...Benim Adım Kız Kulesi...
Uzun uzun tanışmasak olur mu bu sefer!
Misal benim adım Kız Kulesi olsun,
İçimin dibini merak edersen,
Tavanındaki Piri Reis haritasına bir bakış atıver desem!
Ve sen artık,
Salacak merdivenleri yerine içimin derinini duy desem!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki Piri Reis haritası gibiyim.Dışım'la o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Cancağızım! Sana, her gün bakıp yüzünü çevirdiğin aynandan sesleniyorum, gözlerinin içine bakıyorum, buradayım, tam karşında, artık yalnız değilsin, artık yalnız değilim, artık dostuz. Sanki böyle bahçendeki erik ağacı çiçek açmış da sen karpuza aş eriyormuşsun gibi bi duygu bu... Hoş geldin madem! (Yazdıklarım bana aittir çalmayın, adımla beraber paylaşın olur mu canlarım.) Cemre.Y. #Tipinifavladığım
piri reis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
piri reis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Şubat 2019 Salı
Benim Adım Kız Kulesi
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
11 Şubat 2019 Pazartesi
Biz Ne Zaman?

…Biz Ne Zaman?...
Ey benim,
Şakağına düşmüş dalgalı zülüflerine kurban olduğum,
Ey benim,
Objektiflere her bakışında gözlerinden vuslata hasret okuduğum.
Ey benim, kaşı, gözü, yüzü apayrı birer hilal'im, gül cemalim!
Söyle...
Söyle ne vakit dolacak benim sensizliğim?
Ne vakit...
Burnumun direği sızlayıp sızlayıp,
Boğazımda yutkunulamayan o yumru kalmayacak,
Ne zaman kokunla dolacak yeniden!
Söyle...
Söyle ne vakit bitecek benim,
Karşıdan bakılıp durulan o Kız Kulesi duruşum,
Biz ne zaman tavanındaki Piri Reis haritasına bakıp bakıp,
Dudaklarımızı mühürleyeceğiz yeni bir geleceğe!
Cemre.Y.
Labels:
burnumun direği,
dalga,
dudak,
harita,
hasret,
karşı,
kız kulesi,
koku,
mühür,
piri reis,
vakit,
vuslat,
yeniden,
zaman
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
8 Şubat 2019 Cuma
Nihayet Bitti
...Nihayet Bitti...
Uzun uzun mısralarıma şiir şiir dokudum,
Ömrümün son kırk dört yılını.
Geçmişimin çoğunluğu acı yazgılı anılarını da,
Can kırıklarımı, hayal kırıklarıyla bir araya getirip,
Kağıttan bir gemi yapıp içine doldurdum.
Kız Kulesine bir selam çakıp Salacaktan denize saldım.
Nihayet bitti, ne geçmiş kaldı ne de gelecek kaygısı,
Artık önemli olan "Şimdi."
Cemre.Y.
Uzun uzun mısralarıma şiir şiir dokudum,
Ömrümün son kırk dört yılını.
Geçmişimin çoğunluğu acı yazgılı anılarını da,
Can kırıklarımı, hayal kırıklarıyla bir araya getirip,
Kağıttan bir gemi yapıp içine doldurdum.
Kız Kulesine bir selam çakıp Salacaktan denize saldım.
Nihayet bitti, ne geçmiş kaldı ne de gelecek kaygısı,
Artık önemli olan "Şimdi."
Cemre.Y.
Labels:
acı,
bitti,
can kırıkları,
deniz,
geçmiş,
gemi,
hayal,
kız kulesi,
mısra,
nihayet,
ömrüm,
piri reis,
şiir
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
29 Ocak 2019 Salı
İnsanları Özlüyorum Ömrümün Ruhunu Bilmeyen İnsanları
…İnsanları Özlüyorum Ömrümün Ruhunu Bilmeyen İnsanları…
Bir insanın hayatındaki tesadüfler asla tesadüf değildir!
Sizce de öyle değil mi?
Film repliği gibi oldu ama öyle esiyor ruhum bu akşam.
Film repliği olan şu cümle misal;
"Üst üste…
Hep aynı yerden,
Hiç durmadan açılan bir yara!"
Ne kadar da kabullenişe hazır bir cümle oysa!
İnsanları özlüyorum epeydir, ömrümün ruhunu bilmeyen insanları.
İnsanları özlüyorum ve şefkat dolu seslerini.
Ama yüreğim ne vakit bir insana çarpsa!
Hep bir yürek yanılgısı yakınmaları.
Ne kadar çok yormuşum insanları ah yüreğimin yıkıntılarından!
Artık ne hatırlamak, ne hatırlatmak!
Ne duymak, ne duyurmak, ne de görmek istemiyorum!
Soran olursa ben artık, çocukluğumdan kalma
Tek kare incecik dilimli üzümlü keki de artık sevmiyorum.
Ama insanları özlüyorum hala, ömrümün içini bilmeyen insanları!
Mesela, bir hafta sonu akşamındaki İstiklal Caddesi insanlarını,
Misal bir bahar akşamı, salacaktan Kız Kulesine bakıp,
Karşıdan karşıya geçer gibi sevmeyi, denemek isteyen,
Oraya kadar…
Sadece tavanındaki Piri Reis haritasını görmeye giden insanları!
Cemre.Y.
Bir insanın hayatındaki tesadüfler asla tesadüf değildir!
Sizce de öyle değil mi?
Film repliği gibi oldu ama öyle esiyor ruhum bu akşam.
Film repliği olan şu cümle misal;
"Üst üste…
Hep aynı yerden,
Hiç durmadan açılan bir yara!"
Ne kadar da kabullenişe hazır bir cümle oysa!
İnsanları özlüyorum epeydir, ömrümün ruhunu bilmeyen insanları.
İnsanları özlüyorum ve şefkat dolu seslerini.
Ama yüreğim ne vakit bir insana çarpsa!
Hep bir yürek yanılgısı yakınmaları.
Ne kadar çok yormuşum insanları ah yüreğimin yıkıntılarından!
Artık ne hatırlamak, ne hatırlatmak!
Ne duymak, ne duyurmak, ne de görmek istemiyorum!
Soran olursa ben artık, çocukluğumdan kalma
Tek kare incecik dilimli üzümlü keki de artık sevmiyorum.
Ama insanları özlüyorum hala, ömrümün içini bilmeyen insanları!
Mesela, bir hafta sonu akşamındaki İstiklal Caddesi insanlarını,
Misal bir bahar akşamı, salacaktan Kız Kulesine bakıp,
Karşıdan karşıya geçer gibi sevmeyi, denemek isteyen,
Oraya kadar…
Sadece tavanındaki Piri Reis haritasını görmeye giden insanları!
Cemre.Y.
Labels:
akşam,
cadde,
cümle,
film,
harita,
insan,
İstiklal Caddesi,
karşı,
kız kulesi,
ne kadar,
oysa,
ömrüm,
öyle,
piri reis,
ruhum,
şefkat,
tavan,
yara,
yüreğim
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
17 Aralık 2017 Pazar
Meridyen
...Meridyen...
Nerenden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Senle ben...
Sen, Kız Kulesi...
Ben, tavanınındaki Piri Reis haritası!
Dışımla o kadar meşguller ki,
İçimin içini bir gören varsa,
O da, en çok, sen'sin.
Yahut...
Sen, yine Kız Kulesi
Ben, eteğinin bir köşesindeki
O hiç görülmeyen deniz feneri!
Dışınla o kadar meşguller ki,
İçinin içini bir gören varsa,
O da, en çok, ben'im.
Neresinden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Ama yine de bir tastamam,
Bir türlü, kavuşamadık gitti.
Cemre.Y.
Nerenden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Senle ben...
Sen, Kız Kulesi...
Ben, tavanınındaki Piri Reis haritası!
Dışımla o kadar meşguller ki,
İçimin içini bir gören varsa,
O da, en çok, sen'sin.
Yahut...
Sen, yine Kız Kulesi
Ben, eteğinin bir köşesindeki
O hiç görülmeyen deniz feneri!
Dışınla o kadar meşguller ki,
İçinin içini bir gören varsa,
O da, en çok, ben'im.
Neresinden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Ama yine de bir tastamam,
Bir türlü, kavuşamadık gitti.
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
9 Aralık 2017 Cumartesi
Soran Olursa
...Soran Olursa...
O bana oradan...
Sabah akşam, bir "Caniçim!" diyordu,
Bana cennetin her katı, kat kat seriliyordu.
Ruhumda kelebekler uçurup,
Kalbimin kafesini sevdama dar ettirip,
Kaburgalarımı yerlerine sığamaz ediyordu.
Öyle mısralar dolusu cümleleri
Bana şiir etmesine gerek yoktu...
Cümleler dolusu güzel harflereyse
Hepten alışıktım zaten...
Hele hele...
Önemli değildi,
Kaç kere sevişebildiğimiz!
Yazılamayan,
Hiç de yazılamayacak olan tek şiirimdi işte.
Yokluğunda sığamıyorken,
Ciğerlerime tek nefesim.
Şimdi...
Dilim nasıl varsın,
"Bitti, gitti...
Çoktan unuttum onu!" demeye...
Hani yerini soran olursa,
Hala, sağ elimin içinde, tam solumda.
İstanbul'umsa hala,
Kız Kulesinin tavanındaki,
Piri Reis haritasının yıldızında.
Cemre.Y.
O bana oradan...
Sabah akşam, bir "Caniçim!" diyordu,
Bana cennetin her katı, kat kat seriliyordu.
Ruhumda kelebekler uçurup,
Kalbimin kafesini sevdama dar ettirip,
Kaburgalarımı yerlerine sığamaz ediyordu.
Öyle mısralar dolusu cümleleri
Bana şiir etmesine gerek yoktu...
Cümleler dolusu güzel harflereyse
Hepten alışıktım zaten...
Hele hele...
Önemli değildi,
Kaç kere sevişebildiğimiz!
Yazılamayan,
Hiç de yazılamayacak olan tek şiirimdi işte.
Yokluğunda sığamıyorken,
Ciğerlerime tek nefesim.
Şimdi...
Dilim nasıl varsın,
"Bitti, gitti...
Çoktan unuttum onu!" demeye...
Hani yerini soran olursa,
Hala, sağ elimin içinde, tam solumda.
İstanbul'umsa hala,
Kız Kulesinin tavanındaki,
Piri Reis haritasının yıldızında.
Cemre.Y.
Labels:
cennet,
cümle,
etme,
harita,
İstanbul,
kaburga,
kafes,
kalbim,
kelebek,
kız kulesi,
mısra,
piri reis,
sevda,
şiir,
tavan,
yıldız
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
11 Temmuz 2017 Salı
Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni
...Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni...
Sende, üç yaşındaki o kız çocuğunun bulduğu güven.
On üçündeki hırçın, asabi, ergen, kemikleri ağrıya ağrıya,
Büyümeye çalışan o küçümen annesiz kızın,
Bir ömürlük zamanından çaldığı sabır.
Yirmi üçündeki o genç kızın bulduğu evcilikli hayaller sonucu,
Kucağında gözleri yosun mu yosun feza güzeli bir kız bebe.
Otuz üçündeki o kadının onca yitirdiklerinden sonra bulduğunu sandığı,
İllegal bir aşkın esiri fanteziler, yeni evcilikli bütün hayaller.
Kırk üçündeki o hatunun hiç karşılık veremeyeceği birinde bulduğu sevgi.
Elli üçündeki o eşin artık ummaktan yorulup ansızın yoluna çıkan sadakat.
Atmış üçündeki o yaşlıca çılgın ihtiyarın huysuzluklarında bile bulduğu şefkat.
Yetmiş üçündeki o ihtiyarın,
Anılarına hala inatla gülümseyen çizgili yüzünün an'ı..
Seksen üçündeki o artık hayata yapayalnız vedalaşmaya yaklaşmanın asıl yüzü.
Sende koca bir ömür vardı be sevgilim, be sevdiceğim!
Hiç yoktan, "Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni." vardı ama…
Bu hayalde "Ben" kesin vardım,
“Sen” hiç yoktun ki zaten, "Biz" diye hiç kimsem, hiç olamadı.
Sen ki dünya alemin sevdalısı olduğu o Kız Kulesi,
Bense dibindeki hiç kimsenin görüp önemsemediği,
Hiçbir gerçek sevdaya dair, bir essahından, bir şiir bile edemediği,
Senin ışıkların gölgelenmesin diye!
Artık ışığı bile yandırılmayan eteğinin ucundaki o Deniz Feneri.
Söylesene bir hadi!
Benden başka kim biliyor, kim bakıyordu ki,
Senin tavanında bir çok Piri Reis Haritası olduğunu!
Ta ki ben, "Biz" i ifşa edene kadar hı!
Merak etme hala beni umursamıyorlar, çok da umurum değil hani.
Zira onca umursanmayı bekleyenlerime tercih ettiğim tek sendin.
Çünkü kokun burnumda hala, ve yüzün ezberimde!
Gözümü kapadığımda da,
Gözümü açtığımda da,
Gözümü bir daha açmak istemediğimde de
Koskoca bir anıt gibi yüzüme çarpıyordu duvarların!
Benden tarafın görülmesin diye de
Hiç kimse balkonundan tam tur bir manzara çekmeyi denemiyordu.
Oysa sayemde tavanındaki harita da epeyce de revaçta!
Şimdi mi?
İyiyim ben, merak etme!
Kokun burnumda hala, yüzün ezberimde!
Tam yüzyıldır da artık güvenemiyorum hiç kimseye,
Dalgalar her gün biraz daha saçmalayıp,
Güneş desen her gün biraz daha yakıp,
Temelimizin çoktan sarsık yerinden ayırıyor geçmişimizi.
Kusuruma bakma sevgilim,
Bu sefer beni haber yapacak bütün bültenler,
"Kız Kulesi tehlikede, temeli temelden sarsıldı!
Hani eteğinde hiç kimsenin pek de fark etmediği,
Hani es kaza objektiflerimize takılsa bile
Hiçbir haber değeri yok diye montajlardan sildiğimiz
Terk edilmiş bir Deniz Feneri vardı,
Kız Kulesine bizden çok daha sadıktı,
Sabırdı, ama artık taş bile çatladı.
Şimdilerde Deniz Kulesi öylece akıntıya doğru yol almakta,
Yaşanmışlıklarını saymazsak,
Ömrünün bitmesine de çok yıl vardı oysa!
Hiç yoktan boyundan büyük bir dalga sarstı onu,
Kız Kulesi artık yalnız değildi madem!
Son sözleriyse…
"Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni!" oldu.
Cemre.Y.
Sende, üç yaşındaki o kız çocuğunun bulduğu güven.
On üçündeki hırçın, asabi, ergen, kemikleri ağrıya ağrıya,
Büyümeye çalışan o küçümen annesiz kızın,
Bir ömürlük zamanından çaldığı sabır.
Yirmi üçündeki o genç kızın bulduğu evcilikli hayaller sonucu,
Kucağında gözleri yosun mu yosun feza güzeli bir kız bebe.
Otuz üçündeki o kadının onca yitirdiklerinden sonra bulduğunu sandığı,
İllegal bir aşkın esiri fanteziler, yeni evcilikli bütün hayaller.
Kırk üçündeki o hatunun hiç karşılık veremeyeceği birinde bulduğu sevgi.
Elli üçündeki o eşin artık ummaktan yorulup ansızın yoluna çıkan sadakat.
Atmış üçündeki o yaşlıca çılgın ihtiyarın huysuzluklarında bile bulduğu şefkat.
Yetmiş üçündeki o ihtiyarın,
Anılarına hala inatla gülümseyen çizgili yüzünün an'ı..
Seksen üçündeki o artık hayata yapayalnız vedalaşmaya yaklaşmanın asıl yüzü.
Sende koca bir ömür vardı be sevgilim, be sevdiceğim!
Hiç yoktan, "Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni." vardı ama…
Bu hayalde "Ben" kesin vardım,
“Sen” hiç yoktun ki zaten, "Biz" diye hiç kimsem, hiç olamadı.
Sen ki dünya alemin sevdalısı olduğu o Kız Kulesi,
Bense dibindeki hiç kimsenin görüp önemsemediği,
Hiçbir gerçek sevdaya dair, bir essahından, bir şiir bile edemediği,
Senin ışıkların gölgelenmesin diye!
Artık ışığı bile yandırılmayan eteğinin ucundaki o Deniz Feneri.
Söylesene bir hadi!
Benden başka kim biliyor, kim bakıyordu ki,
Senin tavanında bir çok Piri Reis Haritası olduğunu!
Ta ki ben, "Biz" i ifşa edene kadar hı!
Merak etme hala beni umursamıyorlar, çok da umurum değil hani.
Zira onca umursanmayı bekleyenlerime tercih ettiğim tek sendin.
Çünkü kokun burnumda hala, ve yüzün ezberimde!
Gözümü kapadığımda da,
Gözümü açtığımda da,
Gözümü bir daha açmak istemediğimde de
Koskoca bir anıt gibi yüzüme çarpıyordu duvarların!
Benden tarafın görülmesin diye de
Hiç kimse balkonundan tam tur bir manzara çekmeyi denemiyordu.
Oysa sayemde tavanındaki harita da epeyce de revaçta!
Şimdi mi?
İyiyim ben, merak etme!
Kokun burnumda hala, yüzün ezberimde!
Tam yüzyıldır da artık güvenemiyorum hiç kimseye,
Dalgalar her gün biraz daha saçmalayıp,
Güneş desen her gün biraz daha yakıp,
Temelimizin çoktan sarsık yerinden ayırıyor geçmişimizi.
Kusuruma bakma sevgilim,
Bu sefer beni haber yapacak bütün bültenler,
"Kız Kulesi tehlikede, temeli temelden sarsıldı!
Hani eteğinde hiç kimsenin pek de fark etmediği,
Hani es kaza objektiflerimize takılsa bile
Hiçbir haber değeri yok diye montajlardan sildiğimiz
Terk edilmiş bir Deniz Feneri vardı,
Kız Kulesine bizden çok daha sadıktı,
Sabırdı, ama artık taş bile çatladı.
Şimdilerde Deniz Kulesi öylece akıntıya doğru yol almakta,
Yaşanmışlıklarını saymazsak,
Ömrünün bitmesine de çok yıl vardı oysa!
Hiç yoktan boyundan büyük bir dalga sarstı onu,
Kız Kulesi artık yalnız değildi madem!
Son sözleriyse…
"Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni!" oldu.
Cemre.Y.
Labels:
balkon,
deniz,
ergen,
geçmiş,
gölge,
haber,
harita,
hatun,
hayal,
hayat,
kadın,
kemik,
kız çocuğu,
kız kulesi,
piri reis,
sevgilim,
sevmek,
şefkat,
şiir,
tavan
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
26 Mayıs 2017 Cuma
Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!
...Güvene Dair Hiçbir şey Yok! Kalmadı!...
En son...
İki dilenci kızın dilenen gözlü,
Sözlerine inandığımda,
Henüz on iki yaşındaydım.
Hiç unutmuyorum, birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse,
Azur mavisi!
Kurban bayramının daha,
Birinci gününün öğle sonrasıydı ve ben...
İlk defa en küçük kardeşimizin,
Bütün bayramlarda nasıl olup da,
O kadar bayram parası topladığını öğrenmiş,
Üstelik ilk defa da, param çok olsun diye,
Dileyip yüzümü evde bırakmıştım.
Benden bir küçüğümüyse,
Benlen gelmesine ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
“Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü o bana,
“Öl!” dese an beklemezdim.
Sonunda zengin olacaktım!
Belki de annemi kurtaracaktım ve bizi.
Sonunda her yağmurda,
Kanalisazyondan taşan
Kapıcı dairesinden taşanlardan,
Kurtardıklarıyla girişin bir alt katına,
Üst üste dizilen yataklarımızın,
Üstünden düşme ihtimalimize artık üzülüp,
Elindeki leğeni doldur boşalt yapmayı,
Bırakacaktı annem!
Belki de artık nihayet benim evim...
Yağmurlanmayacaktı!
En küçük kardeşim elinde çikolatalarla,
Türlü cipslerle ağzı yüzü bulaşık,
Karşımızda sırıtıp, biz,
O uzun binalara gidip el öper iken,
Nasıl da evimize terk ettiğimiz yüzümüzün,
Kızardığını görür ve arsız zamparalar gibi,
Henüz küçümen yaşında bize gülerken,
Biz bir küçüğümle önünden geçiyorduk,
Evimizin bir bina ardındaki lunaparkın!
İkimiz de aynı anda aynı hesabı yapıyorduk,
Aynı salisede!
“Binsek ya şu çarpışan arabaya!
Çok azalır mıydı anamıza alacağımız,
Yağmurun kanalizasyon kokusunun,
Uğramadığı o evden!” derken...
Kapısındaydı ramağın o küçümen iki kız,
Başlarken unutuyorum hep de,
Yanılgılarımın bitimindeyse,
Hiç mi hiç unutmuyorum,
Birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse...
Azur mavisi!
Benden bir küçüğüme dedim ki,
“Bütün topladığın harçlıkları da bana ver!”
Verdi!
Çünkü onu ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü ben ona, bana,
“Öl!” dese...
An beklemezdim.
Sırıtık kardeşe de dedim!
“Geri kalan harçlıklarını ver!”
Vermedi.
Ben kaç el öptüm bunca para için,
Biliyomusunuz salaklar,
Size daha arka mahallenin,
Harçlık verenlerini söylemedimkiii!” dedi,
İçi para dolu poşetini toplayıp gitti.
Hiç unutmuyorum!
(Bak bu yalan!)
Şimdi hatırladım,
Poşetinin deliğinden,
Ülker Napaoliten düşmüştü kırmızı kırmızı...
Kendine, teker teker, tek özelliğiyle!
Birini bile, ikimizin bölüşmesine bırakmayıp,
Çamurdakini bile aldıydı!
(İşte şimdi sorasım geldi kızıma ahhh!
Ona, en çok aldığım,
En sona saklayabildiği tek şey olan,
O napolitenleri gerçekten mi çok severdi.
Yoksa ona aldığım ilk çikolata oydu da,
Hepsi bu muydu diye!?)
Ben ablaydım elbet,
Çantamla beraber verdim o suskun bakışlı,
Yalvarış gözlere, ne varsa!
Oysa iki küçüğümdü, meret...
Çikolatalarıysa fena severdi,
Erkek olmasına rağmen!
“Çamuru bile aldı ya abu!” diye,
Hayıflanmasaydı ilk küçüğüm,
Onun son kurşunu da alırdım elbet.
Bir kutu Napoliten’lik ayırdım ona,
Evdeki yüzüne utancımdan!
Gerisini hayatımızı kurtaracak,
Bütün paracıklarımızla beraber,
O iki küçük kıza öylece verdim!
Uçuşarak geçtiler yanımızdan,
Gözleriyle yüzleri gülerken.
Yüreği?
Daha bilmiyordum o zamanlar!
Son cümleyi...
Yutkunuyorum hala,
Her yanılgımın sonunda...
“İkiiii salaaakkk aslancık varmıışşş!
Lunaparkın önünden geçermişşş,
Daha içineeee bile girmedeeennn...
Fakir, fakir olup çıkar, çıkarmııışşş!”
O an...
Bir küçük karındaşımın,
Gözlerinin dibine baktım.
Yutkunmadım.
Ağlamadım.
Evdeki yüzümü, hep nefret ettiğim,
Yağmurların lağımına çoktan atmıştım.
“Onunkisini tertemis yıkadım kıymetlimiisss!
Alnıma astım!
Neden odur ki...
Bunca yıl sonra bile hala...
Alnım ak, başım dik, çenem yukarıda!,, diyebilişim.
Tabi eve gelince bir ton da dayak yedik!
Komşular görmüş ya bizi meğersem!
“Biz nasıl olur da anamız,
Bu binaya el öpmeye bile izin vermezken,
En küçük kardeşimiz, bahçede öylece,
Tek başına oynarken,
O yüksek binalara çıkıp,
Ellerin ellerine dudak sürermişiz!”
En küçük kardeş ak pak,
Güya bize üzgün divanda ayak sallarken,
Neremize gelirse gelsinli,
Bayram dayağımızı afiyesiz yerken biz,
Görüyordum gözlerini, yıldız ne ki,
Güneş ne ki,
Galaksiler sallanıyordu hazlarında!
Benden bir küçüğüm sadece bakardı.
Öyle mazlum gibi bir kedi,
Hiç sızlanmadan, bana, bize hiç hayıflanmadan!
Anlardım göz yüreğinden,
“Abumm! Şu an olsa, yine desen, yine yapardım!”
Şu an bu anıyla bile,
Bu evden gitmem gerektiğine,
Bir kez daha yemin ettim.
Yıllar sonra...
Ben aile binasının en üst katında,
Kendi ellerimle yaptığım evimin terasının,
Ortak meskenindeyim.
Hiç de öyle kocaman bir ilçeden,
Bir arsa parselleyip AVM'lerinden birinin gökdelenine,
Bütün sevdiklerimi dolduramadım.
Arap zengini bir baba da çıkmadı ki karşıma hiç!
Hay!
Ben anamın bana da mayaladığı şu hamura!
Zaten şimdi yokladım da o hayalimi,
Ulan kimse de kalmamış ki!
Avuç içi kadar yüreğimde bile,
Zamanı sonsuz sakin kaç kişi var!
Bir elin parmakları kadar!
Gerekse kaparım yüreğimi avucumla!
İşte bu yüzden o kadar, az sesli söylediğim,
“Orada, Kal!” lar!
Başını hatırlamadığım bir anı bu,
Sonunu belki de hiç toparlayamam,
Nereden doğduğunuysa çok iyi bildiğim!
“Gel!” demem!
Ama “Öl!” deseler, an,
Azıcık sürer bende yalan yok!
Zaten bir küçüğüm bile artık,
Suların akışına sızmaya meyilli!
En küçüğüm mü?
Yooo!
Cumhur-u reis olamadı o!
Masallar hep masaldı ya!
Kral da olamadı o da hükümranlığına!
Biz anamdan gidince,
Zulmedecek kimsesi kalamayınca,
Anam onun zulmünden yorulunca,
Baly çekmeye zaten çoktan başlamıştı!
Yıllar sonra öğrendiydik!
Yıllar sonra bırakmaya kalkmış,
Onu da yıllar sonra öğrendik!
Evlendi sonra,
Çocuk yaptı anamdan bir daire,
Fazla kapabilmek için!
Anam kanserdi, veremedi.
Karısı ikinciye hamile gitti, geldi, gitti...
En son baktı ki anam,
Hayata direniyor gelmedi.
Oysa şimdi öldü anam!
On iki yaşımdan beridir,
Ara da bir görüyorum ben o gözleri,
Rengarenk!
Herkeste, her birinde, kendimde bile!
Neden lens renklerimle iki de bir,
Oynuyorum sanıyordunuz!
Sevmiyor muydum,
Aynadaki gerçek kahverengilerimi!
Deniyorum lanet olsun!
O bakışlardan görebilmeyi!
O bakışlardan olabilmeyi!
Ama ille de akşam oluyor ya,
Ya göz yaşım çok geliyor arada bir,
Ya arada bir es kaza sevincim.
Umursuz çıkartıp koyuyorum,
Onları da kutularına!
Gözlüklerimle iyice görmek için...
Zaten renkleri gibi de,
Sahte göremiyor ki insan.
Karşıdan bakan yanılıyor belli ki,
Arada bir mavili/yeşilli yalana,
Oysa ben hepsini görüyorum.
Çünkü gözlerimin aslı kahverengi!
Bıkmıyordum,
Usanmıyordum kalbimi kendime kırdırmaktan.
İnanmak imandandı, sabretmek dinden.
Arada bir, evimi de seviyordum oysa,
Şimdi hiçbir şey kalmadı.
Cemre.Y.
En son...
İki dilenci kızın dilenen gözlü,
Sözlerine inandığımda,
Henüz on iki yaşındaydım.
Hiç unutmuyorum, birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse,
Azur mavisi!
Kurban bayramının daha,
Birinci gününün öğle sonrasıydı ve ben...
İlk defa en küçük kardeşimizin,
Bütün bayramlarda nasıl olup da,
O kadar bayram parası topladığını öğrenmiş,
Üstelik ilk defa da, param çok olsun diye,
Dileyip yüzümü evde bırakmıştım.
Benden bir küçüğümüyse,
Benlen gelmesine ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
“Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü o bana,
“Öl!” dese an beklemezdim.
Sonunda zengin olacaktım!
Belki de annemi kurtaracaktım ve bizi.
Sonunda her yağmurda,
Kanalisazyondan taşan
Kapıcı dairesinden taşanlardan,
Kurtardıklarıyla girişin bir alt katına,
Üst üste dizilen yataklarımızın,
Üstünden düşme ihtimalimize artık üzülüp,
Elindeki leğeni doldur boşalt yapmayı,
Bırakacaktı annem!
Belki de artık nihayet benim evim...
Yağmurlanmayacaktı!
En küçük kardeşim elinde çikolatalarla,
Türlü cipslerle ağzı yüzü bulaşık,
Karşımızda sırıtıp, biz,
O uzun binalara gidip el öper iken,
Nasıl da evimize terk ettiğimiz yüzümüzün,
Kızardığını görür ve arsız zamparalar gibi,
Henüz küçümen yaşında bize gülerken,
Biz bir küçüğümle önünden geçiyorduk,
Evimizin bir bina ardındaki lunaparkın!
İkimiz de aynı anda aynı hesabı yapıyorduk,
Aynı salisede!
“Binsek ya şu çarpışan arabaya!
Çok azalır mıydı anamıza alacağımız,
Yağmurun kanalizasyon kokusunun,
Uğramadığı o evden!” derken...
Kapısındaydı ramağın o küçümen iki kız,
Başlarken unutuyorum hep de,
Yanılgılarımın bitimindeyse,
Hiç mi hiç unutmuyorum,
Birinin gözleri su yeşiliydi,
Diğerininkiyse...
Azur mavisi!
Benden bir küçüğüme dedim ki,
“Bütün topladığın harçlıkları da bana ver!”
Verdi!
Çünkü onu ikna etmesi,
Tek kelimem kadar kolaydı.
Gel!” demem yeterliydi.
Çünkü ben ona, bana,
“Öl!” dese...
An beklemezdim.
Sırıtık kardeşe de dedim!
“Geri kalan harçlıklarını ver!”
Vermedi.
Ben kaç el öptüm bunca para için,
Biliyomusunuz salaklar,
Size daha arka mahallenin,
Harçlık verenlerini söylemedimkiii!” dedi,
İçi para dolu poşetini toplayıp gitti.
Hiç unutmuyorum!
(Bak bu yalan!)
Şimdi hatırladım,
Poşetinin deliğinden,
Ülker Napaoliten düşmüştü kırmızı kırmızı...
Kendine, teker teker, tek özelliğiyle!
Birini bile, ikimizin bölüşmesine bırakmayıp,
Çamurdakini bile aldıydı!
(İşte şimdi sorasım geldi kızıma ahhh!
Ona, en çok aldığım,
En sona saklayabildiği tek şey olan,
O napolitenleri gerçekten mi çok severdi.
Yoksa ona aldığım ilk çikolata oydu da,
Hepsi bu muydu diye!?)
Ben ablaydım elbet,
Çantamla beraber verdim o suskun bakışlı,
Yalvarış gözlere, ne varsa!
Oysa iki küçüğümdü, meret...
Çikolatalarıysa fena severdi,
Erkek olmasına rağmen!
“Çamuru bile aldı ya abu!” diye,
Hayıflanmasaydı ilk küçüğüm,
Onun son kurşunu da alırdım elbet.
Bir kutu Napoliten’lik ayırdım ona,
Evdeki yüzüne utancımdan!
Gerisini hayatımızı kurtaracak,
Bütün paracıklarımızla beraber,
O iki küçük kıza öylece verdim!
Uçuşarak geçtiler yanımızdan,
Gözleriyle yüzleri gülerken.
Yüreği?
Daha bilmiyordum o zamanlar!
Son cümleyi...
Yutkunuyorum hala,
Her yanılgımın sonunda...
“İkiiii salaaakkk aslancık varmıışşş!
Lunaparkın önünden geçermişşş,
Daha içineeee bile girmedeeennn...
Fakir, fakir olup çıkar, çıkarmııışşş!”
O an...
Bir küçük karındaşımın,
Gözlerinin dibine baktım.
Yutkunmadım.
Ağlamadım.
Evdeki yüzümü, hep nefret ettiğim,
Yağmurların lağımına çoktan atmıştım.
“Onunkisini tertemis yıkadım kıymetlimiisss!
Alnıma astım!
Neden odur ki...
Bunca yıl sonra bile hala...
Alnım ak, başım dik, çenem yukarıda!,, diyebilişim.
Tabi eve gelince bir ton da dayak yedik!
Komşular görmüş ya bizi meğersem!
“Biz nasıl olur da anamız,
Bu binaya el öpmeye bile izin vermezken,
En küçük kardeşimiz, bahçede öylece,
Tek başına oynarken,
O yüksek binalara çıkıp,
Ellerin ellerine dudak sürermişiz!”
En küçük kardeş ak pak,
Güya bize üzgün divanda ayak sallarken,
Neremize gelirse gelsinli,
Bayram dayağımızı afiyesiz yerken biz,
Görüyordum gözlerini, yıldız ne ki,
Güneş ne ki,
Galaksiler sallanıyordu hazlarında!
Benden bir küçüğüm sadece bakardı.
Öyle mazlum gibi bir kedi,
Hiç sızlanmadan, bana, bize hiç hayıflanmadan!
Anlardım göz yüreğinden,
“Abumm! Şu an olsa, yine desen, yine yapardım!”
Şu an bu anıyla bile,
Bu evden gitmem gerektiğine,
Bir kez daha yemin ettim.
Yıllar sonra...
Ben aile binasının en üst katında,
Kendi ellerimle yaptığım evimin terasının,
Ortak meskenindeyim.
Hiç de öyle kocaman bir ilçeden,
Bir arsa parselleyip AVM'lerinden birinin gökdelenine,
Bütün sevdiklerimi dolduramadım.
Arap zengini bir baba da çıkmadı ki karşıma hiç!
Hay!
Ben anamın bana da mayaladığı şu hamura!
Zaten şimdi yokladım da o hayalimi,
Ulan kimse de kalmamış ki!
Avuç içi kadar yüreğimde bile,
Zamanı sonsuz sakin kaç kişi var!
Bir elin parmakları kadar!
Gerekse kaparım yüreğimi avucumla!
İşte bu yüzden o kadar, az sesli söylediğim,
“Orada, Kal!” lar!
Başını hatırlamadığım bir anı bu,
Sonunu belki de hiç toparlayamam,
Nereden doğduğunuysa çok iyi bildiğim!
“Gel!” demem!
Ama “Öl!” deseler, an,
Azıcık sürer bende yalan yok!
Zaten bir küçüğüm bile artık,
Suların akışına sızmaya meyilli!
En küçüğüm mü?
Yooo!
Cumhur-u reis olamadı o!
Masallar hep masaldı ya!
Kral da olamadı o da hükümranlığına!
Biz anamdan gidince,
Zulmedecek kimsesi kalamayınca,
Anam onun zulmünden yorulunca,
Baly çekmeye zaten çoktan başlamıştı!
Yıllar sonra öğrendiydik!
Yıllar sonra bırakmaya kalkmış,
Onu da yıllar sonra öğrendik!
Evlendi sonra,
Çocuk yaptı anamdan bir daire,
Fazla kapabilmek için!
Anam kanserdi, veremedi.
Karısı ikinciye hamile gitti, geldi, gitti...
En son baktı ki anam,
Hayata direniyor gelmedi.
Oysa şimdi öldü anam!
On iki yaşımdan beridir,
Ara da bir görüyorum ben o gözleri,
Rengarenk!
Herkeste, her birinde, kendimde bile!
Neden lens renklerimle iki de bir,
Oynuyorum sanıyordunuz!
Sevmiyor muydum,
Aynadaki gerçek kahverengilerimi!
Deniyorum lanet olsun!
O bakışlardan görebilmeyi!
O bakışlardan olabilmeyi!
Ama ille de akşam oluyor ya,
Ya göz yaşım çok geliyor arada bir,
Ya arada bir es kaza sevincim.
Umursuz çıkartıp koyuyorum,
Onları da kutularına!
Gözlüklerimle iyice görmek için...
Zaten renkleri gibi de,
Sahte göremiyor ki insan.
Karşıdan bakan yanılıyor belli ki,
Arada bir mavili/yeşilli yalana,
Oysa ben hepsini görüyorum.
Çünkü gözlerimin aslı kahverengi!
Bıkmıyordum,
Usanmıyordum kalbimi kendime kırdırmaktan.
İnanmak imandandı, sabretmek dinden.
Arada bir, evimi de seviyordum oysa,
Şimdi hiçbir şey kalmadı.
Cemre.Y.
Labels:
aile,
anne,
bayram,
etme,
gitme,
hiçbir şey,
hüküm,
kanser,
kapı,
karşı,
masal,
mavi,
piri reis,
sabret,
saki,
sus,
üzgün,
yama,
yeşil,
yürek
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
27 Mart 2017 Pazartesi
Kız Kulesinin Tavanı
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki,
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim...
Gören yok!
Cemre.Y.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Aşk Mı, O Ne Ki?
...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...
-
...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben... Ne zaman şiir kuşanacak olsam, Avuç içi kadar bir coğrafyaya, Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma! ...
-
...Öylece...Çekip Gitti... Biz! Birkaç güvercine mukabil razı olduk, "Sevdadandır." dedik. “İmkansızlıktan aşktandır” dedik. ...
-
…Gözlerin Diyorum Adam… Gözlerin diyorum adam gözlerin... Öyle b/akmasalardı yüreğime Şimdi böyle sana, Lal olabilir miydi dillerim... ...
-
...Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni... Karşıdan karşıya geçer gibi sev beni; Önce bana, sonra bana, sonra yine bana bak. Yol'unmuş ...
-
...Gözlerin Diyorum Kadın... Gözlerin...diyorum kadın... İçi cehennem dışı cennetken! Gözlerin diyorum kadın! Annem gibi, kızım gibi, ...
-
...Lal-ü Aşk... Sevgilim... Lal-ü aşk yüklü, Bulutlar geçiyor ömrümüzden. Sanki hiç! Mey dolu ağzından, Dökülmemiş gibisin En ıssız,...
-
...Sevgilim... Yüreğinin gazellerini sakın savurma sevgilim! Bırak kalsınlar, daha ne kadar dağınıksan. Toparlanma öyle hemen, ben geldi...
-
…Misket… Çocukluğumun can kırıntılarında Benim bütün oyunlarda kazandığım misketlerim, Bir kavanozda doluydu Ve mahallenin bütün kö...
-
…Adını İfşa Etme Gizli Yarim… Adını ifşa etme gizli yarim, Ola ki seni, ben gibi sevemezlerse... Sana da, bana da kıyarlar! Etme sakı...
-
...Gelsin Artık... Hani ikindi sonrası vakitlerde, Çökmeye başlardı ya akşamın hüznü... Çoğunluğunda da, sessizliğin hüküm sürdüğü, Yür...







