28 Mayıs 2017 Pazar

Erken Sahur!

...Erken Sahur!...
Daha küçücüktük, gün boyu sevinçli çığlıklarla cıvıldaştığımız
Köyümüzün merasının göğündeki güneşimiz,
Bize hiç fark ettirmeden
Çatıveren akşama, bizi terk eder etmez
Aceleyle karınlarımız, birer tas kaynar suyla karışık,
Birkaç sebze tanesiyle,
İlle de bolca ekmekle doyurulup,
Yere seriliveren minder tanelerinden
Rengarenk kırk yamalı küçücük bir yatağa
Özenle dizilirdik.
Ya da...
Özenle sıkıştırılırdık.
Ben en başa, bir küçüğüm sona geçer,
Son kardeşin leş kokulu ayakları,
Bir küçüğümle ikimizin burnumuzun direğine geçerdi.
Çünkü üçümüz yan yana sığamazdık da
Başlı ayaklı dizilirdik o mindere!
Üç kardeş...
Başlı bacaklı küçümen minderlere,
Sığdırılacak kadar da küçücüktük.
Sonra gaz lambamıza üflenilip,
Koyun kokulu, kocaman yorganın altında,
Nefes alamadan uyurduk sabahlara...
Hepimiz...
Sadece o geceye ölürdük aslında.
Ben hep, en son ölürdüm!
Bazenleri...
Yani çok aylar sonra bazenleri,
Anamla babamın fısıltılarını duyardım.
Yok!
Bu sefer öyle değil be aa!
O anlarında, o tek şart arardı;
Dair olmak için,
Tek bir hücresini dahi,
Kımıldatmadığı her şeye dair!
Yalandan da olsa
“Hee!” dese anam destandı.
Onları da!
Merak ederdim ille de,
Bu yorganlar acaba onlara da mı bu kadar ağırdılar.
Hele onlara da mı bunca koyun kokuyordular!
Ondan mıydı o gecelerde bütün cebelleşmeleri!
Ama bazenleri...
Aylar sonra bazenleri!
Bu sefer baba...
Baba’m...
Ne demekse adı!
Hani şu adı,
Sahur'a!
“İlle de yufka böreği, ille de kavurma,
İlle de ballı ceviz isterim ha!” yı emrederdi.
"Yoksa oruç moruç tutmam ha!" derdi.
Bu sahur neydi ki biz sebze çorbası içerken!
Baba'ya en ihtişamlı yemekleri hazırlattıran.
Hep hatırlayamadığıma,
Hayıflandığım o ilklerimdeyim şimdi.
Belki de oradan başlamalı affetmelere!
Mesela şu an, indik çocukluğumuza...
An’dayım...
Mmmmm!
O ilk sahur an’ımdayım şimdi.
Çocukluğun verdiği merakla beklemedeyim uyumayacağım!
Sabrıma en asil, ilk sevinci göreceğim birazdan.
Neydi ki bu fısıl da fısıl emredilen yufka böreği.
Neydi ki bu, geceleri koyun kokulu yorganımı geçip
Burnumun direğine konuveren
Bizden gayri yenilen kavurma neydi?
Hele neydi ki,
Üstüne ballı, cevizli mesneti!
Velhasıl kelam...
En küçüğümüzün bir ayağı bana,
Bir ayağı bir küçüğümün burnuna,
Üstümüzdeyse...
Milyonlarca koyun kokusunun, ayak kokusunun
Kesif kokusu aç midelerimize doluşurken
Burnuma dolup beni doyuran börekli kavurmalı ziyafet neydi!
Ne zaman acıksam o güzelim kokuları hayal ediyordum.
Dört ya da beş yaşımdaydım.
Anamla babam kısık gaz lambasının ışığında
Yine dizilmişti sofraya!
Burnumun direğinde,
Ayak ve koyun kokusu vee...
Koyunun kavrulmuş tavası!
Üstüne gündüzünden,
Ağacın en tepesinden topladığım
Cevizlerin ellerimdeki kınası!
Oysa ne çok sevinmiştim ben,
O son cevizi, en üst dalından koparırken,
“Ben başardım ben” diye diye!
Ödül benimdi...
Ödülüm, o gecenin üç otuzundaydı.
Onlar uyandı.
Ben zaten ölemedimdi.
Kuruldular sofraya,
Fırladım yorganımın kenarından.
Bekledim...
Gördüler de.
“Tutamazsın bak çok küçüksün.” dediler.
Oturduydum oysa öylece
Bana ayrılan
Kırk yama minder yatağımın ucuna.
Zaten hiç bağdaş kuramam!
Sofraya sırnaşmak ne haddime!
Zaten onlar da dayanamaz da uyur diye
Çağırmadılar bile,
Beni unuttulardı çoktan,
Gaz lambasının sönük tarafına gelen beni.
O gün, ben, ilk orucumu tuttum akşam içtiğim çorbayla aç!
Sonraki on yedi yıl boyunca da tuttum.
Sonra inandığım oruç!
O bile tutmadı beni.
Boşanma arifelerimden birinde,
Bütün eşyalarım koliler içinde
Belki gelir diye günlerce onu beklerken,
Orucumu, birkaç birayla bozduydum, o zaman da açtım.
Ondan da sonra,
Hep ve her zaman,
Koyun kokusundan nefret ettim.
Sonra;
Fırsat buldukça, param oldukça,
Kavurma yedim de, aynı olmadı.
Hep ve her zaman,
O geceki kavurmanın,
Burnumun sızısındaki kokusunu,
O zamanki lezzeti hep merak ettim.
Hep ve her zaman...
Ballı cevizden de nefret ettim.
Bir daha asla ve kat a!
Dalından asla ceviz toplamadım.
Tam başlayacağım...
Yeni bir hayata...
“Hepsini, her şeyi, her anımı affettim!" diyorum.
“Aman ha hiçbir şeyi unutma bak!” diyorlar ya!
“Unutma!”
“...! Olur...
Unutmam!"
Sizce bu sefer...
Varır mıyım o ilk sahuruma!
Hele ki anneeemmm!
Olacak mı dersiniz hala orada!
“Söz...
Cevizden de yiyeceğim bak valla!”
Zaten artık kınanın,
Taşını bile sürmüyorum tırnaklarıma ha!
Varır mıyız bir sahura daha!
Belki gelmiş geçmiş, gitmiş de kalmış deriz de
Hepimiz oluruz ha o sofrada!
Hadi babamı geçtim de, belki anam o ilk sahurda
Anam bana kıyamaz
"Sabinin yiyeceği ne ki bey gelsin o da" derdi babama.
Yoksa sahur ne ki!
Ya iftar...
Ya iftihar!
Ölemedim madem!
Aman ha peki hiçbir anı unutmam.
Sahi ya!
Ama ceviz yemesem ben?
Söz bir daha hiçbir şeyi unutmayacağım.
"Aman ha unutma!" diyorlar,
“Ceviz ye ha, bak unutma!”
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...