dolunay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dolunay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2022 Perşembe

Ay Dolunay

...Ay Dolunay...
En son...
Dün gece gördüm,
Zaman zaman,
Ruhumu ta...
Kendi cehennemine kadar çeken kabuslu rüyaları!
Sabaha kadar,
Kaç uykuyu uyuyamadan eskittim kimse bilemez!
Ama bu sefer kararlıydım...
Ertesi geceye taşımayacaktım,
Uykumu darağacına asan korkularımı.
Zira...
Artık...
Avutmuyordu sadece yastık yüzü değiştirmeler!
Güne...
Gözlerimi azıcık bir uyku arasıyla açmışken,
Sigaramı dudak arama sarıp,
Sade kahveme koşmada da,
Nasıl bir panik yaşadıysam?
Susuz döküldü kahve telvelerim mutfağıma!
Köşe, bucak, halı, saçak...
Ne varsa kahvelendi susuz!
Öylece bırakıp, yeni kahve yapıp,
Kapımın anahtarını üstüne kilitleyip,
Ardıma bile bakmadan evden çıkıp işime gitsem...
Gün aydın olmaz ki ruhuma.
Akşam mesaim bitip, işimden evime dönünce,
Kapımın anahtarını içime açtığımda,
Mutfağıma girerim en ilk!
Zira çamaşır makinam orada.
Daha sınırlarına ulaşamadan kalır ayaklarım,
En ilk, yerdeki fayans araları serzenişte bulunur,
Sonra çamaşır makinamın önündeki halım,
Köşe, bucak, halı, saçak...
Küskün boyunlarıyla geçit vermezler bana!
Bulaşıverirler en olmaz yerlerimin canına.
Daha ki fırına yol almaya çok var oysa.
Biliyorum.
Hem de ezberimden.
Bir keresinde, hani es kaza,
Bir kavanoz dolusu bilyelerim saçılmıştı etrafa!
Ay, dolunaydı.
Her biri de teker teker kırılmıştı,
Ta çocukluğumdan biliyorum.
Küçüktüm daha!
Sonra toparlarım sanıyordum,
Hani kurtulup sabah olunca!
Kurtuldum lakin...
Bir daha da...
Ne akşamım aynı akşam oldu,
Ne de sabahım aynı sabah.
Hiçbir mutfağın bulaşıksız fırınına yetişemedim.
O andan sonra da, asla!
Aynı yerde bırakamadım hiçbir kırığı döküğü!
Usulca yeni yapılmış kahvemi yudumlarken,
Sessiz süpürgemle,
Tertemiz ettim köşemi, bucağımı.
Bu sefer...
Bu akşam...
Sadece fırınıma koşup,
Sadece onun tozunu aldım,
Öptüm teker teker sac ayaklarını.
Değil mi ki onun bile!
Yalnızlıktan, kabuslardan korkup,
Şöyle bir sarılıp,
Saçlarından,
Yüzünden, gözünden, alnından,
Ucundan, kenarından hayatının,
Ne bileyim...
Belki de hayali değildir benim evime konmak da,
Ben zor koşup monte etmişimdir ömrüme!
En hayal kırıklığından öptüm onu,
Ta, en ilk onu hayal edip yaradılışından.
Bu gece bana kabus yok!
Ay, dolunay!
Çünkü ben...
Değil ki canımı canımdan kanırtanların!
Eşyalarımın, maddelerimin, nesnelerimin,
Zamirlerimin ve dahi sıfat koyduklarımın bile.
Ömürlerine ömür değeyim derdindeyim.
Yoksa, herkes ölür ömrü bittiğinde.
Ben de öleceğim misal.
Artık...
Tamamen pes edip,
Her şeyden vazgeçtiğimde çok ölmedim lakin.
Misal gün olur...
Kime küsüp küsmediğimi unutmayabilirim!
Ne bileyim kapımın koluyla,
Öbür odaya gitmeyeyim diye benle inatlaştı diye,
Gücenmeyi bırakabilirim.
Ne bileyim,
Aldığım kilolarca soğandan biri acı çıktı diye,
Soğana küsmeyebilirim,
Ne bileyim,
Yediğim bir kabak tatlısının kabağı göçük çıktı diye,
Ona bir ömürlük yokluk hapsetmek yerine,
Kabak tatlısıyla aramı düzeltebilirim.
Ne bileyim,
Bir komşunun getirdiği bamya yemeği,
Sümüklü sümüklü çıktı diye,
Yıllar yılı tadına dahi bakmayıp,
Yıllar sonra kendi ellerimle, usulünce yapınca,
Meğer, olunca oluyormuş dedirtmeyince...
Bamya yemeğine yeniden gülümseyebilirim.
Beni insan düsturuyla sınamayın Gök Tengrim!
Bir daha da,
Asla!
Hiçbirini...
Hiçbir zaman...
Affetmeyebilirim!
Gülümseyelim mi?
Zira ay dolunay!
Yine bizi çekiyor yıldızlar.
Onlar da sanıyorlar ki,
"Hayat, asıl bize güzel!"
Hayat...
Sadece kolay olduğu zamanlar herkese güzel.
Bu gece de...
Bundan sonraki bütün gecelerde de...
Artık, bize, kabus yok!
Cemre.Y.

13 Kasım 2019 Çarşamba

Dolunay


...Dolunay...
Yıldızların sürgün yediği yerde...
Güneş çok uzaklarda ve ay...
Dolunaydı.
Bir vakitler...
Hani hiç kimseye olmasa bile,
Bir tek onun sesini duysa hani,
Yüreğinin tellerinde şarkılar notalanırdı ya!
Olmadı bu sefer.
Hani öl dese uğruna yine seve seve ölünür de lakin!
Hissetmeye çalıştı kadın yeniden yüreğinin şavkını.
Olduramadı.
Yıldızların sürgün yediği yerde...
Güneş çok uzaklardaydı ve...
Ay...
Dolunaydı.
Hislerini kaybetmişti kadın,
Hükümsüzlüğü bakiydi lakin.
Çırılçıplak bir ağaç gecenin ayazını giyinmekteydi.
Varsın gelsindi kışın en zemherisi donardı en çok!
Öyle de kendine dahi yokluk ayazıydı yani.
Hiç kimse de anlamadı.
Cemre.Y.

19 Ocak 2019 Cumartesi

Sevdiceğim

...Sevdiceğim...
Saçlarına yıldızlar düşmüş sevdiceğim,
Sakallarının ucuna dolunay!
Kim bilir rüyalarında kimler misafir şimdi ki,
Gülümsüyorsun kendi kendine.
Benimse elimden dökülmekte yıldız tozları.
Oysa daha, sana ne çok şiir söyleyecektim.
Sen uyurken o güzelim kirpiklerine.
Gelseydin.
Sevseydin.
Kalsaydın bende ve de benimle!
Ah benim sevdiceğim!
Ben ne zaman...
Şu kabuslu yalnızlık zırhından soyunacağım?
Ne zaman, ihtimalinden dahi cayacaktım ki,
Yeni hayatlara soyunup, döküneydim?
Ah benim sevdiceğim!
Sen ne zaman, uyurken bile beni seveceksin?
Oysa sana dair'li, daha ne çok şiir biriktirmiştim.
Cemre.Y.

10 Şubat 2018 Cumartesi

Gelirsen

...Gelirsen...
Bir gün gelirsen...
Gelirsen bir gün.
Ne kanun çalayım ben,
Ne de sen romantik bir piyano resitali.
Biz...
Susalım öylece göz göze...
Kimimizin canı, çay istemiş dolunayda,
Kimimizin canı rakı içmeyi geçip...
"E iyi, haydi madem, bir sade kahve!"
Resitalinin derdindeymiş.
Umursamayalım!
Kalalım öylece, sessiz, sakince.
Cemre.Y.

28 Aralık 2017 Perşembe

Hep Zifiri Karanlık

…Hep Zifiri Karanlık…
Hayalimde yudum yudum içtim senden 
Dolunayı ve yıldız serpintisi yakamozları da…
Sen şimdi.
"Güneş aslında hiç doğmadı."mı diyeceksin? 
Ki biliyorsun!
Güneş doğmasaydı, Ay bize, hep zifiri karanlıktı.
Cemre.Y.

10 Aralık 2017 Pazar

Ay Dolunaydı

...Ay Dolunaydı...
Ay...
Dolunaydı.
Hem de 68 yıl önceki kadar,
18 yıl sonraki kadar
Büyük bir dolunay...
Daha beni
Kalubelamdan henüz almamışlar,
Anam, babam bile daha doğmamıştı.
Ay böyle bir dolunaydı.
Defterler açıldı.
Saçıldı.
Oldular,
Oldum.
Şimdi bunca yıl sonra
Ay yine dolunaydı.
Kalubelamaysa
Henüz ecele hayli vakti varmış kadar,
Ama yeter gayrı der gibi
Gelecek bir dolunay.
Koca bir dolunay!
Ömrümün sonrasını
Hiç tamamlayamadım hayalimce.
Kalalım mı,
Yoksa!
Yoksa yeni bir şiir daha mı,
Yeni bir hikaye daha,
Yeni bir öykünme daha mı yazalım,
Ama artık ben bu hayattan çok yoruldum,
Hani ay dolunaydı!
Cemre.Y.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Yeter Ki Sen Gülümse

...Yeter Ki Sen Gülümse…
Önce bulutlar pusuya durdular,
Güneş’imi sakladılar benden,
Sırf ona minnet, umuda tutunamayayım diye.
Sonra hiç de gereksiz yere,
Benimle kavga bile etmeden,
Sincice bir ihtişamla bütün heybetleriyle çarpışarak,
Fırtınasız, ne olacağına kararsız biri,
Öbürüne yok oluş azmiyle ikiye bir kırıldılar.
Şimdi de tutmuş yağmur tanelerimin,
Güneş’e yansımasından gam yapmışlar!
Gökkuşağımın aslında bana hiç olmayan,
Yosun yeşilimi çalmışlar.
Oysa hep susarak,
İçten içe, kendileriyle,
Kendilerine geçiş yolları arayıp bulan,
Acayip bulunamaz,
Görülemez ara renklerdik
Biz o gökkuşağında.
Sen yosun yeşili, ben türkuaz.
Bugün hiç kimseyi,
Kendimi bile sevmeye mecalim yoktu ya!
Gece çökünce dolunayla
Yüreğimin zindanından,
İncecik rüya iniltisi, bir sızı geldi!
Yağmur yosun gözlerinden
Ansızın damlayıveren,
Yaş tanelerini kondurdu avuç içlerime.
Rüzgar, akşam ayazına bahaneyle,
Saçlarının arasındaki güneşli ışıltılardan
Bir nefeslik sen kokusu getirdi.
Belli ki yine hazanındasın yüreğinin
Hiç kimseye yok oluşlarım üzüyor seni de!
Merak etme saatler saatince,
Kendimi bile sevmeye değer bulmalarıma,
Aralar versem de,
Hala seviyorum dün gibi seni…
Söz verdiğim gibi.
Hadi, her nerede ve kiminle olursan
Bir gülümse…
Bütün yaş tanelerini ve hazanlarını
Sonsuz bir temenni ile alıyorum üzerinden.
Nefesinden öpüyorum seni,
A yüreğimin çiziği!
Yeter ki sen yine gülümse…
Cemre.Y.

8 Ekim 2017 Pazar

Adı Aşk, Sonu Kara Sevda

...Adı Aşk, Sonu Kara Sevda...
Sonra nefesini çoğaltırsın,
Onun teninin kokusuna benzeyen tek bir nefes için...
Bütün nesneleri ve parfümleri koklarsın!
Ağaçları...
Düşen yaprakları...
Bütün çiçekleri...
Toprak çeşitlerini...
Bütün mevsimleri...
Dolunayları...
Geceleri diyorum.
Güneş’in bütün hallerini...
Gündüzleri...
Koklarsın nefesini çoğaltıp çoğaltıp!
Ama!
Asla başka bir insan tenini koklamazsın!
Koklayamaz-sın!
Bilirsin ki insan kokusu,
Kendisine münhasırdır,
Parmak izi gibi...
Nesnelere ve bitkilere belki kokusu siner de...
Asla başka bir insanda aynı kokmaz,
O aradığın kokunun sahibi!
Sonra gözlerini kapatır,
Gamzelerin oluşana kadar gülümsersin!
Gelir ve gamzenden bir tek öpücük alıverir işte...
Kokusu burnundan bir kez daha
Gitmesin diye nefes bile vermezsin!
Adı, "Aşk!"
Sonu "Kara Sevda!" olur bilemezsin.
Cemre.Y.

18 Ağustos 2017 Cuma

Affetmeyin Beni, Beni Affetme

...Affetmeyin Beni, Beni Affetme...
Ağlamıyordu kadın!
Sadece sağ dudağının kenarında
Gamzesi beliren o buruk gülümsemesi vardı yüzünde.
Herhangi bir Temmuz gecesinin
Dolunay çıkmış 03.14 ünde
Güvenli bir kaldırıma oturdu,
Kulaklığını taktı,
Dizlerini karnına çekti,
Kendine sarıldı ve şarkısını dinledi.
Ağlıyordu adam!
Yine de gururlu bir güvenin
Huzuru vardı dudaklarının kenarında,
Yeni kondurulmuş birer öpücük gibi.
Herhangi bir Temmuz gecesinin 03.14 ünde,
Huzurla koltuğuna yaslandı,
Soğumaya yüz tutmuş çayından bir yudum aldı,
Gardını kendine toparladı,
Kendini de kendine sardı ve şarkısını dinledi.
Aynı şehirde iki ayrı yürek,
Daha kim bilir kaç geceler boyu olduğu gibi,
Geçmişlerine huzurlu bir selam çakıp,
Yüreğinin sarı sandığının
Atlas bohçasına kendini ve onu sardı,
Sarmaladı ve usulca sandığının kapağını indirdi.
Onlar her büyük sevda başlangıçlarında
Hep buna benzer şeyler yaptılar.
Sadece bir tek kez aynı şarkıyı aynı anda duydular!
"Bu şehre bir kez daha yağmur yağdığında
Ben artık ağlamıyor olacağım.
Çünkü gök kuşağım hep olacak!"
Affetmeyin beni…
Beni affetme…
Cemre.Y.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Yüzü Yeni Ay Zamanı Bakıla


...Yüzü Yeni Ay Zamanı Bakıla...
Yüzü; "Yeni ay zamanı bakıla,
Bakana da uğurlu ola" denilen cinsinden
Dolunay parçasıydı.
Kaşları narin, kirpikleri tel tel zerafetti.
Yeter ki o iki gözün kapaklarını,
Gönül gözünü de koyup açmasaydı.
Burnu özenle yerleştirilmiş,
Ağzı, laflarına hayli dar ve küçümen,
Çenesi nahif ve her hükme mukalip.
Yeter ki hiç kimse "Ama" diye diye,
Aşufte bir ahuzara razı gelmeseydi.
Açsın istedim gözlerini.
Renginin ardındakileri görmekti mecalim.
Yoksa, bunca gül-cemale,
Bana neydi ki gözlerin rengin?
Yeşil miydi?
Yoksa ela mı?
Gözleri mercan alası bir hatun vardı.
Öyle bakamadım ki gözlerinin derin alasına!
Ben bile bilemedim.
Ki yeşil miydi, yoksa ela mı?
Mavi miydi yoksa!
Yoksa kırk yıllık kahve mi!
Bir bakışta, bu kadar suskun hikaye mi anlatılırmış!
Bu kadar suskun hikaye mi anlatılırmış!
Sonra yine susulup,
Sonra yine mi anlatılırmış Yarabbi!
Yüzü;
"Yeni ay zamanı bakıla,
Bakana da uğurlu ola" denilen cinsinden
Dolunay parçasıydı.
Hala göremiyorum oysa!
Aynaların sırrında.
Ne çocukluğumu,
Ne de gayba uğrayan gençliğimi...
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...