nerede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nerede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2025 Çarşamba

Buğday Günü

...Buğday Günü...
Nedendir?
Neredendir?
Nasıl olup da diline yerleşmiş de,
Huyuna hasıl olmuş bilmem ama...
Arefeden bir gün öncesine hep!
"Buğday Günü." derdi rahmetli annem.
Bütün gün...
Sabahın köründen,
Akşamın günbatımına kadar her yeri,
Ama her yeri, ve her şeyi,
Kıyı bucak arap sabunlu köpüklü sularla,
İyice yıkatıp fırçalattırdıktan sonra,
Yorgunluktan cılkımız çıkmış halimizle,
İlle de, yine, yeniden banyo yapmak zorundaydık!
Zira!
Buğday günü yıkanmazsak,
Büyüyemezdik!
Eciş bücüş, kısa boylu kalırdık da asla uzamazdık!
Sürüne sürüne giderken o banyoya,
Daha o zamanlar bile söylenirdim hep!
"Ama ben büyümek falan istemiyorum ki!"
Büyüyemedim de zaten.
Lakin...
Her buğday günü evimi bucağımı,
Dip köşe, duvar pencere epeyce yorup,
Sürüne sürüne,
Kendimi, hala sürüne sürüne banyoya yollamışlığım doğrudur.
Biz yıkandık yıkanmasına da...
Ya öncesinde, ya da sonrasındaydı sorun bence!
Hiç değilse artık uzunca,
Çok uzunca bir zamandır,
Bayramlıklarımız bari yeni olsun diye,
Baba denen o adamdan onca dayak yiyen bir anneye sarılmış,
Gözümüzün yaşı, bayramlıklarımızın sevincine karışmış,
Bedeli çoktan ödenmiş kan kırmızı pabuçlarımız bari yok!
Özü özünden çoktan sıyrılmış o adam hala hayatta evet!
Ve evet canı canından çoktan sıyrılmış anacığım tam on yıldır yok!
Ah benim kalbi yüreğinden yorgun anacığım ah!
Kendini koruyamadın ki, beni kollayasın.
Ki bunu da ancak bu yaşımda fark ettim.
Sana sımsıcak bir sarılış daha göndereceğim bu gece.
Duamdasın hala bil istedim.
Her ne kadar çok yorgun olsam da...
En derin sevgilerimle.
Cemre.Y.

18 Ekim 2023 Çarşamba

İnsan Olan Dedim

...İnsan Olan Dedim...
İnsan olan...
Kendinden başka her şeyin,
En ucuza alınabileceğini,
Nereden ve nasıl düşünebiliyor acaba!
Kendisi de dahil...
Bütün insanların,
Oluşum bileşenleri aynı harçtan,
Farklı sebeplerle ve farklı insanlarca,
Farklı versiyonla varyasyonlarının
Yaratıldığının bilincinde olarak!
Ama insan olan dedim tabi.
Cemre.Y.

24 Aralık 2022 Cumartesi

Sen Bu Yolculuğun Neresindesin?

...Sen Bu Yolculuğun Neresindesin?...
Yolun nerede başladığı önemli değildir,
Yolun neresinde,
O yolculuğa ait olduğun önemlidir!
Kendince asi,
Hırçın dalgalarıyla akan bir nehir,
Uçuruma rastlarsa, hiç düşünmeden o uçurumdan atlar.
Atlarken kurduğu hayallerden vazgeçip, çağlayan olur.
Çağlayanın, çağlayanlığından vazgeçtiği yerde,
Eceline razı bir patlayışla yine öfkeli, çılgın, asi bir nehre çarpar.
Nehir, artık bütün gençliğin fırtınalarının tadını biliyordur.
Sessiz bir kabullenişle,
Küçük kaya parçalarına ve deltalara takıla takıla
Uslanır, sakinleşir ve huzurlu bir göle,
O gölü bulandırmadan sızar.
Göl zamanla kabına sığmamaya başlar
Ve yavaşça, kendinden dışarı sızar.
Uzun bir yolculuk olur bu ve bazen,
Tekrar tekrar başa döner,
Nehir olur, deniz olur, dere olur, çağlayan olur,
Sıralamalar onun önüne çıkacak yolculara bağlıdır çünkü
Ama mutlaka her su damlasının yolu okyanusa çıkar!
Ben, senin, okyanusundum da...
Sen, bu yolculuğun neresindesin?
Cemre.Y.

14 Şubat 2022 Pazartesi

Boş Sandalye

…Boş Sandalye…
Bazen…
Bazen iyidir o bazen'ler,
Şarkılar hep güzeldir,
Kafalar daha da güzel.
Bir eksik varsa,
O da masada hala yeri dolmayan,
Boş sandalyedeki o şiirdir.
Ey şiirim…
Hala, daha, neredesin?
Cemre.Y.

2 Şubat 2022 Çarşamba

Bir Tutam Hayal Bile Kuramıyoruz

…Bir Tutam Hayal Bile Kuramıyoruz…
Ben...
Sana sığındım da!
Sen kendini sana "Dert" mi oldum sandın!
Geçmez!
Derin suların asi Don Kişot'u!
Diğer yara izleri gibi, geçmeyenler gibi,
Geçmez!
Sana da meydan okuyorum.
Bütün azalarım parçalansa da!
Senden sonram, yok nasıl olsa.
Sınır sensin,
Gerisi öte dünya!
Oysa sesin…
Dünyadaki bütün sakinleştiricilerden de,
Çok üstün bir güven'di.
Bana yetti.
Sana dar geldi.
Suskunluğun kabulümdür.
Sen sustukça da bu, böyle olacak!
Sen benim hayatımda ilk kez gördüğüm,
Koca bir ömre bedel,
Masalımsı bir rüya olarak kalacaksın.
Oysa daha sana...
"Gel sevdiceğim uykum ol.
Uzan göz kapaklarıma kirpiklerim yorganın olsun kaşlarım yastığın,
İyi ki varsın!" diyecektim.
Sahi!
Nerede kaldı o, zamanlı zamansız,
Bana şekerden kuleler yapanlar!
Şimdilerde her yer,
Bitterli çikolata rengi, çamur eziği.
Artık, şöyle bir ağız dolusu…
Bir tutam hayal bile kuramıyoruz ne yazık ki!
Cemre.Y.

24 Aralık 2021 Cuma

Neredesin

…Neredesin?...
Ahh!
Benim karadan kara,
Gökkuşağına sevdalı ipek böceğim!
Güneşe meftun, saklı, sevdalı yüreğim!
Herkes sanıyor ki,
Sadece kendi canlarından hücreler dolusu etleri ölüyor!
Yüreğinin,
Yüreğimin üzerindeki atışını özlediğim…
Neredesin?
Cemre.Y.

18 Aralık 2021 Cumartesi

Hep Sıfırdan

…Hep Sıfırdan…
Şimdi...
Bana soruyorlar;
"Güven kalenin zincirlerinin kilidi nerede?"
Diyemiyorum hiç kimseme!
Oysa cevabı oldukça basit hem de onlarca sene!
"Yüreğimin çiziği…
Yutmuş!" diyemiyorum.
Oysa…
Dese ki…
"Ölüm sana yakışmaz ey sevdiceğim,
Hem de hiç yakışmaz!
Üstüne bol gelir, eğreti durur.
Gel, seni ölüme razı edenlerin,
Cenaze namazlarını beraberce kılalım." dese.
Sıfırdan başlamalara alışık bu yürek....
Hayatı da sıfırdan alabilirim ansızın!
Demedi.
Neyse ki, şükür ki!
Eksiye düşecek kadar eksilmedim kendimden hiç!
Hep sıfırdan...
Hep sıfırdan...
Kimse yoksa ben,
Bana hep var’ım!
Cemre.Y.

16 Temmuz 2020 Perşembe

Bilmem Ki

...Bilmem Ki...
Sana...
Bunaltıcı yaz günlerine inat,
Leylak kokulu akşamlardan sesleniyorum,
Hani ılık bir bahar gecesine öykünür gibi.
Adının yerine...
Hangi sıfat yakışır henüz bilmiyorum!
Bilmem ki adın kaç harf,
Adımın yanına yakışır mı soy adın?
İyot kokusu yapışmış olur,
Güneş ışıltılı saçlarına o kesin.
Bir de lirik bir şiir gibi olur sesin.
Bilmem ki sen şimdi,
Nerede, kimlerlesin?
Hangi günün gecesine gebe,
Hangi sabahın akşamına sobe'sin!
Hangi yıldızlar eşlik ediyor yalnızlığına,
Hangi yakamozlar hatırlatıyor beni sana.
Bilmem ki varlığımdan haberli misin?
Cemre.Y.

28 Nisan 2020 Salı

Durduk Yere

...Durduk Yere...
Sanal gerçekliğin gizleminde,
Yeşilin binbir tonu seriliyor gözlerimin gerçekliğine!
Aylardan nisan belli!
Öyle belli ki, neredeyse sonuna yakın gibi...
Durduk yere hava yağmurlanmış,
Durduk yere güneşin şavkı vurmuş yaprağın tutunduğu dala,
Durduk yere meyveler filizlenip, çiçeklenmiş,
Durduk yere, sanki cennet tasviri gibi, her şey güzelleşmiş.
Her yer, her şey, gün ortası, gece karası, fark etmeksizin,
Kundağa yeni sarılmış, ceninliğini geçmiş,
Fetüslüğünde afallasa da onu da es geçmiş,
Onca günleri, haftaları, ayları aşmış da gelmiş, hoş gelmiş!
Amma ve lakin,
Mademki çoğu, hayallice doldurulamamış güncesine...
Ömrünün, en baharına öykünürken, ömrü, hep ayaz geçmiş!
Hayatların kaderini, alnının tam ortasına yazılı kaderini,
Alnının tam ortasından silercesine,
Sinesinin tam ortasına, kader diye çizmiş!
Ve belli ki az kalmış, gelecek ardından kiraz mevsimi.
"Ateşin közü,
Odunun özüne yakın olmalı!" derdi hep rahmetli anam!
Cennetimden bildiriyorum, benim dünyam, bu değildi,
O kiraz mevsimi,
Ben bir kere daha, yeni bir evren değiştirmeden, gelmeliydi!
Cemre.Y.

3 Ekim 2019 Perşembe

Bir Düşün Bence

...Bir Düşün Bence...
Daha kaç beyaz buluta, 
Kaç tane daha...
En mavili umutlarımı asmalıyım ey tanrım!
Bu kaçıncı küsüp barışmamız seninle.
Ki seni seviyorum bunu hep biliyorsun da...
Neden onca hayatımın içine,
Yağmur yağmur, tuz ruhu ekiyorsun?
Nicedir ağlamayı dahi unuttum zira içime akıyor bütün yağmurlar!
Yüreğimin dibi de nem kokmadan,
İçimin içi de küflenmeden bir kere olsun bir duysan sesimi.
Neyse...
Yine meşgul etmeyeyim seni.
Nasıl olsa yüzleşeceğiz seninle ahrette!
Hep sen hesap soracak değilsin ya!
"Ben seni bunca arar, bunca severken, nerelerdeydin?" diyeceğim sana.
Öyle görev gibi sunulup mecbur bırakılan zaman ve şekillerle de değil ha!
Bildiğin, yürek atışı gibi severken,
Bildiğin, durduk yere tebessüm ederek seni anarken, 
Bildiğin, yürekçe yani.
"Ben ölene kadar sen nerelerdeydin?" diyeceğim sana!
Bir düşün bence!
Cemre.Y.

8 Mart 2019 Cuma

Yeniden Sevmeyi Sever Belki

…Yeniden Sevmeyi Sever Belki…
Sayamadım ki ömrümden kaç zemheri geçmişti.
Bir gün durduk yere güneş dokundu yüreğime.
Durduk yere filizlendim, yeşillendim, çiçeklendim.
Neredeyse meyve verecektim.
Sonra birden ayaza çekti ortalık, kırağı yağdı düşlere.
Mevsim normallerinin üzerinde seviyorum,
Bağışıklık sistemine ağır geldim.
Ne yaptım, ne ettimse sevemedi.
Şimdi elma çiçeklerimle, erik çiçeklerim ellerimde,
Ağustos kirazlarının çiçeğini de katıp bitki çayı yapacağım ona!
Yeniden sevmeyi sever belki.
Benim de yeniden sevmeyi sevdiğim gibi.
Cemre.Y.

5 Mart 2019 Salı

Neredesin

...Neredesin...
Şimal yıldızlarını anlat bana mesela...
Hiç batmayan güneşin olduğu şehirleri anlat.
Ki aslında ne çok sevdiğimi bilirsin güneşimi
Ama özlemeliyim ki vuslatı bana daim kalsın.
Lakin ben seni kalubeladan beridir özledim.
Şimdi ruhun dolaşıyor, odalarda, eşyalarda.
Sesini duyuyorum sanki.
Sonra sonra ruhunda gidecek her yerden.
Ey minel aşk...
Neredesin?
Cemre.Y.

14 Şubat 2019 Perşembe

Yitirilmiş Sevdalar

...Yitirilmiş Sevdalar...
Epeyidir güllere dargın, papatyalara da küsüm ya!
Yitirilmiş sevdalar çıkmazından geçtim bugün.
Küçümen bir çingene kızı kaldırıma çökmüş
Sevgililer günü için papatyalar, güller,
Artık ne hükmü kaldıysa karanfiller satıyordu.
Soğuktan dudakları morarmış, sesi kırılmıştı.
Gönül nergisler, yaseminler satsaydı keşke diye hayıflanırken
Ki hepsini kendime alırdım.
Öz'ünden alsam köz'ü öksüz kalacaktı,
Köz'ünden alsam kül'ü yetim kalacaktı!
Yine de bütün çiçeklerini satın aldım pazarlık etmeden.
Cumhuriyet Meydanından yavaş adımlarla geçerken,
Nerede elinde çiçekle geçen o kadına özentiyle bakan bir kız görsem,
Gülümseyerek tutuşturdum ellerine demetleri birer birer.
Sevgilileri yok diye,
Diğerinin haspa çatlatma bakışlarına maruz kalmasınlar değil mi?
Ben mi?
Çiçeklerin hepsini alan bendim ya hani!
Meydandan geçerken herkes, en çok ben seviliyor muşum gibi bakıyordu.
Akşam geceye gebeyken bana kalan...
Onların kem göz nazarlarına, çiçekleri dağıttığım kızların gülümsemeleri.
Yitirilmiş sevdalar çıkmazından geçtim bugün.
İhtimalsiz bir günde rastlasaydım eğer ona!
"Kalan ömrüm kadar,
Bir süreliğine yüreğini işgal edebilir miyim?" diyecektim.
Cemre.Y.

4 Aralık 2018 Salı

Zaten Ömrüm Geçmiş Zemheri

…Zaten Ömrüm Geçmiş Zemheri...
Ruhumun çocuk yaralarının yükü ağırlaştıkça,
Taşıyamaz olduydu avuç içi kadar yüreğim.
Kime güvenip aleni anlattıysam,
Adımın, adını koyanımdan vurdu beni!
Şiire güvendim sonra sonra…
Yazdım da aleni!
Bütün sevdiceklerim de şiirlerimden asmıştır beni.
İnsanlar, ya çok unutmaya meyilli,
Ya da çok seviyorlar yaraların derinini kaşıyıp tuz ruhu dökmeyi.
Benimse bütün alemlerde affedemeyeceğim sadece iki melek var!
Münker ile Nekir.
Bana baba diye seçilen o adamın, kendi keyfince seçtiği adımı,
Bebek kulaklarıma,
Ezanla okuyamasıcanın o davudi sesiyle okuduğu o adımı,
Ölmüş kulaklarıma resmiyet buydu derler de,
Bana sorgu sual etmeye kalkarlar ise,
Allahıma kitabıma çok pis küfür ederim bak ona göre!
Zaten ömrüm geçmiş zemheri!
Zira henüz cennetlik yaşımda yüzü koyun yatırılmış,
Bilmem nerelerime yüklenmeye çalışırken,
Adımı ezan sesiyle bebek kulaklarıma okuyan o adam,
O gün dilinde bir türkü tutturmuştu adıma, oysa öz babamdı ya!
Meğerki gözlerimden birini ömür boyu tembel edecek kadar,
Kulaklarımı yırtan çığlıklarımı atamasaydım.
O gün bugündür biraz şehla, biraz astigmatlı miyop'um,
Geleceğimden hiçbir zaman emin olamadım,
Hayatım hep flu'ydu yani.
O gün bugündür herkesten keskin duyarım,
Ne geliyorsa başa an'dan sonra geliyor zira, duymak lazım!
Kabir zamanı gelince de,
Münker'le Nekir'e sorarım bir, o gün, neredeydiniz siz?
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Neyse

...Neyse...
Doğunun kıraç topraklarından çıkıp
Antalya'daki o otele,
Aşçı yamağı olarak gelip yerleştiğinde daha yeni yetmeydi.
Sağ olsun kirvesi
"Çok işimize yarar ağam,
İşden de heç yorulmaz bu deliganlı." diyerek işe aldırmıştı onu.
İlk aylar epeyce gözyaşı dökmüştü,
Otelin mutfağında sabahlara kadar soğan doğrarken.
Arada bir eski dolabına bakıp,
Köyünü terk ettiği o gün sırtında olan yırtık ceketine,
Ütüsüz pantolununa sarılıp ağlardı anasının kokusunu özledikçe.
Sonra sonra garsonluğa terfi etti esmer adam.
Otelin yemek salonunda salınıp duran,
Yaşıtı hatunlara hayallenmeye başlarken
Hep yaşlı ve yalnız teyzeler denk geliyordu kısmetine.
Nihayet eli para tutup,
Köyüne köy evine yetecek kadar para yolladıktan sonra
Kalanları biriktirmeye başladı.
Şef garsonluğa terfi ederken,
Bir yandan da yemek kurslarına gitmeye başlamış,
Bir yandan da otelin çalışanlarına,
İndirimli diskolarına gidip birkaç bira içerken
Arkadaşlarıyla,
Gündüz yemek sunarken kesiştikleri hatunları tavlama derdine girdiler.
Bu gavurlar da pek özgürdü yahu!
Hem beleş içki ısmarlayıp,
Hem de hiç tanımadıkları kaytan bıyıklı herifleri hiç reddetmiyordular.
Nereden duydularsa duymuşlardı Türk erkeklerinin methini!
Bize sorsanız çoğu asparagas olan müthiş sevişmeler.
Kimini kızların, kadınların kendi odalarında seviyorlardı,
Kimileriyle barda, sahilde, kumsalda!
Neredeyse her gece başka bir hatunla sevişiyorlardı.
Memleketlerinin aksine epeyce sıcaktı Antalya.
Sonra bir yaz akşamı yemek salonunda rastladı ona.
Hiç duymadığı kadar güzel bir koku duymuştu onda.
Sanki memleketinin,
Sarp dağlarında nadiren açan ilkbahar çiçekleri gibi kokuyordu kız.
Bembeyaz yüzüne narince oturan hokka burnuyla,
Kestane rengi dalgalı saçlarıyla,
Gülerken görünen inci gibi dişleriyle,
Hiç benzemiyordu diğer gavur kızlarına.
Akşamında öğrenmişti çoktan gece hangi diskoda eğleneceklerini,
Çok şükür çat pat İngilizceyi de epeyce ilerletmişti.
Arkadaşından janti kıyafetler ödünç alıp,
Süslenip püslenip gittiler mekana
Kokusunu sevdiği kız arkadaşlarıyla gelmişti mekana.
Bu gavurlar da genelde kalabalık geliyorlardı tatillere.
Dans ederken tanışıp masaları birleştirmeye koyulmuşlardı çoktan.
Şakalaşırken koluna, omzuna dokunuyordu kızın, teni ipek gibiydi.
Fakat kız bir türlü diğerleri gibi rahat değildi.
Halbuki kızın arkadaşı çoktan beline dolanmıştı esmer adamın.
O geceyi mecbur kızın arkadaşıyla geçirdi.
Ertesi sabah da,
Kızın olduğu masaya otelin bahçesinden koparttığı birkaç çiçeği koydu.
Kızın arkadaşı uyanamamıştı daha öyleyse bu çiçekler kimeydi?
Sonra sonra açıldı esmer adam kıza,
Kız kesin bir yanıt vermeden İsviçre'nin eteklerine uçup gitti.
Ertesi yaz tekrar geldi, yakınlaştılar biraz daha!
Yazışmalar, konuşmalar sürüp giderken,
Eertesi sene geldiğindeyse evlenmeye karar verdiler.
Esmer adam sevdiğini beklerken,
Sevdiğini niceleriyle başka hatunlarla aldatırken
Her şeyi bir kenara bırakıp İsviçre de yaşamayı dahi kabul etmişti.
Esmer adam bir markette iş bulup reyon şefliğine kadar yükselirken
Günlerce defalarca da,
İsveç hatunları tarafından tacize uğramıştı ama o hepsini reddetmişti.
Sevdiğine söz vermişti zira!
Eline başka kadın eli değmeyecekti.
Yıllar geçmiş, iki de erkek evlatları olmuştu.
Derken esmer adam,
Küçücük bir kasaba kadar olan yeşil İsviçre'nin yeşilinden dahi sıkıldı.
Köyünün kıraç toprakları burnunda tütüyordu ya,
İstanbul'da dahi yaşamaya razıydı.
Öyle ya,
Arada bir değişiklik olsun diye,
Gidip durdukları Almanya bile aynı Almanya'ydı.
Yıllar İsviçre'yi de Almanya'yı da iyice tüketmeye başlamıştı.
Her şeyi geride bırakıp İstanbul'a yerleştiklerinde,
Hala kokusu kendisinden önce gidiyordu karısının,
Hala bir akraba ziyaretine gidilse onunla ilgili ilk hatırladıkları şey,
Şıklığı, güzelliği ve kokusuydu.
Fakat birkaç yıl daha geçince her şey eskimeye başladı.
Salondaki koltuklar bile eskidi, balkondaki çiçekler solmaya başlamıştı.
Üstelik nicedir esmer adam işten yorgun argın geldiğinde
Yıllar yılı, onu kapıda,
Hep mis kokusuyla karşılayan o kadın ona pejmürde görünmeye başlamıştı.
Sonra sonra kapıda karşılanmalar da bitti.
Kadında İsviçre vatan hasretine dönüşmüştü.
Oysa esmer adam yıllar önce sevdiği uğruna gittiği İsviçreye
Önce yaşadığı köyün kıraçlığından farklı olduğu için,
Sonra da parası tatlı olduğu için çok yıllarca katlanmıştı.
Dönülemez akşamların ufkuna doğru yol açmaya meyillilerdi.
Bu arada esmer adam yeğenin arkadaşından hoşlanmaya başlamıştı.
Neyse ki yeğenin arkadaşı dul olmasına rağmen,
Evli adamlara karşı saplantılı bir "Hayır!"ı vardı.
Tam dört yıl dolaştı etrafında.
Kadın "Nuh!"diyor, "Peygamber!"demiyordu.
Hoşlanmıyor değildi adamdan, komplimanlarından
Ama onun da yuvasını yıkan bir başka kadındı ya,
Tek derdi "O kadın." olmasındı.
Dördüncü yılın sonunda zaten bütün hikayelerini çoktan biliyordu da,
Esmer adamın karısının babasının ölümünden sonra
Bütün mirasa konduğunu öğrenince,
Toptan değiştiğini dertleşmişlerdi o masada!
Dört yıl geçerken,
Esmer adamın hoşlandığı kadın bekar birine sevdalanmış,
Konunun odak noktası evliliğe dayanınca yine aldatılmıştı.
Bekar adamın kız kardeşinden duyduğu hakaretler hala kulağının arkasındaydı
Oysa o kimseye yamanmak derdinde değildi.
Başta sorun sayılmayan yaş farkı, medeni durum,
Çocuk vs.hepsi önüne tek tek temcit pilavı olarak sunuldu.
Kadın vazgeçti!
Kadın her şeyden vazgeçti,
Esmer adama inanmıştı ya ona ilk ve son kez "Evet!"dedi.
Sonra sonra defalarca el ele girdikleri,
O kumları yumuşacık olan, denizi insanın içini saran,
Odası orta halli o eve son kez gittiklerinde ortalık lağım kokuyordu!
Kadın vazgeçti!
Aldatana karşılık olmak onun harcı değildi.
Aldatılana "O kadın!" olmak onun harcı değildi.
Öylece gitti.
Yıllar sonra esmer adam uzunca bir mesaj yazarak kadından helallik istedi.
Boşanmışlar beş yıl önce.
Suzi evdeki eski eşyalarını ve çocukları alıp memleketine gitmiş,
Esmer adam da çocuklarını her özlediğinde İsviçre'ye gidip,
Onların evlerinde kalıp,
Hep beraber biraz vakit geçirip dönecekmiş Türkiye'ye!
Sanki evlilik cüzdanı olunca kesinleşiyor beraberlikler!
Sonuçta o evin yatağında ayrı olsa dahi yatıyorsanız bu aldatmak değil midir?
O yatakların birleşmediğinden kim emin olabilir!
Eyvallah deyip gittim.
Arkama bile bakmadan gittim hem de.
"Neyse!"
Cemre.Y.

8 Ekim 2018 Pazartesi

Oysa Hayat

…Oysa Hayat…
Aşk…
Zirvesinde gezinmekse cennetin.
Sensizlik…
Dibinde yaşamaksa cehennemin.
Ben nerede olayım istersen razıydım işte oraya.
Oysa hayat hiç de adil davranmıyordu.
Cemre.Y.

14 Temmuz 2018 Cumartesi

Cancağızım


...Cancağızım...
Cancağızım az önce inanılmaz bir olay yaşadım.
kusan gözlerine, dinlesen kulaklarına inanamazsın ama dur bir,
Öncesini de anlatayım sana ben!
Biliyorsun uzun zamandır yüreğimin çiziğini özleyip durmaktaydım,
Neredeyse bir ay olacaktı onu görmeyeli, sarılmayalı, koklamayalı,
Koskoca bir ay olacaktı neredeyse!
Artık adını andığımda burnumun direği sızlayıp,
İstemsiz gözyaşım akar olmuştu, yoksa beni özlemiyor mu ki diye!
Aslında benim iş çıkışlarım genelde,
Onun işinde olduğu zamanlara denk geldiği için,
Ya da dinlenmek için başka fırsatı olmadığından,
Bir türlü buluşup hasbıhal edemiyorduk.
Nihayet işinden çıkma saati benim iş çıkış saatimden,
Biraz öncesine denk gelince akşamüstü aradı beni.
"Anne'm birazdan işten çıkıyorum istersen,
B.Çekmeceye gel buluşalım." diye.
İstemem mi ki hiç!
Ki zaten çok aşırı yorgun değilse yüreğim,
Onun her "Gel." deyişine çoktan amadeydim ben!
Bugün, aynada kendimi gördüğümde,
En beğendiklerimden olan kıyafetlerimi giymiştim,
Yavru ağzı kolsuz, yakası krem rengi örgü dantelli tişörtüm ve altına da kloş kesimli,
Siyah üstüne yine yavru ağzı minik çiçekli, eteğinin ucu da siyah danteli diz üstü eteğim.
Ha bir de etek giydiğimde olmazsa olmazlarımdan içine de kısa tayt!
Hoş onun altına giydiğim kısa taytı yeni yıkamıştım kurumamıştı daha diye,
Siyah şort giymiştim de o da ha bire yukarı yukarı yuvarlanıp hep şikayetlendiğim,
İç bacak sürtünmelerini bir türlü engelleyememiştim gün boyu!
Üstüne gün boyu "Yok etek giymek artık yazlık işiymiş vs. bilmem ne!"
Sanki onlarca yıldır zoraki kapanmamaya onlar direndi benle!
Neyse şimdi ya asıl mesele,
Sanki sevgilimle buluşacakmışım gibi tuhaf bir heyecan,
Hafta sonu ya kaşım bıyığım almış yürümüş,
Bu sıfatla nasıl çıkayım ben kuzumun karşına diyerek,
İlk bulduğum kuaföre dalıp gereksiz kıllardan kurtuldum.
Bir yandan da biliyorum ya,
Biz onunla buluşunca uzun uzun konuşa konuşa upuzun bir yürürüz!
Kısa tayt satan yer arıyorum ama bulamıyorum!
Sırf bekleyen o olmasın diye birkaç zamandır olduğu üzere,
B.çekmeceye geldiğimde aradım onu!
"Geldim ben kuzum!" diye.
Onun gelmesine yakın zamana kadar,
Birkaç market ve dükkan da gezdim ama aradığımı bulamadım hala!
Her zamanki buluştuğumuz yerde buluştuk,
Onun babaannesinin evinden çıkıp sahile indiği o çay bahçesinin sokağında.
Onun gelişini sokağının başından görebileyim diye de,
Astigmatlı miyop gözlüğümü de takıverdim burnumun ucuna!
İyi ki de öyle yapmışım ya zaten her zamanki gibi taa evinden çıktığı,
Bize doğru gelen sokağın başında göründüğü andan itibaren belliydi,
Onca kalabalık içinde, öyle asil, öyle vakur,
Öyle acelesiz bir aceleyle geliyordu bana doğru!
Ama bu seferki tek fark ise o daha sokağın başında göründüğünde,
Saçlarının rüzgarda nasıl da salındığını, omuzu açık yeşil tişörtünün,
O güzelim yosun gözlerini nasıl da derinleştirdiğini,
İçine giydiği açık çimen yeşili atletinin onun bronz ve kemikli omuzlarında,
Nasıl da narin, nasıl da bensizken bile güçlü, nasıl da asil durduğunu görebilmiştim.
Meğer o daha sokağının başında beni gördüğü anda gülümsüyor muş!
Yani beni hep özlüyor muş!
Bunu da yeni gördüm.
Zira bana yaklaştıkça azıcık ciddileşmişti yüz ifadesi!
Bu kızın bazı huyları anneannesine benziyor o kesin!
"Evet, bende onu seviyorum ama o...
Bundan emin olursa şımarır kesin." diye bir desturları var bu cinslerin.
Nihayet buluştuk!
Özlemle öpüştük, koklaştık, yetmedi bir daha sarılıştık.
Bir yandan en son görüştüğümüz yerden başlarken,
Birbirimiz yokken olanları anlatmaya,
Bir yandan epeydir mekan tuttuğumuz,
Sahilin tee ebesinin nikahında olan yere doğru yola koyulduk!
İkimiz de seviyorduk orayı!
Hem bütün bir sahil boyu anlatacaklarımızın özetini,
Hem kendilerimize hem de rahmetli anamın dediği üzere denize de anlatıyor,
Diğer yandan da oturduğumuz dakika ve saatlerin sayılmadığı,
Her gidişimizde bize sadece müşteri gözüyle bakmayıp kaliteli sohbeti,
Kitaptı, müzikti ortak paydalarımızı bulabilen ve her gidişimizde,
Etkili bir fıkra ile bizi sonrasında düşündüren yere doğru gidiyorduk!
Hem giderken yolda derdime derman,
Siyah bir babaanne donu bile bulup anında geçirmiştim bacağıma!
E napalım, şişko olmak da kolay bir şey değil diyecektim ama,
Biraz fazla abartmışım kilo meselemi.
Bu sefer de eteklerimden sarkan taytımın uçlarını çekiştiriverdim hep,
Ya olsun iç bacaklarım sürtünmekten yara olmadı ya!
Her gittiğimiz seferinde biraya zam yapıyor olsalar da,
Nihayetinde patates ve soğandan cayarsak gayet de güzel bir akşam geçirebilirdik.
Caydık!
İşi, yaşadığı olumlu ve olumsuzlukları...
(Ki bu olumsuzluğun çoğunu çözmek için,
Sadece kızıl kafalı acındırık bir karıyı!
Katledebilecek kadar cani olabilmek yeterliydi.)
Güncel hayatı, olup bitenler ama hala kafasında ve yüreğinde yer teşkil edenler...
Kendinizi bir en yakın kitaplıktaki bir rafa kaldırıp sadece ona dair olursanız,
İnanın o olanca yüreğini açıyor size ama hep gizli öznelerle...
Ellerini, kollarını, yüzünü, saçını, dudaklarının şeklini,
Burnunun kemerlerini her oynatışında, alnını her çatışı,
Ya da öylece kahkaha atışında neler saklı bir hissedebilseydiniz!
"Boyundan küçük değil elbette,
Maşallah boylu ama yüreğinden büyük işler yükledik biz ona!
Bu sefer sesli söylemedim ama katrilyonlarca kere özür diledim yine ondan,
O yosun gözlerinin taaa en dibine bakarken!
Hele ki bir şarkıda yaşarmadı mı ki gözleri!
Zira o, asla aleni ağlamaz!
Zihnimden bir ninni uydurup yolladım ona...
Ne olduğunu bilmenize gerek yok şimdi!
"Çak!" yaptık sonra...
"Anne'm terasta değildim, balkondaydım!" dedi ya!
Anıra anıra ağlamak geçmişti içimden.
Oysa yan masa, ön masa, arka masa, her zaman olduğu gibi gibi şaşkındı
Bu ana-kız olduğu belli olan insanların anlamsızca konuşmalarına!
Ne gam!
Biz anlıyorduk birbirimize ne dediğimizi!
Bu sefer zaman her zamankinden fazlaca uzun aktı.
Yetmedik birbirimize!
Hadi deyin bakalım!
"Bu gece senin kollarında uyurdu yavru'n!" deyin!
Cancağızım!
Hani sen çok biliyorsun ya, sende de!
Ki zaten sana bütün bunları anlatma sebebim oradan doğmadı mı?
Kuzumun kalbi artık onarılamayacak kırıktı, hep kırıktı,
Her seferinde ne zaman baloncu geçse,
Alayım mı sana bir tane hee mutlu olursun belki!"diyordum da,
Her seferinde öteliyordu beni.
Bu sefer, anlık bir düşünülesini yakaladadım bakışlarında!
"Yok anneğ ya bu yaşta ne balonu!" falan,
Çığırmasına aldırmadan baloncuya seslendim,
En büyük balon, en büyük kalp'ti.
Yalan yok pazarlık ticarette mübahtır en büyüğünü istediğim fiyata aldım,
Çünkü param azdı.
Baloncu gayette mutlulukla kızımın koluna bağladı kocaman kalbi!
İşte o an bir şey fark ettim, ben yavruma kalbini ne vakit açmasını,
Ne vakit korumasını hiç mi hiç öğretememiştim,
Öyle ya ben bu konularda yenilgiliydim ama kör de değildim hani,
Literatür'ü ezber çekmiş hiç de kalbimi koruyamıştım.
Mekandan,
Ben çok sevgili Esenyurt denen sürgünüme tek araç dönemeyeceğim diye çıkıverdik.
Elbette onu bileğine bağlı kocaman bir kalple yer B.Çekmece bile olsa,
O saatte babaannesinin evine huzurla varamaz diye ve de en mühimi de,
Hala ayrılmak istemiyoruz diye yola koyulduk.
Şimdi bileğine bağlı koca bir kalple,
Ne zaman onu ağaç dalına takılıverir de patlamasın diye koruması gerektiğini,
Ne zaman gökyüzü özgürlükse,
Bileğindeki kalp de o, izin verdiğince uçabilir diye oynaya, öğrene yol aldık!
Evinin önüne geldik,
O kolunda koca bir kalple de olsa dışarıda gezide olan kedisine seslendi,
Sonra evde olacağına kanaat getirdik dış kapısını açtı, daire kapısını, içeri girdi.
Bekledim, belki camdan el sallar diye ama!
Bileğindeki kocaman kalp de onu çok yordu belli ki.,,
Eve dönerken şansım varsa muhitime minibüs bulacak 20 dk.da yol yürüyecektim.
Şanslıydım.
Aslıda parkın içinde yürümeyecektim gecenin bir yarısı.
Öyle ya iti var, kopuğu vardı!
Elinde yepis yeni bisikleti hiç binmeden yürüten o karı koca olmasaydı.
Belli ki iş çıkışı evladına verdiği sözü,
Nihayet tutabilen bir adam ve eşiydi önümde yürüyenler!
Onlarla beraber parka daldım.
Neden şimdi'yi merak ediyordum ya,
Adam yorgunluk seslerinden başka bir şey söylemiyordu!
O sırada, biri yaklaştı, sigarasını çıkartıp eşleri es geçip bana,
"Ateş var mı?" diye sordu!
"Bu saatte bu herif sigarasına ateş arasa hemen önümdeki adama sorarlardı." diye,
"Yok!" dedim.
Aradan 5 dk. geçti aynı adam!
Elinde 2 kornetto!
Birini uzatıp,
"Al, bunu sana aldım!" deyivermesin mi!
"Ne alaka yahu!
Ben kendi dondurmamı alamıyor muyum yani" diyorum,
Tam da çöp konteyner!inin yakınındayız!
"Almasan, çöpe atarım!" diyor,
"Sktir git lan orospu çocuğu, ben zaten tatlı şeyler sevmem,
Tut ki karşı komşu anana ısmarlamış" diyorum!
Bana aldığı dondurmayı çöpe atıp, kendi dondurmasını çoktan açmış ve yerken,
"Özürrr, dilerim hiç bööle düşünmemiştim." deyip gidiyor,
Ama belli ki parkı baştan dolanacak!
Yüreğimin hem lalesi, hem de kardeleni,
"Evim olsaydı, ya da buralarda bir evin…
Şimdi koyun koyuna koklardık birbirimizi,
Evlerde bir tam bulaşamadık hatun, yazlık alsana bize.!" dedi mi dedi.
Üstelik...
Okuduysanız tüm hikayeyi...
Bu sadece bizim fragmanımız idi...
Epeydir de bu anlattıklarıma,
"Cancağızım!"diye hitap etmediğim de farkındayım ayrıca!
Bu ömre dair kime,
"Cancağızım!" lafını ettiysem...
Hakkıyla son noktasına varamadı cümlemin.
Okuma!
Cemre.Y.

3 Temmuz 2018 Salı

Sana Ne!

...Sana Ne!...
Sana ne!
Dünlerimden,
Günlerimden,
Gecelerimden sana ne!
Sana ne!
Sensiz nasılsam, neredeysem,
Kiminleysem sana ne!
Sensizim işte...
Cemre.Y.

18 Mayıs 2018 Cuma

Neredesin

...Neredesin...
Çok uzaklardan
Yüzyıllar öncesinden,
Henüz an’lar bile sayılamıyorkenden
Haber getirdim sana sevdiceğim!
Sen ile ben!
Kalubeladan yazılıymışız biz’e,
Er’ler ve geç’ler sayılamıyormuş oralarda!
Hesapsız ve de kitapsızmış o kitaba yazılı olan
Hilafsız ve sayısız sonsuzmuş sevdalar!
Cennet’im neredesin?
Cehennemim olsan geleceğim!
Cemre.Y.

4 Mayıs 2018 Cuma

İki Satır


…İki Satır…
İçimden şiir esmiyor bugünlerde
Ey yar nerelerdeysen
Her kimsen...
Gelsen de iki satır şiirleşsek.
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...