İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Şubat 2026 Cuma

Bahar

...Bahar...
Güya Cemre düşmüş diyorlar vallahi yalan diyecektim ki,
Birden başka bir şehrin başka bir sabahında,
Başka bir günaydınında badem ağacı çiçekleri düştü gözüme.
Çok yıllık dalları hala dimdik ayakta.
Şu soğuk ve gri İstanbul sabahında
Hiç yoktan içim baharlandı.
Çimenlerin yeşili bile bile bir başka bahardı.
Ümitlendim ki bana da baharlı sabahlar gelecek elbet.
Cemre.Y.

22 Şubat 2026 Pazar

Lapa Lapa Karlar

...Lapa Lapa Karlar...
Yorgun rüyalarımın kabusundan sabaha sığınıp uyandım ki ne göreyim?
Bembeyaz gelinliğinin duvaklarını çatılara asmış yine İstanbul.
Güneş desen çoktan bulutlarını da alıp gitmişti kaç gündür.
Karanlığı yara yara yağıyordu lapa lapa karlar.
Sanki bu saatlerde insanlar işe gitmek için birbirleriyle yarışmıyorlarmış gibi
Ne korna sesi var ne de başka bir ses, öyle sessiz, öyle huzurlu ki.
İlk defa işsiz olduğuma sevindim, hiçbir yere yetişmek zorunda değildim.
Çok şükür artık bacaların kenarlarını delip evime yağacak kar suyu da yok.
İyi ki evimin çatısını onartırken söküp attırmıştım onları.
Yumuşacık battaniyemle kendimi sarıp sarmaladım.
Hiç yoktan gülümsedim hayata yeniden.
"Günaydın ruhum." dedim kendime, hem de en mutlusundan.
Artık dilediği kadar yağabilir o lapa lapa karlar.
Cemre.Y.

9 Şubat 2026 Pazartesi

İstanbul'u Özlemek

...İstanbul'u Özlemek...
İstanbul'da yaşarken İstanbul'u özlemek var bir de!
Hele yedi tepeli şehrin en ücrasına hapsolmuşsan var ya,
Bazı bazı tüter burnunun direğinde Galata Kulesi.
Eminönü'nde balık ekmek yemeyi özlersin misal!
Gülhane Parkından Sultanahmet Meydanını geçip
Çemberlitaş'a kadar yürümeyi özlersin.
Lakin havalar ayaz bu aralar,
Havalar hep yağmur.
Belki de en çok bu yüzden özlüyorum baharı.
Cemre.Y.

20 Ocak 2026 Salı

Yine Yağmur

...Yine Yağmur...
Daha dün sabah bembeyazdı İstanbul'umun çatıları.
Birkaç gün daha yağar diyordum kar taneleri.
Terasımın karlarında kahve içecektim daha.
Bu sabah da aynı beklentiyle uyandım ama
Ne kar kalmış ne de heyecan, her yer yine yağmur.
Şimdi hayallerimin kırıklarıyla oturmuş çay içiyoruz.
Cemre.Y.

14 Kasım 2025 Cuma

Okunmuş Kitap Dilencisi

...Okunmuş Kitap Dilencisi...
Nicedir kimsesizlikten öte bir açlıktaydım.
Hayır, hayır!
Fiziksel bir açlık değildi bu.
Miden boşsa nihayetinde birkaç lokma kuru ekmeği,
Birkaç yudum suyla içmeye bakardı doymak,
Ki zaten bunu çoktan öğrenmiştim en geçmişimden.
Çocukluğumun çocuk yaşında
Kasabamızdaki evime yürüme mesafesinde olan o kütüphaneyi keşfetmiştim.
Sonra İstanbul'a taşındık tam kitapsız kaldım diye üzülürken,
Gazete kuponlarıyla biriktirilen
Meydan Larousse ansiklopedileri derken
Nihayet büyüyüp çalışmaya başlayınca
Kendimin seçip beğendiği kitabımı kendi paramla almıştım.
Sonra sonra birçok kişiye de bulaştırdım okuma sevdasını.
Derken zaman sustu, her şey, herkes durdu.
Hatta somutken, soyut oldu.
Hayat oradan oraya savururken beni acıktım, çok acıktım.
Ama dedim ya fiziksel bir açlık değildi bu.
Hayalim acıkmıştı, ruhum acıkmıştı, rüyam acıkmıştı.
Siz hiç kitap dilenciliği yaptınız mı?
Ben yaptım.
Zaman bu zaman ve ne yazıktır ki bu an.
Oysa en mukaddes kitabımızın ilk emriydi “Oku!”
Okumak ne yazana ne de yazılana bu kadar pahalı olmamalıydı.
O nedenledir ki bir kitabı nefessiz okurken,
Son sayfalarını okumak günler sürer.
Hem kitabımdan ayrılacak olmak uzatır bu süreyi,
Hem de yeni bir kitap daha alamayacak olmak.
Artık ben de okunmuş kitap dilencisiyim.
Cemre.Y.

7 Ağustos 2025 Perşembe

Yağmur

...Yağmur...
Ey benim gül yaprağındaki yağmur tanelerim.
Nasıl da güzelce, elini yüzünü yıkadınız İstanbul'umun.
Terasıma çıkıp kahveme birkaç damla yağmur damlatayım hele!
Seveyim, sevineyim hiç yoktan.
Öpeyim gülümseyişlerinizin kıvrımlarından.
Aylardır yokluğunuz kavuruyordu yüreğimizi.
Geldiniz, iyi ki geldiniz...
Hoş geldiniz.
Size söz verdim bu gece,
Sitem etmeyeceğim artık çatımdaki tıkırtılarınıza.
Yeter ki ağlatmasın odalarımın duvarlarını.
Cemre.Y.

24 Nisan 2025 Perşembe

Korkularım Korkuyor

...Korkularım Korkuyor...
Dünden beri yine,
Korkularım korkuyor sevdiğim.
Sanki koca bir yük gemisinin güvertesinden,
Marmara Denizinin tam ortasına,
Savrulmuşta,
Dalga dalga sallanmakta olan,
Kağıttan gemi gibi sallanıyor İstanbul'um!
Elim ayağımın canı çekilmiş gibiyim.
Kulaklarımda dinmeyen o uğultu geçmiyor.
En büyük depremim bu değildi lakin,
O gece koynumdaydı yavrucağım.
Sarıp sarmalayıp kucağımda dışarı çıkarırken,
O daha çok korkmasın diye korkamamıştım bile.
Kaç vakittir hiç yok ya, ahvalini ele güne sormak da yoruyor bu kalbi.
Cemre.Y.

21 Şubat 2025 Cuma

Kardan Kadın

...Kardan Kadın...
Göz kapaklarını kirpiklerinden zorla ayırdı kadın.
Uyanmakla uyanmamak arasında kalktı yatağından.
Ayaklarını sürüye sürüye salonuna gitti,
Camlarının perdelerini sıyırdı hafifçe.
Penceresini açtı derin bir nefes alırken en soğuğundan
Karşı binaların çatılarına baktı uzun uzun.
Yine bembeyaz gelinliğini giymiş İstanbul.
Sokakları çocuk cıvıltıları doldurmaya başlamış.
Yaşlısı genci fark etmiyor azizim.
İstisnasız herkes el açıyor,
Gökten lapa lapa yağan karlara!
O da el açtı işte sonunda göğe, sonrasını düşünmekten cayarak.
İlk defa anı yaşadı, ilk defa içinin içi sevindi nihayet!
Terasına çıktı küçük bir kardan kadın yaptı.
Öyle ya kardan adamı herkes yapardı.
İçinden kikirdedi bu hallerine.
Kocaman bir gülümseyiş kondurdu dudaklarına.
Yaşamak lazımdı azizim,
Mademki nefes alıyorsak lazımdı yaşamak!
Cemre.Y.

11 Temmuz 2024 Perşembe

Bir Yağmur Suyu Hikayesi

...Bir Yağmur Suyu Hikayesi...
Yıl 1991 (On yedi yaşımdayım.)
-“Oooff anne offf yaaa!
Köyde yaşadığın günler gerilerde kaldı artık!
Görmüyor musun sular musluklardan akıyor artık!
Ne diye balkona boş bidon koyacak mışım püüfft!
Yağmur suyu dolunca ne olacak mış yani eeee!
Öfff beee!
Saçlar mı?
Ütüye mi, sular mı kesilirseee daha neler?
Altı üstü bi saat kesilir eee!
Boşuna söylenme ordan öyle sen çok bağırınca ben hiç duymuyorum seni.
--Bbla blla la laaaa blaaaa lal laaa!--
Hayret bi şi ya burası İstanbul başka da İstanbul yokk!
Ne zaman kopacaksınız bu köy kafasından!
Ne geç ergenliği yaa!
Nolmuş yani zamanında ergen olmadıysam,
Ondan mış mış hep bu asilikler miş miş püüüfff!
Oraya bi gelirse de kafamı bidona sokarmış mış!
Köşeye mi koycaktım bu boş arap sabunu kokulu turşu bidonunu ben yaa!
Iıııyykkkk!
İyi aman rahat et koydum işte.
(Kıçına sokacak sanki yağmur suyunu hayret bişi!)
Ders kitabı arası şiir çalışcam ben!
Rahat bırak beni!
Nee o da mı nee!
Yeni bi ders adı anne!
Sanki üniversiteyi kazansam da yollayabilecek de beni.
Bu nasıl egodur yaa hiç değilse kazandı diyecekmiş sülalesine.
(Ders deyince aklı duruyo kadının yaa!
Doğruyu söylüyorum neyse ki anlamıyor!
Suç benim mi?)
Bi bidon yüzünden beni ağlattın ya!
Mutlu ol anne yağmur yağıyor ben ağlarken!
Nefret ediyorum yağmurdan ve ağlamaktaannn!
Yıl 2015 (Kır bir yaşımdayım.)
- Offf anne offf yaaa!
Dünden planımı yaptımdı oysa!
Öğleden sonra işimden dönerken eksik temizlik malzemelerimi alıp
Bana bayram olmayan bayrama temizlik yapacaktım güya!
Sahi söylemedim sana değil mi?
Geçen hafta, bizim sokaktaki senin komşun Havva ablalaların binası yıkıldı
Müteahhide mi vermişler ne!
Yıkılırken bizim binanın çatır çatır sallandığını da söylerim de,
Oralardan, ya yıkılıp gitseydik diye üzülme diye söylememişimdir sana kesin!
Neyse işte kapalı camlar ardında kesif kokulara dayanamadığımı bilirsin.
Camlar apaçık bütün hafta!
Havva ablaların yıkık binasının bütün tozları da evimde tabiside!
Bilirsin beni temizliğin temiz halini severim hep ben!
Yapmaktan hiç de haz etmem!
Sırf bu sebepten!
Her şeyim gibi temizliğin temiz halini görmek de ellerimden öperken,
Bi gün önceden ayar çekmişim hamaratlığıma!
İşten eve dönerken almışım eksiklerimi.
Evime çıkarken de Behiye'den,
(Biliyorum ana!
Hani evde bi kedi kaybolsa diye,
Ona özlemli gözyaşlarını -n hatırımda hala) elektrikli süpürgesini
(Evet ilk defa,
Bozuk süpürgemi terastan fırlatıp kredi kartına dayanıp yenisini almadım.
Offf yaa evet alamadım henüz!
Dayanacak yerim kalmadı evet olur böyle şeyler hayatta) ödünç alayım dedim.
Baktım süpürgeyi verirken çaresiz moralsiz dolanıyor ortalıkta sudan çıkmış balık gibi!
Sular kesikmiş!
Sulaaarrrrrrrr!
Hem de başkası olmayan İstanbul’daaa!
Hem de sabahtan beriiiiiii!
Neee!!!!
Boşuna söylenmeyeyim mi ben çok bağırınca duyamıyormusun beni!
--Bbla blla la laaaa blaaaa lal—derdin ama neyse miii?
Yapma ana yaaa!
Zaten biliyosun bu mevsimde ellerim bütün detarjanlara alerjili!
Neee!
Terastaki mavi bidonlar mııı!
Ne diyon yaa!
Hani geçen terasta otururken ölü hayvan kokusu gelmişti burnuma da
Kaldırıp kıçımı sağa sola bakmamıştım da eve mi girmiştim!
Eee evet emindim o kokunun ölü hayvan kokusu olduğundan da
Açık havada terasta ölü hayvanın ne işi vardı çevreden sandım dı eee!
Mavi bidonlar mı?
Yağmur suyu muuu?
Ağzı açık olan küçük turşu bidonunda da ölü bi serçe mi var!
Onu da bi zahmet bahçeye mi gömeyiimmm!
Daha da neler!
Adam gibi temizliğimi onlarla yapıvereyim mi?
Pencere pervazlarını da ovayım mı yook daha neleerr!
(Herkes çaresiz dolanırken,
Küçük bidondaki yağmur suyunda boğulmuş ölü serçe bahçeye gömüldü.
Büsbüyük mavi bidondaki saf yağmur suyuyla camlar ve yerler silindi.)
Anne affet beni yaaaa!
Olaydı ellerin hala yine teker teker öperdim parmak uçlarını
Ve ben kadın olduktan sonra bi çok kereler öptüğüm gibi,
Öperdim ayaklarının parmak uçlarını.
Yağmur yağmayacak bu sefer biliyorum yeni sildiğim pencerelerime ve gözlerime.
Eminim, ağlamayacak kadar seninleyim ama!
Anaammm sahi serçeler hep mi gözleri açık ölürler?
Ve sonsuz kere sonsuz teşekkür ederim sana,
En isyankar olduğum zamanlarda bile benim ilk sevdam canım anam olduğun için.
Seni hala, her gün, yeniden seviyorum biliyorsun zaten hep ama yine duy istedim.
Duy diye bu sefer yüreğimin taaa içinden söyledim!
Beni öylece terk ettiğin o yer, sahi mi çok güzel be ana!
Bana diyorum bana, yer var mı ki caba?
Sığınır mıyım acaba senin bi kuytuna!
Cemre.Y.

12 Haziran 2022 Pazar

İçime Bir Miktar Hüzün Kaçtı

...İçime Bir Miktar Hüzün Kaçtı...
Uyandım.
Hem de güzelim pazar sabahına,
Hiç de yakışmayan erken bir saatte!
Çünkü yağmur,
İstanbul'un eline, yüzüne bulaşmış,
Çöl tozlarını çamura bulayarak yıkamaktaydı.
Güneş bile çekilmiş bulutların ardına,
Süklüm püklüm sabah mahmurluğunda,
Yüzünü bana göstermemekte inatçı.
İçime bir miktar hüzün kaçtı.
Dilimin, damağımın tadı yok.
Ne sade kahvemden keyif aldım.
Ne de içip durduğum çayımdan.
Ben buradayım, sorun bende değil!
Sorun...
Beni terk eden keyfim ve kahyasında.
Neyse, geçer elbet, elbet geçecek.
Biraz sonra güneş bile doğar değil mi,
Bunca eceller ve doğumların üzerine.
Cemre.Y.

4 Haziran 2022 Cumartesi

Bugün Günlerden Sen

…Bugün Günlerden Sen…
Bugün günlerden "Sen"di.
Yani pazartesiydi.
Bana göre hayli yağmurlu bir güne inat!
Yine de gülümsedimdi evrenime.
Oysa bütün evrenimde
Pazartesi günümün başlangıcı dahil
Sen hariç hiç kimsem!
"Ama bugün yağmur yağmıyor İstanbul'a
Demek ki yağmur…
Cemre'nin akamayan yaş tanelerinde!"demedi.
Yüz yıl kere eminim ki,
Onu, sessiz haykırışlarla diyebilen tek sendin...
Sonra soruyorlar bana "Onun, nesini sevdin?" diye
Susuyorum senin bana olmazların kadar
Bir İstanbul kadar susuyorum!
İstanbul'unsa Kız kulesi kadar susuyorum!
Oysa en sevdiğim Pazar ertesime
Ömrüm boyunca sadece ikisi denk geldiydi.
Pazarlıksız sevmeyi severdim ya ben hep!
Ertesinde yani...
Birinin yosuna sarmış çoktan gözlerin yeşili
Diğerin çoktan kuytularına sarmış alası, elası...
Sonradan yani, ertesinde yani.
Hep ertelerimin en başı ve sonu yani.
Oysa ben her Pazartesi bıkmadan başlarım,
"Gelmişine...
Neyse ya neyse" lerime!
Günlük güneşlik İstanbul'uma yağmur yağar bazen
Olmadık mevsimlerde kar yağar
Günlük güneşlik gülerim ya içim zemheriyken
Kimsem duymaz, anlamaz.
Sonra,
Ansızın,
Susar bütün şehirleri ülkemin
Umursuz olur kalbim.
Ulan!
Duymayın!
Sağır olsun sensiz bütün kulaklar.
Nasılsa bir gün yolunuz düşer
Günü İstanbul kadar kalabalık
Gecesi yapayalnız bir ahenge
Yapayalnız ayazlarınızda kadehiniz yeterse
Elbet bana doğru içersiniz
Ve ben ille de kıyamam size!
İçimden gelememişinize söverken
Dost bile olurum hepinize....
Kız Kulesi olmak hayli zor yar!
Sen daha yeni İstanbul'umu keşfederken.
Cemre.Y.

15 Mayıs 2022 Pazar

İstanbul

…İstanbul…
Nicedir kendi yüreğimi,
Kaçamak zamanlarda göz atılan,
Sahipsiz posta kutusu gibi hissetmekteydim.
Nihayet dün ruhumu özgür bıraktım.
Gittikçe ağırlaşan bedenimle inatlaşmadan,
Şöyle uzunca bir İstanbul yürüyüşü yaptım.
Rahmetli anacığımın indiği durakta indim.
Çocukluğumun ellerinden tutup,
Beyazıt meydanını turladım,
Çemberlitaş'ın taş duvarlarını okşadım.
Sulnahmet'te rahmetli annemin gençliğini andım.
Gülhanede sanki yine konserler olacakmış gibi,
En ön sıradan yer tuttum.
Kendi kendime piknik yapmayı sevmediğimden,
Sarayburnunu es geçip,
Eminönüne yürüdüm.
Mısır Çarsını, Çiçek Pazarını turlayıp,
Annemin aldığı çiçek tohumlarından aradım.
Onların bile sahte çıktığını duyunca,
Elim kolum bomboş,
Balıkçı kayıklarının yanına gidip,
Denize karşı balık ekmek yedim.
Gönlümü İstanbul nefesiyle doyurdum.
Cemre.Y.

4 Mayıs 2022 Çarşamba

Günaydın Öyleyse, Hayata, İnadına

...Günaydın Öyleyse, Hayata, İnadına...
Kabullendim, artık gücenmiyorum,
Bir türlü, İstanbul'uma bahar gelemeyişine.
Her ne kadar, zülüflerimizin simli tellerinin,
Her bir ucu kırılmış olsa da.
Nihayetinde, bir yerlerde kuşlar cıvıldaşıyorlar,
Nihayetinde, bir yerlerde,
Erken uyanmış bir çocuğun,
Saçlarını okuşuyordur güneş,
Ilık bir sahil kasabasının kumsalında.
Günaydın öyleyse, hayata, inadına!
Cemre.Y.

3 Mayıs 2022 Salı

Sahi Mi, Günaydın Mı?

…Sahi Mi, Günaydın Mı?...
Şöyle gerine gerine, uyunamayan gecenin,
Şöyle mutlulukla uyanılamayan sabahındayım.
Yağmur desen,
Güneşin çocuksu heyecanlarını çoktan çalmış,
Geceden beri, İstanbul'un bayram sevincini yıkamakta!
Sahi mi ,günaydın mı?
Cemre.Y.

12 Mart 2022 Cumartesi

Kış

...Kış...
Nicedir kar soğuğu sabahlara uyanmaktaydı kadın.
Kış ayazı günlerden geçip,
Nihayet, cemreler de düşünce birer birer!
Meyve ağaçlarının, ilkbahara filizlenip,
Çiçek açmaya hazırlanması gereken bugünlerde,
Gelmeyi unutan bir bahar güneşinin yüzünden,
İstanbul'un üzerine çöken bu kar taneleriyle,
Üstelik, hiç de öyle,
Çocukluğunun yıl başı kartpostallarındaki,
Simli kardan adamlı, evlerin içinden ışıklar saçan,
Bacalarının dumanından yürekleri de ısıtan,
Mutluluk dolu hayallerine,
Sayfa sayfa, umut ektiren günlerden biri de değil bu kış.
Geçer ama!
Bu yalancı güneşin,
Elleri, ayakları, yürekleri dondurduğu günler de geçer!
Cemre.Y.

23 Ocak 2022 Pazar

Kar Sessizliği...

…Kar Sessizliği…
Kim bilir ne zamandır,
Güne gülümseyerek uyanmamıştı kadın.
Yüzüne yapışmış tebessümle yatağından kalktı.
Aç karnına içilecek ilaçlarını içti, bir sigara yaktı.
Nasıl olsa günlerden pazardı,
Telaşsız adımlarla sade kahvesini yapıp salona geçti.
Penceresini araladığında fark etti kar sessizliğini.
İstanbul, gelinliğini giymiş, çatılara duvaklarını asmıştı.
Terasındaki limon ağacının yapraklarına,
Lapa lapa karlar konmuştu.
Gül dalındaki goncayı da ihmal etmeden,
Hepsine teker, teker "Günaydın"lı bakışını sundu.
Hava ılımış, zemheri ayazı dinmişti.,
Koltuğuna yerleşip, ayaklarını sehpasına uzattı.
En kısığa aldığı elektrik sobasının karşısında,
Kendi kendisinin yüreğinin de ısıttığını hissetti.
Penceresinden gökyüzüne baktığında,
Gökyüzünden ahenkle süzülen,
Lapa lapa yağan karlara teşekkür etti.
Ne trafik sesi kalmıştı, ne korna sesi,
Ne de sinirli insanların öfkeli sesi,
Çok şükür kırılmıştı hepsinin kötücül sesi.
Sokağında sadece, çocukların sevinçli sesleri vardı.
İçindeki kavgalar da nihayet son bulmuştu.
Ne yetişemediği bir şey kalmıştı.
Ne de yetemediği herhangi biri!
Oturduğu yerden usulca kalktı,
Bir fincan çay daha koydu kendisine.
Daha kahvaltıya zamanı vardı.
Bugün pazardı.
Seyredilmesi gereken karlar vardı.
Duyulması gereken sessizliğin huzurlu sesi vardı.
Cemre.Y.

28 Eylül 2020 Pazartesi

Bu Hiç Olmadı Şimdi

...Bu Hiç Olmadı Şimdi...
Birazdan, gün, geceye dönünce,
Çiçek Pasajının üstündeki mahyasını,
Üzgünce söndürüverir İstiklal Caddesi,
Beyoğlu'nun o gizemli Dersaadet sokağında,
Hiç olmadık yere kırılır bir çay bardağı,
Hiç olmadık yere çatlayıverir,
Nevizadenin tam orta yerinde bir rakı kadehi!
Hadi Galata Kulesinin gönlünü aldın,
Eminönünde nefeslendin ya hani!
Daha yıldızlar kurulmadan gökyüzüne,
Olanca gönül koymuşluğuyla,
Zülüflerini döküverir Kız Kulesi!
"Salacak merdivenlerinde, bana karşı,
Yarinin dudaklarından kahve bile içmeden gittin he mi?
Hani, en çok, İstanbuldun sen, bu hiç olmadı şimdi!"
Cemre.Y.

12 Aralık 2019 Perşembe

Ah Be Adamım

...Ah Be Adamım...
Puslu İstanbul akşamlarından geçiyorum sevgili,
Zam üstüne zam yağdıkça,
Ne elektriğe dokunabiliyor insanlar, ne de doğal gaza!
Nefes alamayacaklarını bile bile,
Odunsuz, kömürsüz soba yakıyorlar ayaza karşı.
Hava, her geceye ayrı,
Ucu kesik birer çuval konfeksiyon yanığı!
Ah be adamım...
Olsaydın ya şimdi bari!
Ne dünyanın kahrını gam ederdim,
Ne de memleketimin ahvalini!
Ne üşüyen ayaklarımı ısıtmanın bedelini düşünürdüm,
Ne de hayallerimi yakmanın sebebini.
Ne bileyim, uzanırdık sağlama yakın şu üçlü koltuğumuza,
Üstümüze bir battaniye atardık,
Bir film açardık en bilim kurgusundan felsefikli falan.
Ne bileyim öpüşme sahnelerinde utanıp,
Patlamış mısırlarımızı atardık ağızlarımıza!
Ya ne bileyim, hiç yoktan ayaklarımız değerdi birbirine.
Cemre.Y.

6 Aralık 2019 Cuma

Isıtamazsın

...Isıtamazsın...
Güneş, İstanbul'a yüzünü dönmüş de sırt çevirmişse,
Gayri yüreği dünden üşümüş birinin,
Ne ellerini ısıtabilirsin ne de ayaklarını.
Hiç olmayacak bir anda, 
Zamansızca akıvermiş yüreğinin coğrafyası çoktan!
Bütün o ansız sarılmalar mazide kalmış,
Nefesinin kokusu burnunun direğinde ya hala!
Gayrı iklimin seyrü seferi değişmez o vücuda!
Sen ne yapsan, ne yapmasan ısıtamazsın, donmuş bir kere!
Cemre.Y.

28 Ağustos 2019 Çarşamba

Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu

...Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu...
"Alıp başımı gitsem!" diyordu kadın,
Nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüzyıldır,
Denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey?
Kaderinin ağını örerken,
Bir ilmek atlanmışcasına örneğinin,
En güzel deseninde boşluk kalan anasının yeleği gibi.
İlk hayal kırıklığından sonra,
Örgü örmeyi öğrenmişti rahmetli anası!
Daha tomurcuğu açılmamış,
Tazecik bir zambak kokusuydu oysa nişanlıyken.
Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme
Bakınca bir daha dönüp bakılası yakışıklılıktaydı babası,
İstanbul gibi giyiniyor, İstanbul gibi davranıyordu lakin,
Söz konusu köyün en güzeli olunca,
Dili damağı kuruyor,
Saçma sapan köylü lafları geveleyip kaçıp gidiyordu.
Daha o zaman karar vermişti aslında anası!
Bu adamla hiçbir kaderin ilmeği atılmazdı ya,
Verilmiş bir söz duruyordu köy meydanında,
Değil mi ki darağacı gibi de başlık parası en ederinden!
Bir daha da bir araya gelmemeye çabalamamış anası!
Geçmişi yad ederken,
Onca kırgınlığı hamal eylemişken kendine,
"Değil mi ki biz darıları çatıdaki ambara taşırken,
Bir kez olsun elimi tutmadıydı biliyordum o günden!" derdi.
Şu "Söz!" gelmiş ve de geleceği düşünülmeden edilmişse
İnsanoğlunun başına ne de büyük vebaldi.
Oysa her aşk,
En hakikisinden iki yakasından tutulmayı hak ederdi,
Ki üstelik en karşılıklı olanından be üstad!
Hani hiç değilse sonradan olsun tutulsaydı o sözler
Kim bilir ne de güzel örülürdü o bütün kaderlerin yelekleri.
Tutulmamış…
Eceline yakın itiraf etmişti ya anası kızına!
"Tabi ki aşk'tı ya...
Yoksa nasıl olurdu da,
En affedilememesi şeylere af gibi boyun eğerdi!"
Tutulmamış aşk kalmış adı, ara sıra bakılası sarı sandukalardan…
Alıp başımı gitsem diyordu kadın nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüz yıldır denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey...
"Çok dil bilmem, yürekçe severim" şiirini aşan bir şey,
Yeterince olamamış bir şey...
Hani hiç kimsesi?
Kaderinin ağını örerken bir ilmek atlanmışcasına örneğinin
En güzel deseninde boşluk kalan ilk yazma oyasının deseni gibi.
Oysa o vakitlerde de el oğlu/el kızı
Kağıttan havluya lunapark kafesi atma derdindeydi!
Ki atmaları tutturamadıysa da üstünden esip geçmekteydi.
Dün gece sokağında yangın çıktı kadının misal,
Doksan yedide deprem olmuştu onun gibi!
Adına yakışırcasına Eylül'ü, lülüsü aradı bir tek,
O vakit de o daha koynunda küçümen bir bebekti…
Çok şükür kadına bir şey olmamışa
Sevinerek sıra sıra sıraladı ömrünün törpülerini tek tek!
Neyse ki büyümüştü o da!
Diyemedi ki ona bir cümle edip, bir şey vardı bir şey!
"Kaderimizin bozuk zincirinin daha geçmişli ilk halkasındayım!
Daha kaç yıldız var kim bilir umutlarını yıldızlara asıp,
Bütün hayallerini mehtaba asılmış bulan,
Kaç ana öncesi hayal kırıklığımız?
Lakin alnının,
Tam da kaş çatımından gururla öpüyorum seni." diyemedi.
İçinden sadece
"Birkaç gün sal beni ey kaderim,
Dönersem, dönebilirsem, döndüğüm de
Kalbimize de yüreğimize denk gelen de
E artık hoş gelsin e mi?" diye en içinden fısıldadı o kadar!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...