...Hasta...
Günün nemi, gecenin nemine karışana kadar,
Tüm gün yataktan kalkamadı kadın…
Hiçbir şey yiyemedi sabahtan akşama.
Ayağa kalkabildiği zamanlardaysa,
Bol bol içinin hüznünü kustu.
Elini attığı her yerde küçücük bir kız çocuğu çığlığı!
Hiçbir şey yapamadı kadın.
Hiç yoktan çizgi film açtı kendine yarı baygın yatarken.
Üzerine sinen yaşlılık hastalığını silkelenmeliydi yeniden.
Yavaşça kalktı üzerine sokağa çıkmalık bir şeyler giyindi.
Mahallesindeki parkta tam üç tur attı yavaş adımlarla.
Ellerindeki mutlu dondurmalarını yiyen ailelere baktı.
Hiç yoktan umutlandı,
Burada bir yerlerde mutlu insanlar da vardı.
Sonra köşedeki bankta oturmuş,
Ucuz şarabını içen yaşlı amcaya takıldı gözleri.
Elinde Nuh Nebiden kalmış tuşlu telefonuyla oynamaktaydı.
Kim bilir kimin sesini özlemişti de arayamamıştı.
Dalıp gitti,
Kadının yüreği yufkalandı öyle değil miydi sanki
Ne de kolayca siliniveriyor rehberlerden,
O en baş tacı isimler ve numaralar ve ünlemler…
Böyle parmak uçların titriyor biraz...
Burnunun direği sızlıyor…
Ne toz zerresiyse o artık,
Bir de gözlerden iki damla yaş süzdüren!
Ama biliyorsundur artık,
O kristal bardak son üç damlayı da alıp taşmış…
Üstüne biri saçma sapan gelip,
Kum tanesi parçalarına ayırmıştır seni de
Çoktan tuzla buz etmiştir en güzel geçecek günleri…
An gelip sonsuz olmayı hayallenirken,
An'da kalır ve son olursun!
Elinde küçük kırmızı topla koşan çocuk,
Önünde duruverdi kadının.
Öylece gülümseyerek,
Gözlerinin içine baktı en tatlı haliyle,
Elindeki topu kadına uzattı bütün samimiyetiyle.
İşte o vakit gün boyu ilk defa gülümsedi kadın.
Çocuğun dalgalı kıvırcık saçlarını okşayarak teşekkür etti.
Hiç yoktan yeni bir filiz yeşerdi kadının yüreğinde.
Evine giden yolda şarkılar bile mırıldandı hatta.
Hala hastaydı, oldukça da halsiz lakin artık yaşlı değildi.
Cemre.Y.
Günün nemi, gecenin nemine karışana kadar,
Tüm gün yataktan kalkamadı kadın…
Hiçbir şey yiyemedi sabahtan akşama.
Ayağa kalkabildiği zamanlardaysa,
Bol bol içinin hüznünü kustu.
Elini attığı her yerde küçücük bir kız çocuğu çığlığı!
Hiçbir şey yapamadı kadın.
Hiç yoktan çizgi film açtı kendine yarı baygın yatarken.
Üzerine sinen yaşlılık hastalığını silkelenmeliydi yeniden.
Yavaşça kalktı üzerine sokağa çıkmalık bir şeyler giyindi.
Mahallesindeki parkta tam üç tur attı yavaş adımlarla.
Ellerindeki mutlu dondurmalarını yiyen ailelere baktı.
Hiç yoktan umutlandı,
Burada bir yerlerde mutlu insanlar da vardı.
Sonra köşedeki bankta oturmuş,
Ucuz şarabını içen yaşlı amcaya takıldı gözleri.
Elinde Nuh Nebiden kalmış tuşlu telefonuyla oynamaktaydı.
Kim bilir kimin sesini özlemişti de arayamamıştı.
Dalıp gitti,
Kadının yüreği yufkalandı öyle değil miydi sanki
Ne de kolayca siliniveriyor rehberlerden,
O en baş tacı isimler ve numaralar ve ünlemler…
Böyle parmak uçların titriyor biraz...
Burnunun direği sızlıyor…
Ne toz zerresiyse o artık,
Bir de gözlerden iki damla yaş süzdüren!
Ama biliyorsundur artık,
O kristal bardak son üç damlayı da alıp taşmış…
Üstüne biri saçma sapan gelip,
Kum tanesi parçalarına ayırmıştır seni de
Çoktan tuzla buz etmiştir en güzel geçecek günleri…
An gelip sonsuz olmayı hayallenirken,
An'da kalır ve son olursun!
Elinde küçük kırmızı topla koşan çocuk,
Önünde duruverdi kadının.
Öylece gülümseyerek,
Gözlerinin içine baktı en tatlı haliyle,
Elindeki topu kadına uzattı bütün samimiyetiyle.
İşte o vakit gün boyu ilk defa gülümsedi kadın.
Çocuğun dalgalı kıvırcık saçlarını okşayarak teşekkür etti.
Hiç yoktan yeni bir filiz yeşerdi kadının yüreğinde.
Evine giden yolda şarkılar bile mırıldandı hatta.
Hala hastaydı, oldukça da halsiz lakin artık yaşlı değildi.
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder