yavru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yavru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2025 Cuma

Uyu... Yavrum... Uyu

...Uyu... Yavrum... Uyu...
Neredeyse aklıma düşecektin bu gün,
Neredeyse sızım sızım sızlayacaktı ciğerimin köşesi!
Durduk yere yine...
Özlemelerin iskelesinde tek başıma oturmayayım diye,
Yordum kendimi tüm gün!
Önce toz, kir ne varsa yudum, yıkadım, yok ettim evimden,
Sonra sanki misafir gelecekmiş gibi
Tencereler dolusu yemekler yaptım ne zaman yerim bilmem.
Tam nihayet yine gittin aklımdan da yüreğimden de derken.
Kalbimin notaları çook eskilere götürdü beni,
Sana rast makamı şarkılardan ninniler söylerdim ya hani!
Elbette bütün ninnilerinin hepsi,
Ahmet Kaya'dan şarkılar, Yusuf Hayaloğlu'ndan şiirler değildi.
Sana rast makamından sözünü içime yuttuğum,
Bir sürü şarkının nağmelerini sunardım her biri, birer ninni gibi.
"Vuslatından gayrı el çektim yeter ey bî-vefâ
Dilfigar ettin beni şimden geru eyle safâ"
Ne de güze söylerdi Muazzez Abacı!
Sonra Nesrin Sipahi ile Nihavent Makamından
"Biraz kül biraz duman, o benim işte..." diyerek devam ederdik.
Daha da olmadıysa,
Kürdili Hicazkara geçer Mediha Sen Sancakoğlu'n dan,
"Bu ateşi sen yaktın içime, gel de sen söndür." diyerek
Beraberce ağlardık sen kollarımdayken.
Ağlayınca herkesin uykusu gelirdi zaten,
Uyu...
Yavrum...
Uyu...
Cemre.Y.

24 Nisan 2025 Perşembe

Korkularım Korkuyor

...Korkularım Korkuyor...
Dünden beri yine,
Korkularım korkuyor sevdiğim.
Sanki koca bir yük gemisinin güvertesinden,
Marmara Denizinin tam ortasına,
Savrulmuşta,
Dalga dalga sallanmakta olan,
Kağıttan gemi gibi sallanıyor İstanbul'um!
Elim ayağımın canı çekilmiş gibiyim.
Kulaklarımda dinmeyen o uğultu geçmiyor.
En büyük depremim bu değildi lakin,
O gece koynumdaydı yavrucağım.
Sarıp sarmalayıp kucağımda dışarı çıkarırken,
O daha çok korkmasın diye korkamamıştım bile.
Kaç vakittir hiç yok ya, ahvalini ele güne sormak da yoruyor bu kalbi.
Cemre.Y.

8 Kasım 2024 Cuma

Siz İki Kardeş

...Siz İki Kardeş...
Şimdi siz iki kardeşe nasılsınız diyemiyorum bile...
Şimdi belki de siz, iki kardeşi birbirinizden ayırmaya kalkacaklar bile olabilir!
Sizi seviyorum, bunu bilin yeterli.
İki kardeş her şartta ve nasıl olursa olsun asla ama asla ayrılmayın ve de sizi ayırmalarına,
Fikir ayrılıklarına düşürmelerine izin vermeyin.
Rahmetli eniştem en çok, kız ya da erkek evlat sahibi olmak yerine.
Kendisine destek olacak bir karındaşı olsun isterdi.
Bu maddiyat falan değildir yahut sınırsız sadakat da değildir.
Ama ufacık bir kırgınlık olsa dahi,
Bunu birbirinize başkalarını karıştırmadan yahut fikri dahi sorulmadan,
Kendi kendinize...
Misal sana ya da ona uygun olmasa bile yani ille de haklı olduğunu bildiğin halde
Başkalarının laf sokuşturmalarıyla haklılığını savunmak için
Kırıp dökmeye gerek duymadan azıcık bir nefes alın.
Durun, dinlenin, dinleyin, sadece birbirinize karşı duygu akışınızı sağlayın.
Siz iki kardeş büyüyene kadar bir başına sayılırdınız.
Tıpkı ben ve kızım gibi.
Hayat mücadelesi devam ederken, kim kimin evladı, kim kimin kardeşi,
Kim kimin annesi yahut ablası kesin çizgilerle belli değildi
Nasıl olsundu ki!
Önünüzde, önümüzde koskocaman bir hayatta ama sapasağlam kalabilme mücadelesi vardı.
Şimdilerde göreceksiniz ki meğer ne çok seveniniz varmış ki elbette var!
Ama bunların içinde maalesef ki...
Çokça da yıkılıp yenilmenizi görmek isteyen insanların da
Gerçekte insan bile olamadıklarını göreceksiniz!
Hepsi birer birer bu anları bekliyor ve geçmişte,
Sizin iki gülüşünüzü çok görmüş olduklarını ispatlıyor olduklarını kanıtlamak için
Gizli birer sansar gibi incitecekler!
Zaman gelecek birbirinizi suçluyor olacaksınız, sen beni doğru anlamadın, anlamalıydın diyerek.
Ya da biriniz diğerine diyecek ki, sen olmasaydın yeterdik biz birbirimize!
Bu esnada başkaları…
Hep sırtlan gibi sırıtıp kıskançlık yahut çekememezlik anlarının hüsran oluşunu zevkle izleyecekler!
Buna asla izin vermeyin!
Misal ben yıllar sonra kimliğimde baba adı yazan adamla beraber,
Çok sevdiğim eniştemi son yolculuğuna uğurlamak için aynı araçta bulunmaya mecbur kaldım.
Çünkü işsizdim, durumum yoktu.
Emekli maaşı desen anca ayı zor atlatıyor.
Benim canım kardeşim…
Arabanın arka koltuğunda ikimizin ortasında size gelirken ve giderken set oldu aramızda.
Onunla aynı havayı soluyamadığımı bildiğinden ama yine de,
Din'di, yok beddua ederdi korkusundan onu def edemediğindendi bu sabrı ve davranışı!
Bildiğin yeğenim arabayı kullandı, kardeşimin eşi ön koltukta çünkü karısı yani!
O, bütün bu çirkef kayınpederine katlamayı kocasının hatrına kabul etmek durumunda hissederken
Bir de tutup orta koltuğa alacak değildi ya!
En doğrusu böyleydi.
Yani demem o ki!
Bir şeyleri daha çok korumak için diğer şeylere katlanmak gerekir ve de bu şarttır bazen.
Eğer başka seçeneğin yoksa tabi!
Katlanacaksınız!
Ele güne karşı değil!
Biri birinizin hatırına iki karındaş olduğunuzu unutmayacaksınız!
Yoksa ne olur bilinmez ama!
En kötüsü olmaz en azından!
Benim son kardeş efendi sağa sola şov yapmak isterken kendini yaktığında!
O videoyu görünce…
Hiç canım yanmaz sanıyordum!
Ama onun, o meydanda çığlıklarını, acı içinde feryatlarını figanlarını duyunca!
Hemen, ömrümüze kaç yıldır ayrılık otu doğranmış evladımı arar,
Bak ben işte o sırada iş yerinde çalışıyor olduğum için suçlu değilmişim!
Çalışmak zorunda olduğum için,
Seni onun sana taciz etmesinden koruyamadığım için suçlu değilmişim,
Sonunda Allah beni, seni, bizi gördü de belasını verdi diye müjdelerim sanmıştım.
Hatta yıllar önce bana tacizde bulunan öz babamı boşamadan,
Yıllar yılı onu gözümün önünde gezdirip,
Beni sırf bu yüzden hiçbir zaman tam sevmeyen,
Sevemeyen annemin bile öcü alınır sanmıştım.
Oysa tam tersine ben durumum olmadığı için
Bu yolculuğa katlandığım için annem beni kabul etmedi.
Gidip mezarında bir yasin okumamı bile nasip etmedi.
Ne yani şimdi ben rahmetli anacığımın ölüsüne de mi küseyim?
Ahan da buradan, evimden yolluyorum dualarımı zaten her gece.
Benim yavruma gelince, herkes çok merak ediyor!
Nasıl olup da bunca yıl sonra tek bir ah etmeden, tek bir beddua etmeden,
En ufak bir küslük gütmeden nasıl olup da bu bitişe katlandım!
Diyeyim, anlatayım bari iki kardeş, iki karındaş olan size!
Benim yavrum...
Altı yaşımdan tam on sekiz yaşıma kadar,
Öz be öz babamın tacizlerde bulunup bana bir şekilde sahip olmaya çalışıp,
Hepsinden de çok şükür ölümü bile göze ala ala namusumla kurtulduğumu,
Hatta babasıyla bile ondan ve bu hayattan kurtulmak için ve dahi
O zamanlar sevildiğimi sandığım için evlendiğimi bildiğinden
Hep ve her zaman kendisini korumayı öğrendi.
Yıllar geçti neredeyse benim yaşadığımın aynı yaşlarında,
Ben işteyken ne anne annesi ne de yengesi yanlarında yokken
Öz dayısı tarafından tacize uğradı.
Neyse ki ona öğrettiklerim sayesinde hemen kaçıp komşumuza sığındı!
İş yerinde Tülaydan o telefonu alınca var ya öldüm!
Ölüm koştu yavruma!
Ama yine de, onu üvey baba eline güvenemedim!
Bir yanda rahmetli annemin onu bırak git başkasıyla evlen baskıları,
Bir yandan ben yanımdaki evladımı anca bu kadar koruyabiliyorum korkuları!
Sizin gördükleriniz,
Bayramlarda etin yağlısını yutamayıp annesine bunu ne yapayım diyen yavru şımarıklığıyken,
Benim yaşadıklarım
Yavrum bugün yağsızını alamadım ama misafirlerimize belli etme çaresizliğiydi.
Çünkü o bilmiyordu ki, ona zaten zar zor alabildiğim etin güzelini ona yedirirken
Ah ben yağı çok severim diye diye ekmeğin arasında zorla yutkunduğumu!
Zira etin kendisi yoksa, kokusu vardı o yağda!
Öyle öyle büyüdü benim yavrum!
Şimdi buraya kadar ki bu anlattıkların iyi güzel,
Biz bu kadarını bilemezdik falan filan bir sürü konu geçecek akılarınıza
Epeyce de bir giriş, gelişme, sonuç falan
İstediğiniz kadar geyikti, dedikoduydu konuşun birbirinizle,
Hatta acınızı hafifletecekse
Gazetelere bile manşet yapabilirsiniz konularımızı inan ki bence sorun yok!
Yeter ki iki kardeş, siz, ikinizi kimsenin, hiçbir şartta ve şekilde ayırmasına izin vermeyin.
Bizim yavrumla, ömrüme biçtiğim bütün sıfatları yakıştırdığım,
Ama bir türlü…
Beklediği anne performansını sergileyemediğimi düşündüğü evladımla
Yollarımız nasıl ayrıldı biliyor musun!
Bilmiyorsun!
Bunu sadece...
Kardeşim, kardeşimin karısı
Ve eski işyerimde annem gibi sevdiğim biri ve kızımın öz babası biliyor!
Ben bunca yıl her şeye rağmen, beni aldatıp giden bir adamla, kızım için görüşürken,
Kızımı ona ve ailesine gösterirken herkes beni hor görüyordu.
Eğer ki ben bu dengeyi sağlayamamış olsaydım
Şimdiye ölmüş, ya da öldürülmüş olurdum!
Haberlerde görürdünüz beni!
Sana, size aman ha denge, aman ha sabır,
Aman ha her kafanın sesini duymayın derken bunu anlatmaya çalışıyorum!
Benim yavrum dengeyi kaybetti bir ara!
Tabi ki benim de ona ayıracak dengem için sabrım kalmamıştı ki tam o aralar!
Çıldırdı!
Haklıydı!
Kafayı yemekte değil ha!
Benden başka kendisine,
Benim ona koyduğum sıfatları bulamadığında çaresiz kalıp sıyırdı!
Bunları bilmesem, hikayeler ayrı olsa da,
Hayatların sonucunun aynı ayrılığa yazıldığını bilmesem
İnan çok yorgunum, çok yorgunsunuz.
Ama sadece,
Sizin de bilmeniz gerektiğini ve ona göre ders almanız ya da almamanız gibi bir duygudayım şimdi.
Karar sizin.
Gün geldi, taa benim babasıyla evliyken,
Babasının edebiyat öğretmeniyle ortak arkadaşımızken olan zamandan olan kadının kızını,
Çünkü biz ayrıldıktan sonra yeni karısıyla samimi olup tatiller falan gittiler ya
Güya o kadının kızı, benim yavrumun babasındanmış bunu uydurdu kafasında.
Uydurmaya yetmedi bütün ana ve baba sülalesini
İspatlar bulmaya çalışarak neredeyse ikna edecekti.
Bahsettiği kızla benim yavrum neredeyse aynı yaşta!
Üstelik tesadüf o ki,
Kızımın babasının öğretmenin adı da aynı şimdi ki karısının adına aynı!
Yani ben öncesinde eski kocamın edebiyat öğretmeni tarafından aldatılmışım
Hala da yeni karısıyla beraber onu da aldatıyormuş gibi bir hikaye!
Anam bir görsen, baba annesi, amcası akrabaları vs. herkes duydu.
Kimi inandı, kimi inanmadı.
Bana sorsan ortadayım.
Ben, anama güvenememişim, babama güvenememişim,
Öz be öz küçük kardeşime güvenememişim,
Elin oğluna evladıma baba olur diye hiç güvenememişim!
Şimdi bu hikaye yalandır nasıl diyeyim.
Baktı ki olmuyor!
O ne zaman kimden hoşlansa, ne vakit ayrı bir gülse,
Ne vakit mutlu hani ayrı bir mutlu hissetse anlarım ben!
Bir tane orta okulda vardı biri.
Kızım bu çocuk hoşlanıyor senden dedim yok anne yav diyerek bana inanmadı.
Gitti çocuğu başka biriyle yaptı bir de yakınlaştırdı.
Sonra sonra anladı hislerini ama iş işten geçip
Bir de onları buluşmalarında ne giyseler yakışıra kadar halletti olayları evlendiler.
Ben, benim kızım üzülecek nasıl etsem de onu avutsam derken bana
Sırf haklıymışsın anne dememek için,
Evlatlarımı evlendirmiş gibi mutluyum aslında dedi.
Sonra üniversiteye başladı, yine bir platonik aşk!
Ondan hoşlanan, hatta işte veya okulda onunla evlenme isteyen onca insan varken.
Yok!
O çay sevmiyor, o bilmem ne hiç birine şans bile vermedi.
Sonra başka bir çocuk çıktı, dedim kızım bu çocuk senden hoşlanıyor bi bak!
Yok ben ona öyle dememişim gitti ona da bir arkadaşını ayarlayıp bir ton acısını çekti.
Sonra o çocuk karışık karışık davranınca,
Bir bunda gözü varmış gibi, bir yandan her haltı karıştırıyor,
Bir yandan en samimi ve de sevgilisi olan insanla
Böyle çapraşık bir ilişkilere girmiş mi girmemiş mi durumları!
Hepsi belki de yavrumun en yakın arkadaşının
Orospuluğundan dolayı onu da elde etme telaşından mı,
Ama elde edemeyince kuduruşundan mı bilemem.
Bak şimdi burası en heycanlı yeri!
Kızım babasına demiş ki!
Güya ben, onun platonik olduğu sevgilisiyle,
Güya taa o çocukla ilk tanıştıkları zamandan beri
Kızımın kendisiymişim gibi sosyal medyalardan konuşuyormuşum!
Bir de üstüne üstlük...
Kızımın çıplak fotoğraflarını falan da paylaşıp öyle yazışıyormuşum
Güya benim kızım bunca sene ne bana ne de o çocuğa
Konuştukları kişinin kendisi değil
Öz annesi yani ben olduğumu söylememiş ama ispatlarmış!
Kızımın babası ya buna bir çare bulsunmuş
Ya da o artık hayatına bensiz devam etmenin bir çaresini arayacakmış!
Kızımın babasına, ben böyle bir şey yapmış olsaydım,
Böyle bir oyun etseydim şimdiye evlenmiş olmaları gerekirdi demem yetti.
Çünkü o da biliyor ki ben evladımı ona göre öğrettim bunca yıl!
Benim yanımda yıkanırken dahi çırılçıplak olmadı o!
Öğrenmesi için her şeyi öğrettim.
Nasıl onun, yavrumun çıplak fotoğrafını paylaşıp,
Bir de onun platonik olarak aşık olduğu çocuğa oymuşum gibi konuşayım!
Babasına da dedim!
Bir tek kere daha bana iftira atsa!
Bilerek ya da bilmeyerek bana kötülük etmeye kalkarsa,
Ona uzaklaştırma davası açacağım dedim!
O gün, bugün uzağız!
Ha bütün bunları nasıl olup da kardeşin hariç, nasıl olup da kardeşinin eşi hariç,
Nasıl olup da kimselere anlatmadın,
Nasıl olup da bütün bunlar yüreğinde patlarken
Evladına tek bir ah bile etmeden dayanabildin diye sorma!
İnsan olan dişlerini teker teker ya da hiç bilemedin üçer beşer döker!
Öyle görmemiş gibi emeklilikten kalan bütün parayı sayıp
Beyaz, bembeyaz, apak gülmez değil mi?
Güler!
Çünkü kim, neden, nasıl, ne hadle hangi kıymete değer ile bilmeye hakkı var ki,
Yarın öbür gün iyi ki, çok şükür, anam hiç beklemezdik denilecek derinin derinini!
İşte!
Tam da bu yüzden!
Acının derinin dibini aynı hissetmek böyle bir şey diye paylaştım içimi.
Bir kardeşi olmalı insanın.
Ki canım kardeşim olmasaydı çok kolaydı bu hayattan vazgeçmek!
Ki yavrum bile senden kurulmak istiyorum ama başımı belaya sokmadan!
Bir mektup yaz, ahan da bu terastan aşağı atla!
Zaten hiç gün görmemişsin, ne şiş yanar, ne kebap!
Eh benim de iyi kötü bir evim de olur,
Zaten emekli de oldun ama merak etme arkandan epeyce ağlarım dedi ya!
İşte tam da o zaman anladım!
Terk edilmekten korkuyor o!
Sınırları zorluyor!
Onun, o güzel ömrü sağ olsun!
Tam üç sene oldu, kızgın değilim, kırgın olamayacağım kadar ağır bu yaşatılanlar.
Evet!
Beni yıllar sonra canlı ama eniştemin hüznüyle cenaze gibi görenlerim,
Bütün en yakın akrabalarım iyi ki varlar!
Yoksa, araya dereye sıkıştırılmış güzel gülüşlerimin arasında,
Aslında çoktan yaşlandığımı, yüzümdeki çizgilerimin,
İçimin içinden nasıl çekilmişliğini
Ben rahmetli eniştemin cenazesi vesileyle gün yüzüne sermesem,
Nasıl anlayıp, nasıl kendi eksikliklerinin üstünü kapayacaklar!
Ara da bir, siz iki kardeş sunun onlara!
Birkaç zaman eğlenirler lakin, kınadıkları kınam kınam başlarına gelince anca anlarlar!
Bana sorma!
Ben hiç kimseyi, hiçbir zaman kınamadım!
Annemin olmaması gereken, hiç doğmaması gereken birine bile
Geleceğine beddualarla ölemeyen çocuğuyum!
Kızıma tek bir güceniklik etmeyin lütfen!
Onun suçu değil!
Ha sadece sizinle paylaştığım bu sırrımı,
Sizi bir arada her şeye rağmen tutmak için uğraşımı umursamadan,
Otuz yılda bir çalışa çalışa anca koluma taktığım bir bilezik gibi
Dalga geçerek ifşa da etmeye kalkabilirsiniz
Yahut birer ders alıp iki kardeş, iki karındaş
Bir bilek, iki yumruk dünyaya gardınızı da alabilirsiniz.
Ben sadece rahmetli eniştemin son dileğine inanmanız için içimi açtım size!
Şu insanoğlu her şeyi unutup hep başkalarının hayatı hakkında konuşur durur!
Yani derleerrr hikayesi işte!
Dedirtmeyin!
Cemre.Y.

29 Ekim 2023 Pazar

29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti 100 Yaşında

...29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti 100 Yaşında...
Biz senle, her 29 Ekim’de,
Cumhuriyetimizi yeniden kurardık!
Şimdi yanımda olsaydın,
Türklüğümüzün kökeninden
Orta Asya’dan başlardık yine.
Hatta ilk inanışımız olan şamanizm’e de bir dokunurduk.
Sorardın bana “Annem yoksa sen ondan mı Güneş’e bu kadar aşıksın?”
Sonra Osmanlı İmparatorluğunu kurardık Osman Gazi ile beraber,
Padişahlarımızın doğuşlarından, ölümlerine kadar hayatlarını irdelerdik!
Hatırlasana!
Fatih Sultan Mehmet’e aşık,
Kanuni Sultan Süleyman’a hayran,
Üçüncü Ahmed’in lalelerine romantik,
Yavuz Sultan Selim’e platoniktik!
Enver Paşa’ya beraberce çok da ayıp olmayan ne küfürler ederdik!
Vahdettin gibi pısırık bir çocuğa nasıl da
Batık bir gemiyi feda etmişler diye hayıflanırdık!
Abdülmecit’e ise topluca intiharın resmiyeti derdik!
Tabi ki!
Daha çöküş aşamasında!
Bu dünyaya bir Atatürk gelecekti!
Yeni bir ülke kuracaktı,
İmkan ve desteği olsa yeni bir dünya bile kurardı!
Yeni bir ülke kuracaktı,
Adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ olacaktı.
Şimdi içinde bulunduğumuz
Bu Cumhuriyet’e yeni bir
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK gelemeyeceğine göre!
Tabi ki!
Çoktan bitmiş bir Osmanlıya hep hayıflananlar olacaktı,
Bu dünyaya bir Atatürk daha gelemeyeceğini bilebile
Yani bir Şeriat Devleti hayal edenler olacaktı çokça!
Sonra aynı anda,
Sadece gözyaşlarımız ve ikimiz!
“BİZ, LAİK VE MÜSLÜMAN BİR DEVLET’İZ,
YAŞASIN CUMHURİYETİMİZ!” deyip birbirimize sarılırdık.
Hatırla çocuk!
Sen hep!
O zaman,
“Atatürk benim” derdin de...
Gözlerinin yosun yeşilinden beynine giren bir bakışla bakardım,
Sana sadece gülümserdim, buruk bir feda ile…
“Belki de İsmet İnönü vazgeçebilecek kadar güven ve feda ise” diye!
Hatırla çocuk!
Aslında…
Her ikimizde
Her zaman…
Tarih ve coğrafyadan nefret ettik!
Ama olsundu…
Tarih bizim tarihimiz ve unutulmaya,
Hele unutturulmaya çalışılmaya hiç gelmezdi!
Ama olsundu çocuk!
Daha iki yaşından beri boşuna konuşmadım bunları senle ben!
Tarih ve Coğrafya,
Aslında o kadar biz’dik!
Tarih ve Coğrafya ikimiz dik!
Bizim etrafımızda dönüyordu dünya,
Başkaları ise bizim etrafımızda!
Şimdiye kadar sadece ATATÜRK yatıyordu o anıt mezarda da…
Şimdi kim yatıyor yanında!
Hangimiz?
Ne zaman feda ettik kendimizi ve ülkemizi
Ne zaman feda etmeye başladık
Ülkemizin en vurucu noktalarını,
Herhangi bir devlet’e ve sayılabilecek değerlere
Küçümen görünen o doğu ülkelerine
Koskoca bir CUMHURİYET’ i yok etmek pahasına kendimizi!
Sen’i,
Ben’i,
Daha sadece bir yıl oldu çocuk bunları konuşmayalı senle!
Konuşacaktık bu yıl!
Yüz yıl olacaktı Cumhuriyetimizi kuralı!
Cemre.Y.

29 Eylül 2023 Cuma

Biz Nereliyiz Şimdi?

...Biz Nereliyiz Şimdi?...
-"Peki!
O, bu, şu, öbürü neyse de...
Biz, nereliyiz şimdi?"
-"Ne yazık ki hala,
Dünya'lıyız yavrucağım!
Yıldızlarımız hala birbirinden uzak.
Lakin...
Ne vakit gökyüzüne baksak,
Bulutların şeklinin değişebileceğini var sayarak!
Ay...
Ve kutup yıldızı yönümüze hep ortak.
Evet, meraktasın nicedir biliyorum.
Seni, hala, her gece, uyumadan önce,
Her yeni güne uyandığım sabah da dahil,
Ki buna, zaman zaman, her zaman da dahil!
Seviyorum.
Sen benim zamanlar arasında
Eğip bükebileceğim bir kıvam da olmamalıydın,
Olmadın da!
Ne benim ben olmam suç.
Ne de senin, sen kalmana tam destek olmam hata.
Bunca bizsiz zamandır da...
İyiyimdir umarım ve iyisindir umarım."
Cemre.Y.

24 Şubat 2023 Cuma

Uzun Susuşlar

...Uzun Susuşlar...
Belki çok şeyler söylüyordum amma!
Hiçbir dile çevrilemiyordu sensizliğin acısı.
Sana ve dünyaya uzun susuşlarım sırf bu yüzden!
Cemre.Y.

2 Şubat 2023 Perşembe

Bilemezdin

…Bilemezdin…
Senin yosun gözlerin yüreğime değdiğinde,
Hep yanardı, yine kanardı, yüreğim!
Cennete gidersem istedim ki son kokum ol!
Cehenneme gidersem son nefesim!
Bi-le-mez-din!
Kü-çü-cük-tün!
Cemre.Y.

26 Kasım 2021 Cuma

Sus Olur Kelimeler

…Sus Olur Kelimeler…
Bazen yazar da yazarsın,
"Sus!" olur kelimeler.
Görünmez raptiyelerle susturulduğun cümleler,
Konamaz asıl konması gereken yerlere.
Ya, yine, sessizce suskunluğunu giyinir…
Ya da yeniden yakarsın.
Sen en çok yakmalara alışıksın!
"Kül, toz gibi değildir a yavrucağım,
Yeniden hayat bulamaz." dediğimi ise hep hatırla!
Kelimeler…
Canlıdırlar…
Yazılırken acımışlarsa canlarının kırıkları,
Yanarlarken de hayallerinin kırıklarıyla beraber acırlar.
Sen gittin, beni yine yaktın,
Bense bütün hikayemi.
Güya bu sefer, bütün acı anı yüklerimin küllerini,
Denize atacaktım ya hani,
Martılar görürse,
Geçmişleri acır diye kıyamadım!
Sen, beni yaktın, ben kitabımı.
Ateşler göğünü sardığında,
Öldüm sanacaksın ya!
Korkma!
Doğdum, yeniden.
An'dan öncem yok artık!
Bazen, sonu harlı ateşler de olsa,
Yazar da yazarsın,
"Sus!" olur kelimeler de,
Dönüp tek bir cümle ses eylemezsin.
Öyle gerekir bazen.
Cemre.Y.

22 Haziran 2021 Salı

Yırtık Yama

...Yırtık Yama...
Özümden,
Özünü çıkarttığım,
Bana hep üvey muamelesi çektiğinden beridir,
Onaramadım bir türlü,
Onun kalbinin yırtık yamasını!
Ne yapsam,
Ne yapmasam,
Olduramadım,
Sebebi olmadığım yarım yanlarını.
Oysa o,
Boynuzu kırık boğa yavrusu gibi,
Hep beni suç bildi.
Ne vakit...
Yorulup da yorgunluğuma yenilmişsem,
İşte tam da oramdan vurdu beni.
Cemre.Y.

12 Ocak 2020 Pazar

Ölmem

...Ölmem...
Saçlarına bahar dalları asmak isterdim çocuk...
Sen saçlarının her telinden bir gece vakti öylece vazgeçerken!
Boşuna yorulmayın bayım!
Boşuna da fikir yürütmeyin hanımlar!
Siz hiç...
Annenizin hiç olmayan saçlarını,
Yavrunuzun bir zamanlar ki bebe tarağıyla taramadınız zira!
Ki tararken de...
"Ne çok taradın be evladım,
Sanki çocukluğumdaki gibi belik belik saçlarım!"dediğini de duymadınız!
Ve benim...
"Lülücanımın saçı gibi çok tazeler be anam, belik belik büyüyorlar,
Ondan bunca hassas, uzun taramalarım"deyince...
Yüzünün uzunca bir süre sonra gözlerinin içinden gülümsediğini de görmediniz!
Saçlarına bahar dalları asmak isterdim çocuk!
Biliyorum hiçbir şeyi yeterince de beceremedim.
Ama senin için...
Elimden geldiğince ölmem mesela!
Nice ramağına an kalsa da gücüm yettiğince atlatırım mesela!
Cemre.Y.

2 Aralık 2019 Pazartesi

Hayat

...Hayat...
Nihayet...
Rahmetli anamın hastanede yattığı zamanlar hariç,
Bütün ömrüm boyunca...
"Taş olsaydın bari duvara koyardım!" dediği zamandayım sanırım.
O, kendince, sevmeye değersizliğimi dile getiriyordu çok da belliydi lakin!
Yine de yaşımca yaşayamadığım ömrüme inadına,
Dimdik direniyordum hayatın her gününe.
Bugün doktor...
Durduk yere yaşıma yakıştıramadığı,
Ve verdiği ilaçlara rağmen indiremediği,
Bende olmaması gereken değerleri değerlendirirken,
"Bunca doktorluk ömrümde tek vaka sensin!" dediğinde anladım.
Genetizm falan değil onun adı üstadım!
Ananın toprağı, kızına çeker bizde.
Rahmetli anama da hastalığı benzemesin öyle demişlerdi zira!
Öyle ya da böyle,
Çeşitli iklimlerle!
Öyle başlamıştı onun hikayesi de.
Neyse ki ben...
Yavrumun bütün zincirleri kırmıştım altı yıl öncesinde...
Ki iyi ki doğurmuşum onu!
Buyurunuz genetik hastalıklarınız sizin olsun.
Bana bir sade Türk kahvesi lütfen!
Zira, epeyce bir savaşacağız belli ki hayatla!
Cemre.Y.

28 Ekim 2019 Pazartesi

Değil Mi Ki


...Değil Mi Ki...
Değil mi ki ben seni lale mevsiminde doğurdum diye,
Bütün laleler bütün mevsimler boyunca açsın diye diledik hep!
Değil mi ki...
Mevsimi geçince solup gittiler hepsi yeni baharlara gebe!
Sen ki bunca zaman ve kayıp sonrasında,
Nefesin boyunca...
Bir yürek atışı gibi...
Tam da hayatın ortasında..
İlle de yaşayacak bir lale yaratmışsın tam kalbine!
Ne diyeyim yavrucak...
Bundan gayrı...
Ne sen sol...
Ne de yüreğinin her kalp atımı şelalesi!
Cemre.Y.

8 Ekim 2019 Salı

Artık Bu Hayat Benim Kime Ne

...Artık Bu Hayat Benim Kime Ne...
Ömrümün dehlizlerinde gezinirken,
Yirmi altı yaşıma rastladım.
Tam da bu aylarda,
Elime tutuşturulan karar kağıdına bakıyordum uzun uzun.
Medeni hali "Bekar" yazıyordu artık kimliğimde!
Oysa kucağımda iki yaşındaki kızımla son kez uğramıştım,
Nice hayallerle evimizi ev yapıp, nice hayal kırıklıklarıyla da,
Duvarlarına,
Gücenikliğimi bıraktığım o evin balkonuna son kez bakmak için!
Tam tamına on yılı geçmişti ömrümün,
"Aman ha demesinler!"diye diye hayatımı,
Hayalimi, halimi eksik yaşamışlığımdan.
Herkesin evlenme çağında sadece dört yıl evli kalmış,
Ölesiye seviyoruz sandığımız,
Yalan yumağı yavrumla elimizde kalmıştı.
O yaşımdan kaç yaş daha sonra,
Kırk beşine merdiven dayamış,
Her beğendiği şeyin,
Birkaç rengini alıp hiç de giyilmeyen elbiselerini giymiş,
Bitimine az kalmış parfümlerini şükürle kullanmış,
Tam da yol yürünmelik ayakkabılarıyla yollar yürümüştüm.
Şükranla anıyorum hala lakin...
Yaşımın yaşamamışlığını daha yaşlı gösteriyordu bütün olanlar.
Ve hepsi de,
"Aman kimse hakkımda kötü bir şey demesin!" diyeydi.
Ki zaten kolay da değildi,
Aldığım üç kuruş maaşla bir evladı gönlünce büyütmek!
Otuz altı yaşıma geldiğimde bir gün annemin arkadaşının,
Bir mevlüt sonrası gıybet anlarında benim için,
Kendi yaşına göre lüks sayılan şeylere,
"E peki bu kız bunca güzel giyinip, bunca güzel makyaj yapıyor,
Nereden buluyor üç kuruş maaşla Hatice hanım!"demiş!
Rahmetli anam gözlerini yere düşürüp,
"Ben alıyorum!"deyip yalan söyleyememiş,
Ar edip "Eski kocasının teyzesi yolluyor ona!"da diyememiş.
Yıllar var hala,
"Keşke o an orada olsaydım da,
Ağzının payını bi verseydim."derim.
Yüreğimin çiziği o söylenenleri duyar da susar mı hiç!
"Feriha teyzem veriyor Birsen teyze!
Oğlunuz Enver abi,
Hangi emekli maaşınızla aldı o güzelim otomobili!"demiş!
Şimdilerde bangır bangır,
"Kandırıdık!"denilen şahsın müridleriydi onlar da.
Akşam olup yosun gözlüm olanları anlattığındaysa,
Bütün kıyafetlerimi, bütün makyaj malzemelerimi,
Yaşımı, yaşımdan yaşlı gösteren,
Bütün aidiyetliğimi yakmıştım kömür sobasında!
Öyle ya daha birkaç saat önce işimden evime giderken,
Kömürcüden aldığım,
Yirmi beş kiloluk kömür çuvalını evime taşırken,
Son model bir arabada yine aynı zengin amca önümü kesip,
Yine "Bütün bunları çekmek zorunda değilsin,
Bir imam nikahına, senden sadece bir çocuk isterim,
Kızın özel okullarda okur,
Sen de evin, arabanla keyif çatarsın!"dememiş miydi!
Ne gereği vardı,
"Aman ha demesinler!" diye,
Sırtındaki kömür çuvalını bırakıp,
Yandaki boş arsadan,
Kocaman bir kaya alıp,
Adamın arabasının ön camını patlatmanın.
O günden sonra bıraktım,
"Aman ha demesinler!"demeyi.
Hiçbir zaman marka ya da etiket derdinde olmadım,
Ki marka dahi olsa kaşındırıyor beni kesiyorum ben onları.
Canım ne giymek istiyorsa yaşımı umursamadan onu giydim.
Canım süslenmek istiyorsa süslendim,
Salaş olmak istiyorsa oldum.
O günden sonra,
Başkalarının ne düşündüğü çok da umurumda olmadı.
Saçlarım uzunken kısalabilir aniden, sarıyken siyah olabilir,
Hiçbir zaman,
İstediğim gibi olmadı diye tartışmam kuaförümle misal!
Belki kesimi istediğim gibi olmayabilir lakin yeter ki,
Eskisi gibi,
Ona giderken ki gibi giydiğim,
Kıyafetlerime uygun yapmaya çalışmasın.
Ben tam yirmi altı yaşımdan otuz altı yaşıma kadar,
Kırk beş yaş üstü teyze gibi dolandım.
Yüreğimin dehlizlerinde az daha dolansam...
Bu hayat hikayesinin gerçekliği bitmez lakin.
Beni şimdi'm ilgilendiriyor!
Yoksa geçmiş fotoğraflarıma bakınca,
Şimdi olsa onlarımı da beğenmem.
Ama eminim o zamanın sabahında aynaya baktığımda,
Kesin gururla gülümsüyordu gözlerim.
Ben en sevdiğimin bile bir şeyini çok beğenmezsem,
Onu kıyasıya eleştirmem misal sırf bu yüzden!
Ne diye,
Onun her sabah bakıp gülümsediği aynaya küsmesine vesile olayım.
Lakin o gün gözüm gönlüm şenlenmişse varlığından,
Bunu da özellikle belirtirim ki ertesi sabah...
Bütün ruhuna birden gülümsesin!
Siz, siz olun...
"Aman ha demesinler!"demeyin.
Zira herkes...
Tam olarak...
Neyi...
"Demesinler!" diye,
Çaba sarf ettiyseniz onu yerin dibine sokarlar!
Siz...
Bu gece yatarken bir aynaya bakın bence,
Ve yarın sabah...
Gözlerinin en irisine!
"Aman ha demesinler!" de misiniz?
Yoksa kendi gözlerinize göz kırpıp,
"Artık bu hayat benim ve kime ne!" de mi.
Kendime en derin sevgilerimle.
"Artık bu hayat benim, kime ne!"
Cemre.Y.

24 Haziran 2019 Pazartesi

Çocuk

...Çocuk...
İçimde...
Henüz çocukluğunu kaybetmemiş,
Henüz kötücül canavarlar rüyalarına el değmemiş,
Yeni bir ruh geziniyor.
İçimde...
Henüz ergenliğinin asiliğini giyinmemiş,
Henüz kötücül canavarlarla hiç yüzleşmek zorunda kalmamış,
Küçümen, özgür ve cennet kokulu bir kız çocuğu var şimdi.
Öyle ki...
Sanki beş yaşıma geri dönmüşüm de,
Savaştığım tek şey denizin dalgalarıymış!
Nasıl olsa annem beni sahilde kucak açmış bekliyor.
İçimde...
Çoktan kabuk bağlamış o yaranın parmak izi!
Korkmuyorum bu sefer, 
Onu kazıyıp hep aynı geçmişimle yüzleşmekten.
Her şey...
Yazgımıza yenilmekten ibaretmiş meğer!
Beş yaşınızdaki özgürlüğünüze dönebildiğinizde...
Her şey çok güzel olacakmış meğer!
Şimdi ben, keyfim ve de kahyası,
Epeyce yorgun, lakin epeyce de dingin, 
Birazdan biraz fazla gururlu, biraz da mutlu bir kız var içimde.
Hayallerim, ümitlerim ve ben
Anam'la yavrum aynı lakin...
"Baba!" karakteri boyuyoruz resimlerce...
Nihayetinde baba hariç,
Bütün renkler hep güzel.
Lakin!
Siyahı hiç kimse sevmese de...
O bile yaşlanıp, saçları ağarıp, küçümen bir çocuk olunca,
Yürekten affedilmeyi artık, hak ediyor bence!
Çünkü...
Onun da kendince olabiletesi en güzel çocukluğu...
Çünkü onun da kendince değiştirmek istediği
O kader çizgisi mutlaka vardır.
Yeter ki..
Daha çok çocuk ol!
Cemre.Y.

14 Mayıs 2019 Salı

İftar

...İftar...
Nicedir, vakit iftar vakitlerine her yaklaştığında,
Elimde koca bir kapıcı kızı sepetiyle, burnumun direğine direğine,
Buram buram pide kokan fırın kuyruklarında bekleyişim gelir yanıma!
Rengarenk makyajlar yapmış oruçsuz teyzeler acıyarak bakarlardı oruçlu halime!
Ne de olsa onlar zevkten bekliyordular aynı kuyruğu, bense mecburiyetten.
Bazı günler, "Bize de bir pide al demezdi ya annem!"
O bir pidenin bile beşe bölündüğü umurumda olmazdı ya hani.
Çok gücenirdim anneme çok,
Madem öyle ne diye bu kokuyu burnuma burnuma diredi diye!
Çok gücenirdim Allah Babaya çok...
Ne diye bir kere olsun,
Diğer kardeşlerimi oruçluyken o pide kuyruğuna göndermedi ki?
Epeydir de en başına sarıyorum ömrümü,
"Neden?" lerimin...
Ve hani ölsem cennetlik olan yaşlarımın nasıl bir vicdanla,
Nasıl bir sınava tabi tutulduğunu bulmak derdindeyim!
Neyse yakalım mı bir sigara daha?
İftarınız sadist ruhundan arınmış yaradanınızla sevap ola!
Çünkü Allah en çok çocuk çığlıklarını duymalıydı.
Çünkü Allah küçücük bir yavruyu gen havuzu yüzünden,
Hiçbir sınava tabi tutacak kadar sadist olmamalıydı!
"Ol!"dese olurdu ya hani, olanı, olacağı o an oldurmalı,
Hiçbir intikamını,
Gelecek nesillerin suçsuz meleklerine cehennem etmemeliydi!
"Kontrol edemediğin şeylere fazla kafayı takma,
Hayatını yaşa!" diyor bir film repliğinde.
Yaşayacak bir hayat sunmadıysa yaradan insan olan neylesin!
Cemre.Y.

6 Şubat 2019 Çarşamba

Bekleriz

...Bekleriz...
Uyanmış tipini FAV'ladığım...
Her sabah, hiç usanmadan…
Burnunun ucundan öptüğümü hissediyor mudur acaba?
Zira haberi yok nicedir ona meftun olduğumdan
Ama mademki ben...
Bana aidim hala!
Ki mademki ben senin...
Senin saçma hayallerine rüya olmayacağım!
Yarın...
Uyanırsam!
Bambaşka bir sabaha uyanacağım!
Çünkü orada...
Ekstra ihtimamlar'a,
Ekstra indirimler de yok...
Bindirimler de!
Ben hiçbir şeye mecbur değil olacağım bu sefer!
Benim limanım bambaşka olacak zira.
Üstelik...
Bu sefer kıyısı filan, hayale bile dahil değil ha ha!
Ve teşekkür ederim.
Örümün çizgisine yeni bir hayal dahi eklemediğiniz için!
Öyle ya...
Had-di sınır istihap'ım ne?
Anam mı var?
Babam mı!
Yoksa ki...
Bir kere bile olsun "Yoruldum." diyecek olsam...
"Ömrüne ömür katarım, elimden geldiğince!" diyen
Tek bir...
Akraba'm mı?
Ben...
Çocukluğumda bile, o gün yeterince doymamışım diye,
Bir kap daha yemek isteyince...
"B.komu yiyesiceler!" diyerek,
Evimizde beslediği kardeşine üç kaplık yemek arttırılıp,
Ocağın altına sürülen...
Ev dar diye...
Çekyatlı kütüphanelerin, çekyatında asla yatamayan,
Yerden süngerli yataklarında o bodrum katlarının,
En dibinden soluk almaya çalışandım!
Şimdi...
Ölenler öldü, kalanlarıysa kalsın istediği gibi ziyafette!
Ben mi?
Ben hala aynıyım!
Henüz sekiz aylıkken bronşit olduğumu otuz üçümde öğrendim,
Altı yaşımdan önce astıma döndüğümüyse kırk'ımda!
Koah!
Şüphesiyle acile gönderildiğimdeyse kırk üç yaşımdaydım,
Aynı zamanda gelişmişti hepsi'yle her şey...
Menepoz sendromlarıyla,
Birleşiyordu bütün sendrom ve septomlar...
Göğüs kanseri riskiyle kıyasıya savaşıyordu o yıllarım,
Rahim ağzı kitlesiyle başa baş...
Ben mi...
Ben hiç durmadan sigarama sarıyordum!
Misal...
Son maaş zamlarımda da değerlendirilmiş bu durumum!
Nefsimi körleyip acilen geri döndüğüm işim kaale alınmamış,
Kimsenin ne yapıp ne yapmadığı mühim değil ama!
Misal...
Ben çişimin bile yarısını işedim zamanları kaçmasın diye!
Misal...
Yavrucağımı dahi aramadım,
Elzem bir durum değilse de arayışına dahi cevap eylemedim!
Ne bileyim?
Özel bir işim hiç olmadı,
Epeyce bir zaman süren özel çözümlemem gereken sebeplerim!
Akrabalarım falan öldü bunca zamandır!
Kabul ki kan bağı'm değil de gerçek akraba'm olsaydılar...
Kendilerince tatil planları yok olamasın diye,
Ana'n sence ne zaman ölür diye sormazdılar da,
Ben de onlara...
Gidin, varın siz vardığınız yere...
Ana'm zaten ölünce...
Sizin olduğunuz yere gelecek derim.
Ben de dahil...
Hepimiz gitmeyeceğiz mi nasıl olsa!
Bekleriz!
Cemre.Y.

3 Kasım 2018 Cumartesi

İyiyim Ben Böyle

...İyiyim Ben Böyle...
Sen bana şimdi gelme eski sevdiğim,
Ben artık, o bıraktığın yerde değilim!
Adresim ayrı, posta kutum nicedir oksitlenmiş!
Yolun sonu bana çıkan arnavut kaldırımlarınıysa,
Çok kereler değiştirdiler yeni belediyeler.
Oysa nice geceler boyu,
Salonumun bütün ışıkları yanık bu gelişi beklemiştim.
İlk gidişinin ardından, kim bilir kaç yıl boyunca,
Boğazımda yutkunamadığım o kocaman yumruyla,
Günleri gece, geceleri sabah etmeye çalışmıştım.
Daha bir buçuk yaşındaki yosun gözlüme,
Ninni diye...
Rahmetli Ahmet Kaya'nın şarkısının nakaratını değiştirip,
"Baban bir gün,
Döner gelir sarılırsın yavrucağım!" ı söyleyip durmuştum.
Sen bana şimdi gelme eski erim,
Ben artık o bıraktığın Cemre değilim!
Vukuatlı nüfus kayıtlarında,
Soy adım senden ayrı tam on sekiz yıldır!
Yolun sonu bana çıkan,
O "Kadın olsaydın da elinde tutsaydın!" ların öcleriyse,
Çok kereler alındılar boşanmamızın o ilk yıllarında!
Oysa nice aylar boyu,
Yüreğim,
Kırılgan kelebek kanadında üzülmüştüm de "O Kadın!" için.
"Her şey kadın olmakla bitmiyor." diye!
Sen bana şimdi gelme eski dostum,
Ben artık dostluğun kemaline de eriştim!
Bak kızımız da büyüdü sensiz, yeni yaraları bile oldu hatta!
Yirmi bir yaşına gelene kadar da hep ama hep seni çok özledi.
Sen bana şimdi gelme arkadaşım!
Sen bana bundan sonra geleceksen, yalnız gelme!
Misal kızımızla ilgili önemli bir mevzu olur kızımızla gel,
Misal oğlunla ilgili hayati bir durum olur oğlunla gel.
Ama beni tercih ettiğin karınla aran bozulunca arama beni.
Sen bana şimdi gelme, sen bana hiç yalnızken gelme!
Misal ortak akrabalarımızdan Allah gecinden versin ölümü olur,
Misal,
Ortak akrabalarımızdan birinin,
Mutlu bir düğünü olur o zaman gel.
Ömrümün, ömrüme öcü çoktan bitti.
Sen kal.
İyiyim ben böyle...
Sen de iyi ol artık.
Cemre.Y.

21 Ekim 2018 Pazar

Tekin Değil Buralar

...Tekin Değil Buralar...
Tekin değil buralar yavrucağım, oldukça tenha.
Sen sığ sularda yürüyorum sanırsın aniden fırtına kopar,
Sonra rüzgarın adı boran olur,
Sahili okşayan dalgalar devleşir de seni içine alır.
Tekin değil buralar yavrucağım, oldukça tenha.
Sen kalbinin kanatlarını dinliyorum sanırsın aniden aşk olur,
Sonra yürek çarpıntılarının adı sevda olur,
Sonra geceleri gördüğün rüyalar devleşir de günün, güneşin olur.
Tekin değil buralar yavrucağım, oldukça tenha.
Sen yüreğinin atışlarını dinliyorum sanırsın aniden zaman durur,
Tam vuslata ramak kalmışken,
Sonra dostun adı düşman olur,
Sonra sayamaz olursun sırtındaki hançer yaralarını
Oysa sen...
En leylim ley zamanlarını çoktan geçtin yavrucağım.
Ömrünün en tenha zamanlarını,
Ömrünün en zemheri ayazlarını çok erken geçtin.
Şimdi senin hayattan alacaklarını toplama vakitlerin.
Varsın senden gayrısına gelecekse kış gelsin.
Cemre.Y.

25 Eylül 2018 Salı

Yorgun

....Yorgun...
"Sen benim..." deyip...
Yutkunup...
"Yorgun olduğumu şimdi nereden anladın!" diyorsun ya!
Hani o sırf ben daha fazla üzülmeyeyim diye,
O çocukluğunun yüzüne de böyle vakitlerimizde taktığın,
En şen şakrak masken geliverdi aklıma.
Hani sınırsız kımıldanan dudaklarının şifresini,
Bütün aile efradımızla çözemezdik!
Sorduğumuzda sana...
"Hiç kötü şey söylemedim ki,
Sadece şarkı söyledim içimden!" derdin.
Sonraları bütün sevdiğin şarkıların sözlerini ezber ettim ben.
Bütün dinlediğin nağmelere kulak verip,
Bütün yaptığın sulu boya resimlerinin diyagramını öğrendim.
Haberin yokken ben,
Sen bensiz iken yeni sevdiğin şeyleri de keşfedip,
Onları da senle beraber sevmeyi öğrendim.
Tıpkı senin...
Benleyken öğrenmeyi zehir saydığın şeyler gibiydi tadı!
Böyle fasulye turşusundan öte...
Arnavut biberi gibiydi...
Ondan sonramda da asla hiçbir tatlı şey sevemedim ki zaten!
Sonra...
Beraberce büyüyüverdik!
Biz..
"Yaz yağmurları bunlar,
Sonra sonbahar, sonra da kış gelecek mecbur!
Ama eni konu sonu ilkbahar!" derken...
Bize hep ilkbahardan sonra zemheri ayazlı karlar yağdı.
Elbette...
Ezhel'de dinlerdik...
Hidra'nın da en dibine de vururduk...
Elbette ki...
Ümit Besen'le Pamela'nın düetini dinler,
Yenilerden Ersan Er falan karıştırıp,
Araya birkaç da remix savururduk,
Sonra bir Hande Yener'e uğrayıp,
Funda Arar'ı geçerken,
Durduk yere Emma Shaplin'e bağlayıp,
Bir tur Chopin open no 9 yapıp,
Andrea Bocelli ile Celine Dion'a
Araya da Lorena macanet'i kattıktan sonra...
Hani nasıl da atardı yüreklerimiz,
Sanki gitmemiz gereken bir yer varmış da,
Biz yetişememiş gibi atarken!
Bir gün...
Cover yapmayı öğretmiştin sen bana ya!
Ben bütün sevdiğim, her şarkıyı aynı anda başlatmıştım da...
İkimiz de hiç içmeden durduk yere sarhoş olmuştuk!
Yalnızken deniyorum bazen!
Arada birçok da işime yarıyor ama...
Ama...
Keşke...
Sen...
Benden Neşet Ertaş falan duymasaydın be kuzum!
Sen...
Benden Yunus .emre falan duymasaydın!
Yıllar önce nasıl edip de ağzımdan çıkmışsa!
"Neşet Ertaş sevmeyen sevdalık çektim!" demesin demişim.
Yıllar önce nasıl edip de ağzımdan çıkmışsa!
"Yunus Emre sevmeyen sevdalık çektim!" demesin demişim.
Onca şiir...
Onca şarkı...
Onca güfte ve bestekar arasından,
Sevdiğinin topuğuna,
Sırf o sevdiğiyle kaçsın diye,
Bütün parasını koyan Yunus Emre'yi es geçip,
Benim gibi...
Bir pencere pervazında onları izlerken...
"Cahildim dünyanın rengine kandım!" demişsin.
Bugün günlerden Neşet Ertaş'tı be yavrum!
Ben hepsini de yaşadım.
Ah be tanrım!
Uzak geçmişlerin süzgecinden geçerken sana rastladım.
Sana yine sondan bir önceki kere daha niyaz ediyorum!
Lütfen...
Ama lütfen...
Belki benim annem bu kadar cesur değildi,
Tamam kabul!
Benim annem beni o kadar sevmiyordu olabilir ama tanrım!
Benim yavrumun yaralarını kendi yaralarıma sarma!
Olmasın benim yavrumun yarası falan!
Ne biçim tanrısın sen hem!
Hepsini okka okka bana yaşattın ya lan!
Ben...
Evladımı..
Bu dünya'ya hep...
En platotiğinden acı çeksin diye doğurmadım!
Mademki yarattım diye övünmektesin hala!
Kızım...
Ben...
Annem...
Anneannem!
Hatta onun annesi...
Daha ötesimi bulmaya yüreğim razı olamadı da!
Hiç de hoşnut olmamışız bu hayattan!
Soruyorum sana!
Biz'i yaratmaya inat etmekten,
Yaratmaya devamı meyl ettirmekten...
Sen nasıl bir zevk aldın?
Kızımın...
Bütün çocukluğu adına soruyorum bunu sana!
Madem onu benim rahmime var ettin...
Ne diye ona biçtiğim güzelim kaderi eylemedin de...
Onun yüreğinin bütün acılı atışlarını bana raks eyledin ki,
Doğru adres ben miydim?
Evet...
Haklısın...
Meryem anamızdan belli çocuk...
Tohumsuz ekilebiliyordu!
Eyyy...
Sizz...
Bütün tanrılar!
Zeuslar...
Athenalar...
Allahlarr!
Bir daha benim kızım kızım...
Normal bir sonbahar günü sanırken,
Üstü, başı vesairesi...
Hadi elleri yalnızlıktan her daim don ya!
Onun var ya...
Ayaklarının parmak uçları...
Mademki...
Bir yerinden hala sevemiyorsa bu kadar
Sikerim lan...
Bize bütün kaderleri yazıp duran
O, Allahlarınızı!
Cemre.Y.

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Cancağızım


...Cancağızım...
Cancağızım az önce inanılmaz bir olay yaşadım.
kusan gözlerine, dinlesen kulaklarına inanamazsın ama dur bir,
Öncesini de anlatayım sana ben!
Biliyorsun uzun zamandır yüreğimin çiziğini özleyip durmaktaydım,
Neredeyse bir ay olacaktı onu görmeyeli, sarılmayalı, koklamayalı,
Koskoca bir ay olacaktı neredeyse!
Artık adını andığımda burnumun direği sızlayıp,
İstemsiz gözyaşım akar olmuştu, yoksa beni özlemiyor mu ki diye!
Aslında benim iş çıkışlarım genelde,
Onun işinde olduğu zamanlara denk geldiği için,
Ya da dinlenmek için başka fırsatı olmadığından,
Bir türlü buluşup hasbıhal edemiyorduk.
Nihayet işinden çıkma saati benim iş çıkış saatimden,
Biraz öncesine denk gelince akşamüstü aradı beni.
"Anne'm birazdan işten çıkıyorum istersen,
B.Çekmeceye gel buluşalım." diye.
İstemem mi ki hiç!
Ki zaten çok aşırı yorgun değilse yüreğim,
Onun her "Gel." deyişine çoktan amadeydim ben!
Bugün, aynada kendimi gördüğümde,
En beğendiklerimden olan kıyafetlerimi giymiştim,
Yavru ağzı kolsuz, yakası krem rengi örgü dantelli tişörtüm ve altına da kloş kesimli,
Siyah üstüne yine yavru ağzı minik çiçekli, eteğinin ucu da siyah danteli diz üstü eteğim.
Ha bir de etek giydiğimde olmazsa olmazlarımdan içine de kısa tayt!
Hoş onun altına giydiğim kısa taytı yeni yıkamıştım kurumamıştı daha diye,
Siyah şort giymiştim de o da ha bire yukarı yukarı yuvarlanıp hep şikayetlendiğim,
İç bacak sürtünmelerini bir türlü engelleyememiştim gün boyu!
Üstüne gün boyu "Yok etek giymek artık yazlık işiymiş vs. bilmem ne!"
Sanki onlarca yıldır zoraki kapanmamaya onlar direndi benle!
Neyse şimdi ya asıl mesele,
Sanki sevgilimle buluşacakmışım gibi tuhaf bir heyecan,
Hafta sonu ya kaşım bıyığım almış yürümüş,
Bu sıfatla nasıl çıkayım ben kuzumun karşına diyerek,
İlk bulduğum kuaföre dalıp gereksiz kıllardan kurtuldum.
Bir yandan da biliyorum ya,
Biz onunla buluşunca uzun uzun konuşa konuşa upuzun bir yürürüz!
Kısa tayt satan yer arıyorum ama bulamıyorum!
Sırf bekleyen o olmasın diye birkaç zamandır olduğu üzere,
B.çekmeceye geldiğimde aradım onu!
"Geldim ben kuzum!" diye.
Onun gelmesine yakın zamana kadar,
Birkaç market ve dükkan da gezdim ama aradığımı bulamadım hala!
Her zamanki buluştuğumuz yerde buluştuk,
Onun babaannesinin evinden çıkıp sahile indiği o çay bahçesinin sokağında.
Onun gelişini sokağının başından görebileyim diye de,
Astigmatlı miyop gözlüğümü de takıverdim burnumun ucuna!
İyi ki de öyle yapmışım ya zaten her zamanki gibi taa evinden çıktığı,
Bize doğru gelen sokağın başında göründüğü andan itibaren belliydi,
Onca kalabalık içinde, öyle asil, öyle vakur,
Öyle acelesiz bir aceleyle geliyordu bana doğru!
Ama bu seferki tek fark ise o daha sokağın başında göründüğünde,
Saçlarının rüzgarda nasıl da salındığını, omuzu açık yeşil tişörtünün,
O güzelim yosun gözlerini nasıl da derinleştirdiğini,
İçine giydiği açık çimen yeşili atletinin onun bronz ve kemikli omuzlarında,
Nasıl da narin, nasıl da bensizken bile güçlü, nasıl da asil durduğunu görebilmiştim.
Meğer o daha sokağının başında beni gördüğü anda gülümsüyor muş!
Yani beni hep özlüyor muş!
Bunu da yeni gördüm.
Zira bana yaklaştıkça azıcık ciddileşmişti yüz ifadesi!
Bu kızın bazı huyları anneannesine benziyor o kesin!
"Evet, bende onu seviyorum ama o...
Bundan emin olursa şımarır kesin." diye bir desturları var bu cinslerin.
Nihayet buluştuk!
Özlemle öpüştük, koklaştık, yetmedi bir daha sarılıştık.
Bir yandan en son görüştüğümüz yerden başlarken,
Birbirimiz yokken olanları anlatmaya,
Bir yandan epeydir mekan tuttuğumuz,
Sahilin tee ebesinin nikahında olan yere doğru yola koyulduk!
İkimiz de seviyorduk orayı!
Hem bütün bir sahil boyu anlatacaklarımızın özetini,
Hem kendilerimize hem de rahmetli anamın dediği üzere denize de anlatıyor,
Diğer yandan da oturduğumuz dakika ve saatlerin sayılmadığı,
Her gidişimizde bize sadece müşteri gözüyle bakmayıp kaliteli sohbeti,
Kitaptı, müzikti ortak paydalarımızı bulabilen ve her gidişimizde,
Etkili bir fıkra ile bizi sonrasında düşündüren yere doğru gidiyorduk!
Hem giderken yolda derdime derman,
Siyah bir babaanne donu bile bulup anında geçirmiştim bacağıma!
E napalım, şişko olmak da kolay bir şey değil diyecektim ama,
Biraz fazla abartmışım kilo meselemi.
Bu sefer de eteklerimden sarkan taytımın uçlarını çekiştiriverdim hep,
Ya olsun iç bacaklarım sürtünmekten yara olmadı ya!
Her gittiğimiz seferinde biraya zam yapıyor olsalar da,
Nihayetinde patates ve soğandan cayarsak gayet de güzel bir akşam geçirebilirdik.
Caydık!
İşi, yaşadığı olumlu ve olumsuzlukları...
(Ki bu olumsuzluğun çoğunu çözmek için,
Sadece kızıl kafalı acındırık bir karıyı!
Katledebilecek kadar cani olabilmek yeterliydi.)
Güncel hayatı, olup bitenler ama hala kafasında ve yüreğinde yer teşkil edenler...
Kendinizi bir en yakın kitaplıktaki bir rafa kaldırıp sadece ona dair olursanız,
İnanın o olanca yüreğini açıyor size ama hep gizli öznelerle...
Ellerini, kollarını, yüzünü, saçını, dudaklarının şeklini,
Burnunun kemerlerini her oynatışında, alnını her çatışı,
Ya da öylece kahkaha atışında neler saklı bir hissedebilseydiniz!
"Boyundan küçük değil elbette,
Maşallah boylu ama yüreğinden büyük işler yükledik biz ona!
Bu sefer sesli söylemedim ama katrilyonlarca kere özür diledim yine ondan,
O yosun gözlerinin taaa en dibine bakarken!
Hele ki bir şarkıda yaşarmadı mı ki gözleri!
Zira o, asla aleni ağlamaz!
Zihnimden bir ninni uydurup yolladım ona...
Ne olduğunu bilmenize gerek yok şimdi!
"Çak!" yaptık sonra...
"Anne'm terasta değildim, balkondaydım!" dedi ya!
Anıra anıra ağlamak geçmişti içimden.
Oysa yan masa, ön masa, arka masa, her zaman olduğu gibi gibi şaşkındı
Bu ana-kız olduğu belli olan insanların anlamsızca konuşmalarına!
Ne gam!
Biz anlıyorduk birbirimize ne dediğimizi!
Bu sefer zaman her zamankinden fazlaca uzun aktı.
Yetmedik birbirimize!
Hadi deyin bakalım!
"Bu gece senin kollarında uyurdu yavru'n!" deyin!
Cancağızım!
Hani sen çok biliyorsun ya, sende de!
Ki zaten sana bütün bunları anlatma sebebim oradan doğmadı mı?
Kuzumun kalbi artık onarılamayacak kırıktı, hep kırıktı,
Her seferinde ne zaman baloncu geçse,
Alayım mı sana bir tane hee mutlu olursun belki!"diyordum da,
Her seferinde öteliyordu beni.
Bu sefer, anlık bir düşünülesini yakaladadım bakışlarında!
"Yok anneğ ya bu yaşta ne balonu!" falan,
Çığırmasına aldırmadan baloncuya seslendim,
En büyük balon, en büyük kalp'ti.
Yalan yok pazarlık ticarette mübahtır en büyüğünü istediğim fiyata aldım,
Çünkü param azdı.
Baloncu gayette mutlulukla kızımın koluna bağladı kocaman kalbi!
İşte o an bir şey fark ettim, ben yavruma kalbini ne vakit açmasını,
Ne vakit korumasını hiç mi hiç öğretememiştim,
Öyle ya ben bu konularda yenilgiliydim ama kör de değildim hani,
Literatür'ü ezber çekmiş hiç de kalbimi koruyamıştım.
Mekandan,
Ben çok sevgili Esenyurt denen sürgünüme tek araç dönemeyeceğim diye çıkıverdik.
Elbette onu bileğine bağlı kocaman bir kalple yer B.Çekmece bile olsa,
O saatte babaannesinin evine huzurla varamaz diye ve de en mühimi de,
Hala ayrılmak istemiyoruz diye yola koyulduk.
Şimdi bileğine bağlı koca bir kalple,
Ne zaman onu ağaç dalına takılıverir de patlamasın diye koruması gerektiğini,
Ne zaman gökyüzü özgürlükse,
Bileğindeki kalp de o, izin verdiğince uçabilir diye oynaya, öğrene yol aldık!
Evinin önüne geldik,
O kolunda koca bir kalple de olsa dışarıda gezide olan kedisine seslendi,
Sonra evde olacağına kanaat getirdik dış kapısını açtı, daire kapısını, içeri girdi.
Bekledim, belki camdan el sallar diye ama!
Bileğindeki kocaman kalp de onu çok yordu belli ki.,,
Eve dönerken şansım varsa muhitime minibüs bulacak 20 dk.da yol yürüyecektim.
Şanslıydım.
Aslıda parkın içinde yürümeyecektim gecenin bir yarısı.
Öyle ya iti var, kopuğu vardı!
Elinde yepis yeni bisikleti hiç binmeden yürüten o karı koca olmasaydı.
Belli ki iş çıkışı evladına verdiği sözü,
Nihayet tutabilen bir adam ve eşiydi önümde yürüyenler!
Onlarla beraber parka daldım.
Neden şimdi'yi merak ediyordum ya,
Adam yorgunluk seslerinden başka bir şey söylemiyordu!
O sırada, biri yaklaştı, sigarasını çıkartıp eşleri es geçip bana,
"Ateş var mı?" diye sordu!
"Bu saatte bu herif sigarasına ateş arasa hemen önümdeki adama sorarlardı." diye,
"Yok!" dedim.
Aradan 5 dk. geçti aynı adam!
Elinde 2 kornetto!
Birini uzatıp,
"Al, bunu sana aldım!" deyivermesin mi!
"Ne alaka yahu!
Ben kendi dondurmamı alamıyor muyum yani" diyorum,
Tam da çöp konteyner!inin yakınındayız!
"Almasan, çöpe atarım!" diyor,
"Sktir git lan orospu çocuğu, ben zaten tatlı şeyler sevmem,
Tut ki karşı komşu anana ısmarlamış" diyorum!
Bana aldığı dondurmayı çöpe atıp, kendi dondurmasını çoktan açmış ve yerken,
"Özürrr, dilerim hiç bööle düşünmemiştim." deyip gidiyor,
Ama belli ki parkı baştan dolanacak!
Yüreğimin hem lalesi, hem de kardeleni,
"Evim olsaydı, ya da buralarda bir evin…
Şimdi koyun koyuna koklardık birbirimizi,
Evlerde bir tam bulaşamadık hatun, yazlık alsana bize.!" dedi mi dedi.
Üstelik...
Okuduysanız tüm hikayeyi...
Bu sadece bizim fragmanımız idi...
Epeydir de bu anlattıklarıma,
"Cancağızım!"diye hitap etmediğim de farkındayım ayrıca!
Bu ömre dair kime,
"Cancağızım!" lafını ettiysem...
Hakkıyla son noktasına varamadı cümlemin.
Okuma!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...