meşgul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
meşgul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2025 Pazar

Ne Vakit Seni Özleyecek Olsam

...Ne Vakit Seni Özleyecek Olsam...
Hiç boşuna rüyalarımı meşgul etme ciğer çiziğim,
Daha ben onlara yeni umutlar, yeni hayaller ekeceğim.
Hiç boşuna arada bir yüzünü döküp, üzgünmüş gibi,
O yosun yeşili gözlerini dikme gözlerime.
Tam istediğin gibi çekildim ben senin ömründen.
Ki zaten ne vakit seni özleyecek olsam,
Mıh gibi aklımda "Ben sensizken daha mutluydum." deyişin.
Yeni yeni öğreniyorum işte ben de, sensizken nasıl mutlu olunuyormuş.
Cemre.Y.

3 Ekim 2019 Perşembe

Bir Düşün Bence

...Bir Düşün Bence...
Daha kaç beyaz buluta, 
Kaç tane daha...
En mavili umutlarımı asmalıyım ey tanrım!
Bu kaçıncı küsüp barışmamız seninle.
Ki seni seviyorum bunu hep biliyorsun da...
Neden onca hayatımın içine,
Yağmur yağmur, tuz ruhu ekiyorsun?
Nicedir ağlamayı dahi unuttum zira içime akıyor bütün yağmurlar!
Yüreğimin dibi de nem kokmadan,
İçimin içi de küflenmeden bir kere olsun bir duysan sesimi.
Neyse...
Yine meşgul etmeyeyim seni.
Nasıl olsa yüzleşeceğiz seninle ahrette!
Hep sen hesap soracak değilsin ya!
"Ben seni bunca arar, bunca severken, nerelerdeydin?" diyeceğim sana.
Öyle görev gibi sunulup mecbur bırakılan zaman ve şekillerle de değil ha!
Bildiğin, yürek atışı gibi severken,
Bildiğin, durduk yere tebessüm ederek seni anarken, 
Bildiğin, yürekçe yani.
"Ben ölene kadar sen nerelerdeydin?" diyeceğim sana!
Bir düşün bence!
Cemre.Y.

9 Ağustos 2019 Cuma

Ezan


…Ezan…
Bu akşam...
"Yok artık, kat'a olmaz,
Bu yaşadığım zebani ilçesinde ezan bile zebani derken!"
İlçem'de onca yıllık sabah ezanlarına,
Her biri ayrı megafondan ayrı korkarak uyanıp,
Dua edecek yere küfürler savurduğum,
Her biri ayrı telden salak nağmeler çalan sabah ezanlarına inat
Öyle bir sela okudu ki yeni gelmiş bir hoca!
Her nağmesine, dilini hiç anlamadığım her kelamına,
Her hecesine ayrı gözüm yaşım aktı
"Elhamdülillah müslamanım!"diye!
Kim bilir kaç kere menkıbelerini okuduğum Hz.Ömer'in
İlk kur-an okunuşunu duyup müslüman olduğu o an...
Bence böyle bir sesti onu nefes eden!
Yoksa öte mahallelerde,
Arka planda hala karışık sesler, tonlar, megafonlar!
Lakin bu sefer teşekkür ettim yaradan'ıma!
Epeyce bir vakittir halime, hatırıma, ruhuma, meşguldü ya!
Varlığını nicedir şikayet dilekçemden belli etmek dilemiş!
"Sanırım bize,
Biz maaşımıza bakarız." diyen memur cemiyeti değil de...
"Yav kardeş!
Bu da böylece kalsın ciğer ve yürek silsilende,
Hele ben bir sesleneyim de,
Yani hiç de öyle çok da yalnız değilsin,
Ben varım!" kıvamında ya...
Meğerki sen,
Orkestrasının her biri ayrı teli kopmuş,
Staj zamanı tiyatrocu yorgunluğuyla değil de...
Yarın sabaha beni, aynı billur sesle,
Aynı özenle uyandırırsan,
Hiç üşenmeyip, ojelerimi silip,
Gusül ve namaz abdestimi alıp,
Sabah namazımı kılacağım nice vakit sonra.
Allah'ım!
Yatsı ezanlarını da bir düzene koyuyorsun sanırım!
Sen'i Sultanahmet'e gittiğimde ayrı,
Kabe-i imam ezanıyla,
Ayrı sevmek istemiyorum ben o kadar şanslı biri değilim.
Lakin bana çeyrek adım atsan da,
Milyon mil kaçsan da ben hep seni seviyorum bil istedim.
Cemre.Y.

12 Ağustos 2018 Pazar

Doğmuşum

...Doğmuşum...
Doğmuşum...
Doğduğum günün acı tramvalarıyla ilgili onlarca şiirim vardır
Ebem meşgulmüş ben doğarken,
Rahmetli anam akşama kadar tarlada çalışmış
Akşam olunca da tek göz evini temizlemiş,
Suyu ocağa koymuş, içine doğacağım leğeni yıkamış,
İlk evladını kucağına alacağı anın sancısını çekmiş tek başına.
Sancıları artınca da kahvede pişpirik oynayan babama haber salmış,
Bir koşu gidip ebeyi çağırıversin diye...
Babamın kumarı bitene kadar gece olmuş,
Eve dönerken aklına gelmiş babamın ebem!
Onu yenen kumar arkadaşlarının ebelerine söverken.
Gitmiş ebenin evine, çalmış kapıyı...
Meşgulmüş ebem!
"Bugünü mü bulmuş doğacak bu velet!
Az bekle bir abdest almam gerek!" diye bağırmış içeriden.
Kalkmış arada bir koynuna girdiği adamın üstünden,
Yıkanmış, paklanmış, süslenmiş.
Saçlarından sular aka aka yola düşmüşler babamla.
Rahmetli anam sancılara dayanamaz olduğunda,
Yaşlı nenelerinin anlattığı masallardaki gibi,
Sandalyeye kaykılıp, leğeni ayağının altına almış,
Azıcık ılık su doldurmuş içine,
İçinin içi yırtılırken düşüvermişim leğene!
Ebem nihayet gelip bir zahmet göbek bağımı kesmiş,
O zamanlar kız evlat hiç sevilmezmiş.
Kırk yıllık şiirlerimin üstüne
Dört yıl daha eklenmiş ben farkında olmadan, sevilmedim.
Cemre.Y.

23 Haziran 2018 Cumartesi

Cancağızım

…Cancağızım...
Herkesin bildiğinin aksine,
Benimsediği adı kafa kağıdında yer almamasına rağmen!
Yaşı da doğru yer almıyordu ki!
Bir tek doğduğu ay doğruydu,
Resmi kurumlarca benimsenen makamlarca!
Kadın tam 39 yıl önce çözmüştü aslında ruhunun kimyasını...
Hatırlamıştı daha portakal ağacında vitamin bile değilken
Tanrı ve melekleriyle yaptığı o son yakarışlı yalvarışlarını.
Tam tamına 45 yıl önce...
Ya da kalubela'da ona biçilen kader ona dikte edilmeden önce,
Alnına o görünmez mühürler,
Kader diye yazılmazdan önce itiraz etmişti halbuki
"Ama bu ben değilim,
Yapıştırmayın bana,
Bu kader dediğiniz sümük gibi saydam, o yapışkan o şeyi!
Lütfen!
N'olur...
Başka bir kurban bulun kendinize!
Ki zaten eminim,
Ömrüm etiketlerinizin yafta yırtıklarıyla savaşmakla geçecek,
Kıymayın bana ey tanrım!
Belki bir kızım olacak,
Bana biçtiğiniz bu evlilik mühürüyle, babasız büyüyecek belki,
Sırf babası anlık hevesi olan benden caydı diye!
Belki aşık olacağım yeniden,
Yeniden deneyeceğim güvenmeyi ama sırf alnımdaki bu mühür,
Benden başka herkese görünüyor diye o da mutsuz son'la bitecek!
Lütfen n'olur!
Bugün kime kızgınsınız, kim kırdı ruhunuzu bilmiyorum
Ama lütfen öcünüzü benden almayınız!" demedi mi, dedi.
Peki sen ne yaptın ey tanrı!
Belli ki çok meşguldün,
Marduk gezegeninden savrulan o son küllerle!
Belli ki Neptün'ü ihmal etmiş,
Dinmek bilmeyen rüzgarlara terk etmiş olabilirsin.
Mars'ın bitmek bilmeyen fırtınalarından sıkılıp,
Yeterince keşfedilemeyen kılıp,
Lazım olursa diye görünür bir kenara bırakmış olabilirsin.
Satürn'ün buzulluğunda kendi cehenneminden soğumuşcasına,
Etrafındaki halkalarında keyif çatmış,
Onu kendinin bile çözemediği altı genlerine gark etmişsin!
İçinden aşan alevlerle arada bir Jüpiter'de kırmızı noktalarının
Dünyanın üç katı büyüklüğünde olduğuna gözlerini kapayıp,
Koca bir kara kışı geçirmiş,
Uranüs'ün güneşten uzaklaştıkça,
Çoğalan uydularını kıskanmış da olabilirsin!
Ya da Dünya çapındaki başka bir uydu ile çarpışmamak,
Kendisiyle onu yok etmemek için,
Centilmen bir hareketle,
Ya da romantik bir kadının hiç kimsenin sezemeyeceği
Bir ayak hareketiyle,
Edilen bir tango ahenginde eğimini değiştirmesi!
Ama ey tanrı!
Mars'ın o ummanları aşan dağlarının sana ne zararı vardı?
Onun , sadece kendince güvenlik duvarları vardı!
Peki ya Merkür?
Gündüz sıcaklığı +450 iken ne diye gecesini -170 etsindi ki?
(Sırf gözetleyen komşularını,
Allah için Cemre hanım'ın bir kere bile kızı ve yeğenleri hariç
Hiç yabancı misafiri olmadı" yı duyabilsin diye mi?
Bence sen bu kadar adil olamazsın!
Artık şu Marduk hikayesini bir açsan diyorum ey tanrım!
Zira orada henüz,
Biz ruhların tecellisinin mizanı bize sorulup kuruluyor hala!
Ey tanrım!
Bana ve kızıma ne kötülük biçmişsen,
Senle beraber olan insanıl cinslerin olsun!
Biz...
Sizden de...
Bizden de çoktan gittik!
Arada bir buluşup,
Olmayan dünyamızı kurtarmanın yollarını arayıp bulmaya çalışıyoruz!
Valla tanrım seni bilemem ama
Ben acilen şehriyeli pilav yapmaya gidiyorum!
Kızım aradı.
Oy atacak lan!
İşini gücünü yarıp yarın oy atmak için gelecek az sonra!
Batsın senin gemilerin.
Cemre.Y.

11 Şubat 2018 Pazar

Kader



…Kader…
Ya birileri…
Ya da bir şeyler,
Onca iyi dileklerimizi,
Yanlış evrene yolluyorlar!
Ya da Rab çok meşgul ki,
Bütün iyi niyetleri üstün körü okuyor!
Yoksa bu kadar eşitsizlik,
Bu kadar savaş, bu kadar tecavüz,
Bu kadar acı olamazdı değil mi?
Yaradan hiç yarattığına,
Sırf ha bire sınavı olsun diye,
Bunca kıyar mıydı?
Cemre.Y.

23 Ocak 2018 Salı

Öğrendim

…Öğrendim…
Ben nefes almakta zorlanırken sensizlikten,
Nefesine ve kokuna muhtaç olmamayı öğrendim.
Sen bir tek cümle söyledin aşkım öldü.
Sen bir tek cümle daha söyledin sevdam öldü.
Ben yine sustum farkındaysan.
Ve sen benim susmalarımın anlamını bilirsin.
Cümlelerinin içinde boğulmakla meşgulsün şimdi.
Ben bundan sonra sana hep susacağım, sustukça da…
Sen bitmiş kalmaya devam edeceksin.
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

Meridyen

...Meridyen...
Nerenden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Senle ben...
Sen, Kız Kulesi...
Ben, tavanınındaki Piri Reis haritası!
Dışımla o kadar meşguller ki,
İçimin içini bir gören varsa,
O da, en çok, sen'sin.
Yahut...
Sen, yine Kız Kulesi
Ben, eteğinin bir köşesindeki
O hiç görülmeyen deniz feneri!
Dışınla o kadar meşguller ki,
İçinin içini bir gören varsa,
O da, en çok, ben'im.
Neresinden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Ama yine de bir tastamam,
Bir türlü, kavuşamadık gitti.
Cemre.Y.

30 Kasım 2017 Perşembe

Mavi Leğen

...Mavi Leğen...
Rahmetli anam,
O Ağustos sıcağında tarlada çalışmış akşama dek,
Ona verdiğim sancıların son deminde imişim.
Hasadı toplamış, eve dönmüş,
Bir göz oda bakla sofa barakasında,
Artık ona ne eşya layık buldularsa,
Tertemiz yıkayıp bir güzel düzenlemiş,
Suyu ısıtmış,
Geçen hafta kasabadan binbir rica aldığı yeni mavi leğeni,
Tek tahta sandalyeyi bir güzel kırklamış!
Baba'm ilk evlat ya, ilk erkek doğacağım ya!
Üç gün önce gelmiş İstanbul denen altın madeninden!
Rahmetli anacığım, ağrının ve sancının son demindeyken,
Kaynını yollayıvermiş köyün kahvehanesine!
Tam da okeye dönüyormuş baba'm!
Dönmüş tabi, bana koşacak değil ya!
Yazık ki, yine,
Kumarı bile oynamayı bile beceremeyip, yine yenilmiş!
Bir zahmet geldiğindeyse anacım perişan haldeymiş,
Köyün tek ebesine, hemencecik bir koşuvermeliymiş!
Yolda eş, dost, akraba kesmişler önünü!
Eh, İstanbul'dan geldi herif!
Hoş geldinler filan, nihayet ebemin evine ulaşmış!
Ebem...Kapıyı açmamış hemen! Meşgul'müş!
Yarım saat sonra kapıyı açtığında baba'ma bir azar çıkışmış!
"Bula bula bugünü mü buldunuz lan!"
Islak saçları al yazmasının altından damla damla sarkarak,
Nihayet geldiğindeyse ben o mavi leğendeydim!
Beynim aynı bugünlerdeki gibi çınlıyordu!
Çok iyi hatırlıyorum!
Anamın duyup durdukları, onca haline değil de,
Ebe geldi diye, yan damdan onca çığlığa çıkmayan,
Ama şimdi çıkan, babaannemi, dedemi,
Dedemin annesini, kaynını,
Daha yirmi gün önce bir saltanatla doğurmuş eltisini,
Kucağında bebesiyle,
En küçük ahalisine kadar çok iyi hatırlıyorum!
En ilk cinsiyetime bakmışlardı!
Zira rahmetli anacığımın başlık parası, o güne kadar ki
Türkiye Cumhuriyetindeki başlık paralarının en çoğuydu!
Öyle kolay değildi, Bayram Ağa'nın kızını almak!
Onca başlık parasının bir ederi vardı elbet!
Eğer anam, beni bir erkek evlat doğurabil-sey-di.
Güzel de bir e-der-dim hani!
Pahallı alındı diye...
En pahallı bedelleri ödedi anam!
Kovulmaktan beter edildik köyden!
Kah koyun güttü meralarda anam,
Ellerin herifleriyle, dağ bayır namusuyla,
Kocası, artık hangi köydeler ise, o köyün,
Merkez kıraathanesinde pişpirik oynarken,
Kah köy bekçisi oldu, köyün deli Ömeri'yle,
Deli Ömer anama yeltendikçe, balta, nacak restleşerek!
Kah İstanbul'a düştü yolları kapıcılık etti,
Bizi o merdivenlere paspas ederek!
Kah da gündelik temizliklere gitti o evlere,
Yine kocası, o mahallenin kahvehanesinde yenilirken!
Sonra iyi kötü bir arsa aldı, iyi kötü bir ev yaptı, iyi kötü,
Herkese elinden geldiğince birer daire eyledi.
Nice yol ayrımlarım geçti onun önünden, roman gibi...
Eylemedi.
Bana büyük bir inatla tek bir kırıntı sevgi eylemedi.
Evlendim, uzaklaştım, bir ara sever gibi oldu beni.
Sonra boşandım, geri geldim ben!
Yine sevemedi beni ama kıyamadı da bu sefer güya
Önce en alttaki dairenin bir odasını ayırdı.
Sonra ayda bir gelip "Sen olmasan, burayı kiraya verirdim ben,
Şu kadar da gelirim olurdu." dedi.
Sonra bana vermediği odaları teyzeme kiraya verdi.
Sonra deprem oldu, bütün yeni taşınan eşyalar raflardan yıkıldı.
Sonra herkes sokaklara çırılçıplak, ar-namus bile çıkarken ben,
Usulca, yavrucağımı giydirdim,
Alt bezlerini, mamalarını doldurdum çantaya,
Su koyduydum çokça...
Öyle ya!
Ağustos ayıydı ama belli olmazdı ya, yazların kış ayazı,
Kışlıklarını çıkarttım bazadan, doldurdum torbaya...
Kız yavrum'u ben olamazsam'a
Gelin edecek kadar ettikten sonra ana'm!
Nihayet...O güne kadar ki ömrümde ilk defa!
Bana olan "Ama seni seviyorum"u duydum ondan!
O ki benim ilk ve son nefesimdi…
Hiçbir zaman tastamam kavuşamadığım tek aşkımdı.
Ana'm...
"Yavruumm! Eh be kızııımmm!
Hala mı çıkamadın, şu binanın en girişinden be ya!
Eylül'ümü çıkart bari!" demişti.
Ben...
O gün doğmuştum!
Kızım ve ona lazım olacak bütün eşyalarıyla!
O'na bir ömür lazım olacak en sevginin, en tamamıyla!
Çıkmıştım o dairen...
Sonra, sonra
Ana'm bir gün en üst kata çıkarttı beni,
"Ahanda burası senin yeni evin,
Bak şu direği ben diktirdim, ödeyeceksin,
Bak, bu tablayı ben yaptırdım,
Onu da ödeyeceksin
Nasıl ödediğin umurum değil,
Eh arsa olamasaydı evin olamayacaktı,
Onu da ödeyeceksin." demişti.
O gün...
Yine ölmüştüm.
Zira bir çoklarına bedelli "He!" deseydim.
Burası değildi ki yerim!
Hayaller ötesi dizi film çıkardı,
Çok genç ve çok güzeldim hani!
Kızım olmasaydı ya,
Güler geçerdim sana be anne!
Kızım...
Yosun gözlüm...
Her akşam, uykuda bile olsa,
Onu sırtımda taşıyıp,
Onca saat ısıtmaya çalıştığım sobamızın,
En sıcak haliyle,
Yatağımıza indirilmesini bekliyordu.
Hatırlıyor musun anne!
Uykusunda bile varlığıma seviniyordu,
Varlığına şükrettiğim her anı...
"Anne'm, geldin mi!" diye cümle ediyordu.
Oysa..
Annem sen beni en son sırtına aldığında!
"Şöyle bir gezelim bir senle" deyip,
Beni bir nalbur kapısının kapısında durdurduğunda,
O gün ben çok korkmuştum,
İlk defa hayatım boyu ödemeyeceğim bir borca!
Üstelik...
"Nasıl ödersem ödeyeyim" li seçenekli son giyotinimdi.
Ben, o borcu var ya ana!
Sen gidip, mirasına doyurduklarınla
Hala...
Bitiremedim!
Şimdi, badana, boyası,
Duvar kağıtları çoktan solmuş,
Kiracılarınla paylaşacağın,
Zamanında bana bir tamam ettirtmediğin,
Beton zemin üzeri, bir üçlü salıncak var terasımızda...
Biliyorum, sen, en çok,
Hiçbirimiz yokken,
En alt katta,
En ilk dairende...
Kocan Esenyurt'un yeni kıraathanesinde,
Okeye dönerken,
Hiçbirimizin doğmamış olmamızı diliyordun!
Affet anne'm....
Ve kusura bak lütfen!
Ben yosun gözlümün tek bir salisesinden
Tek bir an...
Pişman değilim!
Yani ana'm!
Yani, yosun gözlü'm!
"Dünya Emekçi Kadınlar Günü!" filan diyorlar ya.
Ömrüm daha ne kadar bugünümü yaşatacaksa
Hepsi, hepinize...
Hep, anamın ak sütü gibi, armağanım olsun.
Sizi...Seviyorum...
Cemre.Y.

12 Eylül 2017 Salı

Ey Sevgili


…Ey Sevgili…
Uyku akıyor yüreğimden kirpiklerime..
Oysa bütün şairler mutsuzken uyunamaz derlerdi ya!
Gün yetmedi, beynimle yüreğimi meşguliyetten de,
Beni rüyana da mı davet ediyorsun ey sevgili!
Cemre.Y.

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Denize Vuran Bebekler


…Denize Vuran Bebekler…
Tanrım! Katilleri öldürecektin!
Katilleri öldürecektin!
Yüzü maviye dönük bebeleri değil!
Ben onlara,
"Karaya vurmuş,
Ah ki ne vah!" demeye kıyamazken,
Başkaları umarsızca,
"Denize vuran bebekler,
Yüzükoyun bulunmuş!"derken,
Sen çok mu meşguldün
Çok mu yorgundun ki
Tutamadın bir çocukların şu ellerinden
Benimkinden de tutmamıştın zaten!
Cemre.Y.

22 Ağustos 2017 Salı

Beceremedim


...Beceremedim...
Belki biraz daha
Ya erken gelmeliydim sana,
Ya da biraz daha geç...
Meşguldüm ölümle...
Yaşamayıysa hiç mi hiç
Beceremedim...
Cemre.Y.

20 Temmuz 2017 Perşembe

Kanserin Son Evresi

…Kanserin Son Evresi…
Güzelim anacım,
Kanserinin en son evresini çoktan geçtiği zaman,
Zambakların açtığı zaman, koyunların kuzuladığı zaman,
Tam da söz verdiğim o zaman, köyüne götüremedim onu.
Onun yerine geçemedi elbette ama!
Bütün hastanenin hasta yatakları televizyona bakarken,
Sadece onun yatağının denize bakan tarafa döndürülmüş olması!
Oysa tam on dört gün yoğun bakımda kalmıştı,
On dört gün gündüzleri o hastanenin kantininde,
Geceleri yoğun bakım kapısının kirli sepetinde yaşamıştım.
Nihayet odasına çıkmıştı, nihayet hala çok umut vardı.
Günler geçiyor, umutlar jiletleniyor, kanserin evresi ilerliyordu.
Artık acısını sesli bile söyleyemiyordu!
Ben,
Onun,
Gözlerinin kıvılcımlarından acılarının her zerresini hissederken,
Hiçbir hasta bakıcı, hiçbir hemşire,
Hiçbir doktor onun acısını duyamazken,
"Ya ama nereden anlıyorsunuz acılarının başladığını,
Kadıncağızın hiç sesi bile çıkmıyor zaten!" derlerken,
Hepsine birden şöyle bir diklenip,
Boğazınızdaki o koca yumruyu yutup yutamayacağınızı
Artık hiç mi hiç umursamayıp,
"Sizin hiç annenizi kanserin dördüncü evresinden geçip,
Beşinci evresine ramak kala izlediniz mi?" diyorum, susuyorlar.
Yine özel hastanelerin faturalarına yansıtacakları morfinleri iğnelerlerken,
Bir yandan da canımın yongası anamın,
Sanki doymak onun çok umurundaymış gibi,
Sanki çektiği onca sessiz acılardan sonra acıktığını hissedecekmiş gibi,
Ki dün gece...
Son morfinden sonra burnundan midesine inen hortumu da aldılar!
O hortumu midesinden burnuna doğru çekerlerken,
Hani lazım olursa diye de bana da öğrettikleri o aspireyi,
Rahmetlimin burnunun direğinden inip ciğerinden çekerlerken,
Anacığımla göz göze geldik,
Yine yalvaran gözlerle bakıyordu gözlerime!
"Bırak beni gideyim be evladım,
Ben hortum falan istemiyorum!" diye.
Bu hastaneye geldiğimizden beri,
Hiç ağlamadığım kadar çok gözyaşımı içime akıttım,
Öyle kelam güzelliği, mecazen olsun diye değil ha!
Onun yüzüne gülümseyerek,
Yalandan nefret ede ede,
Ona hayatım boyunca yetecek kadar yalan söylemiştim,
Üstelik inanmaya çalışarak, yoksa anlardı.
"Bu son be annem, biliyorum nefret ediyorsun bu hortumlardan!"
Artık ağızdan beslenmesi gerekiyormuş ya,
İyileşebilme ihtimalini görebilmek için.
Karşılıklı gözyaşlarımızı genizden midelerimize akıta akıta,
"Bak artık sen bizim bebeğimiz oldun,
Biz seni doyuracağız kaşık kaşık,
Ama yut şu mamayı be annem!" diyorduk.
Bugün ikinci gün, kardeşlerim, gelinimiz, torunları…
Hiç yorulmadan, hiç yüksünmeden saat başı denedik durduk!
Hepimiz hemen ölmesin diliyorduk!
Duyup, algılayabildiği, yutkunabildiği halde inatla yemiyor…
Halbuki ona güzelce anlatmıştım bir seher vakti.
Onun da bildiği gibi yemeyerek ölünmediğini,
Gücümüzün son raddesine kadar yaşayabilmesi için savaşacağımızı,
Benim işten ayrılırken aldığım kıdem tazminatım bitene kadar da
Bu hastanede misler gibi bakılacağını, ama yemezse hala,
Onu serumlarla,
Olmadı, mideden delik açıp oradan doyuracağımızı anlattım ona!
Hiç mi hiç umursamıyor, gidip gidip geliyor!
Ağrıları çoğaldı, iğneler çoğaldı yine kendinde değil.
Böyle devam ederse yarın midesinden delik açılacak!
Nasıl bir eza olduğunu biliyorum gösterdiler bana,
Midenin dışına bir hortum sarkıtıyorlar,
Kocaman bir şırıngaya hasta maması dolduruyorsun,
Sanki iğne yapacakmış gibi hava kalmamasını sağlıyorsun,
Günde üç öğün o hortumun içine mama aktarıyorsun!
Kendine geldiğinde,
En son ben seviniyorum ve o beni hiç yanıltmıyor,
Yine en ilk üzülen ben oluyorum,
Görüyorum, duyuyorum, hissediyorum!
Ölmesin istiyorum lan çok mu!
Acıyı katre katre çektiğini hissettiğim halde, bensiz ölmesin!
Beni daha yeni sevmişken beni terk etmesin.
Siz hiç annenizin nefesinden ninni dinlediniz mi?
Ya sessiz gözyaşlarından kocaman bir hayat hikayesi!
Peki ya sizi hiçbir zaman sevmediğini sanarak onca yıl yaşamışken,
Sizin hayat boyu ne kadar acılar çekeceğinizi görebildiği için
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım,
Hiç değilse bir duvara koyardım!" ın istenmemezlik değil de,
Yerini sadece onun bildiği bir yer olacağının korunaklılığı olduğunu!"
Günler kanserin son evresinin son günlerine yaklaşırken,
Ona, benim genç kızken nefret ettiğim ama onun çok sevdiği,
Bütün türküleri dinleterek, kalan o son birkaç saç telinden,
Ayaklarının parmak uçlarını teker teker öperek geçiyordu.
O her gün bilmediği adamlar tarafından kaçırılıyor,
Hiç görmediği hayaletler onu zorla götürüyordu.
Ne de olsa her anında, birimizden birimiz yalvarıyorduk ona.
"Ölme ennem no'lur, ölmee!" diyorduk,
Bizi bırakıp bir türlü ölemiyordu!
Onu son canlı gördüğümde,
Beş parasız kalmış, deniz gören hastaneden eve geçmiştik!
Biz kardeşimle ona doktorunun bize sıkı sıkı tembihlediği,
Elimize liste liste verdiği steril hastane odasını sağlamaya giderken,
Kardeşimle bana "Gitmeyin be evlatlarım, beni bırakmayın!" diyordu.
Oysa biz odasını hastanesi gibi yaparsak daha çok yaşar sanıyorduk!
Gittik…
Eczane eczane, medikal medikal gezip, el birliğiyle (Kredi kartları)
Ne lazımsa arabaya yüklenip geldik!
Yetiştik sanıyorduk!
Oysa konu komşu, onu o vakte kadar ziyarete gelememiş herkes,
Bütün mahalle, bütün mikroplarıyla, odasına dolmuştu,
Onu son bir kez daha görsünler de,
Helallik alsınlar diye!
O anlarda da bütün mikropları ve bütün son vedaları solumuştu!
Kardeşimle biz döndüğümüzde,
Bize son bir nefesini dahi bırakmamışlardı, hepsini sömürmüşlerdi!
Bir anacığıma bakıyorduk, bir de onca mamaya, alt bezine,
Türlü çeşit ilaçlara vesairelere….
Özel hastanedeki doktorunu aradım hemen!
"Biliyorum artık buraya getiremezsiniz, resmini çekip yollayın,
Hiç de böyle kanser yakını tanımamıştım ama,
Madem bütün evreleri ezber geçtiniz, fotoğrafını yollayın,
Size hangi evrede, hastaneye götürmeli misiniz'i söylerim" dedi.
Anacığımın al al yanaklarını, kapanmış gözlerini, uyanmayan halini,
İçimiz kanaya kanaya yolladık doktora!
Siz hiç kanser evrelerinden biri olmayan,
O cümle söylenir söylenmez kardeşinizle bakışıp anda dondunuz mu?
"Terminal evre! Ama hastaneye götürün yoksa!" dedi doktor!
Terminal evreyi biliyorduk!
Götürdük hemen artık yaşamayacağını bile bile…
O hastanenin yoğun bakımında da tam bir hafta yattı.
Onu sondan bir önceki gördüğümde…
Onda da, bende de bütün evreler yanmıştı,
Bir ramazan bayramının ilk sabahıydı.
Artık herkes onu gitmek istediği yere huzur içinde
Göndermediğim için içten içe bana çoktan kızıyorlardı.
O bayram sabahı,
Ona olan bağımlılığımın, benim kanserimin altıncı evresiydi.
Başını öptüm, yüzlerini, kirpiklerini öptüm tel tel,
Üstündeki beyaz çarşafını açtım,
Sinesini öptüm, hala apak memelerini öptüm teker teker,
Boynundaki guatr ameliyatının izini öptüm,
Safra kesesi ameliyatının izini,
Yedi yıl önce atlattığı ilk bağırsak kanseri ameliyatı izlerini,
Sonrası tekrarlayan duedonum tm ameliyatı izlerini,
Aklım başıma gelir gibi oldu,
Koltuk altlarına baktım, halbuki daha sekiz gün önce temizlemiştim ama!
Öyle ya ölsen bile kız kardeşler dahil, ilk önce kıllara bakarlardı.
Sonra hastaneye düşene kadar bana hiç göstermediği avret yerine baktım,
Şükürler olsun ki ter temizdi, ne o pis kadın,
Ne de ben kötü evlat olamayacaktım!
Öptüm doğduğum rahmi!
Bacakları incecik kalmış öperken gördüm!
Ah bir de sırtını çevirebilseydim.
İzin vermediler tabi…
Ayak bileklerini öptüm,
Parmaklarının, tırnaklarının uçlarını!
Hayret…
Tırnaklarını son kestiğim günden, onu son temizlediğim günden,
Yarım milim değişmemişti hiçbir şeyi!
Sonra mı?
Sonra benden beklenileni yaptım.
"Gideceğin yerler, buralardan güzelse madem, git be ana!" dedim.
O da o anı bekliyormuş çoktan,
O gecenin saat 02:30'unda gerçekten de gitti.
Hala farkında değilim onu benden sonra kim ziyaret etti.
Kimler ne elvedalar savurdu ona ama biliyorum,
O…
"Madem çok yoruldun bize kalmaktan,
artık git madem." dedim diye gitti.
Siz hiç kanserin evrelerinden, veda evresini yaşadınız mı peki!
Rahmetlim, hastalığında daha ölür ise, ölüsünü kim yıkasın,
Kim yıkamasın diye konuşurken,
Gelinimiz hoca diye, beni beceremez diye
Ona meyletmişti ki ben zaten,
"Yav ne ölüyon, hiç bile ölme ben yaşa derken
Sen öylece gidersen hiç bile yıkamam ölü falan" derken.
Bilemezdim gelinimizin ana bildiği o ilk kadın gidince,
Hocalığını bir kenara koyup, acemi evlat gibi anasızlığına yıkılacağını!
Onu son gördüğümde…
Ölü yıkayıcı hoca kadınlar "Hu Allah!" diye diye
Her zamanki ölülerden birini yıkıyordular da
Bir an kapı açıldı.
Hoca kadınlardan biri, "Bize en yakını kadın lazım!" dediler.
Anamın vasiyetini hatırladım,
Gelinimize baktım, benden bitikti garibim!
Bense "Madem kanserin son evresinin evresini de geçmişsek,
Hangi terminal evresinin hangi anındayız!"ı düşünmekteydim!
Nasıl bir cesaret o anki bende hala hayret etmekteyim.
Daldım kapıdan içeri…
Meğerse kanserin son evresi sana emanetmiş!
Hani anacığın sana hep hastanede derdi ya!
"Ah be kızım, hani sen hep yıkanıyosun ya gecenin bu vakti,
Hani kimseler görmeden, ben bir yerlerim kötü kokuyor dedikçe
Sen bu hastanenin odasını misler gibi kokutuyorsun ya hani,
Her yerim mis oluyor da sankim saçım tam yıkanmıyor gibi,
Bu sefer beni soksan o banyoya…
Beni de şöyle foşur foşur bir yıkasan ya suyun altında!
Ben kalkmaya çalışayım, sen taşımaya,
Söz kimseye de söylemem ölürsem bak,
Beni şöyle bir güzel yıka ha!
Ama gündüzleri yaptığın gibi bebe mendilleriyle,
Bebe kolonyalarıyla silme beni,
Şöyle başımdan aşağılara, şakır şakır suyla ha!"
Meğer kanserin son evresi, ona söylediğin son yalanı yaşamakmış!
Zaten hiç öyle hikayelerde anlatılan ölülerden değildi ki,
İstanbul'dan Erbaa'ya kadar,
O sıcakta çürümesin diye ilaçladıklarından mı,
Yoksa benim canım anam, ondan korkmayayım diye mi neydi,
Jöle kıvamındaydı, sanki yaşıyordu bütün etleri.
Hoca kadınlar sosyeteyim ya korkmayayım diye,
Hiç durmadan bana anlamadığım kelimelerden,
Anlamadığım duaları telkin edip duruyorlardı.
Onların ölü yıkamakta baş edemedikleri tek yer,
Zavallı anacığımın günler boyu, hiç kimsemize yük olmasın diye,
Hani es kaza kaçırsa bile ağlayarak, o minik sesiyle,
"Ben bir hata işledim,
Beni tuvalete niye götürmüyosunuz ki!" dedikçe,
"Ah be anacım, biz bebekken sen her birimizin,
En az ikişer yıl bokumuzu temizledin,
Yani üç kardeş en az altı yıl kimsenin gıkını da çıkarmaya niyeti yok!
Sen yeter ki geldikçe koyver de yaşadığını bilelim!" dediğimiz zamanlar,
Biz daha da fazla da umutlanmayalım diye içinde tuttuklarıydı.
Korkmak ne ki, keşke ömrüm boyunca salsaydı.
Aylardır ne yediydi ki ne salsın.
Hoca kadınların hocalıkları el, yüz, memeden ibaretti,
Ruhum en çok bu anları hatırladıkça gülümsüyor!
Onların hiçbiri, kanserden öleni böyle canlı canlı yıkamamışlardı.
Dillerinden düşürmedikleri Allah onları bu konuda aydınlatmamıştı.
Oysa biz özeldik, annem, ben ve kızım,
Allah'ın bizi nerede başka meşguliyetlere dalıp unuttuğunu biliyorduk.
Kanserin terminal evresi bitince…
Ona verdiğiniz bütün sözlerinizi tutun!
Bu, o günlerde ona teselli olsun diye söylediğiniz,
Sonrası keserseniz iyice ümitsizliğe kapılır diye sözünüzden caydığınız,
O sarı rapunzel saçlarınız olsa bile…
Çünkü kanser sadece altı evre…
Kanserliyi ölmesin diye çabalamak,
Gittiyse de, ölüsünün bile her zerresini öpebildiğin,
O son anı özlemek ömür boyu!
Sonrası kara toprak kokusu çünkü.
Cemre.Y.

9 Temmuz 2017 Pazar

Bence Bu Ülkenin Daha Çok Ben Gibi Deliye İhtiyacı Var

...Bence Bu Ülkenin Daha Çok Ben Gibi Deliye İhtiyacı Var...
Normal bir hatun,
Elektrikler kesilince korkmalı!
Mümkünse en kısa sürede
Yanına gelecek birini çağırmalı!
Karanlığı, aydınlıktan daha keskin görüp
"Ohh bee nihayet sadece bana kaldım." deyip,
Mumları yakıp, kitabına dalmamalı!
Ama düşündüm de...
Onlar şimdi başka şeylerle meşguldürler.
Bence bu ülkenin daha çok deliye ihtiyacı var!
Cemre.Y.

15 Haziran 2017 Perşembe

Ne Gerek Vardı

...Ne Gerek Vardı...
Tabisi bütün manzara fotoğraflarını çeken değil de
Şöyle manzaraya karşı çekilen olmak istiyor insan.
Ama bütün bunlar hep yalnızlık işte,
Her ne kadar kalabalıklar içinde de olsan,
Gün geceye gebe kalınca, ay yıldızlarla dans ederken,
Ateş böcekleri gibi, sudaki yakamozlara, yalan yanlış sarılınca,
Bakıyor ki az kalsın ışığı sönecek, söndürecekler!
Cayıyor yıldızlardan da yakamozlardan da!
Yansımalarla, yanılsamalardan da!
Cayıyor öylece.
Yorgun kanatlarını söndüre söndüre uçuşuyor yalnız böcek,
Ateşini söndüre söndüre uçuyor,
İnsanoğlunun yetişemeyeceği,
O son ağacın kuytusundaki son evine, kırılarak sığınıyor...
Oysa, gün daha yeni doğuyordu ona,
Daha gece yeni başlamıştı oysa!
Daha yeni, birer yıldız kayması kadar ışıyacak,
Herkesi kendisine hayran bırakacaktı!
Ne gerek vardıysa,
Kozasından çıkmaya cesaret edemeyen bir tırtıl olmaya!
Ama bütün masalları, bütün hikayeleri,
Ve bütün romanları biliyordu çoktan.
Tırtıl kalsa, ipek böceği olacak,
İnsanlar tarafından yine sömürülecekti.
Kelebek olsa, en uzun ömürlüsü, üç beş ay yaşarken,
İnsanlar ona sadece bir gün ömür biçecekti.
Hiç yoktan ruhunu bir ceninle yer değiştirse,
Ola ki insan doğsa!
Ömrü boyunca tonla bedbahtlık onu bulacaktı.
Ne gereği vardı.
Tuttu en yıldızlı, en yakamozlu,
En kahkahası bollu bir yerde soluk aldı, nefeslendi.
Halbuki gündüz vakti dolaştığı balkonlarda görmüştü,
Balkon lambalarının üstünde,
Taştan örüntülü küçücük yuvalar vardı,
İçlerinde adını bile bilemediği,
Minik kuşların, minik yavrularının olduğu taştan yuvalar!
Yağmur yağsa ya da yavruları acıksa,
Bütün sülale kolaçan ediyorlardı ortalığı,
Balkonlarda, odalarda insanoğlu varsa güvenmiyorlardı onlara,
İstemiyorlardı yavrularının yeri bilinsin.
Ancak insanlar odalarında çok meşgulken, dalıveriyorlardı yuvalarına.
O küçücük delikten nasıl da sığıp,
Bir çeviklikle giriveriyorlardı hiç kimsenin göremediği o evlerine!
Kavuşuveriyorlardı yavrularına!
Oysa insanoğlu ilk geldiğinde bütün odayı gezip,
Balkondan dışarı sarkıp, doğanın eşsiz manzarasına vurulup,
Oh ya verdiğimiz paraya değdi'nin derdindeyken...
En son, bazılarının, balkon lambasının üstündeki,
O kum taşından zamansız konsepte takılıveriyordu gözleri!
Öyle ya ne olduğunu bilmeyip,
Böylesi bi g/örüntü çok yıldızlı bir otele hiç de layık değildi.
Oysa, bazı yalnızlığını,
Güya eve terk etmiş insanlar,
Mutlaka duyuyordu o yavruların acıkmış sesini,
Mutlaka bir delikten sığınıp, doyuruvermiştiler yavrucaklarını.
Uyumak isterken nihayetli yükümsüzlüğüne,
Sırf adını bile bilmediği o minnak anne rahatça o yuvaya sığsın diye!
Odasını bile terk etmişliği vardı!
Zor değildi anne olmak!
Sadece evlat güvenle büyüsün diye,
Belki sığabilmekti küçücük bi karanlığa,
Şimdi şimdi miyopuma, astigmatıma,
Hatta sağ üstteki kırılmış,
Dörtlü köprümün en sonuncusuna umursuzum bu kadar!
Zümrüdüankalığımdan çoktan yorulmuşken,
Gündüz karılarıyla öpüşe koklaşa olan,
"Az erkek erkeğe içeceğiz be hatun!" iznini koparmış,
İpsiz sapsız bey abiler vardı bi de!
Ben bu yazımı yazarken bile,
İçkisi bol çenelerini tutamaz ve...
"Yaz kızım,
Kırmızı dosyayı al da gel!" geyiğini duyar mıyım, duyarım.
Dördüncü dublemi almaya giderken,
"Kusura bakın ama ben bir muhasebeciyim,
Ve bütün Kemal Sunal filmlerine inat,
Klasörlerim ya mavi ya da siyah oldu da,
Kırmızılara aile şirketine geçince sahip oldum.
Yani benim arşivim hep bir şahitliydi, yani öyle kimse bana,
Yaz kızım diyemedi, eşlerinize selamlar" dedim mi dedim.
Sustular mı, hem de nasıl!
Hatta ödleri koptu!
Birazdan hadi uyuyalım diycem kendime!
Hani bu gece ateş böceğiydim?
Cevapsız sorular bunlar.
Yuva'm...
Belki bu gece safi yalnızlığımdı.
Kımıltısız, kabussuz, serin...
Derin!
Cemre.Y.

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Son Buluşma

…Son Buluşma…
Artık yokluğundan
Nefesim ciğerime yetemeyip
Dayanılmaz olduğunda!
Bahane bulamadı
Vücudumdaki beynimle kalbim...
Ya ölecekti gururundan
Yol olup yollarına serilmeyecekti.
Gururlu bir mezarı olacaktı bu sefer!
Öyle Zincilikuyu'da veya
Karacaahmet’te de değil ha!
(Şükür ki bedenim de,
Ruhum da henüz hiç satmadı kendisini!)
Nereye gömüldüğümse bana na-mühim.
Son bulurdu ömrüm.
Hiç biri, hiçbir şey umurum değildi.
Senin gülen gamzende
Bir kerecik daha boğula boğula
Yüzmeyi öğrenebilmek dışında!
Oysa daha neler yapmak isterdim,
Neler susmak gözlerinin kahve derininde...
Sende tam kırk yıl daha hatırım kalsın diye.
Kırmızı bir zarf buldum alelacele,
Bir de yazacak kalem!
Hiçbir sayfayı da
Yakıştıramadım ha yazacaklarıma!
Gururumdan
Harf harf eksilişimdi onlar ne de olsa!
Okumakta olduğum kitabın
Daha ortalarındaydım henüz...
Benim son kitabım sendin!
Rüzgarı delen, sesiyle ellerim,
Bir kere daha sen’i görecek olmanın
Heyecanıyla titreyerek
Yazdım mısralarımı...sana!
Oysa...
Gözlerimizin içi çarpıştığı an’da
Gülümsemiştin bana çoktan!
Bekliyordun!
Biliyordun!
Emindin sana yine geleceğimden.
Kalbindeki kelebekler
Dudaklarının kıvrımlarında
Çiçek toplarken, ben hala sana bi telaş,
Kırmızı zarfı hala tutuşturuyordum ellerine...
Ya beni ansız’lığımla bu sefer kabul etmezsen?
Hazırlıksızdım
Gelişimin sen’i bunca mutlu edişine!
Tescilletmek istiyorcasına!
Güzelim sol elinin,
Sağ elimden ruhuma ışık saçmasını bıraktırıp,
“Bunu bir hatun yolladı size?” deyiverdim
Sanki hiç kabulün değilmişim gibi!
Heyecanlı bir telaşla açtın zarfı
Benden olanı bile bile...
Bir çırpıda okudun;
"Hiç Yok!"luğun
Her geçen gün
Canımı daha fazla yakmaktan
Başka hiçbir işe yaramadı.
Yine unutamadım ben seni...
Yeniden...
Tanıdığım olur musun?
Ama seni seviyorum...”
Yazmışım!
Ben sana hep ayazmışım!
Daha nice kereler okursun
Benden sonranda kim bilir?
Ama her harfimi sana,
Anama verdiğim saç sözüm kadar,
Söz veririm!" dedim de...
Ellerin titreyerek yerleştirdin zarfa “
"Hımm tanımıyosun demek bu hatunu!
Güzel yazmış!
Ama sen hoş geldin.” diyerek yerleştirdin
Onu da bana bile saklı sandığına...
"İşin buydu!
Elbette her gelene
Gülümsemeliydin.” demeyeceğim .
Boşuna beklemesin hiç kimse!
Gerçekten gülümsedin,
İçinin ruhu, dola taşa!
Zira sen’in gül gülüşlü
O tek gamzende gizlidir!
Göremez herkes öyle!
Sonrası hoş...sohbet...
Bir ara...
“Çok özledim ben seni, çook!” dedim.
Ağzından kaçıverdi...
“Bende...bir de bana sor!” deyiverdim.
Sonrasını oldurabilen zamane kevaşesi gibi
Statik devre mülk diyalogları
Hiç ezber edemedik ki!
En mühimimizi, söylediğinde,
Pişman olmasın sonradan diye
Duymazdan geldik...
Sonrası cennet,
Hem de arada bir
Denk gelen güzel gülüşlü göz kırpışlara....
Sinemaya bilet almıştım oysa!
Yakınımda..
Yakınımda olamadığın anlarda,
Kitabımı okuyordum...
Sen çookk meşguldün,
Bölmemeliydim seni zira!
Bir ara sonramız geldi yine aklıma...
Ben sana hep şiirle gelip,
Hep şiirle gidiyordum ya
"Yine şiir mi yazıyorsunuz hanımefendi,
Burası…
İlham kaynağı oluyor değil mi size!" dedin.
Biliyordun oysa ben çok mutluyken
Şiir filan yazamazdım.
Zaten hayli dardı zaman...
“Yookk mirim!
Bu sefer ki düz yazı!
Hani bir gün roman yazarsam!” diyerek
Tebessüm ettim en buruğundan.
Zira o an...
Bir kadın...
Romanının arasında bir yerlere
Hece hece...
Harf harf…
Son imzasını atıyordu
Senin, bana, son, gülüşünün.
İlk ve son...ve son...öpüşlerinin...
Son'ar kere hatıralarını hatırlıyordu kadın.
Zira her dudaktan öpüş…sırra kadem,
Parmak izidir aslında…
Hele sol omuzuna son kez
Senin dudakların değdiyse…
Seni yeniden yaşamak isteyecek kadar,
Özlediyse…
Ben sana susuyorken, gülüyorken,
Harfler anlatıyordu bu seramoniyi...
O kadın da bendim…
Yüreğime mühürlerdim o son bakışını.
Sol omuzuma astım son öpüşünü…
Usulca kalktım yanından,
Ve gittim.
Cemre.Y.

17 Nisan 2017 Pazartesi

Facebook Hayatıma Elveda

…Facebook Hayatıma Elveda...
Sevgili Facebook dostlarım ve akrabalarım,
Sizlerle gerek eski hacklenen facebook'um,
Gerek yorulup vazgeçtiğim
Facebook'um dan ve gerekse de
Bu hesabımdan uzun yıllardır,
"Sonuçta sanal alem." denilen bu mecradaydım.
Kimilerinizle hiç görüşemesek bile
Gerçekten dost olduk, kimilerinizle sırdaş,
Kimilerinizle arkadaş.
Şu facebook'u sadece,
Sevgili psikoloğum olarak gördüğümü biliyor olmalısınız.
Ama artık psikoloğum beni mutlu etmiyor,
Her yazdığımı birilerinin üzerine alınmasından veya
Her paylaştığımın en ufak bir etkileşimi olmayan
Gizli gözler tarafından takip edilip
Beni şu sanal aleme göre değerlendirmelerinden
Çok yoruldum.
Eski ve yeni hesabımı sonsuza kadar kapatıyorum.
Bir nebze olsun haklarınız var ise,
Ki vardır mutlaka helal edin.
Benden yana da helal olsun.
Bundan sonra kendi kabuğuma çekilip,
Sadece bloğumda yazacağım.
Ha merak ederseniz "Bir Cemre vardı nerede,
Akşamları neyle meşgul." diye
Daha önce de çoğunuza özel mesajla yolladığım gibi
Bloğumda olacağım.
Bundan sonra artık kim kime ne demiş,
Kim kimin sayfasında neyi beğenmemiş,
Kim yorum yapmış, kim uzaktan stalk'lıyormuş"lardan
Ruhum yoruldu.
Beni merak ederseniz, gerçek hayatta tanıdıklarıma,
telefonumun diğer ucundayım,
Tanımaya fırsat olmayanlarıma ya da
Sadece meraktan bakanlara,
Buyrun sizi de beklerim.
Cemre.Y.

27 Mart 2017 Pazartesi

Kız Kulesinin Tavanı

...Kız Kulesinin Tavanı...
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim... 
Gören yok!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...