ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ramazan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mayıs 2019 Salı

Ey Şefkat Neredesin?

...Ey Şefkat Neredesin?...
Ben seni en çok...
Altı yaşımın, ilk ramazan ayında bekledim.
Sıcacık ekmek kokan bacalardan dumanlar süzülürken misal.
Annemle babam,
Gizlice ziyafete konuyorlardı gecenin üç otuzu.
Kardeşimi de uyandırıp zar zor,
Kafalarımıza sümsüğü yiye yiye,
"İyi madem, tekne orucu tutarsınız sizde!" diye diye,
Boğazımıza takılan o lokmalarda bekledim.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da ilk duamı,
"Ey şefkat neredesin?" diye ederek!
Ben seni en çok...
On üç yaşımın ramazanında bekledim.
Oruçlu ağzımla, kapıcılık yaptığımız dairelere,
Sıcak pide yetiştirmeye çalışırken,
Süslü kokana teyzelerin başımı acıyarak okşadıkları anlarda,
Eve geldiğimde, sofrayı hala kurmadan gitmişim diye diye,
Ulu orta dayak yiyerek orucumu iftar ettiğim o zamanlarda.
Lakin yine de tuttum orucumu,
İftarında da..
Orucumu açarken...
İlk duam olan,
"Ey şefkat, ya şimdi neredesin?" diyerek açarken misal.
Ben seni en çok...
On dokuz yaşımın ramazanında bekledim.
Oruç ağzımla,
Sıfatına baba denen biyolojik kimyasalın oruç falan tutmayıp,
Yine memelerime ayrı bir dokunmaya çalıştığı zaman.
Ölüme razı atlatıp,
Lakin yine de orucumu bozmadım,
Hani iftarında hani!
"Ey şefkat,
Peki ya şimdi bari neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu!
Ben seni en çok...
Yirmi üç yaşımın ramazanında bekledim!
Karnımda beklenen o yavrunun doğumuna üç ay kala,
Eniştemin arabasıyla,
Yavrumun babasının eski sevgilisiyle kaza yaptığı gün!
Hani ben suçlanmıştım akrabalarımca,
Akrabalık bağını kuran ben oldum diye!
Ne aldatıldığımın ispatına yanabildim,
Ne de kan bağım olan insanların akrepliğine!
Lakin yine orucumu bozmadım,
İftarında da...
"Ey şefkat, ey güven, ey sevda ,
Ey yürek, neredesin?" diye dua ederek açtım orucumu.
Ben seni en çok...
Tam her şeyin artık güzel olacağına inanarak, yeni bir adımla,
Hayata yeniden başladığım o son iftarımda bekledim!
Hani sabaha kadar sarmaş dolaş sevişmişsiniz de,
Evinizden an olup çıkıp gelmişken,
Dönüşünüz boşaltılmış gibi!
Elinize haberinizde de,
Şüphenizde de olmayan bir tebligat tutuşturuluyor!
Ve siz boşanıyorsunuz!
O gün bugündür iftarım filan yok benim.
Yaktım bir sigara!
Açtım bir bira!
İftarsız açtım orucumu!
Bütün atmış bir gün cezalarım hepinize ayrı bir girsin.
Günah mı?
Baştan okuyun, yaşadıklarımı,
Bana bu kaderi yazanın adaletinin ve dahi cevapsız sorularımın,
Cevaplarını eksik bırakan, ulaştıran, ulaştıramayan,
Sorgu ve şahit melekeliğinin,
Yetki ve melekelerinde eksiklik yapan her ne cins var ise...
Taaaaaaaaaaa!
Şefkat mevkat istemiyorum ben.
Sevgi, sevda, şehvet, aşk, güven vs. de istemem!
Üstü size kalsın.
Var mı öte aleme gidip de gelen!
Bana babamın da...
Anamın da anlattığı bütün gerçekler yalanken.
Tanıdığım eril veya dişil her kim varsa,
Hani es kaza ilk anda dahi sevdiğim olsa,
"Sevişmeyelim,
Bedenim tadilatta!" demek istiyorum her seferimde!
Yakalım mı bir sigara!
Çünkü şefkat falan yazmıyor,
Okunmuyor, hiçbir ramazan mukabelelerinde!
Zulamıza saklamış mıyızdır hani, var mıdır ki iki de bira!
Neyse,
Pide kokusunu özledim ben!
Cemre.Y.

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Sabır

...Sabır...
Hayat öyle, herkesin aksine,
Benim sabrımı bayım!
Öyle açlıkla falan sınamıyor!
Bir sabahtan ertesi sabaha,
Kuru bir lokma ekmek,
Ve suyla...
Günlerimi ertesine, aşırmışlığım çoktur yokluk zamanlarımda.
Hayat öyle, herkesin aksine,
Benim sabrımı bayım!
Bollukla da sınanmıyor!
Bir sabahtan ertesi sabaha,
Sultanlara yakışır günlerim de oldu elbette.
Hayat benim sabrımı bayım...
Bir doğumumla başımı yakan babamla,
Bir de yeterince özgür olamadığım devletle sınıyor!
Ulan babamı bile affedebildim de...
Nedir bu hiç yoktan olmayan faturaları bana yüklemleme dertleriniz.
(Adıma hat açılmış, iki yıl önce kapanmış olan bi telefon şebekesine,
Olmayan aboneliğime hacizci amcalar sarmış,
Sordum soruşturdum lakin,
Yeterli açıklamayı yapamıyorlarmış!
Kimlik bilgilerimiz miş,
Herkesin eline geçebilirmiş,
Bayiye gidip itiraz etmeli,
Öncesinde bilmem ne mail adresine,
Durumu izah eden o maili atıp, itirazımı sunmalıymışım!)
Benim sabrım bayım...
Sonunda bütün sabırlarımı kustuğum o anlarla sınanıyor!
Durduk yere...
Haciz yedin denen yerden, alacaklı oluyorsun!
Durduk yere sana yanlışlıkla yazılmış olan,
O cüzi miktarı uğraşmamak için ödeyip,
Durduk yere de
Ödediğinin yüzde on beş fazlasını çoktan kapanmış bir operatörden,
Alacak hakkın olduğunu öğreniveriyorsun!
Kimsenin kimseye borcu yoktur lakin.
"Yanında değilim lakin, seni güzel stalklarım!" diyen,
Olamayan en sevgili yerinden vurur seni.
Neyse ben epeyce küfürü yutup,
Zavallı operatöre,
"Eğer ki niyetliyseniz,
Size hayırlı iftarlar olsun!" diyecek kadar nezaketliyim.
Çok şükür bu ramazan o bari yok!
Ben burada tek başıma derdime yanarken,
O sefil iki alt katımdaki ilk iftarında,
Yine, hep olduğu gibi, bütün kaseleri, bütün tabakları,
Bütün hazırlanmış güzelim iftar sofrasından öç ala ala,
Vura kıra iftarın böğrüne böğrüne saplamıyor açlığını!
Nadirdir akşam yemeklerim benim.
Çok şükür dün yosun gözlümle doya doya yedim.
Ben babamdan sonraki,
Bütün ramazan iftarlarımda yalnız değildim.
Ve bir daha asla hiçbir iftarda,
Çatalla kaşık, tabağı dövmedi!
Hayyam işte...
Var olsun, hiç bırakmadı ki,
İlk iftarlarımın o hüznünde tek başıma beni!
Cemre.Y.

11 Mayıs 2018 Cuma

Sen Gelmedin

…Sen Gelmedin…
Oruç tutmadığım halde
Ben seni
Ramazan pidesini bekler gibi bekledim.
Ramazan geldi sen gelmedin.
Cemre.Y.

12 Aralık 2017 Salı

Legal Bağımlılık Sigara!

…Legal Bağımlılık Sigaram!...
İlk gençlik yıllarımda,
Tam üç arkadaşımı,
Yeni yeni alışkanlığa dönüştürmek üzerelerken
Telkinlerimle, alışkanlığa dönüştürmeyi bırak,
Bir daha adını bile anmalarını sağlayan benken
Şimdi durduk yere,
Beynimin yirmi ya da yirmi iki yıl öncesini kazıya başladım.
O gün ne olmuştu da bir günde başlamıştım
Bu bağımlılığı legal olan,
On sekizini geçtiysen bütün bakkallarda satılan
Ve hiç de yüz kızartıcı olmayan yasal enayiliğime!
Enayilik olduğunaysa daha bugün karar verdim.
O günden bugüne dek seviyordum onu.
Ama neye inat, kime inat,
Hangi olaya inat cezalandırıyordum içimin organlarını?
Bilmeyi bile hep erteliyordum.
Bugünlerde, okuduğum son kitabın
(Düşünce Gücüyle Tedavi-Louise.L.Hay)
Etkisiyle yine beynimin ve yüreğimin dehlizlerinde dolaşmaktayken,
Üstelik, şimdiye değin okuduğum
Bütün psikolojik ve kişisel gelişim kitaplarından
Farklı olarak,
Vücudumuzdaki bütün hastalıkların,
Yaşadığımız bir olayın tramvatik birer yansıması olduğunu listeleyen
Son sayfaları vardı ki
Okuduğumda çoğunu
Kendimde de doğrulamıştım.
Bilmiyorum farkımda mıydınız!
Ben biraz da tersine araştırmaya başlamıştım.
Yani önce, ruhumu,
Sonra beynimi ve bedenimi
Tamir ve tedavi edersem ben hiç hasta falan olmayacaktım.
Hatta zamanı geldiğinde en sağlıklı,
En genç, en güzel yaşlı...
(Tamam ne olmuş azıcık hayal kattıysam!)
Ben olacaktım.
Hatırlarsanız!
En son ve en zor olanı geçen gün başarmış,
Aynada gözlerimin içine bakarak
Kendi çocukluğumu,
Annemin çocukluğunu ve babamın çocukluğunu
Ve benim güzel evladımın ergenlik çağını affedip.
Hepimizi yüreğimin en güzel odasına koymuştum.
Sonra her uyandığım gün, dünümü affedip,
Bugüne inançlı bir umutla asılmış,
Hayatıma gereksiz set koymaya çalışan,
Beni gereksiz üzen ki en mühimim,
Kaç yıllık dostum olursa olsun,
Ben ona asla tek yalan söylememişken
Bana, düzenli aralıklarla yalan söyleyen kimim varsa da
Hayatımdan uzaklaştırmıştım.
Belki okuduğunuzda önemsemediniz
Ya da uzun geldi size yine yazım da
Okumadan beğendiniz!
Sorunum değil!
Mademki bunca yıldır
Affet affet bitmiyordu hiçbir şey!
Öyleyse yine affetmeliydim!
Kimseyi değil ha!
Yine kendimi!
Sonsuz olan,
Sonsuzluk işaretinden ve Pİ sayısından başka ne vardı ki zaten.
Bir ilk daha işte,
Üstelik oldukça radikal bir karar!
"Beni bu legalliğiyle enayileştiren bağımlılığıma son verip,
İçimin acıdan kıvranan
Bütün organlarını affediyorum!
Beni o gün,
O anda namusumu korumak için,
Odamın kapısını kilitleyip,
Beşinci kattaki pencere pervazına oturtup,
O mahlukatı aşağı atlamakla tehdit edip,
İçimin organlarının hepsinin birden ağladığı
Ama ille de namusumu anamın bana küsmesine rağmen
Korumayı başardığım günü affediyorum!
O eve bir saat daha geç gelmediğim,
Arkadaşlarımla takılmadığım saatleri
Affediyorum!
Hatta anamın bir yarım saat geç gelip,
Kavgalarımızı duymayıp,
Benim o pencereden atlayıp bu hayattan kurtulamadığım
O anı da affediyorum!
Hatta o adamın konuşamayayım diye
Dilimi kesmeye kalktığı anı da affediyorum!
Kendimi bir kere daha!
Kız evlat doğup,
Bütün bu anılara dair ettiğim için
Affediyorum!
Affediyorum!
Affediyorum!"
Dönüp bakınca,
Bunca yıl kendime ve keseme zarar vermekten başka ne yapmıştım!
Bu isyan bayrağını sevgiyle, muhabbetle, ramazana, oruca rağmen,
Rağmenlere rağmen en başa çekmekle kendimi cezalandırmıştım!
Kimim biliyor mesela!
Rahim kanseri riskini tek başıma atlattığımı!
Kimim biliyor,
Midem de, böbreğimde polipler olduğunu?
Ulan anam ölüyordu,
Benim ona takıp, ölecek zamanım mıydı?
Nedense sonra kendi kendine onlar da yok oldu!
Kimimin ruhu acımıştı göğsümdeki kitleler her geçen gün büyürken!
Kırk yaşıma geldim hala mümkün oldukça mamaografiyi erteliyorum!
Zavallı memelerim hiç değilse tatilden sonra tost olsun da,
Kaça çıkmış kitlem,
Yoksa inada bindirmiş de
Olacak mıymış kanserojen!
Kimimin umuru?
Fırsat...
Birkaç kere doğmuştu ve yaşatmıştıysa Rab!
Ki hala bulamadığım cevapsız sorularımdan biridir.
Bunca sınav...
"Neyin sınavıydı?"
Hepsinden geçip,
O gün geldiğinde,
Organlarımın ona,
Benden olan şikayetleriyle değil de
Esenlikle, diri diri onunla yüzleşmek istedim!
Mademki bunca yıl
Organlarıma hasar vermek için epeyce bir külfet sarf etmiştim
Bundan sonra da,
Legal bağımlılığımı,
Yok etmek için çaba sarf edecektim.
Ben...
11 Temmuz 2016'da
Sigarayı bırakmaya ve bunun için
Bütün tedavileri denemeye karar verdim.
Amin.
NOT: 12.12.2017
Bu yazımı bloğumda paylaşmaya karar verip düzenlerken,
Yine en buruğundan tebessüm eylemekteydim.
Kül tablasında hayli izmarit birikmiş düzenlemem bitince,
Yanında da biram…
Üstelik geçen gün düşmüş göğüs kafesimi zedelemişim.
Hiçbir şeyin düzeleceği yok ve hayat hala devam ediyor.
Bütün seanslar boşuna, azar azar ölmek kaderimiz!
Cemre.Y.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Kanserin Son Evresi

…Kanserin Son Evresi…
Güzelim anacım,
Kanserinin en son evresini çoktan geçtiği zaman,
Zambakların açtığı zaman, koyunların kuzuladığı zaman,
Tam da söz verdiğim o zaman, köyüne götüremedim onu.
Onun yerine geçemedi elbette ama!
Bütün hastanenin hasta yatakları televizyona bakarken,
Sadece onun yatağının denize bakan tarafa döndürülmüş olması!
Oysa tam on dört gün yoğun bakımda kalmıştı,
On dört gün gündüzleri o hastanenin kantininde,
Geceleri yoğun bakım kapısının kirli sepetinde yaşamıştım.
Nihayet odasına çıkmıştı, nihayet hala çok umut vardı.
Günler geçiyor, umutlar jiletleniyor, kanserin evresi ilerliyordu.
Artık acısını sesli bile söyleyemiyordu!
Ben,
Onun,
Gözlerinin kıvılcımlarından acılarının her zerresini hissederken,
Hiçbir hasta bakıcı, hiçbir hemşire,
Hiçbir doktor onun acısını duyamazken,
"Ya ama nereden anlıyorsunuz acılarının başladığını,
Kadıncağızın hiç sesi bile çıkmıyor zaten!" derlerken,
Hepsine birden şöyle bir diklenip,
Boğazınızdaki o koca yumruyu yutup yutamayacağınızı
Artık hiç mi hiç umursamayıp,
"Sizin hiç annenizi kanserin dördüncü evresinden geçip,
Beşinci evresine ramak kala izlediniz mi?" diyorum, susuyorlar.
Yine özel hastanelerin faturalarına yansıtacakları morfinleri iğnelerlerken,
Bir yandan da canımın yongası anamın,
Sanki doymak onun çok umurundaymış gibi,
Sanki çektiği onca sessiz acılardan sonra acıktığını hissedecekmiş gibi,
Ki dün gece...
Son morfinden sonra burnundan midesine inen hortumu da aldılar!
O hortumu midesinden burnuna doğru çekerlerken,
Hani lazım olursa diye de bana da öğrettikleri o aspireyi,
Rahmetlimin burnunun direğinden inip ciğerinden çekerlerken,
Anacığımla göz göze geldik,
Yine yalvaran gözlerle bakıyordu gözlerime!
"Bırak beni gideyim be evladım,
Ben hortum falan istemiyorum!" diye.
Bu hastaneye geldiğimizden beri,
Hiç ağlamadığım kadar çok gözyaşımı içime akıttım,
Öyle kelam güzelliği, mecazen olsun diye değil ha!
Onun yüzüne gülümseyerek,
Yalandan nefret ede ede,
Ona hayatım boyunca yetecek kadar yalan söylemiştim,
Üstelik inanmaya çalışarak, yoksa anlardı.
"Bu son be annem, biliyorum nefret ediyorsun bu hortumlardan!"
Artık ağızdan beslenmesi gerekiyormuş ya,
İyileşebilme ihtimalini görebilmek için.
Karşılıklı gözyaşlarımızı genizden midelerimize akıta akıta,
"Bak artık sen bizim bebeğimiz oldun,
Biz seni doyuracağız kaşık kaşık,
Ama yut şu mamayı be annem!" diyorduk.
Bugün ikinci gün, kardeşlerim, gelinimiz, torunları…
Hiç yorulmadan, hiç yüksünmeden saat başı denedik durduk!
Hepimiz hemen ölmesin diliyorduk!
Duyup, algılayabildiği, yutkunabildiği halde inatla yemiyor…
Halbuki ona güzelce anlatmıştım bir seher vakti.
Onun da bildiği gibi yemeyerek ölünmediğini,
Gücümüzün son raddesine kadar yaşayabilmesi için savaşacağımızı,
Benim işten ayrılırken aldığım kıdem tazminatım bitene kadar da
Bu hastanede misler gibi bakılacağını, ama yemezse hala,
Onu serumlarla,
Olmadı, mideden delik açıp oradan doyuracağımızı anlattım ona!
Hiç mi hiç umursamıyor, gidip gidip geliyor!
Ağrıları çoğaldı, iğneler çoğaldı yine kendinde değil.
Böyle devam ederse yarın midesinden delik açılacak!
Nasıl bir eza olduğunu biliyorum gösterdiler bana,
Midenin dışına bir hortum sarkıtıyorlar,
Kocaman bir şırıngaya hasta maması dolduruyorsun,
Sanki iğne yapacakmış gibi hava kalmamasını sağlıyorsun,
Günde üç öğün o hortumun içine mama aktarıyorsun!
Kendine geldiğinde,
En son ben seviniyorum ve o beni hiç yanıltmıyor,
Yine en ilk üzülen ben oluyorum,
Görüyorum, duyuyorum, hissediyorum!
Ölmesin istiyorum lan çok mu!
Acıyı katre katre çektiğini hissettiğim halde, bensiz ölmesin!
Beni daha yeni sevmişken beni terk etmesin.
Siz hiç annenizin nefesinden ninni dinlediniz mi?
Ya sessiz gözyaşlarından kocaman bir hayat hikayesi!
Peki ya sizi hiçbir zaman sevmediğini sanarak onca yıl yaşamışken,
Sizin hayat boyu ne kadar acılar çekeceğinizi görebildiği için
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım,
Hiç değilse bir duvara koyardım!" ın istenmemezlik değil de,
Yerini sadece onun bildiği bir yer olacağının korunaklılığı olduğunu!"
Günler kanserin son evresinin son günlerine yaklaşırken,
Ona, benim genç kızken nefret ettiğim ama onun çok sevdiği,
Bütün türküleri dinleterek, kalan o son birkaç saç telinden,
Ayaklarının parmak uçlarını teker teker öperek geçiyordu.
O her gün bilmediği adamlar tarafından kaçırılıyor,
Hiç görmediği hayaletler onu zorla götürüyordu.
Ne de olsa her anında, birimizden birimiz yalvarıyorduk ona.
"Ölme ennem no'lur, ölmee!" diyorduk,
Bizi bırakıp bir türlü ölemiyordu!
Onu son canlı gördüğümde,
Beş parasız kalmış, deniz gören hastaneden eve geçmiştik!
Biz kardeşimle ona doktorunun bize sıkı sıkı tembihlediği,
Elimize liste liste verdiği steril hastane odasını sağlamaya giderken,
Kardeşimle bana "Gitmeyin be evlatlarım, beni bırakmayın!" diyordu.
Oysa biz odasını hastanesi gibi yaparsak daha çok yaşar sanıyorduk!
Gittik…
Eczane eczane, medikal medikal gezip, el birliğiyle (Kredi kartları)
Ne lazımsa arabaya yüklenip geldik!
Yetiştik sanıyorduk!
Oysa konu komşu, onu o vakte kadar ziyarete gelememiş herkes,
Bütün mahalle, bütün mikroplarıyla, odasına dolmuştu,
Onu son bir kez daha görsünler de,
Helallik alsınlar diye!
O anlarda da bütün mikropları ve bütün son vedaları solumuştu!
Kardeşimle biz döndüğümüzde,
Bize son bir nefesini dahi bırakmamışlardı, hepsini sömürmüşlerdi!
Bir anacığıma bakıyorduk, bir de onca mamaya, alt bezine,
Türlü çeşit ilaçlara vesairelere….
Özel hastanedeki doktorunu aradım hemen!
"Biliyorum artık buraya getiremezsiniz, resmini çekip yollayın,
Hiç de böyle kanser yakını tanımamıştım ama,
Madem bütün evreleri ezber geçtiniz, fotoğrafını yollayın,
Size hangi evrede, hastaneye götürmeli misiniz'i söylerim" dedi.
Anacığımın al al yanaklarını, kapanmış gözlerini, uyanmayan halini,
İçimiz kanaya kanaya yolladık doktora!
Siz hiç kanser evrelerinden biri olmayan,
O cümle söylenir söylenmez kardeşinizle bakışıp anda dondunuz mu?
"Terminal evre! Ama hastaneye götürün yoksa!" dedi doktor!
Terminal evreyi biliyorduk!
Götürdük hemen artık yaşamayacağını bile bile…
O hastanenin yoğun bakımında da tam bir hafta yattı.
Onu sondan bir önceki gördüğümde…
Onda da, bende de bütün evreler yanmıştı,
Bir ramazan bayramının ilk sabahıydı.
Artık herkes onu gitmek istediği yere huzur içinde
Göndermediğim için içten içe bana çoktan kızıyorlardı.
O bayram sabahı,
Ona olan bağımlılığımın, benim kanserimin altıncı evresiydi.
Başını öptüm, yüzlerini, kirpiklerini öptüm tel tel,
Üstündeki beyaz çarşafını açtım,
Sinesini öptüm, hala apak memelerini öptüm teker teker,
Boynundaki guatr ameliyatının izini öptüm,
Safra kesesi ameliyatının izini,
Yedi yıl önce atlattığı ilk bağırsak kanseri ameliyatı izlerini,
Sonrası tekrarlayan duedonum tm ameliyatı izlerini,
Aklım başıma gelir gibi oldu,
Koltuk altlarına baktım, halbuki daha sekiz gün önce temizlemiştim ama!
Öyle ya ölsen bile kız kardeşler dahil, ilk önce kıllara bakarlardı.
Sonra hastaneye düşene kadar bana hiç göstermediği avret yerine baktım,
Şükürler olsun ki ter temizdi, ne o pis kadın,
Ne de ben kötü evlat olamayacaktım!
Öptüm doğduğum rahmi!
Bacakları incecik kalmış öperken gördüm!
Ah bir de sırtını çevirebilseydim.
İzin vermediler tabi…
Ayak bileklerini öptüm,
Parmaklarının, tırnaklarının uçlarını!
Hayret…
Tırnaklarını son kestiğim günden, onu son temizlediğim günden,
Yarım milim değişmemişti hiçbir şeyi!
Sonra mı?
Sonra benden beklenileni yaptım.
"Gideceğin yerler, buralardan güzelse madem, git be ana!" dedim.
O da o anı bekliyormuş çoktan,
O gecenin saat 02:30'unda gerçekten de gitti.
Hala farkında değilim onu benden sonra kim ziyaret etti.
Kimler ne elvedalar savurdu ona ama biliyorum,
O…
"Madem çok yoruldun bize kalmaktan,
artık git madem." dedim diye gitti.
Siz hiç kanserin evrelerinden, veda evresini yaşadınız mı peki!
Rahmetlim, hastalığında daha ölür ise, ölüsünü kim yıkasın,
Kim yıkamasın diye konuşurken,
Gelinimiz hoca diye, beni beceremez diye
Ona meyletmişti ki ben zaten,
"Yav ne ölüyon, hiç bile ölme ben yaşa derken
Sen öylece gidersen hiç bile yıkamam ölü falan" derken.
Bilemezdim gelinimizin ana bildiği o ilk kadın gidince,
Hocalığını bir kenara koyup, acemi evlat gibi anasızlığına yıkılacağını!
Onu son gördüğümde…
Ölü yıkayıcı hoca kadınlar "Hu Allah!" diye diye
Her zamanki ölülerden birini yıkıyordular da
Bir an kapı açıldı.
Hoca kadınlardan biri, "Bize en yakını kadın lazım!" dediler.
Anamın vasiyetini hatırladım,
Gelinimize baktım, benden bitikti garibim!
Bense "Madem kanserin son evresinin evresini de geçmişsek,
Hangi terminal evresinin hangi anındayız!"ı düşünmekteydim!
Nasıl bir cesaret o anki bende hala hayret etmekteyim.
Daldım kapıdan içeri…
Meğerse kanserin son evresi sana emanetmiş!
Hani anacığın sana hep hastanede derdi ya!
"Ah be kızım, hani sen hep yıkanıyosun ya gecenin bu vakti,
Hani kimseler görmeden, ben bir yerlerim kötü kokuyor dedikçe
Sen bu hastanenin odasını misler gibi kokutuyorsun ya hani,
Her yerim mis oluyor da sankim saçım tam yıkanmıyor gibi,
Bu sefer beni soksan o banyoya…
Beni de şöyle foşur foşur bir yıkasan ya suyun altında!
Ben kalkmaya çalışayım, sen taşımaya,
Söz kimseye de söylemem ölürsem bak,
Beni şöyle bir güzel yıka ha!
Ama gündüzleri yaptığın gibi bebe mendilleriyle,
Bebe kolonyalarıyla silme beni,
Şöyle başımdan aşağılara, şakır şakır suyla ha!"
Meğer kanserin son evresi, ona söylediğin son yalanı yaşamakmış!
Zaten hiç öyle hikayelerde anlatılan ölülerden değildi ki,
İstanbul'dan Erbaa'ya kadar,
O sıcakta çürümesin diye ilaçladıklarından mı,
Yoksa benim canım anam, ondan korkmayayım diye mi neydi,
Jöle kıvamındaydı, sanki yaşıyordu bütün etleri.
Hoca kadınlar sosyeteyim ya korkmayayım diye,
Hiç durmadan bana anlamadığım kelimelerden,
Anlamadığım duaları telkin edip duruyorlardı.
Onların ölü yıkamakta baş edemedikleri tek yer,
Zavallı anacığımın günler boyu, hiç kimsemize yük olmasın diye,
Hani es kaza kaçırsa bile ağlayarak, o minik sesiyle,
"Ben bir hata işledim,
Beni tuvalete niye götürmüyosunuz ki!" dedikçe,
"Ah be anacım, biz bebekken sen her birimizin,
En az ikişer yıl bokumuzu temizledin,
Yani üç kardeş en az altı yıl kimsenin gıkını da çıkarmaya niyeti yok!
Sen yeter ki geldikçe koyver de yaşadığını bilelim!" dediğimiz zamanlar,
Biz daha da fazla da umutlanmayalım diye içinde tuttuklarıydı.
Korkmak ne ki, keşke ömrüm boyunca salsaydı.
Aylardır ne yediydi ki ne salsın.
Hoca kadınların hocalıkları el, yüz, memeden ibaretti,
Ruhum en çok bu anları hatırladıkça gülümsüyor!
Onların hiçbiri, kanserden öleni böyle canlı canlı yıkamamışlardı.
Dillerinden düşürmedikleri Allah onları bu konuda aydınlatmamıştı.
Oysa biz özeldik, annem, ben ve kızım,
Allah'ın bizi nerede başka meşguliyetlere dalıp unuttuğunu biliyorduk.
Kanserin terminal evresi bitince…
Ona verdiğiniz bütün sözlerinizi tutun!
Bu, o günlerde ona teselli olsun diye söylediğiniz,
Sonrası keserseniz iyice ümitsizliğe kapılır diye sözünüzden caydığınız,
O sarı rapunzel saçlarınız olsa bile…
Çünkü kanser sadece altı evre…
Kanserliyi ölmesin diye çabalamak,
Gittiyse de, ölüsünün bile her zerresini öpebildiğin,
O son anı özlemek ömür boyu!
Sonrası kara toprak kokusu çünkü.
Cemre.Y.

27 Haziran 2017 Salı

Beynimi Ziktiniz

...Beynimi Ziktiniz...
"Sevgili Günlük" diycem samimi olmuyo işte bu başlık!
"Cancağızım..."
"Üç kuruş fazla verip sessiz süpürge alsanıza len!
Gereksiz ramazan davulcusu gibi
Üç gündür beynimi ziktiniz yeminlen!" dedirttiler yani.
"O da mı nereden çıktı?"
Dur birer bira açalım da anlatayım sana durumumu,
Şekerim biliyosun on beş gün önce yalnız başıma enfes bir tatil yapmış
Ama Ruslar bilem ailecek geldikleri için
Koca adayımı (Sevişmek istesen çok vardı da) hala bulamamışım.
Sayfalarımda "Huzuur" diye diye,
Huzur baba gibi tertemis mis, kıymetlimis gibin evime dönmüş,
Bir hafta insan gibi çalışıp, bayram tatilime girmişim.
Eh mod bu olunca, uslu, huzurlu bir tatile fittim yane!
Zaten güzelim tatilimin kredi kartı borcu mabadımdan henüz çıkmamış,
Bari evimde mutlanayım dedimdi dimi!
Daha bayram sabahı eşleri namazdan çıkmadan başladılar,
Hamarat hanımlar süpürmeye "Vıııyynnnn" da "Vııyynnn!"
Hadi neyse bayramdır dedim.
Zaten gül gamzelim gelip beni şereflendirmiş,
Dayımlardı, teyzemlerdi, hasret gidermelerdi derken
Gün akşam olup, geceye çatmış.
Yosun gözlüm kediciklerini (torunlarımı)
Ertesi gün pirelerinden kurtaracağı için bende kalmamış.
Zaten yine terk edilmek bana çok koymuş!
Bunlar başladılar mı yine,
Bütün mahalle...
"Vıııyynnnn" da "Vııyynnn!"
Hadi neyse eş, dost, kalabalıktan kalanlardır dedim.
İkinci günün sabahına da aynı seslerle uyandırıldım!
"Vıııyynnnn" da "Vııyynnn!" süpürüyorlardı yine!
Terasa çıkıp bağıracaktım neredeyse,
"La oğlum daha dün gecenin 23:00''ünde süpürdünüz ya,
O saatten bu saate ne oldu da yine süpürüyorsunuz!
Ne ara bütün odaların içine sıçtınız!"
Neyse bayramın ikinci günüdür dedim.
Üçüncü gün ya bugün,
İnsaf ettiler!
Sabahın 09.30'unda aynı anda prize takıldı bütün fişler!
"Vıııyynnnn" da "Vııyynnn!"
"Ulan yarın olsa da işe gitsem ama evimi de özledim ki ben!" derken,
Bloğuma birkaç şiirimi paylaştım,
Biraz tewetter'de, biraz instagram'da,
Azıcıkın da facebook'umda gezindim derken!
Sosyal medyalar çok zaman alıyor zaten.
Kaç zamandır kendimi yeterince sevemediğim geldi aklıma.
Çünkü öğreneli çok olmuştu,
Kendimi sevmeyi çok ertelediğim zamanlarda,
Azıcık depresif, çokça da mutsuz oluyordum!
Azıcık da içince, kendi kendimi baştan çıkartmam zor olmadı oysa,
Kırmızı çarşafıma hiç de uymayan gratis poşetlerinden altlık yaptım.
Hemmen uygun bi video buldum,
Soyundum.
Tam moduma gireceğim, mahallemin teyzelerinin,
Üç gündür sabah ve geceye ait olan absürd sesleri,
Kulağımı tırmalamaya başlamaz mı!
"Vıııyynnnn" da "Vııyynnn!"
Sanki sıçtım ben evlerin hepsine,
Süpür süpür bitiremediler!
Ya onlara kızıp, sinirlenip, en yakın pub'a atıp kendimi,
Şuh bakışlarla nihayet geceye satacaktım.
Ya da sabredip, sükut edip,
Kulağıma kulaklıklarımı takıp,
Kendimi, her zerremden yine sevecektim.
Öyle de yaptım!
Cancağızım...
"Ohhooo ne köpürüyorsun benim yerime,
Bir huzur, bir rahat vermemişler sana ya!" derken anladım sevincini.
Merak etme beni.
Merak...
Et...
Me!
Sana beni anlatırken, beni hasetleneceğini hiç fark edemedimdi bugüne kadar.
Senden de özür dilerim.
Zira!
Kendimle, kendimi severek ilgilenirken,
Hiç sırtımdan hançerlenmedim ben!
Uslu, mutlu, muzip bir gülümsemeli,
Bütün özellerimi toparlayıp,
Bir sonrakinde kendimin bile zor bulacağım bir yere sakladım.
Sonra dedim ki mahallemin hamaratlarına!
Siz her ne kadar bütün bayram tatilim boyunca
"Vıııyynnnn" da "Vııyynnn!" beynimi ziksenizde!
Hala kızımın bütün akrabalarıma tembih ettiği gibi,
Benimle birimizden birimiz ölene kadar,
Sevgili koca olacak birini hayla bulamamış olsam da...
Affettim lan hepinizi, mutluyum ben ama nütfeenn,
"Üç kuruş fazla verip sessiz süpürge alsanıza len!
Gereksiz ramazan davulcusu gibi
Üç gündür beynimi ziktiniz yeminlen!" dedim mi dedim.
Neyse cancağızım!
Sana absürt gelecek ama,
Yarının Çarşamba olması umurum dışı,
Mutlu olduğum her ertesi gün bana, Pazartesi!
Sahi sen nasılsın?
Hayla alkolik kocanı, kendinden yirmi yaş küçük veletlerle
Aldatmaya devam mı?
Cemre.Y.

26 Haziran 2017 Pazartesi

Oysa Şimdi

...Oysa Şimdi...
Tam yalnızımsa ilk kere!
Neden büyük bavuldu?
Lazım oğlum, lazım, var mı diyeceğin?
Misal bu benim tek başıma ilk tatilim...
Kocaman büyük bavulumu yine hazırlamışım!
Şirketten eve,
Evden anlaştığım tur şirketinin anlaştığım yerden değil de
Şirketten eve, evden anlaştığım tur şirketinin
Anlaştığım yerden değil de biraz daha İstanbul içi
Bir yer belirlemesi üzerine oraya gidecektim,
Geçen yıl da kızımla giderken aynı şeyi yapmışlardı zaten!
Neyse ki büyük bavulumuz yanımızdaydı.
Neden büyük bavul ha?
Ulan ilk defa yalnız tatile çıkıyorum İstanbul'un dibi delindi!
Zor bela kavuştum tur otobüsüne,
Neyse ki valizi aldılar derken, acıkıverdim!
Ramazan ya kapatmışız buradaki her bir yeri bu sefer!
Neyse ki müdiremin bana verdiği krik kraklardan var!
Büyük bavulumuz..
Sana ihanet ettim sanma!
Bu sefer özgürüm ya!
Saatlerce yol yürüyüp,
Yine kendi midemi yalnız dolduramadım bi türlü.
Ulan insan açık bir bakkal da mı bulundurmaz!
Migros'a girdim, yemek yiyecek yer bulamadım diye,
Yemeğe yine küstüm ya gittim kendime,
Şöyle buz gibi, iki kırmızı tuborg ısmarladım!
Üç beş yoksa yedi miydi kraklarımı krankladım.
İstanbul'da yağmur hala ağlıyordu,
Beni bilirsin, böyle zamanlarda hep çişim gelir,
Hatta böyle anlarda hiç gelemeyisicelerim gelir!
Ama merak etme!
Buldum yine çarelerimi,
Az ötemde fena ötesi bir AVM tasarlamışlar
Ama belli ki burayı Katarlılara pazarlayamışlar hala!
Kaç saattir buradayım ve sadece yazıyorum,
Beni gören bir kaç çift,
(Eminim beleş sevişgen noktaları arıyordular)
Abla! Bu merdivenler çalışmıyor mu?
Burdan çıkış yok mu? diyorlar.
Diyemiyorum ki "Yok, götünü eşşek sikesice,
Ben çok aradım da o çıkışı bulamadım,
Çok çişin geldiyse bir deli cesareti,
Şu yapım aşaması bitmeyecek markanın,
En süslü kenar duvarına saplıycan,
Çok içesin geldiyse kadın başına ,
Lüplerken aç karnına kırmızı tuborglu yalnızlığı...
Adam gibi içicen!" diyemedim tabi.
Neyse gittiler de,
Ayakların üşüdü değil mi be cancağızım!
Nede olsa metruk bir binada hikaye yazmak kolay değil!
Asıl olay, İstanbul'da yıllardır olamayan bir AVM bulmakta!
Bu yazım sayesinde saatime, ramak kaldı.
Ve evet İstanbul ben, senin, ağzının, tam orta yerine,
Tıpkı senin hep bana yaptığın gibi...
İçtim de, sıçtım da...
Az sonra da öylece bırakıp gideceğim de...
Ama itiraf edeyim,
Rastlaştığım insanlarca hiç bu kadar saygı görmemiştim.
Yolum uzun ve hala yağmur ağlıyor İstanbul,
Ama artık neyse ki, kendime dairli büyük bavulum yanımda!
Ayaklarım üşüdü mesela!
Çıkarıp sandaletlerimi, evimin kış terliğini giyeceğim.
Zamana az kaldı, otobüsümüz birazdan kalkar!
Hadi size eyvallah!
Cemre.Y.

9 Haziran 2017 Cuma

Büyük Bavullar...Küçük Tramvalar

...Büyük Bavullar...Küçük Tramvalar...
Bu yıl ilk defa yalnız tatile çıktım ya herkes soruyor,
Neden büyük bir bavulla yola çıkıp kendime işkence ettiğimi!
Bende dönüp kendime soruyorum tabi!
Sonra "Bilmiyorlar!" diyorum,
"Hakkımdaki hiçbir şeyi doğru anlayamıyorlar!"
Oysa 1999 yılından beridir,
Evimden nereye gitsem, büyük bavullarla gittim ben.
İlkinde, kucağımda iki yaşındaki kızımla
Yine büyük bavullarla koca evinden çıkıp, ana evine dönmüştüm.
İkincisinde, daha yerimi yurdumu çözemeden deprem olmuştu.
Ana evine döneli sadece iki ay olmuştu.
Deprem olduğunda yosun gözlüm sadece iki yaşındaydı.
Elbette yavrumu alıp kaçmayacaktım, çünkü "Ya sonra?" sı vardı.
Neyse ki artık büyük bavulum vardı.
Usulca toparladımdı yavruma lazım olacak her şeyle,
Kendime birkaç parça bir şeyleri tıktım büyük bavulumuza,
Öyle çıktım o evden.
Zira serde bir daha hiç dönememek de vardı.
Şimdi bunları yazarken fark ettim ki ben
Aldatılarak boşanılmak zorunda bırakıldığımdan beridir
Hep büyük bavullara sığdırmışım kendimi ve kızımı.
Ama benim gibi iç güveysinden hallice iseniz lazım be kardeşim.
Misal üçüncüsünde, yosun gözlümle ilk tatilimiz,
Kredi kartı gırtlağa dayanmış ama biz bu tatili çoktan hak etmişiz.
İlk tatilimiz lan...
Marmara Adası'nın Çınarlı'sından patron ve eşiyle,
Ortaklaşa bir villa kiralıyosun!
Patron ve karısı "Sen bir başına evlat büyütüp, yetiştiriyorsun,
Bir de senden para mı alıcaz?" ı çoktan es geçip,
Kendilerine ucuzundan tatile ortak bulmalarının
Eşsiz sevincindeydiler ki zaten ilk tatil deneyimimiz,
Onların tatillerine ortak arayışlarına sebepti!
Fakirden halliceyken patronun karısından ve hatta kızından,
Ne kadar zengin olduğumuzu öğrenişimizdi!
Tabi ki yine büyük bavulumuz hazırdı,
Hiç unutmuyorum…
Sabah olunca yosun gözlüme ellerimle yaptığım
O poğaçalardan verirken o gelmişti, elbette ona da vermiştim de
İştahla yerken, "Cemre teyse sakın anneme söyleme ama
Annem böyle şeyler yapamadığı için hep yasak diyor!" demişti.
Sonraki bütün tatillerimiz de,
O zamanlar kızıma güvenli olduğu için ve hâlâ nereye gitsem
Aynı organik kumu bulamadığım için Avşa' da geçmişti
Tabi yine pansiyon hayatının büyük bavullarıyla!
Bir keresinde ben ömrümde ilk defa,
Oraya yosun gözlüm olmadan küçük bir valizle gittimdi.
Sadece bir sene onsuz gittim yanımdakiyle…
Benim gözüm gönlüm ondayken,
O başka galaksilerin evrenine tur attırmanın derdindeydi.
Hani şarkıdaki gibi…
Pişman değildim amma göçmüştüm kederden.
Sonraki seneyse, oraya yine yosun gözlümle gittiğimizdeyse...
İçimizden kırıla kırıla büyük bavula sığamaz olmuştuk!
Ellerimizde iki orta boy valiz vardı ve herkesin hayatı,
Ondan sonra artık o valizlerde ayrıldı.
Sonra, ilk defa bir küfür ettim ona hakikaten gitti.
Tam yedi ay hiç görüşmedik!
Ufağından, küçüğünden, ortasından,
Hiçbir valize, hiçbir bavula ihtiyacım olmadı.
Tam evime habisliyim derken anamın kanseri depreşti.
İş hayatımdaki on bir yılımı anama feda ederken de
Büyük bavulum vardı yanımda, hatta anamın acısız eceline,
Bütün hayatımı feda ederken de!
Oysa şimdi...
Tam yalnızımsa ilk kere!
Neden büyük bavuldu, öyle meraklı sorup duruyorlar?
Lazım oğlum, lazım, var mı diyeceğin?
Misal bu benim tek başıma ilk tatilim...
Kocaman büyük bavulumu yine hazırlamışım!
Şirketten eve, evden tur şirketinin anlaştığım yerden değil de
Biraz daha İstanbul içi bir yer belirlemesi üzerine oraya gidecektim,
Geçen yıl da kızımla giderken aynı şeyi yapmışlardı zaten!
Neyse ki iki orta boyu üst üste koyunca
Yine büyük bavulumuz yanımızdaydı.
Neden büyük bavul ha?
Ulan ilk defa yalnız tatile çıkıyorum İstanbul'un dibi delindi!
Zor bela kavuştum tur otobüsüne,
Neyse ki valizi aldılar derken, acıkıverdim!
Ramazan ya kapatmışız buradaki her bir yeri bu sefer!
Neyse ki yeni müdiremin bana verdiği krik kraklardan var!
Büyük bavulumuz...
Sana ihanet ettim sanma!
Bu sefer özgürüm ya!
Saatlerce yol yürüyüp kendi midemi yalnız dolduramadım bir türlü.
Ulan insan açık bir bakkalda mı bulundurmaz!
Migros'a girdim, yemek yiyecek yer bulamadım diye
Yemeğe küstüm ya gittim kendime iki kırmızı Tuborg ısmarladım!
Üç beş yoksa yedi miydi krik kraklarımı krankladım.
İstanbul'da yağmur hala ağlıyordu, beni bilirsin,
Çişim gelir, hata böyle anlarda gelemeyisicelerim gelir!
Ama merak etme!
Fena ötesi bir AVM tasarlamışlar ama belli ki
Burayı Katarlılara pazarlayamamışlar hala!
Kaç saattir buradayım ve sadece yazıyorum.
Zaruri ihtiyaçlarımı tenhalarda giderdim,
Biralar da sinirlerimi gevşetti hani!
Beni gören birkaç çift bir an bakıp, sonra umarsızca,
(Eminim beleş sevişgen noktaları arıyordular!)
"Abla! Bu merdivenler çalışmıyor mu?
Buradan böyle gitsek çıkış yok mu?" diyorlar.
Diyemiyorum ki "Yok, götünü eşşek sikesice,
Ben çok aradım da bulamadım, çok çişim geldiyse,
Bir cesaret şu yapım aşaması bitmeyecek markanın
Kenar duvarına saplıycan, çok içesin geldiyse kadın başına,
Lüplerken aç karnına kırmızı tuborglu yalnızlığı...
Neyse anlamazsınız zaten girdiğiniz yerden çıkın lütfen!
Ah be kendi yalnızlığım…
Ayakların üşüdü değil mi be cancağızım!
Nede olsa metruk bir binada hikaye yazmak kolay değil!
Asıl olay, İstanbul'da yıllardır olamayan bir AVM bulmakta!
Bu yazım sayesinde saatime, ramak kaldı ve evet İstanbul ben…
Ben senin, ağzının, tam orta yerine,
Tıpkı senin hep bana yaptığın gibi..içtim de, sıçtım da…
Az sonra da öylece bırakıp gideceğim de...
Ama itiraf edeyim!
Rastlaştığım insanlarca hiç bu kadar saygı görmemiştim.
Yolum uzun ve hala yağmur ağlıyor İstanbul ama artık neyse ki,
Kendime dairli büyük bavulum yanımda!
Ayaklarım üşüdü mesela!
Çıkarıp sandaletlerimi, evimin kış terliğini giyeceğim.
Zamana az kaldı, otobüsümüz birazdan kalkar!
Hadi size eyvallah!
Cemre.Y.

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Buz

...Buz...
Üçü geçmedi bu şiiri dinlediğim
Hey üç
Neresindesin
Ömrüme
Son ramazanının
Son iftarının
Son buğusu, o son pidemin.
Son ramazanlı çörek otu
Yav seni seviyordum hala
Allah'a sevap
Allahsızlığım'aysa bana günah
Yav
Cenetimdin.... kollarındaysam
Yav bana başka
Cehennem var mı ki senden uzaktaysam...
Ki sıcağı ben çok severim.
Olsun...
Senin bana seçtiğin cehennemin
Bana olamayan
Bütün renklerimden yoksunluk olsun
Buz...ol-sun....
Kristallerinden
Sana bari hayata umut olan!
Senden başka herkesime donan!
Cemre.Y.

23 Mayıs 2017 Salı

Büyümek, Ne Zor İşmiş Meğer Anne!

...Büyümek, Ne Zor İşmiş Meğer Anne!...
Büyümek..
Ne de çok zor yolmuş meğer annne!
Öyle anlamsız yere kemiklerimin 
Eklem yerlerinin ağrımasına
Benzemiyormuş bu iş!
Ergenliğimin artık sözümü dinlemeyen
Geç gelen
Zamansız dirilmeleri bile yetmiyormuş
Zaman, el amaannn!
Ben büyümeye başladıkça, 
Beni, sen bile hala anlamaya meyletmedikçe,
İsyanlar biriktiriyordum ömrüme,
Üstelik senin bütün ömründen de bile 
Hayli daha fazlaca.
Yaşlıca teyzelerle biz, 
Yaşım onlara haylice küçümen yaşımda
O ramazan gününlerinde bile, 
Fırında pide kuyruğunu beklerken hepimiz,
"Oruçlusun
Belli ki yavrucak!" diyerek ve bana acıyarak 
Sıralarını verseler
Senin beni hiç!
Sırayı geçtim
Kaaline bile almadığın o sıranın 
En başına geçirirlerken o teyzeler beni!
O kaşları kalem boyalı kadınlardan biri 
Anam olsaydı dedim yalan değil!
Hele ki ne zaman soracak olsalar makamımı,
Nihavent makamı
Veee…
Sen Kimseyi Sevemezsin...derdim ya hep!
Mütemadiyen hepsi
"""Yaşını yaşa be çocuk! 
Bu makamlara daha çookkk erken!"" derlerdi."
Bu makamlara daha çookkk erken!" derlerdi.
Sıra bana gelir gelmez
Taş Fırından üç pide kapar koşardım sana
Koşarken pidelerden birinin ucunu
Fareler yemiş olabilir di!
Sana olanları anlatmaya kalksam 
Yine döverdin beni
Pidenin ucu eksik diye de döverdin zaten!
Oysa; "Ben seni unutmak içim sevmedim."di.
Beni en son o pide yüzünden döven sendin!
Onlar bunu asla anlayamazlardı,
Ve senin asla haberin olmazdı.
Bana göre, kocaman süslü başlarını 
Suskunca sallarlardı aşağı yukarı ve sonra;
"""Büyüyeceksin daha çocuk, 
Bu yaşta aşka erken ya,"
"Belli ki bir aşk eksik başlamışsın ömrüne ama "
"Derdest olup tamamlarlar merak etme"
Bulursun eninde sonunda babanı." derlerdi hep
Bunu da sana hiç anlatmadım ama hep o, 
Gelecek olanı hayal ettim yalan yok.
Bütün merkezi sinir sistemime bile 
Yetmiyormuş meğer büyümek,
Vücuduma yeterince ve yeri gelince. 
Hele ki bunca zamansızlığın 
Daha ötesindeyken şimdi ben,
Fazlaymışım meğer bunca sevmelere, 
Kalbimin, kanatlarının, uçtuğu yöne, 
Kim bilir, kaç kereler
Bu nihavent makamı şarkıyı
Dinleyerek dillendirdim de 
Dinleyerek dillendirdim de 
Gözümden akan teker damlalık yaşlar ile
Kimlere ağladım ben?
Benden sağılanlara....
Hiç kimse duymadı sesimi, dedim ya büyümek
Böylesine zormuş işte anne!
Büyüdüm...
Çocukluğumdan bu yana kaç yüzyıl geçti
Ben artık oruç filan tutmuyorum ama...
Benim seni unutmak için sevmediğimi de 
Artık hiç kimse bilmiyor en azından.
Cemre.Y.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Ben Yeterince Bekledim

...Ben Yeterince Bekledim...
Herkesler başına ummadık işler gelince
Baba evine giderdi ben direndim.
Benim babam yoktu çünkü!
Sağdı, yaşıyordu hala kahve köşelerinde
Umarsızca pişpirik oynuyordu ama bana
Altı yaşımdan beridir hiç yoktu!
Tam bir ay, su bardağım bile
Kolilerde kapalıyken musluğa ağzımı dayadım da
Açmadım o koliyi ama bekledim.
Ben bekledim öylece
Salonumun ışıklarını geceleri yanık bırakarak...
Olur a o geçerse sokağımızdan...
Uyudum sanmasın diye sabahları bekledim...
Sonra sabahları gecelere ekledim...
Bebeğim nasılsa doyuruluyordu bir yerlerde...
Ben hiç acıkmadım.
Bekledim.
Benim gidecek baba ocağım yoktu
Çünkü güveni dağlar kadar kalabalık!
Bir ana ocağım vardı,
O da ben giderken küstüydü,
İlendiydi “Döneceksiinnn!” diye yanık yanık.
Dön-me-ye-cek-tim!
Bir gün akrabalarımdan biri, dayımdı kesin...
Kenan Işık’ın “Konuş” şiirini paylaştığımı görmüş
Ben onca susarken...
Toparlamış hepsini anam dahil...
Kapıma bir kamyon dayandı!
Bu şiir’i dinliyordum ve ramazandı günlerden
Rabbimden af dileye dileye
Ense kökümü sündürdüydü o vakit!
“Hadi gidiyoruz artık buradan!” dediydi.
Diğer akrabalarım ilenmelerine devam ederken
Hatırlıyorum kardeşim askerdeydi.
İzin gününden çalıp bana gelecekti
"Ne kadar da mutluyum şükür" ü görmeye!
Artık değildim!
Buramda işi ne?
Toparladılar beni süngüsü düşmüş tek mermi gibi.
Ana ocağımın en alt katına serdiler öylece...
İnsan olan büyük konuşmamalı ağam!
Bu şiiri ikici dinlediğimde
Boya yapıyorduk giriş katına kadim dostumla.
O tavanlarımı boyuyordu
Ben duvarlarıma çabalıyordum.
Teybe kasedi koydum sırada
Hangi şiir çıkar bilmeden fırçalıyorduk
Yüreğimizde ne varsa ve o...
Onca sesssiz ömrün ardından yine
“Konuş!” deyiverdiydi.
Ödümüz koptuydu evde cin mi var diye...
Sustuk...boyadık...badanaladık...
Sıra bahçemize gelmişti...
Anam “Durun!” dediydi.
Öyle ya gittiğim gibi gelmiş
Ancak fazlaydım artık.
Bahçeyi de bana vermemişti ya aaa!”
Şimdi aynı binanın
Bu terasın/m da dinliyorum bu şiir’i...
Bazenleri üzüm salkımlarımı süpürmüyorum
Hatta bazenleri evimin tozunu bile...
Öyle ya o dediydi
“Tek bir toz tanesine kadar parasını ödersen
Anca senin olur!”
“Ödedim ana!
Ama hala benim değil!
Ait olamadım ben buralara!”
Hala o ilk geldiğim gün gibi...
Hala....
Yaşayamayacak şeyleri özlüyorum bu aralar
Kenan Işık gibi...
Sessiz bir avazlık hıçkırığımı duysun
Artık uyansın isterdim mesela!
Sen de gittin...
Oysa ben seni göbek bağımızı
Kestikleri andan itibaren hep özledim...
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...