dans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ağustos 2025 Cumartesi

Oysa

...Oysa...
Dalgaların sahile vurduğu bir rüyaya öykünerek yatmıştım oysa,
Hani gece sırt üstü yüzerken yıldızların seyrine dalarsın ya,
Sonra kulağında o şarkının nağmeleriyle,
Yavaş yavaş evinin verandasından yatak odana süzülüp,
Öyle mutlu, hafifçe yorgun uzanmışım yatağına da,
Sabaha kadar sandaki meyhanenin müzikleriyle
Dans ediyormuşsun gibi bir rüyaya öykünerek yatmıştım oysa.
Gece boyu çıkamadığım merdivenlerin basamaklarından kayarak
Beni kovalayanların eline düşmekten son anda kurtuldum uyanarak.
Cemre.Y.

7 Ocak 2024 Pazar

İyi Misin Bari

...İyi Misin Bari...
Benim bazı şiirlerimin şarkıları varsa,
Bazılarınsa müziğinin tınıları vardır.
İlla ki her ikisi birden harflerimle dans eder bazen!
Şimdi sana yağmurlu şarkılar mırıldanıyorum misal.
Oysa nicedir...
Senden de, sesinden de uzağım.
Hani diyordun ya!
"Ben sensizken daha iyiydim." diye.
İyi misin bari, hep iyi ol e mi!
Cemre.Y.

23 Nisan 2022 Cumartesi

Kendimden Özür Dilerim

...Kendimden Özür Dilerim...
Saçlarımın kırıklarıyla beraber,
Tırnaklarım da sayfa sayfa kırıldığında,
Artık umursamadığımı fark ettiğim an anladım!
Çoktandır kadınlığımdan vazgeçtiğimi.
Kim bilir en son ne zaman,
Şöyle bir kendime süslendim?
En son ne zaman,
Canım istedi diye elbise giydim,
En son ne zaman,
Taze gelinler gibi dans ettim salonumun ortasında!
Kim bilir...
En son ne zaman,
İçimden içime çok sevdim kendimi?
Kendimden,
Kendimi ihmal ettiğim için,
Çok mu çok özür dilerim.
Cemre.Y.

15 Ağustos 2021 Pazar

Ruhun Gönlü Yorgun Olunca

...Ruhun Gönlü Yorgun Olunca...
Ey benim doğup ta büyüyemiş gençliğim,
Ömrümden ömrünü çıkartsam,
Şimdi ancak sana yeniden erişirim lakin!
Evvellinden yazılmış bizim şiirimiz,
Hem de tarafımca!
"Ruhun gönlü yorgun olunca,
Beden dans etmek için çırpınsa,
Ne fayda!"
Daha...
Bunca yaşımın,
Bunca hayatımın,
Hiçbirini insan gibi yaşayamamıştım oysa.
Neyse, kuru dolma yaptım,
Hem de kıymalı, yer misin!
Cemre.Y.

6 Şubat 2021 Cumartesi

Sahi Sen Nasılsın?

...Sahi Sen Nasılsın?...
Ey benim sevgili sevgilim,
Zemheri ayazları olması gereken, kara kış ayında,
Tam da Şubat'ın altısındayız!
Günlerden cumartesi.
Tam da kendime söz verdiğim gibi,
Güneş yüzümden makas almadan uyanmadım.
Aç karnına içilen ilaçlarımı aldım,
İlk sigaramı yaktım, sade kahvemi içtim,
Sonra bir baktım günlerden yaz'mış!
Evimle dans ettim uzun uzun, sahi sen nasılsın?
Kaç zamandır yoluma düşmediğine göre iyisin sanırım.
Cemre.Y.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Masal

...Masal...
İnsanlar masal sever üstadım.
İnanırlar Kül Kedisinin Sindirella olup,
Baloya katılıp, prensle dans ettikten sonra saati dolunca,
Aceleyle kaçarken,
Tek ayağından düşürdüğü camdan ayakkabı için,
Bütün ülkeyi baştan sona,
Ayakkabı denettirip ki buçuklu bir ayak bile olsa,
Ne bileyim koskoca ülke ya hani
Kız oğlan birine denk gelirdi yani,
Sıra kilitli son mahzene gelene kadar.
İnsanlar masal sever üstadım.
İnanırlar Pamuk Prensesin üvey annesinin onu onca yıl,
Hem de doğrucu davut aynası her defasında
"Senden daha güzeli Pamuk Prenses" diyecek de,
Taa o yaşlanıp, öteki de genç kız olana kadar sabredip,
Sonunda "Ahanda yaşlandım,
E bu kız hala benden güzel öldürteyim madem" diyecek.
Avcı ona kıyamayıp ormana bırakacak,
Yedi cücelere denk gelecek vs.vs.
İnsanlar masal sever üstadım.
İnanırlar Heidinin taa,
Alplerdeki zavallı dedesinin ve dahi Peter'inin bile,
İyisinden, idaresinden ayacıklarında birer pabuç varken,
Bu kızcağızın ayacığı çıpaçıplak!
Sormazlar, masal bu ya inanırlar!
Ki bu arada itinayla ve de önemle belirtmeliyim ki!
Sağ ya da sol göz tembelliği fark etmeksizin,
Beyin odağı oluşturmanızı istedikleri hiçbir şeyi,
Sizde o tembellik var ise oraya, subliminal yerleştiremiyorlar!
Yani gerçeği çırılçıplak görüyorsunuz!
Olan Peter'e ve kör annesine oldu yani!
Neyse...
İnsanlar masal sever üstadım.
Sana daha buna benzer ne çok masalın kapalı kasasını açardım lakin!
Mart'ın kapıdan baktırıp,
Kazma kürek yaktırdığı zamanlardan zemheri bir geceymiş,
Rahmetli anacım,
Kim bilir ne karın ağrım varsa salla salla uyutamamış kaç gün...
"Doktora götürelim bey!" demek ne haddine de...
Bir gece olsun, bir tek gecenin, birkaç dakikacığı!
"N'olursun be herif,
Azıcık da sen sallasan, bak ölüyorum yorgunluktan!"
Olur demiş herif!
Yarına yemeğiydi, aşıydı, kaynana, kaynata, kayındı,
Eltiydi, görümceydi hizmetini kim yapacak!
Birkaç saat güzelce uyuyup dinlemiş anacım!
Sonra el yordamı beşiğime gitmiş eli, ilk bebesiyim ya hani!
Yok muşum!
Babama sormuş,
"Herif bebe nerde, sesi uzakta sanki kendi yok, nerede!"
Babam gayet umursuz,
"Sustur" dedin,
"Susturdum işte!" deyince fırlamış annem yatağından!
Zira ne zaman sıfatına tükürdüğüm babaannem ortalığı karıştırıp,
Gelin'di, görümceydi, bilmem neydi anam için babama
"Sustur!" dense oradaydı ya yeri, koşmuş hemen!
Gecenin bilmem saat kaçı...
Bütün eşiği küremiş elleriyle beşiğim ortaya çıksın diye!
Bulmuş da sonunda!
Koynuna almış, sarılmamışım,
Memesini vermiş sıcacık, emmemişim!
Sabahına kızamık olmuşum,
Ağır ateşten gözlerim kaymış şaşı olmuşum!
Annem bana gücenmiş kaç gecedir bangır bangır bağırıp ağlarken,
Babam beni kurbanlık adak gibi kara gömerken ses etmemişim diye!
Ben anama gücenmişim daha bana hamileyken,
Babaannemle babam bizi öldürmek için...
Anamın boğazından aşağı,
Kızgın yağ akıtmaklı cümleleri duyduğu halde
Hala kendini ona, hala beni ona,
Hala ömrümüzü,
Onlara nasıl olup da güvenebildiğini anlayamadığım için.
Kızgın yağ hikayesi de şöyle...
Sıfatı batasıca babaannemle en büyük gelini her sene anlaşır,
O yılın bir ambarlık darısını kendilerine iç ederlermiş,
Rahmetli anacım buna şahit olup da suça ortak olmayınca da...
Başka bahanelerle dili kurutulsun istenmiş!
Ben şahidim!
Yanisi sonraki ölüm fermanım sekiz aylıkkenliğime biçilmiş!
On bir yaşımda,
Yardımsever biri tarafından şaşılıktan ameliyat olurken,
Canlı canlı ameliyat edilmenin korkusundan diğeri de kaydı!
Gözlerimin yuvarlakları hala askıda sanki!
Tam iki ay kör yaşadım!
Bana şimdilerde kulaklarımın keskinliğine laf eden insanlarım,
O günlerimin bir günün,
Bir dolu saatini dahi bilseler lal olurdu halleri!
Düşünsenize on bir yaşındasınız!
Uzaktan yakından tanıdığınız,
Apartman sakininiz size şefkatle yanaşırken,
En akrabam dediğiniz o tanıdık en sesler,
Nasılsa gözleri açılınca tanımaz diye,
Hep elleme derdinde bir yerlerinizden!
"Görmeyince duyulmaz, duyulmayınca görülmez,
Hiçbiri olmayınca olmamıştır,
Tövbe bismillah" la bitiyorsa cümle
Zaten baştan sen suçlusun!
Ulan doğmayısıca doğmuşsun!
Piç değilsin, bir şey değilsin ama kız doğmuşsun,
Yanisi öteden yarılı yüreğim!
Sadece sekiz ay ana sütü emmişim o da ne vitamin edebildiyse!
O günden bronşit olduğumu otuz yaşımda öğrendim!
O günden astım olduğumu ve dahi bir vakitler,
Nasıl ve ne zaman olup da,
Zatürreyi atlattığımı da kırk yaşımda!
Yani bana sorulmuyor,
Kaderimin hangi notasında hangi es'i seçeceğim!
Kimini farkımda olmadan sollamış geçmişim,
Kiminin daha farkında değilmişim!
Lakin...
Kulak bu!
Ne kadar...
Unutmak için sağır olmayı dilese de,
Duyduğunu unutmuyor!
Göz bu!
Ne kadar...
Unutmak için şaşırıp kör olmayı dilese de,
Gördüğünü unutmuyor!
Burun bu!
Ne kadar...
Unutmak için koklamamış olmayı dilese de,
Aldığı kokuyu unutmuyor!
Ağız bu!
Ne kadar?
Unutmak için sıkılmış olmayı dilese de,
Yutturulduğu cümleyi unutmuyor!
Ten bu!
Ne kadar...
Unutmak için yok olmayı dilese de,
İstemsiz her dokunulduğu o anı unutmuyor!
İnsanlar masal sever üstadım.
Kesin senin öncende eksik bir şey var,
Kesin bir şey var!
E peki madem!
Bunca masal içinde,
Benim tahta beşiğimi bulun ve de içinde ki bebek imzamı da
Benjamin Button'a da ufaktan bir Mimai usulü göz kırpın,
Yakında sarılacağız,
Artık kim bebek, kim yaşlı bir anneanne!
Cemre.Y.

2 Aralık 2018 Pazar

Neyse

...Neyse...
Doğunun kıraç topraklarından çıkıp
Antalya'daki o otele,
Aşçı yamağı olarak gelip yerleştiğinde daha yeni yetmeydi.
Sağ olsun kirvesi
"Çok işimize yarar ağam,
İşden de heç yorulmaz bu deliganlı." diyerek işe aldırmıştı onu.
İlk aylar epeyce gözyaşı dökmüştü,
Otelin mutfağında sabahlara kadar soğan doğrarken.
Arada bir eski dolabına bakıp,
Köyünü terk ettiği o gün sırtında olan yırtık ceketine,
Ütüsüz pantolununa sarılıp ağlardı anasının kokusunu özledikçe.
Sonra sonra garsonluğa terfi etti esmer adam.
Otelin yemek salonunda salınıp duran,
Yaşıtı hatunlara hayallenmeye başlarken
Hep yaşlı ve yalnız teyzeler denk geliyordu kısmetine.
Nihayet eli para tutup,
Köyüne köy evine yetecek kadar para yolladıktan sonra
Kalanları biriktirmeye başladı.
Şef garsonluğa terfi ederken,
Bir yandan da yemek kurslarına gitmeye başlamış,
Bir yandan da otelin çalışanlarına,
İndirimli diskolarına gidip birkaç bira içerken
Arkadaşlarıyla,
Gündüz yemek sunarken kesiştikleri hatunları tavlama derdine girdiler.
Bu gavurlar da pek özgürdü yahu!
Hem beleş içki ısmarlayıp,
Hem de hiç tanımadıkları kaytan bıyıklı herifleri hiç reddetmiyordular.
Nereden duydularsa duymuşlardı Türk erkeklerinin methini!
Bize sorsanız çoğu asparagas olan müthiş sevişmeler.
Kimini kızların, kadınların kendi odalarında seviyorlardı,
Kimileriyle barda, sahilde, kumsalda!
Neredeyse her gece başka bir hatunla sevişiyorlardı.
Memleketlerinin aksine epeyce sıcaktı Antalya.
Sonra bir yaz akşamı yemek salonunda rastladı ona.
Hiç duymadığı kadar güzel bir koku duymuştu onda.
Sanki memleketinin,
Sarp dağlarında nadiren açan ilkbahar çiçekleri gibi kokuyordu kız.
Bembeyaz yüzüne narince oturan hokka burnuyla,
Kestane rengi dalgalı saçlarıyla,
Gülerken görünen inci gibi dişleriyle,
Hiç benzemiyordu diğer gavur kızlarına.
Akşamında öğrenmişti çoktan gece hangi diskoda eğleneceklerini,
Çok şükür çat pat İngilizceyi de epeyce ilerletmişti.
Arkadaşından janti kıyafetler ödünç alıp,
Süslenip püslenip gittiler mekana
Kokusunu sevdiği kız arkadaşlarıyla gelmişti mekana.
Bu gavurlar da genelde kalabalık geliyorlardı tatillere.
Dans ederken tanışıp masaları birleştirmeye koyulmuşlardı çoktan.
Şakalaşırken koluna, omzuna dokunuyordu kızın, teni ipek gibiydi.
Fakat kız bir türlü diğerleri gibi rahat değildi.
Halbuki kızın arkadaşı çoktan beline dolanmıştı esmer adamın.
O geceyi mecbur kızın arkadaşıyla geçirdi.
Ertesi sabah da,
Kızın olduğu masaya otelin bahçesinden koparttığı birkaç çiçeği koydu.
Kızın arkadaşı uyanamamıştı daha öyleyse bu çiçekler kimeydi?
Sonra sonra açıldı esmer adam kıza,
Kız kesin bir yanıt vermeden İsviçre'nin eteklerine uçup gitti.
Ertesi yaz tekrar geldi, yakınlaştılar biraz daha!
Yazışmalar, konuşmalar sürüp giderken,
Eertesi sene geldiğindeyse evlenmeye karar verdiler.
Esmer adam sevdiğini beklerken,
Sevdiğini niceleriyle başka hatunlarla aldatırken
Her şeyi bir kenara bırakıp İsviçre de yaşamayı dahi kabul etmişti.
Esmer adam bir markette iş bulup reyon şefliğine kadar yükselirken
Günlerce defalarca da,
İsveç hatunları tarafından tacize uğramıştı ama o hepsini reddetmişti.
Sevdiğine söz vermişti zira!
Eline başka kadın eli değmeyecekti.
Yıllar geçmiş, iki de erkek evlatları olmuştu.
Derken esmer adam,
Küçücük bir kasaba kadar olan yeşil İsviçre'nin yeşilinden dahi sıkıldı.
Köyünün kıraç toprakları burnunda tütüyordu ya,
İstanbul'da dahi yaşamaya razıydı.
Öyle ya,
Arada bir değişiklik olsun diye,
Gidip durdukları Almanya bile aynı Almanya'ydı.
Yıllar İsviçre'yi de Almanya'yı da iyice tüketmeye başlamıştı.
Her şeyi geride bırakıp İstanbul'a yerleştiklerinde,
Hala kokusu kendisinden önce gidiyordu karısının,
Hala bir akraba ziyaretine gidilse onunla ilgili ilk hatırladıkları şey,
Şıklığı, güzelliği ve kokusuydu.
Fakat birkaç yıl daha geçince her şey eskimeye başladı.
Salondaki koltuklar bile eskidi, balkondaki çiçekler solmaya başlamıştı.
Üstelik nicedir esmer adam işten yorgun argın geldiğinde
Yıllar yılı, onu kapıda,
Hep mis kokusuyla karşılayan o kadın ona pejmürde görünmeye başlamıştı.
Sonra sonra kapıda karşılanmalar da bitti.
Kadında İsviçre vatan hasretine dönüşmüştü.
Oysa esmer adam yıllar önce sevdiği uğruna gittiği İsviçreye
Önce yaşadığı köyün kıraçlığından farklı olduğu için,
Sonra da parası tatlı olduğu için çok yıllarca katlanmıştı.
Dönülemez akşamların ufkuna doğru yol açmaya meyillilerdi.
Bu arada esmer adam yeğenin arkadaşından hoşlanmaya başlamıştı.
Neyse ki yeğenin arkadaşı dul olmasına rağmen,
Evli adamlara karşı saplantılı bir "Hayır!"ı vardı.
Tam dört yıl dolaştı etrafında.
Kadın "Nuh!"diyor, "Peygamber!"demiyordu.
Hoşlanmıyor değildi adamdan, komplimanlarından
Ama onun da yuvasını yıkan bir başka kadındı ya,
Tek derdi "O kadın." olmasındı.
Dördüncü yılın sonunda zaten bütün hikayelerini çoktan biliyordu da,
Esmer adamın karısının babasının ölümünden sonra
Bütün mirasa konduğunu öğrenince,
Toptan değiştiğini dertleşmişlerdi o masada!
Dört yıl geçerken,
Esmer adamın hoşlandığı kadın bekar birine sevdalanmış,
Konunun odak noktası evliliğe dayanınca yine aldatılmıştı.
Bekar adamın kız kardeşinden duyduğu hakaretler hala kulağının arkasındaydı
Oysa o kimseye yamanmak derdinde değildi.
Başta sorun sayılmayan yaş farkı, medeni durum,
Çocuk vs.hepsi önüne tek tek temcit pilavı olarak sunuldu.
Kadın vazgeçti!
Kadın her şeyden vazgeçti,
Esmer adama inanmıştı ya ona ilk ve son kez "Evet!"dedi.
Sonra sonra defalarca el ele girdikleri,
O kumları yumuşacık olan, denizi insanın içini saran,
Odası orta halli o eve son kez gittiklerinde ortalık lağım kokuyordu!
Kadın vazgeçti!
Aldatana karşılık olmak onun harcı değildi.
Aldatılana "O kadın!" olmak onun harcı değildi.
Öylece gitti.
Yıllar sonra esmer adam uzunca bir mesaj yazarak kadından helallik istedi.
Boşanmışlar beş yıl önce.
Suzi evdeki eski eşyalarını ve çocukları alıp memleketine gitmiş,
Esmer adam da çocuklarını her özlediğinde İsviçre'ye gidip,
Onların evlerinde kalıp,
Hep beraber biraz vakit geçirip dönecekmiş Türkiye'ye!
Sanki evlilik cüzdanı olunca kesinleşiyor beraberlikler!
Sonuçta o evin yatağında ayrı olsa dahi yatıyorsanız bu aldatmak değil midir?
O yatakların birleşmediğinden kim emin olabilir!
Eyvallah deyip gittim.
Arkama bile bakmadan gittim hem de.
"Neyse!"
Cemre.Y.

27 Mayıs 2018 Pazar

Tango

…Tango…
Ve fakat tango...
Ne asil...
Ne zarif...
Ne nahif bir danstır değil mi?
Bi gün gerçek bir sevdalım olursa,
Öğrenip ona...
Sadece ona...
Koca bir ömür boyunca eşlik etmek isterim.
Cemre.Y.

15 Mart 2018 Perşembe

Kurtlar Sofrası


…Kurtlar Sofrası…
Çoğu zaman kurtlar sofrasında çakallarla dans ettim de, 
Ne kurtlara yenildim, ne çakalların oyununa geldim. 
Bir tek, terk edilmiş bir köpek yavrusuna yenildim! 
Bundan sonra görürsem…
Bir tekmede ben atarım olur biter.
Cemre.Y.

30 Ocak 2018 Salı

Dansöz Dünyam

…Dansöz Dünyam…
Benim bir yanım oryantal,
Bir yanım tango.
Bir yanım ağıt, bir yanım gazel
Çünkü dansöz dünyam.
Cemre.Y.

27 Ocak 2018 Cumartesi

Tango

…Tango…
Aşka zaman az kaldı sanki...
Ruhu ruhuma yakınsa kendisi de gelir, bulur beni.
Bir an önce bulmalı yani.
Çünkü ben…
Ben sevdiğim adamla tango yapmayı öğrenip,
Düğünümüzde "Tango aşkın dansıdır." deyip,
Sevdiğimle kendi cennetimize gitmeliydim!
Cemre.Y.

12 Ocak 2018 Cuma

Şiir Bitti

...Şiir Bitti...
Şiir bitti.
Artık roman yazmak vakti.
Artık romanıma başlamalıyım!
Yürek yine şiir isterdi lakin!
Artık...
O rüzgar,
Aynı meridyenden aynı esmez.
Artık bir daha da belli ki!
Belli ki şimdi...
İşte tam da şimdi!
Artık...
Müslümanım diyen ama yüreği,
Namüslim haçlı vicdansızları da
Affettim.
Kendimi de dahil,
O kadınları
Aşk-a meftun edip
Birer birer…
Hepli toplu mezarlarda,
Öldüredim elbet!
En azından…
Namusumu kurtarmış olmanın gururuyla
Yaşıyordum hala ama!
Sanki fazlası gerek.
Hissetmiyorlar zira.
Anlayamıyorlar!
Namus...
Sadece bacak arasından yitirilmiş bir hezimet değildi.
Namus beyinden geçen her ihanetli hayalin kabusuydu.
Siz...
Hepiniz hayallerinizle boğulunuz!
Oturup düşünce çakıllı şapkalarınızı önlerinize koyunuz!
Taşlarınıza iyi bakınız.
Hanginiz tam doğrusunuz?
Belki orada bir yerlerde bulursunuz cevapsız soruların,
Vicdana en huzurlu cevaplarını!
Yaradan yarattığını,
Daha cehennemlik olamayacağını ilan ettiği yaşta...
Ölürse cennetlik, günahsız yavrucak dediği yaşta.
O adamın o kirli ellerinin tacizine neden izin verdi?
Zira ben bu hayatta yoktum...
Yokum!
Hatta hiç doğmadım.
Şimdi zaman...
Roman yazmak vakti!
Cemre.Y.

23 Aralık 2017 Cumartesi

Ömür Günlerim


….Ömür Günlerim…
Ben hep arafla dans ederken!
Başkaları.
Ben'le…
Sen'le…
On'la...
Bun'la….
Şun'la... derken!
Yüzyıl geçmiş aradan ya...
Aldatıldığıma mı yansam...
Yoksa... 
Aldatılmalara razı susuşlarıma mı?
Geçmiş ya şimdi…
Harcanan o ömür günlerim bana eklenir mi?
Bitmeden ömrüm.
Bir daha güvenebilir miyim birine, bir daha?
Cemre.Y.

19 Aralık 2017 Salı

Ben Ne Zaman


…Ben Ne Zaman…
Bugüne kadar, hayat hep bana,
"Sen daha iyilerine layıksın!" deyip,
Güzel sandığım ne varsa alıp gitti ya!
Sezen Aksu'nun,
Dansöz Dünyası geliveriyor,
Dimağımın dibinden,
Yıldırım hızıyla ciğerimin baş köşesine!
Ben ne vakit…
"Ey hayat!
Sana, müteşekkirim ki,
Gerçekten beklediğime değdi." diyeceğim?
Ya artık yorulduysam
Hem de çok, olanından?
Bilirsin beni, oldukça da gururluyumdur,
Yaşayamadığım hayatın
Borcunu isteyemem senden.
Ama yaşarım sandığının
Bütün alacağının yine,
Hepsi senin olsun ha!
Zira gitmelere çok yakınım.
Söylesene hele bir
Ne zaman yorulacak bana gelince dansöz olan bu dünya
Ben ne zaman mutlu olacağım?
Cemre.Y.

16 Aralık 2017 Cumartesi

Olamazdı

…Olamazdı…
Karma karışık şu topacın ipleri,
Birbirinden apayrı değişik...
Renk bozuğu hayatlar
Bize göre değildi be azizim!
Olamazdı da zaten!
O yüzden de, hiçbir diziye de kanmadık!
Hiçbir reklamın,
Subliminaline bile…
Aldanmadık!
Sadece...
Bir tek kere…
Tastamam bir tam kandık...
Adam maskeli bir sıfata!
Araf'la dans ederken!
Yakalamışlar bizi…
Bir dahası mı asla!
O yüzden, yüreğimin tellerinde,
Hep aynı güfte!
"Cahildim dünyanın...."
Kanamıyoruz ya artık!
Neyse…
Cemre.Y.

21 Kasım 2017 Salı

Ne Fayda!

…Ne Fayda!...
Ruhun gönlü yorgun olunca, 
Beden dans etmek için çırpınsa
Ne fayda!
Cemre.Y.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Fırtına Kuşu

...Fırtına Kuşu...
Senin bir suçun yoktu.
Hiç kimsenin suçu yoktu!
Rüzgara doğru inadına savrulan,
Bir fırtına kuşuydum ben.
Zaten...
Hiçbir zaman da başka bir şey olamadım ya!
Yansam, yansam...
Belki ona yanarım.
Ne ulu cami önlerinde,
Kendimle aynı cinsten,
Bir avuç yeme savrulan güvercin olabildim!
Ne vapur sefalarında,
Keyfe vicdan
Bir parça simide mest olan bir martı!
Hep “Tok” um!
Kanadı kırık yaralı serçe'liğimi ise!
Henüz yirmi birinde kaybetmiştim...
Geveze kargalardansa hep nefret ettim,
Hala da ederim!
Hiçbir sofrada,
Eğer etmiyorsa o sofra muhabbetime değer,
Muhabbet kuşu gibi şakımadım mesela!
Kanarya gibi rengarenk,
Sadece boş boş şakıyan
Basit bir gökkuşağı olmaya da
Hamurum yetmedi nedense!
Bazen turna olup yar’lara
Bir tel saçla selam iletsem de
Araları da ben bulamadım mesela!
Belki heves ettim ara sıra
Angut kuşu olmaya
Her sevdanın ardından,
Bir kere daha hep öldüm de...
Ben bir fırtına kuşuydum sonuçta!
Dirildim yeniden...
İnadına!
Sana doğru...
Sen bende, sana...
Ben sende, bana...
Ölene kadar!
Hak mısın?
Evla mısın?
Bela mısın?
Ne’sin ey yar!
Cemre.Y.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Yaz Yağmurum

...Yaz Yağmurum...
Yaz yağmuru yağıyordu şehrime
Hemen bir ayna bulup,
Gözlerimin içine kocaman gülümsedim.
Güzel bir müzik açtım,
Mutfağıma koşarak sade bir kahve yaptım kendime.
Rast gele bir kitap aldım kitaplığımın rafından!
Çabucak bir paragraf dolusu kitap falı baktım.
Beğenmedim,
Bambaşka bir sayfasından iki paragraf daha okudum.
Kahvem bittiğinde koltuğuma, halılarıma, sehpalarıma…
Odamın her yerine, yani hayata, yeniden gülümsedim.
Bu sefer de yaz yağmuru bitmeden hepsine yetişmiştim.
Sonra penceremin perdeleriyle gülümsedi yağmur bana.
“Çok inatsın çookk!
Vazgeçmek nedir bilmiyorsun,
Madem öyle hadi gel yine şımaralım,
Küçük göletlerin üstünde zıplayalım yine.
Saçaklar altından bize bakan telaşlı gözlere,
Delirelim mi yine.” demez mi?
Ahhh!
Bu deli Cemre daha durur mu hiç!
Nasılsa yağmur söz vermiş ona
Sağanaklığı geçip dolacakmış sokaklara kovalarca.
Hemencik çıkıverdim evimden
Sokağa adım attığım anda,
İnsanlar saçak altlarına koşmaya çalışırken,
Hemencik de yavaşladım.
Önce saçlarımı öptü yağmur,
Omuz başlarıma sarıldı sonra.
Sımsıkı sarıldığındaysa bütün bedenime,
İliğime kadar hissettim beni ne de çok özlediğini.
Acıkmıştım oysa salçalı makarna yapmaktı
Yağmur beni çok sevmezden, çok önceki niyetim.
Doydum birden,
Ruhumla beraber çok doydum.
Bana doğru şöyle bir dönüp,
Tuhaf bakışlarıyla koşuşuyordu insanlar!
Ben en usul adımlarımla
Şarkılar mırıldanarak sokağımın sonunu boylarken.
Bunca doluluğa,
Boş bakmaktan başkaca yapacak işleri yoktu çünkü.
Çünkü bilmiyorlardı yağmur
Yazın yağarsa ıslanmaktan asla kaçamazsın
Tam “Bitti.” dersin ansızın coşar
Olmadık bir anda üstüne, başına, ruhuna konar,
Aşk gibi yani.
Oysa ben sokağın en sonundaki artık Tekel olmayan
Tekelcinin karısından iki bira aldım kendime
Bir tek o sormadı neden sırılsıklam olduğumu, biliyordu.
İki satır memleketi kurtardık yine beraber,
İşsizliğe ve işçisizliğe
İkisinin yakasını bir araya getiremeyen şu düzene
Az sövdük, çok saydık.
Ne de olsa biz terbiyeli kadınlardık.
Ben olmasam adamların hepsini
Kibrit suyuna verecekti ya yine
Sayemde şükretti bira satarken bile
“Allah bereket versin.” diyebilişine.
Gülerek birbirimize yine “Hoşça kal.” ladık.
Oysa onunla da çok ayrı dünyaların insanlarıydık.
Yağmur beni bekliyordu kapıda
Söz verdiği gibi İstanbul’u yıkıyordu kovalarca.
Çimen ve toprak kokusu dolarken burnumdan ruhuma
Köşedeki fırına uğradım tam da bu saatte çıkardı
Ateşin içinden dumanı tüten akşam ekmeği.
Mademki o bana çimen ve toprak kokusu ısmarladı,
Bende ekmek kokusu ikram ettim yağmura.
Ucunu kopartıp beraberce ıslatırken,
Baktım ki süngüsü düşmüş yine küçük asker gibi,
Mahsunca akıyor kirpiklerime.
“Hayırdır?” dedim.
“Nedir yine derdin?”
Hemencik ışıldayıverdi gözleri
“Ama hani zıplayacaktık küçük göletlere,
Dans edecektik beraber, şımaracaktık,
Hatta delirecektik saçak altındaki şüpheli gözlerce!”
Ahhh!
Bu deli Cemre daha durur mu hiç!
Nasılsa yağmur söz vermiş ona,
O eve girene kadar dinmeyecekmiş.
Bütün netameli kaldırım taşlarında seksek oynadık sonra,
Bütün göletlerin tam ortasına sıçramaca oynadık.
Yetmedi iki misketim vardı cebimde uğur niyetine
Onu da yuvarladık rüzgara.
Kimse bilmez ama
Kendi etrafımızda da,
İki-üç tur dönmece de oynadık hatta.
Geçmişimizi salladık,
Geleceğimizi umutladık,
Sımsıkı sarılıp bize, an'ımızı yaşadık.
Tam ben eve girecekten karşı komşuya rastladık.
Saçak altında beklemekten sıkılmış güya, düşmüş yola,
Kesin, akşam yemeği yoktur kocasına,
Komşu sürtmelerinden vakit kalmamıştır oysa.
“Ayy Cemreee sende sıklam sırıl olmuşun yea” deyivermez mi,
Kendine saçak altından kaçan suç ortağı bulmuşcasına sırıtarak!
Gülümsedim ve sadece...
“İyi de, ben zaten yağmurla buluşmak için evden çıktım.” dedim.
“Neeaa!
Yağmuru seviyo musun sen yaniiii!” dedi,
Ağzı hep kendinden kocaman.
“Her yağmuru değil!” dedim.
“Benim ruhumu doyuracak,
“Bana kadar çok olacak yaz yağmurunu severim ben.”
Kahkahalarımla gülüyorum hala
Benden ayrılırken,
Anlamlarını bile bilmediği gözlerinde çakışıveren ünlemlerine!
Evime geldim,
Terasıma çıktım,
Yaz yağmurumla bir kucak dolusu
Sonra yine görüşmek üzere vedalaştım.
Terasımdan aşağıya baktım ve gülümsedim
Hiç sevemediğim mahallenin
Hiç sevemediğim sokağının
Hiç sevemediğim saçak altı sorguçlu gözlerine inadına
Gülümsedim.
Onlar yine delirdim sanıyorlarken
Ben hepsini birden içimden yeniden affettim.
Tekrar delirebilmek üzere efendim.
Cemre.Y.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Susmak

...Susmak...
Söylenecek çok şey vardı,
Biz kitaplar dolusu sustuk.
Belki de en büyük farkımız buydu diğerlerinden.
Ruhların dansı eşsiz oluyordu biz öylece susarken...
Cemre.Y.

3 Temmuz 2017 Pazartesi

Gülümseyelim Birilerine


...Gülümseyelim Birilerine...
Haydi dans edelim!
Uçuşsun bütün kötülükler üzerimizden,
Hiç yoktan gülümseyelim birilerine…
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...