ihtiyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ihtiyar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Haziran 2025 Pazartesi

Gelsen Diyorum

...Gelsen Diyorum...
Sana sevgi dolu gülüşler biriktirdim,
Hani gülünce gözlerinin içi ışıl ışıl ışıldayan.
Hani sarılınca kalbinin ritmi kaburgalarına sığmayan,
Kocaman koskocaman sevgi dolu gülüşler biriktirdim.
Yüzümdeki çizgilere, saçımdaki aklara aldırmadan,
Zamanın zembereği bozulmadan gelsen diyorum.
Ne bileyim...
Belki sen de sıkılmışsındır
Çift kişilik kahveyi tek başına yudumlamaktan.
Cemre.Y.

19 Ocak 2025 Pazar

Bilmiyorlar!

...Bilmiyorlar!...
Yaşlanmışım diyorlar...
Yüzüm, gözüm, elim, dizim,
Kalbim, ömrüm hep ihanet çiziği!
Zamanında iki koca belik ördüğüm saçlarım,
Küçük bir kız çocuğunun incecik örgüsü kadar kalmış.
Aralarına güz yanığı kırağılar yağmış bolca.
Bir tek kere daha,
Bir tek kere olsun yeniden gülebilseydi gözlerimin içi!
Eminim mutluluk yine güzelleştirecekti beni.
Lakin, dudağımın kenarına,
Hani arada bir de olsa yerleşiveren gülümsemelerim bile kırık.
Yaşlanmışım diyorlar,
Nicedir içim, dışım, terk edilmiş bir ihtiyar, bilmiyorlar!
Cemre.Y.

3 Haziran 2023 Cumartesi

Geç Mi Kaldık Ey Ömrüm!

ç..Geç Mi Kaldık Ey Ömrüm!...
Uzun yorgunlukların ertesinde...
Artık sen adına,
"Yürek!" de...
"Gönül!" de...
"Kalp!" de...
"Ciğer!" de...
Kırgınlıkların,
Can kırıklarının ötesine geçince,
Hani ihtiyarlığı,
Yaşlılığını geçince anlıyor insan!
Çok kere...
Hepsi birden, bir, olup olup,
Hani saçının diplerinden geçip geçip,
Tüm bağırsaklarını elek edip edip,
Ayak tırnağından çıkan o acının da sonu varmış!
Artık...
Acıların acımaz olduğunda anlıyor insan.
Koca bir ömrü,
Aslında sadece kendine,
Kendisi için yaşaması gerektiğini.
Geç mi kaldık ey ömrüm!
Çok mu geç kaldık,
Hiç değilse,
Birkaç dem bari mutluluğa uyanmamıza?
Cemre.Y.

10 Haziran 2022 Cuma

Oysa Hayat Hep Acımasızdı

...Oysa Hayat Hep Acımasızdı...
Taze demlenmiş şiir tadında yaşamak vardı hayatı.
Oysa hayat...
Hep...
Acımasızdı!
Ne vakit, gülümsemelere meyl etse yüreğim,
Gözümün nurunu, dünün acılı sarmalına sardı.
Şimdi yaşım, yaşantımdan fazla ihtiyarlayınca,
Dizlerimde derman kalmayınca hani!
Fark edememişim, nihayet kapattım sandığım,
Yaralarımın, cam ve can kırığı bozuk kilitlerinin,
Pas tutup, kanadı yaralı bir serçe gibi kanadığını.
Ömrüme dahil ettiğim insan sayısı azdılar oysa!
Yine de es geçmediler, beni acıtmayı.
Gelen geçen yaramdan vurdu!
Kaç yaşıma geldim,
Hala, hastane önünde bilerek unutulmuş bebek pusetiyim.
Hala, gelen geçen, kimsesizliğimden vuruyor beni!
Cemre.Y.

21 Nisan 2022 Perşembe

Sayelerinizde Gönlüm Yorgun Çünkü

…Sayelerinizde Gönlüm Yorgun Çünkü…
Ah be ciğerparem!
Kimse, kendi aynasına bakmıyor,
Hani es kaza bakarsa da baktığını görmüyor!
Ve istisnasız, kötücül ruha sahip olan herkes,
Diline ağulu sözleri, çoktan yapıştırmışsa eğer.
Seni yaralarının izlerinden yaralıyor.
Bile isteye, sırıta sırıta,
Kötücüllüklerinden zevklere gark ola ola,
Cayır cayır, jilet kazıntısı can kırıklıklarına basıyor!
Acımadı sanıyor ki daha da eziyor aklınca.
Oysa sustuklarım, konuştuklarımdan çoktur benim.
Ki zira!
Söylenecek ne çok şey vardı,
Lafı gediğine koyacak ne çok cümle!
Lakin sonunda öğrendim sanırım,
Hayatıma lüzumu dokunmayan insanlara,
Tek bir harfimin dahi değmeyeceğini,
Boşuna çenemi de yüreğimi de yormamam gerektiğini.
Evet yaşlandım ve de ne yazık ki evet!
Şu birkaç yıldır, her şeyden, herkesten,
Daha da fazla ihtiyarladım.
Yetmezmiş gibi, epeyce de çöktüm!
Sayelerinizde, gönlüm yorgun çünkü!
Hem de taa gönünden yorgun!
Cemre.Y.

30 Nisan 2021 Cuma

Nihayet

...Nihayet...
"Geçecek!" diye diye geçti ömrümüz.
Ve sonra yaşından haylice ihtiyarlamış bir kadın,
Ilık bir bahar akşamında...
Nihayet, kendi anına, kendi zamanına yüreğini açıp,
Usulca batan güneşe döndü yüzünü.
Nicedir derin bir nefesi şöylece ağrısız çekemiyordu ya,
Akşamüzeri yediği ağrı kesici iğneden midir nedir?
Derin bir nefes çekip, genzine doldurdu denizin iyot kokusunu!
Hiç üşenmeden usulca kumsala doğru yürüdü,
Hiç ağlamadan da kumdan kaleler yaptı kendisine,
Ama bu sefer...
Çocukluğunda yaptığını yapmadı.
"Nasıl olsa üstümüze basıp geçerler!" diye,
Kendi elleriyle yıkıp gitmedi kumdan kalelerini.
Küçük bir anne, küçük bir baba ve küçük kardeşler yaptı kendine.
Sonra birden çocukluğunun hayal resimlerini çizerken,
Kendisini ya hep en sona bıraktığını,
Ya da hiç resmetmediğini hatırladı.
Hemen evine koşup, aynanın karşısına geçip,
Gözlerinin ta öbeklerine bakıp,
Defalarca kendisinden özür diledi,
Herkesi affede affede unuttuğu kendisini,
Gülümseyerek en içinden affedip,
Kendisine sarıldı, hem de sımsıkı sarıldı.
Kalbinin atışını hissetti yeniden,
Damarlarında gezinen kanların ığıl ığıl aktığını,
Canını hatırladı kadın nihayet!
Perdesini araladı, penceresini açtı,
Önünde hafif hafif dalgalanan denize selam etti.
Uzun yıllardır belki de ilk defa...
Bu gece kabus görmeyecek,
Bu gece...
Huzurlu ve hep mutlu bir geleceğin rüyasını görecekti.
Karaya vurmuş, yanından kalabalıklar geçerken,
Kendi seçtiği yalnızlığıyla avunan,
O içi kırık kayığıysa artık onarmanın vakti gelmişti.
Nihayet denize açılmak vaktiyse,
Rengi mavi olmamalı bu seferki hayalin,
Deniz zaten mavi, güneş zaten sarı!
Lakin güzel bir lal kırmızısı da iyi yakışır sanki.
Cemre.Y.

2 Aralık 2020 Çarşamba

O Günler De Gelecek

...O Günler De Gelecek...
Yüreğinin mengenelerinin sıkıntısından,
Gül yüzünü kedere döküp,
Lale kıvrımlı gülüşlerini soldurma,
Ömrünün en baharını yaşaman gereken yaşında,
Güz yanığı yorgunluklar biriktirme ruhuna!
Şuncacık yaşında...
Yaşından evvel ihtiyarlama a yosun gözlüm.
Gör bak!
Mehtabın yıldız yakamozları yetmezmiş gibi,
Güneş bile secde edecek ruhuna,
Gelecek...
O günler de gelecek.
Cemre.Y.

21 Kasım 2020 Cumartesi

Gri Günler


...Gri Günler...
Gri günler bunlar sevgilim,
Eskiden olsa...
Güneşim beni yine terk etti diye,
Üzüm üzüm üzülüp, kederlenir,
Gelmişime, geçmişime,
Şiir şiir, mısra mısra söverdim.
Yaşı kadar ihtiyarlamaya başlayınca insan,
Alıyor yüreğini yanı başına koyuyor,
Demli bir çay eşliğinde,
Sigaraya sarılıp,
Gri günlere gri dumanlar üflüyor.
Sonra usulca toparlanıp,
Mevsimi gelince,
Yaprakları dökülmeyecek,
Renkleri hiç solmayacak,
Onu hiç terk etmeyecek,
Rengarenk yapay çiçekleriyle oynuyor.
Hiç yoktan kalbini sevindiriyor.
Gri günler bunlar sevgilim,
Gerçek olmayan,
Kokusu olmayan,
Ruhu olmayan,
Hiçbir şeyi sevmediğini de
Böylece unutuyor insan.
Şöyle içi titreye titreye,
Sevmeyi de unutuyor zamanla.
Gerçek olsa yüreği sevinirdi ya,
Kalbini sevindirmesiyle yetiniyor.
Cemre.Y.

31 Ekim 2020 Cumartesi

Yaşıyor Muyuz Gerçekten

...Yaşıyor Muyuz Gerçekten!...
Bugün...
Durduk yere...
Yaşımdan fazlaca ihtiyarladım yine!
Göçük altında kalmış yüreğim,
Canımın canları ellerinde!
Çocukluğumun desen...
Saçları ağarmış şefkatsizlikten!
Usulca sarıldım omuz başlarıma,
Ortalığı tertemiz mis ettim,
Ölürsem arkamdan "... demesinler!"diye!
Oysa çocukluğum orada,
Tertemiz sabun kokulu evlerden birinde!
Kir kokulu gecelerden kurtulmaya çabalamakta.
Dün...
Göçük altında kalan o gencecik kız!
"Köpekleri salın, ben miyavlarım!"dedi ya!
Çocukluğumun çığlık figan,
Miyavlarıydı beni kurtaran!
Sahi...
İyi miyiz hepimiz?
İyilikte, şefkatte, sevgide miyiz biz?
Yaşıyor muyuz gerçekten!
Nasıl olsa gün...
Gün değil mi geçip giden?
Cemre.Y.

1 Haziran 2020 Pazartesi

Gri

...Gri...
Nicedir...
Yer, gök griye kesmişti yine,
Yine beyaz, bembeyazlar toparlanıp,
Siyah, simsiyah poşetlere dolduruyorlardı hayallerimi!
Rengarenk misketlerimin,
En içindeki o tek gri olmaktan,
Başka şansımda yoktu ki hani!
Ki benim...
Renklerden onca renk,
Tonlardan onca palet seçeneğim varken,
Beyaz ve siyahın ortasıysa tek seçeneğim,
Her zaman griden en nefret edendim!
Kan kırmızı akardı şiirlerim.
Epeydir bilmiyorum,
Günlerden hangi ay,
Yıllardan hangi gün,
Ömrümü yiyen basamakların,
Kaçıncı salisesindeyim?
Bugün...
Dünyada görüş günüymüş,
Bir nevi normalleşme yani!
Ben daha mahallemin yarı sınırını aşamamışken,
Çocuklar top sektiriyordu mahallede,
Çoktandır beni dikiz alanına almış olan ihtiyar amca...
Bunca zamanımdaki çaresizliğimi de dikizlerken,
Ne kadar da çok kilo aldığımı yüzüme vurdu,
Sokağımın bakkalından su almaya giderken!
Nicedir...
Yer, gök griye kesmişti yine,
Yine beyaz, bembeyazlar toparlanıp,
Siyah, simsiyah poşetlere dolduruyorlardı hayallerimi!
Rengarenk misketlerimin,
En içindeki o tek gri olmaktan,
Başka şansımda yoktu ki hani!
Ki benim...
Renklerden onca renk,
Tonlardan onca palet seçeneğim varken,
Beyaz ve siyahın ortasıysa tek seçeneğim,
Her zaman griden en nefret edendim!
Kan kırmızı akardı şiirlerim.
Bu sefer!
İsyan etmedim, kızmadım, öfkelenmedim,
Sitem etmedim yaradınıma unuttuğu için falan!
Bu sefer...
Ne siyah umurumdaydı, ne beyaz, ne de gri!
Kan kırmızı şiirlerimle de çoktan vedalaşmıştım hani!
Hepsinin mezarlarına tekerli, çoklu korunaklı ziyaretteyim!
Bana ne kim...
"Bana bir şey olmaz yahu!"deyip,
Efelik taslamış da memleketi boylamış!
Bana ne kim...
Öylece bir çare bekleyişte kalmış da,
Ben bile olsam...
Bir çare,  el uzatılmamış!
Ben hala...
Siyahı soluyor da griye kesiyor diye sevmeyenlerdenim.
Ben hala...
Beyaza yağmur bulutu değiyorda,
Griye kesiyor diye sevmeyenlerdenim.
Bunca zaman sonra...
Ay sonuna yakın Galata'da nefesleneceğim,
Kırmızı, kıpkırmızı posta kutum orada duruyor hala!
En son gittiğimde dilek mendili bağlamıştım ona.
Hani olur ya "Görüldü, kabuldür!"cevabı alamazsam.
Malüllüğümün...
Siyah...
Beyaz...
Ve...
Gri hariç!
Rengarenk tesciline atacağım bütün resmi evraklarımı.
Ki eğer yine de emekli olamazsam!
Posta kutumu yeni boyadım şiir kırmızısı,
Corona illetinin kıçına sokarsınız!
Ben...
Yok'um!
Cemre.Y.

9 Nisan 2020 Perşembe

Ölmedim Hala, Lakin, Yaşamıyorum Da!...

...Ölmedim Hala, Lakin, Yaşamıyorum Da!...
Nicedir, "Neyin var?" diye soranım bile yok ki,
"Hiçbir şeyim yok!" diyeyim de...
Buna, sen de dahilsin'i, varsın da, yine, anlayamasınlar!
Haberler'in şefkatli bir anına denk geliyorum misal,
Aksi, nalet, huysuz, umursuz bir ihtiyar olacaktım güya,
İstemsiz akıveriyor gözyaşlarım,
Yine kötü kraliçe taç yapraklarının taçlarını takmış,
Hüzün zırhındaki kötücül hücrelerine.
Seveni sevdiğinden ayırmakta hala,
Ve haz almakta hayatı çürütmekten,
Sevenin ciğerini de yara yara.
Şimdi adı da konmuş üstelik Corona!
Nicedir, günde üç öğün gözüm yaşını içiyorum,
Epeydir öğün vakitlerimse, çok bilinmeyenli denklem zaten.
Ve eminim ki seni de çoktan unuttum epeydir,
Yani sebeb' i mazeretim değilsin.
Şimdi mi sormasınlar sakın diye de,
Ömrüme yeni insan dahi, dahil etmiyorum?
Hani es kaza biri soracak olsa...
Daha "Hiçbir şeyim yok!" un...
"Hiç!" faslında büzülüveriyor dudaklarım,
Titremeye başlıyor kirpiklerim,
Karanlıktan çoktan korkmuş,
Elbiseleri limelenmiş, saçları dağılmış,
Yırtık kırmızı pabucunun teki ayağının ucunda asılı kalmış,
O kız çocuğu hallerime dönüp,
Hemencecik, büzülüveriyorum olduğum yerde...
Çocuk olamadan büyümüşlüğümün,
Büyümeden küçülmüşlüğümün,
Hiç'liğimin neresine sığınacağımı şaşırıyorum,
Beynimin bütün kıvrımlarında şimşekler çakıyor,
Kalbimin ritmine yetişemiyorum!
Boğuluyormuyum diye kendimi sınarken,
Derin derin nefes alıyorum, alabiliyorum,
Hava, hala sekiz aylık halimdeki gibi zemheri!
Tahta beşiğimin üstünde hala beş karış kar, korkuyorum,
Ölmedim hala lakin, yaşamıyorum da!
Cemre.Y.

11 Şubat 2020 Salı

Konu Kapandı

...Konu Kapandı...
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu,
En son ne zaman şöyle el ele tutuşup,
En son ne zaman şöyle derin bir muhabbetle göz göze gelmişlerdi.
Bunca ömrü iyi kötü zamanları sabırla, fedakarlıklarla atlatmışken,
Küfeler içinde ayyaş kocasının kapılara konduğunu geçmiş,
Tüm gün beraberce künk döverek çalıştıklarını,
Umarsız kocasının kumar masasına serdiğini bile!
Sebepsiz ve de gereksiz yediği dayakları bile affetmişken,
En son hatırladığı zehirli guatrı yüzünden,
Bunca yıl vatanından ayrı yaşadığı bu şehirden,
Ameliyat yüzünden ayrılacağını yüreğinin sıkışmasından anladığıydı.
O gün ailecek çarşıya çıkmışlar ilk defa!
Doktor sonuçlarını öğrenmeden önce, böyle olsun dilemiş kadın.
Hastaneye varmazdan hemen önce...
Camekanlarında mutlu ellerin kavuştuğu,
O siyah beyaz fotoğraflara öykünüp,
"Bir tek kare olsun,
Bizim de bir aile fotoğrafımız olsun nolur be herif!" ricasıyla,
Dalmıştılar fotoğrafçıya.
Önce bir kız, iki erkek evlatlı aile fotoğrafları çekilmiş,
Sonra fotoğrafçı "Şöyle tek karede sizi çeksem!" deyince...
Kadın ürkek gözlerle yapışmış herifinin ellerine!
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf var işte.
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Ne ara bütün o yaşanmaması gereken bütün o acı anılar birikmişti ömürlerinde.
Ne ara bu kadar eziyet etmişti,
Ruhuna ruhundan şefkatli korunaklarla sarılması gereken evladına!
Ne ara başkalarına küsüp hıncını kızından alır olmuştu?
Hatırlayamıyordu kadın...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu.
Bunca yıl sonra yine yeniden başka yerleri de kesilmişken...
Bir hastane odasında yapayalnızken,
Evlatlarının hasretinde koynunda taşıdığı bu fotoğraf vardı işte.
İçinden dudakları kımıltılı mırıldandı kızına bakarak...
"Ah be yavrum bilemedim ki korkularını,
Yoksa ayan beyan belliymiş ne yana bakacağını şaşırmandan,
Ben göremedim!" derken,
İki koca yaş yuvarlandı yanaklarından.
Zemheri soğuğu bir ayazdı o gece,
Yirmi dokuz temmuz gecesinin saat tam da 03:40'ıydı.
Kızı koştu yamacına hemen kulağını dayadı anasının dudaklarına!
"Annem! Ne istiyorsun söyle!" dedi.
Kadın bir kez daha nefesi yettiğince tekrarladı lakin
Artık cümleye dönüşecek nefesi kalmamıştı ki.
"Sen de duymaz oldun ya beni!" deyip dudaklarını büzmüştü,
Ah nasıl da anlaşılamamaktan çok korkmuş küçümen bir kız çocuğuydu o an!
O an...
Göz göze geldiler işte...
Nice yıl sonra anasıyla kızı!
Uzun uzun bakıştılar dakikalarca...
Birbirlerinin gözlerinin harelerinden hasret giderdiler.
Ellerine sarıldı kızı, anacığının her bir elini,
Her bir parmağından, her boğumuna kadar,
Tırnaklarının uçlarına kadar öptü kızı anasının.
Göğsüne sarıldı, açtı öptü onları da teker teker.
Sonra bitti gözyaşları...
Baktı anası gözlerini kapayacak ve bir daha da açmayacak!
"Sana bir türkü açayım mı anam!" dedi kızı.
Yarım tebessümlü gözlerini iki kere kapatıp açtı anası.
Konuşacak mecali yoksa anasının ki genelde yoktu,
Kavilleri buydu.
Neşet Ertaş'tan "Cahildim Dünyanın Rengine Kandım" ı açtı kızı, kısık ses!
Öylece türkü bitene kadar buruk birer tebessümle dinlediler.
Türkü bittiğindeyse nöbetçi hemşirelerle doktorlar dahil,
Hasta bakıcılarla beraber hepsi kapılarında ve şefkatteydiler.
Kadın ve kızının ilk ve son en güzel anısıydı bu!
Hatırlayamıyordu kadının kızı...
Düşünmekten beyni yoruluyor lakin hatırlayamıyordu
Şimdi karşısındaki şu ihtiyar herif!
Tahlil sonuçları kanser değilmiş şükür de,
Ramazanda olsun kimseye hayrı dokunmasın,
O isterse, istediği lokantadan istediğini,
İstediği kadar yiyebiliyormuş diye,
Memlekete giden en yakın biletini almışmış!
"Çatım akıyor!" diyor kızı,
O da "He ben sağlam yaptırdım benimki akmaz!" diyor!
"Eşyalarımın ömrü bitti!" diyor kızı,
O da "Hee ben geçen sene yeniledim benimki daha eskimez!" diyor!
"Gayrı masal da, hikaye de, roman da, şiir de bitti.
Gökten üç elma düşmesine gerek yok ki elma falan da sevmem ben!
Fakat ben...
Bu ecdanın tarihinin tecellisini de s*ker geçerim!" dedi kadının kızı!"
Konu...
Kapandı.
Cemre.Y.

30 Aralık 2019 Pazartesi

Yaşlanmış

...Yaşlanmış...
Onu en son gördüğümde,
Geçmişinin ayıplarını silecek özürler arıyordu kendince.
Kelimelerce, cümlelerce bocalamaktaydı ömrü!
Pişmanlıklarına helallik alabilse rahatça yaşlanabilecek gibiydi.
Alamazsa da...
Bir yolunu bulamayacak arafında boğulacaktı sanki.
Çocukluğumu onun çocukluğuyla buluşturup,
İkisini de kimsesizlikleriyle sarıldıttırdığımdan beri!
Benim omuz başlarımdaki affetmeme ağrılarım geçti.
Onun kendi iç hesaplaşmaları prostat derdine gark oldu.
Lakin o, bu kadarına bile razıydı sanki.
Az önce dış kapımın zili çaldı, kapısı tıkladı.
Elbette ki buyur ettim içeri.
Gözlerinin içi sevinerek gelip koltuğumun ucuna yerleşiverdi.
Ne çay istedi, ne de kahve!
Merak etmiş beni, nicedir niceyim diye.
Çok da muhabbetle olamasa da,
Yine de eski bir ahbabımıza rastlamış gibi öptüm elini,
Sevindi.
Hapisteki hayırsız oğlundan,
Ondan olan torunlarından bahsetti.
Sülalesinde kim kimi boşamış,
Kim kimin üstüne kuma gitmiş,
Köydeki mahallesinde ne olmuş,
Ne bitmiş anlatıverdi bir çırpıda!
Şaşırdı hiçbirini kınamadan öylece kabullenip,
İyi olmuş demelerime.
Yaşlanmış...
Yaşlandığı yetmiyormuş gibi iyice de ihtiyarlamış.
"Ama sen,
Bize bunların hiçbirini etmedin!" dedi mahçupça yere bakarken.
"Evet baba, o yüzden sıra sıra altın madalyalar taktınız bana,
Bak, ilk torununuz orada kendi hayat mücadelesini vermekte,
Lakin hiçbiriniz ona bari el uzatmadınız, buna rağmen hem de,
Ne kimsenin dostu oldum, ne de kimsenin metresi!" dedim de...
"Bundan sonra ben varım torunumun yanında." demedi ya la!
Yaşlanmış...
Yaşlandığı yetmiyormuş gibi iyice de ihtiyarlamış.
Epeyce ağarmış uzatmaya başladığı sakalları,
Saçları seyrelmiş belli ki başına kasket takmış!
Usulca kalkıverdi yerinden,
Geldiği gibi çıplak ayaklarıyla usulca gidiverdi merdivenlerden!
"Çıplak ayakla gezme bu soğukta,
Hasta olacaksın bak!" diye seslenirken ardından,
Durdu, yüzüme baktı,
Utangaç çizgilerinin ardına sakladı gözlerinin sevincini,
Sanırım son kez sarıldık baba kız birbirimize,
Hiç dokunmadan, hem de sımsıkı!
Gözlerinin yaşını sildi,
İki alt katımdaki evin kapısından içeri süzüldü.
Binanın otomatik ışığı söndü.
Kapımı kapadım.
Rahmetli anam, oralardan bir yerlerden ikimize gülümsedi.
Evet, iyi geceler anne'm.
Cemre.Y.

16 Mart 2019 Cumartesi

Değmez Mi?

...Değmez Mi?...
Ona dahil olmaya dilerken, ona dair olduğunu fark etmek gibidir hayat!
İlk ateşi kimin yaktığı değil, kimi sardığıdır vuku bulan.
Biz seninle sarmaş dolaş gelecekler seyredeceğiz sevgilim.
Senin sakalların ağaracak benim saçlarım.
Sen gözlüklerinin yerini soracaksın, ben takma dişlerimin.
Titreyen seslerimizle birbirimizin ihtiyar zülüflerini seveceğiz daha.
Sen mangalı ateşleyeceksin hafiften, ben mezelerimizi yapacağım.
Yaz akşamlarında gençler kayan yıldızlara dilekler savururken,
Biz seninle bugün de yaşadık çok şükür diye rakılı kadehler tokuşturacağız.
Tatlı bir rehavet çöküp denizin dalgaları ninniye kestiğinde,
Usulca uzanacağız hamağımıza, gayri sevişmelere mecal kalmamış,
Ben nefes nefes öpeceğim şah damarından,
Sense artık nefesi sönmüş memelerimin altındaki yüreğimi.
Biliyorum zaman dar yaş almamak mümkün değil bu ömürden lakin,
En azından seve seve gideceğiz bu diyardan, değmez mi?
Cemre.Y.

30 Ocak 2019 Çarşamba

Zaman

...Zaman...
Baktım da şöyle bir geçmişime,
Zaman...
Ayarı bozulmuş bir sarkacın gölgesine saklanmış,
O yaramaz çocuğun bütün misketlerimi çalıp,
Kayışı kopmuş zemberek hali gibi hızla geçmekte.
Karşımdaki adamın artık uzayan sakalları,
Yer yer kırlaşmış çoktan!
Saçlarına kırağı yağmış ben görmeyeli.
Halil İbrahim sofrasını da yese
Hep incecik kalan bedeninde
İhtiyar göbeği oluşmuş ben görmeyeli.
Fakat ne vakit karşıma geçip bir hikaye anlatacak olsa!
Hala arsız bir deli kanlı gibi kahkahalarla sırıtmakta.
O güldükçe gözlerinin içi öbek öbek gülmekte umursuzca!
Kızmadım bu sefer, kırılmadım, gücenmedim de,
Meğerki divanına durup
El sürdüğü Kabe bile onu adam edip büyütemediyse.
Meğerki onun da olmayasıca mizacı böyle.
Saygıda kusur etmedim yine de,
Sırf Kabe'ye el sürmüş diye elinin içini de öptüm hani!
Artık gelenin de geçenin de benimle değil mizanı.
Gördüm ki yaradan da artık,
Her onun divanına yanaşıp şeytanı taşlayanın,
Öyle nur falan yağdırmıyor yüzüne.
Selamını yollamış bana aldım kabul ettim.
Zira adam,
Nuru pak cennetlik dönseydi ona daha çok gücenecektim.
Yüreğime sardım selamını ve de sevgisini,
Çok tatlı şeyler sevmiyorum diye,
Peygamber efendimizin diktiği
Hurma ağacının torunlarından yollamış bana,
Tam da ağzımın tadına göre, ne çok tatlı, ne de tatsız!
Teşekkür ve şükür ettim.
Doğduğum günden itibaren, tam da artık tam zamanıyken,
Kendim dahil her şeyi canı gönülden,
Tam ciğerimin içinden Allah'ımı bile affettim.
Cemre.Y.

25 Mayıs 2018 Cuma

Sana Ne

…Sana Ne…
Alnımda çizgiler oluşmaya başlamış, sana ne!
Gözaltı torbalarım şişmiş, kaz ayaklarım kırışmaya başlamış, bana ne!
Benim bu hayatta yok yere harcanan yirmi dört yılım var,
Hayat bana onları ödesin önce.
Sonra beraberce ihtiyarlarız.
Cemre.Y.

5 Şubat 2018 Pazartesi

Yüreğimizdi Başkentimiz

…Yüreğimizdi Başkentimiz…
Yorulmuş,
Haylice de ihtiyarlamıştı İstanbul'da yüreklerimiz,
"Gelin size yürek yüklemesi yapalım."dediler gittik.
Yabancı değildik hiç,
Her birimiz ayrı şehirlerden yol alsak da
Yüreğimizdi baş kentimiz.
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

Son Çığlık

…Son Çığlık…
Kimsem!
Duymadı ki benim o son çığlıklarımı.
Öylece bir sevdama daha…
Suskunca yitip gittim.
Öğrendim çok sonra.
Yaşından önce,
Benden de önce,
Hem yaşlanmış,
Hem…
İhtiyarlamış o da!
Benim, hala,
Bu hayattan alacağım,
O on yıl…
Baki…
"Doldur be saki!
Bakalım, kim gider, kim kalır baki!"
Cemre.Y.

30 Ekim 2017 Pazartesi

Sevdiysem De Şiir Kadar

...Sevdiysem De Şiir Kadar...
Şimdilerde kalemimin mürekkebinden
Şiir damlabiliyorsa bu demektir ki,
Bütün üstadların şiirlerini yemiş içmiş,
Bütün bulduğum yazarların
Kitaplarının sayfalarını içime çekmiş,
Bütün makamları çoktan ezberlemişimdir.
Üstelik bir kere sevdiysem de
Şiir kadar
Kitap kadar
Allahına kadar
Allahsızlığına kadar
Cennetten onun için geçip
Cehennemin dibine kadar sevmişimdir.
Yani bana çoktan geçtiklerimi
Ezberlerimi hatırlatmayın.
Sadece onları hatırlatmış olursunuz
Nasıl sa hiç kimsem
Saçımın telini hiç düşünmedi.
Yaşımdan haylice ihtiyarlarım o zaman.
Yazık olursunuz.
Artık olmayın!
Çünkü hayat...
Olabildiğiniz kadar,
Olamadığınızsa kader.
Cemre.Y.

14 Eylül 2017 Perşembe

Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben

...Beni Soracak Olursan, İyiyim Ben...
Ne zaman şiir kuşanacak olsam,
Avuç içi kadar bir coğrafyaya,
Şiir şiir iklimlerim geliverir aklıma!
Hepsi birbirinden Nisan,
Hepsi diğerinden Zemheri, sen gibi.
Sonra tarihleri sıralanır dimağımda,
Başlangıçları milyonlarca kelebeklerle.
Bitişleri mutlaka,
Üçlü mezar duvarlarıyla biten sonları…
İnsandım elbette, sandığının aksine aşka dair,
Labirentlerim vardı benimde.
Güne onunla uyanmak,
Geceye onunla sonlanmak gibi.
Kısacık bir rüya kadar,
Sonu...
Sonsuzluğa çıkabilecek hayallerim hep vardılar!
Üstelik ben hiç akıllanmazdım.
Hiçbir sevdamı,
Matematiğe hiç karıştırmazdım.
Ömrümün, ömürlerine sevdaları zaten,
Oldukça azdılar be!
Ne gereği vardılar!
Sen de benden,
Yüreğimin sol kaburgasını kırıp gidene kadar.
Şimdi ben ne zaman,
Çetin bir kış sonrası,
Başka bir coğrafyada,
Bir serçe kanadında filizlenmeye çabalasam,
Eskiden kırık olan tarafı denk gelir bana yine.
Bir sen vardın…
Bir sen gittin…
Bir sen kaldın…
Senden sonrama, başka hangi sevdam uçabilirdi ki?
Yüreğimin kırık kaburgasıyla,
Ne kadar yol alabilirdim?
Gözlerimi akıtsam havaya,
Yüzüm kalırdı.
Yüzümü savursam,
Gülüşüm kalırdı.
Gülüşümü bıraksam…
Yine sen kalırsın.
Ey kalbimin kırık kaburga kemiği,
Senden sonrama,
Hangi sevdam sonsuzluğuma,
Oradan sızacak sanırsındı ki?
Beni soracak olursan,
Hala içimde,
Elinde misketler dolusu haylaz bir çocuk,
Hala ergen, hırçın,
Laf anlamaz toy bir delikanlı kızcağızım.
Hala ruhumun derininde,
Çoktan emekli mezarını kazan ihtiyarım.
Yine de…
Afiyetine dualarla,
Hamd-ü senalar eder,
Ellerinden öperim.
İyiyim ben.
Ya sen anam?
Bizi bunca bırakıp gittiğine göre,
Oralarda nasıl ahvalin?
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...