erken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Haziran 2022 Pazar

İçime Bir Miktar Hüzün Kaçtı

...İçime Bir Miktar Hüzün Kaçtı...
Uyandım.
Hem de güzelim pazar sabahına,
Hiç de yakışmayan erken bir saatte!
Çünkü yağmur,
İstanbul'un eline, yüzüne bulaşmış,
Çöl tozlarını çamura bulayarak yıkamaktaydı.
Güneş bile çekilmiş bulutların ardına,
Süklüm püklüm sabah mahmurluğunda,
Yüzünü bana göstermemekte inatçı.
İçime bir miktar hüzün kaçtı.
Dilimin, damağımın tadı yok.
Ne sade kahvemden keyif aldım.
Ne de içip durduğum çayımdan.
Ben buradayım, sorun bende değil!
Sorun...
Beni terk eden keyfim ve kahyasında.
Neyse, geçer elbet, elbet geçecek.
Biraz sonra güneş bile doğar değil mi,
Bunca eceller ve doğumların üzerine.
Cemre.Y.

16 Nisan 2021 Cuma

Öyle Bir An Gelir Ki

...Öyle Bir An Gelir Ki...
Öyle bir an gelir ki,
Dün ile yarının birbirine karışır da,
Günün, o an'ına yetişebilmek için,
Harcadığın çabanın da boş olduğunu görürsün!
Bu sefer de erken kalmışsındır işte,
Yine, kendine dair'li zamanı tutturamamışsındır.
Cemre.Y.

6 Temmuz 2020 Pazartesi

Küsüyor İşte

...Küsüyor İşte...
Belirsizliğin derin dehlizlerinde,
Labirentlerce...
Kendisine...
Bir tek çıkış yolu ararken,
Hiçbir yolun, hiçbir sonun olmadığını görüp,
İdrak edince anlıyor insan!
Kendisinden...
Ne kadar da en erken,
Ne kadar da çabuk vazgeçildiğini!
Bir vakitten sonra...
Eş, dost, akrabanın da,
Kendi derdinde olduğu mevsimler bunlar,
Malum...
Ortalıkta corona belası var!
Yoksa iki lafın belini kırabilen biri
Hiç...
Şiirlerine de kırılıp, küser mi?
Küsüyor işte,
Hem de öyle böyle değil ha!
Yürekten gücenmelik'li.
Şiire de küsüyor,
Cümle'ye de,
Kelime'ye de,
Hece'ye de,
Harf''e de küsüyor insan olan.
Hem de ciğerden gücenmelik'li.
Cemre.Y.

28 Ağustos 2018 Salı

Sanal Sevişgenler

…Sanal Sevişgenler…
Hayat bu sevgili'm...
Ya ben sana erken gelmişim,
Ya da sen bana çok geç.
Bir türlü...
Bir sevdanın iki yakasını,
Bir boğazda ilikleyemedik hepsi bu!
Zira ortalık dağınık henüz...
Ortalık,
Sanal sevişgenler dolu.
Aşk...
Kalp ile beyin arasıydı halbuki,
Bacak arasına dalıp çıkmış.
Olmadı tabi.
Zira sevmek…
Yürek işiydi.
Cemre.Y.

12 Mayıs 2018 Cumartesi

Yosun Yeşili

…Yosun Yeşili…
Ağrıyan dizlerime uzanıp,
Artık büyümekte olan göbeğime,
Kocaman güvenli bir huzurla başını yasladığında...
Gözlerini kapatıp...
Saçlarını okşamamı,
Yaşına göre erken gelen,
Alnındaki hayal kırşıklıklarını düzeltmeye çalışarak,
Seni bebekliğinde de olduğu gibi,
Huzurlandırmaya çalıştığımda
O bakmalara, sevmelere doyamadığım,
Yosun yeşili gözlerini ciğerime saplayan o bakışın var ya!
Her yoksunluğumuzda,
Senin için olduramadıklarımdan sebep...
Bir kere daha çiziliyor yüreğim!
Ey benim ciğerimin baş köşesi,
Ey benim yüreğimin çiziği!
Ne zaman değişecek bu makus kader ve keder!
Artık mutlu olsan diyorum.
Bana hediye vesaire gerek değil!
Bana...
Ben saçlarını okşarken,
"Çok mutluyum anne'm" diyebilmendir
En kıymetli hediye'm....
Sahi eminsin biliyorum ama
Seni çok'un bile az kaldığı,
Tabiri teşhis edilememiş kadar seviyorum!
Cemre.Y.

22 Şubat 2018 Perşembe

Erken Ölüm


…Erken Ölüm…
Yaşadığımdan utandığım çok erken ölümler'im var benim.
Cemre.Y.

10 Şubat 2018 Cumartesi

Anormal Sevdim


…Anormal Sevdim…
Mevsim normallerimden,
Mevsim normallerinden çok fazla,
Anormal sevdim ben hep
Artık "O, her kimse!"mi...
Ya geç kaldı bahar,
Ya erken geldi zemheri.
Bir türlü,
Aynı sevdanın iki yakasını,
Kendi ellerimizle "Biz!"e,
Bir türlü...
İlikleyemedik gitti.
Cemre.Y.

8 Şubat 2018 Perşembe

Geçmişimiz


…Geçmişimiz…
Kirpiğimden akıp,
Gözümden çoktan düşmüştün ya!
Kim bilir ne vakittir,
Yüreğimden de düşmüşsün.
Hani burnumun ucunda
O pembe gülün kokusu da olmasa,
Artık hiç hatırlayamıyorum.
Eğer vardıysa,
Bize dair geçmişimizi!
Sanki...
Sanki daha yeni doğmuşum gibi.
Cemre.Y.

1 Şubat 2018 Perşembe

Kusuruyla Yaradan


…Kusuruyla Yaradan…
Zaman zamanınca aksa
Soru ve sorun olmayacak halbuki…
Zaman bize geç…
Ya da haylice erken…
Zaman aşımı'yız yani.
Kusura bakmayacak artık kusuruyla yaradan!
Cemre.Y.

13 Ocak 2018 Cumartesi

Can Parem

...Can Parem...
Sarılmak...
Bütün depremlere ve bütün engellere,
En imkansız sanılan, tek çözümdür,
Biri sünger olsa da...
Ben ki sen ile ney olup
Üflemişim defalarca o sür'a...
Yenilmemişiz hayata
Boğulmak pahasına...
Daha vakit erken sana
Son kere ıkınıyorum hayata be can parem.
Hani bir daha desen!
Belki senin cesaretin le olurdu
Sus çektim.
Cemre.Y.

17 Kasım 2017 Cuma

Üşümek Kaç Kilometredir Annem

...Üşümek Kaç Kilometredir Annem...
Üşümek kaç kilometredir annem?
Ellerin eskimiş elek gibi etek bezlerinden,
Yine de özenle sana sarılmışken ben
Kundağımdan sana ve bana dair'li,
O ilk anı özlemek!
Kaç kilometredir?
Ya bana en ilk sarıldığın, o ilk vuslat an'ın...
Kaç kilometredir annem?
Ya beni öpe koklaya yolladığın o ilk yalanın...
Peki ya hastane odalarındaki,
Bana beni sev'ini sakladığın onca yıl'ını itiraf ettiğin an'ın,
Kaç metredir!
Vazgeçtikçe heyecanlarımdan, gelecekli hayallerimden,
Daha da yakın mıyım sana ha!
Oysa hep hacca gidebilmekti emelin!
Rab!
Seni aldığı yetmezmiş gibi benden.
Bana dair'li hiçbir hayalini gerçek edemedim ben!
Oysa o, "Kün Feyekün!" dese...
Oynayacaktı yer ecelinden, demedi.
Ben sana erken geldim annem, sen bana çok geç,
Ve yorulmuyordular tecavüzcü tacizci beyinler!
Üşümek kaç kilometredir annem?
Sana dair olmak kaç uzay yılı bir söylesen!
Cemre.Y.

25 Ekim 2017 Çarşamba

Peki

...Peki...
Güne gülümsemesinin içinde saklı,
“Keşke" ler den arınmış,
“Belki” ye sarınmış,
O tek umuduyla gözlerini açtı kadın.
Fırladı yatağından,
Yorganı bile şaştı bu telaşına!
Penceresinin kenarına yerleşip,
Perdelerini kaldırdı.
Daha yüzünü bile yıkamamıştı,
Daha çayını bile koymamıştı.
Vakit ya çok geç,
Ya da çok erkendi…
Ama ayrılığın hiç zamanı değildi!
Oysa “Ayrılık” hala durduğu yerdeydi.
Dudağının kenarındaki
Buruk tebessümlerinde,
Ancak görünen o tek gamzesine
Sessiz bir “Peki” yerleştiriverdi,
Bugün yüzünü yıkamasına gerek yoktu.
Gözleri yapacaktı nasılsa o işi…
Çaydanlığa su koydu,
Ocağın altını yaktı,
Çaydanlığı ocağa koydu,
Son kez mutfağının penceresinden
Uzaklara...
Çok uzaklara baktı.
Yüreğindeki iki kişinin
Ruhu çoktan anlamıştı,
Usulca kalktılar yerlerinden
İki küskün çocuk gibi,
Artık gitmek zamanıydı.
“O” ve “O”
El ele tutuşup,
Boyunlarını, suçsuzluklarına büküp,
Susarak,
Çayın buharına karışıverdiler.
Kadın arkalarından bakmadı bile bu sefer.
Vazgeçti çay içmekten!
Her zaman, sadece,
Sade kahveyi tercih ettiği halde,
Orta şekerli, bol köpüklü,
İki Türk Kahvesi yaptı kendine!
Buruk tebessümlerinde
Ancak görünen o tek gamzesinde sakladığı,
O tek ve son kelimeyle içti o iki kahveyi de.
“Peki!” dedi, yutkundu.
Nasılsa, başkaca,
Çok eski bir “Peki” daha yatıyordu orada!
Şimdi yine aynı mezardayız üçümüz!
Üçüncüler sana ve bana göre değişse de
Vakit de, hesap da tamam.
Bu sefer, herkes,
Kendi yalnızlığının mezarlarına,
Ey hayat,
Bir daha çıkarma sakın karşıma,
Sevda denen o yangınla,
Biz az önce ödeştik bence!
Cemre.Y.

22 Ekim 2017 Pazar

Ölmedim!

...Ölmedim!...
Yeri değildi yaşatılmaya çalışıldığım ansızlıkların.
Hele zamanı hiç değildi.
Ömrümün yaşanamamış onca yaşlarıma bedel oldu.
Yine de...
En erken zamansızlığında en azından ölmeliydim.
Ölemedim.
Ölmemeyi seçmedim ölemedim!
Kan kustum ben zaman zaman.
Ağzım, burnum, yüzüm gözüm,
Dilsiz başka yerlerim bile,
Lal kırmızı zamansızlıklara hep susarken.
Kan damladılar azar azar ömrüm boyu!
Midem bile zaman zaman kanadı.
Kan kustum ben zaman zaman.
Ya babadan, yahut sevdadan!
Ya olması gerekip de olmayanlardan.
Ya olması gerekip de olamayanlardan.
İkisi, hep aynı kapıya çıkıyordu ve ben!
Hep ardındaydım o kapının.
Ölüme en yakınken ben...
Harici dileğime gerek bile yokken bir gün...
İki çift göz gördüm.
Bir çifti kahverengi,
Bir çifti yosun yeşili.
Ben kusarken ömrümü safra safra!
Onlar hayret ve korku ile yansıyordular aynama.
Bir çifti ölüme...
Bir çifti hayata bakıyordular.
Bir bilseniz, o yıl ölmem ne büyük bencillikti.
Zira onlar, onlara dair,
Yaşama dair tek sebebimdi.
Hele kahverengi yoksun yoksul,
O gözleri bir görseydiniz!
Onlardan önce gitmem fena edepsizlikti
Doktordan gelip,
"Midemdeki polipler yok olmuş" dediğimde
Sanki üç ay daha uzadıydı ömrü
O kahverengi gözlerin.
Üç ay sonrası bizden gittiğine göre de kesin öyle!
Zira sonra kahverengiler toprak olan rengine gitti
Giderken bir çift şefkatli
Ela gözleri bana musallat ederek.
Şimdi ben bir çift yosun yeşilim'e...
Bir çift ela'ma...
Hangisine en çok öleyim?
Ölmemek için kendime daha ne edeyim?
Cemre.Y.

2 Eylül 2017 Cumartesi

An'ı Yaşamak Derken?

...An'ı Yaşamak Derken?...
Senin “An” dediğin nedir ki gülüm?
Beyninin çekip unuttuğu siyah beyaz
Bir fotoğraf karesi gibi bir şey mi?
Hani hep mazide kalan mı?
Ya da gökkuşaklarının
Yağmur sonrası dansı gibi bir şey mi?
Hani hep sonradan
Buruk bir tebessümle anımsanan mı?
İlk defa şimdi
Binlerce “Sen” in dediği yere baktım
“An” dediğin o saatte!
Hiç kimse/m yoktu!
Yine erken mi geldim?
Yoksa geç mi kaldım?
Cemre.Y.

29 Ağustos 2017 Salı

Bana Ne!

...Bana Ne!...
Şimdi derin uykulara gebe yüreğim
Vardiya sırası sen de be sevgili
Sen ister erkenden uyu,
İster gün ışıyana kadar ayık kal
Bana ne!
İyi geceler yine de...
Cemre.Y.

27 Ağustos 2017 Pazar

Cennetimden Geçerim


…Cennetimden Geçerim…
Eylül'e ramak kala...
Nisan yağmurun olmaktı hep asıl niyetim
Yosun gözlümün gözlerinin çimeninde...
İlk ve son kere
Baharın sonundaki o,
Son yeşil çimen renginde olmayı diledim.
Meğer!
Baharımın ilk'ine sonmuş bu!
Kırk'ımı kırk geçe
Hayatıma çok kala
Sana hayli geç kalmışım demek ki
Bir kere bile olsa
Oysa!
Ramağı çoktan erken geçmişten
Ben sana erken gelmişim efendim...
Beni affetme sen...
Ben sana cennetimi sunardım.
Hem de bedava!
Sen yine de bana cehenneminin adını yaz!
Senin için geçerim...
Cemre.Y.

22 Ağustos 2017 Salı

Beceremedim


...Beceremedim...
Belki biraz daha
Ya erken gelmeliydim sana,
Ya da biraz daha geç...
Meşguldüm ölümle...
Yaşamayıysa hiç mi hiç
Beceremedim...
Cemre.Y.

18 Ağustos 2017 Cuma

Kitap Arası Şiir

...Kitap Arası Şiir…
Bunca yorgunluğun üstüne
İnadına sev-i-şe-ğiz biz!
Ne benim,
Bir türlü imanını kitabını
Sırrını bir cümle hala çözemediğim
Bu akşam da kirpik diplerim ağrıyacak!
Ne de senin
Yorgun ter kokuların
Erkenci aceleciliklerin beni boğacak.
Ya yıkan da gel diyeceğim
Ya da ben bunca yorgunken
Sırtımı bari kesele!
Yıkanacağız yani
Yine birlikte...
En iyisi mi ben yine
Kitap arası şiir çalışayım biraz daha!
Cemre.Y.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Erken Yatmalıyız


…Erken Yatmalıyız…
Erken yatmalıyız ey minel AŞK!
Bende de…
Sende de…
Yarına bir hayli "Biz!" var!
Hepsi şiir olsun diye.
Cemre.Y.

28 Mayıs 2017 Pazar

Erken Sahur!

...Erken Sahur!...
Daha küçücüktük, gün boyu sevinçli çığlıklarla cıvıldaştığımız
Köyümüzün merasının göğündeki güneşimiz,
Bize hiç fark ettirmeden
Çatıveren akşama, bizi terk eder etmez
Aceleyle karınlarımız, birer tas kaynar suyla karışık,
Birkaç sebze tanesiyle,
İlle de bolca ekmekle doyurulup,
Yere seriliveren minder tanelerinden
Rengarenk kırk yamalı küçücük bir yatağa
Özenle dizilirdik.
Ya da...
Özenle sıkıştırılırdık.
Ben en başa, bir küçüğüm sona geçer,
Son kardeşin leş kokulu ayakları,
Bir küçüğümle ikimizin burnumuzun direğine geçerdi.
Çünkü üçümüz yan yana sığamazdık da
Başlı ayaklı dizilirdik o mindere!
Üç kardeş...
Başlı bacaklı küçümen minderlere,
Sığdırılacak kadar da küçücüktük.
Sonra gaz lambamıza üflenilip,
Koyun kokulu, kocaman yorganın altında,
Nefes alamadan uyurduk sabahlara...
Hepimiz...
Sadece o geceye ölürdük aslında.
Ben hep, en son ölürdüm!
Bazenleri...
Yani çok aylar sonra bazenleri,
Anamla babamın fısıltılarını duyardım.
Yok!
Bu sefer öyle değil be aa!
O anlarında, o tek şart arardı;
Dair olmak için,
Tek bir hücresini dahi,
Kımıldatmadığı her şeye dair!
Yalandan da olsa
“Hee!” dese anam destandı.
Onları da!
Merak ederdim ille de,
Bu yorganlar acaba onlara da mı bu kadar ağırdılar.
Hele onlara da mı bunca koyun kokuyordular!
Ondan mıydı o gecelerde bütün cebelleşmeleri!
Ama bazenleri...
Aylar sonra bazenleri!
Bu sefer baba...
Baba’m...
Ne demekse adı!
Hani şu adı,
Sahur'a!
“İlle de yufka böreği, ille de kavurma,
İlle de ballı ceviz isterim ha!” yı emrederdi.
"Yoksa oruç moruç tutmam ha!" derdi.
Bu sahur neydi ki biz sebze çorbası içerken!
Baba'ya en ihtişamlı yemekleri hazırlattıran.
Hep hatırlayamadığıma,
Hayıflandığım o ilklerimdeyim şimdi.
Belki de oradan başlamalı affetmelere!
Mesela şu an, indik çocukluğumuza...
An’dayım...
Mmmmm!
O ilk sahur an’ımdayım şimdi.
Çocukluğun verdiği merakla beklemedeyim uyumayacağım!
Sabrıma en asil, ilk sevinci göreceğim birazdan.
Neydi ki bu fısıl da fısıl emredilen yufka böreği.
Neydi ki bu, geceleri koyun kokulu yorganımı geçip
Burnumun direğine konuveren
Bizden gayri yenilen kavurma neydi?
Hele neydi ki,
Üstüne ballı, cevizli mesneti!
Velhasıl kelam...
En küçüğümüzün bir ayağı bana,
Bir ayağı bir küçüğümün burnuna,
Üstümüzdeyse...
Milyonlarca koyun kokusunun, ayak kokusunun
Kesif kokusu aç midelerimize doluşurken
Burnuma dolup beni doyuran börekli kavurmalı ziyafet neydi!
Ne zaman acıksam o güzelim kokuları hayal ediyordum.
Dört ya da beş yaşımdaydım.
Anamla babam kısık gaz lambasının ışığında
Yine dizilmişti sofraya!
Burnumun direğinde,
Ayak ve koyun kokusu vee...
Koyunun kavrulmuş tavası!
Üstüne gündüzünden,
Ağacın en tepesinden topladığım
Cevizlerin ellerimdeki kınası!
Oysa ne çok sevinmiştim ben,
O son cevizi, en üst dalından koparırken,
“Ben başardım ben” diye diye!
Ödül benimdi...
Ödülüm, o gecenin üç otuzundaydı.
Onlar uyandı.
Ben zaten ölemedimdi.
Kuruldular sofraya,
Fırladım yorganımın kenarından.
Bekledim...
Gördüler de.
“Tutamazsın bak çok küçüksün.” dediler.
Oturduydum oysa öylece
Bana ayrılan
Kırk yama minder yatağımın ucuna.
Zaten hiç bağdaş kuramam!
Sofraya sırnaşmak ne haddime!
Zaten onlar da dayanamaz da uyur diye
Çağırmadılar bile,
Beni unuttulardı çoktan,
Gaz lambasının sönük tarafına gelen beni.
O gün, ben, ilk orucumu tuttum akşam içtiğim çorbayla aç!
Sonraki on yedi yıl boyunca da tuttum.
Sonra inandığım oruç!
O bile tutmadı beni.
Boşanma arifelerimden birinde,
Bütün eşyalarım koliler içinde
Belki gelir diye günlerce onu beklerken,
Orucumu, birkaç birayla bozduydum, o zaman da açtım.
Ondan da sonra,
Hep ve her zaman,
Koyun kokusundan nefret ettim.
Sonra;
Fırsat buldukça, param oldukça,
Kavurma yedim de, aynı olmadı.
Hep ve her zaman,
O geceki kavurmanın,
Burnumun sızısındaki kokusunu,
O zamanki lezzeti hep merak ettim.
Hep ve her zaman...
Ballı cevizden de nefret ettim.
Bir daha asla ve kat a!
Dalından asla ceviz toplamadım.
Tam başlayacağım...
Yeni bir hayata...
“Hepsini, her şeyi, her anımı affettim!" diyorum.
“Aman ha hiçbir şeyi unutma bak!” diyorlar ya!
“Unutma!”
“...! Olur...
Unutmam!"
Sizce bu sefer...
Varır mıyım o ilk sahuruma!
Hele ki anneeemmm!
Olacak mı dersiniz hala orada!
“Söz...
Cevizden de yiyeceğim bak valla!”
Zaten artık kınanın,
Taşını bile sürmüyorum tırnaklarıma ha!
Varır mıyız bir sahura daha!
Belki gelmiş geçmiş, gitmiş de kalmış deriz de
Hepimiz oluruz ha o sofrada!
Hadi babamı geçtim de, belki anam o ilk sahurda
Anam bana kıyamaz
"Sabinin yiyeceği ne ki bey gelsin o da" derdi babama.
Yoksa sahur ne ki!
Ya iftar...
Ya iftihar!
Ölemedim madem!
Aman ha peki hiçbir anı unutmam.
Sahi ya!
Ama ceviz yemesem ben?
Söz bir daha hiçbir şeyi unutmayacağım.
"Aman ha unutma!" diyorlar,
“Ceviz ye ha, bak unutma!”
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...