çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2025 Cumartesi

Yeter Ama!

...Yeter Ama!...
Bir tek güven kırıntısı bari bırakmış olsaydın bende!
Hadi yüreğini bıraktım, gözlerinde azıcık olsun pişmanlık olsaydı.
Belki dayanamazdı yüreğimin yufkası ama...
Sen, bunca yıl sonra,
Hala yakıp yıkmaya gelmişsin bendeki seni.
Aldıklarını aldın, kırdıklarını kırdın da,
Yeter ama!
Çıkma bir daha da karşıma.
Yoksa bir tek imdat çığlığıma bakar önümden yok olman.
Bana kıydın, sana kıydın, bize kıydın.
Ömrünü hiç uğruna harcadın da ne geçti eline be çocuk.
Şimdi sadece sararmış fotoğrafların kaldı elinde de değdi mi yani.
Cemre.Y.

28 Kasım 2025 Cuma

Özlemelerimiz De Geçecek Bir Gün

...Özlemelerimiz De Geçecek Bir Gün...
Ah nasıl da özlemişim,
Kadife gibi naif yumuşacık,
Kırmızıya meyyal sesinin tınısını.
Nasıl da özlemişim,
O derin nefesli özür dileyişli inceden iç çekişini.
Sesinin sessizlik içindeki özrüne de kabul.
Lakin eskisi gibi güvenemem ben sana.
Büyüdün be yavrucağım.
Hangi çocukluğuna sığdırayım beni yine hançerleyişini.
Özlemelerimiz de geçecek bir gün.
Herkes kendi masalının içinde kalacak sonunda.
Bizim hikayemiz çoktan bitti zira.
Hoşça kal ama!
Hoş kal.
Cemre.Y.

25 Kasım 2025 Salı

Koku

...Koku...
Hiç yoktan zambak kokusunu özlediğimi fark ettim bu sabah.
Hani böyle annemin köyündeki evine giderken,
Ormanın kıyısında çıkıvermişti ya karşımıza işte tam da onu özledim.
Hiç yoktan hanımeli kokusunu da özleyiverdim birden bire.
Hani böyle çocukluğumun evine giderken,
Bahçe duvarından sarkıp çıkıvermişti ya karşımıza işte tam da onu özledim.
Ben aslında burnumun direğine hızma olan,
Kokusunu ciğerime çektiğim bütün kokuları özledim de
Artık ömrümün son çeyreğindeyken,
Önüme çiçek bahçeleri serilse ne, serilmese ne!
Cemre.Y.

14 Kasım 2025 Cuma

Okunmuş Kitap Dilencisi

...Okunmuş Kitap Dilencisi...
Nicedir kimsesizlikten öte bir açlıktaydım.
Hayır, hayır!
Fiziksel bir açlık değildi bu.
Miden boşsa nihayetinde birkaç lokma kuru ekmeği,
Birkaç yudum suyla içmeye bakardı doymak,
Ki zaten bunu çoktan öğrenmiştim en geçmişimden.
Çocukluğumun çocuk yaşında
Kasabamızdaki evime yürüme mesafesinde olan o kütüphaneyi keşfetmiştim.
Sonra İstanbul'a taşındık tam kitapsız kaldım diye üzülürken,
Gazete kuponlarıyla biriktirilen
Meydan Larousse ansiklopedileri derken
Nihayet büyüyüp çalışmaya başlayınca
Kendimin seçip beğendiği kitabımı kendi paramla almıştım.
Sonra sonra birçok kişiye de bulaştırdım okuma sevdasını.
Derken zaman sustu, her şey, herkes durdu.
Hatta somutken, soyut oldu.
Hayat oradan oraya savururken beni acıktım, çok acıktım.
Ama dedim ya fiziksel bir açlık değildi bu.
Hayalim acıkmıştı, ruhum acıkmıştı, rüyam acıkmıştı.
Siz hiç kitap dilenciliği yaptınız mı?
Ben yaptım.
Zaman bu zaman ve ne yazıktır ki bu an.
Oysa en mukaddes kitabımızın ilk emriydi “Oku!”
Okumak ne yazana ne de yazılana bu kadar pahalı olmamalıydı.
O nedenledir ki bir kitabı nefessiz okurken,
Son sayfalarını okumak günler sürer.
Hem kitabımdan ayrılacak olmak uzatır bu süreyi,
Hem de yeni bir kitap daha alamayacak olmak.
Artık ben de okunmuş kitap dilencisiyim.
Cemre.Y.

2 Ekim 2025 Perşembe

Şefkat

...Şefkat...
Uyurken şefkatle, yavaşça yastığa serdiğim saçlarımı,
Uyanır uyanmaz usulca okşadım en çocukluğundan.
Cemre.Y.

Aşk Öyle Bir Şey Değildir

...Aşk Öyle Bir Şey Değildir...
"Aşk'ın şavkı yaktıysa can'ını da canan'ını da,
Gerekiyorsa tamamen vazgeçebilmektir ondan." dedim.
"Yok!" dedi en sevdiklerimden biri.
Diyemedim ki; "Konu evlat aşkıysa!" diye.
O bu konuyu sadece kadınla adam arası bir şey sandı.
Sansındı.
Böylesi bir pes edişi kimse yaşamasındı.
Cemre.Y.

13 Eylül 2025 Cumartesi

Gri Günler

...Gri Günler...
Griye uyandım bu sabah.
Göz kapaklarım dün geceden yorgun.
Gönlüm desen ağlamaktan içi çıkmış.
Şöyle bir yokladım da yüreğimi,
Ne özlemek kalmış, ne de kırılmak!
İçim dışım hissizlik.
Güneş desen, çoktan yüzünü dönmüş başka bir coğrafyaya.
Başka ülkelerin,
Başka çocukların baharlarını yaza çevirmeye başlamış.
Saçlarını sarıya boyamaya hazırlanmış çoktan.
Yağmur yürekli insanların kalplerini ısıtmış yavaştan.
Öyle ya dönüp duruyor dünya bize hiç sormadan.
Sırası bizdeydi gri günlerin, onlar da gelip geçer elbet.
Cemre.Y.

15 Ağustos 2025 Cuma

Hoşça Kal Gözümün Nuru, Hoş Kal

...Hoşça Kal Gözümün Nuru, Hoş Kal...
Sana nevbahar umutlar hayal etmiştim halbuki!
Lakin gecesi uyunulamayan sabahlara da,
Kendi kendime uyanmaya vakit kalmadan,
Kavgalı, nefretli insan seslerine,
Bir de korkmuş çocuk çığırtkanlığı bulaşınca,
İyice soğuyorum bu dünyada var olmaktan ya!
Bunca acının, bunca korkunun içinde,
Seni özlemek aklıma dahi gelmesin diye,
Yordum kendimi iyiden iyice,
Pazara gittim misal!
Bilirsin o çığırtkan seslerden nasıl da korkar, nefret ederim.
Ömrü hayatımda ilk defa kışlık sebzeler koydum buzluğa!
Kışı görebilmek için değil ha!
Yoruldukça daha da yorulmak için,
Yeter ki beynimin süzgecinden,
Gelecek kaygılarımla geçme diye.
Sırf seni düşünmemek için.
Durduk yere,
Uzunca bir zaman sonra sakarlığım tuttu misal!
Bardaklar, şişeler, tabaklar şakır şukur döküldü mutfağıma.
Bazıları sekip ayak bileğimi kanatmış,
Her şeyi bitirince fark ettim.
Mutfaktaki dolap prizine onlardan taşan sular dolmuş,
Cızır cızır edip kokunca şalteri kapattım.
Yordum, yoruldum,
Durdum, duruldum.
Sonra mı, ne mi oldu?
Birazdan gece çökecek yorgun omuz başlarına,
Ama, sen...
Bensiz olsan da, sakın korkma ha!
Dolunaydan topladığım ne kadar yıldız tozu varsa,
Serin bir yaz meltemi gibi yıldız tozu saracağım omuz başlarına.
Sanki yeni gün doğumuymuş gibi,
Sanki yeni günbatımıymış gibi,
Sanki en sevdiğin denizin, en sevdiğin akşamıymış gibi,
Duamsın, en güzel olası rüyalarımı seve seve ısmarladığımsın.
Hoşça kal gözümün nuru, hoş kal.
Cemre.Y.

13 Ağustos 2025 Çarşamba

Pamuktan Bulutlar

...Pamuktan Bulutlar...
Gökyüzünde pamuktan bulutlar dizilmişken.
Çocukluğumun hayaliydi onların birinde yüzüstü uzanıp,
Şöyle bir dünyanın seyrine dalmak.
Hayalimin hayali kırılmasın diye olamayacağını kimse söylemedi demek ki.
Bunu öğrendiğimde mecburen büyüdüm tabi.
Cemre.Y.

30 Temmuz 2025 Çarşamba

Vicdan İşte!

...Vicdan İşte!...
Sanki bayrammış da,
Mahallenin hiç tanımadığı tüm zenginlerinin ellerini öpüp,
Tomar tomar paraları cebine indirmiş gibi,
Kaldırım kenarında durmuş
Paralarını döke saça saymaya çalışıyordu.
Sanırsın o, beş yaşındaki en küçük yaramaz kardeşim!
Sanırsın ben on bir yaşımdayım, bir küçüğüm on.
Tanımadığı insanların asla elini öpmeyen biz.
Eh haliyle de...
Şekerden başka bir şey toplayamamış olan bize sırtını dönmüş,
Yerden toplamaya çalışarak yeniden saymaya çalışıyor,
Sayamadıkça daha çok dökülüyordu paraları.
Etrafta onu kolaçan eden çingene çocukları
Ortalık sakinleşince doluşacaklar yere dökülenlerin üzerine!
Dayanamayıp yanına yaklaşıyorum,
Toparlayıp cebine sokuşturuyorum paralarını.
"Eve git!" diye kızıyorum ama nafile!
Ben kızdıkça o kahkahalar atıyor umursuzca.
"Çikolata alacağım ben!" diye bağırınıyor sokak ortasında.
"Sizin paranız yok diye kıskanıyorsunuz hep beni." diye çığırınıyor!
Kıyamıyorum yine de,
Sayamadığı paralarını toparlayıp bakkala götürüyorum,
Abur cubur ne isterse dolduruyor naylon poşete.
Kasadaki kızın gözleri parlıyor paraları görünce.
Ederini verip, kalanı cebine doldurup zorla eve götürüyorum.
Biz kardeşimle topladığımız bayat şekerleri anneme verirken,
O salonun ortasındaki halıya oturup bacaklarını açıyor kocaman,
Elindeki abur cubur poşetini boşaltıyor bacaklarının ortasına.
Bir onu açıyor ucundan bir ısırık,
Bir diğerini açıyor kenarından kocaman bir ısırık.
Hiç kimse de hiçbir şey demiyor ona.
Çünkü "Bar bar bağırıyor bunları ben kazandım kime ne!" diye!
Yalan yok, yutkunuyoruz ama!
Hiç de yeltenmiyoruz ondan bir ısırıkçık olsun istemeye!
Hiç kimse de bize bayram harçlığı falan da vermiyor zaten.
İşte bugün, tam da o günü yaşattı bana babam olmayasıca!
Kendine sigara almaya giderken,
Artık sayamadığı paraları sokağa saçarken,
Yerden toplayıp toplayıp tekrar yere dökerken o anı yaşattı bana.
Komşu dükkandaki insanlar pis pis ona sırıtırken
Tam da o duyguyu yaşattı bana.
Bakkala götürüp sigarasını aldım,
Parasını sayıp cebine doldurdum zar zor eve yolladım lakin,
Hala aklımın kenarında bir soru!
Yere döküp saçılan o paralar acaba kendi emeklisinden olanlar mıydı,
Yoksa onun yüzünden kanser olan,
Bir küçük kardeşimin ve eşinin çabasıyla malülen emekli olup,
Tek bir emekli maaşını bile doya doya yiyemeden ölen anamın hakkı mıydı?
Çifter çifter emekli maaşa konan o adamın
Gözümün içine soka soka,
Tekrar tekrar saymaya çalıştığı paralar saçılsa mıydı!
Birileri bir kenarda sümsüğü yapıştırıp,
Elinde belinde ne var ne yok soysa mıydı?
Lakin öyle hık diye ölmezdi ki böyleleri,
Yanarlar, yakarlar, hiç olmadı sakat kalırlar,
Canları sağ, yakınlarına sakat yaşar giderlerdi.
Bir de serde olmaz olasıca vicdan var tabi.
Onlar bilmezler.
Döke saça, yaka yıka yaşayıp giderler de.
Vicdan işte,
O da...
Kimlere konacağını biliyor demek ki!
Cemre.Y.

6 Haziran 2025 Cuma

Başka Bir Bayram

...Başka Bir Bayram...
Şöyle bir yokladım da içimin içini,
Artık acıtmadan anlatabiliyorum yaralarımın sebeplerini.
Geçmiş de geçmiş, bitmiş nihayet.
Kolay olmadı tabi!
Kırgın yürekler denizinde boğula boğula öğrendim yaşamayı.
Ondan mıdır bilinmez ama bu bayram başka bir bayram.
Kendi kendimin ellerini öptüm misal,
Çocukluğumdan sevdim kendimi, yetmez mi?
Cemre.Y.

4 Nisan 2025 Cuma

Uyan!

...Uyan!...
Hani onu özlemeyi bile unuttuğun yılların ardından,
Öylesi bir pişmanlıkla rüyana akar ya biri!
Sanki gidişine kılıf uydurmak için, almış kucağına bir erkek çocuk,
Bir ona, bir sana sarılır ya sımsıkı!
O sarılmadaki yabancıl hissi sana anlatamam.
Ruhun bilir, tanır ezelindeki o kokuyu lakin,
Sanki sen aynı sen değilsin de o hep,
Aynı aldatışındaki anında kalmış gibi!
Şöyle bir acıma gelir de yoklarsın yüreğini,
Hani sevdayı geçtim de ufacık bir şefkat bari kalmış mı diye?
Bırakmamış!
Kim bilir kaç kere kırdığı, dağıttığı,
İhanet camlarıyla kanattığı yüreğinde tek bir his olsun bırakmamış.
"Uyan!" dersin rüyandaki kendine, "Kaç kurtul bu andan."
Öyle ya...
Pişmanlıksa bu onun pişmanlığı!
Seni kendini düşündürtmesine izin verme biliyorsun ki değmez.
Bu sabahlık sade kahveyi es geç,
Bir fincan çay koy kendine,
Sabah sabah şöyle en güzelinden bir meyhane pilavı demle!
Ne rüya kalsın, ne de kabus!
"Uyan Cemre'm uyan,
Sana ne, senden sonra,
Kim, hangi pişmanlığının denizindeyse!
Aç bir müzik, salın kendi kendine!,
Artık bu hayat senin kime ne?"
Cemre.Y.

9 Mart 2025 Pazar

Geçecek Elbet!

...Geçecek Elbet!...
Bugünlerde nazlı bir çocuk gibi,
Usul usul okşuyorum, artık uzamaya başlayan saçlarımı.
İncecik olsa da iki belik yapıp yanlardan sarkıtıyorum.
Sevilmeyi özledikçe acıyan ciğerlerimiyse,
Battaniye altı buharlı tencerelere solutuyorum.
Nicedir kendimi önemsemeyi unutmuşum ki,
Durduk yere hastalanıp yataklara düştüğümü anlayınca da,
Gündüz vakti birkaç mum yakıp,
Radyodan en güzelinden sözsüz bir müzik açıp,
Yavaş yavaş okşuyorum yüreğimin yufkasını.
Geçecek elbet!
Bugünler de geçecek.
Cemre.Y.

24 Şubat 2025 Pazartesi

Kar Taneleri

...Kar Taneleri...
Kim bilir kaç mevsimdir gücenikti kara kış'a!
O gün durduk yere giyinip dışarı çıktı kadın.
Öyle ya daha ne kadar uzaktan seyredecekti,
Önünden geçip giderken,
Kar topu oynayan çocukların sevinçli çığlıklarını.
Zamanında dost dediklerinden birinin
İçine taş koyup ona attığı,
Gözünü mosmor eden o acı anıyı bir kenara koyup,
Kendi kendine yumuşacık bir kar topu yaptı,
Usulca atıverdi kendi başından aşağı.
Öyle ya, kendi kendine de ihanet edecek değildi ya!
Sonra gökyüzüne baktı gözlerini kısarak.
Oradaydı, gülümsüyordu güneş!
Kadına kalpten kar taneleri yolluyordu usul usul,
Kirpiklerinin tellerine konuverdiler kalpten taneler.
Kristal ışıltılar doldu göz pınarlarına.
Birkaç tane de burnunun ucundan öptüler.
Durduk yere sevinçlendi kadın, unuttu gücenikliğini her şeye!
Cemre.Y.

21 Şubat 2025 Cuma

Kardan Kadın

...Kardan Kadın...
Göz kapaklarını kirpiklerinden zorla ayırdı kadın.
Uyanmakla uyanmamak arasında kalktı yatağından.
Ayaklarını sürüye sürüye salonuna gitti,
Camlarının perdelerini sıyırdı hafifçe.
Penceresini açtı derin bir nefes alırken en soğuğundan
Karşı binaların çatılarına baktı uzun uzun.
Yine bembeyaz gelinliğini giymiş İstanbul.
Sokakları çocuk cıvıltıları doldurmaya başlamış.
Yaşlısı genci fark etmiyor azizim.
İstisnasız herkes el açıyor,
Gökten lapa lapa yağan karlara!
O da el açtı işte sonunda göğe, sonrasını düşünmekten cayarak.
İlk defa anı yaşadı, ilk defa içinin içi sevindi nihayet!
Terasına çıktı küçük bir kardan kadın yaptı.
Öyle ya kardan adamı herkes yapardı.
İçinden kikirdedi bu hallerine.
Kocaman bir gülümseyiş kondurdu dudaklarına.
Yaşamak lazımdı azizim,
Mademki nefes alıyorsak lazımdı yaşamak!
Cemre.Y.

11 Şubat 2025 Salı

Kar

...Kar...
Sessizliğin hüküm sürdüğü sabah saatlerinde,
Dalgın dalgın kahvaltımı hazırlarken,
Tam içim hüzüne kesecekken,
Mutfak penceremden bir ses geliverdi kulağıma.
Bir kuş kanatlanıp uçuverdi karşı evin çatısına.
Bir de ne göreyim, tam da o anda,
Çocukluğumun simli kartpostalları gibi
Lapa lapa yağmaya başladı karlar.
Durduk yere sevinçlendim yeniden.
Cemre.Y.

25 Ocak 2025 Cumartesi

Geçmişti, Çok Geçmişti

...Geçmişti, Çok Geçmişti...
Çatımdaki kedinin yağmurdan ıslanmış ayak seslerine uyandım bu sabah.
Önce irkildim, korktum da bir hayli.
Rüya mı yoksa kabus mu anlayamadım sandım gözlerimi açarken.
Koştum terasıma bakan penceremi açtım.
Yağmur sicim sicim yağıyordu ılık bir rüzgarla.
Birkaç zamandır terasımı mesken tutan kediyse,
Eternit kaplı çatımdan usulca atladı terasıma.
Dik dik gözlerimin içine baktı sanki ev onun evi de ben misafirim!
Kızmadım bu sefer, oysa gürültüsüyle hep izinsiz uyandırıyordu beni.
Sonra o geliverdi aklıma, çocuk gülüşleriyle hınzırca,
Tam da böyle, yaramaz tıkırtılarıyla izinsiz uyandırıyordu beni.
Nasıl da yatağıma alıp sarıp sarmalıyordum onu.
Öpücüklere boğuyordum yüzünü, gözünü, o sıkılana kadar.
Küçümen ellerini, kollarını sarmalamamdan kurtarana kadar.
Sonra kuruluverirdik kahvaltı soframıza,
Öyle ya günlerden cumartesiydi, gün, bizimdi.
Yüzüme damlayan yağmur tanesiyle kendime geliverdim.
Geçmişti, çok geçmişti, sanki yüzyıl öncesi kadar çok geçmişti.
Sade kahve yapmadım bu sefer,
Çay demledim kendime en kaçağından!
Derin bir nefes aldım ılık rüzgardan azıcık kalbim sancıdı.
Yine de insan özlemiyor değil ayrılıksız vuslatı.
Özlemekse, çocukluğunu özlemekti yani.
Nihayetinde terasıma izinsiz konan o kedi de,
Günün birinde çekip gidecekti hani.
Cemre.Y.

27 Aralık 2024 Cuma

Buruk

...Buruk...
Yılların ardından,
Onu bir park köşesinde son gördüğümde,
Kareli ekose gömleğiyle dışarı çıkmış,
Sırtında paltosu yoktu.
Üstelik mevsim zemheriye ramak kalmıştı!
İstemsizce yavaş adımlarla ilerleyen o adama üzüldüm.
Üşürdü çünkü!
Sonra birden durdu, bakındı sağına soluna!
Beni çocukluğumdan tanıyacak da,
Yine bir köşede sıkıştıracak diye ödüm koptu!
Sonra sımsıkı sarıldım üzerimi örten yeşil yağmurluğuma!
Şapkasıyla kapadım başımı, arşınca arş!
Yanından geçip giderken ne oldu biliyor musunuz?
Tanıyamadı beni.
Ben bile kendime tanınmayacak haldeydim zira!
O an...
Ruhani bir pişmanlığa girip,
Böyle alabildiğince hıçkırarak ağlasın istedim yalan yok.
Kim bilir belki karşısına geçip,
Beraberce ağlaşırdık,
Ona gençliğinden beri yanlış doğruları gösterenlere.
Oysa o...
Sadece...
O anda sümkürdü!
Ellerini, burnunu o sümükle silip,
O sümüklü ellerini de cebine koydu!
Kim bilir belki birazdan da, o pis elleriyle
Evine giden yoldaki fırından iki ekmek alacak,
Evdekilerin akşam yemeği masasına koyacaktı.
Bugün ekmek yemedim ben o mide bulantısından.
Birkaç zaman da ekmeğe de küsüm.
Tam kaderime gülümseyeyim yeniden diyorum.
Hep onu çıkartıyor karşıma ya,
Yaradanıma da yeniden küsecek oluyorum,
Ruhumdaki sızı;
"Ben onu insan olsun diye yarattım,
Onun böyle olması ne senin suçun ne de benim!" diyor.
"Madem öyle, bugün de buna içeriz!" deyip,
Buruk bir tebessüm dökülüyor dudaklarımdan.
Cemre.Y.

9 Aralık 2024 Pazartesi

His İşte!

...His İşte!...
Bazı nefeslere ve kokulara tiryakiyimdir bilirsin!
Bi saçlarını koklasam geçer,
Bu nöbet sırası çoktan geçmiş tıkanası öksürüklerim!
Ya da yarim olsa...
Dayansam göğsüne nefesim açılana kadar koklasam onu!
Şimdi ikisinden biri yok ya nöbetteyim!
Allahtan ilk kestirdiğim saçın saklıydı sarı sandığın dibinde!
Yoksa kurtulacaktın ya benden a çocuk!
Kurtulma benden!
Belki yine lazım olurum sana!
His işte!
Cemre.Y.

Yeter Ki Artık Sus!

...Yeter Ki Artık Sus!...
Sen daha küçükken,
Yaramaz bir laf ettiğinde,
"Ağzına acı biber sürerim." der idim!
Benden korkma diye de,
Sana ben sevdirdim acı biberi.
Şimdi ne diyeyim sana çocuk!
Kötü söz etmişsin benden yana!
Ağzını öpeyim çocuk senin.
Yine bebekliğinde olduğu gibi,
Yeter ki artık sus!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...