…Kanserin Son Evresi…
Güzelim anacım,
Kanserinin en son evresini çoktan geçtiği zaman,
Zambakların açtığı zaman, koyunların kuzuladığı zaman,
Tam da söz verdiğim o zaman, köyüne götüremedim onu.
Onun yerine geçemedi elbette ama!
Bütün hastanenin hasta yatakları televizyona bakarken,
Sadece onun yatağının denize bakan tarafa döndürülmüş olması!
Oysa tam on dört gün yoğun bakımda kalmıştı,
On dört gün gündüzleri o hastanenin kantininde,
Geceleri yoğun bakım kapısının kirli sepetinde yaşamıştım.
Nihayet odasına çıkmıştı, nihayet hala çok umut vardı.
Günler geçiyor, umutlar jiletleniyor, kanserin evresi ilerliyordu.
Artık acısını sesli bile söyleyemiyordu!
Ben,
Onun,
Gözlerinin kıvılcımlarından acılarının her zerresini hissederken,
Hiçbir hasta bakıcı, hiçbir hemşire,
Hiçbir doktor onun acısını duyamazken,
"Ya ama nereden anlıyorsunuz acılarının başladığını,
Kadıncağızın hiç sesi bile çıkmıyor zaten!" derlerken,
Hepsine birden şöyle bir diklenip,
Boğazınızdaki o koca yumruyu yutup yutamayacağınızı
Artık hiç mi hiç umursamayıp,
"Sizin hiç annenizi kanserin dördüncü evresinden geçip,
Beşinci evresine ramak kala izlediniz mi?" diyorum, susuyorlar.
Yine özel hastanelerin faturalarına yansıtacakları morfinleri iğnelerlerken,
Bir yandan da canımın yongası anamın,
Sanki doymak onun çok umurundaymış gibi,
Sanki çektiği onca sessiz acılardan sonra acıktığını hissedecekmiş gibi,
Ki dün gece...
Son morfinden sonra burnundan midesine inen hortumu da aldılar!
O hortumu midesinden burnuna doğru çekerlerken,
Hani lazım olursa diye de bana da öğrettikleri o aspireyi,
Rahmetlimin burnunun direğinden inip ciğerinden çekerlerken,
Anacığımla göz göze geldik,
Yine yalvaran gözlerle bakıyordu gözlerime!
"Bırak beni gideyim be evladım,
Ben hortum falan istemiyorum!" diye.
Bu hastaneye geldiğimizden beri,
Hiç ağlamadığım kadar çok gözyaşımı içime akıttım,
Öyle kelam güzelliği, mecazen olsun diye değil ha!
Onun yüzüne gülümseyerek,
Yalandan nefret ede ede,
Ona hayatım boyunca yetecek kadar yalan söylemiştim,
Üstelik inanmaya çalışarak, yoksa anlardı.
"Bu son be annem, biliyorum nefret ediyorsun bu hortumlardan!"
Artık ağızdan beslenmesi gerekiyormuş ya,
İyileşebilme ihtimalini görebilmek için.
Karşılıklı gözyaşlarımızı genizden midelerimize akıta akıta,
"Bak artık sen bizim bebeğimiz oldun,
Biz seni doyuracağız kaşık kaşık,
Ama yut şu mamayı be annem!" diyorduk.
Bugün ikinci gün, kardeşlerim, gelinimiz, torunları…
Hiç yorulmadan, hiç yüksünmeden saat başı denedik durduk!
Hepimiz hemen ölmesin diliyorduk!
Duyup, algılayabildiği, yutkunabildiği halde inatla yemiyor…
Halbuki ona güzelce anlatmıştım bir seher vakti.
Onun da bildiği gibi yemeyerek ölünmediğini,
Gücümüzün son raddesine kadar yaşayabilmesi için savaşacağımızı,
Benim işten ayrılırken aldığım kıdem tazminatım bitene kadar da
Bu hastanede misler gibi bakılacağını, ama yemezse hala,
Onu serumlarla,
Olmadı, mideden delik açıp oradan doyuracağımızı anlattım ona!
Hiç mi hiç umursamıyor, gidip gidip geliyor!
Ağrıları çoğaldı, iğneler çoğaldı yine kendinde değil.
Böyle devam ederse yarın midesinden delik açılacak!
Nasıl bir eza olduğunu biliyorum gösterdiler bana,
Midenin dışına bir hortum sarkıtıyorlar,
Kocaman bir şırıngaya hasta maması dolduruyorsun,
Sanki iğne yapacakmış gibi hava kalmamasını sağlıyorsun,
Günde üç öğün o hortumun içine mama aktarıyorsun!
Kendine geldiğinde,
En son ben seviniyorum ve o beni hiç yanıltmıyor,
Yine en ilk üzülen ben oluyorum,
Görüyorum, duyuyorum, hissediyorum!
Ölmesin istiyorum lan çok mu!
Acıyı katre katre çektiğini hissettiğim halde, bensiz ölmesin!
Beni daha yeni sevmişken beni terk etmesin.
Siz hiç annenizin nefesinden ninni dinlediniz mi?
Ya sessiz gözyaşlarından kocaman bir hayat hikayesi!
Peki ya sizi hiçbir zaman sevmediğini sanarak onca yıl yaşamışken,
Sizin hayat boyu ne kadar acılar çekeceğinizi görebildiği için
"Seni doğuracağıma taş doğursaydım,
Hiç değilse bir duvara koyardım!" ın istenmemezlik değil de,
Yerini sadece onun bildiği bir yer olacağının korunaklılığı olduğunu!"
Günler kanserin son evresinin son günlerine yaklaşırken,
Ona, benim genç kızken nefret ettiğim ama onun çok sevdiği,
Bütün türküleri dinleterek, kalan o son birkaç saç telinden,
Ayaklarının parmak uçlarını teker teker öperek geçiyordu.
O her gün bilmediği adamlar tarafından kaçırılıyor,
Hiç görmediği hayaletler onu zorla götürüyordu.
Ne de olsa her anında, birimizden birimiz yalvarıyorduk ona.
"Ölme ennem no'lur, ölmee!" diyorduk,
Bizi bırakıp bir türlü ölemiyordu!
Onu son canlı gördüğümde,
Beş parasız kalmış, deniz gören hastaneden eve geçmiştik!
Biz kardeşimle ona doktorunun bize sıkı sıkı tembihlediği,
Elimize liste liste verdiği steril hastane odasını sağlamaya giderken,
Kardeşimle bana "Gitmeyin be evlatlarım, beni bırakmayın!" diyordu.
Oysa biz odasını hastanesi gibi yaparsak daha çok yaşar sanıyorduk!
Gittik…
Eczane eczane, medikal medikal gezip, el birliğiyle (Kredi kartları)
Ne lazımsa arabaya yüklenip geldik!
Yetiştik sanıyorduk!
Oysa konu komşu, onu o vakte kadar ziyarete gelememiş herkes,
Bütün mahalle, bütün mikroplarıyla, odasına dolmuştu,
Onu son bir kez daha görsünler de,
Helallik alsınlar diye!
O anlarda da bütün mikropları ve bütün son vedaları solumuştu!
Kardeşimle biz döndüğümüzde,
Bize son bir nefesini dahi bırakmamışlardı, hepsini sömürmüşlerdi!
Bir anacığıma bakıyorduk, bir de onca mamaya, alt bezine,
Türlü çeşit ilaçlara vesairelere….
Özel hastanedeki doktorunu aradım hemen!
"Biliyorum artık buraya getiremezsiniz, resmini çekip yollayın,
Hiç de böyle kanser yakını tanımamıştım ama,
Madem bütün evreleri ezber geçtiniz, fotoğrafını yollayın,
Size hangi evrede, hastaneye götürmeli misiniz'i söylerim" dedi.
Anacığımın al al yanaklarını, kapanmış gözlerini, uyanmayan halini,
İçimiz kanaya kanaya yolladık doktora!
Siz hiç kanser evrelerinden biri olmayan,
O cümle söylenir söylenmez kardeşinizle bakışıp anda dondunuz mu?
"Terminal evre! Ama hastaneye götürün yoksa!" dedi doktor!
Terminal evreyi biliyorduk!
Götürdük hemen artık yaşamayacağını bile bile…
O hastanenin yoğun bakımında da tam bir hafta yattı.
Onu sondan bir önceki gördüğümde…
Onda da, bende de bütün evreler yanmıştı,
Bir ramazan bayramının ilk sabahıydı.
Artık herkes onu gitmek istediği yere huzur içinde
Göndermediğim için içten içe bana çoktan kızıyorlardı.
O bayram sabahı,
Ona olan bağımlılığımın, benim kanserimin altıncı evresiydi.
Başını öptüm, yüzlerini, kirpiklerini öptüm tel tel,
Üstündeki beyaz çarşafını açtım,
Sinesini öptüm, hala apak memelerini öptüm teker teker,
Boynundaki guatr ameliyatının izini öptüm,
Safra kesesi ameliyatının izini,
Yedi yıl önce atlattığı ilk bağırsak kanseri ameliyatı izlerini,
Sonrası tekrarlayan duedonum tm ameliyatı izlerini,
Aklım başıma gelir gibi oldu,
Koltuk altlarına baktım, halbuki daha sekiz gün önce temizlemiştim ama!
Öyle ya ölsen bile kız kardeşler dahil, ilk önce kıllara bakarlardı.
Sonra hastaneye düşene kadar bana hiç göstermediği avret yerine baktım,
Şükürler olsun ki ter temizdi, ne o pis kadın,
Ne de ben kötü evlat olamayacaktım!
Öptüm doğduğum rahmi!
Bacakları incecik kalmış öperken gördüm!
Ah bir de sırtını çevirebilseydim.
İzin vermediler tabi…
Ayak bileklerini öptüm,
Parmaklarının, tırnaklarının uçlarını!
Hayret…
Tırnaklarını son kestiğim günden, onu son temizlediğim günden,
Yarım milim değişmemişti hiçbir şeyi!
Sonra mı?
Sonra benden beklenileni yaptım.
"Gideceğin yerler, buralardan güzelse madem, git be ana!" dedim.
O da o anı bekliyormuş çoktan,
O gecenin saat 02:30'unda gerçekten de gitti.
Hala farkında değilim onu benden sonra kim ziyaret etti.
Kimler ne elvedalar savurdu ona ama biliyorum,
O…
"Madem çok yoruldun bize kalmaktan,
artık git madem." dedim diye gitti.
Siz hiç kanserin evrelerinden, veda evresini yaşadınız mı peki!
Rahmetlim, hastalığında daha ölür ise, ölüsünü kim yıkasın,
Kim yıkamasın diye konuşurken,
Gelinimiz hoca diye, beni beceremez diye
Ona meyletmişti ki ben zaten,
"Yav ne ölüyon, hiç bile ölme ben yaşa derken
Sen öylece gidersen hiç bile yıkamam ölü falan" derken.
Bilemezdim gelinimizin ana bildiği o ilk kadın gidince,
Hocalığını bir kenara koyup, acemi evlat gibi anasızlığına yıkılacağını!
Onu son gördüğümde…
Ölü yıkayıcı hoca kadınlar "Hu Allah!" diye diye
Her zamanki ölülerden birini yıkıyordular da
Bir an kapı açıldı.
Hoca kadınlardan biri, "Bize en yakını kadın lazım!" dediler.
Anamın vasiyetini hatırladım,
Gelinimize baktım, benden bitikti garibim!
Bense "Madem kanserin son evresinin evresini de geçmişsek,
Hangi terminal evresinin hangi anındayız!"ı düşünmekteydim!
Nasıl bir cesaret o anki bende hala hayret etmekteyim.
Daldım kapıdan içeri…
Meğerse kanserin son evresi sana emanetmiş!
Hani anacığın sana hep hastanede derdi ya!
"Ah be kızım, hani sen hep yıkanıyosun ya gecenin bu vakti,
Hani kimseler görmeden, ben bir yerlerim kötü kokuyor dedikçe
Sen bu hastanenin odasını misler gibi kokutuyorsun ya hani,
Her yerim mis oluyor da sankim saçım tam yıkanmıyor gibi,
Bu sefer beni soksan o banyoya…
Beni de şöyle foşur foşur bir yıkasan ya suyun altında!
Ben kalkmaya çalışayım, sen taşımaya,
Söz kimseye de söylemem ölürsem bak,
Beni şöyle bir güzel yıka ha!
Ama gündüzleri yaptığın gibi bebe mendilleriyle,
Bebe kolonyalarıyla silme beni,
Şöyle başımdan aşağılara, şakır şakır suyla ha!"
Meğer kanserin son evresi, ona söylediğin son yalanı yaşamakmış!
Zaten hiç öyle hikayelerde anlatılan ölülerden değildi ki,
İstanbul'dan Erbaa'ya kadar,
O sıcakta çürümesin diye ilaçladıklarından mı,
Yoksa benim canım anam, ondan korkmayayım diye mi neydi,
Jöle kıvamındaydı, sanki yaşıyordu bütün etleri.
Hoca kadınlar sosyeteyim ya korkmayayım diye,
Hiç durmadan bana anlamadığım kelimelerden,
Anlamadığım duaları telkin edip duruyorlardı.
Onların ölü yıkamakta baş edemedikleri tek yer,
Zavallı anacığımın günler boyu, hiç kimsemize yük olmasın diye,
Hani es kaza kaçırsa bile ağlayarak, o minik sesiyle,
"Ben bir hata işledim,
Beni tuvalete niye götürmüyosunuz ki!" dedikçe,
"Ah be anacım, biz bebekken sen her birimizin,
En az ikişer yıl bokumuzu temizledin,
Yani üç kardeş en az altı yıl kimsenin gıkını da çıkarmaya niyeti yok!
Sen yeter ki geldikçe koyver de yaşadığını bilelim!" dediğimiz zamanlar,
Biz daha da fazla da umutlanmayalım diye içinde tuttuklarıydı.
Korkmak ne ki, keşke ömrüm boyunca salsaydı.
Aylardır ne yediydi ki ne salsın.
Hoca kadınların hocalıkları el, yüz, memeden ibaretti,
Ruhum en çok bu anları hatırladıkça gülümsüyor!
Onların hiçbiri, kanserden öleni böyle canlı canlı yıkamamışlardı.
Dillerinden düşürmedikleri Allah onları bu konuda aydınlatmamıştı.
Oysa biz özeldik, annem, ben ve kızım,
Allah'ın bizi nerede başka meşguliyetlere dalıp unuttuğunu biliyorduk.
Kanserin terminal evresi bitince…
Ona verdiğiniz bütün sözlerinizi tutun!
Bu, o günlerde ona teselli olsun diye söylediğiniz,
Sonrası keserseniz iyice ümitsizliğe kapılır diye sözünüzden caydığınız,
O sarı rapunzel saçlarınız olsa bile…
Çünkü kanser sadece altı evre…
Kanserliyi ölmesin diye çabalamak,
Gittiyse de, ölüsünün bile her zerresini öpebildiğin,
O son anı özlemek ömür boyu!
Sonrası kara toprak kokusu çünkü.
Cemre.Y.