben ona gülümsemeye çalıştıkça, gelen de vuruyor, giden de.
Ha...
Bir de...
Her fırsatta,
Saçımın telinden,
Ayakkabımın rengine kadar
Eleştirenler var!
Oysa ben sevdiklerimin,
Tek bir kusurunu görmüyorum.
Onları o kadar çok seviyorum ki
Her şeyleri güzel geliyor bana!
Da...
Onlar...
Kendilerini hep kusursuz sanıyorlar!
Bir kere olsun aynalarına,
Bana baktıkları o gözle baksalar ya!
Aslında bana ne yaptıklarını,
Aslında kendilerinde ne kadar
Eksik olduklarını,
Anlayacaklar!
Ama ben onlara hep "Bir eksik",
Onlar bana hep "Bir tamam!" dılar.
Cemre.Y.

19 Aralık 2018 Çarşamba

Fırtına Sonrası Karanlık

…Fırtına Sonrası Karanlık…
Misal, gecenin bir vakti,
Sevdiceğimi yatağından uyandırıp,
Fırtına sonrası,
Karanlıktan çok korktuğumu söyleyebilmeliydim,
Vakit artık,
Ecelimi geçmeden söyleyebilmeliydim hem de.
Zira "Korkma sevdiğim,
Bundan sonra ben varım yanında!" diyenler,
İlk fırsatta başka koyunlara yelken açmasaydılar,
Kim bilir belki de söyleyebilirdim.
Belki de güven duvarımı aşıp,
İtiraf edebilirdim korkularımı ona!
Misal, kabuslu gecelerde,
Kedi gibi sokulmak isterdim sevdiceğimin güvenli koynuna,
Sımsıkı sarıp sarmalardı belki beni,
Kim bilir belki de korkusuzca uyuyabilirdim.
Vakit ecelime doğru yaklaştıkça,
Geçip giden yıllarım boyunca
Ya fırtına anında sevdiceğim yoktu,
Ya da sevdiceğim varken fırtına sonrası karanlık,
Fakat en mühimi,
Korkularımı dahi güvendiğim hiç olmadı ki benim.
Çocukluğumdan beri,
Korkamadım yani şöyle doya doya kadınlığımca…
Cemre.Y.

19 Eylül 2018 Çarşamba

Kadın Yalnızdı

...Kadın Yalnızdı...
Bir buçuk yıl önce, sosyal denen mecrada tanıştıklarında
Adam eski eşiyle iki yıldır ayrı olduklarını,
Evliliklerinin sadece adına "Evlenme Cüzdanı" denen,
O kağıt üzerinde olduğunu ve bunu da hayatına
Yeni bir insan almayı,
Zaten istemediği için sürdürdüğünü söylemiş
Ve bunu anlatırken de gayet de inandırıcı olmuştu.
Zira kadına da,
Zaten sadece turşu muhabbetinden dolayı yazmıştı
Yoksa amacı herhangi bir yakınlık kurmak vesaire değildi.
Günlerce gecelerce yazışarak konuştular.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Konuştuklarının farkında olmaksızın her fırsatta yazıştılar...
Derken yer ve durum bildirmeler,
Fotoğraflı ispatlamalar geldi durduk yere!
Öyle ki trafik sıkışıksa dahi,
Kadın ona hiç de sormadan o trafiğin sıkışıklığının
Fotoğrafı çekilip paylaşıldı.
Kadın farkında olmadan ona iyice inanıp iyice güvendi.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Sonra birdenbire,
Twetter de paylaşımlara yorumlaşmalar kıskanıldı.
Sadece arkadaştan,
Bir tık ilerisine dost kisvesine doğru ilerlenirken
Adam birden kadına bir mesaj attı
"Meğer sen de fingirdekmiş sin!
Eski sevgilim de senin memleketindendi,
O da beni böyle böyle aldatmıştı!" yazmıştı
Son mesajında.
Kadın mesajı görür görmez,
Şaşkınlığını yutkunmaya çalışırken
Adam onu çoktan engellemişti bile!
Birincisi,
Ne zaman sevgili olmuşlardı da kadın farkında değildi.
İkincisi,
Bunca yıldır sadece,
Aynı insanların yorumlarına cevap yazardı
Ne zaman bu cevaplar fingirdeklik olmuştu?
Üçüncüsü,
Tek bir nokta cevap hakkı verilmeden ne diye engeli yesindi?
Kadın bu durumun şaşkınlığını en yakın dostuyla paylaşırken
"En çok,
Ona tek satır yazıp,
Cevabını yapıştıramam zoruma gitti." demişti.
Neyse ki en yakın dost,
Bir sosyal medya stalk'çısı olduğundan
"Amann dert ettiğin şeye bak!
Oradan engellediyse öbür sosyal medyada hesabı vardır,
Bul oradan, ver ağzının payını!" demişti.
Kadının sırdaşının dediği gibi,
Aynen de o mecrada da vardı herifçioğlu!
Hakikaten de en başta söylediği gibi bütün fotoğraflarında,
Bütün paylaşımlarında,
Ya yalnızdı,
Ya da yanında sadece kızı vardı ya neyse mevzu bu değil!
Kadın oradan uzunca bir mesaj yazdı.
Mesajında kendisi hariç,
Hiçbir memleketlisine kefil olmadığını
Zaten hemşehriciliğe de karşı olduğunu,
Aslen Türkiye'li olup,
Sadece ve sadece kendisine ve evladına kefil olduğunu belirtip,
Az önce sıraladığım bir, iki, üç...'leri sıralayıp;
"Daha sesini bile duymadığın, karşı karşıya görmediğin birine,
Bunca asılsız hakareti,
Nasıl oldu da dilin varıp, beynin düşünüp, ellerin yazdı!" dedi.
Adamın ikinci yarası taze ve derindi özür diledi kadından!
Kadının içinde dostluktan başka bir olay yok ya kadın…
"Gerçek bir aldatma değilse yani sen öyle sanmışsan
Eski sevgilinle barışırsınız" diye adamı teselli etmeye kalktı ya!
Meğer adam yeni sevgiliyi başka bir adamla basmış!
Kesin ayrılmışlar yani!
Sonra nikahlı eski eş mevzularına gelecek oldu konu,
Adam konusunu dahi açtırmadı.
O derece soğumuştu,
Bir zamanlar severek sevilerek evlendiği karısından!
Günler akıp geçiyorken kim hangi sosyal mecradaysa
Her yerden günaydınlar, iyi geceler,
Uzun uzun konuşmalar derken bir gün buluşuverdiler!
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Ne tuhaf,
Adam sanki her gün kadını evine bırakıyormuş da
Her gün o kapıdan alıyormuşçasına dakikası dakikasına yazmış;
"Aşağıdayım yavrum, kavuşmayalım mı hala!" demişti.
Kadın buram buram duş jeliyle,
Parfüm kokularını merdivenlerine saça saça,
Uçarcasına dış kapının önüne varmıştı.
Arabaya bindiğinde,
Karşısında gözlerinin içi bile gülümseyen o adam
Onun ellerini avuçlarının içine alıp öptüğündeyse
Sanki yıllardır aynı sahneyi yaşıyormuşlar gibiydiler.
Sonra hiç konuşmadan,
Yiyecek ve içecek bir şeyler alıp adamın evine gittiler!
Kadın ilk defa,
İlk kez karşılaştığı birinin,
Ama sanki yıllardır,
Yüzyıldır tanıdığı birinin evine,
İlk seferde gidiyordu!
Kapıyı açtıkları anda daha ayakkabılarını çıkartmadan
Sanki evin kadını,
İş seyahatindeymiş de günler sonra dönmüş gibi
Büyük bir hasretle sarıldılar birbirlerine!
Adam kadının yüzünü, burnunun ucunu,
Boynunu, alnını, dudaklarını öperken
"Hoş geldin hatunum, evimize huzur getirdin." demişti.
Sonra hemen sevişmediler tabisi.
Oturdular kanepeye bir film açtılar,
Adam mutfakta içecek ve atıştırmalıkları hazırlarken,
Kadın ortalığı inceledi.
Hatta eski kocasının ona yıllar önce oynadığı o oyun gibi
"Bu da, yoksa, yalnızım deyip de,
Yalnız değil mi yoksa!" diye de ayakkabılığa baktı,
Hiç de başka bir kadın ayakkabısı yoktu, onunkinde vardı!
Odayı, duvarları inceledi,
Hatta eski yara ya vitrinin arkasına baktı,
Yoksa,
Bir zamanlar kendisi ve kocasının fotoğrafına yapıldığı gibi,
Yoksa sonrasında,
Eski kocasının sevgilisiyle olan fotoğrafa yapıldığı gibi var mıydı
Vitrinin arkasına atılmış bir çiftin fotoğrafı diye ama yoktu!
Adam bildiğin yalnızdı ve burası da garsoniyer filan değil,
Adamın iki yıldır yaşadığı eviydi.
Öncelerinde kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
İçkilerini içerlerken öpüşüp öpüşüp film seyrettiler,
Sonra bildiğin balayındaki karı kocalar gibi seviştiler.
Beraberce sarmaş dolaş uyudular.
Kadın bir ara arkasını dönecek oldu…
Yalnızlığının, özgürlüğünün alışkanlığındandı bu hareketi.
Adam yüzü kadına bakacak yana yatıverdi.
Velhasıl kelam çok yıllık aşıklar gibi sarmaş dolaş uyandılar!
Kadın uyandığında adam onu gülümseyerek seyrediyordu!
Kadının yıllardır her gece yatarken ettiği dualar,
Sonunda kabul buyurulmuştu.
Kadın da, adam da artık yalnız değildi.
O eşsiz gecenin sabahında…
Resmi tatil olmasına rağmen adamın çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencik kahvaltı yaptılar
Adam kadının tarifine kalmadan kadını tam kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı artık.
Günler sonra kadın...
Başka bir sosyal mecradan adama yazdığında
İşlerin öyle tahmin ettiği gibi olmadığını,
Başına gelmedik kalmadığını,
Eski eşinin şehri terk edip,
Kızını da alıp başka bir şehre taşındığını
Ve nikahlı eski eşinin ailesinin,
Eski eşle barışması için baskı yaptığını vs. anlattı da anlattı.
Kadın günlerdir içinde biriktirdiği
"Bitti!" yi, madem bunca zaman sonra durum bu pozisyonda,
Çocuğun için bir şans daha vermelisin
Biz bir daha görüşmeyelim,
Seni asla etki altında bırakmak istemem ile noktayı koydu.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı
"Sırf sen dedin diye,
Vicdanım rahat etsin diye denemeye çalıştım ama olmadı
Yine kendi evimde yine yalnızım,
Ama bu sefer son." dedikten sonra tekrar buluştular.
Kahrolasıca herif sevilmeyecek biri miydi ki!
Maksat sevişmek değildi ki, kadın da, o da,
İstese niceleriyle sevişirlerdi.
Ama o sabah uyanışları yok mu!
Birbirine aynı anda gülümseyerek uyanılan!
Böyle ağız, burun, yanak, kaş, göz öpülerek,
"Günaydın'ım" denilen ah o sabahlar!
O eşsiz gecenin sabahında yine tatil olmasına rağmen!
Adamın yine çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencecik kahvaltı yaptılar!
Adam, kadının alnının tam ortasından öperek,
Kadını yine kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı.
Yine denemiş yine olmamıştı.
Adam işini, evini bırakıp,
Nikahlı eski karısının memleketine taşınmış,
Hiç sevişmemiş, çok kavga etmiş,
Çocuğunun psikolojisi alt üst olmuş,
Pedagog,
"Ya ayrılın ya barışın!" demiş
Ama bütün sülale duruma karşıymış,
Ama o ayrılmayı tercih etmişmiş!
Sonra kadın yine gülümsedi.
Kadınının o gün önemli bir doktor randevusu vardı oysa!
Amma velakin mevzu bana oysa hayattı ya hani!
(Aslımda hiç olamayan)
Mamografi ve de tahlil sonuçları,
Kadını sonunda doğru bir adım daha attıracaktı
Ama adamın bunca derdi varken kadın,
Bunu ona hiçbir zaman söylememişti.
Ne diye seve okşaya öptüğü memelerin,
Bir gün yerinde olamayacağını öğrensindi,
Ne diye egosunu saldığı rahmin,
Bir gün alınmış olabileceğini öğrensindi.
Yeterince sevememiş, yeterince savaşamamış,
Yeterince yenilmeye çoktan razı olmuşken
Ne diye ağzını, burnunu, boynunu, göğsünü,
Kadınlığını öptüğüne bir kere daha öperken acısındı!
Kadın öğlene kadar süren bütün o tetkik ve tahlillerden sonra
Sonucuna bakmadan adama koşmuştu!
Bu sefer adamın evi yoktu!
Yine aynı sonsuz hasretle buluşup, yine film seyredip,
Yine bir şeyler atıştırıp, yine doyasıya seviştiler!
Sonra adam bir şeyler almaya çıktı...
Dakikalar saatlere ramak kalayken,
Kadın bir şiir daha yazıp paylaştı.
"…N'olur Bir Kere Daha Terk Etme beni...
Sen benden her gittiğinde
Gavur mahallesindeki
Cami avlusunda
Terk edilmiş gibi hissediyorum kendimi.
Senden başka hiç kimse de bulamaz ki beni.
N'olur bir kere daha terk etme beni." dedi.
Adam üç dakika sonra zile bastı, kadın ona sarıldı.
İlk defa ikinci kere aynı gün seviştiler.
Öyle ya maksat sevişmek değildi.
Sonra el ele, kol kola, sarmaş dolaş otoparka gittiler.
Giderlerken insanlar arkalarından
"Birbirlerine ne kadar da yakışan,
Ne güzel bir çift baksana!" bile dediler.
Aslında kadın da...
Adam da, birbirlerine gülerken,
"Bu son!" a ağlıyordular!
Kimse görmedi.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam da, kadın da ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın da, adam da artık yapayalnızdı.
Yılların ardından...
Kadın ilk rastlaştıkları yerde,
Üstelik kadının bütün paylaşımları herkese aleniyken,
Adamın onu takibe aldığını,
Sonra o en ilk tanıştıkları andan beriye
Her paylaşımına bakıp sonra da takipten çıktığını gördü.
Artık öğrenmişti...
Meğer derdi yakın akraba yarasıymış,
Kadının ilk yarasının başladığı yer gibi!
Ona son yazdığı sosyal medyadan,
Sadece bir anısını dostane yorumladı,
Yalan yok!
Bütün medyalardan bulabildiği bütün
"Benden Sonra!" larına o da bulabildiğince baktı,
Hatta öğrenmişti artık
"Milletin milletinden dalağının böbreğinin
Alyuvar tanesi nerede kim, kimlerleymiş bir bakalım!" ı baktı işte.
Kadın...
Adam arada bir hala onu hatırlayıp dursa da başarmıştı!
Adamın nikahlı eski eşi...
Nihayet eşe ve de çocuğunun anasına dönüşmüş,
Hatta ailecek dünyayı bile gezmeye başlamışlardı!
Kadın yapayalnızken evinin duvarlarına bakıp gülümsedi.
Koskoca kanser tehlikesini bile
Bu anıya inat yenmişti ve hiç kimsenin ruhu bile duymamıştı.
Artık geriye,
Kadının her sabah uyanırken dokunduğu memelerinin
Fibrokistiklerini kanserojene çevirmemesi gereken,
İnatla çoğalan o küçük yumrulara
"Göğüslerim hala genç ve diri!" sloganını,
Her gün kendine hatırlatmayı unutmaması kaldı.
Zira nicelerinin üstüne,
Çocuk doğurduğu aldanmışlık ve de aldatılmışları aştı.
Kadın artık,
Güven duvarının dikenli tellerinin üstüne, cam kırıklarını serpmiş,
Üstüne de can kırıklarıyla, ciğer çiziklerini,
Onun üstüne de kızıl saçlı bütün baharları serpmişti.
Dilinde epeyce evvel yazmış olduğu bir şiir...
"...Sardunyalar...
Bazı kadınlar, saçlarını, mutlu evlerin,
Mutlu balkonlarından sarkan
Sardunyaların yapraklarına astılar.
Bir daha asla!
Yaz ortasında, zemheri nakışlı,
Azrail efendi gelemesin diye..."
Zira kadın gün gibi hatırlıyordu eski bir kankasının
"Ama biz asla birlikte yatmıyoruz,
Yılan görüyorum sanki diyordu da
Bu hamile haberi nereden çıktı o zaman yaa!" diye diye ağlayışını.
Evet kadın yapayalnızdı.
Ama hazırdı, en azından,
Bütün yalanların maskelerinin çoktan düşmüşlüğüne!
Öyle ya!
Kadın bir gün ölse bile...
Ne kaybederdi ki asaletinden ve de Zümrüdüanka'lığından!
Ben her gece...
Ben her sabah...
Kendimi alnımın ortasından öpüyorum! Ya siz?
Cemre.Y.

4 Eylül 2018 Salı

O İyi İnsanlar

...O İyi İnsanlar...
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar, o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
Ne o şiirlere efsane güzelim atları vardı yanında,
Ne Lamborghini'si vardı,
Ne de satıp da hindu tapınaklarında bilge olacak Ferra'risi.
Eski Yeşilçam filmlerinden babacan bir adam çıkıp geldi.
Ağrıyan omuzundan sarkan kilim desenli heybesinden,
Yaşamını yetmişine dayarken bile,
Çocukluğunda gittiği yollar boyunca,
Kendine azık yaptığı,
Anacığının fırınından taze çıkma delikli ekmek,
Kerpiçten karma evlerinin bahçesinden koparılmış,
Taptaze soğanla domates kokusu sarıyordu etrafı.
Okul yıllarından kalma epeyce bir suskun anısı vardı.
Soğuk kış sabahlarında kim bilir kaç kilometre yolu,
Ayağındaki yazlığı da kışlığı da bir çift olan delik iskarpininden,
Yaz sıcağında bile zemheri donları sızıyordu hala!
Ki bu aralar sıklıkla dizleri ağrıyordu.
Derinin dibi derinden de derin azizim.
Benden başka her kim onda ne görür bilmem.
Ben ona her baktığımda,
Babamın bizi İstanbul'dan hiç tanımadığımız bir köye götürüşünü,
Güya o köyde çobanlığı o yapacakken,
Kahve köşelerinden fırsat bulamayıp,
Zavallı anamı köyün delisiyle, çobanlığa yollayışını hatırlarım.
Ben ona her baktığımda,
Tek göz odalı o köy okulunda,
Beş sıralı sıraların, her sırasının,
Birden beşe kadar ayrı sınıf olduğunu,
Benim üçüncü sınıfı üçüncü sıradan okurken,
Kardeşimin ikinci sınıfı ikinci sırada okumaya çalışması,
Sınıfın ortasına denk gelemeyen o tek sobanınsa
Sadece öğretmene ve birinci sınıfların sırasını ısıtabilmesi gelir aklıma.
Hani öğretmenden dayak yeme pahasına,
Kardeşimin ellerini, ayaklarını öperek ısıtmıştım.
Unutulmaya çabalanan ne çok hayatım vardı oysa!
İlle de hatırlamak lazımsa,
O iyi adam çıkıp geldi.
Ne çok isterdim onun da öpeyim,
Soğuk yıllar boyunca donmuş ayaklarını,
Ekmek ile soğan kokan ellerini öpeyim.
Ama en çok da...
Sadece teşekkür edip durmak yerine,
Ağlamadan durabilseydim önünde...
"Benden başka hiç kimse daha iyi bilemez,
Babalık tohum salmakla değil,
Babalık sendeki bu yürekle olur be adam!
İyi ki varsın be baba'm"demek isterdim.
Hırsızların, soysuzların,
İpsizlerin, sapsızların,
Yalancıların, sahtekarların,
Dolandırıcıların bol olduğu bu dünyada,
Tam da umutların hayata solmaya başladığı zamanda,
Şairinin adı hala şaibeli üstadımın dediği gibi
"O iyi insanlar o güzelim atlara binip çekip gittiler." derken,
O iyi adam, çıkıp geldi.
O iyi insanlar hala varlar!
Çok şükür ki hala yaşıyorlar.
(Görüyorsun Rabbim şükredecek bir şey sunduğunda
Seni de ihmal etmiyorum hani, sana da teşekkürler.)
Cemre.Y.

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!

...Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!...
Daha ilk cümlemi okur okumaz itiraz seslerinizi duyar gibiyim.
Zira kadın-erkek ayırdımına varmaksızın çoğunuzun
Beyin algısında aşk deyince tek bir çağrışım uyanıyor,
Cinsellik...
Ne büyük hata!
Oysa yazımın ilk kelimesi "Anne!" ile başlıyor ki
Bir kadın hamile olduğunu hissettiği andan itibaren annedir.
Bütün cinsel kimliklerin dışında çok farklı bir olgudur
Annenin evladına, evladın annesine duyduğu sevgisi ve aşkı.
Kaldı ki Dünyaca ünlü Merriam-Webster sözlüğünde bile
Aşk oldukça yalın bir tarif ile:
"Aşk, güçlü bir bağlılık hissi
Ve kişisel bağlanma duygusudur." diye tanımlanmaktadır.
Oğul annesi olmamakla birlikte kız annesi olarak,
Yani anne olmak olgusunun tüm aşamalarını doğru algılayıp,
Doğru yorumladığımı düşünüyorum.
Kız evlatlar ilk andan itibaren anneye daha yoğun ve yakın tutunurken,
Erkek evlatlar doğdukları andan itibaren,
Çevreye mal edilerek anneden uzaklaştırılmaktadır.
Oysa anne cinsiyetsiz sever ve sınırsız bağlıdır evladına.
Gelelim asıl meseleye;
Oğul, bebeklikten itibaren,
Bütün aile ve çevresinden ona en başından dikte edilen
Gurur ve yüceltilme duygusunu aşıp,
Annesine karşı sınırsız sevgi ve aşk beslerse işte o vakit,
Katıksız saf sevgiyi özümsüyor yüreğinde.
Zamanımız hatunlarının
"Ay, süt çocuğuyla uğraşamam,
Hele bu saatten sonra." dediğini duyar gibi oluyorum.
Oysa hangi yaşta olursa olsun annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever,
Çünkü sadece cinsi münasebet vardır beyninde.
Çünkü o doğduğu andan itibaren o yönde yüceltilmiştir.
Gururdur, ne yapsa, ne yapmasa tolore edilir.
Ergenliğe ulaştığı andan itibaren,
İlk deneyimi ile beraber bütün kadınlar onundur artık.
Biri giderse, diğeri gelir.
Çok az adam tanıdım,
Ergenlik yıllarında genelev kuyruklarını beklememiş olan!
Nadiren ilk deneyimini karşı cinsine duygusal hisler besleyerek yaşayan
Bu tip erkekler hayatları boyunca para karşılığı aşk yaşamamıştırlar.
Hayatlarına girip çıkan kadınlara karşı,
Mutlaka duygusal hisler beslemişlerdir.
İşte bu tip erkeklerdir annesine aşık adamlar.
Hayatlarının her döneminde birliktelik yaşadıkları kadınlarda
En ilk güven duygusunu yaşarlar, aşk ve sevgi sonrasında gelir.
Saygıyı her zaman baş tacı yaparlar.
Kadına kendisini mutlak surette değerli hissettirirler.
Oysa özellikle genç kızlarımız
“En çok beni sevsin, merkezi ben olayım.” derdindedir.
Annesine bağlı olan adamları,
"Süt kuzusu" tehdidiyle aşağılamaya çalışırlar.
Oysa bu tip adamları tercih edenler zamanla görürler ki
“Senin için annesinden bile vazgeçen,
Bir başkası için de ilk fırsatta senden vazgeçer.”
Dedim ya “Annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever."
Bu yazımı okuduktan sonra etrafınıza bir bakın.
Annesinden ve sevgisinden uzaklaşmış,
Ya da itina ile uzaklaştırılmış erkeklerinize,
Bu bakış açısıyla bir bakın.
Onları birbirlerinden uzaklaştırmadan,
Önceki adamla şimdiki adam aynı mı?
Aynı sevebiliyor mu sizi?
Şimdi diyeceksiniz ki; “Her anne de o kadar anne değil yani."
”Unutmayın ki bebek oğulun duyguları o kadar saf ve yücedir ki
Zaten her anneye, her oğul da aşık olarak yetişmiyor tabi.
Tekrar etrafınıza bakın karşınıza çıkan annesine aşık adamlara.
Hiçbir zaman bir kadını bilerek incitmemişlerdir.
Hiçbir zaman sevmedikleri bir kadınla beraberlik kurmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamış,
Bir ilişkiyi tamamen sonlandırmadan,
Yeni bir ilişkiye adım bile atmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamışlardır.
Şu zamanda rastlama olasılığınız çok az ama denk gelirseniz,
Şansınız yaver giderse böyle adamlara aşık olunuz.
Onu dünyaya getiren anneye saygı, sevgi ve şefkat duyunuz.
İşte o zaman, o adam sizi tam sever, katıksız sever.
Elbette annesinden sonra gelmeye gönülden razı olacaksınız.
Emin olun ki o anne bu dünyadan gittikten sonra,
Çok uzun bir zaman hep siz olacaksınız.
Çünkü siz aşkın tamamlayan kısmısınız.
Çünkü siz, bu aşk sürse de süremese de,
Sevgi daimdir ve siz artık onun yüreğinde bir imza'sınız!
Ne vakit Allah korusun!
Anasını kaybetme korkusu yaşasa, sizi hatırlayacak…
Hem de ona ilk gösterdiğiniz ana yaralarınızdan.
Herkesin ömrü daimi ve sağlıcakla olsun.
Şurada emekli olmama yüzyıl daha var…
Üstelik bir Türkiye'm dolusu arşınlamak hayalimle,
Pembe tosbağamla dünya turu hayalim ölesiye kapışırken!
Ben daha imkanlarımı olgunlaştıramadan!
Hiç olmayacak yerden menisküs yırtığı diz ağrısı engel teşkil ederken!.
Gerekse sürüne sürüne gezecem lan dünyayı!
"Seve seve yandıydı!" yazsınlar mezar taşıma gram gam değil.
Sıcak iklimleri oldum olası severim.
(Bu yazıyı yazmama vesile olan elli iki yaşındaki bir adamla,
Seksen beş yaşındaki bir ananın sevgi dolu bakışlarına şükranlarımla.)
Cemre.Y.

30 Ocak 2018 Salı

Tek Şans

…Tek Şans…
Öyle olmalı ki,,,
Onun için,
Boşluktaki
Çok fırsatından biri değil,
Çokluktaki tek fırsatı,
Tek şansı
Ben olmalıyım...
Cemre.Y.

19 Ocak 2018 Cuma

Seni Her Gördüğümde

…Seni Her Gördüğümde…
Seni her gördüğümde,
Hayata inatlı bir azimle gülümsediğin aynalardan birinde,
Gözlerinin bebeğinden şavkıyan bir ışıltıda hatırladığım,
Mor Salkımlı Ev'in anıları geliverir aklıma!
Efsaneleşirken acılarına gülümseyebiliyordu bir kadın.
Seni her gördüğümde,
Papazın evine her gittiğinde,
Fırsatçı Durmuş'u her seferinde alt eden,
Salkım Hanımın Taneleri geliverir aklıma!
Büyüdüm sanıyordum yaş kırk üç olunca.
Ömrüme de oldukça küsmüştüm oysa!
Seni her gördüğümde,
Leylakların, sümbüllerin, zambakların kokusu geliveriyor burnuma!
Yeniden ümitleniyorum hayata!
Cemre.Y.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Ne Mutlu Türküm Diyene!

...Ne Mutlu Türküm Diyene!...
Bazen çileleri anlata anlata
Artık geçmişliğine gülerek unutmak ve
Affetmek istersiniz en sevdiğiniz
Canlarla konuşa paylaşa!
Ne hayret ki en acısı sandığımız
Sevda yanıklarıyla dolu yaşanmışlıklarımızın
Acımasız arnavut kaldırımlı taşlarında
Hayatlarımız burkula burkula
Yürek kırılmalarımız olan o aşk,
Hep en sonra gelir ve özetle anlatıp geçilir.
Gelmiş geçmiş her şey ama her şey!
Kah, buruk bir tebessümle,
Kah, kahkahalarla,
Kah, da birkaç damla gözyaşıyla
Cümlelere dökülüp,
Mazilerine kül olup savrulurken
Yine de neredeyse
Aynı paralel çizgilerle dolu
Birbirine teğet geçen acımasız hayatın
Zorluklarını nihayet aşmışızdır işte.
Başarmışızdır yani!
Dudaklarımızda zaman zaman
Vazgeçmişliklerimiz olsa da
Hiç değilse!
Hiç pes etmemiş olmamanın
Gururlu buruk bir tebessümüyle
Evlerimize dağılırız iç seslerimiz
Hala tek bir soru işaretini
Ünleme çevirmek için
Çok çabaladığımızı söyleye söyleye.
Huzurluyuz-dur en azından,
Vicdanımızın her zerresi rahattır.
Bu gece olsun,
Omuzlarımızdaki yükleri
Yer değiştirip birbirimizle
Huzurlu bir güvene gülümseyemeyle uyuyup
Sabahına kalp ışığıyla uyanacaktık.
Çünkü bu hayatta...
Güvenecek birilerimiz bari hala vardı!
Ta ki...
Ayrı ayrı yerlerdeki
Evlerimize doğru ayrıldıktan
Tam yarım saat sonra
Kimimiz metroda, kimimiz metrobüste,
Kimimiz evine doğru yürümekteyken
Birbirimizi acil bir telaşla
Aramak zorunda kalana dek!
Oysaki ben,
Çok araç değiştirmem gereken
O uzun yollarımda kitabıma gömülmüştüm
O telefonlar gelene kadar!
Üstelik, ilçemin sınırlarına da
Hayli yaklaşmıştım.
Belli ki dostlarım da benden ayrılır ayrılmaz,
Kendi güvenli yeni omuzlarının varlığıyla
Hoş olmuşlar.
Azıcık lan sadece bir saatçik,
Kendilerine kalmışlar ve haberlere ara vermişlerdi.
Benim evim en uzaktı.
En geç öğrenen bendim.
O telefon geldiğinde,
Yaşamak zorunda olduğum
Ancak yaşamaktan her daim nefret ettiğim
İlçemin sınırlarına ulaşmama ramak kalmıştı.
"Ankara'nın göbeğinde yine bomba patlamış!
(Ülkemizin güveninin merkezinde yine!)
Sağ ve salimsek bir an önce etrafımıza bakmalıymışız.
Şüpheli şahıslardan uzak durmalıymışız!
Eve geçer geçmez haber etmeliyimişiz..........." der demez
Başımı kaldırıp
Son bindiğim araç olan mibüsün
Klostrofobi'mi anında tetikleyen
Nefret ettiğim buğulu camlarını
Kolumla sildim ve...
"İyiyim ben" dedim
"Sorun yok burada!"
Oysa yine aynı şeyler olmuştu işte!
Ankara'yı ve daha bir çok yeri bombalayan,
Silahları hiç susmayan
Adına insan denilen
Ama insanlıklarıyla hiç alakası olmayan
O yaratıklar çoktan maskelerini takıp
Dükkanların camlarını kırmaya başlamışlardı!
Gerçi esnaf artık akıllanmıştı.
Onlardan olan camlar şıkır şıkır
Açık ve güvenliyken
Onlardan olmayanlar
Kepenklerini indirmişlerdi bile!
Burası mı?
Esencılıs!
Yıllardır her olaylarında terasıma bayrağımı asıyorum,
Her seferinde meydan okuyorum!
"Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye...
En çok arada bir bayrağıma silah sıkıp ipini vuruyorlar,
Ben yenisini asıyorum
Ama beni öldürmüyorlar!
Neden!
Çünkü ben her provake olayı fırsat bilip "
Biji serok Apo" diye diye
Günahsız insanların
Günahsız evlerine atılan molotoflardan,
Ülkemin her neresinde olursa olsun
Ocakları sönen,
Ciğerleri kavrulan anaların, eşlerin,
Evlatların acılarını,
Ciğerimin kavrulmasından başka
Bedensel hiç hasar görmüyorum
Üstelik anlı şanlı bayrağım
Bangır bangır ben TÜRK'üm diye terasımın
Caddeye bakan tarafında dalgalanırken!
Biliyorlar çünkü
Bir Türk'ün deli damarını,
Kaybedeceği tek şey canıdır onun!
Yani öldürür, ölürken...
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
Cemre.Y.

3 Kasım 2017 Cuma

En Sevgili Evlattır Evlat

...En Sevgili Evlattır Evlat...
Bir sevgili ki dünyanın sırrının da
Bütün alemlerin de tek vazgeçilmezi...
Her fırsatta öpüp koklanacak,
İlle de hep sevilecek…
Gerekirse uğruna ölünecek!
Gerekiyorsa da uğruna
Dimdik hayatta kalacak!
En sevgili evlattır, evlat...
Cemre.Y.

1 Ekim 2017 Pazar

Gönüllü Kayıp Kanatlar

...Gönüllü Kayıp Kanatlar...
Öylece kalakaldım sonramda
Kimsem olmak için çırpınan hiç kimsem yoktu.
Bir tek sen vardın.
Bir şeylere bedelli vazgeçmeden kendimden
Her şeyimi sığınabileceğim.
Tuttum sana sığındım.
Yoksa hepsi birden
Türlü çeşit kafes kapanı bekliyordular beni avlamaya,
Ben sadece evimden cayarken
Annem benden giderken
Mutlu bir sonla sürecek
Yüreğine kiracı bari kalabileyim diliyordum.
Biliyordum yoksa başkaca
Evim olamayacağını zaten.
Ancak senin yanında
Belki biraz da
Anacığının şefkat kollarında
Belki daha iyi olurdum
Kanatları kırpık kırpık bir serçe masumluğunda
Anamın ecelini beklerken ben
Ecel olmasın diye hatta sonlarıma dua
En acı çığlıklarıma sizi misafir ederken ben
Hayatımdaki en gurursuz
En aciz anımdı o
Ben ömrümce
Sakladıklarımı
Sınandıklarımı sana sunarken
Olur ya demedimdi bile, bir kez sana oysa
Fırsatım yoktu ki
Yaralarımdan
Şimdi sana göre kanatlarım gayet iyi durumda
Unutturdun bana ya annemi
Uçabilirim ya ummanlarıma
Ve teker teker
Kazanabilirim gönüllü kaybettiğim
Bütün kanatlarımı ya
Sende beni yol ortasında bırakıp,
Öylece gittin.
Cemre.Y.

29 Eylül 2017 Cuma

Gelincik Tarlası

...Gelincik Tarlası…
Ben ilk kez
Bir gelincik tarlasına dalmak istedim ya senle,
Daha önce yemediydi.
Yemyeşilimin,
Baharımın ilk yeşilinin üstüne o tazecik,
Kan damlacıkları gibi
O gelincik tarlasına ayak sürmek.
Hem de yılanlardan, yalanlardan,
Vaatlerden ve edilemeyenlerden hala
Hiç korkmadan!
Korkmaya fırsat tanımadan
İlk defa okyanusa nazır bir papatya tarlasına,
Hiç düşüncesiz çıktım ya yollarına...
Hani okyanus yeşili denize nazır
Yemyeşil bir orman kuytusundaydı huzurun
Batmak üzere olan, o en güzel gün batımı'mdın.
Hani o en son'a veda ve en ilk'e merhabaydın?
O son güneşçik de...
Bir bayır dolusu ve bir mera ortası papatya tarlası
Hani başıma taç yapacaktık o papatyalardan.
Umut işte!
Cemre.Y.

12 Eylül 2017 Salı

Dert


…Dert…
Aylar öncesi kampanyalı ve dokuz aylık taksitle alınmış
Çift kişilik tatil fırsatının tek kişisi kalmış gibiyim.
Gitsem bir dert, kalsam bir dert.
Doksanımdan sonraki,
İlk yılbaşı biletime büyük ikramiye vurmuş gibiyim.
Sevsem bir dert, sevmesem bir dert!
Cemre.Y.

28 Temmuz 2017 Cuma

Adın Bile Yalan

...Adın Bile Yalan...
Senin adın bile yalanken,
İlk fırsatta itirafsızken sen.
Hangi "Doğru" mun içine sığdıracaktım ki seni!
Senin her anın beni kıskanırken,
Bana rüzgarın bile dokunmasını istemiyorken sen,
Hangi Güneş'imin koynuna,
Her gece, hiç kıskanmadan o ucuz orospu yıldızlara,
Ben nasıl öylece sunacaktım ki seni!
Cemre.Y.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Sanki Hiç!

...Sanki Hiç!...
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Beynimde depremler oluşuyor,
Yığıntılar ardında buluyorum ölmemiş cesedimi.
Sanki...
Ben gibi sarhoşken bile güvenmişler ona!
Sanki, ciğerinin ortasına,
Yanardağ lavları püskürtülmüşken,
Ailesine göğüs gerip silmiş gözyaşlarını.
Sanki, uykusuz kalmış onunla sabaha kadar!
Sonra toparlayıp kendini işine gitmiş yine de!
Sokaklarda herkes ele ele tutuşur.
Herkes, sahil kenarında birer bira içebilir.
Sadece metrobüs duraklarında değil ha!
Herkes sarılabilir sevdiğine ilk fırsatta!
Ve herkes sevişebilir yatağı ilk bulduğu anda!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Yüreğimde yangınlar uçuşuyor!
Üstüme düşmüş yorganlar altında,
Buluyorum ölememiş cesedimi.
Sanki onunla, mavi fırtınalara yakalanmışlar yazlıkta!
Bütün bir günü, sadece beraber geçirmişler.
Deniz ve güneş ve televizyon bile olmadan!
Sanki, onunla aynı eve dönememek korkusunu yaşamış!
Hep, orada yaşlanmayı düşlerken.
Sanki onun evine, onunla el ele girmiş,
Koltuğunda oturmuş, televizyonunu seyretmiş,
Sehpasını düzeltmiş, ayaklarını uzatıp kaldırmış!
Mutfağında, kahve fincanlarını eşleştirmiş,
Haberlere, hatta bir şarkının klibine eleştiri yapmışlar birlikte,
Gün, ayana sevişmişler sanki onunla!
Tek başına!
Üstelik...
O artık, uykuya derin rüyalara dalmışken.
Gece yarılarında onun koynundayken artık,
Onun uykusunda kolunu, omzunu,
Sırtını her öperek örttüğü de!
Sevişmelerden sayılıyordu ya hani!
Sabahında, yine, onunla el ele çıkmış sanki o evden.
Sanki, evinin içini ezberlemiş, sokağı kadar.
Sanki, yağmur yağarken çise çise,
"Şemsiyesiz kalalım mı?" demiş o aniden.
Sanki, öpüşmüşler ansızca,
Öylece, arsızca, tam da onun sokağında!
Sinema salonlarında!
Filmin en afili sahnesinde...
Öpüştükten sonra,
Bütün sokak tabelalarında
Herkes o isme rastlar ya!
Sanki hiç onu son gördüğü gün...
Bunca zamansızlık sonrasında,
Onunla, ilk sinemaya gitmesi olmuş sanki hiç!
Belki sevmişler ama
Sanki yaşamışlar benim kadar ha!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
Ruhumda tufanlar oluşuyor.
Ölü cesetler ormanında buluyorum
Kendime artık haylice cılız,
Ruhuma artık çığlıksız, dirilip duran bedenimi.
Sanki başlayarak bitmemişler de
Bizim gibi bitip, bizim gibi başlamışlar ha!
Sondan yaşamışlar geçmişin hiç olmayan ilklerini!
Sanki benim gibi özgürlüğüne,
Onunla beraber salıvermişler,
Gökyüzüne, son zamanlı uçurtmalarının ilk ipini.
Sanki...
Bütün haklarını helal edip geçmişlerine, ben gibi!
Bütün vazgeçişlere de veda etmişler.
Üstüne de "Pes!" ederek artık!
Yine de zamansız saymışken her şeyi,
Yok etmişken o devre ipoteksizliğe ait kendini
Sanki, hiç olmadık yerde...
Lahit olup çıkmış karşılarına,
Ölümlü mermer sütunların
Ölümsüz sevdaları...
Sanki...
Deriin bir nefes alıp,
Geçmişinden, şimdisizliğinden,
Geleceğinden,
Zaman'ında tam gelemeyeninden...
Öylece...
Buruk bir tebessümle
Kocaman harflerle, sessizce...
"Hakkım da,
Helaldir,
Sana da ha!"
Diyebiliyorlar sanki, ben gibi...
Hayatıma ömür saydığımın,
Bir elimin parmaklarına ramak kaldı.
Ben artık bana da dirilmekten yoruldum!
Sahi sayabiliyor mı!
Başkasının hayaliyle,
Hayalini aldattıklarının bile seceresini! ?
Ben artık dirilmekten yoruldum!
“Unutamıyorum!” demiyorlar mı?
"Ulan!
Sevdiğim, sevildiğimden çok,
Acısını yaşadığım yıllar var!"
"Ulan!
Benim, en çok...
Onun yokluğuyla yaşadığım nice yıllar var!"
"Ulan!
Sizin üç güne kalmadan
Parmak uçlarınızda başka nice hayaller var!"
"Ulan!
Bu olmadı,
Üstüme başka gömlekler!" dediğinizi duyuyorum!
"Ulan!
Ben bile kendimle beraber...
O'nu da...
U nut tum!
Siz mi?
Onu unutamadınız ha?
Hangisini?
Hanginden önce?
Kimden sonra!?
Haa!
Cemre.Y.

2 Haziran 2017 Cuma

Uğur Böceği

…Uğur Böceği…
Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi...
Eşini hala beklemekteyiz değil mi ya neyse!
Biliyorum çok suskun çağıldadım sana da,
Öyle ki, bi biz duyduk bizi!
Bakma sen bana yaparım arada bir doğru şeyler!
Sonbaharda uçuşan gazellere inat
Parmaklarımızda birer uç uç böceği!
(Bir kere biz onun,
Uğur böceği olduğunu bilmiyorduk o zamanlar!)
İki kız çocuğu bi masal tutturmuşuz
“Uç uççç böceğiimmm,
Annen sana terlik pabuş alacaaakkk!”
Uçardı da nasıl sevinirdik.
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
Meğer öyle neşeli,
Öyle hasretli kanadına kanadına,
Üfüre üfüre söylüyor muşuz ki biz o masalı,
Nefesimizden korkuyormuş da kaçıyormuş yavrucak!
Otuz beş yaş geçmiş ya anlayana kadar!
O zamanlar terliğimiz bile yokmuş demek ki!
Arnavut kaldırımlı sokaklarda
“Tıkır da tıkırt!” zarifliğinde,
Hafifsiz meşrepsiz, kıvıra kıvıra yürüyen bir kadının
O ince topuklarına hangimiz imrenmedik ki!
Şimdi ondan demek ki
Rahat etmiyor bir türlü hayatlarımız,
Sivri topuklarda sıkışık ayaklarla.
Yirmi iki yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Nasıl da arardık parmağımızın
Ucundan uçuşan o minnacık,
Kırmızılı siyahlı o şirin böceği,
Yine aynı masalla uçurmak için...
Sanki annelerimiz bize
İlk fırsatta o terliği, pabucu yamalı
Fistanlarından arttırmamış gibi,
Sanki o fistanların çiçekleri solalı
En üç yaz geçmemiş gibi!
Yirmi beş yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Sonra bahar gelirdi yeniden,
Bize yine hep gelirdi…
Ve hep en ilkti...
Elalem geçen bahardan ölmüş Cemreleri
Teker teker diriltip yeniden düşürmeye çalışırken...
Biz böceğimizi düşünürdük bu sefer!
Renkleri de pek güzeldi.
Ama masal buysa öykü de böyle sürmeliydi.
Yaz gelecek, sonra sonbahar!
Sonrası zemheri!
Daha ilkbahara çok vaar!
Sürdüremedik ya biz
O masalın öyküsünü a cancağızım!
Ne zaman masalın öyküsü bize manisiz kalsınistedik...
Dondu kaldı ya parmak uçlarımızda o uç uç böceğimiz
Otuz altı yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Artık böceklerden de, çiçeklerden de çoktan vazgeçmiştik
“Medet ya Rab!” dedikçe susmayı da öğretmiştik zaten.
Turna’nın ne menem bir hasret türküsü olduğunu,
Bilen bile kalmamıştı değil ki
Semada hüzünle kanat çırpışından
Tanıyacak da uzaklardaki sevdiceğine
Selam salacak!
Şiirler yazardık biz!
Onu da okumazdılar bile uzuuunnnn diye!
Zira onlar hala o ilk yalan masaldaydılar!
Hala ne de güzel kanıyordular!
Kırk yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
“Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi... eşini hala
Beklemekteyiz değil mi ya neyse!”
İyisi mi bir cümle edelim biz yine
Kitab-ının falından
Önümüze çıkan her neyse!
Biraz daha beklersem
Donacak hayallerim.
Binlerce kelime dokundu
Gözlerimin rengine bu gece yine.
Sonbaharın eşsiz güzellikteki ebruli
Yaprak harmanı gibiydi her biri.
Kırmızı, sarı, yeşil, kahvemsi bir sürü renk.
Vivaldi’den daha muhteşem bir senfoniydi
Birbiri ardına sıralanışları.
Şiir sığmazdı sana
Romansa bir solukluk bazen...
“Uçma uçma sen uğur böceğiimmm!
Sonsuz ol, limitsiz ol, bana ol,
Ben ilk defa bunca bencilim!
Bak yalnızlığım
Arka fonda bizi
Fitne fücur kıskanırken diyorum
“Hoş geldin otağıma ruhum,
İkizim, huzuruuummm!”
Hadi şimdi aynı anda biraz susalım mı?
...ve perde kapanırken
Konuşsun o vakit
“Gözleeerrrr!
Uç uuçç böceğiimm!”
Cemre.Y.

28 Mayıs 2017 Pazar

Erken Sahur!

...Erken Sahur!...
Daha küçücüktük, gün boyu sevinçli çığlıklarla cıvıldaştığımız
Köyümüzün merasının göğündeki güneşimiz,
Bize hiç fark ettirmeden
Çatıveren akşama, bizi terk eder etmez
Aceleyle karınlarımız, birer tas kaynar suyla karışık,
Birkaç sebze tanesiyle,
İlle de bolca ekmekle doyurulup,
Yere seriliveren minder tanelerinden
Rengarenk kırk yamalı küçücük bir yatağa
Özenle dizilirdik.
Ya da...
Özenle sıkıştırılırdık.
Ben en başa, bir küçüğüm sona geçer,
Son kardeşin leş kokulu ayakları,
Bir küçüğümle ikimizin burnumuzun direğine geçerdi.
Çünkü üçümüz yan yana sığamazdık da
Başlı ayaklı dizilirdik o mindere!
Üç kardeş...
Başlı bacaklı küçümen minderlere,
Sığdırılacak kadar da küçücüktük.
Sonra gaz lambamıza üflenilip,
Koyun kokulu, kocaman yorganın altında,
Nefes alamadan uyurduk sabahlara...
Hepimiz...
Sadece o geceye ölürdük aslında.
Ben hep, en son ölürdüm!
Bazenleri...
Yani çok aylar sonra bazenleri,
Anamla babamın fısıltılarını duyardım.
Yok!
Bu sefer öyle değil be aa!
O anlarında, o tek şart arardı;
Dair olmak için,
Tek bir hücresini dahi,
Kımıldatmadığı her şeye dair!
Yalandan da olsa
“Hee!” dese anam destandı.
Onları da!
Merak ederdim ille de,
Bu yorganlar acaba onlara da mı bu kadar ağırdılar.
Hele onlara da mı bunca koyun kokuyordular!
Ondan mıydı o gecelerde bütün cebelleşmeleri!
Ama bazenleri...
Aylar sonra bazenleri!
Bu sefer baba...
Baba’m...
Ne demekse adı!
Hani şu adı,
Sahur'a!
“İlle de yufka böreği, ille de kavurma,
İlle de ballı ceviz isterim ha!” yı emrederdi.
"Yoksa oruç moruç tutmam ha!" derdi.
Bu sahur neydi ki biz sebze çorbası içerken!
Baba'ya en ihtişamlı yemekleri hazırlattıran.
Hep hatırlayamadığıma,
Hayıflandığım o ilklerimdeyim şimdi.
Belki de oradan başlamalı affetmelere!
Mesela şu an, indik çocukluğumuza...
An’dayım...
Mmmmm!
O ilk sahur an’ımdayım şimdi.
Çocukluğun verdiği merakla beklemedeyim uyumayacağım!
Sabrıma en asil, ilk sevinci göreceğim birazdan.
Neydi ki bu fısıl da fısıl emredilen yufka böreği.
Neydi ki bu, geceleri koyun kokulu yorganımı geçip
Burnumun direğine konuveren
Bizden gayri yenilen kavurma neydi?
Hele neydi ki,
Üstüne ballı, cevizli mesneti!
Velhasıl kelam...
En küçüğümüzün bir ayağı bana,
Bir ayağı bir küçüğümün burnuna,
Üstümüzdeyse...
Milyonlarca koyun kokusunun, ayak kokusunun
Kesif kokusu aç midelerimize doluşurken
Burnuma dolup beni doyuran börekli kavurmalı ziyafet neydi!
Ne zaman acıksam o güzelim kokuları hayal ediyordum.
Dört ya da beş yaşımdaydım.
Anamla babam kısık gaz lambasının ışığında
Yine dizilmişti sofraya!
Burnumun direğinde,
Ayak ve koyun kokusu vee...
Koyunun kavrulmuş tavası!
Üstüne gündüzünden,
Ağacın en tepesinden topladığım
Cevizlerin ellerimdeki kınası!
Oysa ne çok sevinmiştim ben,
O son cevizi, en üst dalından koparırken,
“Ben başardım ben” diye diye!
Ödül benimdi...
Ödülüm, o gecenin üç otuzundaydı.
Onlar uyandı.
Ben zaten ölemedimdi.
Kuruldular sofraya,
Fırladım yorganımın kenarından.
Bekledim...
Gördüler de.
“Tutamazsın bak çok küçüksün.” dediler.
Oturduydum oysa öylece
Bana ayrılan
Kırk yama minder yatağımın ucuna.
Zaten hiç bağdaş kuramam!
Sofraya sırnaşmak ne haddime!
Zaten onlar da dayanamaz da uyur diye
Çağırmadılar bile,
Beni unuttulardı çoktan,
Gaz lambasının sönük tarafına gelen beni.
O gün, ben, ilk orucumu tuttum akşam içtiğim çorbayla aç!
Sonraki on yedi yıl boyunca da tuttum.
Sonra inandığım oruç!
O bile tutmadı beni.
Boşanma arifelerimden birinde,
Bütün eşyalarım koliler içinde
Belki gelir diye günlerce onu beklerken,
Orucumu, birkaç birayla bozduydum, o zaman da açtım.
Ondan da sonra,
Hep ve her zaman,
Koyun kokusundan nefret ettim.
Sonra;
Fırsat buldukça, param oldukça,
Kavurma yedim de, aynı olmadı.
Hep ve her zaman,
O geceki kavurmanın,
Burnumun sızısındaki kokusunu,
O zamanki lezzeti hep merak ettim.
Hep ve her zaman...
Ballı cevizden de nefret ettim.
Bir daha asla ve kat a!
Dalından asla ceviz toplamadım.
Tam başlayacağım...
Yeni bir hayata...
“Hepsini, her şeyi, her anımı affettim!" diyorum.
“Aman ha hiçbir şeyi unutma bak!” diyorlar ya!
“Unutma!”
“...! Olur...
Unutmam!"
Sizce bu sefer...
Varır mıyım o ilk sahuruma!
Hele ki anneeemmm!
Olacak mı dersiniz hala orada!
“Söz...
Cevizden de yiyeceğim bak valla!”
Zaten artık kınanın,
Taşını bile sürmüyorum tırnaklarıma ha!
Varır mıyız bir sahura daha!
Belki gelmiş geçmiş, gitmiş de kalmış deriz de
Hepimiz oluruz ha o sofrada!
Hadi babamı geçtim de, belki anam o ilk sahurda
Anam bana kıyamaz
"Sabinin yiyeceği ne ki bey gelsin o da" derdi babama.
Yoksa sahur ne ki!
Ya iftar...
Ya iftihar!
Ölemedim madem!
Aman ha peki hiçbir anı unutmam.
Sahi ya!
Ama ceviz yemesem ben?
Söz bir daha hiçbir şeyi unutmayacağım.
"Aman ha unutma!" diyorlar,
“Ceviz ye ha, bak unutma!”
Cemre.Y.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Belediye Başkanına Da Posta

...Belediye Başkanına Da Posta...
Sayın...
Belediyesi Başkanı'na
Varlığımdan ötürü özür mektubu!
Bunca yıllık hayatımda
Adını çoğunlukla tatile gideceğim zamanlarda
Çok sevdiğim Avşa’ya
İDO’dan bilet almak için gördüğüm
İlçenizi aslında hep de merak etmekteydim.
Önünden geçip gittiğim,
Geçip giderken de bir sigara tüttürdüğüm
Şu meşhur ilçe acep nice ola?
Gün oldu, devran döndü...
Canım kadar sevdiğim,
Uğruna can verebileceğim sevgili
Şair bey dostum ve sevgili şair hanım dostum'un,
Şiirli dinletisine,
Nihayet denk geldiğim bir vesileyle şehrinizi...
(İlçenizi bilerek demedim, bana nedense şehirdi çünkü)
Solumak fırsatı buldum.
Tam da ömrümün, artık hep yanlış anlaşılmış olmak...
Zamanlarından haylice yorulmuştum.
İzin almadım sizden ilçenize adım atarken!
Öylece dalıp, dostlarımla beraber,.
Birer, derin bir nefes aldım. (Sandırıldım)
Hele, sonradan yirmi gün boyu
Hastalık çekeceğim Mendirek’inizde
Dostlarımla beraber yürüyüş yaparken,
Nefes alabilmiş olmaktan da, hala da oldukça, memnunum!
Çünkü kendime bile ölmek üzereydim,
Oysa hala yaşıyorum...
Döndüm...
Yeni umutlarım, yeni nefeslerimleyken
Birden hasta oldum...
"Olsun." dedim...
Gerekti demek ki...
Panormos’u öğreti edindim kendime!
Hele “Güvenli liman!” olan anlamınaysa
Ayrıca vuruldum.
Güvendiğim gibi,
Güvendiğim kadardım ben o ilçede.
Rahat. özgür ve hür!
Ancak!
Hamuruma yoğrulu
Doğru desturlarımdan yine ödün vermeden!
Meğer!
Her bir katre nefesime, ayrı bir haram karışmış!
Hem de dürüstlüğümden...
Hiç ödün vermemiş olmama rağmen!
(Hiç kimsenin eşini, eşinden ayırmadım,
Hiç kimsenin, sevdasına aşk bulaştırmadım,
Hiç kimseyi, ayrı sevmedim, dostluk zincirimde!
Hiç kimsenin, mutlu gülümsemelerinde,
Tek bir bakış-ı nazarım olmadı.
Bunca yıllık ömrüm kadar zamanlık hem de!)
Meğer!
Ben ilçeniz bünyesinde
Hayat nefesimi aldığım kadar,
Boğulmuşsunuz siz bütün...
Benden bunalmışsınız Panormos'lular!
Hem de hiç tanımadığım,
Hiç yüz yüze gelmediğim,
Geçmişi şiirle devam ettirebilecek kadar,
Şiir yürekli olan bir adamı,
(Bu gibi şeylere başkanlık gerektirmiyor çünkü)
Hiç tebrik ve teşekkür, edememiş olamam rağmen!
Mademki...
Adının anlamı geçmiş güvenli limanınız
(Panormos & Güvennli liman)
Taaa!
Belediyeniz başkanınız...
...Beyefendiye kadar
Rahatsızlık vermişim ilçenizdeki varlığıma
Bir daha yolum düşse,
Yolumu çeviririm ilçenizden ancak!
Ben ilçeniz bünyesinde dostum
Şair hanım’ın odasında ücretsiz kaldım!
Yine ilçeniz bünyesinde,
Akşam yemeğimi ücretsiz yedim!
Yine ilçeniz bünyesinde
Tepe Gazinosunda çay içtim bitkili, bitkisiz!
İlçenize uğramış olmak rahatsızlığımdan dolayı,
Lütfen sayın başkanım
İlçenize varlığımdan özrüme,
İlçenize maliyetimi de hesap ettirip,
Tarafımıza banka hesap numaralarınızla beraber gönderiniz!
Duydum ki dostlarımdan, sonradan güya!
Varlığım fena rahatsız etmiş sizi bile!
O halde ilçeniz bünyenizde kaldığım,
Yediğim, içtiğim, nefes dahi aldığım, haramdır bana!
Benim siyasi kimliğime uyan,
Hiçbir parti henüz oluşamamıştır hala,
Derdimin iklimi bu değil yani.
Oluşmaya çalışılmışsa da var olamamıştır!
Arada bir CHP’ye oy veririm.
Arada bir MHP’ye toplasak ikisini...
Neyse...
Ancak hiç mi hiç, haram yemem!
İlle de ilk sevdam Atatürk’üme...
Tek kelam ettirtmem!
Maliyet hesabını bilen,
Uygun bir bünyeniz elbette vardır. bencileyin!
Acil maliyet hesabınızı beklemekteyim.
Farkındayım Mendirek ve dostlarımla
En derin nefeslerim ücrete kafisiz gelecek!
Keşke her şey, gittiğim gün ile...
Döndüğüm gün gibi olsaydı.
Panormos’un anlamını öğrenmiş olmak bile,
Haylice borçtu çünkü!
Öylece kalabilseydi.
(Yediğim, içtiğim,
Kaldığımın bedelini elbet öderim.)
İlçenizdeki var olmuşluğumdan,
Bir katre nefes almışlığımdan dolayı,
Tekrar özür diler,
İlçenize mali külfetim olan borcumun
Adisyonunu acil rica ederim.
Saygılarımla,
Cemre.Y.

17 Nisan 2017 Pazartesi

Facebook Hayatıma Elveda

…Facebook Hayatıma Elveda...
Sevgili Facebook dostlarım ve akrabalarım,
Sizlerle gerek eski hacklenen facebook'um,
Gerek yorulup vazgeçtiğim
Facebook'um dan ve gerekse de
Bu hesabımdan uzun yıllardır,
"Sonuçta sanal alem." denilen bu mecradaydım.
Kimilerinizle hiç görüşemesek bile
Gerçekten dost olduk, kimilerinizle sırdaş,
Kimilerinizle arkadaş.
Şu facebook'u sadece,
Sevgili psikoloğum olarak gördüğümü biliyor olmalısınız.
Ama artık psikoloğum beni mutlu etmiyor,
Her yazdığımı birilerinin üzerine alınmasından veya
Her paylaştığımın en ufak bir etkileşimi olmayan
Gizli gözler tarafından takip edilip
Beni şu sanal aleme göre değerlendirmelerinden
Çok yoruldum.
Eski ve yeni hesabımı sonsuza kadar kapatıyorum.
Bir nebze olsun haklarınız var ise,
Ki vardır mutlaka helal edin.
Benden yana da helal olsun.
Bundan sonra kendi kabuğuma çekilip,
Sadece bloğumda yazacağım.
Ha merak ederseniz "Bir Cemre vardı nerede,
Akşamları neyle meşgul." diye
Daha önce de çoğunuza özel mesajla yolladığım gibi
Bloğumda olacağım.
Bundan sonra artık kim kime ne demiş,
Kim kimin sayfasında neyi beğenmemiş,
Kim yorum yapmış, kim uzaktan stalk'lıyormuş"lardan
Ruhum yoruldu.
Beni merak ederseniz, gerçek hayatta tanıdıklarıma,
telefonumun diğer ucundayım,
Tanımaya fırsat olmayanlarıma ya da
Sadece meraktan bakanlara,
Buyrun sizi de beklerim.
Cemre.Y.

27 Mart 2017 Pazartesi

Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni

...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni...
Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni;
Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak.
Yol'unmuş gibi değil sevgilim
Han’ınmış gibi sev!
Ortalarına alma beni ömrünün seyrine
İLK’inmiş gibi, SON’unmuş gibi sev sen beni bu sefer.
Ruhum bembeyaz tüllerle,
Yemyeşil kırlarda uçuşmanın hayalindeyken.
Bütün gidenler gibi değil sevgilim
Kalanmış gibi sev.
Bensiz yaşanmazmış gibi değil sevgilim
Benimle de güzel yaşanırmış gibi sev sen beni bu sefer.
Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni;
Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak.
Korkusuzca, yorulmadan sev...
Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni!
Cemre.Y.
(Elbette ki bu şiir bana, yani Cemre.Y.'ye ait!
Buyrunuz size Cemal Süreya üstadımıza ait olmayan şiirler listemiz;)

18.sıraya Pür dikkat!

Daha önce cemal süreya başlığında, ona ait olmayan dizeler hakkında bir çalışma yapıp 
paylaşmıştım. aradan geçen sürede yine ona ait olmayan dizelerin paylaşıldığını görüyorum.
bu nedenle bu başlığı açma ihtiyacı duydum. 
sosyal medyadan cemal'e ait olamayan dizelerin çoğunu temizleyemem ama,
 bir gün ona ait olmayan bir dizeyi paylaşmadan önce araştırma gereği duyan bir arkadaşımız 
olursa, google'da bu başlığa rastlamasını umuyorum.

cemalseverlerden ricam bu çalışmayı sosyal medyada olabildiğince paylaşmaları; bloglarında, 
twitter'da, facebook'ta, aklınıza gelen her sosyal mecrada bu dizeleri paylaşırsanız, 
cemal'in şiirine büyük iyilik yapmış olacaksınız.

cemal'in şiirine saygıyla.

sosyal platformlarda bilgi kirliliğinin çokça yaşandığı şu son dönemlerde, babam dediğim bir şairin
 posta gazetesi şairi gibi, aptal saptal dizelerin sahibiymiş gibi gösterilmesi beni çok üzüyor. 
cemal'in bir kitabını alıp okumamış adamların twitter' da, facebook' da cemal süreya adı altında 
sayfalar açıp, onun olmayan cıvık cıvık şiirleri paylaşmaları beni deli ediyor.

sizlerden ricam, araştırmadan öğrenmeden copy paste yapıp bu dizeleri paylaşmamanız olacak.

aşağıda alıntıladığım dizelere cemal süreya'nın;

sevda sözleri
günler
güvercin curnatası
on üç günün mektupları
şapkam dolu çiçekle
99 yüz
günübirlikler

kitaplarında rastlanmamıştır.

ayrıca cemal süreya'nın biyografisi niteliğinde yazılan;

"cemal süreya arşivi" "feyza perinçek, nursel duruel"

"a'dan z'ye cemal süreya" "yky yayınları"

kitaplarında da rastlanamamıştır.

iş bu entry'nin sahibi yazar cemal süreya kültür sanat derneği üyesi olup, çeşitli edebiyat 
öğretmenleri'ne, edebiyat akademisyenleri'ne ve dernek üyelerine de bu dizelerin şair'e ait olup 
olmadığını sorup, araştırmış ve bu dizelerin cemal süreya'ya ait olmadığını saptamıştır.

eğer bir yanlışımız varsa kaynak belirterek bana dönen yazarlar olursa sevinirim.

Cemal Süreya'nın anısına saygıyla.

1- 
"unutulmaz babaların öldüğü
annelerin ise onlarla gömüldüğü" 

( ona ait olmayan dizeler çok ilginçtir ki 2010 yılından sonra daha çok çoğalıyor, sanırım adına 
açılan facebook sayfasıyla alakalı. )
2-
(bkz: öyle bir sihirbazdın ki beni bile kaybettin)
3-
öperek uyandırdım bu sabah ayrılığı. 
fırından yeni çıkan bekleyişler satın aldım. 
kırmızı mavi ekoseli yalnızlığımı serdim masaya. 
manzaraysa ayrılığa sıfır! işte her şey hazır.. 
acılarımla iki lafın belini kırdık. 
yokluğunda bir kuş sütü eksik.. 
4- 
parmak uçlarıma hapsettim seni.
dokunduğum her yerde seni hissediyorum,
canım yanıyor.
5-
'' ne kadar silersen sil; ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin. ''
8-
"her gece üstünü açma üşütürsün diyeceğine, bir kere 'kalbini açma üzülürsün'.. 
deseydin ya anne..."
9-
seni seviyorum' diyen, seni gerçekten seven değildir. seni gerçekten seven; 
'seni seviyorum' demeye çekinendir.
10- 
''bilirsin sigarayı da kalem tuttuğum gibi tutarım. ondan tüter "sevda sözleri...." 
12-
'üzülme değmez' sözünü duymaktan sıkıldım.
değmeyenlere zaten üzülmem. üzüldüğüm şey
değmeyenlere yüreğimin değmiş olması.

13-
"sen bakma bu kadar hüzünlü şeyler yazdığıma, ben çok gülerim ve gülerken hiç kimse yalan
 olduğunu anlayamaz…"

"küçükken aldığım dışı güzel, içi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. aranızdaki tek fark; 
o elmalı, sen ise el’malı."
15-
" özledim. söyleyeceklerim bu kadar, kısa ve derin. "
16- 
"annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur "aşk"... "

17- 
"gözlerine baktığımda kayboluşumun nedeni gözlerindir sanma…
her insan kendini kaybolmuş hisseder boşluğa bakınca!.."

18- 

''karşıdan karşıya geçer gibi sev beni. önce bana, sonra bana, sonra tekrar bana bak...''

19- 
"gözlerinin kahvesinden koy ömrüme,
kırk yılın hatrına "sen" kalay
20- 
"parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, birazda salıncağı '
başkası kapacak' korkusu işte."
21- 
gelmeye fırsatın yok biliyorum...
peki ya ben !
ben var mıyım ?
ya da hakkımda bildiklerini sırala !
gelmiyor mu hiç bir şey aklına ?
anladım.
konuşan gözler meselesi ,
belkide konuşuyordur gözlerin ama ben gözce bilmiyorum ki ;
sessizce biliyorum
usulca biliyorum
masumca biliyorum
yapabildiğini bildiğin tek bir şey var ama nolur bu sefer ağlatma yüklemi
peki ya sen !
sen var mıydın ?
hakkımda bilmediklerine ağlarken...
yoktun
gözlerinin konuştuklarını neden anlamıyorum merak ediyormusun?
çünkü;
onlar da yoklar.
22- 
her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu. 
kim sorarsa ''saat kaç'' diye,
cevabım hep aynı; 
on'a doğru!
23- 
"ki ben; senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiyim: 
dışı sapasağlam, içi paramparça.. "
24- 
bazen diyorum ki; ne olacak söyle gitsin..
sonra diyorum; ” söyleyince ne olacak, sus bitsin ” !
25- 
"düşenin dostu olmaz" der kimileri. sanki ayakta olanın dostu çokmuş gibi..."
26- 
- anlamıyorum, yoksa burs mu veriyorlar birbirlerini sevmeyenlere?
28- 
"seni ne zaman uyurken hayal etsem; affediyorum" 
29- 
'birer birer, seve seve çıktığım aşk basamaklarını; onar onar, söve söve iniyorum şimdi!' 
30 - 
aynı şehirde 
sen varsın 
ben varım 
biz yokuz!
31 - 
"çocuk olsam yeniden...
bir tek düştüğüm için acısa içim,
ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece."
32- 
"bir kadını ortadan ikiye böl; yarısı annedir, yarısı çocuk."
33- 
önemli olan hastalıkta sağlıkta değil, yalnızlıkta yanımda olman.

üşüyor musun ? üzülme bee ! gel yanıma.. o kadar yaktın ki canımı; isınırsın. üşümezsin bir daha.


özlemek, ölmek’ten sadece iki harf fazla be çocuk.

senin çelme taktığın yerden başlıyorum hayata.. varsın yara içinde kalsın dizlerim, yüreğim kadar
acımaz nasıl olsa.

zaman lazım sadece, unutacaksın ! nasıl unuttuysan çocukluğunu, kırılan oyuncaklarını.. 
kırılan kalbini de öyle unutacaksın.

nasıl bilirdiniz? sorusuna, ''tanıyamamışım'' deyip geçtim...

seni ne zaman uyurken hayal etsem, affediyorum ...

benimsin demeden önce, seninim demeyi bilmeli insan.

aslında annem seni anlatır dururmuş çocukluğumda, meğer her masala seni anlatarak başlarmış.
 'bir varmış, bir yokmuş.

ne zaman bu sehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. 
gidersem dönmem çünkü biliyorum…

parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, biraz da salıncağı 
'başkası kapacak' korkusu işte. 

sen dedi; intihar gibisin. hem herkes tarafindan bir kez düşünülen hem de cesaret edilemeyen.

allah'ım bana öyle bir eş nasip et ki; ömrümün son demlerinde bile gözlerine baktığımda 
kalbim ilk gün ki gibi çarpsın!

uğraşamam dünümle ve dünümdekilerle. ben yarına bakarım yanımdakilerle.

birer birer, seve seve çıktığım aşk basamaklarını; onar onar, söve söve iniyorum şimdi!

gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve ben bittim.

annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur aşk.
35- 
""mutlu olmanın yolunu, karsidakini mutlu etmek saniyorduk. yanildik! cunku ne kadar mutlu 
ettiysek, 
o kadar yalniz kaldik"
36- 
uzaktan seviyorum seni 
kokunu alamadan, 
boynuna sarılamadan 
yüzüne dokunamadan 
sadece seviyorum 
… 
öyle uzaktan seviyorum seni 
elini tutmadan 
yüreğine dokunmadan 
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden 
şu üç günlük sevdalara inat 
serserice değil adam gibi seviyorum 
öyle uzaktan seviyorum seni 
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden 
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan 
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan 
öyle uzaktan seviyorum seni 
kırmadan 
dökmeden 
parçalamadan 
üzmeden 
ağlatmadan uzaktan seviyorum 
öyle uzaktan seviyorum seni; 
sana söylemek istediğim her kelimeyi 
dilimde parçalayarak seviyorum 
damla damla dökülürken kelimelerim 
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.)
38-
"ertesi gün sana kavuşmayacağım için, 
uyumadığım geceler var benim."

39- 
"uzaktan seviyorum seni 
kokunu alamadan, 
boynuna sarılamadan 
yüzüne dokunamadan 
sadece seviyorum

öyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum"
40-
''ne zaman bu şehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum.
gidersem dönmem çünkü biliyorum. '' 
41- 
"aklının ucuna oturup kendimi bekledim; gelmedim, gelmedim, gelmedim." 
42- 
"aynı şehirde sen varsın, ben varım, biz yokuz." 
44-
"ve sevda darağacında,
elimi çeksem senden olacağım,
çekmesem kendimden…"

45- 
''annesinden dayak yediği halde, yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur aşk.''

''denir ya aşk iki kişilik, yalan! aşk bile bile delilik. bide hayat müşterektir denir. buda yalan 
çünkü aşk acısı hep tek kişilik.''

''git' diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan.ben de sana 
'sev' diyorum mesela.sevebiliyor musun?''

''gitmekle gidilmiyor ki... gitmekle gitmiş olamazsın; gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır.''

''gider gibi yapmadım ben, ya kaldım ya gittim. sen ise kalır gibi yaptın, ama gittin ve
 ben bittim..''

''bir daha beni sevdiğini söyleme ! neden biliyor musun ? çünkü yine inanırım.''

''okyanusta ölmez de insan, gider bir kaşık sevdada boğulur..''
46- 
"sana yolculuk yapmak istiyorum. kes yüreğine giden bir bilet; "can" kenarı olsun..."
47- 
"uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan, 
boynuna sarilamadan,
yuzune dokunamadan.
sadece seviyorum..."
48- 
"aklım mı? o yüzsüz bir misafir. hep sende kalıyor..."
49- 
"küçükken aldığım dışı güzel, içi hep çürük çıkan elmalı şekerler gibisin. aranızdaki tek fark;
 o elmalı, sen ise el’malı."
50- 
''en az benimki kadar annemin de ahı tutar sana. burnumdan getirdiğin süt, onun sonuçta'' 
51- 
''ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam? bakma sen yanlış demiş eskiler, kendi kendine 
konuşana deli değil, yalnız derler.''

''denize ilk giren çocuk masumiyetiyle seviyorum seni.. boğulacakmışım gibi.''
52- 
''her gece onu düşünmekten saatim ilerlemez oldu. kim sorarsa saat kaç diye.. cevabım hep aynı;
 o'na doğru'' gibi adamın ağzına sıçan bir söz söylemiş. bunu okumamın hemen akabinde 
şahsıma ''üzülme değmez sözünü duymaktan sıkıldım. değmeyenlere zaten üzülmem. üzüldüğüm 
şey; değmeyenlere… yüreğimin değmiş olması.'' dizesiyle fatality yaptırmış, aşmış yazar ve şair.
53- 
''ne zaman bu şehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum.
gidersem dönmem çünkü biliyorum.''

"aklının ucuna oturup kendimi bekledim; gelmedim, gelmedim, gelmedim."
54- 
"çocuk olsam yeniden... bir tek düştüğüm için acısa içim, ve kalbim; çok koştuğum zaman 
çarpsa sadece..."
55- 
" nasıl bilirdiniz? sorusuna, "tanıyamamışım" deyip geçtim."
56- 
"ne zaman bu sehirden kaçıp gitme isteği gelse,
bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum.
gidersem dönmem çünkü biliyorum.." 
57- 
' ve sonra gülüşün geldi aklıma 
ve dedim ki
yine gelsen yine severim seni ' 
58- 
"gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, kırk yılın hatrına sen kalayım."
59-
'' seni soruyorlar... öldü mü diyeyim yoksa dönecek mi? ikisi de imkansız değil mi? çünkü 
biliyorum; asla geri dönmezsin. ve biliyorsun; sen benim için asla ölmezsin...''
60- 
"günlerce konuşmaz, yazmaz, aramaz, sormaz. sonra gelir bir 'merhaba' der, yine o kazanır..."
61- 
''sonra gülüşün geldi aklıma
ve içimden dedim ki;
yine gelsen yine severim seni..''
62- 
sevişti bir bakir ile bakire
erkeğe milli dediler kadına fahişe.
63- 
''sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki;
yine gelsen yine severim seni.''
64- 
''annesinden dayak yediği halde yine 'anne' diye ağlayan bir çocuktur aşk'' diyen güzel şair.
65- 
"tamam mesafeler aşka engel değil ama,
ben burada ağlasam senin yanakların ıslanır mı orada ? "
66- 
" ne kadar silersen sil 
ya yırtılır defterin ya da izi kalır cümlelerin. "
67- 
"sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni."
68- 
"sevişti bir bakir ile bakire, erkeğe milli dediler kadına fahişe." 
69- 
" belki de konuşuyordur gözlerin 
ama ben gözce bilmiyorum ki;
sessizce biliyorum
usulca biliyorum
masumca biliyorum..."
70- 
ve sevda darağacında..
elimi çeksem senden olacağım, çekmesem kendimden...
71- 
"sen; aklım ve kalbim arasında kalan, en güzel çaresizliğimsin." 
72- 
sen bir çocuktun
ben bir çocuk
1000. sözü söylemek bana düştü
bir ben bir sen oyununda

73- 
"git diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan. bende sana 
sev diyorum mesela, sevebiliyor musun?"
74- 
"dokunulmasa da, görülmese de; 
kalpte yer verilir bazısına, nedensiz..."
75- 
'' belki o her şeye değecek kadar değerli senin için; ama sen de, onun için kendini hiç edecek 
kadar değersiz değilsin.''
76- 
"(...)
çünkü ne kadar mutlu ettiysek,
o kadar yalnız kaldık."
77- 
"kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk ! sen büyü hele, bak ne oyunlar oynayacaklar 
seninle."*
78 - 
''unuturum diye uyudum.
yine seninle uyandım.
belli ki uyurken de sevmişim seni.''
79- 
'üşüdüysen söyle sevgilim, seni bir kat daha seveyim'
80-
üşüdüysen söyle sevgilim seni bir kat daha seveyim 
81-
''annesinden dayak yediği halde, yine ''anne'' diye ağlayan bir çocuktur aşk''
82-
açık çay içerdi hep 
demli olunca bardağın 
diğer tarafından 
beni göremezmiş,
öyle derdi.
83-
aklım mı? o yüzsüz bir misafir. hep sende kalıyor
84-
git' diyorsun da olmuyor işte git demekle, her şeye rağmen gidemiyor insan. ben de sana 'sev' 
diyorum mesela. sevebiliyor musun?
85-
- gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, kırk yılın hatırına sen kalayım.
86-
uzaktan seviyorum seni 
kokunu alamadan, 
boynuna sarılamadan 
yüzüne dokunamadan 
sadece seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum.
87-
dışarıya yağmur,
yüreğime hasret,
fikrime sen...
nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden bir bilsen...
88-
dışarıya yağmur, 
yüreğime hasret,
fikrime sen. 
nasıl yağıyorsunuz üçünüz birden 
bir bilsen.
89-
"ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam? bakma sen yanlış demiş eskiler, 
kendi kendine konuşana deli değil, yalnız derler"
90-
”sevgilim olsun istemiyorum.
sevdiğim olsun istiyorum.
hergün ”görmek” değil.
benim olduğunu bilmek istiyorum!
elini tutmak değil.
kıyamadan sadece gözlerine bakmak istiyorum!."
91-
"sevgi çiftleşmek değil, 'tek'leşmektir"
92-
" sen yeter ki icinden de olsa bir seni seviyorum de, benim kulaklarim cinlasa kafi "
93-
"akıla gelen, başa gelir diyorlar ya, yalan! öyle olsa, milyonlarca sen düşerdi başıma."
94-
"sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni."
95-
uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan,
yüzüne dokunamadan,
sadece seviyorum!

öyle uzaktan seviyorum seni!
elini tutmadan,
yüreğine dokunmadan,
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden,
şu üç günlük sevdalara inat,
serserice değil adam gibi seviyorum.

öyle uzaktan seviyorum seni,
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden,
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan,
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan.

öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan,
dökmeden,
parçalamadan,
üzmeden,
ağlatmadan uzaktan seviyorum.

öyle uzaktan seviyorum seni
sana söylemek istediğim her kelimeyi,
dilimde parçalayarak seviyorum.
damla damla dökülürken kelimelerim,
masum beyaz bir kağıtta seviyorum...
96-
"sen yeter ki içinden de olsa bir 'seni seviyorum' de; benim kulaklarım çınlasın kâfi."

97-
parkta salıncak sırası bekleyen çocuk gibi bekledim seni. biraz heyecan, biraz da salıncağı 
başkası kapacak korkusu işte..

98-
yağmur olsan binlerce damlaların arasından bulur tutardim seni. 
cunku korkarim
bilirsin toprak aldigini vermiyor geri..
99-
gözlerinin kahvesinden koy ömrüme, 
kırk yılın hatırına sen kalayım. 
100-
"cocuk olsam yeniden...
bir tek dustugum icin acisa icim,
ve kalbim; cok kostugum zaman carpsa sadece...."

Not: bilgiler= Ekşi sözlük ve Uludağ sözlükten alınmıştır ancak 18.şiir kesinlikle bana aittir.


Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...