liman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
liman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Haziran 2025 Cumartesi

Güvenli Limanım Yıkıldığından Beridir

...Güvenli Limanım Yıkıldığından Beridir...
Kim bilir kaç yaz geçti şöyle bir...
Denizin koynuna boylu boyunca uzanıp,
Kulaç kulaç kaburgalarını çatlatacakmış gibi sarılmayalı!
İyot kokusunu özlemeye çare var azizim,
Tuzunu tatmaya da çare var,
Kumsalının bağrında adım adım gezinmeye de çare var.
Ama...
İlle de...
O...
İçinde olmak var ya...
Güvenli limanım yıkıldığından beridir
İşte ona çaresiz kalıyor insan olan.
Öyle ya...
Sahiline soyunsan,
Kumsalında senden kalanlara kim bakacak?
Hiç yoktan geri dönebilmek için,
Evinin anahtarını olsun kim koruyacak?
"Özledim!" derken burnunun direği sızlasa ne fayda.
Ne güven kalmış ne de liman.
Senden bana diyar olmaz birkaç zaman.
Cemre.Y.

29 Haziran 2024 Cumartesi

Bekletme Gayrı

...Bekletme Gayrı...
Ey benim gün ışığım!
Uykulu gözlerini güne açtığında,
Dudağının kenarına gülümseme yerleşsin diye,
Sana, sade kahve tadında öpücükler biriktirdim.
Merak etme...
Sen gelmeden önce,
Canımın bütün kırıklarının paslarını sildim.
Kalbimin odalarına,
Yepyeni rengarenk kırlentler yerleştirdim.
Bundan sonra, senin denizin neredeyse,
Orası benim sahilim.
Benim okyanusum neredeyse,
Orası senin limanın.
Ömür gelip geçiveriyor biz farkına bile varmadan.
Bekletme gayrı!
Gel kurul yüreğimin otağına.
Cemre.Y.

23 Eylül 2023 Cumartesi

Artık Ne Fayda!

...Artık Ne Fayda!...
Vakit...
Sabır taşının çatlamasına ramak kalmışsa!
Gayrı, kendi kendine konuşup durarak,
Sabır tesbihi çekmeyi hayli geçmiştir.
Zaman...
"Amaaann!"dan ibarettir artık.
Kadın ne vakit,
Eder bilinmezlikle
Değeri düşürüldüğünü hissettirildiği anları çoğaltıldıkça,
Deniz üzerinde yüzen bir sal dahi olsa,
Adına siz tekne deyin misal.
Usuldan kulaç atar,
Tümden gelen bütün imleçlerine.
Zira anlar ki,
Hiçbir vakit,
Kendisiyle tümevarım hiç kavranamamıştır!
Şimdi...
Kim?
Hangi dilde anlatabilir ki
Sizdeki bu "Sen!" eksikliğini?
"Biz!" var!
"Ben!" var!
"Sen!" yok!
"Nasıl olacak bu iş?"der çoktan!
Sen kendince akıl tutulmalarında sörf yaparken,
Sessizce kayığını yol almaya doğru ikna etmiştir kadın.
Karşısında sessiz bir liman olsa da,
Yahut bir çağlayan...
Akacaktır o, en uzağa!
Sonra kendi kendine hayıflansan ne fayda!
Keşke...
"Keşke!"siz duysaydınız sessiz harflerinin,
Kulaklarınızı çınlatan bütün sitemlerini.
Artık...
Ne fayda!
Cemre.Y.

24 Şubat 2023 Cuma

Yokmuş!

…Yokmuş!...
“Yakında gelecek biliyorum
Beni senden götürecek kelimelerin.” demeye mecal komadan
Rüzgar olup aktılar çoktan,
Hani, es kaza denk gelip,
Hani, dayanamayıp,
Sarmaş dolaş hasret hüzünlerinin gözyaşlarıyla
Sende biriken o melun kinleri,
Unutmaya mecal bile komadın ya sen çocuk!
Adımın bahsine bile sabrın yokmuş!
Sen her konuştuğunda ben…
Gidiyorum her gün, senden, biraz daha.
Bir sussan, ya da hep gözlerin konuşsa kalabilirim ya!
Sen kendi yüreğini bile duymuyorsun ki!
Yoruldum, artık bu geçici misafirliklerden.
Yok muydu sana can verdiğim yüreğinde,
Sevdamızın sonuna kadar kalabilecek
Sevdalar bitince gidilecek kadar bir yer?
Sende sonsuz kalabilecek kadar izin verebileceğin
Bir küçük yelkenli aşkına hiç mi yer, yok muydu?
Olsun varsın,
Gitmek lazımsa!
Giderim öyleyse senden de.
Sen benim limanım olabilecek kadar büyük değilsen
Ben demirlerim kendimi kendi limanıma üzülme sen.
A ciğerimin esaslı çiziği!
Cemre.Y.

11 Ekim 2021 Pazartesi

Bir Kere De Olsun

…Bir Kere De Olsun…
Bir kere de olsun, sadece bir kere…
Şöyle ağız dolusu bir yaz gülüşü sığdırsın dudaklarıma,
Boynumdaki kuş tüylü kolyeler uçuşsun.
Rengarenk ojelerim, parmaklarımdaki yüzükleri kıskansın.
Bir kere de olsun, sadece bir kere…
O benim, en güvenli limanım olsun.
Karnımdaki gebe izleri teker teker yok olsun.
Eşim, dostum demeden,
Hazımsızım, seni bana çok görenim demeden,
Senin içimdeki varlığını kutsasın.
Benim içindeki varlığımı kutsasın.
Bir kere de olsun, sadece bir kere…
Her yeni güne gülümseyebildiğim kadar,
Acımın acı,
Sancımın da sancı olduğunu anlayacak kadar ben olsun!
En nihayetinde…
Sevdiğim kadar sevilmeliyim ben de.
Hem de…
En sevdiceğimce!
Bir kere de olsun, sadece bir kere…
Ben onun gözlerinin yosununda boğulmaya razıyken,
O, benim en sadık limanım olsun.
Cemre.Y.

25 Eylül 2019 Çarşamba

Çünkü Ağlamıyorum

...Çünkü Ağlamıyorum...
Hava tam da kara kıştan çalıntı bir sonbahar ayazı...
Çıkmaz sokak ortasını yeni geçip, kaldırım kenarında,
Kışlık hırkamın üzerine yazlık şalımı sarınmış tir tir titreyerek,
Koca mahallede yapa yalnızca yarı sönük ışığıyla ısınmaya çalışan,
O tek yanık sokak lambasının altında,
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum yine.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Otobüs durağı bile olmayan bir yerde,
Şehirler arası tren bekliyorum hala.
Yağmura inat göğün dibine bakıyorum çünkü ağlamıyorum!
Nimbus bulutlarını geçip,
Benim hayalimin pamuk şekeri bulutlarının üzerinden,
Okyanus rengini bulana kadar,
Atmosferi geçip starosfere takılıyor gözlerim,
Hadi gemiyi, tekneyi limanı, geçtim de,
İpini özgürlüğe koparmış bir takaya da mı rast gelmez insanın kaderi.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Saklambaç oyununda ebeyken, sen geriye doğru sayarken,
Gözlerini açtığında senin onları bulman için,
Hiç kimsenin, hiçbir yere saklanmamış olduğunu,
Arkadaşlarını ararken arka mahallede,
Onların sizi öylece kör bırakıp,
Gayet de sensiz ve mutlu,
Yakan top oynadıklarına hiç şahit oldun mu?
Ben oldum.
Hele büyüdükçe,
Daha çok koymaya başladı bu habersiz terk edilmeler!
Misal annem!
"Sen gelmeden...
Bir yere gitmem ama bir gitme be kızım!"demişti,
Biz ona, çok özlediği evinin hastane gereklerini almaya giderken.
Acelece her şeyini toparlayıp geldiğimizde termal evreydi.
Hayatımıza girip de artık gitmek isteyen herkes gibiydi yani.
Lakin ölüsünü dahi öpmek diye bir şey var!
Bencilce biraz belki ama sanki bir öpebilse geçecek sanıyor ya insan!
Son bir kez dokunabilmek ruhuna diye bir şey var ya hani?
İnsan istemiyor değil hani mezarına değil de içine bir girip çıkabilsem!
Ne bileyim bunca zaman geçti aradan tırnakların da erimiştir lakin,
Ne bileyim, dişinin teki olur, ne bileyim saçının bir teli olur,
Ölünce insan...
Geçince zaman...
Onlar da taşınmaktaysa bir yerlere, ora her neresiyse!
Yağmur olup yağamaz mı ki insan olan!
Usulca yere indirip kirpiklerimi...
İçindeki bütün yalnızlığımı damlatıyorum,
Ne de çok yağmur birikmiş gözlerime hayretle tebessüm ediyorum.
Usul usul yağan yağmur tanelerini sayıyorum.
"Bir...
İki...
Üç...
Elma dersem çık, armut dersem çıkma!"
Çıkma madem öyle istiyorsan, çünkü ağlamıyorum.
Hala seni çok özlüyorum.
Ve hala da aynı seviyorum!
Ve çünkü...
Neyse!
Cemre.Y.

13 Temmuz 2019 Cumartesi

Sen Bilmiyorsun



…Sen Bilmiyorsun…
Sen bilmiyorsun sesin benim sığınağım. 
Son limanım. 
Sen bilmiyorsun sesin benim korunağım, son durağım.
Cemre.Y.

23 Mart 2019 Cumartesi

Kırgın Yürekler Denizi

...Kırgın Yürekler Denizi...
Nicedir kırgın yürekler denizinde yorgun kulaçlar atmaktayız!
Hiç kimsenin niyeti yok yalnızlık durağını terk edip,
Hiç gelmeyecek bir yolcuya liman olmaktan vazgeçmeye!
Kimimiz saçının rengiyle boyundan vazgeçiyor,
Kimimiz, bıyığını terk ediyor, en çok, sakallarından cayıyor!
Ve aslında hepsi kırgın yürekler denizinde yüzüyor,
Yemin ederim ki hiç kimse de kimseyi aldatmıyor aslında,
Buna ilk sadakat sözünü verdikleri o yalnızlıkları da dahil.
Cemre.Y.

11 Mart 2019 Pazartesi

Gitme Yarim


…Gitme Yarim..
Gitme yarim,
Öylece cayma bizden!
Ayrılıklar durağından,
Aldatılmalar limanından yeni yeni caymışım da sana gelmişim ben!
Ben ne zamandır Neşet Ertaş'ın
"Cahildim dünyanın rengine kandım"larını geçip,
Behiye Aksoy'un sesinden
"Artık, yeşerecek bir dalım yok!"ları da eleyip,
Cem Karaca'nın
"Unut beni, unut arama!"lı şarkılarını,
Seha Okuş'un…
"Hasretinle yandı gönlüm"ü
Kucağımda küçümen bir evlatla yoğurmuşum.
Ahmet Kaya'nın "Penceresiz Kaldım Anne!"sine sus koyup,
"Darılırsın yavrucağım!"ı
Yavruma ninni diye masallamış insanım hayalince sözlerini değiştirerek!
Yani öylece, kolayca Şebnem Ferah'ın
"Günaydın Sevgilim!"ine geçemedim ben!
Sonra baktım öyle sevmekle olmuyor bu sevilmeler…
"Seni unutmaya ömrüm yeter mi!"

Neyse…
Sen bari bir gitme lan!
Söz…
Her sabah, her akşam yeniden seveceğim seni.
Cemre.Y.

10 Mart 2019 Pazar

Pazar Güneşim

...Pazar Güneşim...
Sana sevda sokağının çıkmazlarında rastladım sevdiceğim.
İkimizin de üstü başı yürek kırığıydı.
Oturduk kaldırım taşına usul usul ömrümüzü döktük birbirimize.
Bir yaprak sen soyundun hayatından bir yaprak ben.
Şimdi çırılçıplak kaldık biz bize sarıldık sımsıkı.
Senin yüreğin benim kıraç yalnızlığıma dokundu.
Benim yüreğim senin kurak yalnızlığına.
Günaydın pazar güneşim.
Ben seni kalbimin limanına mühürledim.
Cemre.Y.

1 Mart 2019 Cuma

Vakit Sensizliği Yalnızlık Geçiyor Be Sevgili

...Vakit Sensizliği Yalnızlık Geçiyor Be Sevgili...
Vakit sensizliği yalnızlık geçiyor be sevgili,
Birazdan gün kızıla keser yine,
Ardından gri kimsesizlikler kol kola sarılırlar geceye!
Merak etme beni.
Koca bir ömrü hiçlikle tükettiğim yerdeyim.
Üstüme yapışmış kadersizliğim terk etmiyor alnımın ortasını.
Vakit sensizliği yalnızlık geçiyor be sevgili,
Elim, ayağım, yüreğim buz kesmekte.
Ne zor şeydir bilir misin,
Hani limanı geçtim de iskelesi bile olmayan bir sahilde,
Gelme ihtimali, kalma ihtimali,
Sevme ihtimali hiç olmayan bir gemiyi öylece beklemek.
Cemre.Y.

6 Şubat 2019 Çarşamba

Bekleriz

...Bekleriz...
Uyanmış tipini FAV'ladığım...
Her sabah, hiç usanmadan…
Burnunun ucundan öptüğümü hissediyor mudur acaba?
Zira haberi yok nicedir ona meftun olduğumdan
Ama mademki ben...
Bana aidim hala!
Ki mademki ben senin...
Senin saçma hayallerine rüya olmayacağım!
Yarın...
Uyanırsam!
Bambaşka bir sabaha uyanacağım!
Çünkü orada...
Ekstra ihtimamlar'a,
Ekstra indirimler de yok...
Bindirimler de!
Ben hiçbir şeye mecbur değil olacağım bu sefer!
Benim limanım bambaşka olacak zira.
Üstelik...
Bu sefer kıyısı filan, hayale bile dahil değil ha ha!
Ve teşekkür ederim.
Örümün çizgisine yeni bir hayal dahi eklemediğiniz için!
Öyle ya...
Had-di sınır istihap'ım ne?
Anam mı var?
Babam mı!
Yoksa ki...
Bir kere bile olsun "Yoruldum." diyecek olsam...
"Ömrüne ömür katarım, elimden geldiğince!" diyen
Tek bir...
Akraba'm mı?
Ben...
Çocukluğumda bile, o gün yeterince doymamışım diye,
Bir kap daha yemek isteyince...
"B.komu yiyesiceler!" diyerek,
Evimizde beslediği kardeşine üç kaplık yemek arttırılıp,
Ocağın altına sürülen...
Ev dar diye...
Çekyatlı kütüphanelerin, çekyatında asla yatamayan,
Yerden süngerli yataklarında o bodrum katlarının,
En dibinden soluk almaya çalışandım!
Şimdi...
Ölenler öldü, kalanlarıysa kalsın istediği gibi ziyafette!
Ben mi?
Ben hala aynıyım!
Henüz sekiz aylıkken bronşit olduğumu otuz üçümde öğrendim,
Altı yaşımdan önce astıma döndüğümüyse kırk'ımda!
Koah!
Şüphesiyle acile gönderildiğimdeyse kırk üç yaşımdaydım,
Aynı zamanda gelişmişti hepsi'yle her şey...
Menepoz sendromlarıyla,
Birleşiyordu bütün sendrom ve septomlar...
Göğüs kanseri riskiyle kıyasıya savaşıyordu o yıllarım,
Rahim ağzı kitlesiyle başa baş...
Ben mi...
Ben hiç durmadan sigarama sarıyordum!
Misal...
Son maaş zamlarımda da değerlendirilmiş bu durumum!
Nefsimi körleyip acilen geri döndüğüm işim kaale alınmamış,
Kimsenin ne yapıp ne yapmadığı mühim değil ama!
Misal...
Ben çişimin bile yarısını işedim zamanları kaçmasın diye!
Misal...
Yavrucağımı dahi aramadım,
Elzem bir durum değilse de arayışına dahi cevap eylemedim!
Ne bileyim?
Özel bir işim hiç olmadı,
Epeyce bir zaman süren özel çözümlemem gereken sebeplerim!
Akrabalarım falan öldü bunca zamandır!
Kabul ki kan bağı'm değil de gerçek akraba'm olsaydılar...
Kendilerince tatil planları yok olamasın diye,
Ana'n sence ne zaman ölür diye sormazdılar da,
Ben de onlara...
Gidin, varın siz vardığınız yere...
Ana'm zaten ölünce...
Sizin olduğunuz yere gelecek derim.
Ben de dahil...
Hepimiz gitmeyeceğiz mi nasıl olsa!
Bekleriz!
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Neyse

...Neyse...
Doğunun kıraç topraklarından çıkıp
Antalya'daki o otele,
Aşçı yamağı olarak gelip yerleştiğinde daha yeni yetmeydi.
Sağ olsun kirvesi
"Çok işimize yarar ağam,
İşden de heç yorulmaz bu deliganlı." diyerek işe aldırmıştı onu.
İlk aylar epeyce gözyaşı dökmüştü,
Otelin mutfağında sabahlara kadar soğan doğrarken.
Arada bir eski dolabına bakıp,
Köyünü terk ettiği o gün sırtında olan yırtık ceketine,
Ütüsüz pantolununa sarılıp ağlardı anasının kokusunu özledikçe.
Sonra sonra garsonluğa terfi etti esmer adam.
Otelin yemek salonunda salınıp duran,
Yaşıtı hatunlara hayallenmeye başlarken
Hep yaşlı ve yalnız teyzeler denk geliyordu kısmetine.
Nihayet eli para tutup,
Köyüne köy evine yetecek kadar para yolladıktan sonra
Kalanları biriktirmeye başladı.
Şef garsonluğa terfi ederken,
Bir yandan da yemek kurslarına gitmeye başlamış,
Bir yandan da otelin çalışanlarına,
İndirimli diskolarına gidip birkaç bira içerken
Arkadaşlarıyla,
Gündüz yemek sunarken kesiştikleri hatunları tavlama derdine girdiler.
Bu gavurlar da pek özgürdü yahu!
Hem beleş içki ısmarlayıp,
Hem de hiç tanımadıkları kaytan bıyıklı herifleri hiç reddetmiyordular.
Nereden duydularsa duymuşlardı Türk erkeklerinin methini!
Bize sorsanız çoğu asparagas olan müthiş sevişmeler.
Kimini kızların, kadınların kendi odalarında seviyorlardı,
Kimileriyle barda, sahilde, kumsalda!
Neredeyse her gece başka bir hatunla sevişiyorlardı.
Memleketlerinin aksine epeyce sıcaktı Antalya.
Sonra bir yaz akşamı yemek salonunda rastladı ona.
Hiç duymadığı kadar güzel bir koku duymuştu onda.
Sanki memleketinin,
Sarp dağlarında nadiren açan ilkbahar çiçekleri gibi kokuyordu kız.
Bembeyaz yüzüne narince oturan hokka burnuyla,
Kestane rengi dalgalı saçlarıyla,
Gülerken görünen inci gibi dişleriyle,
Hiç benzemiyordu diğer gavur kızlarına.
Akşamında öğrenmişti çoktan gece hangi diskoda eğleneceklerini,
Çok şükür çat pat İngilizceyi de epeyce ilerletmişti.
Arkadaşından janti kıyafetler ödünç alıp,
Süslenip püslenip gittiler mekana
Kokusunu sevdiği kız arkadaşlarıyla gelmişti mekana.
Bu gavurlar da genelde kalabalık geliyorlardı tatillere.
Dans ederken tanışıp masaları birleştirmeye koyulmuşlardı çoktan.
Şakalaşırken koluna, omzuna dokunuyordu kızın, teni ipek gibiydi.
Fakat kız bir türlü diğerleri gibi rahat değildi.
Halbuki kızın arkadaşı çoktan beline dolanmıştı esmer adamın.
O geceyi mecbur kızın arkadaşıyla geçirdi.
Ertesi sabah da,
Kızın olduğu masaya otelin bahçesinden koparttığı birkaç çiçeği koydu.
Kızın arkadaşı uyanamamıştı daha öyleyse bu çiçekler kimeydi?
Sonra sonra açıldı esmer adam kıza,
Kız kesin bir yanıt vermeden İsviçre'nin eteklerine uçup gitti.
Ertesi yaz tekrar geldi, yakınlaştılar biraz daha!
Yazışmalar, konuşmalar sürüp giderken,
Eertesi sene geldiğindeyse evlenmeye karar verdiler.
Esmer adam sevdiğini beklerken,
Sevdiğini niceleriyle başka hatunlarla aldatırken
Her şeyi bir kenara bırakıp İsviçre de yaşamayı dahi kabul etmişti.
Esmer adam bir markette iş bulup reyon şefliğine kadar yükselirken
Günlerce defalarca da,
İsveç hatunları tarafından tacize uğramıştı ama o hepsini reddetmişti.
Sevdiğine söz vermişti zira!
Eline başka kadın eli değmeyecekti.
Yıllar geçmiş, iki de erkek evlatları olmuştu.
Derken esmer adam,
Küçücük bir kasaba kadar olan yeşil İsviçre'nin yeşilinden dahi sıkıldı.
Köyünün kıraç toprakları burnunda tütüyordu ya,
İstanbul'da dahi yaşamaya razıydı.
Öyle ya,
Arada bir değişiklik olsun diye,
Gidip durdukları Almanya bile aynı Almanya'ydı.
Yıllar İsviçre'yi de Almanya'yı da iyice tüketmeye başlamıştı.
Her şeyi geride bırakıp İstanbul'a yerleştiklerinde,
Hala kokusu kendisinden önce gidiyordu karısının,
Hala bir akraba ziyaretine gidilse onunla ilgili ilk hatırladıkları şey,
Şıklığı, güzelliği ve kokusuydu.
Fakat birkaç yıl daha geçince her şey eskimeye başladı.
Salondaki koltuklar bile eskidi, balkondaki çiçekler solmaya başlamıştı.
Üstelik nicedir esmer adam işten yorgun argın geldiğinde
Yıllar yılı, onu kapıda,
Hep mis kokusuyla karşılayan o kadın ona pejmürde görünmeye başlamıştı.
Sonra sonra kapıda karşılanmalar da bitti.
Kadında İsviçre vatan hasretine dönüşmüştü.
Oysa esmer adam yıllar önce sevdiği uğruna gittiği İsviçreye
Önce yaşadığı köyün kıraçlığından farklı olduğu için,
Sonra da parası tatlı olduğu için çok yıllarca katlanmıştı.
Dönülemez akşamların ufkuna doğru yol açmaya meyillilerdi.
Bu arada esmer adam yeğenin arkadaşından hoşlanmaya başlamıştı.
Neyse ki yeğenin arkadaşı dul olmasına rağmen,
Evli adamlara karşı saplantılı bir "Hayır!"ı vardı.
Tam dört yıl dolaştı etrafında.
Kadın "Nuh!"diyor, "Peygamber!"demiyordu.
Hoşlanmıyor değildi adamdan, komplimanlarından
Ama onun da yuvasını yıkan bir başka kadındı ya,
Tek derdi "O kadın." olmasındı.
Dördüncü yılın sonunda zaten bütün hikayelerini çoktan biliyordu da,
Esmer adamın karısının babasının ölümünden sonra
Bütün mirasa konduğunu öğrenince,
Toptan değiştiğini dertleşmişlerdi o masada!
Dört yıl geçerken,
Esmer adamın hoşlandığı kadın bekar birine sevdalanmış,
Konunun odak noktası evliliğe dayanınca yine aldatılmıştı.
Bekar adamın kız kardeşinden duyduğu hakaretler hala kulağının arkasındaydı
Oysa o kimseye yamanmak derdinde değildi.
Başta sorun sayılmayan yaş farkı, medeni durum,
Çocuk vs.hepsi önüne tek tek temcit pilavı olarak sunuldu.
Kadın vazgeçti!
Kadın her şeyden vazgeçti,
Esmer adama inanmıştı ya ona ilk ve son kez "Evet!"dedi.
Sonra sonra defalarca el ele girdikleri,
O kumları yumuşacık olan, denizi insanın içini saran,
Odası orta halli o eve son kez gittiklerinde ortalık lağım kokuyordu!
Kadın vazgeçti!
Aldatana karşılık olmak onun harcı değildi.
Aldatılana "O kadın!" olmak onun harcı değildi.
Öylece gitti.
Yıllar sonra esmer adam uzunca bir mesaj yazarak kadından helallik istedi.
Boşanmışlar beş yıl önce.
Suzi evdeki eski eşyalarını ve çocukları alıp memleketine gitmiş,
Esmer adam da çocuklarını her özlediğinde İsviçre'ye gidip,
Onların evlerinde kalıp,
Hep beraber biraz vakit geçirip dönecekmiş Türkiye'ye!
Sanki evlilik cüzdanı olunca kesinleşiyor beraberlikler!
Sonuçta o evin yatağında ayrı olsa dahi yatıyorsanız bu aldatmak değil midir?
O yatakların birleşmediğinden kim emin olabilir!
Eyvallah deyip gittim.
Arkama bile bakmadan gittim hem de.
"Neyse!"
Cemre.Y.

12 Ekim 2018 Cuma

Eski Dost, Dost İse, Düşman Olamaz...

...Eski Dost, Dost İse, Düşman Olmaz...
O, beni hep arar...
Bazen aylar geçer üzerinden, bazen de yıllar...
Bazen birbirimizi görsek,
Bir kaşık suda boğacak kadar da,
Kızımızla ilgili bir umursamazlığına dair,
Kavga etmiş olsak dahi,
Arada bir, kafayı çektiğinde mesela,
Ya da kendini hiç kimsesiz hissettiğinde, mutlaka arar!
Hiçbir zaman da reddetmedim telefonunu!
Hiçbir zaman da,
"Şu anda müsait değilim." demedim.
Hiçbir zaman da,
"Beni değil, kızımızı ara!" demedim.
Çünkü dostlar...
Çünkü gerçek dostlar böyledir,
Eski dost, dost isen düşman olamaz!
"Kafa bir dünya ise,
Gerçekten güvenip içini açabileceğin insan tekdir."
O, beni hep arar...
Yine kim bilir, nelere yetemediğini hissetmiş,
Yine kim bilir, hangi evlat ayrımı tramvasını yaşamış,
Yine kim bilir, hangi haksızlığa uğramıştır,
Yine kim bilir,
Ne kadar da yalnız, arkadaşsız, dostsuz, güvensizdir,
Yine kim bilir,
Ne kadar da senden gayri,
Başkalarınca aldatılmış olduğunu hissetmiştir.
Ben mi?
Ben ölsem aramam, öyle zamanlarımda onu!
Yansam, yıkılsam, biçare kalsam aramam!
Kızımızla ilgili mühim bir durum harici asla aramam.
Ömrüme dahil olanlarım da oldu elbette,
Kör müydü?
Görüyordu!
Ama maksat şuna haset, buna inat değildi be kuzum!
Aradan geçmiş onca yüzyıl...
"Kim, kim için, neyi tercih etmiş." leri çoktan affetmiştim.
Hatta "Mutlu olsun yerinde, yuvasında,
Hiç değilse oğulcuğu analı babalı büyüsün!" dileğindeyim.
Ömrü bol olsun anasına hala "Anne'm" diye hitap ederim,
O da bana,
"Artık senin de,
Yüzün gülsün be evladım!" diye dua eder her konuşmamızda!
Şu bir yerlerde birbirini öldüren,
Eski eşleri anlamdıramıyorum dimağımda!
Kim kimi aldatmış,
Kim kime nispet yapmış da bu hallere düşmüşler!
O, beni hep arar...
Bazen aylar geçer üzerinden, bazen de yıllar...
Bazen birbirimizi görsek bir kaşık suda boğacak kadar da,
Kızımızla ilgili bir umursamazlığına dair kavga etmiş olsak dahi,
Arada bir, kafayı çektiğinde mesela,
Ya da kendini hiç kimsesiz hissettiğinde, mutlaka arar!
Hiçbir zaman da reddetmedim telefonunu!
Hiçbir zaman da "Şu anda müsait değilim." demedim.
Hiçbir zaman da "Beni değil, kızımızı ara!" demedim.
Çünkü dostlar…
Çünkü gerçek dostlar böyledir,
"Kafa bi dünya ise,
Gerçekten güvenip içini açabileceğin insan tekdir."
O, beni hep arar...
Ben mi?
Ben ölsem aramam!
Öyle zamanlarımda onu bir kere aramışlığım yoktur!
Yansam, yıkılsam, biçare kalsam aramam!
Kızımızla ilgili mühim bir durum harici asla aramam.
Şu bir yerlerde birbirini öldüren,
Eski eşleri anlamdıramıyorum dimağımda!
Kim kimi aldatmış,
Kim kime nispet yapmış da bu hallere düşmüşler!
İnsan içinden haykıra haykıra susuyor!
"Hadi ben ona güvenmiyorum aldatıp gitti" diye de...
Ulan!
"Sen de mi ona, bir güvenli liman olamadın,
Bir kere bile dostu olamadın, birkaç kere olsun arkadaşı!"
"Hayır yani,
Durduk yere kızını aramış da telefonunu duymamış diye,
Anasıyla dertleşmek istemiş çok mu!"
Dinledik, dertdaşlaştık, ekonomiyi ve de ülkeyi kurtardık da,
Kızımızın kırık köprülerini ortaklaşamadık hala da...
Yavrumun anasının bir işi var ve de çalıyor daha!
O da sağ olsun,
Her zamanki gibi "Her daim destek olmaya çalışıyorum!" dedi.
Herkesin "Her daim"i farklı diye kan mı akıtalım yani?
Neyse ki...
Kızımıza ulaşmıştır o bir şekilde...
Babasına hasret anası gibi kıkırdıyordur bütün espirilerine,
Hayat bu sevgilim, sen hala bana dahil değil misin?
Cemre.Y.

20 Eylül 2018 Perşembe

Hayat

...Hayat...
Yani diyor hayat...
Yine yeniden doğmak vakti.
Ama artık...
Eskisi kadar ne gücüm,
Ne de umudum var hayata dair...
İndir be yelkenlerimin forasını miçom!
Sen de en yakın limanın yerlisi ol.
Bunca esaret ikimize birden çok ağır...
Sen git.
Ben kalayım!
Sahi oradan da bi mümkünse hala...
Emma Sahapplin'in Spente le stelle'sini yolla be usta'm...
Artık yoktur ama biraz yeni rakı,
Biraz da acılı şalgam.
Başka türlü olmuyor zira!
Doğamıyorum safi sarfiyatımla
Yeniliği hiç bitmeyen...
Zümrüdüanka'lığımla yeni ömrümün hayatına!
Ama arık vakit...
Yeniden doğmak vakti.
Ölmeyiyse epeydir beceremedik zati!
Cemre.Y.

2 Eylül 2018 Pazar

"Hoş Geldin Sevgilim" Derim

..."Hoş Geldin Sevgilim." Derim...
Mevsim yapraklarını sonbahara soyunmaya hazırlanırken,
Kumsalların,
Sevişgen havluları toparlanıp şezlongları terk ederken,
Limanları,
Yaz kalabalığı yatları, tekneleri vesaireleri çekip gitmiş,
Balıkçı takaları açık denizlere açılmışken geldin.
Hoş geldin sevgilim.
Bir bilsen...
Ben seni kaç Temmuz, kaç Eylül, kaç Kasım bekledim.
Beklemelerden yorulunca da,
Ömrümün Aralıklarını,
Ocak'larıyla buluşturup kaç Şubat, kaç Mart'ı,
Yetimliğin zemheri ayazlarına ekledim.
Kim bilir kaç Nisan yağmurunda boğulup,
Kaç Mayıs kirazlarını, erikle, çilekle buluşturup,
Kaç Haziran'da,
Belki bir tatil dönüşüne denk geliriz diye hayal ektim.
Kim bilir...
Kaç Ağustos'un gün batımında seninle doğmayı diledim.
Kaç Ekim'de yalnızlığımın omuz başlarını öptüm yeniden.
Hoş geldin sevgilim.
Ertelenmiş ömürlerinle vedalaştıysan,
Kızıl saçlı baharlarınla yollarını ayırdıysan,
Sonbaharın son yapraklarını da soyunduysan,
Gitmeyeceksen, bitmeyeceksen,
Sonunda bize kalacaksan.
"Hoş geldin sevgilim." derim.
Cemre.Y.

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Sevda Limanı

...Sevda Limanı...
Şimdi tabuları yıkıp, korkularla yüzleşmek zamanı.
Hep sonu belli olmayan bir yolda yürüdüm
Yolun sonuna yakın yerinde kendimden bile oldum.
Bir de harita elimdeyken yürüyeyim şu hayat yolunu.
Hatta hayat kendiliğinden akıp gitsin...
Ben bana sunulan sevda liman'ımda,
Bana sunulan sonsuz kadar güzel vaatler denizinde
Birbirine kenetlenmiş beş parmak sıcaklığında susayım.
O anlasın acımı, kederimi, mutluluğumu ya da yorgunluğumu.
Yanlışlıkla,
Göz kenarlarımdan birkaç damla yaş süzülüverirse sormasın,
Sorgulamasın ki zaten biliyor ve hissediyor henüz yaram kanıyor ya...
Sadece hep yaptığı gibi
Yüreğiyle beraber parmak uçları titreyerek silsin gözümün yaşını.
Biliyorum hep bekleyecek bir gün onun kadar sever miyim onu diye...
Sabrı sınırsız ya, beklesin...
Beni benim kadar sevemeyeni bile böyle sevebildiysem...
Onun kadar olsun derdinde değil zaten.
Biliyor ben onun kalbine sığındım yapabileceğim yanlışlardan...
Söz verdi ben onun son durağı olsam da,
O benim kasırgalarım kadar sığınağım.
Kafesimin kapısı hep açık ve dışarıya açık...
İşte sırf bu yüzden artık onunum!
Cemre.Y.

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Yıllar Önce

...Yıllar Önce...
"Gönül sayfamda yoksun" diyorsun ya,
"Hiç dokundun mu,
Sağ elinle sol yüreğinin üzerine..." demiştim yıllar önce!
Senin de ödün kopmuş,
Bir daha asla dokunumamıştın yüreğine.
Şimdi mi yani...
Bunca vakit sonra yani!
Hiç zahmet etmeseydin be eski yarim,
Zira benim çoktan soğudu sana yüreğim.
Arda bir geri dönüp bakmıyor değilim tabi!
Ama ne vakit geçmişime dönsem,
Daha ilk adımımdan kırılıyor yüreğimin kemikleri.
Her odası can kırığı, her damarı aldatılmışlıklı,
Her hücresi,
"Artık, acıyacak yerin kalmadı bak ona göre!" li.
Ne gönülü, ne sayfası!
Tekne alabora olmuş çoktan okyanusun dibinde,
Liman desen...
Gazetelerde manşet halinde...
Buzulların altında, teknesini beklerken göçen,
Bir liman kalıntısı bulundu!
Arkeologların dediğine göre M.Ö. bilmem ne!
Araştırılıyor hala,
Yıllar öncesinden bir şeyler kalmıştır elbet!
Buralarda bir yerlerde,
Bir aşık ve de bir maşuk olmalı bizce!
Neyse ya neyse!
Çoktan öldük lan biz...
Hayat?
Yerli yerinde!
Cemre.Y.

2 Nisan 2018 Pazartesi

Otur Haline Yan

...Otur Haline Yan...
Tren garında...
Gemi beklerken kaybettin sen beni,
Otur haline yan!
Zaten artık sayende kalmadı liman falan...
Cemre.Y.

5 Mart 2018 Pazartesi

Yolcu

…Yolcu…
Sayamadım ki
Kaç yalnızlıktır
Kendi kendimi yolcu ediyorum
Bütün limanlardan, garlardan,
Ve bütün terminallerden...
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...