28 Ağustos 2019 Çarşamba

Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu

...Umudu Yıldızlara Astık Ay Tutuldu...
"Alıp başımı gitsem!" diyordu kadın,
Nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüzyıldır,
Denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey?
Kaderinin ağını örerken,
Bir ilmek atlanmışcasına örneğinin,
En güzel deseninde boşluk kalan anasının yeleği gibi.
İlk hayal kırıklığından sonra,
Örgü örmeyi öğrenmişti rahmetli anası!
Daha tomurcuğu açılmamış,
Tazecik bir zambak kokusuydu oysa nişanlıyken.
Şimdi yiğidi öldür hakkını yeme
Bakınca bir daha dönüp bakılası yakışıklılıktaydı babası,
İstanbul gibi giyiniyor, İstanbul gibi davranıyordu lakin,
Söz konusu köyün en güzeli olunca,
Dili damağı kuruyor,
Saçma sapan köylü lafları geveleyip kaçıp gidiyordu.
Daha o zaman karar vermişti aslında anası!
Bu adamla hiçbir kaderin ilmeği atılmazdı ya,
Verilmiş bir söz duruyordu köy meydanında,
Değil mi ki darağacı gibi de başlık parası en ederinden!
Bir daha da bir araya gelmemeye çabalamamış anası!
Geçmişi yad ederken,
Onca kırgınlığı hamal eylemişken kendine,
"Değil mi ki biz darıları çatıdaki ambara taşırken,
Bir kez olsun elimi tutmadıydı biliyordum o günden!" derdi.
Şu "Söz!" gelmiş ve de geleceği düşünülmeden edilmişse
İnsanoğlunun başına ne de büyük vebaldi.
Oysa her aşk,
En hakikisinden iki yakasından tutulmayı hak ederdi,
Ki üstelik en karşılıklı olanından be üstad!
Hani hiç değilse sonradan olsun tutulsaydı o sözler
Kim bilir ne de güzel örülürdü o bütün kaderlerin yelekleri.
Tutulmamış…
Eceline yakın itiraf etmişti ya anası kızına!
"Tabi ki aşk'tı ya...
Yoksa nasıl olurdu da,
En affedilememesi şeylere af gibi boyun eğerdi!"
Tutulmamış aşk kalmış adı, ara sıra bakılası sarı sandukalardan…
Alıp başımı gitsem diyordu kadın nicedir kendi kendine…
Kimliği, hiçbir hüviyette ifşa edilmemiş
Ve de edilmeyecek olan kişiliğini de yanına alarak!
Kim bilir kaç yüz yıldır denemeyi deniyordu umudu yıldızlara asıp,
Ertesi gün, ruhuna,
Dalga dalga rengarenk gök kuşağı konacak diye…
İstisnasız her zaman da,
O en kısa şiirlerinden biri hatırlatıveriyordu kendini.
"Umudu yıldızlara astık,
Ay tutuldu." diyordu hep,
Tanışmaların yüzleşme kısmına geçememişliği!
Bir şey vardı bir şey...
"Çok dil bilmem, yürekçe severim" şiirini aşan bir şey,
Yeterince olamamış bir şey...
Hani hiç kimsesi?
Kaderinin ağını örerken bir ilmek atlanmışcasına örneğinin
En güzel deseninde boşluk kalan ilk yazma oyasının deseni gibi.
Oysa o vakitlerde de el oğlu/el kızı
Kağıttan havluya lunapark kafesi atma derdindeydi!
Ki atmaları tutturamadıysa da üstünden esip geçmekteydi.
Dün gece sokağında yangın çıktı kadının misal,
Doksan yedide deprem olmuştu onun gibi!
Adına yakışırcasına Eylül'ü, lülüsü aradı bir tek,
O vakit de o daha koynunda küçümen bir bebekti…
Çok şükür kadına bir şey olmamışa
Sevinerek sıra sıra sıraladı ömrünün törpülerini tek tek!
Neyse ki büyümüştü o da!
Diyemedi ki ona bir cümle edip, bir şey vardı bir şey!
"Kaderimizin bozuk zincirinin daha geçmişli ilk halkasındayım!
Daha kaç yıldız var kim bilir umutlarını yıldızlara asıp,
Bütün hayallerini mehtaba asılmış bulan,
Kaç ana öncesi hayal kırıklığımız?
Lakin alnının,
Tam da kaş çatımından gururla öpüyorum seni." diyemedi.
İçinden sadece
"Birkaç gün sal beni ey kaderim,
Dönersem, dönebilirsem, döndüğüm de
Kalbimize de yüreğimize denk gelen de
E artık hoş gelsin e mi?" diye en içinden fısıldadı o kadar!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...