araf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
araf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2023 Cumartesi

Sevmek

…Sevmek…
Peki ya sen?
“Yanmak nedir bilir misin?
Ya da donmak?
Ya arafta kalmak?
Nasıl bir cennet ve cehennem arası hükümsüzlüktür o!
Bilebilir misin?”
“Seni sevmek,
Ailemden, geçmişimden ve geleceğimden vazgeçebilmektir,
Her şeyi uğruna yakmaktır.”demişti biri!
“Seni sevmek,
Kızgın kumlardan, hani o en susuz kaldığın sancısında bedeninin,
Okyanusun buz gibi sularına dalmak gibi bir şey” demişti biri!
“Seni sevmek mi?
Ben, başkaca hiç kimseyi sevemem ama!
Sana, dokunduğumda ne hissettiriyorsam öyledir.” demişti biri .”
Anlayamadım ki!
Sen...
Bunca sevilip bitenlerimin hangi eksiğisin ki!
Tamamlayasın!
Yüreğimin aşklı değil,
Sevdalı değil,
Meftun damarında ne işin var be adam?
Cemre.Y.

20 Ocak 2019 Pazar

Sahi Senin Cennetin Neredeydi Sevdiğim?

...Sahi, Senin Cennetin, Neredeydi Sevdiğim?...
Bana sorsan...
Cennet...
Seninle bir bütün olduğum anların tümüydü,
Bana sorsan cennet!
Teninin, terinin kokusunu aldığım her andı.
Bana sorsan...
Bunca cehennem geçmişken insanlığımdan,
Cennet...
Senin dudaklarından nefes almaktı.
Şimdi ne sen aynı sensin...
Ne de ben aynı ben!
Siyah beyaz...
Yeşilçam filmi izler gibi bakıyorum geçmişime.
Araf'ta bir yerdeyim.
Sahi...
Sormayı unutmuşum biz, bizi yaşarken,
Sahi, senin cennetin, neredeydi sevdiğim?
Mutlu musun şimdi bari, kendine seçtiğin o...
Pişmanlıklarla dolu cehennem kızıllığında!
"Her şeye rağmen!" diye bir şey var bilir misin?
Ben'im o!
Her şeye rağmen...
Hiç pişman olmadım yaşamaktan!
Sahi, senin cennetin, neredeydi sevdiceğim?
Öldün mü yoksa hala cehennemde misin!
Oysa ben seni de...
Çoktan affettim!
Sahi, bayım!
Sormayı unuttum!
Sahici adınız neydi?
En azından şimdi mutlu musunuz!
Sahi, senin cennetin, neredeydi, sevdiğim?
Cemre.Y.

15 Ağustos 2018 Çarşamba

Araf

...Araf…
Bazıları gece yaşar...
Günün en güneşinde,
Yüreğine en lazımken uyur sanki yarasa!
Bazıları gündüz yaşar…
Gecenin yıldız kaymasında,
Tam da dileğin olacakken yok olur artık yaramasa!
Sadece bir tek kişi ise…
Öylece arafın olur,
Bilemezsin şafak vaktin mi olur,
Yoksa gün batımın mı?
Yani alelade sıcak bir suya sallama bir fincan çayın bile yok bana haa!
Otur mangal közünde bütün demi iç ben yokken ne tadı olacaksa.
Cemre.Y.

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Cennet

…Cennet…
Cennetim'din be sevgili,
Oysa şimdi sen bilmiyorsun ama Araf'tayım.
Kah cenneti sunuyorsun bana, kah cehennemi…
Şimdi ben hangi yöne gideyim? 
Ya cennetin hayalse, 
Cehennemse sonun ey sevgili.
Ya cehennemin yalansa, 
Cennetse sonun be sevgili.. 
Söyle kaç suretin var senin ey sevgili, 
Söyle kaç ayna yansıtıyor seni…
Bilsem ki seni parçalara bölen sırlı aynanın yerini. 
Kırıp bin parçaya bölmek değil niyetim, 
Zaten yeterince bölünmüşsün....
Sadece seni ilk yansıtan 
Sırlı aynanın karşısındaki 
Hiç kandırılmamış, hiç aldatılmamış, 
Hiç yanmamış çocuk yüreğine ulaşıp
Sende sabit kalmaktır tek niyetim.
Cemre.Y.

20 Temmuz 2018 Cuma

Kapı

…Kapı…
Akşam olup da gün kendini geceye hazırlarken,
Daha ortalık yıldızlarla, yakamozlarla bürünmemişken,
Kapı zilimin bir kere olsun,
Hiç değilse bir dost tarafından çalınmasını beklediğim saatler kadar,
Artık yalnızlığımın demir pençesindeyken de
Gelen en yakın akrabam bile olsa
Çalan zilleri duymazdan gelip o kapıları açmamışlığım vardır benim!
Cemre.Y.

1 Temmuz 2018 Pazar

Araf

…Araf…
Artık hiç kimse ve hiçbir şey,
Öyle büyük hasarlar veremez bana!
Bütün depremlerimi,
Darmaduman toz bulutlarıyla savurdum evrene
Mutlaka, yerine,
Eskisine dair hiçbir yaşanmışlık izi bırakmayan,
Yeni bir bina inşaa edilecektir .
Sen aslında sen kendime açtığım bir cennet rüyasıydın
Çünkü sen sadece aşk olmayan tek şeydin…
Güven, sevgi ve saygıydın.
Sırasıyla ilk üçü gitti de saygını da karşımda durup duran
O küçük yosmaya harcamasaydın ya!
Belki güven duvarımdan kalabilirdin cennetimde..
Cennet benim be koçum!
Kimi istersem alır ve yollarım sonsuz cehenneme.
Bir tek sen kalacaksın araf'ta...
Cemre.Y.

20 Haziran 2018 Çarşamba

Cancağızım

...Cancağızım...
Cancağızım bir daha asla beni,
Bekar evinde yaşayan bir adamın yatak odasının
Dört kapılı gardrobunun,
Kapılarının birinin içindeyken hiç kimsem aramadı!
Kafatasımın içinde bana haylice fazla gelen,
Anıların hafıza kayıtlarını beynimden silmeye çalıştığım
Onca yaşanmışlıklardan sonra
"Tam, nihayet, her şeyi ama her şeyi,
Nihayet unuttum!" diye sevinirken ben...
Birdenbire...
Henüz birkaç zamandır ait olduğum,
Şirketimin müdürü tarafından uyarılıyorum!
Üstelik o çok farklı sebeplerle,
Çok farklı olaylara gereksiz...
(Aslında silkelenmem için epeyce gerekli...)
Bir olay neticesinde
Ömrünün bütün hıncını,
Benden gözlerinin ateşiyle almaya çalışıp,
Beni, hayatı, işi, yine beni,
Yerden yere vururken ben ağlıyordum.
"Her şeyi unutmak için henüz çok gençsin,
Üstelik bilmen ve hatırlaman gereken,
Hayatının önemli anektotlarını da unutmuşsun!
Bu durum...
Hem yaşamına zarar verir hem de sosyal hayatına,
Sen alzheimer olmaya çalışmışsın
Ama onu bile becerememişsin!
Diklen!
Doğrul!
Savaş!
Yenil ya da kazan ama daima güçlü ol.
En zoru budur bende biliyorum!
Tecrübelerim söylüyor bunu bana ama,
Hayatının elzemlerini de kaybetmemek için hatırla,
Hatta hatırladıklarınla yeniden yüzleş
Ve lütfen işine yansıtma!"
Hayat hep acımasızdı zaten.
Ve hayat...
Hiçbir kök salmış ağacın altında,
Kavak yellerinin esemeyeceğini öğretmişti bana çoktan!
Ki zaten derdim de
Hiçbir zaman leylim ley salınmaktan,
Başka bir ota yaramayan kavak ağacı olmak değildi.
Yani ben hiçbir zaman,
Hiç kimseye yükseklerden bakmayı dilemedim.
Misal...
Geçen gün kardeşimin balkonunda sigara içerken,
Baba yine kahvenin yolunu tutmuş sokağa inmişti.
Hayatımda ilk defa görüyordum onun başının üstünü!
Onun ömrü boyunca,
Hiç kimsesi başının üstünde olamamıştı ki!
Anamın dört yıl önce kanserden giderken,
Kalan dört tel saçından üçü beyazdı, diğeri siyah!
Az önce önümden geçen adamın ise...
Azıcık kafasının ortası açılır gibi olmuştu,
Beş tel saçından sadece biri beyaz!
Tükürsem hisseder miydi acaba beyninin ortasına!
O da hatırlar mıydı,
Anamın guatr ameliyatı için hastaneye gittiği o günleri...
Beni ve bir küçük kardeşimi,
"Eğer ölürsem" diye diye kocası,
Eri bildiği o adama emanet edişini!
Annemin hastane diye bir yere gittiğinin üçüncü günü
Erkek kardeşimi komşuya bırakıp,
Beni en sevdiğim arkadaşımın ailesine emanet etmeyişini!
Ben uyurken beni uyandırıp, yemek masasına yüzüstü yatırıp!
Çığlıklarıma komşular koşup kapıyı yumruklarken,
Götümden taşan bokları kardeşimin elbiseleriyle temizleyip
"Kabus gördü garibim, ilk defa anası yok yanında!
Madem öyle Rachel'ler de kalsın bu gece,
Belki sakinler biraz yavrucak!" diyerek
Kulağıma kondurduğu o son öpücükle
"Ağzını açarsan,
Seni de,
Hastanedeki ananın da,
Boğazını keserim!" deyişi kulaklarımda hala!
Oysa o gece olanları sadece Ava'ya anlatmıştım!
Rahmetli anacım o ameliyattan döndüğünde
(O zamanlar guatr ameliyatı açık,
Ve boğaz boydan boya kesilerek yapılıyordu)
Gerçekten de baba'nın söylediği gibi,
Anamın boğazını boydan boya kesti sanmış,
Uzunca yıllar boyunca tacizlerine ses edememiştim.
Sonraki bütün yıllarım boyunca herkesi bağışladım.
Hatta!
Kocası çoktan alkolik,
Arkadaş, dost, akraba olabilen ama bir baba
Ve doğru bir eş olamayan o adamı,
Ve her ona yazanı ona aşık sanıp,
Şartlar olumluysa,
Onunla yatmaktan çekinmeyen Camilla'yı bile bağışladım.
Hatta ben işimin dertleriyle, anamın kanseriyle, borçlarımla,
Beni başkası için terk eden sevgilimle baş etmeye çalışırken,
O beni mutluluğun zirvesindeyken,
Sevinç ve belki de,
İlk defa,
Heyecanının doruğundayken aradığında bile bağışladım.
O, hiçbir zaman gitmediği ve "Hadi orada buluşalım!" desen
Otobüs terminalini bile bulamayacağı,
Thames Nehri kıyılarındaki
Bir garsonier evinde buluştuğu adamla kahvaltısını etmiş,
İkinci sevişmesinin üçüncüsünü ekleyecekken,
Adamın babasının oğlunu ziyaret edesi gelmiş,
Bu da apar topar bir dolaba tıkılmış!
Ah nasıl da mutluydu telefonun diğer ucundan
"Bak, babası beni burada bulursa vay yandım ben!" derken.
Sanki eski Yeşilçam'lı bir Türk filmi bu!
Yakalanırlarsa,
Evlenmek zorunda kalacaklar da mutlu son olacak!
Ben...
Gerçekten Camilla'nın o gün, o sevinci ve ona gitmek için
Onca yolu aşabilmesindeki başarısına sevindim de...
E be güzelim,
Ben sana o yolları bana gelebil diye öğretmemiş miydim?
Affettim.
Madem her şeyi en başından hatırlamaya başladım.
Tüküreyim mi şu aşağı kahveye yürümekte olan adamın,
Daha yeni açılmaya başlamış beyninin tam ortasına!
Tüküreyim mi şu yolu orospuluğa doğru yelken açan
Yaftası açılmamış,
Ömrüne yollar açmak için,
Beni kullanmış cancağızım dediğim,
O yelloz karının sıfatsız iki kaşının ortasına?
Yok yok...
Şimdi el alem ne der değil mi!
Durayım durduğum yerde!
Nasıl olsa ölecekler!
Ben onlardan önce ölsem de ölecekler,
Sonra ölsem de ölecekler!
Elalem'in ağzı lal, kulağı sus, burnu pus,
Gözü kör, tadı demir olduğu zaman hesaplaşacağım onlarla!
Evet...
Artık hatırlıyorum.
Teşekkür ederim.
Cemre.Y.

31 Mayıs 2018 Perşembe

Sensizim

...Sensizim...
Doğduğum toprak gibi ol istedim sadece.
Seni vatanım saydım da yeniden doğdum sende.
Oysa senin yüreğin işgalcilerin istilasındaydı çoktan,
Dumanı tüten son ocak bile yıkık ve virane.
Bilemedim yangın yerinden
Ot bile bitmezmiş, ben papatya hayalindeyken.
Artık vatanım yok benim.
Ne yer yüzünde, ne gökyüzündeyim.
Arafta yersiz, yönsüz, kimsesizim.
Sensizim.
Cemre.Y.

5 Mayıs 2018 Cumartesi

Yasaktı Yasak


…Yasaktı Yasak…
Fotoğraflar gördüm 
Gözler baksa, yürekler ırak...
Bedenler aksa,
Yüreğin biri bir taraf, 
Diğeri gözden ırak...
Her şey ama her şey
Bir sevdaya dair ne varsa
Her şey...
Yasaktı yasak!
Cemre.Y.

31 Mart 2018 Cumartesi

Ne Zaman Yönüne Karar Vereceksin?


…Ne Zaman Yönüne Karar Vereceksin?...
Gözlerinin kahvesine kurban olduğum
Sen ne zaman bize döneceksin? 
Günlerdir araf'tasın.
Sen ne zaman, yönüne karar vereceksin?
Cemre.Y.

16 Şubat 2018 Cuma

Değişir Bence

…Değişir Bence…
Hayat bu sevgilim,
Resmin hangi tarafına bakacağına göre değişir bence!
Cemre.Y.

15 Şubat 2018 Perşembe

Evlat Yanığı


…Evlat Yanığı…
Bugün şiir yok!
Duymuyor musunuz her taraf evlat yanığı kokuyor!
Cemre.Y.

9 Şubat 2018 Cuma

Minel Aşk Kaç Mezar Eder Boyun?


…Minel Aşk Kaç Mezar Eder Boyun?...
Sen ondan uzun,
Kimliksiz, cinsiyetsiz şiirler umarsın,
O, senden başka kimler varsa
Senden başka kimi yoksa
Onlara kazdığı
Asırlık uzunluktaki cümlelerinin
Satırlar arası labirentinin
Çıkmaz sokağında sana saplar hançerini.
Yönü ne fark eder!
Tarafsız bir yerinden sızan
Can havlinde öldürür sendeki kendini.
Söylesene ey minel aşk!
Kaç mezar eder boyun?
Cemre.Y.

27 Ocak 2018 Cumartesi

Hepsi Bu!

…Hepsi Bu!…
İyi falan değilim! 
Hepsi bu! 
Bir derin nefesimi bile aldırtmayan 
Solumdan vurmasına alışık olduğum
Sağ göğsümün altının ağrısı da cabası
Hepi topu bir cam buğusu 
Hayal kırıklığı.
Bir soldan vuruyor,
Bir sağdan…
Olamayan beyin tarafından.
Cemre.Y.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Olamazdı

…Olamazdı…
Karma karışık şu topacın ipleri,
Birbirinden apayrı değişik...
Renk bozuğu hayatlar
Bize göre değildi be azizim!
Olamazdı da zaten!
O yüzden de, hiçbir diziye de kanmadık!
Hiçbir reklamın,
Subliminaline bile…
Aldanmadık!
Sadece...
Bir tek kere…
Tastamam bir tam kandık...
Adam maskeli bir sıfata!
Araf'la dans ederken!
Yakalamışlar bizi…
Bir dahası mı asla!
O yüzden, yüreğimin tellerinde,
Hep aynı güfte!
"Cahildim dünyanın...."
Kanamıyoruz ya artık!
Neyse…
Cemre.Y.

10 Kasım 2017 Cuma

Gri Deme

...Gri Deme...
Renklerinin bütünü olmalıyım derdim.
Hiç yoktan arafında kaldım.
Şimdi mevsim hiç sevemediğim günlere gebe!
Ama sakın bana gri deme!
Cemre.Y.

23 Eylül 2017 Cumartesi

Hiç Yok

…Hiç Yok…
Sana göre,
Bana dair,
Dünya'n dondu.
Bana dairse...
Yedi kat cennet...
Yedi kat cehennem...
Hatta!
Keşfine hayal
Bütün evren
Arafında kalakaldım işte
Böylece!
Ne buyur edebiliyorum gelenimi,
Ne de "Eyvallah!" çekiyorum sonrasına.
"Hiç yok!"
Çekiyorum yokluğunda.
Cemre.Y.

1 Eylül 2017 Cuma

Anne Aşkı

...Anne Aşkı...
Her Aşk...
Bir gün, döner gerçek sahibine.
Yeter ki bir taraf, hiç vazgeçmesin.
Şimdilerde, yirmi dört saat yanından ayrılsam,
“Üç gündür, sen nerelerdesin yaa!
Beni unuttun!” diyorsun ya!
Oysa, hiç mi, hiçbir zaman unutmadım ben seni.
Uzun yıllar sürdü seni bekleyişim, ey aşk!
Neredeyse, bir ömür kadar uzun sürdü gelişin!
Bense, hiç bıkmadım seni beklemekten,
Doğduğum o ilk günden beridir, ben bekledim seni.
Seni, hasretle her koklayarak öptüğümde,
Senin de kokumu,
Ciğerlerine,
Hiç bitmeyecekmişim gibi
İçine çektiğini duymayı bekledim.
Yıllar yılı, yaşlı gözlerle sana hep!
Şimdiki sen gibi baktığımda hiç anlayamadın.
“Beni, sakın sensiz bırakma!” dolu
Bakışlarını bekledim.
Sana, sonsuz bir sevda ile sarıldığımda,
Sarsan beni içine sımsıkı, kalbim kaburgalarımı zorlardı.
Ama olsundu,
Ben, bir gün bana sadece,
Bana sarılabildiğin kadar sarılmanı bekledim.
Beni sevmeni,
Beni özlemeni,
Beni gururla başkalarına anlatmanı bekledim!
Yolumun çeyrek zamanında,
Bir saçları Güneş esintili yar geçti hayatımdan.
Sen tuttun,
Beni nihayet sonsuz sevmek yerine,
Onu benden çok sevdin.
Biliyorum, beni her özlediğinde,
Aradığın asıl koku o!
Biliyorum, bütün sitemlerin,
Aslında bana değil de ona.
Eylül’e…
Olsun be!
Sonunda sevdin ya beni o bana yeter.
Cemre.Y.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Kanserin Son Evresi

…Kanserin Son Evresi…
Güzelim anacım,
Kanserinin en son evresini çoktan geçtiği zaman,
Zambakların açtığı zaman, koyunların kuzuladığı zaman,
Tam da söz verdiğim o zaman, köyüne götüremedim onu.
Onun yerine geçemedi elbette ama!
Bütün hastanenin hasta yatakları televizyona bakarken,
Sadece onun yatağının denize bakan tarafa döndürülmüş olması!
Oysa tam on dört gün yoğun bakımda kalmıştı,
On dört gün gündüzleri o hastanenin kantininde,
Geceleri yoğun bakım kapısının kirli sepetinde yaşamıştım.
Nihayet odasına çıkmıştı, nihayet hala çok umut vardı.
Günler geçiyor, umutlar jiletleniyor, kanserin evresi ilerliyordu.
Artık acısını sesli bile söyleyemiyordu!
Ben,
Onun,
Gözlerinin kıvılcımlarından acılarının her zerresini hissederken,
Hiçbir hasta bakıcı, hiçbir hemşire,
Hiçbir doktor onun acısını duyamazken,
"Ya ama nereden anlıyorsunuz acılarının başladığını,
Kadıncağızın hiç sesi bile çıkmıyor zaten!" derlerken,
Hepsine birden şöyle bir diklenip,
Boğazınızdaki o koca yumruyu yutup yutamayacağınızı
Artık hiç mi hiç umursamayıp,
"Sizin hiç annenizi kanserin dördüncü evresinden geçip,
Beşinci evresine ramak kala izlediniz mi?" diyorum, susuyorlar.
Yine özel hastanelerin faturalarına yansıtacakları morfinleri iğnelerlerken,
Bir yandan da canımın yongası anamın,
Sanki doymak onun çok umurundaymış gibi,
Sanki çektiği onca sessiz acılardan sonra acıktığını hissedecekmiş gibi,
Ki dün gece...
Son morfinden sonra burnundan midesine inen hortumu da aldılar!
O hortumu midesinden burnuna doğru çekerlerken,
Hani lazım olursa diye de bana da öğrettikleri o aspireyi,
Rahmetlimin burnunun direğinden inip ciğerinden çekerlerken,
Anacığımla göz göze geldik,
Yine yalvaran gözlerle bakıyordu gözlerime!
"Bırak beni gideyim be evladım,
Ben hortum falan istemiyorum!" diye.
Bu hastaneye geldiğimizden beri,
Hiç ağlamadığım kadar çok gözyaşımı içime akıttım,
Öyle kelam güzelliği, mecazen olsun diye değil ha!
Onun yüzüne gülümseyerek,
Yalandan nefret ede ede,
Ona hayatım boyunca yetecek kadar yalan söylemiştim,
Üstelik inanmaya çalışarak, yoksa anlardı.
"Bu son be annem, biliyorum nefret ediyorsun bu hortumlardan!"
Artık ağızdan beslenmesi gerekiyormuş ya,
İyileşebilme ihtimalini görebilmek için.
Karşılıklı gözyaşlarımızı genizden midelerimize akıta akıta,
"Bak artık sen bizim bebeğimiz oldun,
Biz seni doyuracağız kaşık kaşık,
Ama yut şu mamayı be annem!" diyorduk.
Bugün ikinci gün, kardeşlerim, gelinimiz, torunları…
Hiç yorulmadan, hiç yüksünmeden saat başı denedik durduk!
Hepimiz hemen ölmesin diliyorduk!
Duyup, algılayabildiği, yutkunabildiği halde inatla yemiyor…
Halbuki ona güzelce anlatmıştım bir seher vakti.
Onun da bildiği gibi yemeyerek ölünmediğini,
Gücümüzün son raddesine kadar yaşayabilmesi için savaşacağımızı,
Benim işten ayrılırken aldığım kıdem tazminatım bitene kadar da
Bu hastanede misler gibi bakılacağını, ama yemezse hala,
Onu serumlarla,
Olmadı, mideden delik açıp oradan doyuracağımızı anlattım ona!
Hiç mi hiç umursamıyor, gidip gidip geliyor!
Ağrıları çoğaldı, iğneler çoğaldı yine kendinde değil.
Böyle devam ederse yarın midesinden delik açılacak!
Nasıl bir eza olduğunu biliyorum gösterdiler bana,
Midenin dışına bir hortum sarkıtıyorlar,
Kocaman bir şırıngaya hasta maması dolduruyorsun,
Sanki iğne yapacakmış gibi hava kalmamasını sağlıyorsun,
Günde üç öğün o hortumun içine mama aktarıyorsun!
Kendine geldiğinde,
En son ben seviniyorum ve o beni hiç yanıltmıyor,
Yine en ilk üzülen ben oluyorum,
Görüyorum, duyuyorum, hissediyorum!
Ölmesin istiyorum lan çok mu!
Acıyı katre katre çektiğini hissettiğim halde, bensiz ölmesin!
Beni daha yeni sevmişken beni terk etmesin.
Siz hiç annenizin nefesinden ninni dinlediniz mi?
Ya sessiz gözyaşlarından kocaman bir hayat hikayesi!
Peki ya sizi hiçbir zaman sevmediğini sanarak onca yıl yaşamışken,
Sizin hayat boyu ne kadar acılar çekeceğinizi görebildiği için
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım,
Hiç değilse bir duvara koyardım!" ın istenmemezlik değil de,
Yerini sadece onun bildiği bir yer olacağının korunaklılığı olduğunu!"
Günler kanserin son evresinin son günlerine yaklaşırken,
Ona, benim genç kızken nefret ettiğim ama onun çok sevdiği,
Bütün türküleri dinleterek, kalan o son birkaç saç telinden,
Ayaklarının parmak uçlarını teker teker öperek geçiyordu.
O her gün bilmediği adamlar tarafından kaçırılıyor,
Hiç görmediği hayaletler onu zorla götürüyordu.
Ne de olsa her anında, birimizden birimiz yalvarıyorduk ona.
"Ölme ennem no'lur, ölmee!" diyorduk,
Bizi bırakıp bir türlü ölemiyordu!
Onu son canlı gördüğümde,
Beş parasız kalmış, deniz gören hastaneden eve geçmiştik!
Biz kardeşimle ona doktorunun bize sıkı sıkı tembihlediği,
Elimize liste liste verdiği steril hastane odasını sağlamaya giderken,
Kardeşimle bana "Gitmeyin be evlatlarım, beni bırakmayın!" diyordu.
Oysa biz odasını hastanesi gibi yaparsak daha çok yaşar sanıyorduk!
Gittik…
Eczane eczane, medikal medikal gezip, el birliğiyle (Kredi kartları)
Ne lazımsa arabaya yüklenip geldik!
Yetiştik sanıyorduk!
Oysa konu komşu, onu o vakte kadar ziyarete gelememiş herkes,
Bütün mahalle, bütün mikroplarıyla, odasına dolmuştu,
Onu son bir kez daha görsünler de,
Helallik alsınlar diye!
O anlarda da bütün mikropları ve bütün son vedaları solumuştu!
Kardeşimle biz döndüğümüzde,
Bize son bir nefesini dahi bırakmamışlardı, hepsini sömürmüşlerdi!
Bir anacığıma bakıyorduk, bir de onca mamaya, alt bezine,
Türlü çeşit ilaçlara vesairelere….
Özel hastanedeki doktorunu aradım hemen!
"Biliyorum artık buraya getiremezsiniz, resmini çekip yollayın,
Hiç de böyle kanser yakını tanımamıştım ama,
Madem bütün evreleri ezber geçtiniz, fotoğrafını yollayın,
Size hangi evrede, hastaneye götürmeli misiniz'i söylerim" dedi.
Anacığımın al al yanaklarını, kapanmış gözlerini, uyanmayan halini,
İçimiz kanaya kanaya yolladık doktora!
Siz hiç kanser evrelerinden biri olmayan,
O cümle söylenir söylenmez kardeşinizle bakışıp anda dondunuz mu?
"Terminal evre! Ama hastaneye götürün yoksa!" dedi doktor!
Terminal evreyi biliyorduk!
Götürdük hemen artık yaşamayacağını bile bile…
O hastanenin yoğun bakımında da tam bir hafta yattı.
Onu sondan bir önceki gördüğümde…
Onda da, bende de bütün evreler yanmıştı,
Bir ramazan bayramının ilk sabahıydı.
Artık herkes onu gitmek istediği yere huzur içinde
Göndermediğim için içten içe bana çoktan kızıyorlardı.
O bayram sabahı,
Ona olan bağımlılığımın, benim kanserimin altıncı evresiydi.
Başını öptüm, yüzlerini, kirpiklerini öptüm tel tel,
Üstündeki beyaz çarşafını açtım,
Sinesini öptüm, hala apak memelerini öptüm teker teker,
Boynundaki guatr ameliyatının izini öptüm,
Safra kesesi ameliyatının izini,
Yedi yıl önce atlattığı ilk bağırsak kanseri ameliyatı izlerini,
Sonrası tekrarlayan duedonum tm ameliyatı izlerini,
Aklım başıma gelir gibi oldu,
Koltuk altlarına baktım, halbuki daha sekiz gün önce temizlemiştim ama!
Öyle ya ölsen bile kız kardeşler dahil, ilk önce kıllara bakarlardı.
Sonra hastaneye düşene kadar bana hiç göstermediği avret yerine baktım,
Şükürler olsun ki ter temizdi, ne o pis kadın,
Ne de ben kötü evlat olamayacaktım!
Öptüm doğduğum rahmi!
Bacakları incecik kalmış öperken gördüm!
Ah bir de sırtını çevirebilseydim.
İzin vermediler tabi…
Ayak bileklerini öptüm,
Parmaklarının, tırnaklarının uçlarını!
Hayret…
Tırnaklarını son kestiğim günden, onu son temizlediğim günden,
Yarım milim değişmemişti hiçbir şeyi!
Sonra mı?
Sonra benden beklenileni yaptım.
"Gideceğin yerler, buralardan güzelse madem, git be ana!" dedim.
O da o anı bekliyormuş çoktan,
O gecenin saat 02:30'unda gerçekten de gitti.
Hala farkında değilim onu benden sonra kim ziyaret etti.
Kimler ne elvedalar savurdu ona ama biliyorum,
O…
"Madem çok yoruldun bize kalmaktan,
artık git madem." dedim diye gitti.
Siz hiç kanserin evrelerinden, veda evresini yaşadınız mı peki!
Rahmetlim, hastalığında daha ölür ise, ölüsünü kim yıkasın,
Kim yıkamasın diye konuşurken,
Gelinimiz hoca diye, beni beceremez diye
Ona meyletmişti ki ben zaten,
"Yav ne ölüyon, hiç bile ölme ben yaşa derken
Sen öylece gidersen hiç bile yıkamam ölü falan" derken.
Bilemezdim gelinimizin ana bildiği o ilk kadın gidince,
Hocalığını bir kenara koyup, acemi evlat gibi anasızlığına yıkılacağını!
Onu son gördüğümde…
Ölü yıkayıcı hoca kadınlar "Hu Allah!" diye diye
Her zamanki ölülerden birini yıkıyordular da
Bir an kapı açıldı.
Hoca kadınlardan biri, "Bize en yakını kadın lazım!" dediler.
Anamın vasiyetini hatırladım,
Gelinimize baktım, benden bitikti garibim!
Bense "Madem kanserin son evresinin evresini de geçmişsek,
Hangi terminal evresinin hangi anındayız!"ı düşünmekteydim!
Nasıl bir cesaret o anki bende hala hayret etmekteyim.
Daldım kapıdan içeri…
Meğerse kanserin son evresi sana emanetmiş!
Hani anacığın sana hep hastanede derdi ya!
"Ah be kızım, hani sen hep yıkanıyosun ya gecenin bu vakti,
Hani kimseler görmeden, ben bir yerlerim kötü kokuyor dedikçe
Sen bu hastanenin odasını misler gibi kokutuyorsun ya hani,
Her yerim mis oluyor da sankim saçım tam yıkanmıyor gibi,
Bu sefer beni soksan o banyoya…
Beni de şöyle foşur foşur bir yıkasan ya suyun altında!
Ben kalkmaya çalışayım, sen taşımaya,
Söz kimseye de söylemem ölürsem bak,
Beni şöyle bir güzel yıka ha!
Ama gündüzleri yaptığın gibi bebe mendilleriyle,
Bebe kolonyalarıyla silme beni,
Şöyle başımdan aşağılara, şakır şakır suyla ha!"
Meğer kanserin son evresi, ona söylediğin son yalanı yaşamakmış!
Zaten hiç öyle hikayelerde anlatılan ölülerden değildi ki,
İstanbul'dan Erbaa'ya kadar,
O sıcakta çürümesin diye ilaçladıklarından mı,
Yoksa benim canım anam, ondan korkmayayım diye mi neydi,
Jöle kıvamındaydı, sanki yaşıyordu bütün etleri.
Hoca kadınlar sosyeteyim ya korkmayayım diye,
Hiç durmadan bana anlamadığım kelimelerden,
Anlamadığım duaları telkin edip duruyorlardı.
Onların ölü yıkamakta baş edemedikleri tek yer,
Zavallı anacığımın günler boyu, hiç kimsemize yük olmasın diye,
Hani es kaza kaçırsa bile ağlayarak, o minik sesiyle,
"Ben bir hata işledim,
Beni tuvalete niye götürmüyosunuz ki!" dedikçe,
"Ah be anacım, biz bebekken sen her birimizin,
En az ikişer yıl bokumuzu temizledin,
Yani üç kardeş en az altı yıl kimsenin gıkını da çıkarmaya niyeti yok!
Sen yeter ki geldikçe koyver de yaşadığını bilelim!" dediğimiz zamanlar,
Biz daha da fazla da umutlanmayalım diye içinde tuttuklarıydı.
Korkmak ne ki, keşke ömrüm boyunca salsaydı.
Aylardır ne yediydi ki ne salsın.
Hoca kadınların hocalıkları el, yüz, memeden ibaretti,
Ruhum en çok bu anları hatırladıkça gülümsüyor!
Onların hiçbiri, kanserden öleni böyle canlı canlı yıkamamışlardı.
Dillerinden düşürmedikleri Allah onları bu konuda aydınlatmamıştı.
Oysa biz özeldik, annem, ben ve kızım,
Allah'ın bizi nerede başka meşguliyetlere dalıp unuttuğunu biliyorduk.
Kanserin terminal evresi bitince…
Ona verdiğiniz bütün sözlerinizi tutun!
Bu, o günlerde ona teselli olsun diye söylediğiniz,
Sonrası keserseniz iyice ümitsizliğe kapılır diye sözünüzden caydığınız,
O sarı rapunzel saçlarınız olsa bile…
Çünkü kanser sadece altı evre…
Kanserliyi ölmesin diye çabalamak,
Gittiyse de, ölüsünün bile her zerresini öpebildiğin,
O son anı özlemek ömür boyu!
Sonrası kara toprak kokusu çünkü.
Cemre.Y.

11 Nisan 2017 Salı

Sarılalım


…Sarılalım…
"Sana dair"li,
An'dan geriye sardığımda filmimi,
Ne çok ben varmış!
Benden dışarıma sızan.
Kalbim mutluluk sızdırdıkça,
Ben seni paylaştıkça sende azalan.
"Sana dair"li,
An'dan ileriye sardığımda ise
Ne çok ben var bir bilsen
Benden içeri, içime dert olan,
Yüreğim çırpınışlarına
Yeni bahaneler bulup tarafımca
Tıbbi haller bahanesiyle,
İyice susturuldukça
Çarpıntısı iyiden iyiye azalan.
Epeyidir de
Doğumum anımdan itibaren
Her şeyimi
Herkesime anlattım.
Şimdi içim boş,
Dışım rahat!
Fakat hala
Kimsem bilmiyor!
Artık yüreğime
Bir yaren gerektiğini
Nedendi onca insanlara
"Yok!" çekmem?
Çözemiyorlar da zaten
Ben bile çözemiyorken
Benim filmimin son repliğini
Merak etmeyin pek çok fazla.
Söylerken?
Yanımda olursanız...
Duyarsınız nasıl olsa.
Eylül'ü...
Sonbahar olduğundan değil be canım
Ben Eylül'ü…
Lale mevsimlerini çok seveceğini bildiğim için....
Canımdan çok severim.
Neyse biz sarılalım...
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...