yalan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mart 2026 Çarşamba

İyi Bak Kendine.

...İyi Bak Kendine...
Aklının kıvrımları fikrine hiç danışmadan,
Yalan hayaller, yalan filmler yükleyip,
Buna da kendini inandırıp savuruyorsan evrene...
Beni değil, kendini yaralıyorsun haberin yok.
Es kaza denk gelirsem de zehirli cümlelerine,
Artık incinmelerden de bıktığımdan okuyup geçiyorum bilesin.
Madem ki hala, yakıp, yıkıp döktüklerine bir özrün yok.
Kendi kendine daha fazla ömrünü cehennem etme!
Aklının kıvrımları seni yine ne vakit şaşırtacak olsa,
Derin bir nefes alıp fikrine danış,
"Bütün bu yalanlarım yılana dönüşüp boynuma dolanırsa!" diye?
"Yutkuna yutkuna, sapır sapır gözün yaşıyla ağlamak da iyidir,
İçinin zehrini atar, ruhun arınır." derdi rahmetli annem.
Ağladım işte bir güzel, geçip gitti içimdeki kederler.
Sen yine de iyi bak kendine.
Cemre.Y.

27 Şubat 2026 Cuma

Bahar

...Bahar...
Güya Cemre düşmüş diyorlar vallahi yalan diyecektim ki,
Birden başka bir şehrin başka bir sabahında,
Başka bir günaydınında badem ağacı çiçekleri düştü gözüme.
Çok yıllık dalları hala dimdik ayakta.
Şu soğuk ve gri İstanbul sabahında
Hiç yoktan içim baharlandı.
Çimenlerin yeşili bile bile bir başka bahardı.
Ümitlendim ki bana da baharlı sabahlar gelecek elbet.
Cemre.Y.

6 Ocak 2026 Salı

Arın Ruhum!

...Arın Ruhum!...
Arın ruhum!
Tozlarından arın.
Seni kirletmek isterken yakaladığın,
Yalancılardan da,
Yürek dolandırıcılarından da arın.
Korkma yokluklarına alışamamaktan.
Acıtmaya acıtır lakin geçer.
Hiç değilse,
Sahte sarılışlarla ömrünü törpüleyemezler artık.
Arın ruhum!
Ömrüne ömür verdiğin bile olsa,
Hiç usanmadan seni incitmekten zevk alan,
Seni yormaktan yorulmayan herkesten, her şeyden arın.
Cemre.Y.

18 Ekim 2025 Cumartesi

Yanılsama

...Yanılsama...
Sen yokkenden beridir saçlarım uzadı.
Üstelik kendi renginin üzerine göz kırpan
Beyaz ışıltılarım da hayli çoğaldı,
Bil istedim.
Lakin dişlerimi hiç sorma!
Ne vakit dara düşecek olup da
Gecesi, günü fark etmeksizin,
Farkında olmadan yine onları sıkmaya evrilsem,
Sanki çatımda olmayan tavan eksiği gibi,
Her biri beşe on kalaslarıma tutunmaya çabalamakta.
Çünkü hayat gibi işte, hayatımız gibi,
Biz hepsini gerçek sanırken her şey implant.
Yanılsama yani.
Cemre.Y.

30 Temmuz 2025 Çarşamba

Vicdan İşte!

...Vicdan İşte!...
Sanki bayrammış da,
Mahallenin hiç tanımadığı tüm zenginlerinin ellerini öpüp,
Tomar tomar paraları cebine indirmiş gibi,
Kaldırım kenarında durmuş
Paralarını döke saça saymaya çalışıyordu.
Sanırsın o, beş yaşındaki en küçük yaramaz kardeşim!
Sanırsın ben on bir yaşımdayım, bir küçüğüm on.
Tanımadığı insanların asla elini öpmeyen biz.
Eh haliyle de...
Şekerden başka bir şey toplayamamış olan bize sırtını dönmüş,
Yerden toplamaya çalışarak yeniden saymaya çalışıyor,
Sayamadıkça daha çok dökülüyordu paraları.
Etrafta onu kolaçan eden çingene çocukları
Ortalık sakinleşince doluşacaklar yere dökülenlerin üzerine!
Dayanamayıp yanına yaklaşıyorum,
Toparlayıp cebine sokuşturuyorum paralarını.
"Eve git!" diye kızıyorum ama nafile!
Ben kızdıkça o kahkahalar atıyor umursuzca.
"Çikolata alacağım ben!" diye bağırınıyor sokak ortasında.
"Sizin paranız yok diye kıskanıyorsunuz hep beni." diye çığırınıyor!
Kıyamıyorum yine de,
Sayamadığı paralarını toparlayıp bakkala götürüyorum,
Abur cubur ne isterse dolduruyor naylon poşete.
Kasadaki kızın gözleri parlıyor paraları görünce.
Ederini verip, kalanı cebine doldurup zorla eve götürüyorum.
Biz kardeşimle topladığımız bayat şekerleri anneme verirken,
O salonun ortasındaki halıya oturup bacaklarını açıyor kocaman,
Elindeki abur cubur poşetini boşaltıyor bacaklarının ortasına.
Bir onu açıyor ucundan bir ısırık,
Bir diğerini açıyor kenarından kocaman bir ısırık.
Hiç kimse de hiçbir şey demiyor ona.
Çünkü "Bar bar bağırıyor bunları ben kazandım kime ne!" diye!
Yalan yok, yutkunuyoruz ama!
Hiç de yeltenmiyoruz ondan bir ısırıkçık olsun istemeye!
Hiç kimse de bize bayram harçlığı falan da vermiyor zaten.
İşte bugün, tam da o günü yaşattı bana babam olmayasıca!
Kendine sigara almaya giderken,
Artık sayamadığı paraları sokağa saçarken,
Yerden toplayıp toplayıp tekrar yere dökerken o anı yaşattı bana.
Komşu dükkandaki insanlar pis pis ona sırıtırken
Tam da o duyguyu yaşattı bana.
Bakkala götürüp sigarasını aldım,
Parasını sayıp cebine doldurdum zar zor eve yolladım lakin,
Hala aklımın kenarında bir soru!
Yere döküp saçılan o paralar acaba kendi emeklisinden olanlar mıydı,
Yoksa onun yüzünden kanser olan,
Bir küçük kardeşimin ve eşinin çabasıyla malülen emekli olup,
Tek bir emekli maaşını bile doya doya yiyemeden ölen anamın hakkı mıydı?
Çifter çifter emekli maaşa konan o adamın
Gözümün içine soka soka,
Tekrar tekrar saymaya çalıştığı paralar saçılsa mıydı!
Birileri bir kenarda sümsüğü yapıştırıp,
Elinde belinde ne var ne yok soysa mıydı?
Lakin öyle hık diye ölmezdi ki böyleleri,
Yanarlar, yakarlar, hiç olmadı sakat kalırlar,
Canları sağ, yakınlarına sakat yaşar giderlerdi.
Bir de serde olmaz olasıca vicdan var tabi.
Onlar bilmezler.
Döke saça, yaka yıka yaşayıp giderler de.
Vicdan işte,
O da...
Kimlere konacağını biliyor demek ki!
Cemre.Y.

29 Mart 2025 Cumartesi

Yalan Gülüşler

...Yalan Gülüşler...
İsmiyle müsemma gül kıvrımlı gamzelerinden içtim,
Yalan gülüşlerin kahkahasının son durağındaki o hain bakışı.
Cemre.Y.

31 Ocak 2025 Cuma

Bittik Biz!

...Bittik Biz!...
Sana, kış ayazı günlerin çabuk geçsin diye,
Ilık ılık bahar sabahları sunmuştum oysa!
Gecelerini hüzünlendiren kabusların bitsin diye,
Akşamından uykuna dalmadan hemen öncesi
Denizi, güneşi, kumları altın başak hayaller sunmuştum.
Elim, kolum, yüzüm, gözüm kalp kırığı doldukça,
Sen büyüdükçe iyiden iyiye riyakarlaştıkça,
Yetmez oldu sana yetmeye çabalamalarım.
Ki zaten çok geçmedi hani üzerinden.
Kırıldıkça dağıldı kalplerimizin kanatları.
Bittik biz!
Sonra anladım ki,
Ben ne kadar doğruysam,
Her şey o kadar yalanmış meğer!
Cemre.Y.

27 Aralık 2024 Cuma

Buruk

...Buruk...
Yılların ardından,
Onu bir park köşesinde son gördüğümde,
Kareli ekose gömleğiyle dışarı çıkmış,
Sırtında paltosu yoktu.
Üstelik mevsim zemheriye ramak kalmıştı!
İstemsizce yavaş adımlarla ilerleyen o adama üzüldüm.
Üşürdü çünkü!
Sonra birden durdu, bakındı sağına soluna!
Beni çocukluğumdan tanıyacak da,
Yine bir köşede sıkıştıracak diye ödüm koptu!
Sonra sımsıkı sarıldım üzerimi örten yeşil yağmurluğuma!
Şapkasıyla kapadım başımı, arşınca arş!
Yanından geçip giderken ne oldu biliyor musunuz?
Tanıyamadı beni.
Ben bile kendime tanınmayacak haldeydim zira!
O an...
Ruhani bir pişmanlığa girip,
Böyle alabildiğince hıçkırarak ağlasın istedim yalan yok.
Kim bilir belki karşısına geçip,
Beraberce ağlaşırdık,
Ona gençliğinden beri yanlış doğruları gösterenlere.
Oysa o...
Sadece...
O anda sümkürdü!
Ellerini, burnunu o sümükle silip,
O sümüklü ellerini de cebine koydu!
Kim bilir belki birazdan da, o pis elleriyle
Evine giden yoldaki fırından iki ekmek alacak,
Evdekilerin akşam yemeği masasına koyacaktı.
Bugün ekmek yemedim ben o mide bulantısından.
Birkaç zaman da ekmeğe de küsüm.
Tam kaderime gülümseyeyim yeniden diyorum.
Hep onu çıkartıyor karşıma ya,
Yaradanıma da yeniden küsecek oluyorum,
Ruhumdaki sızı;
"Ben onu insan olsun diye yarattım,
Onun böyle olması ne senin suçun ne de benim!" diyor.
"Madem öyle, bugün de buna içeriz!" deyip,
Buruk bir tebessüm dökülüyor dudaklarımdan.
Cemre.Y.

8 Kasım 2024 Cuma

Doğru Soru

...Doğru Soru...
Soran olursa, affetmeler ustasıymış dersiniz.
Ve ben...
Evet, evet, ben...
Ben her zaman doğruyu söylerim.
Eğer sen...
Doğru soruyu, sorabilirsen!
Cemre.Y.

21 Mart 2024 Perşembe

Söyle Sevgilim

...Söyle Sevgilim...
Söyle sevgilim beni soranlara,
Yalandı.
Yalandı diyebilecek misin?
Onu seninle görmüşler diyenlere,
Rüyaydı,
Hayaldi diyebilecek misin?
Sen beni böyle,
Bu kadar çabuk!
Gönül defterinden,
Silebilecek misin?
Cemre.Y.

17 Mart 2023 Cuma

Gidişim Sana Vurulmak Korkusu

…Gidişim Sana Vurulmak Korkusu…
Ansızın bir ses geliverdi uzaklardan,
Bunca zaman sonra…
Özlemine yenik düşmüş sesinin tınısıyla,
Konuyla hiç de alakası olmayan.
Koca bir yalan savurdu arayan,
Hiç yoktan bir fotoğrafım düşmüş önüne!
Sanki, gerçek sen değildin o sesin sahibi.
Keşke o, gerçek sen olsaydın da,
“Gidişim sana vurulmak korkusuydu,
Seni yüreğime sığdırırsam,
Senden asla cayamazdım,
İşte sırf bu yüzden kaçmıştım.” deseydin.
Böylesi bir kaçışla,
Hiç de özlenesi olmayan geçmişime,
Yeni bir buruk tebessüm ettirmeseydin.
Cemre.Y.

14 Ocak 2023 Cumartesi

Yazık

…Yazık…
Seni bensiz yalanlara bırakıyorum,
Yaşarken yaşadığını sanır,
Dibe battığını ise…
Ansızın, kimsesiz kaldığında görüverirsin!
Ben asla kimsesiz kalmadım mesela!
Hiçbir zaman kendimden vazgeçmedim zira!
Yazık benden sonraki sana!
Cemre.Y.

12 Kasım 2022 Cumartesi

Mutlu Musun Uzaklarda

...Mutlu Musun Uzaklarda?...
Herkes seni soruyor,
"Sahi, sen görüşmeyeli nasılsın çocuk?
Mutlu musun uzaklarda?"
Aylar sonra, hiç ummadığın bir anda ve mekânda,
Ansızın, öylece hazırlıksız,
Eskimeyen dostunla karşılaşırsın.
Kaldığınız yerden başlamak için gözleriniz buluşur,
Okursunuz birbirinizin ruhunu...
Çok şeyler olmuş görüşmeyeli de...
Geniş zamanlara ertelenmeli...
Kaçınılmaz sorular vardır, ayaküstü sorulan
Ve cevapları aceleyle geçiştirilecek "iyiyim" le biten.
Bazı dostluklarsa, kısacık bir an olsa bile,
Birbirimize "neysek o" dur.
Bu sefer ikimizde iyi değildik de...
Seni sordu...
Bilmiyordu...
Öylece dökülürken cümleler,
Sanki…
Bana ait değildi tellerimden çıkan o sesler...
Şok'a girdi...
Oysa cümlem kısa, anlaşılır ve netti.
"Eylül'le yollarımız ayrıldı." dedim.
Öylece dondu kaldı,
Herkes gibi, herkesim gibi...
"Yani, evde yalnız mısın şimdi?"
Tek'liği ve yalnızlığı yakıştıramadım kendime de,
"Benden başka, kimsem yok!" dedim.
Gözleri, çoktan hazırdı sarılıp ağlaşmaya...
Durduk...
Bakıştık...
Gözlerim, yüreğime kadar acıdı ve orada kaldılar.
Yine sessizliğe ağlayamadım!
"Ne hissediyorsun?" dedi...
Hiçbir şey hissetmiyordum!...
"O kadar çok mu kırdı seni?" dedi.
Kırılmamıştım!...
"Geniş zamanlar ayıralım birbirimize" diyerek ayrıldık.
Sokağıma girdiğimde elektrikler kesikti.
Şimdi sen olsaydın bu evde...
Nasıl da evham yapar, eve girip de,
Senin korkmadığını görene kadar,
Kendi kendime söylenirdim.
"Kesin sarjlı lambayı şarj etmemiştir,
Üstelik, bir kat aşağı inmeye üşenmiş,
Soğukta, korka korka oturuyordur." diye,
Aceleyle merdiven otomatiğini bulup,
Olmayan elektrikle,
Lambalar yansın diye,
Boşuna bir çaba ile,
Her katta yakmaya çalışırım hep o lambaları,
Olurda yanarsa,
Sana cesaret, ışık ve sıcaklık getirebileyim diye...
Böyle zamanlarda ne zaman sana böyle gelsem,
Sen korkmamış ve üşümemiş olurdun.
Gurur duyardım kendimle...
Seni böylesi cesur ve güvenli eğittim diye...
Yalanmış!
Doğru olan...
Benim içgüdüsel evhamlı cümlelerim miş!
Bu sefer yine eklektik yoktu sokağımda,
Ne evham, ne korkum yoktu!
Telefonum ışığı ile evime girdim.
Şarjı bitti yedek bataryayı taktım...
Elektrik olmadığı için
Sobam da yanmadı ama üşümedim.
Geniş zamanlarda,
Dostuma,
Seni nereden başlayarak anlatacağımı düşünüyorum.
"Sahi, ben, en ilk,
Ne zaman sende yalan oldum a çocuk?"
Herkes seni soruyor,
"Sahi, sen görüşmeyeli nasılsın çocuk?
Mutlu musun uzaklarda?"
Cemre.Y.

2 Mart 2021 Salı

Günlerden Sensizlik

…Günlerden Sensizlik...
Şimdi, yine, geçmişime, temizlik vakti lakin hala…
Sesinden kırgınlık akıyor koltuğun kenarlarına ama!
İlle de yıkamam perdeleri,
Ne de olsa birkaç yumuşak bakışın asıldı çiçeklerine.
Kokunu çektim ciğerlerime de,
Bir tek kere daha sarılsam bedeninle beraber yüreğinin tellerine.
Ve…
"Gitme!" diyebilsem.
"Benden bir tek kere daha gitmeee!" diyebilsem derken,
Şimdi perdelerimi de yıkama vakti sevdiceğim,
Yalanlardan örülü hayallerim sıkışmış çiçeklerinin taç yapraklarına!
Koltuklarımı da kimyasal deterjanlara bulama vakti.
Zira!
Sesinin bezgin tınılarından uçuşan perdemin çiçekleriyle,
Koltukların kenarlarına akan kırgınlıklarda duygu denen bir histiler.
Duygu dediğin,
Mis kokulu zehirlerle de saklanır, eğer içine öyle işlememişse!
Biz’in sadece yüreğimizin telleri değil,
Ruhumuz da hasar görmüş a yüreğimin çiziği!
“Yolun, sonsuz ayrılığa açılmış çoktan, madem öyle, git güle güle!”
Hem öyle değil miydi ki…
Hep aramızı bulmaya çalışanlar, yine aramıza yıktılar sıradağlar!
Halbuki düzelecek belki her şey,
Sussalar!
Hele bir sussalar, fısıl fısıl fısıldamasalar…
Zamana bıraksalar.
Yine de beni merak etme, benden o son gidişinden beridir,
Ben, üşümüyorum sensiz,
Acıkmıyorum, susamıyorum, acımıyor hiçbir yerim!
Sensiz ben insan bile değilim!
Yıllardan iki bin on üç, aylardan ekim, günlerden sensizlik.
Cemre.Y.

9 Ocak 2021 Cumartesi

Sarılmak

...Sarılmak...
Bir zaman sonra,
Uzakları yakın edemediğin vuruyor insana!
Eskiden, sadece yalancıların maskesi vardı,
Şimdilerdeyse konuşulanları bile anlayamaz olduk,
Yüzlerimize taktıkları beyaz maskelerden!
Çok özlediğini, öyle uzaktan görmek yetmiyor misal.
Şöyle kalbinin kanatlarını hissedecek kadar sıkı,
Kaburgalarını çıtırdatacak kadar sıkı sarılmak istiyor insan!
Sarılmalara bile hasret kaldığımız günlerdeyiz be can.
Cemre.Y.

9 Nisan 2020 Perşembe

Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde

...Zamanın Kelepçeleri Çınlıyor Zihnimde...
Cancağızım…
Uzunca bir süredir,
Benden haber alamadığının farkındayım.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Şu hayatta hiçbir şeyin,
Sanal yanılsamalardan ibaret olmadığını,
Sana az çok öğrettiğimi umuyorum.
Yoksa hala elinde bir telefon,
Hiç durmadan bütün sanal alemlerden insanları dikizleyip,
Onların anlık fotoğraf karelerine mi haset etmektesin?
Ya da asalak kocan evde yan gelip yatarken,
Sen bir mutfağın kilerinde, yine birileriyle mi flörtleşmektesin.
Bilmiyorum ki nihayet ondan kurtulup,
Kendine yeni ve düzenli bir hayat kurabildin mi?
Bizi bizden uzaklaştıran çalışkan hormonların,
Nihayet,
Yaşına uygun bir sevdaya tutundu mu misal bilmiyorum.
Sen benden güvenimi aldın,
Lakin umuyorum ki ben ömrüne çok şeyler kattım.
En azından tanıştığımızdan bu yana,
Geceleri yarasa gibi salon koltuğunda yaşayıp,
Gündüzleri fosil gibi uyuyup,
Başkalarının getirdiği yemeklerin tencere diplerini sıyırmıyorsun.
Hiç yoktan kendi yeteneğince,
Güzel bir işin, günün, güneşin, gecen ve uykun oldu sayemde.
Arada bir seni çok ama çok özlüyorum, hele bugünlerde,
Ama unutamıyorum ki, yalanlarının yükünü.
Ne bileyim bir arasam, yıllardır değil de,
Sanki birkaç gün geçmiş gibi saatlerce telefonda konuşsak!
Benim her saniyem sana dair safi yalansızken,
Kırk ayağının üstünde kırk yalan dolapların vazgeçiriyor beni.
Yine de benden önceki yıktığın dostların gibi,
Hala meraktasın ömrümün günlerini.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Bu covid19 belası Çinden aşıp ülkemizi sarmaya başladığında,
Atmış beş yaş üstü ve kronik hastalıkları olanlara,
Sokağa çıkma yasağı geldiğinde,
İlk önce yıllık izinlerimizi kullanalım dedik kronik hastalığı olanlarla,
Lakin bu Corona denen deccal başlı virüs,
Başı bozuk azgın birer canavar gibi şehrimize de çökünce,
Üç aylık kısa süreli çalışma ödeneğine karar verilmek zorunda kalındı şirketimizce.
İlk günler puslu, yağmurlu, karanlık ve kasvetliydi,
Güneş bile göstermiyordu yüzünü bana!
Saatlerce haberleri dinlerken,
Dinlenmeksizin sirkeli, çamaşır sulu, kolonyalı duvarları mı silmedim,
Koltukları, halıları, kapıları, pencereleri mi silmedim, sonra içime kuşku düşüp,
Ya birinden diğerine yapışmışsa korkusuyla,
Sondan başa yeniden mi yıkamadım derken,
Yoğun deterjan kokusu nefesi kesip,
Tırnaklarımı sayfalara ayırmaya başladığında bir durdum.
Sonra gittim kendime nakış ve oya ipleri aldım rengarenk!
Üç gün bekledim kutularından yeni açıldıkları halde virüsler geberip gitsin diye.
Aldığım sigara paketlerini bile köpürtüp yıkıyorum hala.
Bu gün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
Mandra Filozofunu ilk seyrettiğimde, alarmsız, zamansız,
Öylece gelişine yaşanan hayata bir heveslenmemiştim desem yalan olur.
Lakin ne bir avuç toprağım, ne ineğim, ne tavuğum,
Ne ağacım, ormanım, derme çatma evimin önünde uzayan masmavi denizim,
Ne de darda kaldığımda bana hemencecik el uzatacak bir anam vardı.
Filmi izleyişimin üzerinden iki saat geçmeden savuşturmuştum bu hayalimi
Bütün olmayanlarımdan biri daha olması nedeniyle.
Çok şükür iki gündür güneş gösteriyor yüzünü de,
Elektrik faturam hafifleyecek sevincindeyim.
Çay posalarına yeşil soğan ve kıvırcık ektim,
Yakında domatesle salatalık da eklemek niyetim.
Kaçta yattığım, kaçta kalktığım hiç önemli değil,
Haberlere de şöyle bir bakıp geçiyorum.
Bu sabah internetten lokanta usulü Ezo Gelin çorbası öğrenip yaptım misal,
Yanında da bol soğanlı meyhane pilavı, biraz turşu kalmıştı dünden.
Neyi, ne zaman, kime göre,
Hangi usulde yapmam gerektiği umurumda olmadığından,
Yemeği yaparken mutfak penceresinin tozuna takıldı gözüm camları sildim yeniden.
Ki bilirsin yemeği ben yapmışsam o yemek kokuları gitmeden yemek yiyemem,
Bulaşıkları da yıkadım, bir güzel mutfağı havalandırdım.
Sade Türk Kahvemi uyanır uyanmaz içmiştim zaten,
Çayımı yudumlarken sana yazdım,
Yarıda bırakıp karnımı doyurdum,
Koca bir fincan çay eşliğinde, seninle tanıştığımız ilk günleri,
Birbirimize ne kadar da dost olduğumuz o güzelim zamanları özlediğimi hatırladım.
O günlerimizin hatırına lütfen artık iyi davran kendine,
Zira, ben, bir kere daha özlemeyeceğim seni!
Varsa yeni dostların onları da hançerleme yalan zincirleriyle.
Beni merak etme sakın…
Senden sonramda ömrüme değil yeni dost, sevgili, akraba, arkadaş,
Hayatıma yeni insan dahi almadım.
Şimdi teşekkür ediyorum sana,
Hiç yoktan, durduk yere onlar için de yarılacaktı ciğerim.
Evladıma dualar edip, onunla beraber
Kardeşime, yeğenlerime, yengeme, sevdiklerime hasretteyim.
İş yerimi, masamı, sandalyemi, bilgisayarımı
Ve dahi içinde ve etrafındaki insanlarımı çok özledim.
Birazdan güneş çıkar karşı apartmanın kiremit uçlarından,
Terasa çıkar, sokağa bakar,
Virüstü bilmem neydi umuru olmadan oynayan çocuklara bakıp,
Onları yaratıp yaratıp sokağa atan ana babalarına küfreder evime girerim.
Bugün karantinada kaçıncı günüm hatırlamıyorum!
Kime göre nasıl olmam gerektiğini hiç bilmiyorum.
Zamanın kelepçeleri çınlıyor zihnimde.
İyiyim sanırım, sanırım hiç yoktan iyiyim.
Cemre.Y.

1 Aralık 2019 Pazar

Neyse

...Neyse!...
Mevsimler ayarsız geçip giderken,
Arsız yağmurlar başladı durduk yere!
Durduk yere gök gürledi en şimşeklisinden,
Durduk yere yine korktum ya anne'm!
Dizimin ağrılarını yeni affetmiştim oysa,
Oysa yüreğimin yaralarını yeni mumyalamıştım.
Ciğerlerim falan da idare ediyor işte kendince!
Lakin sol kürek kemiğimin üzeri kurak bir toprak sanki.
Sağ elimle kaşıdıkça yeni yaralar,
Yeni yeni sorumluluklar çıtırdıyor her hücresinden!
Sahi...
Onu ne yapacağız anne'm!
Kuruyup, çürüyüp toprakta yok olmadan şu deriden elbisem,
Sevilecek mi şöyle doya doya hani en mevsimsiz olanından,
Hani en masallara kahramanlar olunanından.
Neyse!
Hava ayaz, mevsim zemheri,
Soba da yok ki bir odun daha atıp ısınsam.
Yıldızsız, yakamozsuz akşamlardan geçiyorum sevgili'm.
Hani bir keresinde...
"Umudu yıldızlara astık, ay tutuldu." demiştim ya!
Eksik kalmış...
Rüyayı, hayal sandık, yalan oldu.
Geçer ama...
Bütün geçenler gibi!
Neyse!
Cemre.Y.

8 Ekim 2019 Salı

Artık Bu Hayat Benim Kime Ne

...Artık Bu Hayat Benim Kime Ne...
Ömrümün dehlizlerinde gezinirken,
Yirmi altı yaşıma rastladım.
Tam da bu aylarda,
Elime tutuşturulan karar kağıdına bakıyordum uzun uzun.
Medeni hali "Bekar" yazıyordu artık kimliğimde!
Oysa kucağımda iki yaşındaki kızımla son kez uğramıştım,
Nice hayallerle evimizi ev yapıp, nice hayal kırıklıklarıyla da,
Duvarlarına,
Gücenikliğimi bıraktığım o evin balkonuna son kez bakmak için!
Tam tamına on yılı geçmişti ömrümün,
"Aman ha demesinler!"diye diye hayatımı,
Hayalimi, halimi eksik yaşamışlığımdan.
Herkesin evlenme çağında sadece dört yıl evli kalmış,
Ölesiye seviyoruz sandığımız,
Yalan yumağı yavrumla elimizde kalmıştı.
O yaşımdan kaç yaş daha sonra,
Kırk beşine merdiven dayamış,
Her beğendiği şeyin,
Birkaç rengini alıp hiç de giyilmeyen elbiselerini giymiş,
Bitimine az kalmış parfümlerini şükürle kullanmış,
Tam da yol yürünmelik ayakkabılarıyla yollar yürümüştüm.
Şükranla anıyorum hala lakin...
Yaşımın yaşamamışlığını daha yaşlı gösteriyordu bütün olanlar.
Ve hepsi de,
"Aman kimse hakkımda kötü bir şey demesin!" diyeydi.
Ki zaten kolay da değildi,
Aldığım üç kuruş maaşla bir evladı gönlünce büyütmek!
Otuz altı yaşıma geldiğimde bir gün annemin arkadaşının,
Bir mevlüt sonrası gıybet anlarında benim için,
Kendi yaşına göre lüks sayılan şeylere,
"E peki bu kız bunca güzel giyinip, bunca güzel makyaj yapıyor,
Nereden buluyor üç kuruş maaşla Hatice hanım!"demiş!
Rahmetli anam gözlerini yere düşürüp,
"Ben alıyorum!"deyip yalan söyleyememiş,
Ar edip "Eski kocasının teyzesi yolluyor ona!"da diyememiş.
Yıllar var hala,
"Keşke o an orada olsaydım da,
Ağzının payını bi verseydim."derim.
Yüreğimin çiziği o söylenenleri duyar da susar mı hiç!
"Feriha teyzem veriyor Birsen teyze!
Oğlunuz Enver abi,
Hangi emekli maaşınızla aldı o güzelim otomobili!"demiş!
Şimdilerde bangır bangır,
"Kandırıdık!"denilen şahsın müridleriydi onlar da.
Akşam olup yosun gözlüm olanları anlattığındaysa,
Bütün kıyafetlerimi, bütün makyaj malzemelerimi,
Yaşımı, yaşımdan yaşlı gösteren,
Bütün aidiyetliğimi yakmıştım kömür sobasında!
Öyle ya daha birkaç saat önce işimden evime giderken,
Kömürcüden aldığım,
Yirmi beş kiloluk kömür çuvalını evime taşırken,
Son model bir arabada yine aynı zengin amca önümü kesip,
Yine "Bütün bunları çekmek zorunda değilsin,
Bir imam nikahına, senden sadece bir çocuk isterim,
Kızın özel okullarda okur,
Sen de evin, arabanla keyif çatarsın!"dememiş miydi!
Ne gereği vardı,
"Aman ha demesinler!" diye,
Sırtındaki kömür çuvalını bırakıp,
Yandaki boş arsadan,
Kocaman bir kaya alıp,
Adamın arabasının ön camını patlatmanın.
O günden sonra bıraktım,
"Aman ha demesinler!"demeyi.
Hiçbir zaman marka ya da etiket derdinde olmadım,
Ki marka dahi olsa kaşındırıyor beni kesiyorum ben onları.
Canım ne giymek istiyorsa yaşımı umursamadan onu giydim.
Canım süslenmek istiyorsa süslendim,
Salaş olmak istiyorsa oldum.
O günden sonra,
Başkalarının ne düşündüğü çok da umurumda olmadı.
Saçlarım uzunken kısalabilir aniden, sarıyken siyah olabilir,
Hiçbir zaman,
İstediğim gibi olmadı diye tartışmam kuaförümle misal!
Belki kesimi istediğim gibi olmayabilir lakin yeter ki,
Eskisi gibi,
Ona giderken ki gibi giydiğim,
Kıyafetlerime uygun yapmaya çalışmasın.
Ben tam yirmi altı yaşımdan otuz altı yaşıma kadar,
Kırk beş yaş üstü teyze gibi dolandım.
Yüreğimin dehlizlerinde az daha dolansam...
Bu hayat hikayesinin gerçekliği bitmez lakin.
Beni şimdi'm ilgilendiriyor!
Yoksa geçmiş fotoğraflarıma bakınca,
Şimdi olsa onlarımı da beğenmem.
Ama eminim o zamanın sabahında aynaya baktığımda,
Kesin gururla gülümsüyordu gözlerim.
Ben en sevdiğimin bile bir şeyini çok beğenmezsem,
Onu kıyasıya eleştirmem misal sırf bu yüzden!
Ne diye,
Onun her sabah bakıp gülümsediği aynaya küsmesine vesile olayım.
Lakin o gün gözüm gönlüm şenlenmişse varlığından,
Bunu da özellikle belirtirim ki ertesi sabah...
Bütün ruhuna birden gülümsesin!
Siz, siz olun...
"Aman ha demesinler!"demeyin.
Zira herkes...
Tam olarak...
Neyi...
"Demesinler!" diye,
Çaba sarf ettiyseniz onu yerin dibine sokarlar!
Siz...
Bu gece yatarken bir aynaya bakın bence,
Ve yarın sabah...
Gözlerinin en irisine!
"Aman ha demesinler!" de misiniz?
Yoksa kendi gözlerinize göz kırpıp,
"Artık bu hayat benim ve kime ne!" de mi.
Kendime en derin sevgilerimle.
"Artık bu hayat benim, kime ne!"
Cemre.Y.

22 Ağustos 2019 Perşembe

Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?

...Ey Minel Aşk Sen Bunca Vakittir Hala Neredesin?...
Yorgundu kadın, kadını yoran kendisiydi bu sefer!
İlk önce öylece kıpırtısız, suskun, sakin durdu, duruldu.
Yeni okumaya başladığı kitabının sayfalarındaki müzik önerilerine baktı.
Halbuki belli ki yazar onu "Bu satırları okurken dinle.."diye eklemişti,
Üstelik kitabın ana teması, iki devrin ve asıl tarihimizin coğrafyasıydı ya,
Kadın o sayfaları okurken işinden servisine binmiş, okuyarak semtine varmış,
O sayfaları okuyarak mahallesinin köşesinde bırakılmış ve yine o sayfaları okuya okuya,
On altışar basamaktan üç merdiven boyu çıkıp, evine varmıştı.
"Neyse işte!" dinleme listesinin ve artık,
Ona dairli dahiliyesizliğinin ikinci günündeydi.
Açtı müziği son ses...
Bekledi...bekledi...
Bekledi ne çok sessizlikle başlıyordu kaç es bekledi saymadı ama bekledi...
Sonunda ses geldi, müzik de.
Yutkundu kadın,
Ağlamadı da ama bir türlü de gitmedi boğazının ilmeğine takılan o yumru.
Anlamsız bir doymuşluk hissi uyandırdı midesinde.
Hani böyle beklenmeyen anda böğrüne savrulmuş bir yumruk gibi!
Hoparlörü taktı, sesi sonuna kadar açtı.
Sonra bütün yapraklarını soyundu kadın...
Yalancı baharlar çoktan gitmiş, durduk yere sevdaya filizlenen yüreği,
Ağustos sıcağının serin beklentileriyle çoktan solmaya yüz tutmuştu.
Halbuki ne de güzeldi mavi bir gitarın sade bir kahveyle,
Aynı yatakta tatlı tatlı birbirlerine en sevdikleri kitaplarını okurken,
Çok beğendikleri paragrafları birbirlerine baştan sona okuyuşlarının hayali.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Dinlediği müziğin tam ortasına...
Kırmızı bir gitarla solo resital yapan bir adamın videosunu kolaj yaptı.
Yorumlara aldırmadan usulca adamın görünen sağ omzuna bir buse kondurdu.
Sonraki hayalinde kirpiklerini yere devirmiş adamın,
Biraz mağrur, biraz da utangaç,
Dudakları anason kokan gülümsemesinden hafifçe öptü.
Alabildiğince derin bir nefes aldı hayattan yüreği yorula yorula.
Sonra omuzlarını ve göğüslerini ve çenesini dikleştirdi kadın.
Siyah topuklu ayakkabılarını omuzuna aldı
Kıpkırmızı elbisesinin ensesinden,
Beline kadar uzanan swarovski kolyesi de salındı rüzgarla...
Ezberindeydi artık, zemheriler hep kasvetliydi de!
Ve üstelik de kaç baharı, kaç yazı da mevsimsiz geçmişti, bundan gayri her yer...
"Eylül de geldi geçti!" ve lakin,
"Kasımda Aşk Başkadır!" mavallarından geçilmez zaten.
Kulaklarını tıkadı, yüreğine bir düğüm attı.
Geceye ve sadık dostu yalnızlığına ve dahi beş duvarına birer selam çaktı.
"Eyvallah!"tı gayrı.
Hem zaten kim yazılmamış ve yazılmayacak olan bir şiiri sevişe sevişe sarılıp yaşardı ki.
Eğer ummanları aşacak kadar yüreğine sindiremediyse!
Kaç şiir etmişliğim vardır kim bilir, hepsinden teker teker özür dilerim lakin.
Ortalık yeterince sanal sevişgenlerle doluyken ki ben
Özel mesajlardaki sade kelimelerle sevişemiyorken,
Sana dokunmak, sana ortak olmak, sana dahil olmak isterken sen...
Ey minel aşk sen bunca vakittir hala neredesin?
Cemre.Y.

10 Mayıs 2019 Cuma

Yoksa Bu Kadar Yaralanmazdım

...Yoksa Bu Kadar Yaralanmazdım...
Hayatıma dokunup da,
Ömrümü yakıp giden insanları düşünüyorum da bazı bazı!
Onlar ki...
Kalbimin gizemli patikalarından yola çıkıp,
Yüreğimin gazellerini bahara çevirendiler!
Her biri kendi sıfatınca...
Sevginin de, şefkatin de, sevdanın da en has haliydiler.
Hayatıma dokunup da,
Ömrümü yakıp giden insanları düşünüyorum da bazı bazı!
Ben miydim bunca koşulsuz sevgiye aç olup,
Reklamlardı, dizi dizi filmlerdi hepsine kanan,
Yoksa onların hepsi mi, aynı tiyatronun ustasıydılar?
Yok yok, reklam olsa,
Hiç seyretmediğim anlık olaylara kanmazdım,
Dizi dizi film repliği olsa asla inanmazdım.
Hayatıma dokunup da,
Ömrümü yakıp giden insanları düşünüyorum da bazı bazı!
Her biri karşına kader çarkını ezber etmiş,
Kendi yalanına dahi önceden kendini inandırmış,
Mükemmel birer teatral trajedi performanslarını sergilediler de,
Ben, kendi ömrümü unutup, onları ayakta, yüreğimle selamlarken,
İhtimal o ki,
Seyirci olduğumu unuttum da kandım ben bütün o oyunlara.
Yoksa anısı dahi hatırıma geldiğinde,
Hiçbirinden hala...
Bu kadar derin yaralanmazdım.
Geçmişe özlem değil bu,
Her bir anı...
Sanki siyah beyaz birer Türk filmi kahramanı!
Şimdiye dönersek...
Ne jön aynı kahraman gençliğinde,
Ne de artist aynı saflıkta lakin,
Hayatıma dokunup da,
Ömrümü yakıp giden insanları düşünüyorum da bazı bazı!
Sadri Alışık diyor ya hani, o filmde...
"Ben seni unutmak için sevmedim..."diyor ya!
Her biri karşına kader çarkını ezber etmiş,
Kendi yalanına dahi önceden kendini inandırmış,
Mükemmel birer teatral trajedi performanslarını sergilediler de,
Ben, kendi ömrümü unutup, onları ayakta, yüreğimle selamlarken,
İhtimal o ki,
Seyirci olduğumu unuttum da kandım ben bütün o oyunlara.
Yoksa bu kadar yaralanmazdım hiçbir anımdan!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...