anam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2026 Perşembe

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?...
"Aşk mı?
O ne ki!" derdi rahmetli anacım.
Sonra da eklerdi;
"Yenilir mi, içilir mi?
Yoksam mevsimler gibi geçen mi hı" diye
Elinde terlikle kovalardı beni.
Yaşlanıyorum galiba.
O vakitler
Yemeden içmeden kesilmeler bile ayrı bi güzeldi.
Şimdilerdeyse her şey mevsimler gibi
Adında aşk geçen her halinden soğudum bi hayli!
Cemre.Y.

25 Kasım 2025 Salı

Koku

...Koku...
Hiç yoktan zambak kokusunu özlediğimi fark ettim bu sabah.
Hani böyle annemin köyündeki evine giderken,
Ormanın kıyısında çıkıvermişti ya karşımıza işte tam da onu özledim.
Hiç yoktan hanımeli kokusunu da özleyiverdim birden bire.
Hani böyle çocukluğumun evine giderken,
Bahçe duvarından sarkıp çıkıvermişti ya karşımıza işte tam da onu özledim.
Ben aslında burnumun direğine hızma olan,
Kokusunu ciğerime çektiğim bütün kokuları özledim de
Artık ömrümün son çeyreğindeyken,
Önüme çiçek bahçeleri serilse ne, serilmese ne!
Cemre.Y.

4 Haziran 2025 Çarşamba

Buğday Günü

...Buğday Günü...
Nedendir?
Neredendir?
Nasıl olup da diline yerleşmiş de,
Huyuna hasıl olmuş bilmem ama...
Arefeden bir gün öncesine hep!
"Buğday Günü." derdi rahmetli annem.
Bütün gün...
Sabahın köründen,
Akşamın günbatımına kadar her yeri,
Ama her yeri, ve her şeyi,
Kıyı bucak arap sabunlu köpüklü sularla,
İyice yıkatıp fırçalattırdıktan sonra,
Yorgunluktan cılkımız çıkmış halimizle,
İlle de, yine, yeniden banyo yapmak zorundaydık!
Zira!
Buğday günü yıkanmazsak,
Büyüyemezdik!
Eciş bücüş, kısa boylu kalırdık da asla uzamazdık!
Sürüne sürüne giderken o banyoya,
Daha o zamanlar bile söylenirdim hep!
"Ama ben büyümek falan istemiyorum ki!"
Büyüyemedim de zaten.
Lakin...
Her buğday günü evimi bucağımı,
Dip köşe, duvar pencere epeyce yorup,
Sürüne sürüne,
Kendimi, hala sürüne sürüne banyoya yollamışlığım doğrudur.
Biz yıkandık yıkanmasına da...
Ya öncesinde, ya da sonrasındaydı sorun bence!
Hiç değilse artık uzunca,
Çok uzunca bir zamandır,
Bayramlıklarımız bari yeni olsun diye,
Baba denen o adamdan onca dayak yiyen bir anneye sarılmış,
Gözümüzün yaşı, bayramlıklarımızın sevincine karışmış,
Bedeli çoktan ödenmiş kan kırmızı pabuçlarımız bari yok!
Özü özünden çoktan sıyrılmış o adam hala hayatta evet!
Ve evet canı canından çoktan sıyrılmış anacığım tam on yıldır yok!
Ah benim kalbi yüreğinden yorgun anacığım ah!
Kendini koruyamadın ki, beni kollayasın.
Ki bunu da ancak bu yaşımda fark ettim.
Sana sımsıcak bir sarılış daha göndereceğim bu gece.
Duamdasın hala bil istedim.
Her ne kadar çok yorgun olsam da...
En derin sevgilerimle.
Cemre.Y.

24 Mayıs 2025 Cumartesi

Koku

...Koku...
Misal...
Yıllar önce terasımdaki saksıma ektiğim,
Hiçbir zaman, hiçbir çiçeğinden de,
Özlediğim o zambak kokusunu bana hiç sunmayan
Ki buna rağmen sırf hiç yoktan çiçekleri açıyor diye
Onlardan vazgeçemediğim o kökleri,
An gelince yine çiçekler açmaya meyillenince,
Saksısını ne yana çevirirsem çevireyim,
İlle de akşam güneşine döndürüyorlar ya yapraklarını,
Gayri çiçek açsa ne, açmasa ne!
O güzel çiçeklerinin kokusu,
Misk-i amber kokusu olsa ne, olmasa ne!
Hayata her daim umutla tutunmaktan da yoruluyor insan.
Hem ben güneşi seviyorum diye
Güneşinde beni sevip
Mis kokulu çiçekler açtırması
Ya da...
Sadece yapay bir çiçekmişim gibi
Çiçek yapraklarımı kokusuz bırakması
Artık umurum dışı oluyor ya!
İşte ben tam ondan vazgeçtiğimde,
Onun bu mevsimde yeni çiçekleri açtığında
Artık misler gibi alıyorum o kokularını.
Sorsan sanki anamın köyünden
Doğduğum eve giderken rastladığımız
Sadece annemle ikimizin görüp bildiği
Doya doya doyumsuz kokladığımız
O dağ zambağının kokusuymuş gibi,
Sanki bir özür ve sanki,
Elden bu kadar gelir,
Ne sana ait kalabilirim, ne de sana dair!
Ama seni seviyorum gibi bir şey bu.
Cemre.Y.

20 Mart 2025 Perşembe

Hoşça Kal Anam, Hoşça Kal

...Hoşça Kal Anam, Hoşça Kal...
Öylece konuşup dururken,
Hani susmuştum ya bir an!
Rahmetli dedemin yanındaki mezarda yatan
Rahmetli anacığımın kulağına usulca
"Yüreğimin kemiklerinin kırıklarından,
Adım atacak yer bulamaz oldu,
Gönlüme misafir olmak isteyenler." dedim.
Bana fısıltıyla;
"Sen hele gel bir de bana sor,
Daha yeni değil mi,
Şu ayak ucumdaki boş mezara yatacak olan?" dedi.
Arkamı dönüp giderken son bir kez baktım,
Mezarlığın çıkış kapısından,
Öylece koyun koyun yatıyorlardı,
Babası, kızı ve annesi.
Sonra rüzgar daha bir esti üşüttü içimi,
Kar daha hızlı yağmaya başladı,
Sanki bir müddet olsun,
Ne görülmek ne de konuşulmak istemiyorlarmış gibiydi.
Hoşça kal anam,
Hoşça kal…
Öperim ayak uçlarından.
Cemre.Y.

21 Temmuz 2024 Pazar

Evlat

...Evlat...
Evlat!
Değeri paha biçilemeyen
Tek hazinendir.
Mesela sen papatya severdin o ise lale!
Kim bilir şimdilerde,
Kim, neyi sevmekten vazgeçmiştir.
Oysa evlat...
Pahası edere denk gelemeyen
Ruhunun en eş, tek cevheridir.
Dinlenmeyi umma ondan.
Ondan sonra doğmadın sen!
Dinle...
Anla...
İdrak et!
Gerekiyordur kesin pes et, vazgeç!
Ama asla yenilme ve sakın ölme!
Doğurabildin diye de kendini,
Öyle çok da ana sanma!
Zira...
Güya analığımla övünürdüm ben en çok!
Oysa görüyorum bazen etrafımda,
Etrafındakilere yettiği yetmezmiş gibi,
Rahmetli anamın...
Bana hiç sunamadığı gözleriyle,
Gözümün dibine bakıyor şefkati.
Olası hata kararlarımdan dönüyorum.
Küsüp durduğum yaradanıma
Bir şans daha şükrediyorum....
Hala "Amin!" yani.
Cemre.Y.

11 Temmuz 2024 Perşembe

Bir Yağmur Suyu Hikayesi

...Bir Yağmur Suyu Hikayesi...
Yıl 1991 (On yedi yaşımdayım.)
-“Oooff anne offf yaaa!
Köyde yaşadığın günler gerilerde kaldı artık!
Görmüyor musun sular musluklardan akıyor artık!
Ne diye balkona boş bidon koyacak mışım püüfft!
Yağmur suyu dolunca ne olacak mış yani eeee!
Öfff beee!
Saçlar mı?
Ütüye mi, sular mı kesilirseee daha neler?
Altı üstü bi saat kesilir eee!
Boşuna söylenme ordan öyle sen çok bağırınca ben hiç duymuyorum seni.
--Bbla blla la laaaa blaaaa lal laaa!--
Hayret bi şi ya burası İstanbul başka da İstanbul yokk!
Ne zaman kopacaksınız bu köy kafasından!
Ne geç ergenliği yaa!
Nolmuş yani zamanında ergen olmadıysam,
Ondan mış mış hep bu asilikler miş miş püüüfff!
Oraya bi gelirse de kafamı bidona sokarmış mış!
Köşeye mi koycaktım bu boş arap sabunu kokulu turşu bidonunu ben yaa!
Iıııyykkkk!
İyi aman rahat et koydum işte.
(Kıçına sokacak sanki yağmur suyunu hayret bişi!)
Ders kitabı arası şiir çalışcam ben!
Rahat bırak beni!
Nee o da mı nee!
Yeni bi ders adı anne!
Sanki üniversiteyi kazansam da yollayabilecek de beni.
Bu nasıl egodur yaa hiç değilse kazandı diyecekmiş sülalesine.
(Ders deyince aklı duruyo kadının yaa!
Doğruyu söylüyorum neyse ki anlamıyor!
Suç benim mi?)
Bi bidon yüzünden beni ağlattın ya!
Mutlu ol anne yağmur yağıyor ben ağlarken!
Nefret ediyorum yağmurdan ve ağlamaktaannn!
Yıl 2015 (Kır bir yaşımdayım.)
- Offf anne offf yaaa!
Dünden planımı yaptımdı oysa!
Öğleden sonra işimden dönerken eksik temizlik malzemelerimi alıp
Bana bayram olmayan bayrama temizlik yapacaktım güya!
Sahi söylemedim sana değil mi?
Geçen hafta, bizim sokaktaki senin komşun Havva ablalaların binası yıkıldı
Müteahhide mi vermişler ne!
Yıkılırken bizim binanın çatır çatır sallandığını da söylerim de,
Oralardan, ya yıkılıp gitseydik diye üzülme diye söylememişimdir sana kesin!
Neyse işte kapalı camlar ardında kesif kokulara dayanamadığımı bilirsin.
Camlar apaçık bütün hafta!
Havva ablaların yıkık binasının bütün tozları da evimde tabiside!
Bilirsin beni temizliğin temiz halini severim hep ben!
Yapmaktan hiç de haz etmem!
Sırf bu sebepten!
Her şeyim gibi temizliğin temiz halini görmek de ellerimden öperken,
Bi gün önceden ayar çekmişim hamaratlığıma!
İşten eve dönerken almışım eksiklerimi.
Evime çıkarken de Behiye'den,
(Biliyorum ana!
Hani evde bi kedi kaybolsa diye,
Ona özlemli gözyaşlarını -n hatırımda hala) elektrikli süpürgesini
(Evet ilk defa,
Bozuk süpürgemi terastan fırlatıp kredi kartına dayanıp yenisini almadım.
Offf yaa evet alamadım henüz!
Dayanacak yerim kalmadı evet olur böyle şeyler hayatta) ödünç alayım dedim.
Baktım süpürgeyi verirken çaresiz moralsiz dolanıyor ortalıkta sudan çıkmış balık gibi!
Sular kesikmiş!
Sulaaarrrrrrrr!
Hem de başkası olmayan İstanbul’daaa!
Hem de sabahtan beriiiiiii!
Neee!!!!
Boşuna söylenmeyeyim mi ben çok bağırınca duyamıyormusun beni!
--Bbla blla la laaaa blaaaa lal—derdin ama neyse miii?
Yapma ana yaaa!
Zaten biliyosun bu mevsimde ellerim bütün detarjanlara alerjili!
Neee!
Terastaki mavi bidonlar mııı!
Ne diyon yaa!
Hani geçen terasta otururken ölü hayvan kokusu gelmişti burnuma da
Kaldırıp kıçımı sağa sola bakmamıştım da eve mi girmiştim!
Eee evet emindim o kokunun ölü hayvan kokusu olduğundan da
Açık havada terasta ölü hayvanın ne işi vardı çevreden sandım dı eee!
Mavi bidonlar mı?
Yağmur suyu muuu?
Ağzı açık olan küçük turşu bidonunda da ölü bi serçe mi var!
Onu da bi zahmet bahçeye mi gömeyiimmm!
Daha da neler!
Adam gibi temizliğimi onlarla yapıvereyim mi?
Pencere pervazlarını da ovayım mı yook daha neleerr!
(Herkes çaresiz dolanırken,
Küçük bidondaki yağmur suyunda boğulmuş ölü serçe bahçeye gömüldü.
Büsbüyük mavi bidondaki saf yağmur suyuyla camlar ve yerler silindi.)
Anne affet beni yaaaa!
Olaydı ellerin hala yine teker teker öperdim parmak uçlarını
Ve ben kadın olduktan sonra bi çok kereler öptüğüm gibi,
Öperdim ayaklarının parmak uçlarını.
Yağmur yağmayacak bu sefer biliyorum yeni sildiğim pencerelerime ve gözlerime.
Eminim, ağlamayacak kadar seninleyim ama!
Anaammm sahi serçeler hep mi gözleri açık ölürler?
Ve sonsuz kere sonsuz teşekkür ederim sana,
En isyankar olduğum zamanlarda bile benim ilk sevdam canım anam olduğun için.
Seni hala, her gün, yeniden seviyorum biliyorsun zaten hep ama yine duy istedim.
Duy diye bu sefer yüreğimin taaa içinden söyledim!
Beni öylece terk ettiğin o yer, sahi mi çok güzel be ana!
Bana diyorum bana, yer var mı ki caba?
Sığınır mıyım acaba senin bi kuytuna!
Cemre.Y.

8 Temmuz 2024 Pazartesi

Yarasının İzinden Öper Yalnızlığını

...Yarasının İzinden Öper Yalnızlığını...
Kimse ama hiç kimse!
Annesi, kendisinden çok başkalarının annesi olup da,
Sevilmelere sıra kendisine gelince,
Kendisine az gelen o vuslatsızlığa alışık olan birini,
Sevgisizliğiyle tehdit edemez!
Yarasının izinden öper yalnızlığını da,
Yine de minnet eylemez kimselerin yüreğine sığınmaya.
Cemre.Y.

9 Kasım 2023 Perşembe

Yaşamak Lazım Hayatı, Hayata, İnadına!

...Yaşamak Lazım Hayatı, Hayata, İnadına!...
Gün doğumu yahut gün batımı değilse,
Güneşin kızarmasından korkarım derdi rahmetli annem.
Hele ki bulutlar kızıla yakın öbeklenmişse eğer!
Ya depremler olur bir yerlerde,
Ya da uçaklar düşer derdi.
Öyle çok depremlerim oldu ki ömrüm boyunca,
Öyle çok uçaklarım düştü ki...
Artık...
Acımın acısı bile acımıyor desem yeridir.
Yine de...
Uyanmışsak eğer yeni bir güne,
Lodosun ardından gelen yağmuru da selamlamak gerek.
Yaşamak lazım hayatı, hayata inadına!
Cemre.Y.

29 Ekim 2023 Pazar

29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti 100 Yaşında

...29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti 100 Yaşında...
Biz senle, her 29 Ekim’de,
Cumhuriyetimizi yeniden kurardık!
Şimdi yanımda olsaydın,
Türklüğümüzün kökeninden
Orta Asya’dan başlardık yine.
Hatta ilk inanışımız olan şamanizm’e de bir dokunurduk.
Sorardın bana “Annem yoksa sen ondan mı Güneş’e bu kadar aşıksın?”
Sonra Osmanlı İmparatorluğunu kurardık Osman Gazi ile beraber,
Padişahlarımızın doğuşlarından, ölümlerine kadar hayatlarını irdelerdik!
Hatırlasana!
Fatih Sultan Mehmet’e aşık,
Kanuni Sultan Süleyman’a hayran,
Üçüncü Ahmed’in lalelerine romantik,
Yavuz Sultan Selim’e platoniktik!
Enver Paşa’ya beraberce çok da ayıp olmayan ne küfürler ederdik!
Vahdettin gibi pısırık bir çocuğa nasıl da
Batık bir gemiyi feda etmişler diye hayıflanırdık!
Abdülmecit’e ise topluca intiharın resmiyeti derdik!
Tabi ki!
Daha çöküş aşamasında!
Bu dünyaya bir Atatürk gelecekti!
Yeni bir ülke kuracaktı,
İmkan ve desteği olsa yeni bir dünya bile kurardı!
Yeni bir ülke kuracaktı,
Adı TÜRKİYE CUMHURİYETİ olacaktı.
Şimdi içinde bulunduğumuz
Bu Cumhuriyet’e yeni bir
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK gelemeyeceğine göre!
Tabi ki!
Çoktan bitmiş bir Osmanlıya hep hayıflananlar olacaktı,
Bu dünyaya bir Atatürk daha gelemeyeceğini bilebile
Yani bir Şeriat Devleti hayal edenler olacaktı çokça!
Sonra aynı anda,
Sadece gözyaşlarımız ve ikimiz!
“BİZ, LAİK VE MÜSLÜMAN BİR DEVLET’İZ,
YAŞASIN CUMHURİYETİMİZ!” deyip birbirimize sarılırdık.
Hatırla çocuk!
Sen hep!
O zaman,
“Atatürk benim” derdin de...
Gözlerinin yosun yeşilinden beynine giren bir bakışla bakardım,
Sana sadece gülümserdim, buruk bir feda ile…
“Belki de İsmet İnönü vazgeçebilecek kadar güven ve feda ise” diye!
Hatırla çocuk!
Aslında…
Her ikimizde
Her zaman…
Tarih ve coğrafyadan nefret ettik!
Ama olsundu…
Tarih bizim tarihimiz ve unutulmaya,
Hele unutturulmaya çalışılmaya hiç gelmezdi!
Ama olsundu çocuk!
Daha iki yaşından beri boşuna konuşmadım bunları senle ben!
Tarih ve Coğrafya,
Aslında o kadar biz’dik!
Tarih ve Coğrafya ikimiz dik!
Bizim etrafımızda dönüyordu dünya,
Başkaları ise bizim etrafımızda!
Şimdiye kadar sadece ATATÜRK yatıyordu o anıt mezarda da…
Şimdi kim yatıyor yanında!
Hangimiz?
Ne zaman feda ettik kendimizi ve ülkemizi
Ne zaman feda etmeye başladık
Ülkemizin en vurucu noktalarını,
Herhangi bir devlet’e ve sayılabilecek değerlere
Küçümen görünen o doğu ülkelerine
Koskoca bir CUMHURİYET’ i yok etmek pahasına kendimizi!
Sen’i,
Ben’i,
Daha sadece bir yıl oldu çocuk bunları konuşmayalı senle!
Konuşacaktık bu yıl!
Yüz yıl olacaktı Cumhuriyetimizi kuralı!
Cemre.Y.

22 Temmuz 2023 Cumartesi

İçim Yetimhane Çocukları Gibi

...İçim Yetimhane Çocukları Gibi...
Doğduğum gün, içinden terk ettin beni.
Öldüğün gün, yine terk edeceksin.
Yine yanlış yaptın anne!
Şimdi yanımda,
Başımı göğsüne yaslayıp,
Gerçekten susabileceğim,
"O" diye biri bile yokken.
Yine yanlış yaptın anne!
Sanki yüzyıl olmamış gibi sen gideli,
Cennete kaçtığın günlerin yıl dönümlerinde,
İçim yetimhane çocukları gibi acıyor işte.
Cemre.Y.

Bir Türlü Koyun Olmayı Beceremedim Ben!

...Bir Türlü Koyun Olmayı Beceremedim Ben!...
Hayat, bazen...
Miden, açlıktan jiletle kazınıp duruyor gibiyken,
Üstelik...
Aylardır...
Ekmek ile soğanı, hatta domatesi bile!
Şöyle, damağında kalacak bir yaz keyfiyle,
Ağzına dolayıp,
Çatur çutur yiyemediğin yetmiyormuş gibi!
Senden, ısrarla, inadına,
Misafire özel...
Bol kaşarlı tost istenmiş gibi!
Üstelik o misafirin,
Sen kendine münhasır,
Mesleğinle ilgili bir şeye düşünüp dururken,
Onca emeğinden sadece iki ısırık almış gibi!
Hayat bazen...
Zemheri ayazında, elin ayağın donmuşken,
Annenin yaptığı o, etli keşkeği özlemiş gibi,
Annenin yaptığı, o, etli güveci özlemiş gibi,
Tam da...
Sen, o etlerin en kaburgalısına dalmışken,
Baban tarafından,
Sen dahil...
Bütün kardeşlerinin etleri ve kemikleri,
Çoktan onun, boğazından geçmiş gibi!
Hayat bazen...
Miden, açlıktan jiletle kazınıp duruyor gibiyken,
Üstelik...
Aylardır...
Ekmek ile soğanı, hatta domatesi bile!
Şöyle, damağında kalacak bir yaz keyfiyle,
Ağzına dolayıp,
Çatur çutur yiyemediğin yetmiyormuş gibi!
Senden, ısrarla, inadına,
El alem gibi olman bekleniyormuş gibi.
Oysa artık sen...
Elinde malzeme alacak güç varken,
Saatlerce ve saatlerce...
Soğanlarını, domateslerini,
Çeşit çeşit sebzelerini ince ince doğrayıp!
Keşkeğini de yaparsın, güvecini de...
Yetmez!
Kışlık domates salçalarını, turşularını da kurarsın.
Zeytinyağlılarını da dizersin sıra sıra!
Lakin...
Hepsi, şöyle bir tastamam olunca...
Şöyle bir durup beklersin mecbur!
İlk kaşığı kim çalacak!
Hani kabusun yorulmuş mudur nihayet yemelerden!
Sen, zaten...
Kokularından çoktan doymuşsundur.
Hala...
Bunca özgürlüğüme rağmen!
Yaptığım hiçbir yemeği,
Üzerinden zaman geçmeden yiyemiyorum ben!
Misal eksilmişse rengi, kokusu, dokusu,
İlle de, eti, kemiği...
Kim doyarsa doysun madem.
Kokusu salınıyorsa doyuyorum zira...
Bir türlü koyun olmayı beceremedim ben!
Kendime bile.
Ama işte...
Hayat, sadece...
"Bazen!"ler de kalsaydı keşke!
Amma...
Ve lakin!
Sus!
"Neyse!" ye bağlan mı yor mu, her şey sonuçta!
Evet!
Evet!
Tok'um ben!
Taa, çocukluğumdan!
Cemre.Y.

6 Haziran 2023 Salı

Zira Çoktan Öldüm Ben!

…Zira Çoktan Öldüm Ben!..
Beş haziran iki bin on dörtte…
"Beklenen her dakikanın,
On yıl ettiği günlerdeyim!" demişim!
Tam tamına...
Dokuz yıl önce demiş, sonra da eklemişim;
"Dün şuurun tamamen kapalı ve her an gidebilirken,
Bugün şuurun yerine gelmiş ve kendi nefesini alabiliyorsun.
Yarın ne haber alırım bilmiyorum,
Hani sevinmeye bile korkuyorum!
Ama anne!
Eğer, bugün ölürsen seni öldürürüm!" demişim,
Bir tek gün daha olsa bile,
Nefesini duymaya dahi, sevinmişim yani!
Belki de, kendi ruhuma bile bencilceymiş bu his!
O gün, neyse ki, çok şükür ki, ölmemiş annem.
Bizi, tam tamına,
O günden, elli beş gün sonra,,
Öylece, tamamen terk etmiş annem!
Cennet diyorlarmış adına!
Sanki bizsiz orada ne işi varsa!
Hadi bensiz neyse de...
Sanki...
Biz'siz orada ne işi varsa!
Gitmiş...
Ah be anam!
Benim...
Kabem sendin.
Hala aynı yerdeyim şimdi.
"Bilmiyorum ki şimdi ne yapılır,
Daha önce hiç, annem ölmedi ki?" diyorum,
Her yıl dönümünde, hala aynı duygudayım.
Öyle ya!
"Senin olduğun yerdir benim kabe'm anam!
İstesem de uzaklaşamam yanından, yörenden.
Ömrüm boyunca olduğu gibi
Döner dururum tavafına,
Sen duysan da, duymasan da! "
"Doğurduğun andan beridir,
Sevsen de, sevmesen de,
Olsan da olmasan da!"
Ki zira...
"Yumurtadan çıkmamışımdır nihayet!" diyeceğim,
Bilim, yumurtadan çıktığımı söylüyor!
Ona da eyvallah!
Lakin,
O, hala, yaşıyor!
İsterdim ki,
Denize nazır o odada,
Karnından iğneyle beslenmek zorunda olan senken,
O, karşıki ağaçlardan dut toplayıp,
O ağacın altında piknik yapanlardan,
Gözlemeyle et isteyip, yüzsüzce...
Bunları...
Seni, bizi hiç düşünmeden,
Hapur hupur yeyip,
Cebine attığı o birkaç dut'u da,
Ziyarete gelmiş gibi davranıp,
Senin ağzına tıkmaya çalıştığı o an'ı...
Hiç mi hiç görmemiş olaydım!
Bence o gün karar verdin sen!
Kanmak istedin seni kandırıp duran meleklere!
Zorumuza gitmesinden zorsunsadın belli ki!
Gittin yani.
Öylece...
Birçok kere...
Terk mi ettin sanki, şimdi sen bizi?
Yarı gönüllü, sımsıkı dudaklarınla,
Yarı gönüllü,
Yanaklarımı öptürdüğüm günlerimiz geliyor aklıma!
Ellerini yarı gönüllü saçlarıma götürdüğüm,
Onları, okşattığım günler!
Sonrasında nasıl da zaferle gülümserdin!
Artık, benim de çok cepli çantam var be ana!
Lakin ben...
Her bir cebini açarken,
Hala...
Her şeye rağmen!
"Rabbim yoluna dikensiz güller saçtırsın." diliyorum kızma!
Lazımı mümkün değil lugatıma!
Yokmuş ama sanki çok dilenirsem kalınırmış gibi hallere!
Ama sakın...
Bugün ölme annem!
Gayri artık...
Benim ne kabem kaldı,
Ne de uğrak yer olacak bir viranem!
Zira çoktan öldüm ben!
Cemre.Y.

4 Ocak 2023 Çarşamba

Ben En Çok Anne Olabildim Sanıyordum!

...Ben En Çok Anne Olabildim Sanıyordum!...
Her ne zaman bana…
"Sen bu hayatta, en çok neyi başarabildin?" deseler!
Şimdi olduğu gibi…
"Yaşamaya devam edebilmek!" demek yerine,
O zaman ki düşüncelerimle,
Şöööyyyle bir koltuklarımı kabartıp,
Derin, çok derin bir nefes alıp,
Gururla!
"Annelik!" derdim.
Öyle ya…
Ne zaman çaresiz kalsam,
Olabilitesi en yüksek çareleri,
Çocuğum için,
Onun üvey baba ellerinde büyümemesi için reddetmiştim.
Yememiş, yedirmiş, giymemiş, giydirmiş,
Sevdirmemiş, sırf, safi, en çok, onu sevmişim!
Oysa sınıfta kalmışım son ü yıldır.
Üç yıl da bundan evveli var tabi yıllar içinde.
Ben en çok anne olabildim sanıyordum!
Uğruna gençliğimi serdim yollarına,
O ateşlendiği ve babasını sayıkladığı zamanlarda
Sesimi kalınlaştırarak,
Babası gibi konuştuğum geceler boyu,
Gözyaşlarımla ıslattım anlındaki bezi.
(Şimdi belki beni sayıklıyordur,
Ateşi yükseldiğinde de…
Herkes ben mi ki, babası sansın diye sesimi kalınlaştırdığım gibi,
Başucunda, sesini inceltip, annesinin sesini versin ona?)
O buğulu yosun gözleri, hiç ağlamasın istedim.
İstedim ki hep gülsün.
Sahte rejimler yaptım param olmadığı zamanlarda,
O yemeğini huzursuz olmadan yiyebilsin diye.
Bazen soğuk yatağım,
Bir insan tenine ihtiyaç duyduğunda,
Yanına gittim kokladım onu, sarıldım ona.
"Olsun varsın." dedim.
"Benim bebeğim,
Benimle ve ben hiçbir zaman korkmayacağım,
Düşünmeyeceğim üvey babası ona zarar verirse!" diye.
Bayramlarda yeri geldi,
Başkalarının verdiği kıyafetleri giydim ama!
Ona her zaman en güzel,
En beğendiği bayramlıklarını aldım,
"Olsun!" dedim.
"Benim bebeğim bayram çocuklarının en güzeli ya."
Benden başkaları, akrabaları, amcaları bile!
Ona aldıkları bir iki çikolatayı bile hesaptan sayarken,
Ben ömrümü verdim bedavadan!
"Olsun!" dedim.
"Ben yavrumu, yavrum olduğu için,
Canımın, etimin parçası olduğu için seviyorum." dedim.
"Bu hayat senin!" dedi anneannem bir gün bana,
Üstüne "Bir daha gelmeyeceksin bu dünyaya,
Gençliğin, güzelliğin, tazeliğin,
Elinden gitmeden bul bir hayat arkadaşı kendine.
Ben yedi tane doğurdum ama yatağımın sol yanı hep boş,
Evlat dediğin nankör bir kedi misali, verdikçe alır." ı ekledi.
Meğer!
Şu hayatta en çok anneannem sevmiş beni.
Oysa benim meleğim...
Sadece bir evlat değildi ki bana,
Arkadaşımdı, dostumdu, annemdi, dert ortağımdı,
Hiç olmayan ablamdı, her şeyimdi.
Ben de onun için öyleyim sanıyordum.
Meğer ne çok nefret saklamış küçücük yüreğinde,
Minicik yüreği kaldıramamış,
Nefretinin ağırlığını sayfalara doldurmuş.
Bütün sahip olamadıklarının suçu bendeymiş de,
Haberim yok-muş?
Ben yetmeye çalışıp daha çok yoruldukça,
Yetemiyor muşum meğer!
Koruyup, kollayamıyor muşum onu.
O kadar konuştuklarımızın ve paylaştıklarımızın,
Neresine sakladın nefretini meleğim.
"Canım annem!" derken,
İçinden nefretini mi haykırdın yüzüme.
Ve ben tıpkı babana aldandığım gibi,
Sana da mı aldandım bunca yıl.
Her şeye katlanırdım dayanırdım da
İki yüzlü davranmasaydın bana.
Ben en çok anne olabildim sanıyordum.
Tutunmaya çalıştıkça hayata bir yerlerden,
Tutunduğum son dalımı da kesiyorsun dibinden.
Yüreğimin ateşi,
Şimdi seni de mi söndürmeye çalışacağım?
Bilmiyorum ki bir on yedi yılım,
Yahut yirmi beş yılım daha var mı?
Peki
Şimdi
Onca kaybedilenlerimden sonra,
Senden sonra!
Benim evim kim?
Cemre.Y.

6 Kasım 2022 Pazar

Aşk

…Aşk…
“Aşk”ı soruyordun ya iki de bir,
İşte asıl aşk bu,
Acıyla başlar,
Acıyla biter,
Ama ana olanda,
Son nefesini verene kadar sürer,
Çünkü sen benim,
İlk ve son karşılıksız aşkımsın.”demiştim sana da
“Ana’m diyeyim mi artık sana!”demiştin.
Sarılıp ağlaşmış,
Yüreklerimizdeki bizle yeniden barışmıştık.
Cemre.Y.

16 Haziran 2022 Perşembe

Buralar Hep Kış

…Buralar Hep Kış…
Yaz ortasında durduk yere,
Benim yüreğim üşümüşse,
Saçımdan, ayak tırnağıma kadar.
Üstelik; "Buralar hep kış…" demişsem.
Durduk yere öte dünyaya göçer,
İçten içe sevip değer verdiklerimden biri!
Dedem ölmüş lan!
Yine haber bile vermemişler bana.
Yine beni terk edip…
Dedemi cennete göndermeye gitmişler.
Hani rahmetli anacığımın babası,
Bu dünyadan göçüp gittiğinde çocuktum,
On yaşımdaydım daha,
Anlamazdım belki yeterince.
Şimdi de rahmeti babaannemin kocası ölmüş!
Hala mı büyüyemedim ben.
Aradaki "Baba!" figürü,
Hala hiç yokken hem de.
Neyse ya neyse!
Cemre.Y.

15 Mayıs 2022 Pazar

İstanbul

…İstanbul…
Nicedir kendi yüreğimi,
Kaçamak zamanlarda göz atılan,
Sahipsiz posta kutusu gibi hissetmekteydim.
Nihayet dün ruhumu özgür bıraktım.
Gittikçe ağırlaşan bedenimle inatlaşmadan,
Şöyle uzunca bir İstanbul yürüyüşü yaptım.
Rahmetli anacığımın indiği durakta indim.
Çocukluğumun ellerinden tutup,
Beyazıt meydanını turladım,
Çemberlitaş'ın taş duvarlarını okşadım.
Sulnahmet'te rahmetli annemin gençliğini andım.
Gülhanede sanki yine konserler olacakmış gibi,
En ön sıradan yer tuttum.
Kendi kendime piknik yapmayı sevmediğimden,
Sarayburnunu es geçip,
Eminönüne yürüdüm.
Mısır Çarsını, Çiçek Pazarını turlayıp,
Annemin aldığı çiçek tohumlarından aradım.
Onların bile sahte çıktığını duyunca,
Elim kolum bomboş,
Balıkçı kayıklarının yanına gidip,
Denize karşı balık ekmek yedim.
Gönlümü İstanbul nefesiyle doyurdum.
Cemre.Y.

3 Mayıs 2022 Salı

Gelmiş

…Gelmiş…
İki dudak, dört yürek ağzıydı sözleri…
Bir kapı, iki anahtar döngüsüydü özlemi,
İki çift, çivit mavisi gözlerle,
Bir çift anamın gözleri bir olmuş,
Bir çift de havanın esip duran, ahengine göre esen,
Ela mı desem, yeşil de mi bezenmiş, kalbine,
Yüreğinin rengiyle beraber değişmiş miş!
Durduk yere, yine, maviye kesmiş!
Şüpheli, şüpheci,
Nasıl olup da, aynı kadere, doğurulmuşluğundan paydaş!
Yanında, yamacında,
Her kim yoksa, her bir akrabalığından,
Teker teker, rengarenk dilek feneri olup durmuş.
Epeyce de, bayram sevinci koymuş,
Artık yetemediği heybesinin sol cebine!
Gelmiş…
Çok da, hoş gelmiş...
Beni, bayramlarından birinden saymış da gelmiş...
Aslında en ilk…
Senin alnının tam ortasından öperim çocuk,
Bunca çocukluğa, hep birden,
Göğüs germişliğinden.
Seni…
Hayata…
İnadına…
En ilk…
Gözlerinin kahvesinden,
Deminde çay kıvamında,
En ilk, umudundan öperim çocuk!
Gözlerinden, kirpiklerinden,
Yaş tanelerinden.
Lakin, kaderimi değiştiremediğim gibi,
Kaderini de değiştiremem!
Gözlerinin kahvesiyle,
Yüreğinin mavisine denk gelesin derim ben!
Tav'ını kaçıramasınlar ama!
Cemre.Y.

18 Mart 2022 Cuma

Mart Karı

…Mart Karı…
Nasıl olmuşsa olmuş,
Mart ayazı yerleşmiş ciğerlerime,
Nazlı bir kedi gibi hırıl hırıl, hırıldamakta.
Penceremden karlı kiremitlere bakarken,
Öksürük nöbetleri kaburgamı zorlamakta!
Hiç değilse sigarayı azaltsam diyorum,
Fincanımdaki çayım soğumuş,
Mutfağa gitmek lazım ayakları sürüyerek.
Hiç yoktan birkaç lokma kahvaltı etmek lazım.
Halsizliğime gücenip,
Bir sigara daha yakıyorum.
"Mart karı ağulu olur!" derdi rahmetli anam.
"Mevsiminde yağan kar gibi değildir,
Hasta eder insanı, içinin içi acır!" derdi.
İçimin içi acıyor annem, çok özledim seni derinden.
Cemre.Y.

24 Şubat 2022 Perşembe

Ama Artık Yeter!

…Ama Artık Yeter!...
Günlerden ve aylardan da, tam da, bu zamanken,
Yıllardan, iki bin on dört iken,
İçimden gelmiş, "Gideyim de,
İki kocaman kokulu öpücük daha çalayım anamdan,
Hem artık…
O da koklayarak öpüyorken beni daha da lezzetli.
Terini tadayım, tenini tadayım.
Hani olur ya azıcıktan fazla gücü varsa,
Dizlerine yatayım da, saçlarımda kalsın avuçlarının izleri." demişim!
Sanki anama daha yeni kavuşmuşum gibi,
Doya doya, doyamadan öpmüş, koklamışım her yerini!
Şimdi ne rahmetli anam var, ne de o kokulu öpücükleri.
Aynı yılın temmuzunun yirmi dokuzuydu bizden gidişi.
Ve yine şimdi insanlara bakıyorum da!
Sanki bu dünyaya kazık çakacakmış da,
Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışıyor zehirli dilleri.
Bir yerde kaybediyorum işte,
Sanki kimsesizliğim,
Alnımın ortasında floresanla yazılı gibi,
Sanki sahipsizliğim,
Kolumun, kanadımın kırıklarından görünüyor gibi,
Gelen, giden, hıncını benden almaya çalışıyor işte!
Bir yerde kaybediyorum işte!
Orası...
Neresi bilmiyorum!
Ama artık yeter, sabır taşı bir çatlarsa,
Yıkılır tüm şehirler!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...