kabus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kabus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2026 Pazar

Lapa Lapa Karlar

...Lapa Lapa Karlar...
Yorgun rüyalarımın kabusundan sabaha sığınıp uyandım ki ne göreyim?
Bembeyaz gelinliğinin duvaklarını çatılara asmış yine İstanbul.
Güneş desen çoktan bulutlarını da alıp gitmişti kaç gündür.
Karanlığı yara yara yağıyordu lapa lapa karlar.
Sanki bu saatlerde insanlar işe gitmek için birbirleriyle yarışmıyorlarmış gibi
Ne korna sesi var ne de başka bir ses, öyle sessiz, öyle huzurlu ki.
İlk defa işsiz olduğuma sevindim, hiçbir yere yetişmek zorunda değildim.
Çok şükür artık bacaların kenarlarını delip evime yağacak kar suyu da yok.
İyi ki evimin çatısını onartırken söküp attırmıştım onları.
Yumuşacık battaniyemle kendimi sarıp sarmaladım.
Hiç yoktan gülümsedim hayata yeniden.
"Günaydın ruhum." dedim kendime, hem de en mutlusundan.
Artık dilediği kadar yağabilir o lapa lapa karlar.
Cemre.Y.

25 Ocak 2026 Pazar

Belki De Güneş Çıkar

...Belki De Güneş Çıkar...
Dünden kalmış kaçak çay kıvamında uyandım yeni güne.
Ben de isterdim bir kerecik de güneş uyandırsın beni ama
Uykusu kabuslu rüyalarla dolu olanın sabrı kalmıyor geceye.
Birazdan gün ağarmaya başlar nasıl olsa.
Kahvaltı tabakları serilir masalara, çaylar demini alır.
Evlerde pazar neşesi başlar birazdan.
Tek başıma evimde çayımı yudumlarken,
Hiç yoktan umutlanırım mutlu evlerin, mutlu sesleriyle.
Kim bilir belki de güneş çıkar penceremin üzerine.
Kış günü sebepsiz sevinçlenirim işte o zaman.
Yüzüme bir gülümseme konuverir hemencecik.
Olamaz mı, olsun bence.
Cemre.Y.

16 Ocak 2026 Cuma

Kaybettiğimiz Yerden Toplarız

...Kaybettiğimiz Yerden Toplarız...
Sonra...
Kaybettiğimiz yerden toplarız elbet
Kendimizden kalanlarımızı.
Sarsılırız, sendeleriz, düşeriz de...
Ama asla sürünmeyiz.
Hele!
Hançer yaraları dolu sırtımıza...
Asla ayak bastırmayız.
Yorgun dizlerimizden destek alarak
Yine, yeniden dimdik ayağa kalkarız.
Korkulu kabuslu geceler de bitince
"Günaydın lan yaşamak!" deriz.
Cemre.Y. 

31 Temmuz 2025 Perşembe

Neyse Gülümseyelim Bari

...Neyse Gülümseyelim Bari...
Taze kesilmiş çimen kokusuyla uyandım yeni güne.
Gündüzü yaşadığım kabustan sonra,
Gecesi gördüğüm rüyaları hatırlamıyorum çok şükür.
Sabah sabah domatesli pirinç pilavı düştü aklıma
Hatta biraz da zencefil de kattım.
Mükellef bir kahvaltı yapmayalı ne kadar oldu acaba?
Ne çok severdim oysa peynirin her çeşidini,
Zeytinin her rengini sunum sunum kendime sunmayı.
Neyse gülümseyelim bari.
Gülümseyince o da, bu da, hepsi de geçmiş oluyor nasıl olsa.
Cemre.Y.

26 Temmuz 2025 Cumartesi

Günaydın Cumartesi

...Günaydın Cumartesi...
Sanki kabuslarımı bölüp beni kurtarmak istercesine,
Taze demlenmiş kaçak çay kokusuna uyandım bu sabah.
Kavurucu sıcaklarla geçen günler ve gecelerden sonra,
Ayağıma hafiften bir rüzgar dokundu hiç yoktan.
Aralık penceremden sızıp tülümü kımıldatıyordu.
Kalkıp mutfağıma süzüldüm, çay demledim kendime en kaçağından.
Günaydın hayat, günaydın cumartesi, günaydın canım kendim.
Bana daha çok günaydın.
Hadi şimdi küçük bir tebessüm yerleştiriver dudağının kenarına.
Yaşanacak günlerimiz var daha!
Cemre.Y.

22 Temmuz 2025 Salı

Nem Yapışığı

...Nem Yapışığı...
Düş yorgunluğuyla geçen nem yapışığı bir geceden sonra
Uykusu yastığına yapışmış derin bir mahmurluk var üstümde
Yeniden uzansam yatağıma rüyası kabus olur
Güne günaydın desem günü dalgın olur.
Ya en sadesinden bir kahve
Yahut en demlisinden bir çay?
Zira yaşamak lazım, hem de inadına!
Cemre.Y.

4 Nisan 2025 Cuma

Uyan!

...Uyan!...
Hani onu özlemeyi bile unuttuğun yılların ardından,
Öylesi bir pişmanlıkla rüyana akar ya biri!
Sanki gidişine kılıf uydurmak için, almış kucağına bir erkek çocuk,
Bir ona, bir sana sarılır ya sımsıkı!
O sarılmadaki yabancıl hissi sana anlatamam.
Ruhun bilir, tanır ezelindeki o kokuyu lakin,
Sanki sen aynı sen değilsin de o hep,
Aynı aldatışındaki anında kalmış gibi!
Şöyle bir acıma gelir de yoklarsın yüreğini,
Hani sevdayı geçtim de ufacık bir şefkat bari kalmış mı diye?
Bırakmamış!
Kim bilir kaç kere kırdığı, dağıttığı,
İhanet camlarıyla kanattığı yüreğinde tek bir his olsun bırakmamış.
"Uyan!" dersin rüyandaki kendine, "Kaç kurtul bu andan."
Öyle ya...
Pişmanlıksa bu onun pişmanlığı!
Seni kendini düşündürtmesine izin verme biliyorsun ki değmez.
Bu sabahlık sade kahveyi es geç,
Bir fincan çay koy kendine,
Sabah sabah şöyle en güzelinden bir meyhane pilavı demle!
Ne rüya kalsın, ne de kabus!
"Uyan Cemre'm uyan,
Sana ne, senden sonra,
Kim, hangi pişmanlığının denizindeyse!
Aç bir müzik, salın kendi kendine!,
Artık bu hayat senin kime ne?"
Cemre.Y.

31 Ocak 2025 Cuma

Bittik Biz!

...Bittik Biz!...
Sana, kış ayazı günlerin çabuk geçsin diye,
Ilık ılık bahar sabahları sunmuştum oysa!
Gecelerini hüzünlendiren kabusların bitsin diye,
Akşamından uykuna dalmadan hemen öncesi
Denizi, güneşi, kumları altın başak hayaller sunmuştum.
Elim, kolum, yüzüm, gözüm kalp kırığı doldukça,
Sen büyüdükçe iyiden iyiye riyakarlaştıkça,
Yetmez oldu sana yetmeye çabalamalarım.
Ki zaten çok geçmedi hani üzerinden.
Kırıldıkça dağıldı kalplerimizin kanatları.
Bittik biz!
Sonra anladım ki,
Ben ne kadar doğruysam,
Her şey o kadar yalanmış meğer!
Cemre.Y.

25 Ocak 2025 Cumartesi

Geçmişti, Çok Geçmişti

...Geçmişti, Çok Geçmişti...
Çatımdaki kedinin yağmurdan ıslanmış ayak seslerine uyandım bu sabah.
Önce irkildim, korktum da bir hayli.
Rüya mı yoksa kabus mu anlayamadım sandım gözlerimi açarken.
Koştum terasıma bakan penceremi açtım.
Yağmur sicim sicim yağıyordu ılık bir rüzgarla.
Birkaç zamandır terasımı mesken tutan kediyse,
Eternit kaplı çatımdan usulca atladı terasıma.
Dik dik gözlerimin içine baktı sanki ev onun evi de ben misafirim!
Kızmadım bu sefer, oysa gürültüsüyle hep izinsiz uyandırıyordu beni.
Sonra o geliverdi aklıma, çocuk gülüşleriyle hınzırca,
Tam da böyle, yaramaz tıkırtılarıyla izinsiz uyandırıyordu beni.
Nasıl da yatağıma alıp sarıp sarmalıyordum onu.
Öpücüklere boğuyordum yüzünü, gözünü, o sıkılana kadar.
Küçümen ellerini, kollarını sarmalamamdan kurtarana kadar.
Sonra kuruluverirdik kahvaltı soframıza,
Öyle ya günlerden cumartesiydi, gün, bizimdi.
Yüzüme damlayan yağmur tanesiyle kendime geliverdim.
Geçmişti, çok geçmişti, sanki yüzyıl öncesi kadar çok geçmişti.
Sade kahve yapmadım bu sefer,
Çay demledim kendime en kaçağından!
Derin bir nefes aldım ılık rüzgardan azıcık kalbim sancıdı.
Yine de insan özlemiyor değil ayrılıksız vuslatı.
Özlemekse, çocukluğunu özlemekti yani.
Nihayetinde terasıma izinsiz konan o kedi de,
Günün birinde çekip gidecekti hani.
Cemre.Y.

4 Ocak 2025 Cumartesi

Günaydın Öyleyse

...Günaydın Öyleyse...
Yüreğimin tellerini serdim bu gece yollara...
Ne fark eder ben öldükten sonra,
Kim ayak basmış,
Kim alıp, öpüp, bir kenara bırakmış!
Umurumda mıydı sanki?
Kabus dolu,
Nefes daraltan gecelerden,
Fırlayarak uyanılınca,
O derin nefesi tekrar alabilmiş miyim ona bakarım.
Şükür ki...
Bir şiir daha demleyecek kadar hala sağ'ım.
Günaydın öyleyse.
Günaydın, hayata, inadına!
Cemre.Y.

13 Kasım 2024 Çarşamba

Hiç Yoktan

...Hiç Yoktan...
Sabah olsun diye çırpınılan,
Kabusu bol bir gecenin ardından,
Uyandım!
Sade kahvemi içmek aklıma bile gelmedi.
Çay demlemeyi de erteledim.
Durduk yere, sabahın köründe,
Şöyle bolca salçalı, kırmızı, kıpkırmızı,
Tavuk suyuna şehriye çorbası yaptım.
Yine kıştan,
Bir bahar gününü ve güneşimi çaldım.
Şimdi hiç yoktan,
Kırmızıya meyyal bir huzurdayım.
Cemre.Y.

29 Eylül 2024 Pazar

Eylül Akşamları Serin Olur

...Eylül Akşamları Serin Olur...
Nicedir gecenin üç otuzunda senli, sensiz kabuslarla uyanmaktayım.
Dönüp duruyorum yatağımın ortasında.
Sonra huysuz ayak sendromum sesleniyor oradan!
"Haydi kalk Cemre, iki üç tur volta at odalarında.
Ne de olsa seni sakinleştirecek hiç kimsen yok hala!"
Sonra kalbimin tam yamacında koca bir kaya oturuyor.
Böyle kıyır kıyır metcezirlerle acıtıyor anılarımı.
Üşüyor omuz başlarım gidip kıvrılıyorum yatağıma, yorganıma.
Senin de açılmış mıdır sırtın, omuzun!
Hayalimde usulca örtüyorum üzerini.
Hafifçe okşuyorum saçlarını, parmak uçlarımla çıkıyorum odandan.
Anında dönüveriyorum yalnız evime, odama!
Ayaklarımı karnıma çekip iyice kıvrılıyorum kimsesiz yatağımda.
Nicedir, olsan da, olmasan da,
Duysan da, duymasan da,
"Seni seviyorum!" diyerek uykuya dalmadığım için mi bu olanlar?
Lakin beni bilirsin yüreğimin titremeyi unuttuğu o iki cümleyi,
Hissetmediğim zaman asla fısıldamam!
Sana...
Benden uzak, kalabalık ailenle hayırlı kahvaltılar!
Unutma bugün pazar,
Sabahları hırkanı giy de çık, Eylül akşamları serin olur,
Geceleri yorganına sıkı sarıl.
Cemre.Y.

21 Temmuz 2024 Pazar

Oysa Bugün Pazar!

...Oysa Bugün Pazar!...
Sayamadım ki kaç yalnızlık sabahı uyandım sensiz.
Yine kabuslu rüyalarımın müsebbibi,
Uykusunu alamamış küçük bir kız çocuğu mahmurluğundayım.
Şekersiz çayımı yudumlarken,
Birden bire, kaç sabaha sade kahvesiz başladığım geldi aklıma!
Kahvaltı yapmayı bile unutmuşum misal.
Oysa bugün pazar!
Şöyle aile boyu, güle oynaya yapılan,
Kalabalık kahvaltılara öykünüyor insan.
Geçer ama, neler neler geçmedi ki içimdeki bu sebepsiz hüzün de geçer.
Cemre.Y.

22 Temmuz 2023 Cumartesi

Bir Türlü Koyun Olmayı Beceremedim Ben!

...Bir Türlü Koyun Olmayı Beceremedim Ben!...
Hayat, bazen...
Miden, açlıktan jiletle kazınıp duruyor gibiyken,
Üstelik...
Aylardır...
Ekmek ile soğanı, hatta domatesi bile!
Şöyle, damağında kalacak bir yaz keyfiyle,
Ağzına dolayıp,
Çatur çutur yiyemediğin yetmiyormuş gibi!
Senden, ısrarla, inadına,
Misafire özel...
Bol kaşarlı tost istenmiş gibi!
Üstelik o misafirin,
Sen kendine münhasır,
Mesleğinle ilgili bir şeye düşünüp dururken,
Onca emeğinden sadece iki ısırık almış gibi!
Hayat bazen...
Zemheri ayazında, elin ayağın donmuşken,
Annenin yaptığı o, etli keşkeği özlemiş gibi,
Annenin yaptığı, o, etli güveci özlemiş gibi,
Tam da...
Sen, o etlerin en kaburgalısına dalmışken,
Baban tarafından,
Sen dahil...
Bütün kardeşlerinin etleri ve kemikleri,
Çoktan onun, boğazından geçmiş gibi!
Hayat bazen...
Miden, açlıktan jiletle kazınıp duruyor gibiyken,
Üstelik...
Aylardır...
Ekmek ile soğanı, hatta domatesi bile!
Şöyle, damağında kalacak bir yaz keyfiyle,
Ağzına dolayıp,
Çatur çutur yiyemediğin yetmiyormuş gibi!
Senden, ısrarla, inadına,
El alem gibi olman bekleniyormuş gibi.
Oysa artık sen...
Elinde malzeme alacak güç varken,
Saatlerce ve saatlerce...
Soğanlarını, domateslerini,
Çeşit çeşit sebzelerini ince ince doğrayıp!
Keşkeğini de yaparsın, güvecini de...
Yetmez!
Kışlık domates salçalarını, turşularını da kurarsın.
Zeytinyağlılarını da dizersin sıra sıra!
Lakin...
Hepsi, şöyle bir tastamam olunca...
Şöyle bir durup beklersin mecbur!
İlk kaşığı kim çalacak!
Hani kabusun yorulmuş mudur nihayet yemelerden!
Sen, zaten...
Kokularından çoktan doymuşsundur.
Hala...
Bunca özgürlüğüme rağmen!
Yaptığım hiçbir yemeği,
Üzerinden zaman geçmeden yiyemiyorum ben!
Misal eksilmişse rengi, kokusu, dokusu,
İlle de, eti, kemiği...
Kim doyarsa doysun madem.
Kokusu salınıyorsa doyuyorum zira...
Bir türlü koyun olmayı beceremedim ben!
Kendime bile.
Ama işte...
Hayat, sadece...
"Bazen!"ler de kalsaydı keşke!
Amma...
Ve lakin!
Sus!
"Neyse!" ye bağlan mı yor mu, her şey sonuçta!
Evet!
Evet!
Tok'um ben!
Taa, çocukluğumdan!
Cemre.Y.

29 Nisan 2023 Cumartesi

Y/Anma!

…Y/Anma!...
Sana alfabenin ilk harfi ile başlamayan,
Milyonlarca üç harf kurabilirdim.
Sen y/anma diye y/andım ben yıllar yılı adını.
Bir tek onu, ciğerimden kan damlatarak anlattım sana.
Bile isteye
Yeter ki, sen y/anma diye y/andım ben yıllar yılı adını.
Sadece ve sadece üç harf idi hepi topu!
Ben, gibi bencil sonsuz bir Güneş,
Sen, gibi her kara geceye ay aydınlık bir mehtap.
Cin, gibi görünmeze karabasan kabus,
Can, gibi bir nefeslik ömür’dü adı.
Sana alfabenin ilk harfi ile başlamayan,
Milyonlarca üç harf kurabilirdim.
Hem de bütün dünya dillerinde!
Sen gittin o üç harfi seçtin!
Y/ANMA!
Lanet olasıca adı “AŞK” olsada.
Cemre.Y.

11 Ağustos 2022 Perşembe

Ay Dolunay

...Ay Dolunay...
En son...
Dün gece gördüm,
Zaman zaman,
Ruhumu ta...
Kendi cehennemine kadar çeken kabuslu rüyaları!
Sabaha kadar,
Kaç uykuyu uyuyamadan eskittim kimse bilemez!
Ama bu sefer kararlıydım...
Ertesi geceye taşımayacaktım,
Uykumu darağacına asan korkularımı.
Zira...
Artık...
Avutmuyordu sadece yastık yüzü değiştirmeler!
Güne...
Gözlerimi azıcık bir uyku arasıyla açmışken,
Sigaramı dudak arama sarıp,
Sade kahveme koşmada da,
Nasıl bir panik yaşadıysam?
Susuz döküldü kahve telvelerim mutfağıma!
Köşe, bucak, halı, saçak...
Ne varsa kahvelendi susuz!
Öylece bırakıp, yeni kahve yapıp,
Kapımın anahtarını üstüne kilitleyip,
Ardıma bile bakmadan evden çıkıp işime gitsem...
Gün aydın olmaz ki ruhuma.
Akşam mesaim bitip, işimden evime dönünce,
Kapımın anahtarını içime açtığımda,
Mutfağıma girerim en ilk!
Zira çamaşır makinam orada.
Daha sınırlarına ulaşamadan kalır ayaklarım,
En ilk, yerdeki fayans araları serzenişte bulunur,
Sonra çamaşır makinamın önündeki halım,
Köşe, bucak, halı, saçak...
Küskün boyunlarıyla geçit vermezler bana!
Bulaşıverirler en olmaz yerlerimin canına.
Daha ki fırına yol almaya çok var oysa.
Biliyorum.
Hem de ezberimden.
Bir keresinde, hani es kaza,
Bir kavanoz dolusu bilyelerim saçılmıştı etrafa!
Ay, dolunaydı.
Her biri de teker teker kırılmıştı,
Ta çocukluğumdan biliyorum.
Küçüktüm daha!
Sonra toparlarım sanıyordum,
Hani kurtulup sabah olunca!
Kurtuldum lakin...
Bir daha da...
Ne akşamım aynı akşam oldu,
Ne de sabahım aynı sabah.
Hiçbir mutfağın bulaşıksız fırınına yetişemedim.
O andan sonra da, asla!
Aynı yerde bırakamadım hiçbir kırığı döküğü!
Usulca yeni yapılmış kahvemi yudumlarken,
Sessiz süpürgemle,
Tertemiz ettim köşemi, bucağımı.
Bu sefer...
Bu akşam...
Sadece fırınıma koşup,
Sadece onun tozunu aldım,
Öptüm teker teker sac ayaklarını.
Değil mi ki onun bile!
Yalnızlıktan, kabuslardan korkup,
Şöyle bir sarılıp,
Saçlarından,
Yüzünden, gözünden, alnından,
Ucundan, kenarından hayatının,
Ne bileyim...
Belki de hayali değildir benim evime konmak da,
Ben zor koşup monte etmişimdir ömrüme!
En hayal kırıklığından öptüm onu,
Ta, en ilk onu hayal edip yaradılışından.
Bu gece bana kabus yok!
Ay, dolunay!
Çünkü ben...
Değil ki canımı canımdan kanırtanların!
Eşyalarımın, maddelerimin, nesnelerimin,
Zamirlerimin ve dahi sıfat koyduklarımın bile.
Ömürlerine ömür değeyim derdindeyim.
Yoksa, herkes ölür ömrü bittiğinde.
Ben de öleceğim misal.
Artık...
Tamamen pes edip,
Her şeyden vazgeçtiğimde çok ölmedim lakin.
Misal gün olur...
Kime küsüp küsmediğimi unutmayabilirim!
Ne bileyim kapımın koluyla,
Öbür odaya gitmeyeyim diye benle inatlaştı diye,
Gücenmeyi bırakabilirim.
Ne bileyim,
Aldığım kilolarca soğandan biri acı çıktı diye,
Soğana küsmeyebilirim,
Ne bileyim,
Yediğim bir kabak tatlısının kabağı göçük çıktı diye,
Ona bir ömürlük yokluk hapsetmek yerine,
Kabak tatlısıyla aramı düzeltebilirim.
Ne bileyim,
Bir komşunun getirdiği bamya yemeği,
Sümüklü sümüklü çıktı diye,
Yıllar yılı tadına dahi bakmayıp,
Yıllar sonra kendi ellerimle, usulünce yapınca,
Meğer, olunca oluyormuş dedirtmeyince...
Bamya yemeğine yeniden gülümseyebilirim.
Beni insan düsturuyla sınamayın Gök Tengrim!
Bir daha da,
Asla!
Hiçbirini...
Hiçbir zaman...
Affetmeyebilirim!
Gülümseyelim mi?
Zira ay dolunay!
Yine bizi çekiyor yıldızlar.
Onlar da sanıyorlar ki,
"Hayat, asıl bize güzel!"
Hayat...
Sadece kolay olduğu zamanlar herkese güzel.
Bu gece de...
Bundan sonraki bütün gecelerde de...
Artık, bize, kabus yok!
Cemre.Y.

24 Haziran 2022 Cuma

Çığlık

…Çığlık…
Aslında…
Güneş'ime veda gün batımı kızıllıktayım.
Kabuslardaki sesi çıkmayan çığlıklardayım!
Yine…
Hiç kimse duymuyor!
Korkarım…
Yine…
Başka biri olarak doğacağım.
Yani, artık, korkmuyorum da!
Çünkü sadece…
Ölümün kişisi başka!
Cemre.Y.
23.07.2014

17 Şubat 2021 Çarşamba

Ne Gelen Vardı, Ne De Kalan

...Ne Gelen Vardı, Ne De Kalan...
Zemheri ayazının kabuslu gecelerinden sonra,
Güneşe hasret sabahlara uyanıyorduk.
Kalıcı baharlara hasretle geçti ömrümüz.
Baksana...
Yüzümüz, gözümüz, elimiz, ayağımız kış yanığı.
Biz "Her şey güzel olacak!" dedikçe,
Bilmeden belki de...
Hep geleceğe erteliyorduk geleceğimizi!
Oysa ne gelen vardı, ne de kalan.
Neyse çayımızın demiyle,
Kahvemizin telvesiyle,
Sigaramızın dumanıyla, dertleşmeye devam!
Cemre.Y.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Olmadı Yani

...Olmadı Yani...
Ve bütün o ağulu şiirlerin o kırılgan çocuğunun,
Bütün öc'ü alındı.
Soy'una eril kişiliğini...
Soy'unun daha küçümen yaşında dirilten herif!
Çığlık figanı tam tamına kırk yıl sonra tam duyuldu!
Mesele namustu!
O gün de...
Bugün de pişman değilim hakim bey!
Sen değil miydin ki...
"Madem ki,
Tecavüze uğramamış bekareti tastamam,
Çocuk bu!
Kabus da görmüş olabilir!" diye o günün kalemini kıran!
Boğazımda bir yumru öyle böyle de değil ha!
Hani ne yukarı, ne de aşağı denilen bir tıkanıklık gibi.
Bunca yaşımın vicdanı olmasa…
Küçücük bir kız çocuğunun babasızlığı gelir aklıma!
Olmadı yani!
Yine olmadı.
Olamazdı da.
Cemre.Y.

15 Ocak 2020 Çarşamba

Düşünsene

...Düşünsene...
Düşünsene bir,
Bunca yıl sonra artık sadece iskeleti kalmış şu tahta evin,
Tam kırk altı yıl öncesindesin!
Rahmetli anan,
Sahibi diye başlık niyetine sayıldığı bütün o tarlalara,
Karnı burnunda ırgatlık yapmamış bütün gün!
Bütün tarlalarda hazır olmuş hasatlar.
Evin bütün odaları şen şakrak pür telaş heyecanda!
Ağustos sıcağı yakmıyor da efil efil esmekte o gün...
Baban ilk evladı doğacak diye,
Nasıl da gururlu cinsiyetini umursamaksızın!
Köyün tek ebesine haber etmiş daha imsak vaktindeki ilk sancıda.
Gece çökene kadar rahmetli anamın karnını sıvazlamış babam!
Güvenmişim,öyle çok güvenmişim ki babama...
Doğmuşum ve bütün ömür yaşadıklarım sadece bir kabusmuş,
Uyanınca,
Beni yine koruyup kollasın diye anamdan çok babama sarılmışım!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...