18 Haziran 2017 Pazar

Babalar Günü/müz!


…Babalar Günü/müz!...
Hiçbir şey anlamamıştı,
O henüz bir buçuk yaşındayken
Onu göğsüme yaslayıp gözyaşlarımla,
O ipek saçlarını ıslatarak ana evine döndüğümde.
Dönmek gerekirse her kadın, baba evine dönerdi.
Benim babamsa…
Hep anamın evinde olmasına rağmen,
Altı yaşımdan beri artık bana, babam değildi.
Kızımın, anadan dedesiydi hepsi buydu.
Evse anamın saf alın teri!
Yosun gözlüm hastalanıp ateşlendiği,
Babasını sayıkladığı zamanlarda
Sesimi kalınlaştırarak babasıymışım gibi
Konuştuğum geceler boyu,
Gözyaşlarımla alnındaki beyaz bezi
Her ıslattığım da da anlamadı babası olmadığımı.
O her hastalandığında
Babası koynunda sanmaktaydı.
Öyle sanmalıydı…
Babasını görmeyi özlediğini sezdiğim anda
Rahmetli babamı,
(Babasının babasını) hemen arıyor,
Babası her neredeyse bulduruyor, gelip,
Kızımı almasını,
Sevmesini sağlıyordum nasıl olsa.
Evimize geldiğinde,
Babasının yanındaki ablayı anlatıyordu bazen.
Çok kızıyordu ona,
Neden iki de bir yanımızda ki diye.
Masallar anlatıyordum ona.
O bir kraliçeydi,
Babaların yanındaki ablalar ise
Yetim kalmış prensestiler.
Babalar onları da sevmeliydiler
Ama merak etmesindi,
Babalar en çok,
Küçük kraliçelerini severlerdi.
Biraz daha büyüyüp de
Artık mahallenin çocuklarıyla
Oynamaya başladığında öğrenmişti
Masalların küçük yalancıklar olduğunu.
Bir gün, günlerden tam da
Babalar günü olan bir gün,
Evcilik oynacaklarken onu oyuna katmamışlardı.
O, ya kraliçe olmakta ya da baba olmakta diretiyor,
Arkadaşları,
“Kızdan kraliçe ya da baba olmaz akıllım.” diye
Israr ediyorlar, ya prenses,
Ya çocuk ya da anne olsun diyorlardı.
En sonunda bu inatlaşmalardan iyice kızıp
“Zaten senin baban yok, evinize bile hiç gelmiyor,
Piçsin sen!” deyivermişlerdi.
“Benim babam var bi kerem
Yetim prenseslere bakıyor o!” dediyse de,
Çocuklar artık çığırlarından çıkmış
Evlerinde konuşulanları teker teker sıralıyorlardı.
Geçen gün anneleri,
Komşu teyzeyle konuşurlarken duymuşlardı.
“Vah yazııkk!
Kadıncağız şu genç yaşında dul kaldı haa!
Baksanıza su gibi üstelik!
Adam bunu bırakıp başkasına gitmiş olacak iş mi?
Evlense bari, hiç değilse biri baba olur çocuğuna!”
Ağlayarak koşa koşa evimize geldiğinde,
Mutfakta ona ve arkadaşlarına,
Öğle yemeği hazırlıyordum.
Evciliklerinde gerçek yemekler yesinlerdi.
Beş bardak ılık sütü de tepsiye yerleştirmiş
Tam mutfağın kapısından çıkmak üzereydim.
O küçümen burnundan akan,
Sümükleri baloncuklar çıkartarak,
Gözyaşlarıyla birbirine karışmış halde,
“Sen çok yalancı bi annesin anne!
Ceza vercem sana!
O çocuklar çok yalancı olduklarında
Banyoya kilitliyolamış onları ya,
Ben de banyoya kilitliycem seni,
Hemi de ışıkları da yakmıycam,
Çok korkacaksın orda!
Piçmişim ben!
Piç kötü bir şey bence!” yi duyduğum anda!
Tepsi kayıverdi ellerimden.
Cam kırıkları süt kırıklarına karışıverdi.
Mahallenin bütün dedikoducu annelerinin,
Teker teker saçlarını yolmak,
İçimden köpürürken, sakince topladım bütün kırıkları.
Bir filmde görmüştüm buna benzer bir sahneyi ben.
Sezercik elinde bir çerçeve!
Koşturuyordu mahallenin çocuklarına.
Çocuklar çerçeveye bakıyor,
Az önce sövdükleri çocuğun annesinin gelin,
Babasının da damat olduğunu görüp,
Onu oyuna alıyorlardı.
Hemen herkesin merakla, neden yırtıp!
Yok etmediğimi sordukları,
Resim kutusunu aldım elime.
Diplerde bir yerdeydi,
Aradığım o çerçeve buluverdim.
Ellerim titreyerek ona uzattım.
Ellerini belinden çekti, içi resimli,
Çerçeveye uzun uzun baktı.
Ben yüzünü, gözünü silerken,
“Annem ne güzel bir gelinmişsin sen.
Biliyodum ki bana yalan söylemediyini,
Yalan kötü bir şey diyen annem
Hiç yalan der miydi, dememiş işte bak!”
Deyip, öpüverdi gözlerimden.
Sonra sokağa koşup,
Çok önceden seyrettiğim bir filmin
Gerçeğini yaşamaya gitti.
O gider gitmez kapımı kilitledim
Yatağıma yüzü koyun yattım,
Yastığımı dişlerimin arasına aldım.
İlk kez bağıra çağıra, anıra anıra ağladım.
Sonra gözyaşlarımı toparladım,
Yüreğimi toparladım.
Pencereden baktım.
Oyuna almışlardı onu,
Üstelik ne isterse o olacaktı,
Olayı çoktan unutmuş güle oynaya oynuyorlardı.
Kızım bu sefer!
O gün babalar günü diye babaydı,
Ta ki o çocuklar tekrar mızıkçılık yapana dek.
Oysa ben böyle bir olayın,
Bir kere daha olmasına asla izin vermeyecektim.
O günden sonra kreşe yazdırdım onu,
Bir daha da oynatmadım o çocuklarla.
O da onları, hiç özlemedi zaten.
Bugün babalar günü yine...
Oysa ben,
En çok anne olabildim sanıyordum.
Uğruna gençliğimi serdim yollarına,
O buğulu yosun gözleri hiç ağlamasın istedim.
İstedim ki o gül kıvrımlı dudakları daima gülsün.
Sahte rejimler yaptım param olmadığı zamanlarda,
O yemeğini huzursuz olmadan yiyebilsin diye.
Bazen soğuk yatağım,
Bir insan tenine ihtiyaç duyduğunda yanına gittim,
Kokladım onu, sarıldım ona.
“Olsun varsın.” dedim.
“Benim kraliçem benimle ve ben,
Hiçbir zaman korkmayacağım,
Düşünmeyeceğim hiç değilse böyle,
Ya üvey babası ona zarar verirse diye.”
Bayramlarda yeri geldi,
Başkalarının giymekten sıkılıp,
Bana verdiği kıyafetleri giydim ama ona
Her zaman, en güzel,
En beğendiği bayramlıklarını aldım.
“Olsun.” dedim.
“Benim bebeğim,
Bayram çocuklarının en güzeli ya.”
Benden başkaları ona aldıkları
Bir iki çikolatayı bile hesaptan sayarken,
Ben ömrümü verdim bedavadan.
“Olsun.” dedim.
“Ben yavrumu yavrum olduğu için, canımın,
Etimin parçası olduğu için seviyorum.
Her şey, canım bile uğruna feda.”
“Bu hayat senin.” dedi anneannem bir gün bana.
“Ve bir daha gelmeyeceksin bu dünyaya,
Etin yenir, gönün giyilirken
Gençliğin, güzelliğin, tazeliğin elinden gitmeden
Bul bir hayat arkadaşı kendine.
Ben yedi tane doğurdum ama bak
Yatağımın sol yanı hep boş.
Evlat dediğin nankör bir kedi misali,
Verdikçe alır.” dedi.
Oysa benim meleğim bana
Sadece bir evlat değildi ki.
Arkadaşımdı, dostumdu, annemdi, babamdı,
Dert ortağımdı, hiç olmayan ablamdı,
Kardeşimdi, eşimdi, her şeyimdi.
Yıllarından ardından baktığımda çok zor yıllardı,
Çookkk zor!
İşten döndüğümde sırtımda yirmi beş kiloluk
Kömür çuvalını evime götürürken,
Sobamın külünü boşaltıp, sobamızı yakarken,
Kemiklerimin donunu çözüp,
Üst kattaki annemlerden uyuyan yavrumu,
Sırtıma yüklenip onu yatağına yatırırken,
Yavrum derin bir iç geçirip,
“Annem sonun da geldin ya.” deyip
Yine uykuya dalarken.
Üşümüşlüğüm bir türlü uyku tutturmazdı.
Ben o çileleri çekerken birileri,
Doğal gazlı evlerinde,
Sıcacık çorbalarını yudumlarlardı.
Sonra eşlerinin koynuna kıvrılıp deliksiz uyurlardı.
Oysa benim geceli ya da gündüzlü
Bütün kabuslarımda hep,
Enseleri kalın adamların iki de bir yolumu kesip,
“Hala mı inat kadın!
Bak ev istersen ev, araba istersen araba,
Bankaya istediğin kadar para,
Kızını yatılı özel okullarda okutursun,
Hanım olursun, kadınım olursun,
Gitmek istediğin zaman da çeker gidersin
Sana verdiklerimle rahat edersin,
Bana vereceğin bi et parçası
Ona da yetmiyor mu hiçbir para!
Üstelik çürüyorsun burada!” diyerek
Kömür çuvalımı yere düşürüyorlardı.
Küfürler savurup yeniden yükleniyordum
Hayatımın ağırlığını sırtıma.
Daha hızlı yürüyordum kızıma.
En çok anne olmaya çalışırken,
Babalığın ağırlığını da omuzlarımda taşıyordum.
Zor yıllardı, çookkk zor!
Bugün ilk defa kızım;
“Canım annem babalar günün kutlu olsun,
İyi ki varsın.” dedi bana.
Hiç yoktan durduk yere bana
En güzel hediyeyi verdi.
Babalık da güzel şeydi.
Ama zor yıllardı...
Çookkk zor!
Yine de sadık kaldım her daim kendime!
Aldatmadım hiç kimseyle
Ne beni ne de evladımı!
Başım dik...
Alnım apak hep!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...