şarap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şarap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ağustos 2024 Salı

Hiç Yoktan

…Hiç Yoktan…
Hiç yoktan kahkahalarla gülen kadınlara rastladım bu sabah!
Masalarında yeşil güzeli üzüm salkımları,
Ellerinde kıpkırmızı şarap dolu kadehleriyle,
Oturmuşlar kamp sandalyelerine…
Sanırsın güneş makas almış yanaklarından,
Deniz de orada, sahil de orada, şiir de orada.
Öyle güzel gülüyorlardı ki,
Bir tutam gülüş yerleşti dudaklarımın kenarlarına.
Hiç yoktan birkaç dakikalığına da olsa güzelleşti dünyam.
Hiç yoktan sevmeyi sevdim mesela, günüm günaydınlandı.
Cemre.Y.

28 Haziran 2024 Cuma

Olamadık, Gitti, Bitti!

...Olamadık, Gitti, Bitti!...
Hiç olmayacak bir vakitte,
Hiç yoktan,
Ayrık otu gibi birden ortaya çıkıvermiş de,
Yıllar yılı, hayata tutunmaya çalışan,
Asma yaprağının dalına asılmış kırmızı kurdelayım şimdi.
Tutunsak da, bırakmasak ya birbirimizi!
Biliyordum elbet...
Öyle, üç beş yeşil yaprak, iki dal ile,
Şarap falan olmazdı bizden de!
Ne bileyim, kim bilir?
Belki birer fincan sade kahve eşliğinde,
Üzüm üzüm, iki gözüm, akacaktık ömürlere.
Ya da yapraklarımızdan sarılan sarmalarla,
Mutlu boğaz ilmeklerinden geçerken,
Bayram gelmiş sanırlardı hayatlarına.
Öyle nakış nakış, ince ince,
Sarıla sarıla mutlu ederdik herkesi.
Zaman işte!
Suyum yetse, toprağım yetmedi.
Güneşim yetse, bağım yetmedi.
Olamadık gitti, bitti.
Cemre.Y.

7 Ocak 2020 Salı

Oy Benim Hissiz Yüreğim

...Oy Benim Hissiz Yüreğim...
Ne vakit sevdaya meyl edip,
Bir sevgilinin gamzelerinde gül reçelleri yapmaya heves etsem,
Ya bir kıta kökten yanar hiç olmayacak bir zamanda,
Ya da bir ülke göçer en iktidarsızlığından!
Ne vakit canımın içini hissetmeye meyl edip,
Hiç yoktan ömrüme bir insan dahil etmeye meyletsem,
Ya bir şehir fırtınaya yakalanıverir ansızın,
Ya da bir ilçe çöker heyelandan.
Yüreğimin mahallesine dönerim ıssız, ıpıssızca!
Kapıma selam eyler, anahtarı çevirir girerim içimden içeri.
"Ey benim mülteci göçebeliklere meyilli yalnızlığım." derim kendi kendime...
"Yine geldim madem beş duvar ortasına, hoş geldim diyelim." derim.
Hava epeyce bir hayli ayaz...
Günlerden yine zemheri.
Şöminemizde yok ki şöyle odunları çıtır çıtır yanarken kuzu postuna uzanıp,
Sevgilinin kadehinden sıcak şarap içsek!
Neyse şiir yazıp, şiirsel ısınalım bari biz!
Oy benim hissiz yüreğim, donuyorsun, ölüyorsun, farkında değilsin!
Cemre.Y.

9 Aralık 2019 Pazartesi

Hiç Yoktan

...Hiç Yoktan...
Güneş...
Yavaş yavaş yüzünü ayaza dönüp,
Günler zemheriye doğru akarken,
"Evvel zaman içinde" li geçmişleri de ateşe attı kadın.
Ayağına yün çoraplarını geçirdi, ateşi harladı,
Acaba, geceye sıcak bir de şarap mı alsaydı?
Neyse vakti saati değil demek ki!
Hiç de yüksünmedi kendinden,
Bütün akşam mağaza mağaza gezip eli boş dönmekten.
Bundan sonrası ondaydı, onaydı nasıl olsa!
Artık kendisine ne kaldıysa.
Koltuğuna yumuşak bir yastık koyup üzerine oturdu,
Ayaklarını emektar sehpasına uzattı,
Nicedir merakında olduğu yabancı dil dersine zaman ayırdı,
Sonra usulca laptopunu kucağına alıp gülümsedi.
Ne çok şey biriktirmişti dimağında sözlere dökülemeyen.
Hiç yoktan kar yağdı hayaline, lapa lapa,
Sonu çamurlu siyaha bürünmeyen!
Hiç yoktan sıcak bir sahil kasabasında buldu kendini,
Sonu ödenecek borçlarla birikmeyen.
Hiç yoktan...
Fuşya rengine bürümüştü ömrünün rüyalarını.
Sonu, soğuk, puslu, umutsuz griyle bitmeyen.
Lakin bu akşam,
Parlement mavisi bir koltuğa da vurulmuşluğu da doğrudur!
Neyse...
Vardır onun da vaktine seyrü seferi!
Cemre.Y.

24 Ağustos 2019 Cumartesi

Hasta

...Hasta...
Günün nemi, gecenin nemine karışana kadar,
Tüm gün yataktan kalkamadı kadın…
Hiçbir şey yiyemedi sabahtan akşama.
Ayağa kalkabildiği zamanlardaysa,
Bol bol içinin hüznünü kustu.
Elini attığı her yerde küçücük bir kız çocuğu çığlığı!
Hiçbir şey yapamadı kadın.
Hiç yoktan çizgi film açtı kendine yarı baygın yatarken.
Üzerine sinen yaşlılık hastalığını silkelenmeliydi yeniden.
Yavaşça kalktı üzerine sokağa çıkmalık bir şeyler giyindi.
Mahallesindeki parkta tam üç tur attı yavaş adımlarla.
Ellerindeki mutlu dondurmalarını yiyen ailelere baktı.
Hiç yoktan umutlandı,
Burada bir yerlerde mutlu insanlar da vardı.
Sonra köşedeki bankta oturmuş,
Ucuz şarabını içen yaşlı amcaya takıldı gözleri.
Elinde Nuh Nebiden kalmış tuşlu telefonuyla oynamaktaydı.
Kim bilir kimin sesini özlemişti de arayamamıştı.
Dalıp gitti,
Kadının yüreği yufkalandı öyle değil miydi sanki
Ne de kolayca siliniveriyor rehberlerden,
O en baş tacı isimler ve numaralar ve ünlemler…
Böyle parmak uçların titriyor biraz...
Burnunun direği sızlıyor…
Ne toz zerresiyse o artık,
Bir de gözlerden iki damla yaş süzdüren!
Ama biliyorsundur artık,
O kristal bardak son üç damlayı da alıp taşmış…
Üstüne biri saçma sapan gelip,
Kum tanesi parçalarına ayırmıştır seni de
Çoktan tuzla buz etmiştir en güzel geçecek günleri…
An gelip sonsuz olmayı hayallenirken,
An'da kalır ve son olursun!
Elinde küçük kırmızı topla koşan çocuk,
Önünde duruverdi kadının.
Öylece gülümseyerek,
Gözlerinin içine baktı en tatlı haliyle,
Elindeki topu kadına uzattı bütün samimiyetiyle.
İşte o vakit gün boyu ilk defa gülümsedi kadın.
Çocuğun dalgalı kıvırcık saçlarını okşayarak teşekkür etti.
Hiç yoktan yeni bir filiz yeşerdi kadının yüreğinde.
Evine giden yolda şarkılar bile mırıldandı hatta.
Hala hastaydı, oldukça da halsiz lakin artık yaşlı değildi.
Cemre.Y.

16 Ağustos 2019 Cuma

Güneşte Unutulmuş Atlas Kumaş

...Güneşte Unutulmuş Atlas Kumaş...
Hoş geldin yalnızlığımızın beş duvar hali!
Yabancılama bizi,
Gel buyur, derin bir nefes al,
Bir soluklan hele,
Yol yorgunu ayaklarına,
Tuzlu su hazırlayayım dilersen.
Bu saatte sen,
Sade kahve de içmezsin, demli çay da!
Rakı desen...
Bir dünya para!
Ama ben varım bir de tuzlu su,
İstersen...
Serum fizyolojik verdireyim en yakın hastaneden.
Bolca muhabbetin demine de vururuz,
Kan beynine giderken.
Ne çok vakit geçti değil mi bizsiz!
Nicedir hayatlarımızın,
Güneşte unutulmuş atlas kumaş gibi,
Neresinden tutunmaya kalkışsak,
Lime lime elimizde kalan,
Ya sağlam yamalık sunacak,
Ya da elimizde kalacak ihtiyacına,
Deva olmaya çabalıyorduk.
Şimdi durduk yere...
Yeni bir derde de gam eyleme sakın ha!
Merak etme, öyle hiç de...
"Ben demiştim sana,
O hayat, öyle, atlas kumaş erimişse,
Yamalık tutmaz" demeyeceğim.
Sen bensizken neler ettin bilemem,
Hele anlatacaksın nasılsa da...
Ben sensizken...
Nice salise, nice saniye, nice dakika,
Nice saat, nice gün, nice hafta...
Nice ay...
Ve de nice sensiz yıldızlarca seninle yüzleştim.
Evet haklısın!
Ara sıra, bazı bazı,
Hatta sık sık gecelerimi yokladığını fark ettim.
Ve affet!
Sadece o geceler evimin dış kapısını kilitledim,
Anahtarı da yan çevirerek içimize girmeni istemedim.
Öyle ya herkes kendi yolunu,
Bir şekilde artık bizsiz çizmeli,
Ya da gelecekse de artık bir tastamam gelmeliydi.
O "Tastamam!" da milyonlarca kişiye göre,
Epeyce de göreceli bir kavramdı elbette ki!
En azından bütün psikoloji, bütün hiyerarşi
Ve en azından,
Bizsiz yazılan...
O bütün şiirlerimizin etiminoloji kitapları...
Yalnızlık ve kurtulmanın çarelerini,
Saydırıyordu sıradan!
Sensizken!
Milyon tane şiir yazmışım doğumumdan itibaren,
Bazılarının harflerini düzenledim,
Bazılarının kelimelerini.
Bazılarının...
Cümleleri yeterince devrik değildi iyice devirdim.
Bazıları anlamlarının özünden uzaktı,
Eklenti şiirler yazdım.
Hoş geldin yalnızlığımızın beş duvar hali!
Yabancılama bizi,
Gel buyur, bir derin nefes al,
Bir soluklan hele,
Yol yorgunu ayaklarına tuzlu su hazırlayayım dilersen.
Bu saatte sen,
Sade kahve de içmezsin, demli çay da!
Rakı desen...
Bir dünya para ama ben varım bir de tuzlu su,
İstersen,
Serum fizyolojik verdireyim en yakın hastaneden.
Bolca muhabbetin,
Demine de vururuz kan beynine giderken.
Ne çok vakit geçti değil mi bizsiz!
Nicedir hayatlarımızın,
Güneşte unutulmuş atlas kumaş gibi,
Neresinden tutunmaya kalkışsak,
Lime lime elimizde kalan,
Ya sağlam yamalık sunacak,
Ya da...
Elimizde kalacak ihtiyacına deva olmaya çabalıyorduk.
Şimdi durduk yere,
Yeni bir derde de gam eyleme sakın ha!
Merak etme, öyle hiç de...
"Ben demiştim sana,
O hayat öyle,
Atlas kumaş erimişse yamalık tutmaz" demeyeceğim.
Haklıymışsın be yalnızlığımın beş duvar hali!
Güneşte ve de zemheri ayazlarında,
Fazlaca kalmış hayatımın ömrü!
Nice altına...
Bembeyaz bulutlar gibi pazen basmalar diksem de,
Nice de üstüne...
İğne oyası nakışlar işlemeye çalışsam da olmadı yani!
Hani tabiri caiz ise...
Kalbim doğduğum andan kırık lakin,
Yüreğim çok üzüldü be!
Eee!
Sen nasılsın, nicedir ahvalin.
Ne bileyim, şöyle...
Kasıklarındaki damarlar atar atmaz,
Kirli çarşaflara koşan herifler değil de,
Kasık sancısıyla yürek yarasını,
Bir teraziye koyan kadınlar tanıdın mı misal!
Ya da ne bileyim şöyle...
Kasıklarındaki sancılar...
Yüreğinin yarasına karışınca,
Farkını fark edemeyen adamlar!
Misal iki kelam arası karşılaşmışsınız,
Senin eril dişil olduğun fark etmeden,
Sen yürekçe anlatıyorsun, o kasıkça...
Yahut tam tersi diyelim insanın hayvani dürtülerinden.
Anlat bakalım karşındaki şiire!
Yürekçe bilmeyene,
Nasıl beyaz sabun kokulu tenler sunabilirim ben.
Gece uzun...
Sustum ben!
Yeter dinlediğin, dinlendiğin lakin...
Bu sefer de sen anlatacaksan...
Rakı olmasa da şuradan iki üç beş bira söyle bari.
O da yoksa...
Uyuyalım mı safi!
He şimdi sen fotoğraftaki o şarap kadehini,
O mumu, o şarabı ve dahi,
Çıplak kadınlı o kül tablamı soracaksan!
Onlar...
Sensizliği aşmaya çalışırken çoktan kırıldılar...
Sitem değil, lakin,
Ey güneşte unutulmuş atlas kumaşım!
Ben senin her solan,
Her solacak, her son olacak an'ına razıydım.
Peki ya sen?
Yarın mı başlarsın yoksa hep mi susarsın.
Biliyorum senin de çok kolay olmadı ömrü hayatın.
Cemre.Y.

29 Nisan 2019 Pazartesi

Rengarenk Renkler

...Rengarenk Renkler...
Benim sadece güneşe ve renklere ihtiyacım vardı,
Fark etmezdi ki yerleri,
Yağmur sonrası çıkacak gök kuşağında da olabilirdi,
Sahil kenarı ayağıma takılacak istiridye kabuklarında da!
Ya da ne bileyim,
Issız bir ressamın gün doğumunu resmettiği,
Rengarenk renklerin karıştığı o tuvalde de!
Fark etmezdi ki.
Benim sadece, akşam olunca yitip gitmeyecek güneşe...
Benim sadece...
Gün yerini geceye terk ettiğinde yitip gitmeyecek renklere...
Benin sadece...
Bazı rüyaların gerçek olabileceğine inanmaya ihtiyacım vardı!
Oysa mütemadiyen her gece,
Güneş bana bakan yüzünü geceye terk ettiğinde,
Gece, hep renklerimi çaldı.
Gecelerin de renkleri vardı oysaki,
Gün griye terk edip geceyi siyaha keserken,
Misal birkaç mum alevi, iki kadeh kıpkırmızı şarap,
Ne bileyim üstüne sere serpe yerleşiverecek mavi bir peluş…
Fark etmezdi ki yerleri,
Misal o gece de koynunda yatacak biricik yavrunun,
Uykuya doğru yol alırken gözüne çarpan, o son dalgalanışıyla,
Aralara serpişmiş güneş sarısı saçları.
Sana yoldaş olmuş teninin, kalp atışının kokusu…
Gecenin renkleri…
Yanında kimin olursa olsun rüyasında seni sayıklamasıdır aslında.
Oysa gece hep…
Benim bütün, rengarenk, renklerimi çaldı.
Benim sadece güneşe ve renklere ihtiyacım vardı,
Fark etmezdi ki yerleri,
Yağmur sonrası çıkacak gök kuşağında da olabilirdi,
Sahil kenarı ayağıma takılacak istiridye kabuklarında da!
Ya da ne bileyim,
Issız bir ressamın gün doğumunu resmettiği,
Rengarenk renklerin karıştığı o tuvalde de!
Fark etmezdi ki.
Benim sadece, akşam olunca yitip gitmeyecek güneşe...
Benim sadece...
Gün yerini geceye terk ettiğinde yitip gitmeyecek renklere...
Benim sadece...
Bazı rüyaların gerçek olabileceğine inanmaya ihtiyacım vardı!
Cemre.Y.

3 Ağustos 2018 Cuma

Sevin Ulan Hayatı

...Sevin Ulan Hayatı...
Her gün...
En az bir tanecikden fazlaca
Yeni şeyler öğrenmeye ön yargısız açık olun.
Hiç duymadığınız bir kelimenin anlamını merak edin mesela!
İlk uygun cümlenizde de kullanın.
(Daha çok kitap okumanız gerek.)
Sevin ulan hayatı çabucak!
Ellerinizde oyuncak olan o akılı telefonlarınızın
Bir özelliğini daha merak edin mesela!
İlk uygun anınızda da kullanmaya başlayın.
(Teknolojiye açık olmanız gerek.)
Sevin ulan hayatı çabucak!
Ukalalığın sınırı yok elbette, merak etmeyin.
Her gün kendinize yeni bir ukalalık edinin mesela!
Ukalalığın, aslında yeterince bilmediğiniz bir konuda,
Hiç fikri olmayana çok bilmişlik taslamak değil de,
Bildiklerini öğretmenin hazzı olduğunu öğrenin mesela!
Ama öğretirken, öğreten kadar,
Tevazulu özenli ve heyecanla!
Sevin ulan hayatı çabucak!
Benim gibi görebilmeyi deneyin bir kerecik!
Pencerelerinin kapalı halinden, açık halinden içeriden.
Pencerenin kapalı halinden, açık halinden dışarıdan.
Sağından, solundan, köşesinden, perdelisinden,
Perdesizinden bakmayı öğrenin önce!
Elbet bir ya da birkaç açıdan görebilirsiniz hayatı!
Üstelik!
Yeterince uslu bir çocuk olursanız
Bütün bunları yalnız yapmayabilirsiniz!
Hatta tepenizdeki asma yapraklarının ardına saklanmış
Bir türlü olmayan üzümlere artık
"Ne üzüm oluyor, ne şarap,
Ne bağ, ne bahçe ne gereği vardıysa?" ya bile
Kızmaktan vazgeçip
Onların rüzgarla salınan yapraklarının altında
Hala sevinçle saklambaç oynayan salkımlarını görebilirsiniz.
Öyle ya!
Üzüm olsaydı, şarap olsaydı,
Bağ olsaydı, bahçe olsaydılar...
Yeterince uslu çocuk olup
Rüzgarda salınan yaprakların arasında
Heyecanla saklambaç oynayamayacaktılar!
Ne olmuş kimsenin midesine inmeden,
Onca zaman çocuklar gibi şen,
Hayata ne geç,
Ne de çok erken öylece salınıp duruyorduysalar!
Ne olmuş yani bir tek ben anladıysam onları sonunda!
Hem de bütün hayata,
İnadına,
İnatçı bir zaferle tebessüm ederek!
Sevin ulan hayatı çabucak!
Cemre.Y.

22 Aralık 2017 Cuma

Sen Bir Gel

…Sen Bir Gel…
Minel Aşk'ın
Sevda yüklü şarabını içeceğim,
Yanaklarının gül gamzelerinden.
Sen bir gelsen...
Sen bir gel sen…
Sen bir gel...
Cemre.Y.

20 Aralık 2017 Çarşamba

Bütün Suç Benimdi

...Bütün Suç Benimdi...
"Şarap ve sen..." dedi adam,
"Gönül iki kadeh rakı isterdi..." dedi kadın.
İkisi de kendisiydi.
Aynadan yansıyan yüzüne gülümsedi.
Gözleri kan çanağıydı...
Bunu ömrü boyunca aynı sarhoşluğunda,
Bir tek insan gördü...
Zira kendi göz bebeklerinin nice kaydığının,
Hiç de farkında değildi,
En fahişesi bile o üzülmesin diye susmuştu...
Şimdi neden ki bütün sonuçsuzluklar.
Zira haksızlıktı bu bütün suç benim olmasındı!
Cemre.Y.

8 Aralık 2017 Cuma

Mantarlı Şarap

...Mantarlı Şarap…
Ben ki, şarap içmek istediğimde,
O şarap şişesinin,
Şarabımı tıkayan mantarını
Üstelik binbir sabır, zahmet ve eziyetle,
Her modelini ve cinsini denediğim
O lanet tirbuşonlarla açamayınca,
Tam ortasına tornavida geçirip
Kafasına kafasına
Ekmek tahtasıyla vurmak suretiyle
Şarabı bir de
Mantarlı deneyen insanım!
Peh!
Benimle mi sorunsuz ve sonsuz
Bir ilişki kurulamıyor muş!
Gülerim tabi.
Geceleri diyorum
Bir kere olsun,
Gökyüzüne gülümseyin,
Zira sizi çekiyor yıldızlar!
Cemre.Y.

12 Kasım 2017 Pazar

Sen Diye Bir Şey Olmadı Ki Hiç

...Sen Diye Bir Şey Olmadı Ki Hiç…
Sen şimdi, içinde sevda geçen her şarkı,
Sana bir namemdir sanacaksın ya,
Bundan sonraki her sözüm, her gülüşüm,
Sana bir inat, sana bir ima sanacaksın ya.
Her hüznüm, her suskunluğum,
Her damla gözyaşım sana sanacaksın ya.
İşin aslı öyle değil işte!
Sen diye bir şey hiç olmadı aslında.
Bütün suç kadehimde,
Sen yine sanacaksın ki suç,
Kadehin içindeki kırmızı şarapta.
"Bensizlikten yine kadehlere sarıldı." diyeceksin kim bilir...
Bütün düşüncen ve cümlen bu kadar sığ ve basit olacak.
Ah şu en öne bağdaş kurmuş,
Bitmek, gitmek bilmeyen yargılarınız!
Bilemediniz ki ben hiçbir zaman
O kadar yüzeysel olamadım.
Ben hep derin denizlerin karanlığındaki
Bir ışık sızıntısının peşindeydim.
Zaten o yüzden hep bir tek nefesine muhtaçtım.
O yüzden hep üşüyordum,
Sıcaklığına muhtaçtım.
Yalnızlığımın dehlizleri yokluk gibiydi.
Varlığına muhtaçtım.
Senin varlığına bir kez daha inanmak için kokuna muhtaçtım.
Sen anlayamadın ki bunları hiçbir zaman.
Zaten sen diye bir şey olmadı hiç.
Ben derin denizlerin karanlığındaki o rüyayı sen sandım.
Bir ömre yetecek sandığım derin bir nefes aldım dudaklarından.
Bir daha üşümem sandığım kadar ısındım kollarında.
Bir başkası olmayacak sandığım kadar doydum varlığına.
Kokladım, sarıldım, sevdim, çok sevdim.
Bak şimdi nefes alabiliyorum sensiz,
Uyandım yeni bir sabaha sen yoktun,
Sen diye bir şey hiç olmadı ki.
Bütün suç şarap kadehimin üzerindeki asma yapraklarında.
Bütün suç üzüm salkımlı kadehimin dökme demirli motifinde.
Bütün suç derinden gelen "Kara Sevda." şarkısının nağmelerinde.
Yoksa kim ağlar ardından.
Çoktan bitmiş bir daha görülmeyecek o son rüyanın.
Ağlarsam kaderime ağlarım, yoksa sen diye bir şey olmadı ki hiç!
Cemre.Y.

11 Kasım 2017 Cumartesi

Yüreği Kırık Kayık

…Yüreği Kırık Kayık…
Yüreğimi evimin kilidine
Asıp da gelmeseydim
Kim bilir bu yakamoz ışıltılarının
Aşka şavkının vurduğu
Şu yüreği kırık kayıkta
Şarap olur öpüşürdük dudaklarınla
Dudaklarını da geçtim sevgili
Kim bilir ne de güzel susardık
Gözlerimizde yıldızlar dilek tutarken.
Kilit evimde, anahtar,
Yüreği kırık kayığın
Bir damlayla süzülen
O hüzzam makamının son nağmesinde...
Olmadı işte yine...
Kitaplı, kitapsız ama
Ama sınırsız yürekli şiir dostları ile birlikte.
Cemre.Y.

4 Kasım 2017 Cumartesi

Şarap...Ve Sen

...Şarap...Ve Sen...
Şimdilerde her hayattan yorulduğunda kadın.
Güzel bir müzik seçiyor kendine,
Uzatıyor ayaklarını,
Kapatıyor gözlerini dünyaya,
Kan kırmızı iki kadehi uzatan bir çift el,
Ve ateş bakan derin bir çift göz ile,
Bir tek cümlenin ses bulduğu ana dönüyor...
"Şarap ve sen...." diyor sevdiceği...
Zaman donuyor anda.
Gözlerini yeniden açtığındaysa,
Artık o anı yaşıyor olmasa da,
İhtimaller var ya.
Onunla, anların sonsuzluğudur bu!
Yalnız onunla.
Yaşananların, daha yaşanacak “Neler?” li ihtimalleri!
Uzun zamandır adını merak etmiyor kadın,
Hem de hiçbir şeyin.
Yaşıyor işte...
Üstelik artık yorgun da değil hayattan.
Cemre.Y.

31 Ekim 2017 Salı

Siyah Gece

...Siyah Gece...
Gün ortasında bütün perdeleri kapattı kadın.
Dış kapıyı içeriden kilitledi,
Bir kadeh kırmızı şarap koydu, iki mum yaktı,
Bilgisayarına hoparlörü taktı Andrea Bocelli'nin,
"Besame Mucho" sunu son ses açtı.
Sonunda iki ayrılıktır,
Boğazında düğümlenen hıçkırık,
Gözlerinden nihayet damlayacaktı.
O şarkı bitti...
Başka bir şarkı açtı,
Bitti...
Bir başka şarkı daha...
O yaş bir türlü akmadı.
İlk ağlayamadığında aşkı bitmişti.
Şimdi de sevdası.
Anlamsız bir melodiyle irkildi!
Telefonun ucundaki ses...
"Nihayet yeniden buldum telefon numaranı!" diyordu.
""Tam altı yıldır, her yerde seni izledim,
Bana "Hayır" dediğin günden beri,
Tam tamına iki sevda eskittin,
Hala mı "Hayır" yüreğindeki yerim"" diyordu.
Kadın müziği susturdu, perdeleri açtı, mumları söndürdü.
Ve tek bir cümle söyledi,
"Çok yıllık şarabında var mı?"
Adam; "Altı yıllık var ama istersen,
Daha eskisini de bulurum" diye,
Sesinde heyecanıyla,
Bir sürü daha cümle sıraladı.
Kadın usulca soyundu,
Siyah derin dekolteli elbisesini giydi,
Sade bir makyaj yaptı, kırmızı rujunu sürdü,
Kırmızı siyahlı sivri topuklu ayakkabılarını tıngırdatarak,
Yavaşça merdivenlerden dışarı süzüldü,
Kapının önünde onu bekleyen,
Siyah arabaya usulca yerleşti.
Gittikleri yerde, denizin dalgaları,
Köpüre köpüre sahili dövüyordu.
Kadın balkona çıktı, bir sigara yaktı,
Deriin bir nefes çekti.
Adam gelip beline sarıldı kadının,
Usulca onu içeri çekti veee...
Sonra bütün perdeleri kapattı adam.
Dış kapıyı içeriden kilitledi.
İki kadeh kırmızı şarap koydu, iki mum yaktı,
"Müzik ister miydin?" dedi adam.
Kadın yutkunarak; "Gerek yok!
Müzik benim içimde" dedi.
Adam bunu açık bir davet olarak algıladı.
Ve kadının içindeki bütün notaları.
Teninin her hücresinde aramaya başladı.
Kadın sonunda ağladı...
Adam bunu mutluluktan sandı.
O kadar çok seviyordu ki yokluğunda bile kadını!
Yalandan da olsa, onun her şeyine, her anına, razıydı.
Cemre.Y.

16 Eylül 2017 Cumartesi

Özlemedim Mi Sanıyorsun

...Özlemedim Mi Sanıyorsun...
Özlemedim mi sanıyorsun?
Seni değil be can içim...
Gözlerinin harelerinde saklı yakamozlarını.
Gülüşünde gül kuruttuğum gamzelerini,
Özlemedim mi sanıyorsun?
Seni değil be can içim...
Hani gözlerimi kapatıp,
Ellerimle yüzünü ezberlerken
Öptüğüm burnunun ucunu.
Dudaklarının
O, en eski şarap tadını.
Özlemedim mi sanıyorsun?
Seni değil be can içim...
Sana teslim olduğumda,
Kulağıma fısıldadığın
Ayıplı sözlerden hemen önceki,
Billur gibi, yüreğime akan sesini.
Özlemedim mi sanıyorsun?
Seni değil be can içim...
Terinin tenimi içine çekmiş tuzunu.
Şiir içi şiir oluşumuzu.
Özlemedim mi sanıyorsun?
Seni değil be can içimmm...
Sana her apansız gelişimde,
Yabancın olmadığımı anlayana kadar,
Yüreğine saplanan o korkuyu değil ama!
Çocukluğunun elma şekeri verilmiş sevinçlerini.
Artık ne fayda!
Gelmedin ya bir kere olsun sen bana...
Saçlarımı bekliyorum.
Beni en ilk,
En sevdiğin yere kadar uzasın hele.
Hani sırf sana sanmıştın
Onları yok edişimi bile!
Sen bana hiç gelmedin ya bi kere!
Gelirim yine!
Bu sefer...
Sana İstanbul kadar uzaktan bakarım,
İçinin şiir özündeyken ben.
Mademki kadir kıymet bilmiyorsun.
Özlemem artık bundan sonra,
Hiçbir şeyini!
Cemre.Y.

6 Eylül 2017 Çarşamba

Hiç Yoktan!

…Hiç Yoktan!...
Aynı şehire aidiyetteyiz ama
Unutmadım!
Bizim hayal bulutlarımız farklıydı.
Benim vatanım senken,
Senin ülken hep ayrıydı!
Ama…
Üzülme be adam!
Şimdilerdeyse…
Senin ülkende yağmur bittiyse
Ödünç verebilirim
Gözyaşlarımdan!
Hiç yoktan…
Şarabına mey edersin yine
Yaşım süzülürken kirpiklerimden.
Hiç yoktan!
Yine birilerine,
"Şarap ve sen!"dersin.
Sonra unutur gidersin.
Çok sonra anlar o biri de
Benim gibi sana dair,
"Hiç yoktan!" olduğunu…
Cemre.Y.

2 Eylül 2017 Cumartesi

Asayiş Berkemal

...Asayiş Berkemal...
Zaman aşımınca eder'li
Kişiliğime haylice zarar bedelli
Pahalı şaraplarınız sizin olsun bayım
Sizin olsun boğaz manzaraları yemeğin sebepleri!
Sizin olsun o en sevdiğim
Kız kulesinin en özel mekanında yemekleri.
Sizin olsun...
Uğruna suskun şiirlerimi dizdiğim
Galata'mın en tepesi...
Sonu dikdörtgen
Rengi hiç fark etmeyen
O çarşaflar sona sebepse eğer!
Ben biramı,
Boğazın altındaki o belediye bankında içer,
Çayımı,
Kız kulesinin gerdanında yudumlar,
Galata'mın dibinde de simidimi yerim.
Sonra da evime döner
Penceremin tüllerinden
Kendi kendimi toplayıp,
Kendime gelin ederim!
Asayiş yine berkemal yani
Yine yani...
Hem de sizsiz!
Cemre.Y.

27 Ağustos 2017 Pazar

Şarap Vee...Sen

...Şarap Vee...Sen...
Tüm hazırlıklarını yaptı kadın.
İki dirhem, bir çekirdekti,
O kan kırmızı elbisesini bile giydi üstelik!
Boynunun arkasından,
Sırtının epeyce açıklarına inen,
Swarovski taşlı zincirlerini, uçuşarak savururken,
Gören de, boğaza yemeğe gidecek sanırdı!
Siyah, sivri topuklu ayakkabılarını giydi zarifçe.
Nicos'un Secret Love'unu
Son ses açmadan önce!
Hafif bir öç gülümsemesi beliriverdi yüzünde,
Sessizce mırıldandı,
İlçesinin çatılarının kiremitlerine;
"Ben de sizin dilinizi hiç sevemedim oh olsun!" diye.
Oysa gerçekten de geç kalmamalıydı...
Zira!
Can-ı boğazına çeyrek vardı.
Oysa sadece!
Çokça ait olduğu şu "İstanbul!" denen şehrin,
Hiç de ait olmadığı ilçesinin terasındaydı...
Yapayalnız...
Yani, kendisiyle randevusu vardı kadının.
Geç kalsaydı canın...
Az daha, canı gidecekti!
Aceleyle iki de şamdan koyuverdi sehpasına,
Belli ki yine geceye kalacaktı,
Yerleşti yerine,
Harladı sönmüş sigarasını,
Uzattı üzüm dökmeli antika kadehini boşluğa!
"Şarap vee..." dedi yutkundu.
Kendi kendine gülümsedi kadın...
Sonra;
"Ben!" dedi kadın...
Bu sefer küfür etmedi ama valla!
Olamayan üzümün suçu neydi ki?
Suç;
Bir yerlerde yine!
Günahsızların boğazını kesmekteydi.
Sarılamayan asma yaprağının günahı ne!
Günah;
Gençlik başında pespembe bulut!
Bir yerlerde bila-bedelsiz sevişmekteydi.
Zamandı bütün mesele...
Ya an olup gelmeli,
Ya da kayıp ruhumun sesi olup,
Beni en suskun zamanımda
Benle baş başa basmalıydı.
Cemre.Y.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Sahi…Şimdi Nasılsın?

...Sahi…Şimdi Nasılsın?...
Ve sonra yine seni özledim,
"Şarap ve sen." deyip susuşunu.
Suskunluğunun...
En uzun hayat hikayesini dudaklarının gül kıvrımından,
Taze bir aşk baharı giziyle,
Yudum yudum içişimi özledim.
Seni, yanından ayrılır ayrılmaz çok özledim.
Duydum ki sonunda aşık olmuşsun bir hatun kişiye,
Tam sevinecektim artık mutlusun diye,
Yolunda gitmemiş yine işler,
Yine ayrılmışsın ondan da yine kızıl gezegenini özleyip,
Sahi şimdi nasılsın?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...