hasar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2019 Perşembe

Güz Yanığı

...Güz Yanığı...
Güz yanığı suskunluklara dişimi sıkıyorum bu aralar,
Ağzım, burnum karanfil yarası.
Ben de tıpkı onların bana yaptığı gibi,
Umarsızca, hiç de düşünmeden...
En ağulu cümlelerle onları zehirleyebilirdim lakin!
Yüreğe açtığı hasarı en iyi de bilen benim.
Güz yanığı hıçkırıklara gözümü yumuyorum bu aralar,
Yüzüm, gözüm bulut kümesi.
Ben de tıpkı onların bana yaptığı gibi,
Canının canına yüksünmeden,
En gerçek öfkelerle onları tam ciğerinden vurabilirdim lakin!
Ciğere ve beyne açtığı hasarı en iyi de ben bilirim.
Hadi şimdi bir ayna bulun kendilerinize ve...
Gözlerinizin dibine dibine bakıp...
Öfkenizi, kininizi, benimle olan alıp verememişliğinizi...
Tebrik edin!
Çünkü başardınız.
Çünkü bende artık...
Güz yanığı yaralar birer birer açılmakta kansere davetiye renginde.
Bütün o, her şey güzel olacakların hepsi birden iptal!
Gülümseyin.
Ölüyorum!
Cemre.Y.

12 Eylül 2019 Perşembe

Kim Bilir

...Kim Bilir...
Yıkıntısı boldu hasarları bütün ömrümün!
Ben yamalamaya çalıştıkça hayatımın atmosferini,
Yırtıp parçalıyordu kangren bir yaranın derinin dibi.
Belki de yanlış filmi izliyordum kim bilir?
Ya da herkesle aynı ana denk düşmeyen yanlış müzikleri!
Frekanslarımız,
Aynı paralel evrenin kaderiyle uyuşmuyordur ne bileyim.
Lakin nedendir bilmem...
Onca çileleri çekerken bile ben,
Bir tek kabuslu gece geçirmedim.
Ya koşarak kurtuluyordum kötücül canavarlardan,
Ya da melek kanatlarımla üstlerinden uçarak!
Rüyalarımı başkalarına anlatmaya başladığımdan beridir,
Ne koşabiliyor, ne de uçabiliyorum artık.
Belki de bütün suç bende değildir kim bilir?
Lakin artık çok zaman da yok hani!
Cemre.Y.

8 Nisan 2019 Pazartesi

Bu Sevdada Da Bir Nefes Eksik Belli

...Bu Sevdada Da Bir Nefes Eksik Belli...
Halbuki ikimizde,
Yıkıntısı,
Hasarını çoktan geçmiş,
Küllerimizden doğuyorduk güya!
Sorsan her ikimizde birer Zümrüdüankaydık.
Kendimden emin,
Başım dik, alnım ak,
Usulca dokundum ruhuna.
Gelişin...
Geçmişini çoktan affetmiş gibiydi lakin!
Senin yaraların hala kanıyor be sevgilim,
Ki ben, kendi kanımın kokusundan dahi iğrenirim.
Öyle ya!
Vampir olmayı hiç beceremedim.
Sevişme hayalleri vesaire tastamam da...
Yüreğimi, güveninle, ısıtamadın be sevgili!
Bu sevdada da bir nefes eksik belli.
Ki yüreğimi güveniyle ısıtamayanın,
Yatağımda işi ne ola ki?
Cemre.Y.

1 Temmuz 2018 Pazar

Araf

…Araf…
Artık hiç kimse ve hiçbir şey,
Öyle büyük hasarlar veremez bana!
Bütün depremlerimi,
Darmaduman toz bulutlarıyla savurdum evrene
Mutlaka, yerine,
Eskisine dair hiçbir yaşanmışlık izi bırakmayan,
Yeni bir bina inşaa edilecektir .
Sen aslında sen kendime açtığım bir cennet rüyasıydın
Çünkü sen sadece aşk olmayan tek şeydin…
Güven, sevgi ve saygıydın.
Sırasıyla ilk üçü gitti de saygını da karşımda durup duran
O küçük yosmaya harcamasaydın ya!
Belki güven duvarımdan kalabilirdin cennetimde..
Cennet benim be koçum!
Kimi istersem alır ve yollarım sonsuz cehenneme.
Bir tek sen kalacaksın araf'ta...
Cemre.Y.

23 Ocak 2018 Salı

Öğrenemedim

…Öğrenemedim…
Aşktan yana ağır hasarlı olunca,
Herkesten her şeyi bekliyor insan?
Sonra korku ve şüpheler kemiriyor bir ömür sürebilecek
Güzelim hayat resminin yanık tarafından bir ucunu!
Öğrenemedim gitti!
Ömür belki bir gün, bir an!
O da bugün, şu an!
Cemre.Y.

1 Ocak 2018 Pazartesi

Hepsi Bu

...Hepsi Bu...
Ataç değilim!
Sadece iliştirilip çıkarılan.
Zımba değilim!
Ya durdukça paslanan
Ya da çıkartılmaya kalkışınca iki tarafta delik bırakan.
Zamk değilim!
Yapışınca kurtulunamayan.
Bant değilim!
En acil durumda ilk akla gelen ama çıkartırken iki tarafa hasar veren.
Ben...
Sadece...
Sevda dosyasının altında ezilip kalmış,
Rengarenk not kağıtlarıydım.
Her yeni gün aynı aşkla yazılacak!
Ne kullanmaya kıyılan, ne de dokunmaya doyulan.
Kimse içimi göremedi hepsi bu!
Cemre.Y.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Ne Mutlu Türküm Diyene!

...Ne Mutlu Türküm Diyene!...
Bazen çileleri anlata anlata
Artık geçmişliğine gülerek unutmak ve
Affetmek istersiniz en sevdiğiniz
Canlarla konuşa paylaşa!
Ne hayret ki en acısı sandığımız
Sevda yanıklarıyla dolu yaşanmışlıklarımızın
Acımasız arnavut kaldırımlı taşlarında
Hayatlarımız burkula burkula
Yürek kırılmalarımız olan o aşk,
Hep en sonra gelir ve özetle anlatıp geçilir.
Gelmiş geçmiş her şey ama her şey!
Kah, buruk bir tebessümle,
Kah, kahkahalarla,
Kah, da birkaç damla gözyaşıyla
Cümlelere dökülüp,
Mazilerine kül olup savrulurken
Yine de neredeyse
Aynı paralel çizgilerle dolu
Birbirine teğet geçen acımasız hayatın
Zorluklarını nihayet aşmışızdır işte.
Başarmışızdır yani!
Dudaklarımızda zaman zaman
Vazgeçmişliklerimiz olsa da
Hiç değilse!
Hiç pes etmemiş olmamanın
Gururlu buruk bir tebessümüyle
Evlerimize dağılırız iç seslerimiz
Hala tek bir soru işaretini
Ünleme çevirmek için
Çok çabaladığımızı söyleye söyleye.
Huzurluyuz-dur en azından,
Vicdanımızın her zerresi rahattır.
Bu gece olsun,
Omuzlarımızdaki yükleri
Yer değiştirip birbirimizle
Huzurlu bir güvene gülümseyemeyle uyuyup
Sabahına kalp ışığıyla uyanacaktık.
Çünkü bu hayatta...
Güvenecek birilerimiz bari hala vardı!
Ta ki...
Ayrı ayrı yerlerdeki
Evlerimize doğru ayrıldıktan
Tam yarım saat sonra
Kimimiz metroda, kimimiz metrobüste,
Kimimiz evine doğru yürümekteyken
Birbirimizi acil bir telaşla
Aramak zorunda kalana dek!
Oysaki ben,
Çok araç değiştirmem gereken
O uzun yollarımda kitabıma gömülmüştüm
O telefonlar gelene kadar!
Üstelik, ilçemin sınırlarına da
Hayli yaklaşmıştım.
Belli ki dostlarım da benden ayrılır ayrılmaz,
Kendi güvenli yeni omuzlarının varlığıyla
Hoş olmuşlar.
Azıcık lan sadece bir saatçik,
Kendilerine kalmışlar ve haberlere ara vermişlerdi.
Benim evim en uzaktı.
En geç öğrenen bendim.
O telefon geldiğinde,
Yaşamak zorunda olduğum
Ancak yaşamaktan her daim nefret ettiğim
İlçemin sınırlarına ulaşmama ramak kalmıştı.
"Ankara'nın göbeğinde yine bomba patlamış!
(Ülkemizin güveninin merkezinde yine!)
Sağ ve salimsek bir an önce etrafımıza bakmalıymışız.
Şüpheli şahıslardan uzak durmalıymışız!
Eve geçer geçmez haber etmeliyimişiz..........." der demez
Başımı kaldırıp
Son bindiğim araç olan mibüsün
Klostrofobi'mi anında tetikleyen
Nefret ettiğim buğulu camlarını
Kolumla sildim ve...
"İyiyim ben" dedim
"Sorun yok burada!"
Oysa yine aynı şeyler olmuştu işte!
Ankara'yı ve daha bir çok yeri bombalayan,
Silahları hiç susmayan
Adına insan denilen
Ama insanlıklarıyla hiç alakası olmayan
O yaratıklar çoktan maskelerini takıp
Dükkanların camlarını kırmaya başlamışlardı!
Gerçi esnaf artık akıllanmıştı.
Onlardan olan camlar şıkır şıkır
Açık ve güvenliyken
Onlardan olmayanlar
Kepenklerini indirmişlerdi bile!
Burası mı?
Esencılıs!
Yıllardır her olaylarında terasıma bayrağımı asıyorum,
Her seferinde meydan okuyorum!
"Ne Mutlu Türküm Diyene!" diye...
En çok arada bir bayrağıma silah sıkıp ipini vuruyorlar,
Ben yenisini asıyorum
Ama beni öldürmüyorlar!
Neden!
Çünkü ben her provake olayı fırsat bilip "
Biji serok Apo" diye diye
Günahsız insanların
Günahsız evlerine atılan molotoflardan,
Ülkemin her neresinde olursa olsun
Ocakları sönen,
Ciğerleri kavrulan anaların, eşlerin,
Evlatların acılarını,
Ciğerimin kavrulmasından başka
Bedensel hiç hasar görmüyorum
Üstelik anlı şanlı bayrağım
Bangır bangır ben TÜRK'üm diye terasımın
Caddeye bakan tarafında dalgalanırken!
Biliyorlar çünkü
Bir Türk'ün deli damarını,
Kaybedeceği tek şey canıdır onun!
Yani öldürür, ölürken...
"Ne Mutlu Türk'üm Diyene!"
Cemre.Y.

30 Kasım 2017 Perşembe

Kraliçe'm

...Kraliçe'm...
Bir küçümen kız neden prenses olmak istemeyi var sayamadan,
Tutar da kraliçe olur?
Kızıma bunca yıl sonra ilk defa
"Prensesiimmmm!" dedim.
Yosun gözlerini bi devirdi her yöne...
Ben bilem korktum!
Sonra ben onun kollarını öperken kokulu kokulu,
Özlemle sustu ve başladı konuşmaya
Derin bir nefesle yeniden;
""Annem!
Ben beş yaşındayken bile prenses olmayı
Kabul etmeyecek kadar akıllıydım
Ben hep kraliçeydim unuttun mu,
Bunu bana sen öğrettin
Sen bana hep bıkmadan, inatla hep dedin ki;
"Ancak kraliçeler yenilmez!
Prensesin ben olacak olsam bile
Kraliçem sen ol" dedin öylece büyüttün beni,
Oyunlarımızda bile.
Hayatıma sayamadıklarımı değil ama
Saymadıklarımı eksik saymıyorum sayfalarıma
Ama merak ediyorum,
Sahi düşeceğim zaman kıç üstü düşebilmem gerektiğini
Bana nasıl öğrettin ki?
Bunu çocuklarıma mutlaka eğitmek istiyorum"" dedi...
İç güdülerime göre yön vermeye çalışmıştım
Onun ömrüne gereken ne varsa yapmıştım ve sanırım ileri gitmiştim.
Onun önce çocuk, ergen, genç olması gerektiğini unutmuştum.
Ama zararsız ve hasarsız bir yaşa gelmeli
Bütün hasarları kendi tercihi olabilmeliydi,
Buydu bütün önceliğim.
En azından onu on sekizine getirebilmiştik,
Onu onunla beraber!
Son soru en zoruydu aslında bana göre;
Sanırım köşe koltuklarımızın minderlerini yere serip
"Yere düşebilme oyunu" kurmuştum ona!
O zamana göre çok olan yaşımla bende
Yeni öğrenmeye çalıştığımı gizleyerek düşe kalka!
Ben hiç güzel öğrenemedim ama sanırım,
Ona yüzmeyi öğrettiğim gibi olmuştu her şey,
Dalış ekibiyle brövesi olmayan
Tek dalış insanı olarak herkesten ayrı
25 metreye inerken merak ediyorlarmış
Babası bile içinden gizlice sorarmış
"Bu kıza bu cesareti kim verdi." diye
Kimse bilmiyor onun henüz iki yaşındayken
"Anne'm, sen boğula boğula mı,
Öğrendin ki yüzmeyi"dediğini ve benim,
"Elbette öyle bebeğim ama seni
Boğulmaktan ben hep kurtaracağım."dediğimi
Onun bu cümlem üzerine;
"Öyleyse anniş ben ikimisi de
Kurtarırım ki" diyerek
Paldır küldür en iyi yüzücü olduğunu...
Artık yetişemiyoruz ona...
Bazen yüreğim acıyor,
"Yaşının gereğince ergen bari olabilseydi." diye
Ama zaman pek yaman!
Cemre.Y.

11 Ekim 2017 Çarşamba

Kandıramıyorum Geleceğimi

...Kandıramıyorum Geleceğimi...
“Uyku, yarım ölümdür.
Sakın haa!
Çok uyumayın!” derdi annem.
Ondan mıdır bilmem
Yıllar yılı
Ne zaman çok mutsuz olsam,
Ne zaman eksik kalsam,
Ne zaman bir şeylere artık yetemesem,
Ve ne zaman çok hasta olsam,
Günün en kabuslu saatlerini,
Gecenin en karabasanlı anlarını,
Hiç umursamadan,
Yani zaman saymadan,
Çok uyurum ben.
Bir daha uyanmamak ümidiyle.
Bunca yılda,
Bunca hasar geçti ömrümden,
Bir türlü tam ölmeyi beceremedim.
Yine maviye uyandım işte.
Annem!
Senin artık bizden
Çok, çook, çoook!
Giderken,
Uyuduğun kadar uyumayı
Umuyordum bu sefer.
Onu bile
Bir türlü beceremedim!
Artık nasıl işlemişsen.
Uyandım işte
Yine sisli bir geleceğe.
Görüyorsun işte
Kandıramıyorum,
Geleceğimi
Sensiz olmuyor işte!
Cemre.Y.

28 Eylül 2017 Perşembe

Polyanna Notu

…Polyanna Notu…
Doğrudur!
Ekmek bulamayınca pasta yemişliğimiz de vardır bizim.
Pasta bulamayınca ekmek diliminde mum üflemişliğimiz de.
Günlerdir bunca hengame içinde koştururken,
Beş aylık cep telefonum yere düşe düşe sonunda SD kartı hasara uğrayınca
İçindeki resimler yok olmasın telaşı ile alkol niyetine,
Zara parfümü ile sabahın beşinde SD kartı temizliği yapmışlığımızda vardır.
Not: Bari becerebilsem güzelim parfüme yazık olmazdı.
Polyanna Notu: Hiç değilse en güzel kokan hastane odası burası oldu.
Cemre.Y.

10 Eylül 2017 Pazar

Sen Gittiğinden Beri

…Sen Gittiğinden Beri…
Sen gittiğinden beri yorgunluklarla dolu,
Yorgun susuşlu, çok yaralı,
Bol hasarlı gözyaşları bir hayli birikti
Gelsen…
Göğsüne kadar yüzüstü uzanacağım
Boylu boyunca,
Kalbinin kilerinde hıçkırıksız akacak ıslak yağmurlarım.
Yaş yağmurlarım
Yüreğinin mahzenine dokunduğunda,
Sormayacaksın...
Susa susa sarılacaksın sadece.
Cemre.Y.

22 Ağustos 2017 Salı

Kocan Askerden Hiç Gelmeyecek!


…Kocan Askerden Hiç Gelmeyecek!...
Yorgun, yıkıntısı bol hasarlı,
Yıldızsız zifiri gecelerime inat,
Umutlu sabahlarım vardı benim,
Güneşim sabahıma uyandığı zamanlarda,
Hiç yoktan bir kuş cıvıltısı eserdi pencereme,
Hiç yoktan…
Bir asma yaprağı hışırdardı,
Hiç yoktan…
Bir “Gün Aydın!”ım vardı.
Şimdilerde gün geceye karıştı.
Ne zalim bir cümledir,
O ah ki ne vaahhh!
“Kocan askerden hiç gelmeyecek!”
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...