şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mart 2026 Perşembe

Selam Söyleyin

...Selam Söyleyin...
Sıcak ülkelerin, sıcak iklimleri olan şehirlerin insanları,
Gün doğumun gökyüzüne serdiği turuncu bulutlara selam söyleyin.
Hele bir de, deniz görüyorsa yürüdüğünüz yollar,
Köşedeki ağaçların dallarında cıvıldaşan serçelere selam söyleyin.
Buralarda güya sırasıyla düşüyor Cemreler ama,
Gelmedi gelmesi gereken baharlar, üşüyor eller, ayaklar.
Sabah sabah omuzlarına düşüyorsa güneşin zülüfleri,
İlle de ona daha çok selam söyleyin.
Cemre.Y.

27 Şubat 2026 Cuma

Bahar

...Bahar...
Güya Cemre düşmüş diyorlar vallahi yalan diyecektim ki,
Birden başka bir şehrin başka bir sabahında,
Başka bir günaydınında badem ağacı çiçekleri düştü gözüme.
Çok yıllık dalları hala dimdik ayakta.
Şu soğuk ve gri İstanbul sabahında
Hiç yoktan içim baharlandı.
Çimenlerin yeşili bile bile bir başka bahardı.
Ümitlendim ki bana da baharlı sabahlar gelecek elbet.
Cemre.Y.

9 Şubat 2026 Pazartesi

İstanbul'u Özlemek

...İstanbul'u Özlemek...
İstanbul'da yaşarken İstanbul'u özlemek var bir de!
Hele yedi tepeli şehrin en ücrasına hapsolmuşsan var ya,
Bazı bazı tüter burnunun direğinde Galata Kulesi.
Eminönü'nde balık ekmek yemeyi özlersin misal!
Gülhane Parkından Sultanahmet Meydanını geçip
Çemberlitaş'a kadar yürümeyi özlersin.
Lakin havalar ayaz bu aralar,
Havalar hep yağmur.
Belki de en çok bu yüzden özlüyorum baharı.
Cemre.Y.

29 Aralık 2025 Pazartesi

Bize Dair Ne Varsa Kırıldı Çoktan

...Bize Dair Ne Varsa Kırıldı Çoktan...
Yıllar öncesi bizden giderken,
Burnunun ucunu bıraktığın ayna izine,
Yıllar sonrası sana en son baktığım taraf olan yana
İki dudak arası kocaman bir öpücük konduramazsın.
Zaman izin vermez buna.
Zira çoktan alıştım ben yokluğuna.
Yine yakıp yıkıp, kırıp döküp gitsen ne fayda!
Çünkü çoktan yıktın sen bizim çekirdek ötesi ailemizi.
Yıkıldı evlerimiz, şehirlerimiz,
Bize dair ne varsa kırıldı çoktan.
Aynamızın sırrı bile döküldü görmedin mi?
Ben değiştirmeye kıyamadım,
Sen bizden kalan o son bakışları da paramparça etmeye.
Lakin biz hala orada kaldık sanma!
Bir kış ayazında sildim bütün izlerini.
Radyoda Fransızca şarkılar...
Yanımda sen..
Gidiyoruz işte uzaklara.
Yosunlu buz tuttu her yanımız.
Ben alıştım küllerimden yeniden doğmaya da,
Fakat kedi canlı da değilim ya hani.
Yaza kalır mıyız işte onu bilemem.
Belki bir tutam yıldız tozu olup, seriliveririm saçlarına.
Şimdi değilse de, elbet bir gün, ben, iyi hatırla!
Cemre.Y.

6 Eylül 2025 Cumartesi

Ölü Yapraklar

...Ölü Yapraklar...
Güneş bile, bize hiç de haber vermeden ansızın yüzünü dönüp,
Kim bilir hangi ülkenin, hangi şehrine yazı müjdelemeye gitmişken,
Bulutlar elbette yine ağlayacaklardı ardından.
Alışıklardı ta kalubeladan ama...
Onlar bile bu sefer, kırılan hayallerinin yerine
Yeni hayaller kurmaya meyillenmişlerdi belli ki
Ve sanki bu sefer, hiç de hazırlıklı değillerdi bu yeni gidişe.
Oysa nicedir ölü yapraklar hazırlıklıydı eylülün gelişine,
Öyle ki gelen geçen çatur çutur basıp geçiyordu üzerlerine.
Hiç, hem de hiç düşünmemişlerdi,
Onların her birinin, bir zamanlar taze çimen yeşili olduğunu.
Rüzgarlar bile acımamıştı, her fırsatta savurup durmuştu onları bir köşeye.
Amma velakin, güneş kandırıyordu hep bizi.
Bu sefer gitmemeye, bu sefer kalmaya meyilliydi sanki ama!
Eylüle hazırlamadan, sonbahara uyarmadan öylece gitti işte.
Hiç, hem de hiç, geride kalanları umursamadan.
Küçücük bir not bırakmış çıplak bir ağaç dalına,
"Bekle beni!" demiş, "Beni bekle!"
Oysa yağmur bile aynı yağmur değil artık,
Her yer bol köpüklü çamur kıvamında, artık beklesem ne, belemesem ne?
Cemre.Y.

4 Mart 2023 Cumartesi

Uzaklar

…Uzaklar…
Ben sensiz hiçbir yerdeyim.
Hani sana hep anlattığım
“Çookk uzaklar” burası!
Aynı gök kubbenin,
Aynı ülkesinin,
Aynı şehrinde olabiliriz!
Ama…
Ne sen beni görebilirsin, ne de ben seni.
Ne sen gelebilirsin, ne de ben gidebilirim.
Çokkk!
Uzaklar burası!
Cemre.Y.

24 Şubat 2022 Perşembe

Ama Artık Yeter!

…Ama Artık Yeter!...
Günlerden ve aylardan da, tam da, bu zamanken,
Yıllardan, iki bin on dört iken,
İçimden gelmiş, "Gideyim de,
İki kocaman kokulu öpücük daha çalayım anamdan,
Hem artık…
O da koklayarak öpüyorken beni daha da lezzetli.
Terini tadayım, tenini tadayım.
Hani olur ya azıcıktan fazla gücü varsa,
Dizlerine yatayım da, saçlarımda kalsın avuçlarının izleri." demişim!
Sanki anama daha yeni kavuşmuşum gibi,
Doya doya, doyamadan öpmüş, koklamışım her yerini!
Şimdi ne rahmetli anam var, ne de o kokulu öpücükleri.
Aynı yılın temmuzunun yirmi dokuzuydu bizden gidişi.
Ve yine şimdi insanlara bakıyorum da!
Sanki bu dünyaya kazık çakacakmış da,
Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıyor zehirli dilleri.
Bir yerde kaybediyorum işte,
Sanki kimsesizliğim,
Alnımın ortasında floresanla yazılı gibi,
Sanki sahipsizliğim,
Kolumun, kanadımın kırıklarından görünüyor gibi,
Gelen, giden, hıncını benden almaya çalışıyor işte!
Bir yerde kaybediyorum işte!
Orası...
Neresi bilmiyorum!
Ama artık yeter, sabır taşı bir çatlarsa,
Yıkılır tüm şehirler!
Cemre.Y.

12 Ağustos 2021 Perşembe

Doğmuş Da, Doğurmuş Da Bir Kere!

...Doğmuş Da, Doğurmuş Da Bir Kere!...
Küs değilim,
Hadi kırgınlığı da, geçtim de,
Benim...
Sana olan...
Gönlümün bağı, kökünden, koptu.
Koptu artık...
Bil cümle, saz, tambur, keman, kanun,
Kemençe ve de çello'nun telleri!
Güven'in kalmadığı yerde...
Gayri ne yapsan, ne yapmasan...
Boş!
Ben seninle,
En sondan bir önce...
Denizi olmayan bir şehirde,
Başlarımızın üzerinden geçen,
Onca martı çığlıklarıyla,
Bir tahterevallinin iki ucundan,
En öteki olduğumu anladığımdan beri,
Ve hala...
Bunca zor olan hayatlarımıza inadına,
Olmayan gücümle ama inadına bir inatla,
Karşımdaki...
Eş, dost, akraba fark etmeksizin,
Onlar yükselsinler diye, çabalarken,
Kaybettim, en ilk geleceğime dair,
Nihayet, mutluluklu şiirlerimin mısralarını!
Sonrası da sırasıyla geldi zaten!
Kadın...
Bunca yıl, bunca nefes almak sonrası,
Yıpranmış, etleri bile...
Gönlüyle pörsümüş...
Hatta içinden içinden çürümüş de, hala...
Bir gülüşe, bin hayat sığdırmaya çalışıyor,
N'apcan!
Ömür işte.
Doğmuş da, doğurmuş da, bi kere!
Cemre.Y.

11 Eylül 2020 Cuma

Bir Düşün Bence

 ...Bir Düşün Bence...
Sonra...
Yine gün güneşe kapandı.
Bulutlar, yerlerini usulca yıldızlara terk ettiler.
Şehrin kalabalık ışıltısında,
Ürkek birer toz tanesi kadar görünen,
Koca bir dağın tepesindeki,
Bir köy merasındaki kadar,
Muhteşem olamayan o yıldızlara terk ettiler.
Yani şiirim...
Gördüğün yer değil,
Baktığın yerdir asıl olan biten!
Misal!
Şimdi, şu anda...
Güneş doğuyor dünyanın bir yerlerinde.
Peki senin ruhun nerede?
Hangi coğrafyanın iklimindesin,
Hangi meridyenin gölgesinde!
Bir düşün bence.
Cemre.Y.

11 Şubat 2020 Salı

Konu Kapandı

...Konu Kapandı...
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu,
En son ne zaman şöyle el ele tutuşup,
En son ne zaman şöyle derin bir muhabbetle göz göze gelmişlerdi.
Bunca ömrü iyi kötü zamanları sabırla, fedakarlıklarla atlatmışken,
Küfeler içinde ayyaş kocasının kapılara konduğunu geçmiş,
Tüm gün beraberce künk döverek çalıştıklarını,
Umarsız kocasının kumar masasına serdiğini bile!
Sebepsiz ve de gereksiz yediği dayakları bile affetmişken,
En son hatırladığı zehirli guatrı yüzünden,
Bunca yıl vatanından ayrı yaşadığı bu şehirden,
Ameliyat yüzünden ayrılacağını yüreğinin sıkışmasından anladığıydı.
O gün ailecek çarşıya çıkmışlar ilk defa!
Doktor sonuçlarını öğrenmeden önce, böyle olsun dilemiş kadın.
Hastaneye varmazdan hemen önce...
Camekanlarında mutlu ellerin kavuştuğu,
O siyah beyaz fotoğraflara öykünüp,
"Bir tek kare olsun,
Bizim de bir aile fotoğrafımız olsun nolur be herif!" ricasıyla,
Dalmıştılar fotoğrafçıya.
Önce bir kız, iki erkek evlatlı aile fotoğrafları çekilmiş,
Sonra fotoğrafçı "Şöyle tek karede sizi çeksem!" deyince...
Kadın ürkek gözlerle yapışmış herifinin ellerine!
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf var işte.
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Ne ara bütün o yaşanmaması gereken bütün o acı anılar birikmişti ömürlerinde.
Ne ara bu kadar eziyet etmişti,
Ruhuna ruhundan şefkatli korunaklarla sarılması gereken evladına!
Ne ara başkalarına küsüp hıncını kızından alır olmuştu?
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Bunca yıl sonra yine yeniden başka yerleri de kesilmişken...
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf vardı işte.
İçinden dudakları kımıltılı mırıldandı kızına bakarak...
"Ah be yavrum bilemedim ki korkularını,
Yoksa ayan beyan belliymiş ne yana bakacağını şaşırmandan,
Ben göremedim!" derken,
İki koca yaş yuvarlandı yanaklarından.
Zemheri soğuğu bir ayazdı o gece,
Yirmi dokuz temmuz gecesinin saat tam da 03:40'ıydı.
Kızı koştu yamacına hemen kulağını dayadı anasının dudaklarına!
"Annem! Ne istiyorsun söyle!" dedi.
Kadın bir kez daha nefesi yettiğince tekrarladı lakin
Artık cümleye dönüşecek nefesi kalmamıştı ki.
"Sen de duymaz oldun ya beni!" deyip dudaklarını büzmüştü,
Ah nasıl da anlaşılamamaktan çok korkmuş küçümen bir kız çocuğuydu o an!
O an...
Göz göze geldiler işte...
Nice yıl sonra anasıyla kızı!
Uzun uzun bakıştılar dakikalarca...
Birbirlerinin gözlerinin harelerinden hasret giderdiler.
Ellerine sarıldı kızı, anacığının her bir elini,
Her bir parmağından, her boğumuna kadar,
Tırnaklarının uçlarına kadar öptü kızı anasının.
Göğsüne sarıldı, açtı öptü onları da teker teker.
Sonra bitti gözyaşları...
Baktı anası gözlerini kapayacak ve bir daha da açmayacak!
"Sana bir türkü açayım mı anam!" dedi kızı.
Yarım tebessümlü gözlerini iki kere kapatıp açtı anası.
Konuşacak mecali yoksa anasının ki genelde yoktu,
Kavilleri buydu.
Neşet Ertaş'tan "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ı açtı kızı, kısık ses!
Öylece türkü bitene kadar buruk birer tebessümle dinlediler.
Türkü bittiğindeyse nöbetçi hemşirelerle doktorlar dahil,
Hasta bakıcılarla beraber hepsi kapılarında ve şefkatteydiler.
Kadın ve kızının ilk ve son en güzel anısıydı bu!
Hatırlayamıyordu kadının kızı...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu
Şimdi karşısındaki şu ihtiyar herif!
Tahlil sonuçları kanser değilmiş şükür de,
Ramazanda olsun kimseye hayrı dokunmasın,
O isterse, istediği lokantadan istediğini,
İstediği kadar yiyebiliyormuş diye,
Memlekete giden en yakın biletini almışmış!
"Çatım akıyor!" diyor kızı,
O da "He ben sağlam yaptırdım benimki akmaz!" diyor!
"Eşyalarımın ömrü bitti!" diyor kızı,
O da "Hee ben geçen sene yeniledim benimki daha eskimez!" diyor!
"Gayrı masal da, hikaye de, roman da, şiir de bitti.
Gökten üç elma düşmesine gerek yok ki elma falan da sevmem ben!
Fakat ben...
Bu ecdanın tarihinin tecellisini de s*ker geçerim!" dedi kadının kızı!"
Konu...
Kapandı.
Cemre.Y.

6 Şubat 2020 Perşembe

Hislerimi Kaybettim Hükümsüzdür


...Hislerimi Kaybettim Hükümsüzdür...
Bir vakit sonra...
Kendi kendine ördüğün duvarların,
Boyunu aştığını görüyorsun.
Bir zaman sonra...
O duvarların gölgesinden,
Göğün maviliğini yeterince göremediğini fark ediyorsun.
Uzunca bir süre sonra da...
Tam geçmişi dünde bıraktığın o anda!
Depremler oluyor bir yerlerde,
Olmadık virüsler sapır sapır kırıyor insanlığımı,
Sanki ilk defa kar görmüş şehirmiş gibi,
Çığ üstüne çığ yağıyor üzerime!
Şehit haberleri üst üste al bayraklı tabutlara sarılmış.
Sonra yeterince ölmüş müyüm diye bakıyorlar bir an!
Uçak düşüyor.
Uçak üşüyor,
Bunca vakitten,
Bunca zamandan,
Bunca süreden sonra,
Bütün o görünmeyen kanlar,
Yaralı bir adamın anlından, burnundan akıyor,
Sonra durduk yere bir ihtiyar açıyor kapısını,
"Gel ısın!" diyor sana,
Seni tam da...
O kara kışın zemherisine,
Terk etmeden sadece bir akşam öncesiymiş gibi.
"Sahi ne değişti?" diyorsun kendi kendine!
Soramıyorsun tabi.
Lakin...
Saçı, sakalından yorgun, o da gitmeye meyilli, belli.
Ah bir bilsen içimden nasıl da sımsıkı sarılmak geldi.
Lakin biz hiçbir zaman,
Hiç şefkatli sarılmamıştık ki,
Bilemedim ki, nasıl bir şeydi?
Teşekkür ettim, evim beni beklerdi,
Üşümüştür şimdi, hemen evime gitmeliydim,
Oysa asıl şimdi en şefkatli şefkatlerle,
Hiç olmadığı kadar sımsıkı sarılmak vaktiydi,
Beceremedim!
Gücüm yetmedi!
Acelece evime girip, birkaç tuğla daha ördüm üzerime!
Yarın diye bir şey kendini tekrarlarsa,
Bir tutam mavi yeterdi lakin,
Bu gece şiir kadar bile acı yok!
Tıpkı bir zamanlar aynı böyle öldüğüm gibi.
Hislerimi kaybettim hükümsüzdür,
Ve bütün şiirler birer katildir.
Cemre.Y.

26 Kasım 2019 Salı

Gülümse

...Gülümse...
Gecenin mührü serilirken yıldızlara,
Sırılsıklam yağmura bulandı bütün sokaklar.
Eli yüzü yıkandı şehrimin coğrafyasının.
Beni hiç sorma azizim,
Dudaklarımda şakayık gülümsemesi!
İçim dışım kalabalık aile sevgisi...
Cemre.Y.

21 Ekim 2019 Pazartesi

Kim Bilir

...Kim Bilir
Öyle olur uzunca bir süre...
Amaçsız yürüdüğün yollarda bile,
Karşına çıkıverir adı,
Hiç dikkat etmediğin bir sokağa isim verilmiş halde.
Oysa kim bilir kaç vakit önce...
Çoktan konmuştur adı o sokağın sen onu görmeden önce.
Öyle olur uzunca bir süre...
Evine dönerken her zamanki yoldan gitmediğinde,
Bir pencereden, bir anne seslenir adını "Eve gel!"diye.
Ne bileyim durduk yere bir kedi dolanıverir ayaklarına!
Durduk yere rüyanda görürsün misal, sensizken mutsuzmuş diye.
Öyle olur uzunca bir süre...
Herhangi bir anda karşına çıkıverir iki sevgili el ele...
Biri senin adını seslenirken,
Diğeri onun adını fısıldayarak sırnaşırlar birbirlerine!
Ne bileyim doğduğu şehirler karşına çıkıverir hiç yoktan,
Ya da ne bileyim hiç olmadık anda güzel bir anınız!
Öyle olur uzunca bir süre...
Uzunca bir süre...
Boğazının ilmeğinde koca bir yumru kalır,
Ciğerinde avaz avaz hıçkırık kalır da geçmez zaman!
Onu, onunla damat ve gelinlikle gördüğün,
O ilk anın acı anısı donar kalbinde.
Sonra sokak adlarında kaybolur adı.
Sonra anneler o isimle hiç seslenmez evlatlarına, denk gelmez zira!
Sokak kedileri bile sana göre seçer de adını öyle severler seni.
Rüyaların silinir güncel basit dertlerinle.
Lakin ne vakit bir şiir daha yazacak olsan geçmişe dair.
Öyle olur uzunca bir süre...
Boğazının ilmeği olduğunu, 
O an, yutkunamadığında sana hatırlatır.
"Olsun..."dersin sonra burukça bir tebessüm savurarak geceye...
"O bari mutlu olsun, kendi hikayesinde!"
Kim bilir belki bir gün...
Kim bilir,
Belki,
Bir gün...
Sığarım ben de iki kişilik bir hikayeye!
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Çünkü Ağlamıyorum

...Çünkü Ağlamıyorum...
Hava tam da kara kıştan çalıntı bir sonbahar ayazı...
Çıkmaz sokak ortasını yeni geçip, kaldırım kenarında,
Kışlık hırkamın üzerine yazlık şalımı sarınmış tir tir titreyerek,
Koca mahallede yapa yalnızca yarı sönük ışığıyla ısınmaya çalışan,
O tek yanık sokak lambasının altında,
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum yine.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Otobüs durağı bile olmayan bir yerde,
Şehirler arası tren bekliyorum hala.
Yağmura inat göğün dibine bakıyorum çünkü ağlamıyorum!
Nimbus bulutlarını geçip,
Benim hayalimin pamuk şekeri bulutlarının üzerinden,
Okyanus rengini bulana kadar,
Atmosferi geçip starosfere takılıyor gözlerim,
Hadi gemiyi, tekneyi limanı, geçtim de,
İpini özgürlüğe koparmış bir takaya da mı rast gelmez insanın kaderi.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Saklambaç oyununda ebeyken, sen geriye doğru sayarken,
Gözlerini açtığında senin onları bulman için,
Hiç kimsenin, hiçbir yere saklanmamış olduğunu,
Arkadaşlarını ararken arka mahallede,
Onların sizi öylece kör bırakıp,
Gayet de sensiz ve mutlu,
Yakan top oynadıklarına hiç şahit oldun mu?
Ben oldum.
Hele büyüdükçe,
Daha çok koymaya başladı bu habersiz terk edilmeler!
Misal annem!
"Sen gelmeden...
Bir yere gitmem ama bir gitme be kızım!"demişti,
Biz ona, çok özlediği evinin hastane gereklerini almaya giderken.
Acelece her şeyini toparlayıp geldiğimizde termal evreydi.
Hayatımıza girip de artık gitmek isteyen herkes gibiydi yani.
Lakin ölüsünü dahi öpmek diye bir şey var!
Bencilce biraz belki ama sanki bir öpebilse geçecek sanıyor ya insan!
Son bir kez dokunabilmek ruhuna diye bir şey var ya hani?
İnsan istemiyor değil hani mezarına değil de içine bir girip çıkabilsem!
Ne bileyim bunca zaman geçti aradan tırnakların da erimiştir lakin,
Ne bileyim, dişinin teki olur, ne bileyim saçının bir teli olur,
Ölünce insan...
Geçince zaman...
Onlar da taşınmaktaysa bir yerlere, ora her neresiyse!
Yağmur olup yağamaz mı ki insan olan!
Usulca yere indirip kirpiklerimi...
İçindeki bütün yalnızlığımı damlatıyorum,
Ne de çok yağmur birikmiş gözlerime hayretle tebessüm ediyorum.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Çıkma madem öyle istiyorsan, çünkü ağlamıyorum.
Hala seni çok özlüyorum.
Ve hala da aynı seviyorum!
Ve çünkü...
Neyse!
Cemre.Y.

19 Eylül 2019 Perşembe

Yüreğimin Coğrafyası

...Yüreğimin Coğrafyası...
İklimler akıp giderken yüreğimin coğrafyasından,
Kim bilir, kimler,
Kendi atlasında diliyordu ruhumun şehrini!
Gözümün kenarında bir yıldız tozu, birkaç çiy tanesi.
Merak etme artık ağlamıyorum,
En buruğundan birer tebessümle,
Vedalaşıyorum geçmişimle.
Nicedir,
Nasıl olduğunu bile merak etmediğim geliyor aklıma,
Sesli nefesli gülümsüyorum, geleceğime!
Seni unutmayı unuttuğumu,
Hatırladığım o anlarıma da, güzellikler diliyorum.
Evren'e sesleniyorum sessiz avazlarımla!
"Benim bu evrendeki görevim bitti,
Aşkla sevmemeyi, güvenmemeyi sonunda başardım.
Artık buradan alın beni!"
("My mission in this universe is over.,
I finally managed not to love with love, not to trust.
Now Get Me Out Of Here, Please!")
Cemre.Y.

15 Eylül 2019 Pazar

Ihlamur Kokusu

...Ihlamur Kokusu...
Ah nasıl da büyüyüp serpiliyor gençliğinin ıhlamur kokuları...
Daha lale cennetine gidip,
Seyrine doyulası anları özümseyecekti doya doya!
Daha tazesinden hiç tatmadığı leylak kokularını ağacından nefeslenecekti.
Daha...
Gırtlağına takılıp kalan yumrunun sebebinin müsebbibini,
Rakımı bol kadehli kendi kendilerine sırdaşlı dost meclislerinde,
Küfür gibi savurmayacaktı ulu orta!
O da biliyordu zira!
Bir çocuk doğacak kadar hiç kimse...
Kendi kendisini s***iremezdi.
Yasal bir sevişmenin en organik hücresiyken,
Hayat ona hep inorganik uzaylı muamalesi yapmayı tercih etmişti.
Şimdilerde mi?
Kapatmış bütün şehrinin ışıklarını tek bir mum alevine dahi tahammülü yok.
Doya doya bir ciğer dolusu ferah bir tek nefesi yok, razı!
Zifiri karanlıksa onsuzluk razı!
Cennet şuasıysa ondan tek bir haber razı!
Tam dalacakken uykunun rehavetine...
Kapı tıkırtısını andıran o gecenin bütün seslerine de razı!
Yeter ki...
Kimse...
Hiçbir şeye karışmasın ve de kalkışmasındı.
O, ona razı...
Ne kadar tanıdık geliyordur bütün hikayeler değil mi?
Lakin herkes yer değiştiriyor zaman sonra ilk seçtiği karaktere!
O...
Razı.
Varsın yarın bir gün hiç ummadığı yerden,
Tohumunun meyvesinden yesin o en büyük tokadı.
Üstünden yıllar geçince bir hasret köprüsünden,
"Yine gel!" diye atar yürekleri nasıl olsa!
O, ona, o olmasa bile,
Ona dair hiçbir kırıntı kalamasa dahi, ondan kalana kadar razı!
Ah nasıl da büyüyüp serpiliyor gençliğinin ıhlamur kokuları...
Daha lale cennetine gidip seyrine doyulası anları özümseyecekti doya doya!
Daha tazesinden hiç tatmadığı leylak kokularını ağacından nefeslenecekti.
Cemre.Y.

24 Mayıs 2019 Cuma

Sen Bilemezsin Lakin

…Sen Bilemezsin Lakin…
Sen bilemezsin lakin…
Ben iyi bilirim yokluğuna kaç yağmur damlası yağdı bu şehre!
Kaç kaldırım taşının altından çamurlu su sıçratmaya kalkışıldı ömrümde.
Kaç aracın camı sırıttı üstüme sırf onlara binip kendimi satmıyorum diye!
Yıllar yüzümün çizgilerini bana inat belirginleştirse de…
Göz pınarlarımda nasıl hazırsa yağmurum,
Bir kuş kanadının neşeli sesine de bir kahkaha patlatırım.
Sen bilemezsin lakin…
Akşamında süslü porselen bebekler gibi lüks arabalarda,
Gecesi için alınmış,
Cafcaflı fırfırlı eteklerinin altından beni küçümseyen hatunların,
Ertesi sabah benimle aynı minibüse binip,
Yırtık ayakkabılarının çamurlu yağmur suyunu alışını da seyrettim ben.
Sen bilemezsin lakin…
Artık beşinci duvarım da yüzünü dökmeye başlasa bile,
Tavanıma bakmak için dahi başımı kaldırıp,
Çenemi dikleştirdiğimi unutmam illa!
Sen bilemezsin lakin…
Gururumu ve dahi hayata inadına dik duruşumu çok severim ben.
Cemre.Y.

18 Mayıs 2019 Cumartesi

Hiç Yoktan Hayyam'ı Yad Edelim Bu Akşam

...Hiç Yoktan Hayyam'ı Yad Edelim Bu Akşam...
Egenin kıyılarında şehirden çok da uzak olmayan,
Henüz keşfedilmemiş o koylardan birinde,
Yumuşak minderli rengarenk tahta sandalyeleriyle,
Bembeyaz masaları olan salaş bir balıkçı lokantası açalım misal.
Lakin masaların altına ayak uzatmalık yerleri de olmalı mutlaka.
Ben mezeleri, salataları hazırlayayım pür neşe,
Sen balıkları hazırla yavaştan.
Rakıyla şalgamı da koyalım buzluğa!
Geçen kış antikacıdan aldığımız pikabımızın tozunu alalım,
Taş plakları da dizelim sıra sıra!
Müzeyyen Senar'ın "Fikrimin İnce Gülü" en ilk sırada olsun.
"Seni Ben Ellerin Olsun Diye Mi Sevdim" i en sona koyalım.
Hiç yoktan Hayyam'ı yad edelim bu akşam!
Olur ya gelip geçen yolcular konar masamıza
Olur ya ortak oluruz yanık ciğerlerinin derinine.
Olur ya yeniden sevmeyi severiz belki ha ciğerim!
Cemre.Y.

17 Mayıs 2019 Cuma

Karşıdan Karşıya Geçer Gibi Sev Beni!

...Karşıdan Karşıya Geçer Gibi Sev Beni!...
Yine, mezarının başucundayım be sevgili,
Yine bir derdim daha var,
Senin o beni hiç duymayan kulaklarına anlatacak!
Yine, yeniden bir şiirimizi daha çalmışlar sevgili,
Hani tam beş yıl önce benim kabemin yıkıldığı gün gibi!
Tam dokuz yıl önce,
Sana son kez yakardığım o şiirimizi gibi çalmışlar bizi!
Hani yakarmıştım sana son kere ya...
"Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni;
Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak.
Yol'unmuş gibi değil sevgilim
Han’ınmış gibi sev.
Ortalarına alma beni ömrünün seyrine
İLK’inmiş gibi, SON’unmuş gibi sev sen beni bu sefer.
Ruhum bembeyaz tüllerle,
Yemyeşil kırlarda uçuşmanın hayalindeyken.
Bütün gidenler gibi değil sevgilim
Kalanmış gibi sev.
Bensiz yaşanmazmış gibi değil sevgilim
Benimle de güzel yaşanırmış gibi sev sen beni bu sefer.
Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni;
Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak.
Korkusuzca, yorulmadan sev." diye de...
Sen hariç herkes üzerine alınıp,
Üstüne nice ünlü şairlerin resmiyle,
Altına da adıyla, sanıyla ünlendirmişlerdi ünlüleri!
Sanki yazan adı, yaşayan san'ı ben değilmişim gibi!
Sen hariç...
Herkes alındı üzerine şu yürek kelamlarımı da imza ettiler!
Bir sen alınmadındı.
Oysa ne sen kaldı ortada ne de ben çoktandır!
Bir tek sana yazdığım,
Bu son şiirim kalmıştı uğruna ömrümü adadığım!
Gayri ondan da caydım!
Bir kere daha düşmeyeceğim hiçbir şiirimin peşine!
Bir kere daha gelmeyeceğim,
Kurumuş otlarla dolu artık benden başka da
Hiç kimsenin ziyaret etmediği şu yıkık viran şehrine.
Oysa...
Ne kadar da yorgun ömrüm!
Çatısını kurtarsam, tabanına kibrit çakılan ömrümden.
Sahi?
Ömrüme, ilk kibrit çöpünü, ilk kim yakmıştı?
Umutlarım mı yoksa hayallerim mi,
Yoksa her yeni günün sonunda batan o güneş mi!
Suçlu muydu misal ay?
Ya yıldızlar!
İntiharla ölünemeyeceğini çok gençken öğrendim ya hani.
Sahi hiç doğmamış olmayı seçmek gibi,
Bir hayal daha var mıydı acep!
Seçilmemi seçme hakkım olsaydı, hiç seçmezdim!
Yine olsa...
Yine...
"Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni;
Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak.
Yol'unmuş gibi değil sevgilim
Han’ınmış gibi sev.
Ortalarına alma beni ömrünün seyrine
İLK’inmiş gibi, SON’unmuş gibi sev sen beni bu sefer.
Ruhum bembeyaz tüllerle,
Yemyeşil kırlarda uçuşmanın hayalindeyken.
Bütün gidenler gibi değil sevgilim
Kalanmış gibi sev.
Bensiz yaşanmazmış gibi değil sevgilim
Benimle de güzel yaşanırmış gibi sev sen beni bu sefer.
Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni;
Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak.
Korkusuzca, yorulmadan sev." der miydim.
Sezen Aksu'nun şarkısı sözünde dediği gibi...
"Pişman değilim amma, göçtüm kederden" li
Ümit Besen'in şarkı sözünde dediği gibiydi de…
"Sana mutluluklar, sözüm kardeşçe!" değil gibiydi ya!
Neyse ya neyse.
Bir daha da kimse de artık beni…
Karşıdan karşıya geçer gibi sevmesin hani!
Cemre.Y.

4 Nisan 2019 Perşembe

Hiç Kimse Bilmiyor

...Hiç Kimse Bilmiyor...
Bana çoğunlukla...
"Peki sen boş vakitlerinde ne yapıyorsun?" dediklerinde gülümsüyorum.
Hiç kimse bilmiyor,
Hiç bilmediğim bir şehrin bana göre aynı zaman diliminde,
Nice kaçırdığım vakitleri ülkeler arası kovaladığımı!
"Hani an'da dahi gerçekliğinde olsam nice de an kaybettiğimin peşindeyim!" i
Ben nasıl anlatayım!
"Oturduğum yerden dünyayı geziyorum!" cümlesini,
Zaman kavramının vakitlerini ezberinin mevhumunu kaybetmiş birine!
Ben nasıl anlatayım!
Şiir şiir uzayı gezdiğimi...
Sahi siz?
Hepsini birden yaşayarak görmüştünüz değil mi?
Bense son çektiğiniz en like alan fotonuzun arkasındaki yüksek avmlerden birinde,
Balkona dayanmış, elinde sigara, en efkarlısından içine çekerken,
Hayatın bütün objektiflerine en içten gülümseyen tek kadını!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...