hazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2024 Salı

Hayat Gibi

...Hayat Gibi...
Benim iki yüzüm var evet!
Bir yanım hazanı ve hüznü dinler,
Sol yüzümden ağlar ağlar, kedere boğulurum.
Bir yanım baharı ve yazı dinler,
Sağ yüzümden güle oynaya, hayata çıkarım.
Yapacak bir şey yok!
Ben böyleyim, hayat gibi.
Cemre.Y.

4 Eylül 2022 Pazar

Şimdi Lazım

...Şimdi Lazım...
Şimdi bir parça güneş lazım bana,
Bir parça da ılıman iklimli deniz lazım.
Günler iyice griye kesmeden,
Mor çiçekli akşam sefalarım yaprak dökmeden,
Ruhumu kasvetli,
Hazanlı, hüzünlü sonbahar sarmadan,
Yalnızlık hırkamı sırtıma asmadan lazım.
Mutluluğa dair ne varsa şimdi lazım üstadım.
Sonrasını aşarız birlikte!
Cemre.Y.

17 Haziran 2022 Cuma

Güven Duvarı

...Güven Duvarı...
Sana düşler ülkesinin,
Hayaller şehrini vaat etmek isterdim hep!
Ömrünün her günü,
Apayrı güzelliklerle geçen günler isterdim misal.
Lakin...
Ne vakit...
Hüznümden, hazanımdan sıyrılıp,
Güneş güzeli sabahlara uyanıp,
Umutlanmaya kalksam,
Akşamında, yıldızlar kaptılar rüyalarımı.
Güven duvarımı kemirdi kemirgenler.
Seni sevmek kolay iş güzelliğim,
Seni sevmek ibadet gibi bana,
Lakin artık neresinden güveneceğim hayata?
Cemre.Y.

9 Aralık 2021 Perşembe

Ne Çok Unuttum Sevmeyi, Sevilmeyi

…Ne Çok Unuttum Sevmeyi, Sevilmeyi…
Bir damla mutluluk için, çok keder ödedim!
O bir damlanın bedeliyse,
Okyanus kadar gözyaşı oldu.
Oysa şimdi,
Ne çok unuttum sevmeyi, sevilmeyi.
Bir yanım hazanı ve hüznü dinler,
Bir yanım baharı ve yazı özler.
Cemre.Y.

24 Kasım 2020 Salı

Gönlümü Üzdün


...Gönlümü Üzdün...
Her ne kadar kin tutamasamda,
İçimden...
"Sen benim,
Gönlümü üzdün!" dediğim insanlar vardı elbette.
Cemre.Y.

1 Eylül 2020 Salı

İyi Ki

...İyi Ki...
Ah be sevgili...
Yaz yorgunu ömürlerimiz sonbahara hazırlanırken,
Nasıl da yaprak yaprak gülümsetiyorsun hayallerimi.
Durduk yere fesleğenim çiçek açtı misal.
Durduk yere kundağa sardım mutlu aile yokluğumu.
Durduk yere Eylül açtı yüreğimde.
Hiç yoktan...
"İyi ki" sin.
Hazana doğru akıp giden ömrüme.
İyi ki!
Cemre.Y.

20 Haziran 2020 Cumartesi

Sakın Ha

...Sakın Ha!..
Sana daha...
Su yeşili rüyalarımın,
Nasıl hazana kestiğini...
Azur mavisi hayallerimin,
Nasıl da zemheriye estiğini anlatacaktım!
Sonra...
Yine gök gürledi bir yerlerde,
Yine yağmur ağladı ömrümün coğrafyasında,
Gözlerimin içinden içeriyi,
Yine hiç kimse göremedi!
Hiç yoktan...
Yine yıldırım düştü bir yerlere...
Gök gürültüsünden ve de şimşek çakmasından
Üstüne bir yerlerde yıldırım düşmesinden,
Çok korktuğumu bile bile,
Ne demeye...
Beni yalnızlığa mahkum yaratmış acaba yaradan?
 Hayır ben ona taa kalubeladayken ben ona,
Ne gibi bir hadsizlik yapmış olabilirim ki? 
Bildiğim kadarıyla şeytan da değilim!" demişken...
Durduk yere kendime yeni notlar yazarken buldum ben'i...
"Sakın ha!"
Cemre.Y.

10 Aralık 2019 Salı

Derdi Olanı Ağlatmak Kolay Şey Azizim

...Derdi Olanı Ağlatmak Kolay Şey Azizim...
Ne vakit durduk yere gelecek güzel günlere hayallenip,
Azıcık heves edip neşelensek, azıcık gülüp, bir de kahkaha koyvermişsek!
Hiç yoktan hallenir birileri, hayalin hayalini dahi çekemezler de, en gamlısından,
En hazanından, en zemherisinden, en kanserinden açarlar bir uzun hava!
İçli içli sesli nefes ederler ya hani, ağlarsın ciğerine ciğerine.
Öyledir zira...
Derdi olanı ağlatmak kolay şeydir azizim, zor olan güldürmek!
Cemre.Y.

16 Nisan 2019 Salı

Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı

...Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı...
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Uzunca yıllar da her hazana sardığımda,
Ellerimle kapatıp başımı,
Tahta sıralara aktardım gözyaşlarımı,
Teneffüs saatleriydi misal!
Arka sıradaki kız,
Bu sene annesinin ona bu doğum gününde de,
Ne hediyeler aldığını ballandıra ballandıra anlatıyordu.
Ders esnasıydı misal!
Sıralar arası not kağıtlarının,
Uçak olup, oğlanlardan kızlara uçuştuğu zamanlardı.
Zamanlar anlatıyordu derslerde,
Türkçe'nin ardından gelen İngilizcede de!
Sıfatı öğretmenken, hoca'm denilen o insanlar,
Ne de çok nefes tüketiyordu be!
"Çok arayacaksınız bugünleri çok!" derlerdi her ders bitiminde.
Ben daha yılın başından yapardım bütün ödevlerimi!
Daha iyi, daha çalışkan,
Daha parmakla gösterilen o inek olayım diye değil ha!
Arayacağımı hiç sanmadığım o zamanlar bir an önce bitsin diye.
Türkçe ya da İngilizce öğretmeni olsun fark etmez,
Diğer bütün öğrenciler kendi güncel haylazlıklarındayken,
Durduk yere bölerlerdi,
Kağıttan gemiler yapıp,
Ellerimle kapatıp başımı,
İnce ince döktüğüm gözyaşlarımdan yaptığım okyanus'umun akışını!
Hiç unutmam aynı gün Türkçe öğretmenimle,
İngilizce öğretmenim bir olmuşlar gibi,
Aynı soruyu sormuşlardı,
"Zamanın hiç olmamış hali nedir?" dedi biri
"What is the state of time never existed!" gibi bir şey dedi öteki.
Herkes hep birden sustu.
Birine "Kağıttan gemilerin çözünüp suya karıştığı an!"
Çünkü bütün kağıttan gemilerim battı!" dedim
Diğerine;
"When the my ships from the paper dissolve,
Because all my paper ships have sunk!" gibi bir şeyler dedim.
Lakin yine de zamanı ömrümden aşıramadım!
Hayat bana azimli bir garezle
"Try again!" demeye devam ediyor derdi neyse benle!
Oysa daha...
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Ne çığlık figan yorgunluklarımı gören oldu,
Ne de suskun cümlelerimin avazlarını hisseden!
Herkes Duydu Ama Hiç Kimse Duymadı!
Dün Notre Dame Kadetrali yandı,
İçinde kamburum da vardı!
Büsbütün zaman an'da dondu yani!
Fransız'a, ve de Fransızcaya dair hiçbir anım da yoktu oysa!
Daha kundağımda susturulmuştu çığlıklarım,
Herkes duydu ama, hiç kimse duymadı.
Cemre.Y.

27 Kasım 2018 Salı

Hazan Yaprakları

...Hazan Yaprakları...
Meğer ne çok birikmiş ömrümün hazan yaprakları,
Yaprak ağacına küsmüş, dalı gövdesine dargın,
Gövde toprağına kırgın.
Yoksa suçlusu yok bu heba olan ömrün.
Mevsimdi, rüzgardı, yağmurdu hep bahane.
Vakit ömrü kırk dört geçiyor sevdiğim.
Ve bu hayat hikayesi bitmek üzere.
Hazan yaprakları çoktan çöpe atıldı.
Gel biz bu ömrü de yakalım,
Yazıp yazıp silmek, sonra üstüne yeniden yazmak yerine.
Kendimize yeni bir defter alalım.
Ve mevsimlerden sonbaharı,
Ve ille de zemheri ayazlı kışları da es geçelim olmaz mı?
Cemre.Y.

26 Kasım 2018 Pazartesi

Sonbahar Akşamı

...Sonbahar Akşamı...
Hüzünlü bir sonbahar akşamında,
Sana gurbet biçtim sevdiğim.
Kıyısı yalnızlığıma vurmuş o parkta,
Amaçsızca yürürken,
Sarı saçlarım hazana karışırken,
Yağmur saklıyordu gözlerimden akan yaşlarımı.
Öyle ya...
Dal yapraktan soğumuşsa,
Yaprak rüzgara kapılmasın da neylesin.
Bundan gayri senin vatanın ben değilim.
Cemre.Y.

18 Ekim 2018 Perşembe

Halin Nicedir

...Halin Nicedir?...
Ey benim sesine sevdalandığım,
Uzak diyarlardan,
Soğuk sonbahar akşamlarından,
Hazan yapraklarının,
Yağmura savrulduğu gecelerden,
Kimi zaman,
İnsanın içini öldüren koca koca yalnızlıklardan,
Ve soğuk yastıklardan sesleniyorum sana…
Nasılsın, halin nicedir?
Afiyette mi yoksa gam da, keder de misin?
Misal, arada bir durduk yere...
Burnunun direği sızlar mı senin de!
Cemre.Y.

3 Ekim 2018 Çarşamba

Yaralıyım Sevgilim

...Yaralıyım Sevgilim...
Bırak yüreğini yüreğimle uyutayım diyorsun ya
Yaralıyım sevgilim...
Aylardan hazan, hayatlardan hüzün.
Kasım taneleri de düşer yakında.
Ben sana nasıl sevda yükleyeyim.
Cemre.Y.

6 Eylül 2018 Perşembe

Eylül Mü?

...Eylül Mü?...
Sarıya meyyal yapraklar,
Dallarına sımsıkı sarıldığı ağacını terk etmek için,
Eylül'ü bahaneye bulayıp ufacık bir rüzgarı bekler.
Günlerin gecelere karıştığı oynak günler,
Çoktan denizin derinliklerine dalmış,
Mavinin ufkunda öpüşülerek uyanılan sabahlar,
Çoktandır yerini yalnız uyanışlara bırakmıştır.
Deli dolu yaşanan onca aylar,
Onca yıllar boyunca hiç Eylül gelmemiş gibi,
Zemheri ayazlarında,
Gecenin soğuğunda buz tutmuş ayaklar,
Birbirini ısıtarak,
Hiç rüya görmemiş gibi günlerden, haftalardan,
Aylardan, yıllardan sadece o gün Eylül'müş gibi,
Sanki ağaç dalına hiç küsmemiş,
Dal yaprağına hiç gücenmemiş gibi,
Yine de,
Onu sarıp sarmalamamış gibi terklere bahanedir Eylül.
Eylül mü?
Bir görseydiniz on bir ay boyunca onu beklediği halde
Her ilkbaharın ortasında görünüp,
Birkaç zaman sonra solup giden
O son lalesinin arkasından bakarken ki,
Yosun gözlerinin yaş tanelerini.
Bütün vedaları, bütün hazanları,
Bütün kaçışları yükleyin Eylül'e...
Nasılsa biliyor ya,
Kasım da başka aşklar hasreti yükleneceğinizi,
Sessiz bir sükunetle izler arkalarınızdan bütün gidişlerinizi.
Eylül mü?
Siz hiç Eylül'e sormadınız ki!
Lale sever o!
Gözünün nuru, ciğerinin nefesi kadar sever.
Çocukluğunun erken yükü, ergenliğinin göçebe göynü,
Yolların amazon kahramanı kadar sever.
Eylül mü yani?
İlkbaharların geleceğini hiç unutmayan,
Sonbaharın tek yükümlüsü.
Lale mevsiminin,
On iki ay sürmesi gerektiğini hayallenen Eylül!
Bütün suç onun yani.
Neyse peki.
Biz yine "Şerefimize!" deriz.
Ya siz!
İyi bakın yüreklerinizin diplerine,
Bir yudumluk bari kalmış mı şerefleriniz?
Cemre.Y.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Ben Unutmak İstedikçe

...Ben Unutmak İstedikçe...
Ne vakit birileri...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" dese!
Kan beynime sıçrıyor yine, yeniden.
İçimden bir çocuk masalı tutturuyorum hemen,
Yoksa hatırlamaya,
Onca unuttuklarımı hatırlamaya en başından hatırlıyorum!
Yoksa...
Gülüyorsam o an mesela...
Burnumun direği sızlıyor,
En son hissettiğim o güneş kokusu geliyor tam ucuna,
Ağlamak istiyorum.
Hem öyle iki üç damla akıtıp sonra aşağı inip bi sigara içip,
Hayata inadına yeniden gülümsemelik de değil ha!
Bildiğin ölüm ölüm ölmek...
Ama öldüğümden bile haberim olmamak istiyorum.
Bugün de birileri, yine...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" deyiverdi öylece.
Bunca yıldır bana sorulan,
O meşhur sorunun cevabını bulamıyordum ya kafamda!
İlk gençlik yıllarımda...
Bana ufacık bir bel çantası yeterken,
Ki o zamanlar,
Ne şu zehir zıkkım yedeği dahi olması gereken sigara paketim vardı,
Ne de...
Ki zaten genelde aranmıyorum diye,
Çalmayan o kocaman cep telefonum!
Ne de...
Benden artık kurtulunması gereken fazlalık hissiyatım!
Hala Ticaret Lise'sindemiydim o vakitler,
Üçüncü sınıfın stajını bitirmiş miydim acaba?
Rahmetli anacığım,
Stajdan kazandığım o paraları bile cebimden alırdı zira!
Bir de çetele tutardı.
"Giyimin şu kadar, yiyimin şu kadar,
Yol paran, elektriğin, suyun, vesairen...
Yani sen bana hala borçlusun?"
Benden bir küçük erkek kardeşimin de çıraklıkta canı çıkarken,
Ona kıyamayıp,
Fazladan harçlık verenlerin de bütün paralarını alırdı rahmetli.
En küçüğümüz...
Hep en küçüktü.
Bize verilmeyen harçlıklar ona verilmeliydi.
Tekne kazıntısıydı ve şükür ki o da erkekti.
Ve hem de en güzeli.
Bilemedim ki rahmetli anam!
Ben ilk doğduğumda
"Mini minnak bu, üstelik sigara gağıdı gadan,
Bi de bi ton başlık parası verdik,
Doğura doğura kız doğurmuş gızan!"
Kaynanasının kaynanası tarafından dediydi diye miydi bunca hazan.
İlk resmi işimdeki adam babacan bi adamdı.
Emirganın yarısı onlarındı.
Aşık olmuş evin hizmetlisine!
Siz bütün Yeşilçam filmleri hayal ürünü sanırken ben,
Asmalı Mescit'te o zamanlar yıkılmamış olan apartmanın,
Hepsinden birden kira alan bir adamın kasasından sorumluydum.
Sayfa sayfa okuyordum mahkeme kayıtlarını!
İki haftada bir gelip,
Sadece soğuk bir "Baba!" kelimesini harcadığı o adamdan,
Fransız Lisesindeki okulunun aylık taksitini yatırmazsa eğer
Annesinin evlere temizliğe giden geliriyle
Onu orada okutamayacağı yakarışlarını yan odadan duyarken de
Gidip gidip o mahkeme sonuçlarını tekrar tekrar okuyordum.
Bilmem ne kimin, bilmem ne kimle oluşan çiftleşmesinden doğan,
Bilmem ne kim...
Yüzde doksan dokuz nokta dokuz bilmem kimin çocuğuydu.
Aile de sülale de kabul buyurmamıştı çocuğu!
Neden bilmem,
O adam kızının okul aylığını yatırmak için bana tam çektirirken,
Senti sentine öderdi o Fransız Lisesinin aylığını dolar olarak öderken!
Geriye kalan birlik dolarlar para etmezdi o zamanlar!
Ama onlara da bir sonraki aydan düşülmek üzere tam yatırmazdı asla!
Bir dolarları bozan Beşiktaş'ta sadece bir tek döviz bürosu vardı.
O birkaç doları bana verir,
"Akşam iş çıkışı git bozdur bunları." derdi bana.
Gider bozdururdum tabi.
Yoksa işten kovulursam anneme nasıl anlatırdım ki durumu?
Hiç istisnasız ertesi gün hepsini bana verirdi.
"Bu senin bak!
Biliyorum verilenin hepsinin alındığını,
Özel bir ihtiyacın olur alırsın." derdi.
Bu kadar babacan bir adam...
Nasıl olur da öz kızına bir kere olsun canı gönülden sarılmazdı.
Onu da okudum çok sonra...
Adam özel kasasında her gün...
İstisnasız her gün hem kızına mektup yazıyordu,
Hem de delicesine sevdiği anasına!
"Ölürsem..." diyordu.
"Ölürsem bir gün hatunum!
Seni o yıldızlı gecede kamelya da o ilk öptüğüm gün kadar seviyorum.
Ölürsem bir gün, ah benim minicik, yumuk yumuk parmaklı kızım!
Seni o ilk doğduğun gecede,
Bana o ilk baktığın gün kadar seviyorum.
Ama ne var ki...
Ben ölmeden önce sizi öldürürlerse diye çok korkuyorum!
Minnetli sevgilerimle" diyerek bitiyordu bütün mektupları.
O günlerdeydi işte benim ilk büyük çantamı alışım,
Oturduğum binanın beşinci katındaki evimizin,
Penceresinin pervazında ölüme aşık atarken,
Son defa baba' dan boynumda çantamla
Annem gelene kadar bekleyip kendimi, namusumu yine kurtarışım.
Sonrasını yazdım birkaç kere...
İntihar ettim, son bir sigara içtim, kustum
Üç gün baygın yattım.
Rahmetli anamın tekmesiyle uyandım.
Ölmemiştim!
Bunu mu hatırlamam gerekiyor?
Daha niceleri var!
Evet haklısınız...
En azından on sekizimden sonramı hatırlıyorum!
Yakın geleceğe de sıram gelecek.
Hiç değilse artık!
Günlük çantamda ne diye bir hafta yetecek kadar eşya taşıdığımı,
Bir haftalık valizimde,
Ne diye bir yıl yetecek kadar eşya taşıdığımı biliyorum.
Ben...
Sadece...
Zaten kimse'm yok ya...
Kimsesizliğime yetmeye çalışıyorum.
Neyse ya neeyyysee!
Cemre.Y.

6 Mayıs 2018 Pazar

Bir Daha Bahar Gelir Mi?

…Bir Daha Bahar Gelir Mi?...
Bazen…
Aşk oluyor…
Gerçek sanıyorsun.
Gülümsüyorsun hayata…
Hepsi bu!
Sonrası hazan…
Kim bilir bir daha bahar gelir mi?
Cemre.Y.

24 Aralık 2017 Pazar

Anlamadım Ki

…Anlamadım Ki…
Ne tuhaf biliyor musun! ?
Herkes…
Mutlu olmamı istiyor benden giderken.
Mutluluğu,
Küflenmiş sevdalar dolu,
Kendi hüzünleriyle kırıştırırken,
Beni de, ilkbahara az sayıp...
Hazanla mı çok karıştırıyorlar,
Anlamadım ki!
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Şiiri Küsmesin Diye

...Şiiri Küsmesin Diye...
Ne zaman kirpiklerime gölge düşecek olsa
Bilirim sızlar burnunun direği
Bir martı yüreği kanat çırpar uzaklarda
Bir serçe başı konuverir güneşin üzerine
Hüznüme hazan sarınır
Şiirleri susar
Ne zaman buruk gülümseme yerleşiverse
Dudaklarımın kıvrımlarına
Bilirim sevinçli şarkılar söyler kendi kendine
Yüzüm, gözüm, saçlarım, ruhum...
Mutluluğum
Her şeyim ondan önce
Ondan sonra
Şiiri küsmesin diye!
Cemre.Y.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Yeter Ki Sen Gülümse

...Yeter Ki Sen Gülümse…
Önce bulutlar pusuya durdular,
Güneş’imi sakladılar benden,
Sırf ona minnet, umuda tutunamayayım diye.
Sonra hiç de gereksiz yere,
Benimle kavga bile etmeden,
Sincice bir ihtişamla bütün heybetleriyle çarpışarak,
Fırtınasız, ne olacağına kararsız biri,
Öbürüne yok oluş azmiyle ikiye bir kırıldılar.
Şimdi de tutmuş yağmur tanelerimin,
Güneş’e yansımasından gam yapmışlar!
Gökkuşağımın aslında bana hiç olmayan,
Yosun yeşilimi çalmışlar.
Oysa hep susarak,
İçten içe, kendileriyle,
Kendilerine geçiş yolları arayıp bulan,
Acayip bulunamaz,
Görülemez ara renklerdik
Biz o gökkuşağında.
Sen yosun yeşili, ben türkuaz.
Bugün hiç kimseyi,
Kendimi bile sevmeye mecalim yoktu ya!
Gece çökünce dolunayla
Yüreğimin zindanından,
İncecik rüya iniltisi, bir sızı geldi!
Yağmur yosun gözlerinden
Ansızın damlayıveren,
Yaş tanelerini kondurdu avuç içlerime.
Rüzgar, akşam ayazına bahaneyle,
Saçlarının arasındaki güneşli ışıltılardan
Bir nefeslik sen kokusu getirdi.
Belli ki yine hazanındasın yüreğinin
Hiç kimseye yok oluşlarım üzüyor seni de!
Merak etme saatler saatince,
Kendimi bile sevmeye değer bulmalarıma,
Aralar versem de,
Hala seviyorum dün gibi seni…
Söz verdiğim gibi.
Hadi, her nerede ve kiminle olursan
Bir gülümse…
Bütün yaş tanelerini ve hazanlarını
Sonsuz bir temenni ile alıyorum üzerinden.
Nefesinden öpüyorum seni,
A yüreğimin çiziği!
Yeter ki sen yine gülümse…
Cemre.Y.

13 Ekim 2017 Cuma

Kendime Hoş Geldim

...Kendime Hoş Geldim...
Gecenin şavkı vururken hazan yapraklarına,
Hüzünlerimin üzerine,
Basmasınlar diye toplamaya geldim.
Ben, kendime yine
Doğduğum an kadar yapayalnız
"Hoş Geldim."
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...