okyanus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
okyanus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2024 Cumartesi

Bekletme Gayrı

...Bekletme Gayrı...
Ey benim gün ışığım!
Uykulu gözlerini güne açtığında,
Dudağının kenarına gülümseme yerleşsin diye,
Sana, sade kahve tadında öpücükler biriktirdim.
Merak etme...
Sen gelmeden önce,
Canımın bütün kırıklarının paslarını sildim.
Kalbimin odalarına,
Yepyeni rengarenk kırlentler yerleştirdim.
Bundan sonra, senin denizin neredeyse,
Orası benim sahilim.
Benim okyanusum neredeyse,
Orası senin limanın.
Ömür gelip geçiveriyor biz farkına bile varmadan.
Bekletme gayrı!
Gel kurul yüreğimin otağına.
Cemre.Y.

7 Ocak 2023 Cumartesi

Sevmek

…Sevmek…
Peki ya sen?
“Yanmak nedir bilir misin?
Ya da donmak?
Ya arafta kalmak?
Nasıl bir cennet ve cehennem arası hükümsüzlüktür o!
Bilebilir misin?”
“Seni sevmek,
Ailemden, geçmişimden ve geleceğimden vazgeçebilmektir,
Her şeyi uğruna yakmaktır.”demişti biri!
“Seni sevmek,
Kızgın kumlardan, hani o en susuz kaldığın sancısında bedeninin,
Okyanusun buz gibi sularına dalmak gibi bir şey” demişti biri!
“Seni sevmek mi?
Ben, başkaca hiç kimseyi sevemem ama!
Sana, dokunduğumda ne hissettiriyorsam öyledir.” demişti biri .”
Anlayamadım ki!
Sen...
Bunca sevilip bitenlerimin hangi eksiğisin ki!
Tamamlayasın!
Yüreğimin aşklı değil,
Sevdalı değil,
Meftun damarında ne işin var be adam?
Cemre.Y.

25 Kasım 2022 Cuma

Biliyorum, Normal Değilim

...Biliyorum, Normal Değilim...
Birinin gözlerinin içine bakıp...
Bütün sustuğum denizleri,
Bütün yutkunduğum okyanusları,
Bütün gün doğumlarını
Bütün gün batımlarını
Ve güvenimin kırıldığı bütün duvarları,
Şiir etmek isterdim ona romantik olsun diye!
Yoksa bana Güneş!
Tenimi saran ve ısıtan hep aynı güneşti yani...
Biliyorum, normal değilim,
Anormal sevseydiniz ya beni!
Cemre.Y.

11 Kasım 2022 Cuma

Savrulsam

...Savrulsam...
Sen gideli...
Çölümdeki fırtınalara bari yenik olsam diye
Kum olmak varken,
Savrulsam, savrulsam, savrulsam...
Tek tanem ile,
Okyanusun dibinde,
Bir mercan olsam diye avunurken...
Gittim de,
En azından,
Kurak bir toprak oldum çocuk!
Beğendin mi yaptığını!
Cemre.Y.

9 Eylül 2020 Çarşamba

Yıldız Tozları

...Yıldız Tozları...
Yazdan çalıntı bir Eylül akşamında,
Kaygılarıyla dolu yorgun heybesini yanına almış,
Geleceğe giden tek kişilik kayığıyla,
Güneşi bol olsun diye ömrünün yeni günleri,
Yalnız bir okyanusun tam ortasında,
Kürek kürek yıldız tozları topluyordu adam.
Geçmişinden sıyrılan tek kişilik bileti,
Kim bilir belki de artık,
Kimsesiz o kalbi yenilenecekti.
Günler hala uzundu,
Geceler hala kısa.
Yazın son demlerini yeni geçmiş,
Sonbaharına yeni yürek açmıştı.
Meleklere ricada bulundu,
Yorgun kollarına güç versin Tanrısı diye.
"Amin!" di.
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Çünkü Ağlamıyorum

...Çünkü Ağlamıyorum...
Hava tam da kara kıştan çalıntı bir sonbahar ayazı...
Çıkmaz sokak ortasını yeni geçip, kaldırım kenarında,
Kışlık hırkamın üzerine yazlık şalımı sarınmış tir tir titreyerek,
Koca mahallede yapa yalnızca yarı sönük ışığıyla ısınmaya çalışan,
O tek yanık sokak lambasının altında,
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum yine.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Otobüs durağı bile olmayan bir yerde,
Şehirler arası tren bekliyorum hala.
Yağmura inat göğün dibine bakıyorum çünkü ağlamıyorum!
Nimbus bulutlarını geçip,
Benim hayalimin pamuk şekeri bulutlarının üzerinden,
Okyanus rengini bulana kadar,
Atmosferi geçip starosfere takılıyor gözlerim,
Hadi gemiyi, tekneyi limanı, geçtim de,
İpini özgürlüğe koparmış bir takaya da mı rast gelmez insanın kaderi.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Saklambaç oyununda ebeyken, sen geriye doğru sayarken,
Gözlerini açtığında senin onları bulman için,
Hiç kimsenin, hiçbir yere saklanmamış olduğunu,
Arkadaşlarını ararken arka mahallede,
Onların sizi öylece kör bırakıp,
Gayet de sensiz ve mutlu,
Yakan top oynadıklarına hiç şahit oldun mu?
Ben oldum.
Hele büyüdükçe,
Daha çok koymaya başladı bu habersiz terk edilmeler!
Misal annem!
"Sen gelmeden...
Bir yere gitmem ama bir gitme be kızım!"demişti,
Biz ona, çok özlediği evinin hastane gereklerini almaya giderken.
Acelece her şeyini toparlayıp geldiğimizde termal evreydi.
Hayatımıza girip de artık gitmek isteyen herkes gibiydi yani.
Lakin ölüsünü dahi öpmek diye bir şey var!
Bencilce biraz belki ama sanki bir öpebilse geçecek sanıyor ya insan!
Son bir kez dokunabilmek ruhuna diye bir şey var ya hani?
İnsan istemiyor değil hani mezarına değil de içine bir girip çıkabilsem!
Ne bileyim bunca zaman geçti aradan tırnakların da erimiştir lakin,
Ne bileyim, dişinin teki olur, ne bileyim saçının bir teli olur,
Ölünce insan...
Geçince zaman...
Onlar da taşınmaktaysa bir yerlere, ora her neresiyse!
Yağmur olup yağamaz mı ki insan olan!
Usulca yere indirip kirpiklerimi...
İçindeki bütün yalnızlığımı damlatıyorum,
Ne de çok yağmur birikmiş gözlerime hayretle tebessüm ediyorum.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Çıkma madem öyle istiyorsan, çünkü ağlamıyorum.
Hala seni çok özlüyorum.
Ve hala da aynı seviyorum!
Ve çünkü...
Neyse!
Cemre.Y.

18 Ağustos 2019 Pazar

Uzun Suskunluklar Yorar Adamı

...Uzun Suskunluklar Yorar Adamı...
Üç beş hülyalı cümleden sonra,
Kendi fırtınalarına dalıyordu adam.
Sessiz bekleyişlerin sonundaysa...
El ve ayak tırnaklarına parlement mavisi ojeler sürüyordu kadın.
Uzun suskunluklar yorar adamı ya!
Fark etmiyor erkeğin adamlığıyla, kadının adamlığı!
Adam kendi okyanusunda boğulurken,
Kadın kavanozlar dolusu kelebek renkli misketleri salıyordu havaya.
Sessiz cümlelerin içinde iki kelime yoktu sadece sevilmeyen.
"Eyvallah!" ile "Neyse!" mutludur umarım bi yerlerde.
Zira...
Uzun suskunluklar yorar adamı.
Cemre.Y.

2 Ağustos 2019 Cuma

Nefes


…Nefes...
Yazlığının verandasından uzun uzun denize baktı kadın,
Üstündeki tişörtü çıkartıp kumsala doğru yürüdü...
Tam denize kulaç açmaya ramak kalmışken durdu.
"Ne çok hayallerimi erteleye erteleye, vazgeçmişim ah ne çok!
Hem de hepsinden birden!" dedi kendi, kendine.
Ağrıyan sağ dizinin kapağını okşadı usul usul…
Omuz başlarına sarıldı, öptü teker teker sağlı sollu.
Şimdi yeni bir hayat bekliyordu onu!
Ya öylece, okyanusa, nefessiz teslim olacak, boğulacaktı,
Ya da orada çoktandır onu bekleyen yeni bir nefese kulaç açacaktı.
Cemre.Y.

5 Haziran 2019 Çarşamba

Benim Bayramım Sensin Bil İstedim

...Benim Bayramım Sensin Bil İstedim...
Güneş ışıltılı saçlarına burnumu gömüp,
Her bir telinden, yaseminler, zambaklar,
İğde çiçekleri, nergisler, hanımeliler,
Leylaklar, sümbüller kokladığım.
Yosun gözlerinin derin okyanuslarında kulaç atarken,
Yüzünün her zerresini, gülüşünün gamzesini,
Boynunun, omzunun, sinenin,
Yüreğinin her bir ben tanesini ezber çektiğim.
Benim bayramım sensin bil istedim.
Misal sen şimdi gittin ya...
Omzumda saçlarının kokusu,
Sehpa da ellerinin dokunuşu,
Halılarımda ayaklarının izi kalmış.
Birkaç gün de öyle bayram ederim.
Cemre.Y.

16 Nisan 2019 Salı

Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı

...Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı...
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Uzunca yıllar da her hazana sardığımda,
Ellerimle kapatıp başımı,
Tahta sıralara aktardım gözyaşlarımı,
Teneffüs saatleriydi misal!
Arka sıradaki kız,
Bu sene annesinin ona bu doğum gününde de,
Ne hediyeler aldığını ballandıra ballandıra anlatıyordu.
Ders esnasıydı misal!
Sıralar arası not kağıtlarının,
Uçak olup, oğlanlardan kızlara uçuştuğu zamanlardı.
Zamanlar anlatıyordu derslerde,
Türkçe'nin ardından gelen İngilizcede de!
Sıfatı öğretmenken, hoca'm denilen o insanlar,
Ne de çok nefes tüketiyordu be!
"Çok arayacaksınız bugünleri çok!" derlerdi her ders bitiminde.
Ben daha yılın başından yapardım bütün ödevlerimi!
Daha iyi, daha çalışkan,
Daha parmakla gösterilen o inek olayım diye değil ha!
Arayacağımı hiç sanmadığım o zamanlar bir an önce bitsin diye.
Türkçe ya da İngilizce öğretmeni olsun fark etmez,
Diğer bütün öğrenciler kendi güncel haylazlıklarındayken,
Durduk yere bölerlerdi,
Kağıttan gemiler yapıp,
Ellerimle kapatıp başımı,
İnce ince döktüğüm gözyaşlarımdan yaptığım okyanus'umun akışını!
Hiç unutmam aynı gün Türkçe öğretmenimle,
İngilizce öğretmenim bir olmuşlar gibi,
Aynı soruyu sormuşlardı,
"Zamanın hiç olmamış hali nedir?" dedi biri
"What is the state of time never existed!" gibi bir şey dedi öteki.
Herkes hep birden sustu.
Birine "Kağıttan gemilerin çözünüp suya karıştığı an!"
Çünkü bütün kağıttan gemilerim battı!" dedim
Diğerine;
"When the my ships from the paper dissolve,
Because all my paper ships have sunk!" gibi bir şeyler dedim.
Lakin yine de zamanı ömrümden aşıramadım!
Hayat bana azimli bir garezle
"Try again!" demeye devam ediyor derdi neyse benle!
Oysa daha...
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Ne çığlık figan yorgunluklarımı gören oldu,
Ne de suskun cümlelerimin avazlarını hisseden!
Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı!
Dün Notre Dame Kadetrali yandı,
İçinde kamburum da vardı!
Büsbütün zaman an'da dondu yani!
Fransız'a, ve de Fransızcaya dair hiçbir anım da yoktu oysa!
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Herkes duydu ama, hiç kimse duymadı.
Cemre.Y.

2 Nisan 2019 Salı

Okyanus

...Okyanus...
Aslında ikimiz de uzak diyarların apayrı coğrafyalarında,
Ağulu kederlerin damaklarımızdaki kekremsi tadından çoktan yorulmuş,
Daha az önce akıtılıp giderken gülümsemiş de düşmüş birkaç şiirin,
Birer gözyaşı damlası kavanozunun içlerindeydik.
Hatırlamıyorum ilk kim kimin şiirine çarptı da,
Hiç yoktan birer dere yatağı oluştu, ardından akarsular,
Güneşin kuraklığına inat koca koca nehirler!
Sanki az biraz zaman sonra ikimizden koca bir okyanus doğacak.
Sonra durduk yere biz baharın ilklerinden birine,
Kokusu en güzel, en çiçekli günlerine öykünürken,
Tam da ömürlerimizin sonbaharlarını kara kışlarıyla savuşturmuşken,
Lodos var dedi haberler hiç olmayacak bu mevsimde!
Güya kasıp kavuracakmış önünde ilkbahara, yaza dair ne varsa!
Ardından fırtına çıkacak, denizler, okyanuslar taşacakmış güya.
Düşünce çakıllı şapkalarımızı atıverdik önümüze,
İkimiz de ayrı ayrı bağdaş kurduk geleceklerimize,
Olmayacak bir hayale bunca coğrafyayı geçip,
Bunca iklimi aşıp, bunca hayali bir daha kırmaya değer miydi?
Bana sorsanız ben hep yarı yolda kuruyanlardanım.
Hep de merak etmişimdir okyanus kadar sevilmeyi.
Varsındı sonu ne olursa olsundu.
Hem kim biliyor ki henüz yazılmamış bir romanın sonunu?
Düşünce çakıllı şapkalarımız başımıza ağır gelmeseydi,
Ya da eskilerden artık...
Nihayet kurtulup yeni bir şapka almayı düşünebilseydik!
Ben denedim, lakin boynumdan yukarısını göremiyorum ya hani!
Boğazımın ilmeğinde kalmasın o da...
Bu sefer rengini o seçsin diledim.
Sonra bir baktım ki rengini soracak kimsem kalmamış!
Hani maviyi severdim ya eskiden, mavi, şimdi gözlerimde asılı kaldı.
Yeşili ayrı bir sever oldum birden yüreğim kendime aktı.
Toparladım hayallerimin kırık canlarını hemencecik,
Bana karışmaya çalışan ne kadar nehir, akarsu, dere, çay, çağlayan,
Yine hiç umursamadan, güneşin kavurucu soğuğuna sığındım...
Bundan gayri ne gözyaşı kavanozu kalmıştır,
Ne de eski düşünce çakıllı şapkam!
Ne geçmiş kalmıştır, ne de gelecek mi, gelmeyecek mi kaygısı!
Ki üstelik gözün gözüme değmeden göze filan da gelmiş olamayız.
Bence biz, en çok, "Söz!"e geldik.
Lodos var dedi haberler hiç olmayacak bu mevsimde!
Güya kasıp kavuracakmış önünde ilkbahara, yaza dair ne varsa!
Ardından fırtına çıkacak, denizler, okyanuslar taşacakmış güya.
Bundan sonra güneş de benim, fırtına da, kasırga da!
Hani başarabilirsen bir gün batımında,
Bir tek gülümseyişli bakışınla aklımdan yüreğime dokunmayı,
O vakit geçilir coğrafyalarımızın haritası,
O vakit durulur yürek iklimlerimizin karmaşası.
O vakit durup bakarız yıldızlara,
Öyle ya bize ne, birer meteor yanığının dünyaya düşmesini,
Yıldız kayması sanıp onca saf aşığın oturup dilek tutmasından.
Hiç yoktan okyanus oluruz, içinde adlarımız olan!
Cemre.Y.

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Hiç Kimse

...Hiç Kimse...
Kocaman hayallerime sığdırdığım,
Küçücük bir dünya'm vardı oysa...
Onlar okyanusa kulaç açmayı beklerlerken,
Ben kısacık zamanlarımda duru ve durgun denizlere,
Onlardan önce kulaç atıyordum.
Bu bile onların haset rüzgarlarıyla
Beni kendi fırtınalarında boğmalarına yetiyordu.
Küçücük mutluluklarımın hayat rüyasından,
Canımın can kırıklarında...
Sanki bana ne düşmalıkları varsa!
Adım adım ezildikçe ezildirilmeye çalışıyordum.
Sonra...
Susmaya karar verdim.
Durgun denizlerimin,
Afili fırtınaları değmezdi artık hiç kimse'm.
Kusura bakın madem.
O akıllıca akıllarınızı…
Kendilerinize hatırlatıp durun lütfen!
Beni kendi canımın can kırıklarıyla baş başa bırakın.
Cemre.Y.

21 Haziran 2018 Perşembe

Cancağızım

...Cancağızım...
Kadın verandada oturmuş okyanusa doğru derin derin bakıyordu.
Bütün kışları ruhunu dondururken,
Yalnız yağmurları evinin camlarını ağlatırken,
Sisli camların içinde boğulmaktan korkarak hemencecik bir kalp çizip
İçine koyacağı isimlerin
Baş harflerinden diğerinin ne olacağını bilemezken,
Hep bugünü beklemişti.
Nihayet yazın başladığı gündü o gün...
Kalktı, radyosunu açtı son ses...
Biliyordu ki sıradaki şarkı hangisiyse artık ona gelecekti.
Şansına Keiko Matsui-Steps Of Maya çıktı.
Kadın içinden coşan bir sevinçle gülümseyerek teşekkür etti evrene!
Mutfağa gitti, dolabı açtı,
Şöyle güzelce bol buzlu en sevdiği birasını kadehine doldurup
Verandasındaki yumuşak koltuğuna iyice kuruldu.
Bir sigara yaktı.
Astımına aldırmadan deriin bir nefes çekti.
Birasından içten bir yudum aldı.
Okyanusun dalgalarını seyretti,
Köpüklerin şehvetengiz bir şekilde kumlarla sevişişini...
Sonra gözlerini kapattı.
Yine gülümsedi.
Bu sefer tamamen içindendi, eksiksiz bir gülümsemeydi,
Nihayet tam'dı yani.
Gözlerini huzurla yeniden açtığındaysa
Daha yarım saat önce yemek sonrası yürüyüş için tatlı tatlı atıştığı
Birkaç yıllık kocası tam da burnunun dibindeydi.
Adam gülümseyerek
"N'oldu hatunum,
Yıllar önce bana verdiğin söz ile seninle koşarım bile deyip de
Yarım saat önce dizinin ağrısını bahane edip
Beni yalnız başıma,
Yürümeye yolladığını mı düşünüyorsun öyle hınzır hınzır!" dedi.
Şimdi de radyoda
"Geçip giden zamanları bir yerlerde bulsam!" çalınıyordu son ses.
Kadın adamının burnunun ucuna bir öpücük kondurarak radyoyu işaret etti.
Adam hemencecik anladı.
Yürüyecek mecali olsaydı kadını onu asla yollamazdı.
Üzülüverdi kadınının dizinin ağrısına!
"Aman be sultanım sabah yürüdük zaten,
Hem bu kısacık yalnızlıklar da iyi geliyor bize,
Ben giderken seni özlüyorum, sen kalırken beni.
E!
Fena mı yani!" diyerek,
Kadının kemiğinin içinden ağrıyan sağ dizinden öpüyor.
Kadının aklına annesi geliveriyor birden!
"Hala öpünce geçiyor muş be anne'm." diye geçerken içinden
Burnunun direği sızlayıveriyor.
Adam bir an utanıyor yaptığı hareketten,
Sanıyor ki yarasının yerini gösterdi diye üzüldü kadını!
Kadın usulca doğrulup öpüyor adamı yüreğinden.
Zamane hatunları gibi lafı eveleyip gevelemeden,
Türlü çeşit dolambaçlı dolaylı tümleçlerle adamının beynini yormadan
"Hakikaten saf sevgiyle, şefkatle öpünce geçiyormuş be adam,
Anam da böyle öperdi, çocukluğumdan öptün ya sen beni,
Hadi biraz yüzelim madem!" diyor.
Adam anlıyor!
Adam için,
Bir kadını anlayabilmek kadar daha büyük bir mutluluk yok dünyada!
"Şimdi bu ne demek istedi?" yok.
"Ya ben yine ne yanlış ya da doğru yaptım?" yok.
"Anam bu kaç yıl öncesinden bir gönderme acaba?" yok.
"Tüh ya!
Kadınımın dizi ağrıyor diye benle gelemedi ama
Ben az önce kumsalda tek başına koşan o genç hatunun
Löp löp atan sağ ve sol lobuna gözlerinin takıldığını mı hissetti acaba!
Yok yok o kadar da değil…"
Ama en azından anlık göz atışı olduğunu da hissetmiştir kadını.
Yani o genç hatun sadece savura savura koşuyordur.
Adamı zihninde onu o kumsala yatırıp
Gençliğinde olduğu gibi hayalinde sevişmemiştir en azından!
Kaldı ki hatununun da zaman zaman,
Yakışıklı bir bey'e gözleri takılıp kalmıyordu hani.
Neyse ki sadece birbirlerine bakıyorlardı uzun uzun,
Hatta bazen hiç göz kırpmadan!
Üstlerinde ne varsa soyunup el ele koşuverdiler okyanusa...
Artık eskisi kadar uzun süreli yüzemiyorlardı,
Hemen yoruluyorlardı zaten.
Durup, ufka baktılar, güneş batıyordu,
Göz göze geldiler, uzunca öpüştüler!
Kadının epeydir jöle gibi olan memeleri
Ne kadar da diri görünüyorlardı akşamın serin sularındayken.
Adamının epeydir uyuyan prensi nasıl da uyanabilmişti böyle birden!
Aylardır güvenli yataklarında birbirlerine sunamadıkları mahremlerini,
Mahremsizce sundular birbirlerine!
Zaman...
O anlar'da durmuştu sanki iki sevgiliye...
Mutluluk sarhoşuydular,
Sarılıp, öpüşüp kumsala, verandalarına baktılar uzun uzun...
Orası mutluluklarının ilk durağıydı, bu okyanus ise son durağı!
Neredeyse öleceklerdi hazzın doruğundan.
Sonra gözleri ışık oyunu oynadı onlara.
Verandalarına yaklaşan iki genç vardı, bir kız, bir oğlan!
Yüzlerini yeniden yıkadılar, yeniden baktılar ama hala oradaydılar!
Ah ne kadar da...
Oğlan adamının, kız da kadının gençlik fotoğraflarına benziyordular!
Kızla oğlan konuşa konuşa verandadan eve geçtiler!
Hırsız mı yoksa bunlar!
Odaları teker teker gezip tekrar verandaya çıktılar, kız endişelendi
"Bira kadehindeki buzları erimemiş daha!
Zaten sigarasını da hala tam söndürmeyi öğrenememiş!
Benim annem uzakta olamaz!"
"Oğlan endişelendi.
"Babam ancak uzun yürüyüşler sonrası bir puro yakar
Ve beyaz şarabının son yudumu da hala kadehte!
Benim de babam uzakta olamaz!"
E hani siz bu geceki rakı balık davetimizi
Biriniz babanıza gidecek,
Diğeriniz ananıza gidecek diyerek koalisyon kurup bizi reddetmiştiniz!
Hayır, o kadar endişeli bir sesle konuşuyorlar ki,
Neredeyse birbirlerini suçlayacaklar!
Ölmüş numarası da yapamayız yani!
Yani okyanusun kuytu bir köşesinde bile olsan,
Kaç yaşında olursan ol denize çıplak girmiycen anacım!
"Evlilik yıl dönümümüz kutlu olsun adam!
Sen şuraya yüz, ben şu köşeye...
Herkes kendi evladından istesin havlusunu,
Ayıp diye bir şey var bu dünyada!"
Ya bu geceden, ikimizin bir çocuğu olursa!
Cemre.Y.

22 Mayıs 2018 Salı

Ben Olursun

...Ben Olursun...
Sen'i...
Kırmızı bir lalenin siyah tanesinde özümserim.
Sen'i..
Çimen kokulu bir bahçenin salıncağında koklarım.
Sen'i...
Mavi'ye hasret bir okyanusta,
Son nefes gibi çekerim içime
Bundan sonra baştan sona ben olursun.
Cemre.Y.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Okyanus Yürekli'm

…Okyanus Yürekli'm…
Sen yanlış anladın beni okyanus yürekli'm.
Ben sadece senin denizinin tuzunu,
Gözyaşımın tuzuna katmak istedim…
Cemre.Y.

8 Nisan 2018 Pazar

Hayat Bu

…Hayat Bu…
Sabahında uyanılan her gün,
Yeni bir "Günaydın" demektir ve hayat,
Nefes almaktan ibaret değildir.
Ansızın karşına çıkan,
Gök mavisi bir ışıltıda,
Kendini bulutlarda hissedebilirsin,
Ya da okyanus yeşili bir bakışta,
Huzura ve güvene kulaç atabilirsin.
Hayat bu her şey olabilir.
Belki de bütün olay,
Gittiğin yönü değiştirmekte.
Hayat denen şey,
Zamanlamanın doğru olmasına bağlı aslında.
Cemre.Y.

11 Mart 2018 Pazar

Sana Dair

…Sana Dair…
Sana dair…
Kaç okyanus daha susmam gerek!
Sırf sen su üstünde de
Nefes almayı unutma diye…
Yüz artık yüz!
Cemre.Y.

10 Şubat 2018 Cumartesi

Güven Bana

…Güven Bana…
Sonra ben ona dedim ki;
"Yarim ben okyanusa düşsem,
Sen beni piranalardan korursun.
Afrika'nın balta girmemiş ormanına düşsem,
Sen beni canavarlardan korursun.
Olmaz ama!
Ola ki sen korkacak olsan,
Ana gibi sakınır kollarım ben seni.
Güveniyorum sana,
Güven bana.
Cemre.Y.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Sevişmek Cinsel Bir Eylem Değildi Sadece

...Sevişmek Cinsel Bir Eylem Değildi Sadece...
Kalem...
Yürekten akıp,
Dilden sızamayanı kolay yazar çocuk!
Gizleri...
Acıları...
Aşkları...
Hasretleri...
Nefretleri...
Vedaları...
Hepsini.
Aynı acıyı çekmeyen birinin,
Asla anlayamayacağı ne varsa işte!
Şiir olur harflerin,
Bir uçurum kenarında şelale olur
Akar, akar, akar…
Deli dolu çağlayan bir nehir olur bazen,
Bazen dingin bir dere oluverir!
Sonunda bir denize yol alır çocuk.
Belki, okyanusa açılır bazen!
Bazen de
Manzarası eşsiz bir göl olur biriktirdikleriyle.
Ama illa ki en sonunda,
Bir dağ yamacında,
Yoldan geçen o son yolcunun,
Suya kanacağı minicik bir gölet olur.
Gölcüğün içindeki bir bakır tas su olur.
Gün olur, buhar olur göğe çıkar,
O ilk yağmur tanesi olup,
Göz pınarlarına konar da,
İllaki en sonunda,
Gözünün yaşının bir damlası olur be çocuk!
Sen bütün renklerin dilini biliyordun
Gittin nefreti seçtin!
Yoksa bana o son buğulu bakışında,
Sarıp sarmalayıp seni,
İçmez miydim göz pınarlarında birikenleri!
Yoksa sevişmek
Cinsel bir eylem değildi sadece!
Renklerinle kal çocuk!
Cemre.Y.

31 Ekim 2017 Salı

Solmasın Gözlerinin Yosun Yeşili

...Solmasın Gözlerinin Yosun Yeşili...
"Acaba?"dedim
Yosun gözlerinden içeriye
Girebilir miydim yine?
Daldım gözünün bebeğinden derine,
İçine, en içerine, en derinine.
Gördüm ki
Senin okyanusun hala bendim...
Oysa sen bir çağlayan kadar
Özgür olmayı tek hak eden din...
Ancak bir damla suyun ile bana gelen din...
Artık yine durul yüreğimde
Ey bedbaht sevgili
Nasılsa yine bulursun sen
Yine bizi uçurum boyundan
Ç/ağlatacak özgürlüklerini...
Yeter ki solmasın gözlerinin yosun yeşili.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...