afet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
afet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Nisan 2025 Pazar

Yoruldum!

...Yoruldum!...
Yıllardır ömrümün papatyalarının yapraklarını,
Seviyor, sevmiyor diye koparıp durmaktan da,
Ben gülümsemeye çalıştıkça hayata, inadına,
Önüme yeni seller, yeni afetler, yeni depremler,
Yeni setler yıkılmasından da,
Haylice çok...
Yo-rul-dum!
Madem öyle...
Ben de vazgeçiyorum senden ey hayat!
Mümkünse müsait bir yerde,
Bu ömürden de, bu dünyadan da gidecek var!
Cemre.Y.

20 Kasım 2019 Çarşamba

Kırmızılı

...Kırmızılı..
Kırmızılı bir kadın...
Kırkını beş geçe...
İlk defa...
Hiç olmayan bir fırtınada,
Basit bir işportacı şemsiyesine güvendi!
Yağmur yağmalıydı o kesin,
Ve hazırlıksız yakalanmalıydı afete lakin...
Aylardan kasım olmasına rağmen,
Ne yağmur vardı ortalıkta,
Ne de en ufak bir fırtına!
Kırmızılı bir kadın...
Altıncı yaşını beş geçe...
Henüz küçümen bir çocukken!
Geçmişinden yüz yıllarca vakit geçse bile...
Bazı şeylerin,
Esas hikayesini anlatamadı da!
Tuttu "Çünkü o'ndan nefret ediyorum!" demeyi seçti.
Çünkü diğerleri...
Bundan gayri sadece o nefretin sebep hikayesine asılacaktı.
Kırmızılı bir kadın...
Çoğu şiirinde...
Ömrünün en az otuz kilosunu verecekti her şiirinde...
Bırakmadı peşini hiç kimse!
Cemre.Y.

5 Kasım 2019 Salı

Yetersizim

...Yetersizim...
"Nasıl mıyım, sahi mi, gerçekten mi nasılım,
Yetersizim!"
"Misal, geceleri yıldız tozları ekmek isterdim rüyalarına!
Gün ağarıp uyandığında, her bir hayalin gerçek olan.
Misal, gündüzleri güneş ışıltıları ekmek isterdim bütün anlarına!
Gece çöküp uyuduğunda, her bir rüyanı gerçek kılan.
Lakin, yetersizim, hem öyle böyle değil de ha!
Hani böyle yakın akraba düğününe davetlisin,
Kendine yakışan en şık kıyafetini giymiş,
Allanıp pullanmışsın saç, baş, ayrı bir afet!
Nasılsa ailecek kardeşinin arabasıyla gidecekmişsin de,
Yüzsüz biri en ön koltuğu kapmış da,
Sen o arabanın bagajında bile yer bulamayıp,
Yakın akraba düğünü olduğu için de o yoldan dönemeyip,
Tam da o halinle gideceğin yere, o halinle,
Otobüse akbil basıp gitmişsin gibi yetersizim!"
Cemre.Y.

8 Ekim 2019 Salı

Artık Bu Hayat Benim Kime Ne

...Artık Bu Hayat Benim Kime Ne...
Ömrümün dehlizlerinde gezinirken,
Yirmi altı yaşıma rastladım.
Tam da bu aylarda,
Elime tutuşturulan karar kağıdına bakıyordum uzun uzun.
Medeni hali "Bekar" yazıyordu artık kimliğimde!
Oysa kucağımda iki yaşındaki kızımla son kez uğramıştım,
Nice hayallerle evimizi ev yapıp, nice hayal kırıklıklarıyla da,
Duvarlarına,
Gücenikliğimi bıraktığım o evin balkonuna son kez bakmak için!
Tam tamına on yılı geçmişti ömrümün,
"Aman ha demesinler!"diye diye hayatımı,
Hayalimi, halimi eksik yaşamışlığımdan.
Herkesin evlenme çağında sadece dört yıl evli kalmış,
Ölesiye seviyoruz sandığımız,
Yalan yumağı yavrumla elimizde kalmıştı.
O yaşımdan kaç yaş daha sonra,
Kırk beşine merdiven dayamış,
Her beğendiği şeyin,
Birkaç rengini alıp hiç de giyilmeyen elbiselerini giymiş,
Bitimine az kalmış parfümlerini şükürle kullanmış,
Tam da yol yürünmelik ayakkabılarıyla yollar yürümüştüm.
Şükranla anıyorum hala lakin...
Yaşımın yaşamamışlığını daha yaşlı gösteriyordu bütün olanlar.
Ve hepsi de,
"Aman kimse hakkımda kötü bir şey demesin!" diyeydi.
Ki zaten kolay da değildi,
Aldığım üç kuruş maaşla bir evladı gönlünce büyütmek!
Otuz altı yaşıma geldiğimde bir gün annemin arkadaşının,
Bir mevlüt sonrası gıybet anlarında benim için,
Kendi yaşına göre lüks sayılan şeylere,
"E peki bu kız bunca güzel giyinip, bunca güzel makyaj yapıyor,
Nereden buluyor üç kuruş maaşla Hatice hanım!"demiş!
Rahmetli anam gözlerini yere düşürüp,
"Ben alıyorum!"deyip yalan söyleyememiş,
Ar edip "Eski kocasının teyzesi yolluyor ona!"da diyememiş.
Yıllar var hala,
"Keşke o an orada olsaydım da,
Ağzının payını bi verseydim."derim.
Yüreğimin çiziği o söylenenleri duyar da susar mı hiç!
"Feriha teyzem veriyor Birsen teyze!
Oğlunuz Enver abi,
Hangi emekli maaşınızla aldı o güzelim otomobili!"demiş!
Şimdilerde bangır bangır,
"Kandırıdık!"denilen şahsın müridleriydi onlar da.
Akşam olup yosun gözlüm olanları anlattığındaysa,
Bütün kıyafetlerimi, bütün makyaj malzemelerimi,
Yaşımı, yaşımdan yaşlı gösteren,
Bütün aidiyetliğimi yakmıştım kömür sobasında!
Öyle ya daha birkaç saat önce işimden evime giderken,
Kömürcüden aldığım,
Yirmi beş kiloluk kömür çuvalını evime taşırken,
Son model bir arabada yine aynı zengin amca önümü kesip,
Yine "Bütün bunları çekmek zorunda değilsin,
Bir imam nikahına, senden sadece bir çocuk isterim,
Kızın özel okullarda okur,
Sen de evin, arabanla keyif çatarsın!"dememiş miydi!
Ne gereği vardı,
"Aman ha demesinler!" diye,
Sırtındaki kömür çuvalını bırakıp,
Yandaki boş arsadan,
Kocaman bir kaya alıp,
Adamın arabasının ön camını patlatmanın.
O günden sonra bıraktım,
"Aman ha demesinler!"demeyi.
Hiçbir zaman marka ya da etiket derdinde olmadım,
Ki marka dahi olsa kaşındırıyor beni kesiyorum ben onları.
Canım ne giymek istiyorsa yaşımı umursamadan onu giydim.
Canım süslenmek istiyorsa süslendim,
Salaş olmak istiyorsa oldum.
O günden sonra,
Başkalarının ne düşündüğü çok da umurumda olmadı.
Saçlarım uzunken kısalabilir aniden, sarıyken siyah olabilir,
Hiçbir zaman,
İstediğim gibi olmadı diye tartışmam kuaförümle misal!
Belki kesimi istediğim gibi olmayabilir lakin yeter ki,
Eskisi gibi,
Ona giderken ki gibi giydiğim,
Kıyafetlerime uygun yapmaya çalışmasın.
Ben tam yirmi altı yaşımdan otuz altı yaşıma kadar,
Kırk beş yaş üstü teyze gibi dolandım.
Yüreğimin dehlizlerinde az daha dolansam...
Bu hayat hikayesinin gerçekliği bitmez lakin.
Beni şimdi'm ilgilendiriyor!
Yoksa geçmiş fotoğraflarıma bakınca,
Şimdi olsa onlarımı da beğenmem.
Ama eminim o zamanın sabahında aynaya baktığımda,
Kesin gururla gülümsüyordu gözlerim.
Ben en sevdiğimin bile bir şeyini çok beğenmezsem,
Onu kıyasıya eleştirmem misal sırf bu yüzden!
Ne diye,
Onun her sabah bakıp gülümsediği aynaya küsmesine vesile olayım.
Lakin o gün gözüm gönlüm şenlenmişse varlığından,
Bunu da özellikle belirtirim ki ertesi sabah...
Bütün ruhuna birden gülümsesin!
Siz, siz olun...
"Aman ha demesinler!"demeyin.
Zira herkes...
Tam olarak...
Neyi...
"Demesinler!" diye,
Çaba sarf ettiyseniz onu yerin dibine sokarlar!
Siz...
Bu gece yatarken bir aynaya bakın bence,
Ve yarın sabah...
Gözlerinin en irisine!
"Aman ha demesinler!" de misiniz?
Yoksa kendi gözlerinize göz kırpıp,
"Artık bu hayat benim ve kime ne!" de mi.
Kendime en derin sevgilerimle.
"Artık bu hayat benim, kime ne!"
Cemre.Y.

7 Mayıs 2019 Salı

Ey Şefkat Neredesin?

...Ey Şefkat Neredesin?...
Ben seni en çok...
Altı yaşımın, ilk ramazan ayında bekledim.
Sıcacık ekmek kokan bacalardan dumanlar süzülürken misal.
Annemle babam,
Gizlice ziyafete konuyorlardı gecenin üç otuzu.
Kardeşimi de uyandırıp zar zor,
Kafalarımıza sümsüğü yiye yiye,
"İyi madem, tekne orucu tutarsınız sizde!" diye diye,
Boğazımıza takılan o lokmalarda bekledim.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da ilk duamı,
"Ey şefkat neredesin?" diye ederek!
Ben seni en çok...
On üç yaşımın ramazanında bekledim.
Oruçlu ağzımla, kapıcılık yaptığımız dairelere,
Sıcak pide yetiştirmeye çalışırken,
Süslü kokana teyzelerin başımı acıyarak okşadıkları anlarda,
Eve geldiğimde, sofrayı hala kurmadan gitmişim diye diye,
Ulu orta dayak yiyerek orucumu iftar ettiğim o zamanlarda.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da..
Orucumu açarken...
İlk duam olan,
"Ey şefkat, ya şimdi neredesin?" diyerek açarken misal.
Ben seni en çok...
On dokuz yaşımın ramazanında bekledim.
Oruç ağzımla,
Sıfatına baba denen biyolojik kimyasalın oruç falan tutmayıp,
Yine memelerime ayrı bir dokunmaya çalıştığı zaman.
Ölüme razı atlatıp,
Lakin yine de orucumu bozmadım,
Hani iftarında hani!
"Ey şefkat,
Peki ya şimdi bari neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu!
Ben seni en çok...
Yirmi üç yaşımın ramazanında bekledim!
Karnımda beklenen o yavrunun doğumuna üç ay kala,
Eniştemin arabasıyla,
Yavrumun babasının eski sevgilisiyle kaza yaptığı gün!
Hani ben suçlanmıştım akrabalarımca,
Akrabalık bağını kuran ben oldum diye!
Ne aldatıldığımın ispatına yanabildim,
Ne de kan bağım olan insanların akrepliğine!
Lakin yine orucumu bozmadım,
İftarında da...
"Ey şefkat, ey güven, ey sevda ,
Ey yürek, neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu.
Ben seni en çok...
Tam her şeyin artık güzel olacağına inanarak, yeni bir adımla,
Hayata yeniden başladığım o son iftarımda bekledim!
Hani sabaha kadar sarmaş dolaş sevişmişsiniz de,
Evinizden an olup çıkıp gelmişken,
Dönüşünüz boşaltılmış gibi!
Elinize haberinizde de,
Şüphenizde de olmayan bir tebligat tutuşturuluyor!
Ve siz boşanıyorsunuz!
O gün bugündür iftarım filan yok benim.
Yaktım bir sigara!
Açtım bir bira!
İftarsız açtım orucumu!
Bütün atmış bir gün cezalarım hepinize ayrı bir girsin.
Günah mı?
Baştan okuyun, yaşadıklarımı,
Bana bu kaderi yazanın adaletinin ve dahi cevapsız sorularımın,
Cevaplarını eksik bırakan, ulaştıran, ulaştıramayan,
Sorgu ve şahit melekeliğinin,
Yetki ve melekelerinde eksiklik yapan her ne cins var ise...
Taaaaaaaaaaa!
Şefkat mevkat istemiyorum ben.
Sevgi, sevda, şehvet, aşk, güven vs. de istemem!
Üstü size kalsın.
Var mı öte aleme gidip de gelen!
Bana babamın da...
Anamın da anlattığı bütün gerçekler yalanken.
Tanıdığım eril veya dişil her kim varsa,
Hani es kaza ilk anda dahi sevdiğim olsa,
"Sevişmeyelim,
Bedenim tadilatta!" demek istiyorum her seferimde!
Yakalım mı bir sigara!
Çünkü şefkat falan yazmıyor,
Okunmuyor, hiçbir ramazan mukabelelerinde!
Zulamıza saklamış mıyızdır hani, var mıdır ki iki de bira!
Neyse,
Pide kokusunu özledim ben!
Cemre.Y.

18 Temmuz 2018 Çarşamba

Yağmur

…Yağmur…
Öyle bir yağmur ki gözlerimde biriken,
Ağlasam…
El aleme şenlik,
Ağlamasam yüreğime doğal afet!
Cemre.Y.

19 Haziran 2018 Salı

Cancağızım

…Cancağızım...
Az önce facebook'umda,
Şiir dizelerine haylice önem verdiğim bir dostuma yorum yaparken
Birden ne zamandır kafamda kurduğum ama zamanlamasını,
Etrafımdaki alıngaçlarım yüzünden kestiremediğim,
Bu günceme nihayet nasıl başlamam gerektiğine karar verdim.
Sonunda yazacaklarıma,
"Sevgili Günlük!" ya da "Cancağızım!" diyerek başlamazsam
Nihayet herkesimin yazdıklarıma karşı,
Zaman mefhumumu çözemeyecekleri için,
Alınganlık tribine kalkan oluşturabileceğimi buldum!
Artık dilediğim an, dilediğimce,
Geçmişten, gelecekten, şimdiden, dünden, bugünden
Yani her an'dan, her an yazabilme özgürlüğüme eriştim.
Bu geleceğime ilk mektubum olduğuna göre...
Şimdi, gelecekte bu yazdıklarımı okurken nasıl,
Nasıl, ne ortamda olurum bilmiyorum ama en azından
Okuduklarımı hatırlayabilecek kadar sağlıklı olmayı diliyorum!
Bu mektubumdan uzunca birkaç yıl önce...
Çıkmazlarımın yol ayrılıklarında boğuluyordum.
Yanım, yörem, önüm, arkam karanlıktı.
Elimde kurtarmam gereken bir ışık vardı ve ben,
Ne yapacağımı bilmez bir halde
İş çıkışlarımda sokaklarda,
Ayak tabanlarım su toplayana kadar amaçsızca yürüyordum.
Ne vakit yorulduğumu anlayamadığım için de,
Her neredeysem yüzüstü kapaklanıp bayılıyordum.
Nihayet doktora gittiğimdeyse,
Bir ton anti depresan ilaçlarına boğmuştu beni.
Ama ben onları içtikçe yapay mutluluklarla,
Yapay sorunsuz hayatı yaşıyor, kilo üstüne kilo alıyordum.
Bir gün iş yerimde irsaliye ve fatura kesmek için,
İki ayrı yazıcımın başında
Bir yandan masanın üstünde dinlenen memelerimi toparlamak,
Diğer yandan, diğer yazıcıya ulaşmak için,
Bacaklarımın üstünde uykuya dalmış olan
Koca göbüşümü uyandırmak zorunda kalana kadar!
Anti depresanlar beni zamana karşı koruyup, yetiştiremiyordu!
O günün akşamı diğer doktorumun ikazı üzerine,
Bir spor salonuna kayıt oldum.
Ben söyledikleri her şeyi harfiyen uygularken,
Beraberce kayıt olduğum dostum,
Orada burada geyik yapıyor,
Gözüne kestirdiği zengin heriflere bacak hareketleri çekiyordu!
Zayıflıyordu!
Benimse tek faydam…
Artık olur olmadık yerlerde
Yüzüstü bayılıp ağzımı, yüzümü dağıtıp kanatmamış olmam
Ve nihayet kızıma geldiğimde tamamen ona ait kalmaktı.
Herkes spinnig'i lay lay lomm... 'geçerken ben...
Yeterince sağlıklı olursam yaşlandığımda,
Bembeyaz uçuşan kıyafetlerimle
Sahil kenarında beni bekleyen eşimle köpeğimin yanına koşarak
Akşam salatasını hazırlıyor, benim kuzumun ve onun kuzusunun
Bize geleceği akşam yemeğine hazırlanıyorduk!
O zamanlar kızım benden sürekli bir kardeş istiyordu.
Ortada ona kardeş yapacak kadar kaliteli tek bir insan yokken!
Spor salonlarında deli gibi ter döküyor,
Vücut oranlarımdan santimler kaybediyor
Ama kilodan gram eksilmiyor aksine artıyorken anladım!
Benim derdim kas kütlesi değildi ki
Zaten kimse de,
Madalya filan da takmıyordu en güzel spinnig'i sen yaptın diye...
Her seferinde Jüliet Türk Hamamından çıktığımızda
(Ki bana göre mis gibi hamamdan çıkmışız,
Ne diye görünmez fondötenlerle,
Görünmez makyajlarla sıfatımızı kirletelim değil mi?' li soru işaretlerimle)
O, doğal makyajını yapar, gözaltı morluklarını kapatır
Ama asla makyaj olduğu belli olmasın diye likit eyeliner sürmez…
"Canımcım erken çıkıyorum ama,
Şununla şurda buluşcam ama sakın belli etme!"
(Çünkü uzatmalı sevgilisi de aynı saatlerde o spor salonundadır.) der,
Ve yanaklarıma uzaktan bir öpücükle çıkar gider!
Uzatmalı zavallı insan'a da,
"Eve gidip uyuyacağım!" denmiştir.
Ben nasıl kilo kaybedeyim,
İçimde aldatmaya istemsiz ortak olunmanın ağırlığı!
Veremedim tabi.
Uzaklaştım hepsinden!
Şimdi evli ve mutlular...
Ha bir gün bu bloğu okuyacak olursalar o kadın da, o koca da
Kendi ağırlıklarını bir tartsın derim,
O cepheyi de bir gün yazacağım.
Benden yana şimdilik eyvallah!
Bu daha ilk mektup!
Cemre.Y.

4 Ocak 2018 Perşembe

Gurur

...Gurur...
Bir genç kız annesinin kızı gelip gittiğinde,
Parfümü kaybolur mesela!
Kırmızı ruju, rimeli, tokası, küpesi, belki en sevdiği bir kıyafeti?
Ömer Hayyam kitabım tam da bugün nerede be yavrum.
Ve seninle, anneliğin üstünde bir gurur duyuyorum!
Cemre.Y.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Doğalsız Depremler!

...Doğalsız Depremler!...
Özel günlerde...
Hele ki en doğalından denilen
Ama en fenalısı hiç de doğal olmaması gereken
Felaketli, afetli günlere,
Öyle hiç de...
Duyarsız değilim de.
An'larım gelir aklıma!
O günlerin hepsinde,
Ve sonraki geçmiş uzun günlerinde
En acılarıyla gelir dimağıma.
Hem de öyle Sakarya'da filan değil ha!
İstanbul'dayken,
Ben annemlerin en alt katında
Evladımla koyun koyuna
Uyurken...
Parçalanmış camlar altından!
Henüz iki yaşındaki kızımın kollarından cam parçacıklarını,
"Neyse ki etine saplanmamış!" diye diye...
Kurtarırken hatırlıyorum kendimi!
Sonra...
Komşu herkeslerin hepsi,
Neredeyse yarı üryan,
Kimisi daha yeni kocalarıyla sevişik!
Dışarı bembeyaz çarşaflarıyla kaçarlarken,
Nihayet kurtulduk sandıkları o,
Korunaklı yerlere sığınmışken,
Yanlarında olmayan değerlilerini,
Ancak fark edip sorduklarını da...
Anımsıyorum!
Oysa ben,
O gecenin,
O, 03:20 sinden an sonra!
Rahmetli annem!
"Evlatlarıımmm!" diye çırpınırken,
"Çabuk çıkın, siz çıkmadan ben
Buradan asla çıkmam,
Ama bilin haa!
Bende çok korkuyoruummm!" diye
Feryat figan canından bile bizim için geçerken ben...
Gecenin ayazında...
Ki o gece...
Ağustos değil de,
Sanki Şubat gibi esiyordu,
Saat 03:20 de İstanbul!
Ama ben!
Sevdalığım annem,
Orada öylece bize korkarken!
"Benim evladım üşüyüp de
Üstüne bari bir de üşütüp
Hastalanmasın." bencilliğindeyken!
Nasıl da dua ede ede!
Onu güzelce
Giyindirdiğimi...
En son ayakkabılarını giydirip,
Maviş gözlerini kapatan,
Şapkasını da taktıktan sonra...
Sokağa...
Ancak öylece çıktığımızı,
Hatırlıyorum!
Rahmetli anam bize...
Hepimize...
Sarılmıştı,
Biz yavrularımıza!
Pazarlarda don-atlet
Giysi-kıyafet satmak için açtığı
O çadırını kurduydu bize hemencik!
O çadıra en geç giren bendim!
Çünkü ben...
Onların azıcık ötelerinde...
Karnıma, ayaklarıma, ellerime,
Boğazıma saplanan,
Cam kırıklarının,
Can kırıklarını temizleyip,
Sızıyan kanlarımı geceye karıp,
"Babası, bizi geçtim de
Kızımızı dahi!
Bir arayıp da, sormadı ya la!
Neyse zaten…
Bütün şebekeler kapalıdır şimdi"
Diye içimden haykıran nidalara!
Acılarını da yutkunup,
Nihayet varmıştım yanlarına.
Şükür ki hala sağ!
Kalanlarım...
Hala bilmezler!
O gecenin can ve cam yaralarımı.
Deri çatlağı diye kandırırım.
Hala hepsini!
Aslında doğrudur da!
Çat-la-mı-şım-dır da!
Ama bunlar bile,
Dönüşü hiç olmayan kayıpların yanında
Buruk birer hatıra kalır!
Gün boyu sustum.
Çünkü sevdiklerimi göçük altında
Aramayı tahayyül dahi edemiyor/d/um!
Çünkü;
En yakınını orada dahi bulamayanlar var!
Ve bütün bunlar…
Sadece bir tek gün boyu hatırlanıp,
Hayıflanılıyorlar!
Oysa benin her kötülüğün dibinde
Feryat ediyor içimdeki sessiz çığlıklar!
Eyyy! İnsanlar...
Yarın...
Bitiyor mu yani her şey!
Öyleyse neden ben anamın,
En son öptüğüm,
O ölü ayaklarının parmak uçlarını bile,
Nasıl hala özlüyorum?
Dirisinden geçtim ya hani çoktan!
Tenine değebildiğim o son an'ı...
Hani geri getirebilseler!
Sizce kim daha iyi özümsüyor,
Derinin...
En dip derinini!
Yani…
Duyarsız değilim de...
Milyonlarca sağlam bedenli engellilerin
Sadece bir gün
Duyarlı olmaya çalışmaları
Çok yaralıyor beni!
En çok iki gün sonra,
Unutacaksınız nasıl olsa!
Nasıl olsa…
Gündem/i/n/iz...
Değişecek yine!
Hep aynı masal
Yıllardır...
Böyle bu...
Yarın...
Ne değişecek!
Şimdiye kadar ki yarınlarda,
Ne değişti Allasen!
Güldürmeyin beni yine
En ağlayanından!
Cemre.Y.

22 Ekim 2017 Pazar

Candan Sonra


…Candan Sonra…
Hani o felaket anında en ilk aranıp,
"Nasılsın, korktun mu" diye 
Sorulur ya sevdiklerine.... 
Hiçbir afette aranılanların,
Sonuncu bile olamadım ya ona yanarım...
Olamadım…
Hiç kimsenin canından sonra geleni.
Cemre.Y.

14 Ekim 2017 Cumartesi

Başımız Sağ Olsun

…Başımız Sağ Olsun...
Önce sen,
Haksız ve suçsuz yere,
Anarşist bir eylemle,
Molotof kokteyliyle hem de!
Darmaduman ettin yüreğimi.
Sonra onlar,
Haksız ve suçsuz yere…
Anarşist bir eylemle,
Molotof kokteyliyle hem de!
Darmaduman ettiler ülkemi.
Şimdi boşuna,
Üzülme sevgili,
Ülkemizde olanlara.
Benim vicdanım rahat.
Ya senin?
İçinin özü de katil değil mi sonuçta!
Sevgisizlik değil mi,
Hepsinin ruhunda!
Kimi yürekleri katleder, kimi ülkeleri.
İşte sen de…
Çoktandır terk ettiğin ruhunla,
Çoktandır vazgeçtiğin benliğinle,
Aslında çoktandır onlardan birisin…
İnanmıyorsan önce bana...
Sonra aynaya bak!
Ne kaldı?
Benden,
Senden,
Biz'den...
Geriye?
Ne kaldı?
Yaşanmış, yaşanamamış
Yarıda kalmış her şeyin sonu,
Tomalar dolusu
Sel afeti değil mi?
Başımız sağ olsun!
Cemre.Y.

3 Ekim 2017 Salı

Ne Gerek Var

…Ne Gerek Var…
Hasta olduğumda
Terden sırılsıklam olmuş kıyafetimi değiştirip,
Üzerime battaniyeyi örtüp,
Nabzımı sayacaksan sevgilimsin.
Yoksa…
Herkes herkesle sevişir sana ne gerek var.
Cemre.Y.

4 Eylül 2017 Pazartesi

Hemşire

...Hemşire...
Hemşirelik eğitimi veriyorlar bana!
Çocukken tek hayalim hemşire olmaktı.
Orta okuldan sonra,
Bezmialem Valide Sultan'a kayıt için baş vurduk
Tam kayıt gerçekleşecek ki vatandaşlık dersinden,
(Hem de ben!)
Bütünlemeye kalmış sınavdan 90 almışım fakat sonuçlar
Resmi olarak açıklanmamış diye kayıt anı durduruldu ve
"Seneye tekrar gelin." dendi.
Zaten ailede kız çocuğu okutulmazmış kavgası varken,
Seneye okul hayatım sonlanmış olurdu diye ani bir kararla
Annemi ikna edip Ticaret Meslek Lisesi'ne kayıt oldum.
Lise ikinci sınıfta bölüm seçerken ki kriterim ise
Kıyafet serbestliği idi, sırf resmi kıyafet zorunluluğu var diye
Bankacılık bölümünü seçmedim de,
Gittim muhasebe bölümünü seçtim.
İyi mi yaptım bilmiyorum ama işimi her zaman severek yaptım.
Şimdi annemin yoğun antibiyotik tedavisi bitince,
(Bir hafta sonra)
Eve yollaması düşünülüyor.
Tabi yatağından aletlerine kadar hastane ortamını evinde sağlatarak.
Normal şartlarda çok zor değil hasta yatağı, oksijen makinası,
Aspirasyon makinası ve serum ayağı vs.vs. veee
Asıl olması gereken,
7/24 bakımını sağlayacak bir hemşire tutulması gerekiyor!
Sevgili doktorumuz durumu bildiğinden yani hemşire tutacak,
Maaşlı personel çalıştıracak maddiyat olsa
Zaten burada sonuna kadar kalması ile aynı hesaba geleceğinden
Ve tercihimin,
Buradan gitmemek yönünde olacağından bir çözüm bulmuş!
Annem gitmesi gereken zamanda gidemez
Ve doktorun tedavi süreci biterse
Hemşiresi ben olacakmışım!
Her şey bir yana da o Aspire olayı feci!
Ben hemşireler yaparken bile,
Bakmaya kıyamazken bugün ilk eğitimi aldım.
Burnundan bir hortumla nefes borusu yolu ile ciğere ulaşılıyor
Ve o alet ciğerdeki sıvıyı çekiyor.
Annem ağlıyor,
Annem inliyor ve ben gizli gizli ağlıyor, kahroluyorum.
Cemre.Y.

10 Ağustos 2017 Perşembe

O, Sorulduğunda Hiç Acıkmazdı

...O, Sorulduğunda Hiç Acıkmazdı...
Tam tamına 335 gündür
Bütün varlığını tükettiklerini bildikleri halde,
Hepsinin sadece öylesine sordukları sorularına,
Cevap olmadı mıydı
"Yok, şükür tokum!" cümlesi.
Öyle ya!
Anası…
Bütün parası bittiğinde…
Tam da bittiği gün ölmedi miydi!
"İhtiyacın var mı?" diye, öylesine sorup durmak,
Hep de "Yok, şükür tokum!" cevabını almak yerine,
Henüz hak bile etmediği halde,
Bir kenarda onu beklemekte olan,
Kocaman erzak kutusunu görünce,
Öylece kalıveriyor kadın.
Aklına geliveriyor kadının, iyi zamanlarında
O kutulardan taşıyabildiği kadarını,
Evlerine ekmek bile alamayan bazı komşularının,
Kapılarının önlerine kutuyu koyup, zillerine basıp kaçtığı zamanlar.
Aklına geliveriyor kadının, dar zamanlarında,
Kendisinden zengin komşularının,
Ziyafet sofralarından artanları çöpe atarlarken,
"Çöpe atmasalar da, akıllarına geliversem hani,
Koysalar ya bir tabak da bana!" diye
İçinden iç çekişleri.
Ne hayatlar yaşadı oysa kadın!
Ama her sorulduğunda,
Boğazın en güzide lokantasında da toktu.
Mevlüt sofralarında da.
O, sorulduğunda hiç acıkmazdı.
Ömründe ilk kez sormadılar!
"Bu senin." dediler, hiç de bir karşılık beklemediler!
İnan/a/madı!
Yutkundu kaldı.
Acıksa mı,
Yoksa yine mi tok olsa bilemedi.
Öylece sustu kaldı, sonunda bila-bedel seviliyordu.
Cemre.Y.

5 Ağustos 2017 Cumartesi

Ekmek İle Soğan Kadar Mutluyum

...Ekmek İle Soğan Kadar Mutluyum...
Bu gece yeni bir şiir yok!
Kimseye...
Kendime bile...
Mavi kapıların sürgüsü geceye çekilmiş,
Beyaz badanalı bir köy odasının
Yer sofrasına kurulmuş
Yıldızlar altında bir hayalim daha gerçek olmuş,
Bense o yer sofrasının
Kalabalıklı gülen yüzlü ailesine
Mükellef bir ziyafet değerinde
Soğan ekmek kadar mutluyum çünkü!
Cemre.Y.

3 Ağustos 2017 Perşembe

Sert Vurmasaydım Kapıyı Yüzüne

...Sert Vurmasaydım Kapıyı Yüzüne...
Şimdi senin bari,
Sırt çantandan, zorlukla olsa da arayıp bulmak zorunda kalmadığın,
Nasıl olsa kapını açanın var ya yıpranmayacak diye,
Tüylü bir beyaz kedicikli ya da üzgün köpekli,
Anahtarlıkların vardır kim bilir?
Bütün çocukluğun boyunca,
Umutsuzca baktığın kapalı kapıların yerine,
Kapını açanların olduğu mutlu anların var şimdi belki!
Şimdi senin bari,
Sabah akşam onu gezdirmeni bekleyen,
Minik bir köpeğin vardır belki ya da ayaklarına dolanan bir kedi,
“Bende o kedinin köpeğin canlısını
Nereme sokacağım!” derdinden kurtardım kendimi!
Nedense ilk istediğinden beridir,
Ona bir yer hayalindeydim ve bu doğum gününde
Anneannenin kilerinde kalmak şartı ile
Sana nihayet balıkların ve kuşlarının dışında
İlk canlı hediyem olacaktı ya!
Sana başkaca yapamadıklarım
Başka yerine getiremediklerim yerine!
Ondan da kurtardın beni!
O eve girdiğinde seni güler yüzü ile karşılayanların!
Ter içindeki okul kıyafetini değiştirirken,
"Bir duş alsam iyi olur!" diye diye
Sere serpe soyunabildiğin sıcacık,
Her odası sıcak olan
O, sarı odaların senin olsun a çocuk!
Namusum dışında her şeyimi yırttım da
Yetemedim sana be yosun gözlüm.
Yapamadım, yapmak istediklerimin hiçbirini bi tamam!
Yaptırtmadılar el birliği ile!
Şimdi onların ol çocuk!
Benim için değişen bir şey yok!
Hala yeni ısındı kemiklerim,
Hala ısınmasa da olurdu zaten,
Biraz sonra yatacaktım!
Ben sana hep “Az" dım be çocuk!
Çokluklara yolladım seni!
Sakın unutma ha, kapım da yüreğimde her daim açık sana!
Ama artı kanla ben sert vurmasaydım kapıyı yüzüne...
Sen de biliyorsun sana benden başka hiç kimse,
Kapı falan açıp, buyur etmezdi, mecburdum!
Cemre.Y.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Afettim Hepinizi!


…Afettim Hepinizi!...
Hay ben benim,
Soyuma!
Sopuma!
Anamı, atamı utandırıp
Kız evlat doğduğum o toprağa…
Doğmuşum işte lan!
Hiç bana sorulmadan
Resmedilmişim anamın rahmine!
İstemeden!
Hele hele hala yaşayan!
Lan anam bile ölmüşken
O hala yaşayan ve şimdilerde,
Doksan yedili yaşlarının
Keyfini süren ebemin taaa kırk bir yıllık!
Neyse!
Ha affediyorduk değil mi?
"Aff...ettim hepinizi."
Cemre.Y.

28 Mayıs 2017 Pazar

Erken Sahur!

...Erken Sahur!...
Daha küçücüktük, gün boyu sevinçli çığlıklarla cıvıldaştığımız
Köyümüzün merasının göğündeki güneşimiz,
Bize hiç fark ettirmeden
Çatıveren akşama, bizi terk eder etmez
Aceleyle karınlarımız, birer tas kaynar suyla karışık,
Birkaç sebze tanesiyle,
İlle de bolca ekmekle doyurulup,
Yere seriliveren minder tanelerinden
Rengarenk kırk yamalı küçücük bir yatağa
Özenle dizilirdik.
Ya da...
Özenle sıkıştırılırdık.
Ben en başa, bir küçüğüm sona geçer,
Son kardeşin leş kokulu ayakları,
Bir küçüğümle ikimizin burnumuzun direğine geçerdi.
Çünkü üçümüz yan yana sığamazdık da
Başlı ayaklı dizilirdik o mindere!
Üç kardeş...
Başlı bacaklı küçümen minderlere,
Sığdırılacak kadar da küçücüktük.
Sonra gaz lambamıza üflenilip,
Koyun kokulu, kocaman yorganın altında,
Nefes alamadan uyurduk sabahlara...
Hepimiz...
Sadece o geceye ölürdük aslında.
Ben hep, en son ölürdüm!
Bazenleri...
Yani çok aylar sonra bazenleri,
Anamla babamın fısıltılarını duyardım.
Yok!
Bu sefer öyle değil be aa!
O anlarında, o tek şart arardı;
Dair olmak için,
Tek bir hücresini dahi,
Kımıldatmadığı her şeye dair!
Yalandan da olsa
“Hee!” dese anam destandı.
Onları da!
Merak ederdim ille de,
Bu yorganlar acaba onlara da mı bu kadar ağırdılar.
Hele onlara da mı bunca koyun kokuyordular!
Ondan mıydı o gecelerde bütün cebelleşmeleri!
Ama bazenleri...
Aylar sonra bazenleri!
Bu sefer baba...
Baba’m...
Ne demekse adı!
Hani şu adı,
Sahur'a!
“İlle de yufka böreği, ille de kavurma,
İlle de ballı ceviz isterim ha!” yı emrederdi.
"Yoksa oruç moruç tutmam ha!" derdi.
Bu sahur neydi ki biz sebze çorbası içerken!
Baba'ya en ihtişamlı yemekleri hazırlattıran.
Hep hatırlayamadığıma,
Hayıflandığım o ilklerimdeyim şimdi.
Belki de oradan başlamalı affetmelere!
Mesela şu an, indik çocukluğumuza...
An’dayım...
Mmmmm!
O ilk sahur an’ımdayım şimdi.
Çocukluğun verdiği merakla beklemedeyim uyumayacağım!
Sabrıma en asil, ilk sevinci göreceğim birazdan.
Neydi ki bu fısıl da fısıl emredilen yufka böreği.
Neydi ki bu, geceleri koyun kokulu yorganımı geçip
Burnumun direğine konuveren
Bizden gayri yenilen kavurma neydi?
Hele neydi ki,
Üstüne ballı, cevizli mesneti!
Velhasıl kelam...
En küçüğümüzün bir ayağı bana,
Bir ayağı bir küçüğümün burnuna,
Üstümüzdeyse...
Milyonlarca koyun kokusunun, ayak kokusunun
Kesif kokusu aç midelerimize doluşurken
Burnuma dolup beni doyuran börekli kavurmalı ziyafet neydi!
Ne zaman acıksam o güzelim kokuları hayal ediyordum.
Dört ya da beş yaşımdaydım.
Anamla babam kısık gaz lambasının ışığında
Yine dizilmişti sofraya!
Burnumun direğinde,
Ayak ve koyun kokusu vee...
Koyunun kavrulmuş tavası!
Üstüne gündüzünden,
Ağacın en tepesinden topladığım
Cevizlerin ellerimdeki kınası!
Oysa ne çok sevinmiştim ben,
O son cevizi, en üst dalından koparırken,
“Ben başardım ben” diye diye!
Ödül benimdi...
Ödülüm, o gecenin üç otuzundaydı.
Onlar uyandı.
Ben zaten ölemedimdi.
Kuruldular sofraya,
Fırladım yorganımın kenarından.
Bekledim...
Gördüler de.
“Tutamazsın bak çok küçüksün.” dediler.
Oturduydum oysa öylece
Bana ayrılan
Kırk yama minder yatağımın ucuna.
Zaten hiç bağdaş kuramam!
Sofraya sırnaşmak ne haddime!
Zaten onlar da dayanamaz da uyur diye
Çağırmadılar bile,
Beni unuttulardı çoktan,
Gaz lambasının sönük tarafına gelen beni.
O gün, ben, ilk orucumu tuttum akşam içtiğim çorbayla aç!
Sonraki on yedi yıl boyunca da tuttum.
Sonra inandığım oruç!
O bile tutmadı beni.
Boşanma arifelerimden birinde,
Bütün eşyalarım koliler içinde
Belki gelir diye günlerce onu beklerken,
Orucumu, birkaç birayla bozduydum, o zaman da açtım.
Ondan da sonra,
Hep ve her zaman,
Koyun kokusundan nefret ettim.
Sonra;
Fırsat buldukça, param oldukça,
Kavurma yedim de, aynı olmadı.
Hep ve her zaman,
O geceki kavurmanın,
Burnumun sızısındaki kokusunu,
O zamanki lezzeti hep merak ettim.
Hep ve her zaman...
Ballı cevizden de nefret ettim.
Bir daha asla ve kat a!
Dalından asla ceviz toplamadım.
Tam başlayacağım...
Yeni bir hayata...
“Hepsini, her şeyi, her anımı affettim!" diyorum.
“Aman ha hiçbir şeyi unutma bak!” diyorlar ya!
“Unutma!”
“...! Olur...
Unutmam!"
Sizce bu sefer...
Varır mıyım o ilk sahuruma!
Hele ki anneeemmm!
Olacak mı dersiniz hala orada!
“Söz...
Cevizden de yiyeceğim bak valla!”
Zaten artık kınanın,
Taşını bile sürmüyorum tırnaklarıma ha!
Varır mıyız bir sahura daha!
Belki gelmiş geçmiş, gitmiş de kalmış deriz de
Hepimiz oluruz ha o sofrada!
Hadi babamı geçtim de, belki anam o ilk sahurda
Anam bana kıyamaz
"Sabinin yiyeceği ne ki bey gelsin o da" derdi babama.
Yoksa sahur ne ki!
Ya iftar...
Ya iftihar!
Ölemedim madem!
Aman ha peki hiçbir anı unutmam.
Sahi ya!
Ama ceviz yemesem ben?
Söz bir daha hiçbir şeyi unutmayacağım.
"Aman ha unutma!" diyorlar,
“Ceviz ye ha, bak unutma!”
Cemre.Y.

16 Mayıs 2017 Salı

Kral Hariç Herkes Çıplak Mağazalarda Yine İndirim Var

…Kral Hariç Herkes Çıplak Mağazalarda Yine İndirim Var…
Reklamlarda Madam bilmem ne kim!
Falan, fişman, feşmakanlar dahil
Yüzde elli artı, yüzde elli indirim yapıyorsa!
Bu yazımı bir okuyun bence.
Hepsi, her şey…
Subliminal Mesajlar arkadaşlar!
Zira benim sağ gözümde sekiz aylıkken geçirdiğim ağır kızamıklı,
Yüksek ateşten bir tembellik var,
Doktora götürmemişler de bilememişler
Yedi yaşıma değin çalışan gözümü,
Günde en az bir saat uyumadan kapatmaları gerektiğini.
Yıllar sonra da, sıra ehliyete gelince,
Karasız kalınıp, heyetlere yollanılıp,
"Ne diyelim buna ki biz, diğerinden sağlam olan
Ama beyni inatla, gör demeyen şu sağ göze,
Bari ona biz kör diyelim biz ona madem,
Tek gözü kör ehliyeti verelim bari ona,
Madem teşhisi ispat edecek literatürümüz yoksa!"dediler ya!
Yeni ehliyetimde sağlık raporu için gideceğim o doktorcazımı,
Yormayacağım ben.
İlk defa gideceğim o aile doktoruma,
Orada olmazsa özel hastane doktoruna,
"Tek gözü kör yazın.
Monoküler olucak baakk"diyeceğim!
Ne diye uğraşayım yeniden onca heyetler boyunca!
G/öz de tembellik var ya…
Öyle iki D, üç D, dört D…
Artık kaç tane D vardıysa,
Hiçbirine odaklanamıyor benim beynim.
Üstelik benim beynim,
Bütün subliminal mesajları,
Çırılçıplak görüyor.
Ve krallar hariç herkes çıplak!
Uyanın!
Yüzde elli artı, yüzde elli indirimli bütün reklamlar aldatmaca.
Toplamda size sezon sonu bedavaya verebileceklerinin,
Ancak ve ancak onların hesabına göre yüzde yetmiş beş!
Bindirimli indirimli etiketlerden alışveriş yapacaksınız.
Benim maliyet hesaplarıma göre değişiyor ama o olay!
Tekil hesaplayalım, çünkü bencil bu olay!
Zira sen en önemlilerini asıp koşacaksın o AVM'ye ya!
Zira senin gözlerinin her ikisi tam net görüyor ya!
Zira senin beyninin sağ ve sol lobu aynı anda çok da zeki ya!
Zira senin para ve zaman değerin çok da mühim ya!
O halde senin cephenden bir bakış atalım.
O ünlü mağazaya alelacele daldın,
Şirketteki ağır hanfendi kimliğin kapının kolunda kalmış ki
Mahalle karıları gibi o en beğendiğin gömleğin kolunu
Yırtarcasına çekiştirmektesin tam karşındaki sekreter hanımla!
Eh zamanın para değeri olduğu kadar…
İndirimin de zaman değeri var.
Kasiyerlerin sıralı listelerinde…
Saatlerce sıra bekleyeceksin,
Beklerken, sınıf farkı gözetmeksin,
Bekleyenlerle beraber öf pof edeceksin…
Hatta esnasında aldığın kıyafetleri bile
Yakıştırıp, yakıştırmadığını bile konuşmuşken,
Tam da dost olunur derken,
Sınıf, sıra farkı gözetmeksin.
Hiç yoktan sıra ya ona, ya da sana gelir.
Ömründen kaçan kalitesiz onca an varken,
Belki de en kaliteli anında zaman dolar.
Sonra kasiyer kuyruğunda iki parça bir şey aldın diye beklerken,
Ellerin kolların dolu kocaman bir "Kol!"var!
Böyle anlarımda aklıma hep o ünlü türkü gelir,
"Alçaklara kar yağıyor, üşümedin mi,
Sen bu işin sonunu, düşünmedin mi?"
Kral hariç herkes çıplak
Ve bu ülkenin kralı…
O ülkede olduğu gibi çıplak her kim ise,
Avaz avaz korkusuzca "...Çıplak!" diyebilecek kadar,
Gözü kara ve cesur bir çocuk değil hiçbir insan evladı!
Var mıymış şimdi.
İn…di…rim!
Peki madem kredi kartlarınıza, yine bir gömelim.
Kral hariç herkes çıplak, mağazalarda yine indirim var!
Cemre.Y.

12 Nisan 2017 Çarşamba

Yüzü Yeni Ay Zamanı Bakıla


...Yüzü Yeni Ay Zamanı Bakıla...
Yüzü; "Yeni ay zamanı bakıla,
Bakana da uğurlu ola" denilen cinsinden
Dolunay parçasıydı.
Kaşları narin, kirpikleri tel tel zerafetti.
Yeter ki o iki gözün kapaklarını,
Gönül gözünü de koyup açmasaydı.
Burnu özenle yerleştirilmiş,
Ağzı, laflarına hayli dar ve küçümen,
Çenesi nahif ve her hükme mukalip.
Yeter ki hiç kimse "Ama" diye diye,
Aşufte bir ahuzara razı gelmeseydi.
Açsın istedim gözlerini.
Renginin ardındakileri görmekti mecalim.
Yoksa, bunca gül-cemale,
Bana neydi ki gözlerin rengin?
Yeşil miydi?
Yoksa ela mı?
Gözleri mercan alası bir hatun vardı.
Öyle bakamadım ki gözlerinin derin alasına!
Ben bile bilemedim.
Ki yeşil miydi, yoksa ela mı?
Mavi miydi yoksa!
Yoksa kırk yıllık kahve mi!
Bir bakışta, bu kadar suskun hikaye mi anlatılırmış!
Bu kadar suskun hikaye mi anlatılırmış!
Sonra yine susulup,
Sonra yine mi anlatılırmış Yarabbi!
Yüzü;
"Yeni ay zamanı bakıla,
Bakana da uğurlu ola" denilen cinsinden
Dolunay parçasıydı.
Hala göremiyorum oysa!
Aynaların sırrında.
Ne çocukluğumu,
Ne de gayba uğrayan gençliğimi...
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...