Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2025 Çarşamba

Selam Olsun, Gidene De, Kalana Da

...Selam Olsun, Gidene De, Kalana Da...
Sade kahveyle güne uyanmayalı çok vakit geçti lakin,
Şöyle bir yorgunluktan sonra da,
Kocaman bir fincan sade Türk kahvesiyle,
Günü selamlamak gibiydi kendi kendime gülümsemek.
Gözümden düşeni gönlüme yük etmeyi terk ettiğimden beri,
İyiydim iyi, hem neden olmasaydım ki?
Aferin bana, hem de en kocamanından.
Derin bir nefes kadar yaşıyorum şükür.
Selam olsun, gidene de, kalana da.
Cemre.Y.

4 Kasım 2023 Cumartesi

Hiç Yoktan Yine Gülümsedim Hayata!

...Hiç Yoktan Yine Gülümsedim Hayata!...
Sana, serin bir sonbahar sabahının,
Sade kahve kokulu rüzgarından sesleniyorum,
Sana, kabussuz uyunmuş da uykusu alınmış,
Eli, yüzü yastık izi olmuş bir cumartesi sabahının,
Gürültüsüz yağmur çiselerinden sesleniyorum.
Ey benim sevdiğim, sevdiceğim, yürek çiziğim.
Az önce yokladım yüreğimdeki eski yerini!
Az kalsın seni unuttuğumu unutacaktım ya!
Eski bir Türk filmi şeridi gibi geçip gittin gözlerimden.
Sonra siyah beyaz ekran renklendi,
Geçen gün terasa koyduğum buğday tanelerine kuşlar kondu.
Cıvıl cıvıl cıvıldaşıp teşekkür ettiler bana.
Gülümsedim.
Hiç yoktan yine gülümsedim hayata.
Cemre.Y.

27 Mart 2022 Pazar

Günaydın Ey Sevgili Kendim


…Günaydın Ey Sevgili Kendim…
Durduk yere, dalgaların sahile vurduğu,
Güneşin güne saçlarını savurduğu,
İyot kokusunun burnumun ucundan öptüğü,
Açık büfe kahvaltıların sıra sıra dizildiği,
Sıcacık bir Avşa adasının,
Umutlu bir pazar sabahına uyandığımı hayal ettim.
En sadesinden Türk kahvemi yudumlarken,
Hiç yoktan, tebessüm ettim.
Yeniden gülümsedim misal!
Yeniden, "Günaydın, ey sevgili kendim,
Elim, yüzüm, gözüm,
Ağzım, burnum, kulaklarım." dedim.
Ne de olsa,
Gelecek, yine gelecek,
O güzel günler gelirken, geçmeyen ne varsa,
Geçip gidecek diye sevinçlendim.
Cemre.Y.

26 Aralık 2021 Pazar

Selam Olsun

…Selam Olsun…
Keyfim, rafadan yumurta istedi,
Kahyası, biraz peynir ve zeytin.
Bana taze demlenmiş çay yeterdi
Üçümüz kahvaltı ediyoruz...
Yalnız ve çaresiz kalacak,
Düşüp yıkılacak diyenlere selam olsun.
Ha ayrıca…
Gözünü sade Türk Kahvesiyle açanlara,
Sade Türk Kahvesinin yanında,
Derin bir nefes sigara çekenlere,
Ve tiroid ilaçlarına ve mide koruyuculara,
Ve kahvaltı sonrası kolestrolle birlikte,
Hiç sevemediği şekerinin ilaçlarına,
Eriyen kemiklerine, dizinin sıvı kaybına,
Ama en çok…
Ara ara vuran yürek yangısıyla,
Ertesi güne gözünü,
İnadına, gülümseyerek açana da selam olsun!
Cemre.Y.

21 Ocak 2021 Perşembe

Nicedir Unuttuğumu Da Unuttum!

...Nicedir Unuttuğumu Da Unuttum!...
Nicedir, unuttuğumu da unuttuğumdan beridir,
Geçmişten gelen hiçbir acı hatıra da,
Artık canımı yakmadığından beridir,
Sırtımdaki hançer yaralarının izleri silindiğinden beridir,
Yeniden dinlemeye başladığım Türkçe şarkılarının,
Eskiden yüreğimin mengenesini sıkıştıran sözleri de,
Artık kalbimi falan yormadığından beridir,
Sarmaş dolaş çiftleri gördüğümde misal,
Yaşadığım o minicik mutlulukları hatırlayıp,
Onlar adına kocaman gülümsemelerle,
Mutluluklarının daimliğini dileyip,
Her sonun benim sonların gibi mutsuz bitmeyeceğini,
Bu dünyada mutlu sonların da olabileceğini,
Benim mutsuz sonlarımınsa,
Hiç kimsenin suçu olmadığını idrak ettiğimden beridir,
Artık hiç kimse, hiçbir şey, acıtamıyor ruhumu!
Cemre.Y.

2 Aralık 2019 Pazartesi

Hayat

...Hayat...
Nihayet...
Rahmetli anamın hastanede yattığı zamanlar hariç,
Bütün ömrüm boyunca...
"Taş olsaydın bari duvara koyardım!" dediği zamandayım sanırım.
O, kendince, sevmeye değersizliğimi dile getiriyordu çok da belliydi lakin!
Yine de yaşımca yaşayamadığım ömrüme inadına,
Dimdik direniyordum hayatın her gününe.
Bugün doktor...
Durduk yere yaşıma yakıştıramadığı,
Ve verdiği ilaçlara rağmen indiremediği,
Bende olmaması gereken değerleri değerlendirirken,
"Bunca doktorluk ömrümde tek vaka sensin!" dediğinde anladım.
Genetizm falan değil onun adı üstadım!
Ananın toprağı, kızına çeker bizde.
Rahmetli anama da hastalığı benzemesin öyle demişlerdi zira!
Öyle ya da böyle,
Çeşitli iklimlerle!
Öyle başlamıştı onun hikayesi de.
Neyse ki ben...
Yavrumun bütün zincirleri kırmıştım altı yıl öncesinde...
Ki iyi ki doğurmuşum onu!
Buyurunuz genetik hastalıklarınız sizin olsun.
Bana bir sade Türk kahvesi lütfen!
Zira, epeyce bir savaşacağız belli ki hayatla!
Cemre.Y.

12 Kasım 2019 Salı

Kız Kulesi

...Kız Kulesi...
Onu son gördüğümde...
Parlement mavisi zülüflerini dökmüş yüzüne,
Salacak merdivenlerinde ayaklarımız birbirine dolanmış,
Sevdiğimin dudaklarından,
En sadesinden Tük kahvesini yudumlarken gülümsüyordu bize.
Kim bilir,
Onun da sevdaya dair bir umudu doğmuştu belki de geceye!
Olmadı lakin, olmayan bütün her şey gibi...
Ne ben bir daha gittim yalnızken bile!
Ne de öyle bir geceye daha şahit oldu da gülümsedi Kız Kulesi de.
Hani olur ya bazen, anıların insanları değil de...
An'ları özlenip buruk bir tebessüm savrulur ya dudakların kenarına!
Bu gece...
Tam da öyle bir tebessümlü gece işte hem de küfürsüz!
Acaba diyorum,
Hani, Kız Kulesi de özlüyor mudur beni!
Ya da ne bileyim...
O anda aynı dudaklardan öpüşürken içilen o sade kahveyi?
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Türk Usulü

...Türk Usulü...
Bugün iki farklı coğrafyanın,
Dört farklı insanı karşı karşıyaydı aynı masada!
Karşıdaki şahıs,
Artık ne kadar antipatik Türk olarak evrildiyse...
Ve tam da ulaşılmaz bir hint kumaşı tavrındayken,
Ve yanındaki yaveri ,
"Hayata subliminal değil azizim objektif bakmalı" titrindeyken,
Karşı şahsın içinin atlasına dokunmuş olmalı bir şeyler ki...
Oğul'un babasının emeğini, fedakarlığını dahi,
Es geçmemesi bile olabilir belki!
Bir adam giderken...
Diğerinin ellerini avuçlarının arasına aldı Türk usulü!
"Sizi tebrik ediyorum!" derken de, gözleri bir nemliydi sanki!
Yutkundu bir an...
"Sıfırdan başlayıp, böyle bir hayali gerçekleştirebildiğiniz için,
Azminiz ve de sabrınız için, herkesi koruyup kolladığınız için...
Sizi tebrik ediyorum yürekten!" dedi ya!
Gereği yoktu dili İngilizce olan bütün o cümlelerin tam tercümesi!
O an...
El, el ile,
Göz, göz ile,
Yürek, yürek ile,
Her duyuyu eksiksiz cümle etti ya, ben şahidim.
"Ulan!" dedim içimden...
"Ben de olsam babamla böyle bayrak bayrak gurur duyardım!"
Meğerki biyolojikliğine dahi sapkınlık doğramasaydı!
Büyüyüp yaş aldıkça,
Babaların sıfatlarının nasıl olması gerektiğini de,
Daha iyi idrak ediyorum sanırım.
Merak etme, artık ağlayamıyorum.
Cemre.Y.

15 Şubat 2019 Cuma

Üç Nokta

…Üç Nokta…
Tek son nefes olsa son defa verilecek her şey!
Her şey…
Cümle sonlarına,
Akış konulamayan o üç nokta kadar olsa ne kolay.
"Ölüyorum ve sen beni ve bendeki seni kaybediyorsun!
Asıl şimdi kaybediyorsun..." dedim dedim de…
O en sevdiğimin yüreğine bir ses teli edemedim di.
Ne ölebildim dilediğimce!
Ne de…
Yeniden yüreğimi emanet edecek kadar, güvenebildim birine!
Yalnızlığıma tek mısra da şiir edemiyorum ki.
Söylenecek bütün harfler gözyaşınızla akıp gitmiştir zaten!
Bilirim böyle anlarında insanın saçma sapan teselli cümlelerine,
Velev ki yahut…
Kendi uygulayamadığı o akıllara ihtiyacı kalmadığını.
Bilirim ki….
Böyle anlarında insanın...
Varsa bir yürekdaşı, oturup beraberce susarak o zehri akıtmalı…
Ya da zamanın, değer ve eder hesabına koca bir küfür salıp,
Bir büyüğe danışmalı!
Yalnızlığına, yalnızlıkla birer kadeh tokuşturmalı.
Ne bileyim…
Taş plak Türk Sanat Musikileriyle evin çınlamalı.
Ben kaç yastığımı yaktım hatırlamak dahi istemiyorum.
Sırf uykusuzluk sendromumu yenebilmek uğruna!
Yanı sıra artıp duran…
Huysuz ayak sendromlarına daha da yenileri eklenirken.
"Biraz dur…
Biraz ağlayalım en az üç nokta!" diye diye uyuttum kendimi.
Cemre.Y.

1 Kasım 2018 Perşembe

Yoksa Gerçekten Öldük Mü Lan

…Yoksa Gerçekten, Öldük Mü Lan!...
O değil de…
Arada bir Neşet Ertaş türkülerine denk gelmiyor muyum!
Kalbim kaburgalarımı zorluyor yeniden...
Bir ayrılık, bir yoksuzluk, biri de ölüm! diyordu ustam...
Ki biz bu sıfatların hiçbirine dahil değildik!
Sahi biz, yoksa gerçekten, öldük mü lan!
Cemre.Y.

28 Ağustos 2018 Salı

Bana Ne

...Bana Ne...
Üç beş heceyi cümle eyleyip bir araya getirdik diye...
Emek pazarlığı yapanlar varmış,
Olmaz azizim, olmaz!
Hele artık şiir ettiyse içindekiler,
Hiç mi hiç olmaz.
Emek filan değildir bu.
Zira emek dediğin zanaatkarların işidir,
İlmek ilmek nakış ederler ellerinde evirip çevirdikleri her neyse!
Üstüne de niyet eylerler ya hani üç beş kuruş gelirse diye.
Bilmiyorsanız öğrenin azizim.
Ne diye egomu yükselten Türk dilinde yer almayan,
Günümüz güncel sıfatlarını kendime yüklenmeyişimi hiç merak eylediniz mi?
Şiir dediğin yürek işidir,
Öyle aman, zaman, ego tatmini filan dilenmez.
Bilmiyorsanız öğrenin azizim.
Emek...
O şiirin harf harf hece olup,
Kelimeye taşıp, cümlelerden aşana kadar,
Mısralar dolusu kusana kadar ki olan eylemler sırasıdır.
Soran olursa...
Onun şiirleri reflü ifrazatı dersiniz!
Ciğer sancısına dokunduğum da olursa,
Hani paralel hayatlar denkleminde...
Sevgiyle karşılarım, şefkatimle gülümserim.
Yoksa kim beğenmiş, kim paylaşmış,
Kim methiyeler düzmüş...
Açıkçası bana ne!
Cemre.Y.

19 Haziran 2018 Salı

Cancağızım

…Cancağızım...
Az önce facebook'umda,
Şiir dizelerine haylice önem verdiğim bir dostuma yorum yaparken
Birden ne zamandır kafamda kurduğum ama zamanlamasını,
Etrafımdaki alıngaçlarım yüzünden kestiremediğim,
Bu günceme nihayet nasıl başlamam gerektiğine karar verdim.
Sonunda yazacaklarıma,
"Sevgili Günlük!" ya da "Cancağızım!" diyerek başlamazsam
Nihayet herkesimin yazdıklarıma karşı,
Zaman mefhumumu çözemeyecekleri için,
Alınganlık tribine kalkan oluşturabileceğimi buldum!
Artık dilediğim an, dilediğimce,
Geçmişten, gelecekten, şimdiden, dünden, bugünden
Yani her an'dan, her an yazabilme özgürlüğüme eriştim.
Bu geleceğime ilk mektubum olduğuna göre...
Şimdi, gelecekte bu yazdıklarımı okurken nasıl,
Nasıl, ne ortamda olurum bilmiyorum ama en azından
Okuduklarımı hatırlayabilecek kadar sağlıklı olmayı diliyorum!
Bu mektubumdan uzunca birkaç yıl önce...
Çıkmazlarımın yol ayrılıklarında boğuluyordum.
Yanım, yörem, önüm, arkam karanlıktı.
Elimde kurtarmam gereken bir ışık vardı ve ben,
Ne yapacağımı bilmez bir halde
İş çıkışlarımda sokaklarda,
Ayak tabanlarım su toplayana kadar amaçsızca yürüyordum.
Ne vakit yorulduğumu anlayamadığım için de,
Her neredeysem yüzüstü kapaklanıp bayılıyordum.
Nihayet doktora gittiğimdeyse,
Bir ton anti depresan ilaçlarına boğmuştu beni.
Ama ben onları içtikçe yapay mutluluklarla,
Yapay sorunsuz hayatı yaşıyor, kilo üstüne kilo alıyordum.
Bir gün iş yerimde irsaliye ve fatura kesmek için,
İki ayrı yazıcımın başında
Bir yandan masanın üstünde dinlenen memelerimi toparlamak,
Diğer yandan, diğer yazıcıya ulaşmak için,
Bacaklarımın üstünde uykuya dalmış olan
Koca göbüşümü uyandırmak zorunda kalana kadar!
Anti depresanlar beni zamana karşı koruyup, yetiştiremiyordu!
O günün akşamı diğer doktorumun ikazı üzerine,
Bir spor salonuna kayıt oldum.
Ben söyledikleri her şeyi harfiyen uygularken,
Beraberce kayıt olduğum dostum,
Orada burada geyik yapıyor,
Gözüne kestirdiği zengin heriflere bacak hareketleri çekiyordu!
Zayıflıyordu!
Benimse tek faydam…
Artık olur olmadık yerlerde
Yüzüstü bayılıp ağzımı, yüzümü dağıtıp kanatmamış olmam
Ve nihayet kızıma geldiğimde tamamen ona ait kalmaktı.
Herkes spinnig'i lay lay lomm... 'geçerken ben...
Yeterince sağlıklı olursam yaşlandığımda,
Bembeyaz uçuşan kıyafetlerimle
Sahil kenarında beni bekleyen eşimle köpeğimin yanına koşarak
Akşam salatasını hazırlıyor, benim kuzumun ve onun kuzusunun
Bize geleceği akşam yemeğine hazırlanıyorduk!
O zamanlar kızım benden sürekli bir kardeş istiyordu.
Ortada ona kardeş yapacak kadar kaliteli tek bir insan yokken!
Spor salonlarında deli gibi ter döküyor,
Vücut oranlarımdan santimler kaybediyor
Ama kilodan gram eksilmiyor aksine artıyorken anladım!
Benim derdim kas kütlesi değildi ki
Zaten kimse de,
Madalya filan da takmıyordu en güzel spinnig'i sen yaptın diye...
Her seferinde Jüliet Türk Hamamından çıktığımızda
(Ki bana göre mis gibi hamamdan çıkmışız,
Ne diye görünmez fondötenlerle,
Görünmez makyajlarla sıfatımızı kirletelim değil mi?' li soru işaretlerimle)
O, doğal makyajını yapar, gözaltı morluklarını kapatır
Ama asla makyaj olduğu belli olmasın diye likit eyeliner sürmez…
"Canımcım erken çıkıyorum ama,
Şununla şurda buluşcam ama sakın belli etme!"
(Çünkü uzatmalı sevgilisi de aynı saatlerde o spor salonundadır.) der,
Ve yanaklarıma uzaktan bir öpücükle çıkar gider!
Uzatmalı zavallı insan'a da,
"Eve gidip uyuyacağım!" denmiştir.
Ben nasıl kilo kaybedeyim,
İçimde aldatmaya istemsiz ortak olunmanın ağırlığı!
Veremedim tabi.
Uzaklaştım hepsinden!
Şimdi evli ve mutlular...
Ha bir gün bu bloğu okuyacak olursalar o kadın da, o koca da
Kendi ağırlıklarını bir tartsın derim,
O cepheyi de bir gün yazacağım.
Benden yana şimdilik eyvallah!
Bu daha ilk mektup!
Cemre.Y.

7 Şubat 2018 Çarşamba

Elbette Unuttum Seni

...Elbette Unuttum Seni...
Oysa ben hala gün gibi hatırlıyorum...
Senli uykumdan, yeni güne aymak için,
O en sade, Türk, Kahvemizin yerini.
Benimki solda,
Seninki...
En sağ dolaptan birinci...
Elbette unuttum seni!
Ne gerek var değil mi,
Değiştirmek için saçlarımın rengini?
Sonu...
Sonbahar değil mi?
Cemre.Y.

13 Ocak 2018 Cumartesi

Ey Büyüklerim

...Ey Büyüklerim...
Beni soracak olursanız
Hala o Kürt mahallesinde ikamet etmekteyim,
Üstelik öç gibi...
Şimdilerde Suriyelilerin
Kürtlere Fransızca öğretmeye çalıştığını,
Uzaktan izleyip kelime kapmaya çalışan,
Türk kızı Türk'üm...
Sonra an oluyor,
Göz göze geliyoruz hep birden!
Bir gülümseyiş çakıyoruz
Birbirlerimize...
Gözlerimiz güllük gülistanlık.
Sahi ey büyüklerim!
Sizlerin paylaşamadığı...
Tam olarak ne ola ki?
Cemre.Y.

11 Ocak 2018 Perşembe

Ne Mutlu

…Ne Mutlu…
Atam...
Sen bu Cumhuriyeti kurmuş olmasaydın
Bizler birer Türk evladı olmayacaktık
Ve ihtimal o ki
Hep bir yerlerde bir harem,
Hep bir yerlerde...
Bir Sultan Mehmet Vahdettin olacaktı....
Ve yine ihtimal o ki...
Ne Emine Nazikeda, Şadiye Müveddet,
Seniye inşirah, Nevvare, Nimet Nevzad
Yani son padişahın,
Bilinen eşleri kadar şanslı olamayacaktık.
Biz kim bilir...
Hangi bozguncu yuvasının,
Çengilerinin piç torunları olacaktık.
Seni bize yollayan,
Yüce Allah'a şükranlarımı sunuyor
Sana rahmet etmesini diliyorum.
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!
Ne mutlu bu topraklara,
Türkiye Cumhuriyeti diyebilene…
Cemre.Y.

29 Aralık 2017 Cuma

Silikon

…Silikon…
Senin paran bende geçmez be canım,
Ne ruhumu ne de bedenimi satın alamazsın sen!
Memeleri silikonlu, burunları plastik kalkığı,
Vereceğin kredi kartı limitine göre,
Kenarımın köşesi bile olamayan,
Emmeli, gömmeli sanal dilberlere geçer.
Öyle ki, öpsen silikon,
Okşasan silikon,
S...sen silikon.
Ama öylesi yarar sana, sen bir…
En yakın starbucks'a bir uğra istersen!
Kendime en sadesinden
Türk Kahvesi yapacağım ben.
Cemre.Y.

18 Aralık 2017 Pazartesi

Ha Şiirim!

…Ha Şiirim!
Sence bu kadar insan ölürken,
Benim, senin son bakışından,
Son gülüşünden,
Hala derin bir nefes alıyor olmam,
Hala bu anlamsız…
Yapayalnızlık dolu, bunca manasız,
Artık hayalsiz bir hayata
Boyumdan büyük bir inatla
Tutunup, hala yaşıyor olmam!
Saçma değil mi ha şiirim?
Bence çok saçma.
Ölsem de…
En az birinize musallat olmadan,
Gitmeyeceğim vatanımdan!
Hem zaten başka dünyalarda,
Bir Türkiye'm daha yok ki!
Ölsem de gitmem…
Gitmeyiz değil mi ha şiir'im!
Ha ülkem!
Cemre.Y.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Ne Mutlu Türküm Diyene!

...Ne Mutlu Türküm Diyene!...
Bazen çileleri anlata anlata
Artık geçmişliğine gülerek unutmak ve
Affetmek istersiniz en sevdiğiniz
Canlarla konuşa paylaşa!
Ne hayret ki en acısı sandığımız
Sevda yanıklarıyla dolu yaşanmışlıklarımızın
Acımasız arnavut kaldırımlı taşlarında
Hayatlarımız burkula burkula
Yürek kırılmalarımız olan o aşk,
Hep en sonra gelir ve özetle anlatıp geçilir.
Gelmiş geçmiş her şey ama her şey!
Kah, buruk bir tebessümle,
Kah, kahkahalarla,
Kah, da birkaç damla gözyaşıyla
Cümlelere dökülüp,
Mazilerine kül olup savrulurken
Yine de neredeyse
Aynı paralel çizgilerle dolu
Birbirine teğet geçen acımasız hayatın
Zorluklarını nihayet aşmışızdır işte.
Başarmışızdır yani!
Dudaklarımızda zaman zaman
Vazgeçmişliklerimiz olsa da
Hiç değilse!
Hiç pes etmemiş olmamanın
Gururlu buruk bir tebessümüyle
Evlerimize dağılırız iç seslerimiz
Hala tek bir soru işaretini
Ünleme çevirmek için
Çok çabaladığımızı söyleye söyleye.
Huzurluyuz-dur en azından,
Vicdanımızın her zerresi rahattır.
Bu gece olsun,
Omuzlarımızdaki yükleri
Yer değiştirip birbirimizle
Huzurlu bir güvene gülümseyemeyle uyuyup
Sabahına kalp ışığıyla uyanacaktık.
Çünkü bu hayatta...
Güvenecek birilerimiz bari hala vardı!
Ta ki...
Ayrı ayrı yerlerdeki
Evlerimize doğru ayrıldıktan
Tam yarım saat sonra
Kimimiz metroda, kimimiz metrobüste,
Kimimiz evine doğru yürümekteyken
Birbirimizi acil bir telaşla
Aramak zorunda kalana dek!
Oysaki ben,
Çok araç değiştirmem gereken
O uzun yollarımda kitabıma gömülmüştüm
O telefonlar gelene kadar!
Üstelik, ilçemin sınırlarına da
Hayli yaklaşmıştım.
Belli ki dostlarım da benden ayrılır ayrılmaz,
Kendi güvenli yeni omuzlarının varlığıyla
Hoş olmuşlar.
Azıcık lan sadece bir saatçik,
Kendilerine kalmışlar ve haberlere ara vermişlerdi.
Benim evim en uzaktı.
En geç öğrenen bendim.
O telefon geldiğinde,
Yaşamak zorunda olduğum
Ancak yaşamaktan her daim nefret ettiğim
İlçemin sınırlarına ulaşmama ramak kalmıştı.
"Ankara'nın göbeğinde yine bomba patlamış!
(Ülkemizin güveninin merkezinde yine!)
Sağ ve salimsek bir an önce etrafımıza bakmalıymışız.
Şüpheli şahıslardan uzak durmalıymışız!
Eve geçer geçmez haber etmeliyimişiz..........." der demez
Başımı kaldırıp
Son bindiğim araç olan mibüsün
Klostrofobi'mi anında tetikleyen
Nefret ettiğim buğulu camlarını
Kolumla sildim ve...
"İyiyim ben" dedim
"Sorun yok burada!"
Oysa yine aynı şeyler olmuştu işte!
Ankara'yı ve daha bir çok yeri bombalayan,
Silahları hiç susmayan
Adına insan denilen
Ama insanlıklarıyla hiç alakası olmayan
O yaratıklar çoktan maskelerini takıp
Dükkanların camlarını kırmaya başlamışlardı!
Gerçi esnaf artık akıllanmıştı.
Onlardan olan camlar şıkır şıkır
Açık ve güvenliyken
Onlardan olmayanlar
Kepenklerini indirmişlerdi bile!
Burası mı?
Esencılıs!
Yıllardır her olaylarında terasıma bayrağımı asıyorum,
Her seferinde meydan okuyorum!
"Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye...
En çok arada bir bayrağıma silah sıkıp ipini vuruyorlar,
Ben yenisini asıyorum
Ama beni öldürmüyorlar!
Neden!
Çünkü ben her provake olayı fırsat bilip "
Biji serok Apo" diye diye
Günahsız insanların
Günahsız evlerine atılan molotoflardan,
Ülkemin her neresinde olursa olsun
Ocakları sönen,
Ciğerleri kavrulan anaların, eşlerin,
Evlatların acılarını,
Ciğerimin kavrulmasından başka
Bedensel hiç hasar görmüyorum
Üstelik anlı şanlı bayrağım
Bangır bangır ben TÜRK'üm diye terasımın
Caddeye bakan tarafında dalgalanırken!
Biliyorlar çünkü
Bir Türk'ün deli damarını,
Kaybedeceği tek şey canıdır onun!
Yani öldürür, ölürken...
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Peki

…Peki…
Hatıraları gömsek de elbet ki,
En yapayalnız anımızda hesaplaşmak için olsa dahi,
Açıyoruz sarı sandıklarımızı da…
Ben senle umdum ki…
Salonun bir köşesinden ara sıra gülümseyen bir yüze dalıp, 
Bir birimize bir gün "İyi ki!"deriz he belki "İyi ki!"
Hayır bayım hala senle Starbucks kızları gibi,
Starbucks da plastik bardakta macchiato filan içemem!
Hele ki o plastik kokusuna, onca naylon para…
Bir kere daha aynı işkenceye katlanamam!
Ben kahvemi terasımda içerim kahvemi, 
En sadeli, Türk Kahvesinden
Oysa her seferinde, ruhun, ruhumu yanına çağırıyor ve sen…
Her seferinde ruhun ruhumu çağırıyor yanı başına
Ve sen, anlamsız bir inatla, gelmiyorsun öyle mi?
Peki.
Cemre.Y.

27 Ekim 2017 Cuma

Gözlerinizi Kapatın Ve Hayal Edin

...Gözlerinizi Kapatın Ve Hayal Edin...
Her "Şimdi salıncağıma kurulup,
Deniz mavisi, Güneş,
Bir kitap ve kahve zamanı." dediğimde,
Bana;
"Senin terasında deniz yok ki." diyorlar.
Buruk bir tebessümle susuyorum önce,
Sonra soruyorum onlara,
"Güneş, aynı Güneş değil mi?
Sallanmak duygusu hep aynı.
Kitabının cümleleri
Okuduğun yere göre değişmiyor.
Sade bir, Türk Kahvesinin tadı
Her yerde hep aynı.
Gökyüzü hep aynı mavilikte değil mi?
Dalga sesli fon müzikleriyle
Kulağına gelen dalga sesleri aynı
Yorulunca uzun uzun
Gökyüzüne bak ve gözlerini kapat!
Denizi göreceksin ve belki de
Sevdiğinle kulaç bile atabilirsin." diyorum.
Uzun uzun susuyorlar.
Bu sefer onlar...
Bakıp bakıp da benim gördüklerimi
Göremediklerinden utanıyorlar.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...