2 Haziran 2017 Cuma

Uğur Böceği

…Uğur Böceği…
Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi...
Eşini hala beklemekteyiz değil mi ya neyse!
Biliyorum çok suskun çağıldadım sana da,
Öyle ki, bi biz duyduk bizi!
Bakma sen bana yaparım arada bir doğru şeyler!
Sonbaharda uçuşan gazellere inat
Parmaklarımızda birer uç uç böceği!
(Bir kere biz onun,
Uğur böceği olduğunu bilmiyorduk o zamanlar!)
İki kız çocuğu bi masal tutturmuşuz
“Uç uççç böceğiimmm,
Annen sana terlik pabuş alacaaakkk!”
Uçardı da nasıl sevinirdik.
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
Meğer öyle neşeli,
Öyle hasretli kanadına kanadına,
Üfüre üfüre söylüyor muşuz ki biz o masalı,
Nefesimizden korkuyormuş da kaçıyormuş yavrucak!
Otuz beş yaş geçmiş ya anlayana kadar!
O zamanlar terliğimiz bile yokmuş demek ki!
Arnavut kaldırımlı sokaklarda
“Tıkır da tıkırt!” zarifliğinde,
Hafifsiz meşrepsiz, kıvıra kıvıra yürüyen bir kadının
O ince topuklarına hangimiz imrenmedik ki!
Şimdi ondan demek ki
Rahat etmiyor bir türlü hayatlarımız,
Sivri topuklarda sıkışık ayaklarla.
Yirmi iki yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Nasıl da arardık parmağımızın
Ucundan uçuşan o minnacık,
Kırmızılı siyahlı o şirin böceği,
Yine aynı masalla uçurmak için...
Sanki annelerimiz bize
İlk fırsatta o terliği, pabucu yamalı
Fistanlarından arttırmamış gibi,
Sanki o fistanların çiçekleri solalı
En üç yaz geçmemiş gibi!
Yirmi beş yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Sonra bahar gelirdi yeniden,
Bize yine hep gelirdi…
Ve hep en ilkti...
Elalem geçen bahardan ölmüş Cemreleri
Teker teker diriltip yeniden düşürmeye çalışırken...
Biz böceğimizi düşünürdük bu sefer!
Renkleri de pek güzeldi.
Ama masal buysa öykü de böyle sürmeliydi.
Yaz gelecek, sonra sonbahar!
Sonrası zemheri!
Daha ilkbahara çok vaar!
Sürdüremedik ya biz
O masalın öyküsünü a cancağızım!
Ne zaman masalın öyküsü bize manisiz kalsınistedik...
Dondu kaldı ya parmak uçlarımızda o uç uç böceğimiz
Otuz altı yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Artık böceklerden de, çiçeklerden de çoktan vazgeçmiştik
“Medet ya Rab!” dedikçe susmayı da öğretmiştik zaten.
Turna’nın ne menem bir hasret türküsü olduğunu,
Bilen bile kalmamıştı değil ki
Semada hüzünle kanat çırpışından
Tanıyacak da uzaklardaki sevdiceğine
Selam salacak!
Şiirler yazardık biz!
Onu da okumazdılar bile uzuuunnnn diye!
Zira onlar hala o ilk yalan masaldaydılar!
Hala ne de güzel kanıyordular!
Kırk yıl geçmiş ya anlayana kadar!
Seninle ne çok hayat sorumun
İşaretinin çengelini kaldırdım ben bir bilsen!
“Hoş geldin yalnızlığımın otağına
Ruhumun ikizi... eşini hala
Beklemekteyiz değil mi ya neyse!”
İyisi mi bir cümle edelim biz yine
Kitab-ının falından
Önümüze çıkan her neyse!
Biraz daha beklersem
Donacak hayallerim.
Binlerce kelime dokundu
Gözlerimin rengine bu gece yine.
Sonbaharın eşsiz güzellikteki ebruli
Yaprak harmanı gibiydi her biri.
Kırmızı, sarı, yeşil, kahvemsi bir sürü renk.
Vivaldi’den daha muhteşem bir senfoniydi
Birbiri ardına sıralanışları.
Şiir sığmazdı sana
Romansa bir solukluk bazen...
“Uçma uçma sen uğur böceğiimmm!
Sonsuz ol, limitsiz ol, bana ol,
Ben ilk defa bunca bencilim!
Bak yalnızlığım
Arka fonda bizi
Fitne fücur kıskanırken diyorum
“Hoş geldin otağıma ruhum,
İkizim, huzuruuummm!”
Hadi şimdi aynı anda biraz susalım mı?
...ve perde kapanırken
Konuşsun o vakit
“Gözleeerrrr!
Uç uuçç böceğiimm!”
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...