minnet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
minnet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2024 Pazartesi

Yarasının İzinden Öper Yalnızlığını

...Yarasının İzinden Öper Yalnızlığını...
Kimse ama hiç kimse!
Annesi, kendisinden çok başkalarının annesi olup da,
Sevilmelere sıra kendisine gelince,
Kendisine az gelen o vuslatsızlığa alışık olan birini,
Sevgisizliğiyle tehdit edemez!
Yarasının izinden öper yalnızlığını da,
Yine de minnet eylemez kimselerin yüreğine sığınmaya.
Cemre.Y.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Ben Unutmak İstedikçe

...Ben Unutmak İstedikçe...
Ne vakit birileri...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" dese!
Kan beynime sıçrıyor yine, yeniden.
İçimden bir çocuk masalı tutturuyorum hemen,
Yoksa hatırlamaya,
Onca unuttuklarımı hatırlamaya en başından hatırlıyorum!
Yoksa...
Gülüyorsam o an mesela...
Burnumun direği sızlıyor,
En son hissettiğim o güneş kokusu geliyor tam ucuna,
Ağlamak istiyorum.
Hem öyle iki üç damla akıtıp sonra aşağı inip bi sigara içip,
Hayata inadına yeniden gülümsemelik de değil ha!
Bildiğin ölüm ölüm ölmek...
Ama öldüğümden bile haberim olmamak istiyorum.
Bugün de birileri, yine...
"Unutuyorsunuz,
Ne de çok şeyi,
Ne de çok kolay ve çabuk unutuyorsunuz!" deyiverdi öylece.
Bunca yıldır bana sorulan,
O meşhur sorunun cevabını bulamıyordum ya kafamda!
İlk gençlik yıllarımda...
Bana ufacık bir bel çantası yeterken,
Ki o zamanlar,
Ne şu zehir zıkkım yedeği dahi olması gereken sigara paketim vardı,
Ne de...
Ki zaten genelde aranmıyorum diye,
Çalmayan o kocaman cep telefonum!
Ne de...
Benden artık kurtulunması gereken fazlalık hissiyatım!
Hala Ticaret Lise'sindemiydim o vakitler,
Üçüncü sınıfın stajını bitirmiş miydim acaba?
Rahmetli anacığım,
Stajdan kazandığım o paraları bile cebimden alırdı zira!
Bir de çetele tutardı.
"Giyimin şu kadar, yiyimin şu kadar,
Yol paran, elektriğin, suyun, vesairen...
Yani sen bana hala borçlusun?"
Benden bir küçük erkek kardeşimin de çıraklıkta canı çıkarken,
Ona kıyamayıp,
Fazladan harçlık verenlerin de bütün paralarını alırdı rahmetli.
En küçüğümüz...
Hep en küçüktü.
Bize verilmeyen harçlıklar ona verilmeliydi.
Tekne kazıntısıydı ve şükür ki o da erkekti.
Ve hem de en güzeli.
Bilemedim ki rahmetli anam!
Ben ilk doğduğumda
"Mini minnak bu, üstelik sigara gağıdı gadan,
Bi de bi ton başlık parası verdik,
Doğura doğura kız doğurmuş gızan!"
Kaynanasının kaynanası tarafından dediydi diye miydi bunca hazan.
İlk resmi işimdeki adam babacan bi adamdı.
Emirganın yarısı onlarındı.
Aşık olmuş evin hizmetlisine!
Siz bütün Yeşilçam filmleri hayal ürünü sanırken ben,
Asmalı Mescit'te o zamanlar yıkılmamış olan apartmanın,
Hepsinden birden kira alan bir adamın kasasından sorumluydum.
Sayfa sayfa okuyordum mahkeme kayıtlarını!
İki haftada bir gelip,
Sadece soğuk bir "Baba!" kelimesini harcadığı o adamdan,
Fransız Lisesindeki okulunun aylık taksitini yatırmazsa eğer
Annesinin evlere temizliğe giden geliriyle
Onu orada okutamayacağı yakarışlarını yan odadan duyarken de
Gidip gidip o mahkeme sonuçlarını tekrar tekrar okuyordum.
Bilmem ne kimin, bilmem ne kimle oluşan çiftleşmesinden doğan,
Bilmem ne kim...
Yüzde doksan dokuz nokta dokuz bilmem kimin çocuğuydu.
Aile de sülale de kabul buyurmamıştı çocuğu!
Neden bilmem,
O adam kızının okul aylığını yatırmak için bana tam çektirirken,
Senti sentine öderdi o Fransız Lisesinin aylığını dolar olarak öderken!
Geriye kalan birlik dolarlar para etmezdi o zamanlar!
Ama onlara da bir sonraki aydan düşülmek üzere tam yatırmazdı asla!
Bir dolarları bozan Beşiktaş'ta sadece bir tek döviz bürosu vardı.
O birkaç doları bana verir,
"Akşam iş çıkışı git bozdur bunları." derdi bana.
Gider bozdururdum tabi.
Yoksa işten kovulursam anneme nasıl anlatırdım ki durumu?
Hiç istisnasız ertesi gün hepsini bana verirdi.
"Bu senin bak!
Biliyorum verilenin hepsinin alındığını,
Özel bir ihtiyacın olur alırsın." derdi.
Bu kadar babacan bir adam...
Nasıl olur da öz kızına bir kere olsun canı gönülden sarılmazdı.
Onu da okudum çok sonra...
Adam özel kasasında her gün...
İstisnasız her gün hem kızına mektup yazıyordu,
Hem de delicesine sevdiği anasına!
"Ölürsem..." diyordu.
"Ölürsem bir gün hatunum!
Seni o yıldızlı gecede kamelya da o ilk öptüğüm gün kadar seviyorum.
Ölürsem bir gün, ah benim minicik, yumuk yumuk parmaklı kızım!
Seni o ilk doğduğun gecede,
Bana o ilk baktığın gün kadar seviyorum.
Ama ne var ki...
Ben ölmeden önce sizi öldürürlerse diye çok korkuyorum!
Minnetli sevgilerimle" diyerek bitiyordu bütün mektupları.
O günlerdeydi işte benim ilk büyük çantamı alışım,
Oturduğum binanın beşinci katındaki evimizin,
Penceresinin pervazında ölüme aşık atarken,
Son defa baba' dan boynumda çantamla
Annem gelene kadar bekleyip kendimi, namusumu yine kurtarışım.
Sonrasını yazdım birkaç kere...
İntihar ettim, son bir sigara içtim, kustum
Üç gün baygın yattım.
Rahmetli anamın tekmesiyle uyandım.
Ölmemiştim!
Bunu mu hatırlamam gerekiyor?
Daha niceleri var!
Evet haklısınız...
En azından on sekizimden sonramı hatırlıyorum!
Yakın geleceğe de sıram gelecek.
Hiç değilse artık!
Günlük çantamda ne diye bir hafta yetecek kadar eşya taşıdığımı,
Bir haftalık valizimde,
Ne diye bir yıl yetecek kadar eşya taşıdığımı biliyorum.
Ben...
Sadece...
Zaten kimse'm yok ya...
Kimsesizliğime yetmeye çalışıyorum.
Neyse ya neeyyysee!
Cemre.Y.

5 Mart 2018 Pazartesi

Minnet

...Minnet…
Minnet mi edeceğim sandın senden sonra'ma.
Senden sonram artık,
Aşk-ı secde değil, aşk-ı kıyam!
Şimdi ya gelir adam gibi seversin,
Ya da yol orada, çeker gidersin.
Cemre.Y.

4 Mart 2018 Pazar

Minnet

…Minnet…
Kalktım…
Kendime iki fincan çay koydum,
Artık kendime bile minnetim yok!
Cemre.Y.

15 Şubat 2018 Perşembe

Yalnızlık

...Yalnızlık...
Yalnızlık fena kaldırıyor insanın bir yerlerini,
Sarıyor, bağımlılık yapıyor,
Sonra etini kesip kasaba minnet etmiyorsun!
Her halükarda yalnızlığınınsın çünkü!
Cemre.Y.

4 Şubat 2018 Pazar

Konsam Mı?


…Konsam Mı?...
Ruhum...
Gel kurtar beni...
Hiçbir buğday tanesine 
Minnet etmedim ama...
Aşk...
Arada bir yokluyor sol yanımdan... 
Konsam mı?
Cemre.Y.

1 Aralık 2017 Cuma

Tam Depresyona Gireceğim

...Tam Depresyona Gireceğim...
Tam depresyona gireceğim bir gülme tutuyo!
Doktor arkadaşlarım var ise,
Sonuna dek okumalarını ehemmiyetle rica ediyorum!
Bu aralar bana bir şeyler oluyor!
Yirmi Şubat'ta birkaç gündür vücudumda eskisine oranla daha çok
Büyüyüp genişleyen mor lekeler,
Ayrıca ayak bileklerimde oluşan ve kaşıntılı olan kırmızı gözenekler,
Birden gelen ama sürekli beyin çınlaması, aşırı mide bulantısı,
Dikkat dağınıklığı, hafıza kaybı, denge kaybı,
Genital organlarda gereksiz kanama ve gaita'da siyahlıkla "Acil" e gittim.
Semptomları söyler söylemez beni "Kırmızı" kapıya yolladılar,
Derhal kan testleri ve idrar testi alıp sonuçlara baktılar,
Protein ve sodyum azar miktarda düşük olmakla beraber
Total IEG orantısızca yüksek çıkmıştı.
Ertesi gün mutlaka randevusuz Dahiliyeye gitmemi,
Gece o saatte olmadığı için,
Gaita testine de bakılmasını söyleyip evime sepetlediler.
Ertesi gün Dahiliye bölümüne gittiğimde elimdeki testleri gösterip,
Şikayetlerimi söyleyince de
"Bu Cildiye'lik bana ne diye yollamışlar seni." deyip Cildiye'ye sevk etti.
Cildiye de tüplerce kan alıp, idrar ve gaita testi yapıp,
Ki bunlar çat çat çat olmuyor, birinin sonucunu ertesi gün,
Diğerinin sonucunu birkaç gün sonra alıyorsun.
"Senin Cildiye'lik işin yok,
Senin acilen Alerji Testi yaptırman gerekiyor!" deyip
"Alerjik Hastalıklar ve İmmünoloji bölümüne sevkini yaptım,
Derhal randevu alıp oraya git." diyor ki
En yakın randevu tarihini,
Haydarpaşa Abdülhamit Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde bulabilmiştim.
Dün gittim, tam on sekiz çeşitten oluşan cilt alerji testi yaptılar,
Alerjim yok görünüyordu, doktor
"Cilt testinde çıkmadı kan tahlili yapmamız gerekiyor." dedi.
Saatlerce kan vermeyi bekledim iki tüp de orada kan aldılar,
"Sonucu ertesi gün doktora sorarsın." demezler mi!
Koşar adım doktora çıktım. "Doktor Bey etme eyleme,
Ben taa Esenyurt'tan geliyorum, buraya tekrar gelmek hem ağır külfet,
Hem de işimden bir gün daha olmak demek, etmeyin bir çare!" dedim.
"İyi madem telefonumu al yarın beni ara,
Bizlik bir şey varsa tıpış tıpış geleceksin,
Ama bizlik bir şey yoksa gelmene gerek bırakmam." dedi.
Rica minnet başarmıştım da ancak akşam evime ulaşmıştım.
Bugün öğleden sonra aradım doktorumu, yoğunmuş
"Bir saat sonra ara." dediler.
Bir saat sonra aradım yine aynı şeyi dediler derken
Akşamüstü ulaşabildim doktoruma!
TC filan derken zaten e-devletten görmüş olduğum sonucu,
Bana telefonda söyledi,
"Alerjik reaksiyonunuz yok fakat Total İGE çok fazla yüksek!
Daha önce 556 idi orada 450 çıkmış ve bunun nedenin bulunması gerekiyor,
Bizlik bir durum yok! Stresten bile olabilir,
Sizin Cildiye'ye gitmeniz ve "Alerji testlerimi yaptırdım alerjim yokmuş deyip,
Bu durumun gerçek nedenini bir an önce bulması gerekiyor,
O bulamaz ise de Dahiliye'ye gitmeniz lazım acil
Ama sorun kesin alerjik değil" demesin mi!
Yutkundum bir...teşekkür edip kapattım.
Ne de olsa koskoca doktordu karşımdaki,
"Lan AMK'nın çocuğuuu ben zaten sırasıyla oralardan geldim,
Bulamadılar da sana yolladılar,
Şimdi aynı yolu gerisin geri neden gideyim? Deli miyim?" diyemedim.
Sözün Özü: Anlaşmalı olduğunuz firmaların
Kimyagerlerince halka karşı etki ve tepkisinin ne olacağını henüz bilmediğiniz,
Yeni virüs'ler yayıyorsunuz!
Sonra da onları stresten bile olabilir diye bulamaya bulamaya,
Yeni bir hastalık icat edecek ve ona da yeni bir ilaç telkin edeceksiniz!
Hani hatırlıyor musunuz!
Biz daha antibiyotiğin A'sını bilmezken
Aksırsak, tıksırsak, başımız ağrısa, grip olsak,
Sizler bizlere antibiyotikli ilaçları reçete ediyordunuz!
Sadece biz büyüklere değil,
Küçücük bebelerimize dahi hiç düşünmeden yazıyordunuz!
Şimdilerdeyse çarşaf çarşaf,
"Doktorunuz yazmasa bile siz istemeyin,
Çok tehlikeli bağışıklık sistemini çökertiyor!" diyorsunuz!
Bilincine varalı yıllar oldu ne çocuğuma ne de kendime,
Çok zorda kalmadıkça içmeyi reddettim ama içmişliğim vardır ille de!
Peki sizce ben antibiyotikli miyim?
Yoksa yolladığınız virüslerden birinden
Bana uygun bir hastalık icat edemediniz mi?
Havuzunuz o kadar genişlemedi mi!
Başından sonuna geldiğim onca bölümün,
Sonundan başına gidip,
Farklı farklı araştırmalarınıza örnek olmak zorunda mıyım?
Gitmiyorum kardeşim yine Cildiye ve dahasına ve vs.sine!
Tam depresyona gireceğim, bir gülme geliyo...
Selam eder, saygılarımı sunarım.
Bir daha kimse bana hasta olduğumda doktora git filan demesin!
On altı gündür haftada bir kere farklı hastanelere gitmekten,
Her gittiğimde türlü çeşit şeylerle beraber ikişer üçer tüp kanımı vermekten,
Kollarımın iğne delikleri ile dolmasından...
Daha bugün alerji testi için on sekiz delik açtılar ve dahası
Neyim olduğunu bulamamalarından yoruldum.
Devlet hastanelerinin beni pinpon topu gibi oradan oraya sevk etmesinden
Ki biri de taaa ebesinin nikahıydı yoruldum!
Bundan sonra bir şeyim olduğunda bir daha doktora filan gitmiycem,
İşimden bir gün izin alıp yatıp dinlenip ertesi gün işime gidicem.
Nasıl olsa neyim olduğunu bir tamam bulamıyolar!
Ben kendi kendime teşhisimi koyup "Strestendir." der geçerim.
Cemre.Y.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Yeter Ki Sen Gülümse

...Yeter Ki Sen Gülümse…
Önce bulutlar pusuya durdular,
Güneş’imi sakladılar benden,
Sırf ona minnet, umuda tutunamayayım diye.
Sonra hiç de gereksiz yere,
Benimle kavga bile etmeden,
Sincice bir ihtişamla bütün heybetleriyle çarpışarak,
Fırtınasız, ne olacağına kararsız biri,
Öbürüne yok oluş azmiyle ikiye bir kırıldılar.
Şimdi de tutmuş yağmur tanelerimin,
Güneş’e yansımasından gam yapmışlar!
Gökkuşağımın aslında bana hiç olmayan,
Yosun yeşilimi çalmışlar.
Oysa hep susarak,
İçten içe, kendileriyle,
Kendilerine geçiş yolları arayıp bulan,
Acayip bulunamaz,
Görülemez ara renklerdik
Biz o gökkuşağında.
Sen yosun yeşili, ben türkuaz.
Bugün hiç kimseyi,
Kendimi bile sevmeye mecalim yoktu ya!
Gece çökünce dolunayla
Yüreğimin zindanından,
İncecik rüya iniltisi, bir sızı geldi!
Yağmur yosun gözlerinden
Ansızın damlayıveren,
Yaş tanelerini kondurdu avuç içlerime.
Rüzgar, akşam ayazına bahaneyle,
Saçlarının arasındaki güneşli ışıltılardan
Bir nefeslik sen kokusu getirdi.
Belli ki yine hazanındasın yüreğinin
Hiç kimseye yok oluşlarım üzüyor seni de!
Merak etme saatler saatince,
Kendimi bile sevmeye değer bulmalarıma,
Aralar versem de,
Hala seviyorum dün gibi seni…
Söz verdiğim gibi.
Hadi, her nerede ve kiminle olursan
Bir gülümse…
Bütün yaş tanelerini ve hazanlarını
Sonsuz bir temenni ile alıyorum üzerinden.
Nefesinden öpüyorum seni,
A yüreğimin çiziği!
Yeter ki sen yine gülümse…
Cemre.Y.

6 Ağustos 2017 Pazar

Mutlulukları Çoğaltın

...Mutlulukları Çoğaltın...
Önce, iki-üç yaşlarında bir çocuğun gözlerinden
Çilekli dondurmanın lezzetini tattım.
Sonra yedi-sekiz yaşlarındaki bir çocuğun
Eczacı kadından annesi için ilaç çalmış diye dayak yiyişini,
Orada bulunan esnaf adamın ilacın ücretini ödeyişini
Adamın küçük kızının poşete yiyecek dolduruşunu,
Otuz yıl sonra esnaf adamın yere düşüşünü.
Hastane masraflarının esnaf adamın ölümüne imza atışını,
Küçük kadın babasının başucunda uykuya dalmışken,
Bir zarf içinde bütün masrafların ödenmiş gelişini,
Annesi için ilaç çalan çocuğun
Esnaf adamın doktoru oluşunu,
Otuz yıl sonra minnet borcunu
Bir hayat ile kurtarışını tattım.
Sonra yaramazlık yapan kızını terlikle dövmeye çalışırken
Evdeki köpeğin kadına saldırışını
O terliğin önüne geçişini tattım.
Gördüğünüz gibi mutluluk iki satırı geçemiyorken
Acı dolu duygular daha bile yazılabilirdi.
Sonra bir bebeğin gülen gözlerine baktım.
Hayatı nasıl şekillenecekti kim bilir?
Hayatlarınızın kalanını mutlu anlarınızı
Çoğaltarak siz şekillendirin,
İlle de gerekirse, resmen yasağı yoksa, onunla,
İllegal sevişmelerle sevişin,
Ama bir kere olsun gerçekten mutlu olun,
Belki o zaman, daha çok satıra sığarlar.
Cemre.Y.

16 Haziran 2017 Cuma

Didim Mi Didim

...Didim Mi Didim...
Bugün son günüm…
Şimdiye kadar birçok anıyı, yazıp yazıp, sildim mi sildim!
Öyle ya!
Mutluluk, bencildi,
Acı anılardansa, herkes ayrı bir zevk alıyordu!
Tek başıma ben...
Mutluydum lan!
Özet bu.
Hikaye bitti yani.
Romanın sonu yani.
Ama yine de birkaç reeli hak ediyordu,
Bu bir yıl dolusu özlem dolu tatilim.
Seçilmişliğin tek amazonuydum ben!
Onlardan önce gelip kolaçan edecektim ortalığı,
Açıkçası maddiyatım bu kadardı ya neyse çaktırmayalım!
O, berbat ötesi,
Üç aktarmalı otobüslü, minibüslü, yolcu sigortalı,
İğrenç ötesi seçtiğim o, yolculuğum sonrası,
Nihayet varmıştım otelime de,
Daha saat sabahın sekiz otuzuydu!
Seçmekte usta olduğumu sandığım,
Elegans'da neyse ki boş oda yoktu!
Anlattım tabi derdimi...
"Bana derhal, deniz kenarı bir oda sağlayamazsanız,
Valla ilk bulduğum havuzda kendimi köpürte köpürte yıkarım,
O kadar pis hissettirdiler yani!"dedim.
Bana,
İlk deniz kenarı boşalan odayı tahsis edeceklerine söz verdiler ki...
Hiç de hakkım olmayan saatte, kahvaltımı edebilirdim.
Doydum nihayet de hala, o uzun yolculukla çok kirliydim!
Bari lobiye kurulup,
Bilgisayarımı açıp, günlük paylaşımlarıma dalayım."derken...
Sinirli ve oldukça yorgun bakışlarımla,
Valizimin ön cebindeki şampuanıma uzandığımı gören lobi memuru…
"Belli ki siz havuzumuzu,
Köpüklemeye çalışacaksınız ama köpürmez ki bizim havuz,
Yine bize kızarsanız diye de,
Boşalan ilk odayı size tahsis ettik!" deyiverdiler!
Anam!
Odama bir daldım ki üç kişilik!
Bir tane ikiz yatak, bir tanede bebe yatağı!
La oğlum, ben tekim,
Neyleyim bunca yatağı diyemeyecek kadar yorgundum!
İlk işim, hamamdı, masajdı umursamadan,
Kendimi duşakabinde köpürte köpürte yıkandım.
Tertemiz, mis oldum.
Günler mi?
Onlar o kadar mutlulardı ki, su gibi akıp geçtiler!
Sabahı sade Türk kahvesi, açık büfe kahvaltı,
Öğleye kadar havuz, sonrası biralı siestalar...
Öğleden sonra mavi bayraklı,
Balıkları içinde yüzen pırıl pırıl bir deniz...
Rakı, balık, acılı şalgam…
Bugün son günüm...
Ömrümde ilk defa yalnız bir tatil yaptım,
Ne çok korkularım vardı oysa...
Hepsi silindi...
Bitmemeli kadar uzun sürsün istedim.
Yarın on ikide son buluyor buradaki günüm!
Tur şefimiz hala aramadı beni
"Şu saatte alacağız sizi"diye!
Neyse ki güler yüzlü resepsiyonla bugünden görüştüm,
Ola ki yol yorgunu biri çıkar, ola ki
Olmazsa havuzu köpüklemeye kalkıp arınmaya çok ihtiyacı olur,
Erkenden boşaltacağım odamı!
Ve isimsiz bütün gülen yüzlere sonsuz teşekkürlerimle,
Hatta onlara yaptığım küçük sürprizlere karşılık,
Bana büyük mutluluklar bahşeden kat görevlilerine minnetlerimle...
Hakkım helaldir hepinize
Didim mi, Didim.
Cemre.Y.

21 Mayıs 2017 Pazar

En Şefkatli Özürler

...En Şefkatli Özürler...
Özür dilerim ruhundan!
Seni hiç merak etmediğim için!
İlk defa “Hoşça kal” ın dokunduğunda kulaklarıma
Haylice de sarhoştum!
Kızıma ilk defa küfür etmiş,
Üstüne de “Siktir git evimden!” demiştim,
O da “Ben sensiz yaşayamam." demek yerine,
Ona tam on altı yıl boyunca,
Ona öğrettiğim gibi bana bile muhtaçsız,
Bana bile minnetsiz
Öylece çıkıp gidivermişti hayatımdan!
Seni tam olarak duyduğumda
O benden gideli tam tamına
Üç ay on altı gün geçmişti
O güne kadar da,
Bir tek özlemli nefesini dahi duyamamıştım
O küfrü edene kadar nefesim olanın sesini.
Dedim ya ruhundan özür dilerim
Seni hiç merak falan etmedim!
Sen sadece kavuşulması
Yokuşlu aşklarıma değil
Etimin tırnağına bile sestin.
Bencildim seni dinlerken!
Ben’din zaten!
Bana neydi, yaşından, yaşamışlıklarından,
Yaşanma ihtimali saman yığını hayallerinden.
Ben çığlık atıyordum buradan!
Sen duyuyordun hepsi buydu!
Ya çok özür dilerim çookk!
Öpsem geçer mi yüreğinin başucundan.
Affedebilir misin en azından beni?
Zira!
Artık aşka dair yorgunluklarımı
Değerlendirmelere bile
Alamayacak kadar yorgun ve pes-li geçişli
Durağımda yine karşıma sen çıkıverdin.
Halbuki artık çoktan kızım anneliğimi değilse de
Dostluk ve sırdaşlığımı özlemişti.
Hatta daha bu gün
“Anneee!
Bırak kahve yapmayı on dakika sonra gideceğim ben
Nolur beni biraz daha sen gibi sev!” demiş ve ben son benliğimi
Ona sarf etmişken ve artık hiç kimseyi,
Kızımı dahi aynı sevemiyorken
Sen çıktın karşıma yine neden?
Ne seveceğim biri kalmıştı oysa,
Ne de özlemim kadar eder birim!
Kalbimin bir odası artık hep kilitliydi işte!
Hani kilit uydursalar es kaza
Kendi cesetlerinin iskeletleri
Duvarlarıma cam kesiğinden
Gün sayarken buluvereceklerdi.
Yıkılacaklardı.
O kapı artık hep kapalı kalmalıydı!
Dirilen mezar hikayeleri gibi oluyordu
Birkaç gündür kalbimin odasından gelen sesler!
Korkuyordum!
Yüzleşmek istiyordum!
Kendi kilitlediğim o kapıyı
Yalnızken açmak istiyordum son kez!
Bir şarkının tınısı ağır aksak
Yükseliyordu gece yarılarıma
Daha önce hiç dinlememiştim!
"Placebo A Milion Little Pieces”
En normal sevgili günüme nihayet yalnız kalınca...
Cancağızımın kederlerini terastaki halıya serdim
Varsın bu gece de yüreğime mühürlenmesinler,
Kızımın bir türlü olamayan
Platonik sevdasını yine terasımdaki
Salıncağımda sallandırdım.
Ben ilk defa sana geldim.
Keşke sana hayran olan olsaydım da
Bütün hayranların gibi olsaydı
Senin dünyana açılan bütün pencerelerim!
Sadece açabildiğini görmekle hayallenen kadar olabilseydim.
Oysa sen kalbimin mahzeninden sesleniyordun bana
Ölmek istemeyen bir kelebek kanadı gibi!
Neden?
Kim bilir bensiz kaç kere daha öldün!
Bilsen ben yüzyıllardır yeniden doğuyorum!
Yoruldun mu çocuk!
Yoruldum...
Biter sandım sen hep içimdeymişsin!
Yanlış anlama ha sakın!
Aşık filan değilim sana!
Hayran da değilim üstelik!
Normal herhangi bir İstiklal Caddesi anketime denk gelsen
Seni sorsalar zaten benim, ne diyeyim ki derdim...
Ki zaten kimse de affedersin ama bir bok anlamazdı!
Ama...
Bana neydi!
Ah benim, bana bu bencilliğim!
Yav özür dilerim.
Sadece bir kere kalbimin içinin içini merak ettim
Bütün odalarımı es geçerek!
Cinsiyeti farklı olsa da benim kendime küstüğüm o yaşta
Küçücük bir çocuk gördüm...
İçim o çocukla o kız,
Kesin misket oynamış bir yerlerde, ya da yakan top.
Kız can’ları tutmaktan korkmuş hep!
Korka korka birkaç can ancak tutmuş!
Tutmuş onu da o çocuğa hediye etmiş!
Oysa çocuk bütün canları tutup
Cansız olanların hepsine hediye etmiş!
Can’ın bende hep kalmasın be çocuk!
Ben emanet canla pek yaşayamam!
Ki sende belli...
Yoksa!
Şu saatte kimselerimin görmediği
Kilitli kalbimin odasından neden ses edesin ki!
Yüreğinden öpüyorum yetmiyor çocuk!
İlk doğduğun andan başlasam,
Teninin cennet kokusundan itibaren.
Hani masallardaki gibi olsa
Herkes bir dilek dilese bütün meleklerden
Benim iki hakkım olsa...
Kızımın ve senin ilk anından itibaren
Ayrı karınlarda var olsanız bile
Taa ki siz başka, daha güzel bir dünyaya gidene kadar.
Yaralarınızı öpsem ayak uçlarınızdan
Kafanızın en bıngıldağına kadar!
Çocuk!
Çocukluğumuzdan da özür dilerim.
Yaralarının hepsinden
En şefkatli özürler ile öperim.
Cemre.Y.

25 Nisan 2017 Salı

Peki Ben Bunca Delirirken Sen Nerelerdeydin?

...Peki Ben Bunca Delirirken Sen Nerelerdeydin?...
Bir şelalenin arkasındaki mağaraya saklandım saatlerce…
Oradan seyrettim, şelalenin diğer yanında akıp giden hayatı.
Biliyordum o hayatın içinde bir yerlerde ben vardım, her yerde,
Herkeste ben vardım ve o “ben”i bulup geri almalıydım.
“Varlığını hissetmeye,
Sevgini bilmeye ihtiyacım var” dedim boşluğa…
Önce hiç çıt çıkmadı,
Sonra sesim yankılandı mağaranın dehlizlerinde.
Cılız bir haykırıştı, bana bile yabancılaşmış,
Sanki benim dudaklarımdan hiç çıkmamış gibi geri döndüğünde!
Saatlerce kaldım orada akşamdan
Sabahın ilk ışıklarına kadar…
Ne uykum geldi, ne acıktım, ne susadım ne de ağladım.
Hep sallandım sallanan koltuğumda önce yavaş yavaş…
Sonra olanca hızıyla…
Bir görsem kendimi
Çekip alacaktım kolundan tutup şelalenin arkasına…
Bu metcezir son bulduğunda
Bende bulmuş olacaktım benden kaçan “ben”i….
Beynimin, yüreğimin, bedenimin ihtiyacı vardı bana…
Biraz daha hız verdim sallanan koltuğuma…
Önce yavaş yavaş sonra hızla…
Biraz ileri, hızla geri, biraz daha ileri, çok daha hızla geri…
Sonra sallanan koltuğumla beraber
Gidebileceğim en geride buldum kendimi.
Giderken bile yolum engellerle doluydu..
Önce fayans sehpanın sivri köşesinde hissettim kafatasımı
“Çaattt” diye bir ses..
Ne yıldızlar ne ışık…
Ne dostlarım ne arkadaşlarım, ne ailem ne kızım, ne de sen..
Sadece sonsuz gibi gelen bir karanlık…
Sonra parkelerde hissettim kafatasımı “küüüttt” diye bir ses…
Ne şelale, ne mağara, ne dehliz, ne ben…
Sadece sonsuz bir karanlık!
Ucunda tek bir sızıntı ışık bile yoktu…
Şelalenin suları döküldü yerlere
Kafatasımdan ve göz pınarlarımdan…
Ama olamazdı,
Yalnız ölemezdim ben…
Hem de en çok bugünler de
"Ölmiycem ben her şey güzel olacak” diye
Bir masal tutturmuşken…
Topladım şelalemin çağlayanlarını
Sallanan koltuğumla beraber aynı hızla kalktım yerimden.
Yerdeki süzülen kanları sildim önce güzelce.
Kafa tasıma kolonyayla pansuman yaptım
Biraz yarıktan bir zarar gelmez,
Hem belki bulursam “ben”i hem daha kolay giriverir içeri.
Gözümün yaşlarını soktum geri göz bebeklerime…
Yine başladım kaldığım yerden önce yavaş yavaş…
Sonra hızla …
Biraz geri, hızla ileri, biraz daha geri, çok daha hızla ileri…
Sonra sallanan koltuğumla beraber
Gidebileceğim en ileride bulacaktım kendimi
Bu sefer yüzüstü çakılacaktım yere…
Tamda o anda camları sonuna kadar açık penceremden
Koskocaman bir nefeslik bir rüzgar girdi içeri…
Savruldu evimin perdeleri, açılıp kapandı evimin kapıları…
"Birazdan fırtına kopacak” dedim kendime.
Rüzgar bir dehşet savurdu önce
Sonra usulca sadece ellerimi okşadı perdelerimle…
Yavaşça kalktım sallanan koltuğumdan,
Camdan baktım, karanlıktı, yıldızlar vardı.
Atabilirdim ya kendimi usulca rüzgara minnet.
Rüzgar dokundu yüzüme, gözüme,
Yanaklarıma, omuz başlarıma…
Korkmadım, ağlamadım rüzgar benle konuşurken…
""Ama olmaz!
Yalnız ölemezsin sen.
Hem de en çok bugünlerde
"Ölmiycem ben…her şey güzel olacak” diye
Bir masal tutturmuşken…
Tamam cam açık kalsın ama kapat perdeleri,
Birazdan gün ışığı gelecek rahatsız etmesin seni.
Ben rüzgarım, söz veriyorum sana
Bundan sonra…
Hep yardım edeceğim, koruyup kollayacağım,
Sarılacağım kimse sana sarılmadığında,
Hadi şimdi yat dinlen biraz”" dedi ve…
Usulca yatırdı beni yatağıma…
Bir yastık tutuşturdu elime
“Kokla onu, sarıl ona…
Sen bu yastığın terinin kokusundasın” dedi.
Ben uyuyana kadar da
Okşadı ellerimi, kollarımı…
Omuz başlarımı da öpüverdi.
Peki ben bunca delirirken sen nerelerdeydin?
Şimdi topla bütün anılarını, pılını pırtını
Bir şelale bul kendine
Hayatımdan "Defoll, git, derhal!
Duymuyor musun?
Defooll...Giiitt…Derhaaall!"
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...