tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tren etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2019 Pazar

Kar Sessizliğini Özledim

...Kar Sessizliğini Özledim...
Nicedir yorulmuştum zaten hiç gelmeyecek o treni,
Yüreği yorgun otobüs garajlarında,
Ya da sol kürek kemiği kırık iskelelerde kenarlarında beklemekten!
Şimdi kulağım yine yokluk çilesine sızılı lakin...
Artık biliyorum beynimdeki bütün bu gürültünün müsebbiblerini.
Şimdi değil üstadım, şimdi değil...
Kar sessizliğinin hüküm sürdüğü o sessizlikte,
Öyle bir susacağım ki...
Bütün sağır kulaklar duyacak hissizliğimi.
Bir bilsen ah bir bilebilsen...
Ben nasıl bir hasretle,
Kar sessizliğini özledim.
Çünkü o gün ben son kez öleceğim.
Cemre.Y.

2 Ekim 2019 Çarşamba

Tren

...Tren...
Ay ilk dördündeyken yeni bir dilek tuttum yıldızlardan,
Güne uyandığımda bırakmak ya da vazgeçmekten yıprandığım ne varsa,
Son kez bakıyordum son derece konforlu sarı lokomotifli,
Hayat trenimin ardından ve şükrettim,
Elbette makinist değildim lakin hiç değilse artık,
Yanlış sapağı görünce "Makas geç!" diyecek kadar da yakındım ona!
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Çünkü Ağlamıyorum

...Çünkü Ağlamıyorum...
Hava tam da kara kıştan çalıntı bir sonbahar ayazı...
Çıkmaz sokak ortasını yeni geçip, kaldırım kenarında,
Kışlık hırkamın üzerine yazlık şalımı sarınmış tir tir titreyerek,
Koca mahallede yapa yalnızca yarı sönük ışığıyla ısınmaya çalışan,
O tek yanık sokak lambasının altında,
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum yine.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Otobüs durağı bile olmayan bir yerde,
Şehirler arası tren bekliyorum hala.
Yağmura inat göğün dibine bakıyorum çünkü ağlamıyorum!
Nimbus bulutlarını geçip,
Benim hayalimin pamuk şekeri bulutlarının üzerinden,
Okyanus rengini bulana kadar,
Atmosferi geçip starosfere takılıyor gözlerim,
Hadi gemiyi, tekneyi limanı, geçtim de,
İpini özgürlüğe koparmış bir takaya da mı rast gelmez insanın kaderi.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Saklambaç oyununda ebeyken, sen geriye doğru sayarken,
Gözlerini açtığında senin onları bulman için,
Hiç kimsenin, hiçbir yere saklanmamış olduğunu,
Arkadaşlarını ararken arka mahallede,
Onların sizi öylece kör bırakıp,
Gayet de sensiz ve mutlu,
Yakan top oynadıklarına hiç şahit oldun mu?
Ben oldum.
Hele büyüdükçe,
Daha çok koymaya başladı bu habersiz terk edilmeler!
Misal annem!
"Sen gelmeden...
Bir yere gitmem ama bir gitme be kızım!"demişti,
Biz ona, çok özlediği evinin hastane gereklerini almaya giderken.
Acelece her şeyini toparlayıp geldiğimizde termal evreydi.
Hayatımıza girip de artık gitmek isteyen herkes gibiydi yani.
Lakin ölüsünü dahi öpmek diye bir şey var!
Bencilce biraz belki ama sanki bir öpebilse geçecek sanıyor ya insan!
Son bir kez dokunabilmek ruhuna diye bir şey var ya hani?
İnsan istemiyor değil hani mezarına değil de içine bir girip çıkabilsem!
Ne bileyim bunca zaman geçti aradan tırnakların da erimiştir lakin,
Ne bileyim, dişinin teki olur, ne bileyim saçının bir teli olur,
Ölünce insan...
Geçince zaman...
Onlar da taşınmaktaysa bir yerlere, ora her neresiyse!
Yağmur olup yağamaz mı ki insan olan!
Usulca yere indirip kirpiklerimi...
İçindeki bütün yalnızlığımı damlatıyorum,
Ne de çok yağmur birikmiş gözlerime hayretle tebessüm ediyorum.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Çıkma madem öyle istiyorsan, çünkü ağlamıyorum.
Hala seni çok özlüyorum.
Ve hala da aynı seviyorum!
Ve çünkü...
Neyse!
Cemre.Y.

22 Şubat 2019 Cuma

Çocuk Cıvıltıları

...Çocuk Cıvıltıları...
Nicedir sokağımın çocuk cıvıltılarına hasretmişim meğer!
Hani Cemre'nin ilk' i havaya düşüşü diye midir nedir,
Bahardan çalıntı bir akşam hüküm sürmekte mahallemde!
Ah bu mevsimsiz çocuklar, akşammış,
Vakit geceye ramak kalmış ne gam!
Camlarımı açtım sonuna kadar, hafif üşüten rüzgara dur çektim.
Çocuklar ki sanki bayram paralarını biriktirmişler de,
Hepsini lunapark da ellerinde pamuk şekerleriyle,
Atlı karıncalara, çarpışan arabalara,
Dere içinde yüzen trene, sallanan salıncaklara,
Uçuşan uçaklara, börtü böceklere bineceklermiş gibi şendiler!
Hiç yoktan evimin bütün odaları çocuk sevinci doldu.
Gülümsedim hiç yoktan.
Cemre.Y.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Otur Haline Yan

...Otur Haline Yan...
Tren garında...
Gemi beklerken kaybettin sen beni,
Otur haline yan!
Zaten artık sayende kalmadı liman falan...
Cemre.Y.

1 Nisan 2018 Pazar

Dönmem Geri

...Dönmem Geri...
Son tren az önce kaçtı...
Uçak düştü...
O son gemi de battı...
Aracın trigel kayışı da patladı.
Artık dönsen de ben dönmem geri...
Cemre.Y.

10 Aralık 2017 Pazar

Menekşelerin Kokusu

...Menekşelerin Kokusu...
Menekşelerin kokusu yoktur evladım!
Kokusu...
Rengidir mor menevşelerin.
Bir de her şeye rağmen
Hayata her daim gülümsemeleri.
Yani aslında
Renklerdir kokan...
Yoksa...
Aynı tattadır aslında
Patates, elma ve soğan!
Hayata bir tam gülümseyemediklerinden olsa gerek!
Kokusudur onları da farklı kılan.
Sen seç şimdi ömrünün kalanını!
Renk misin,
Yoksa koku mu?
Sevmezsin biliyorum ama
Aslında kavundur rengiyle kokan.
Ona da hem göz hem de burun lazım.
Ha bir de dokunmak eylemi!
Sahi sen nasılsın,
İyisin değil mi?
Yoksa her şey yine
Menekşe kokusuna mı sinsin!
İstersen fesleğenlere dokun yine,
Senden korkup korunmak için kokusunu salsın.
Bence elma elmalığını bilmeli, patatesse patates…
Yoksa sen trend diye,
Patatesi elma diye yiyenlerden misin?
Yoksa laleler midir hala en sevdiğin çiçeklerin!
Cemre.Y.

26 Kasım 2017 Pazar

İmkansızınım Artık!

…İmkansızınım Artık!...
Sana dair'li
Olası bütün ihtimallerimin,
Zamanı kırıldı.
Ayrı yönlere giden,
İki ayrı tren kadar,
İmkansızınım artık.
Cemre.Y.

26 Ekim 2017 Perşembe

Rüyalar Şehri

...Rüyalar Şehri...
Küçücük bir kız çocuğunun,
Pamuk bulutların tepesinden
Dünyayı seyre dalması kadar
Kocamandı hayallerim.
Zaman zaman
Unuttuysam da,
Çocukluğumun bütün renklerini,
Hiç büyümedi içimdeki çocuk.
Şimdi bir de tutturmuş
“Pamuk bulutlarının üstünden
Gök kuşağı renkleriyle dumanlar saçan
Kırmızı bir trenle
Rüyalar şehrine gidelim” diyor!
“İyi madem, gidelim...”
Cemre.Y.

25 Eylül 2017 Pazartesi

Eyvallah

...Eyvallah...
Senin cennet rüyalara
Aymanı beklemek zor!
İlle de senin gecelerin
Hep bir kara trenin, en kara tünelinde,
O tek kişilik cehennemine yolcuyken
Hep unutuyorsun oysa
Ateşin kırmızısı sana yanarken
Mavisi ona yanar.
Belli ki ne aşkımın ne sevdamın
Ne de bitmeyen masalımın
Gücü yetmeyecek
İçerindeki o küskün çocuğu
Hayata ikna edip
Yüreğinin sürgülerini
Artık sola çekmesine
Artık iyice tutsaksın kendine
“Eyvallah!”
Cemre.Y.

12 Eylül 2017 Salı

Kendisi Ve O

...Kendisi Ve O...
Aslında yalnız değildi kadın
İstanbul kadar dost
Türkiye kadar arkadaş
Dünya kadar akraba vardı.
Sadece iki eksikliydi kendinde
Kendisi ve “O”nu
Bermuda şeytan üçgeninin
Ortasında yeni kaybetmişti.
Her şeyi bırakıp çıktı ummana
Denizin ortasındaki
O kara trenin son yolcularıydılar.
Gittiler, kendisi ve o...
Giderken el eleydiler.
Cemre.Y.

8 Temmuz 2017 Cumartesi

Olmadık İşte

...Olmadık İşte...
Senle ben,
Aynı bulut öbeğinin,
Farklı yönlere giden,
İki tren yolcusuyduk.
Benim geleceğe
Ayrılmış iki biletim vardı,
Seninse geçmişe,
Olmadık işte…
Cemre.Y.

22 Haziran 2017 Perşembe

Lal-ü Aşk

...Lal-ü Aşk...
Sevgilim...
Lal-ü aşk yüklü,
Bulutlar geçiyor ömrümüzden.
Sanki hiç!
Mey dolu ağzından,
Dökülmemiş gibisin
En ıssız, en karanlık mahzenime.
Oysa...
Dudaklarından içtim ben,
Ömrüme bin nefeslik aşkın şarabını.
Sevgilim...
Lal-ü aşk yüklü,
O son trenler geçiyor yüreğimizden.
Sanki hiç!
Şiir dolu dudaklarından,
Süzülmemiş gibisin
En sessiz, en sedasız tenime!
Oysa...
Kalbinin ritminden içtim ben,
Ömrüme bin hayatlık terinin tadını.
Sevgilim...
Lal-ü aşk yüklü,
Kar taneleri geçiyor tenlerimizden.
Faydası yok artık,
Her seferinde,
Yüreğinin dehlizlerine kaçıp kaçıp,
Yaramazlık yapmış,
Küçücük bir çocuk gibi saklanmalarının.
Nasılsa yine...
Bende bulunacaksın...
Cemre.Y.

9 Mayıs 2017 Salı

Ve Kadın Uyudu

...Ve Kadın Uyudu...
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Pambık pirensesin elbisesinin
O uçuk pembe dantelleri,
Hani üstüne yüzüstü yatılıp
Ellerini pervasızca çeneye dayayıp,
Gökyüzünden, yer yüzüne bakıp
Bembeyaz hayaller kurulan
Temmuz bulutlu
Pamuk şekerlerinden değildi.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Dedeler, babalar, atalar...
Köylerinin meralarından kaçıp
Sırtlarında küçük bir çıkınla
Trenlere atlayıp
O taşı toprağı altın sanılan,
Haydarpaşa garının merdivenlerinden
İstanbul’a sırtını dikleştirip
Daha gelmeden yenilgiye savaş açıp
“Ulan İstanbul, seni yenicem!” dememişti.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Her kim ki şu koca şehrin
Hiç beklenmeyecek bir anında
Bir hem şehrisine rastlandığında
Köyündeki sarı kızın kaç tosun ettiğini,
Kınalı kuzunun, bütün kuzularının
Alnın ortasından alacalı mı doğup doğmadığını
Ağanın kızının sevdiğine kaçıp kaçamadığını
Çobanın kızınınsa kim bilir
Ünzile adında,
Kaç koyun ettiğine gam yüklemiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
İkinci ele şereflice muhannet olunan
O bit pazarlarının yerlerinde yeller esiyor,
Parsel parsel ihanet kokan AVM’lerden
Modası kaçmasınlı Eskidji’li
Şerefsizlik akan paçaları gizli dikişli
Güya birinci el kıyafetler alınıyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Kadın adama artık güvenmiyordu.
Kaburga kemiğinden çıktığından beridir,
Anasının rahminde uyuduğundan beridir,
Adamın birine
Vatanım odur diyecek kadar
Evladına baba edecek kadar güvenmiyordu.
Oysa kim bilir kaç yüzyıldır,
Ademin evlatları eşleceği andan beridir,
Üremekli cinsellik icat edildiğinden beridir,
Kadın, arkadaşına, eşine, dostuna güvense
Kız kardeşine bile güvenmiyordu.
Öyle ya...
Ne vakit hep kalbini dönse sırtından,
Nice vakit de
Hep sırtını dönse kalbinden,
Ciğerinden hançerleniyordu.
Neyse ki kadının...
İstanbul’u yenmekle ilgili
Hiçbir vakit...
Hiçbir derdi,
Hiçbir hayali yoktu.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir kız kardeşin göz yaşı tanelerini
Sol yanağındaki gamzesinin çukurundan yakalayıp,
Sanki yüzyıllardır susuz gibi
Acılarını şarap eyleyip doya doya içti.
Ve kadın uyudu...
Uyumadan önce!
Bir adamın yüreğinin tellerini
Nihavent makamından
Hüzzam makamına kadar okşadı.
Adama sırtını güvendi,
Adama sabahını güvendi.
Adamla kadınaysa...
Bir tek Allah'ın kulu,
Bir tek kimse güvenemedi.
Kadın cennet sizin olsun dedi.
Kadın vazgeçti.
Kadın dondu.
Cemre.Y.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Yeter Ki Isınsın Yüreklerimiz


...Yeter Ki Isınsın Yüreklerimiz...
Nasıl olmuşsa,
Hayatın bu zamansız amansızlıklarında,
Birbirimizden habersizken üstelik!
İkimiz de haylice yorulmuşuz sevgilim.
Birimiz karıncayken,
Tam da raylardan atlamak üzereyken,
Koca bir tren geçmiş üstümüzden!
Diğerimiz kim olduğunu bile bilmezken,
Hayal bulutlarının üstündeyken,
Tam da dünyanın farkına varmak üzereyken,
Fütursuz koca bir fırtına çıkmış aniden!
İkimiz de tam uçmak üzereyken,
Düşmüşüz yerin yedi kat zemherisine.
Issızlığımızın soğuğundan da yorulmuşuz sonra.
Elsiz, ayaksız yollara düşmüşüz yeniden.
Mecalsiz nefeslenirken rastlamışız birbirimize.
Sözsüzce okunmuş düşüncelerimiz.
Ben senin ellerin olsam,
Sen benim ayaklarım.
Söz!...
Yorulunca yer değiştiririz.
Sen benim ellerim olursun,
Ben senin ayakların.
Yeter ki ısınsın yüreklerimiz.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...