ergen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ergen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2025 Pazar

Bilemedim Sevmeden Önce Sevilmenin Değerini

...Bilemedim Sevmeden Önce Sevilmenin Değerini...
Hiç olmayacak bir zamanda,
Hiç de aklımda olmayan bir şarkıya denk geldim bu gece.
Bana bu şarkıyı hediye ederken bütün hayatımın hayali vardı gözlerinde.
Bilemedim sevmeden önce sevilmenin değerini,
Sevilmelerimin kıymetini bilemediğimdi.
Uçarı gençliğimdeki beni affetsin gençliğimin aşığı.
Sevemedimdi o zamanlar, beni benden çok seveni.
Cemre.Y.

26 Temmuz 2021 Pazartesi

Kırık

...Kırık...
"Sen de, artık, canını yakan her şeyine,
Kırılmış diyorsun!" demişti bir keresinde.
Kaburganı incitmişsin,
"Kırıldı." diyorsun!
Dizinde sadece bir yırtık var,
"Kırık." diyorsun!
Midende gastritli ülser var,
"Kenarı kırılmış." diyorsun!
Kalbini üzmüşler,
"Zaten hep kırıkmış." diyorsun!
"Sen de, her şeye kırık diyorsun." demişti.
Ona...
Bunca zaman sonra,
Bunca kırıklarım hakkında,
İlk kez, tek bir cevap vermiştim.
"Artık, canımın canını üzen her ne olsa da,
Çoktan kırılmıştır benim için,
Canımı yakan her yerim, kırıktır benim için,
Kırılmıştır yani, çoktan olanından!
Ve buna birilerini inandırabilmek için,
Ayrıca bir çabam yok!
Kırıksa bana kırık,
Acısını da ben çekiyorum yani!" demiştim.
Anlamamıştı...
Yine hiçbir şey anlamamıştı.
"Sen öyle mutlu oluyorsan,
Herkese hep öyle de madem." demişti.
Bir kere daha kırılmıştım.
Ama bu sefer...
Canımın yongası, ciğerimin çiziği,
Taa en dibinden kırılmıştı.
Elbette, ben, ondan,
Onun bebekliğinden ergenliğine kadar,
Ayağına taş değse,
Büyüme ağrılarından kemiklerine acı değse,
Yüreğine gam değse,
Onu şefkatimle zerre zerre öptüğüm gibi,
Her şeylerimin yerlerine koyduğum sevgilerim gibi,
Ne kaburgamın,
Ne dizimin, ne midemin,
Ne de kalbimin kırıklarını,
Teker teker öpsün de geçsindili,
En ufak bir şefkat belirtisi beklemiyordum ama!
Ama, bu kadarı da...
İnsan olan,
Anahtarı, hem elinde, hem de cebindeyken,
Girip çıkacağı bir kapıyı,
Koca bir hayatın intikamıyla, öylesine dolu,
Kocaman bir tekmeyle,
O yürek kapısını darmaduman eder mi?
Neyse ya neyse...
Cemre.Y.

27 Mayıs 2020 Çarşamba

Labirent

…Labirent…
Dipteyim, ve…
Bir kuşun kanadından nasıl tutunulur bilmiyorum.
Kumdan kalelerimin zindanlarına atılmışım yine!
Dipteyim ve martının çığlığına nasıl tutunulur bilmiyorum.
Uçan balonumun ucunu tutan iplik boğumuna asılmışım yine!
Yine görünmez ellerin canı sıkılmış,
Dönmeye yakın kaderimin yazgısını,
Acımasız haramilere sildirmiş yine!
Daha, hala yaşasam…
Gereksiz birer boşluk doldurmalık yer kaplarım,
Ölsem…
"Kim bilir daha yaşanacak ne de güzel günlerim vardı!"
Yine kurtaramamışım üç kuruşluk dünyamı.
Yaşım, ergenliğimin orta yaşını çoktan geçeli beri...
İsyan durağını da göremez oldum, gayri bu labirent bitmez gibi!
Cemre.Y.

16 Aralık 2019 Pazartesi

Kaçırdım

...Kaçırdım...
Ne çok çocukluk kaçırdım ömrümde ah!
Bayram yeri lunaparklarında uçan salıncaklarda,
Çocukça sallanırken kaybolan.
Ne de çok ergenlik kaçırdım ömrümde bir bilsen!
Hırçın denizlerde taş sektirirken,
Ergence eğlenirken elinden taşı alınan.
Ne çok gençlik kaçırdım ömrümde!
Başımda kavak yelleri esecekken,
Rüzgarımın önü kesilen!
Ne çok olgunluk kaçırdım ömrümde!
Tam da,
"Kadın, verandasından durgun denizi seyrederken..."le başlayıp,
Hadi mangalı, balığı, rakıyı, acılı şalgamı,
Seyrü sefayı geçtim de...
İçinde adam olmayan ne çok şey kaçırdım ömrümde!
Cemre.Y.

19 Kasım 2019 Salı

Özlemedim

...Özlemedim...
Her gece...
Hiç üşenmeden,
Ömrümün on yıl öncesini,
Ve de on yıl sonrasını,
İğne deliğinden geçirip,
Kah efkara basıp,
Kah hayale dalıp,
Şu anımdan geçip gitmekten sıkıldım.
Ben...
Sizin kadar şanslı değildim bayım!
Ne çocukluğumu özledim,
Ne de en ergen hallerimi,
Ne gençliğimi özledim,
Ne de daha dünkü hayatımı.
Bugün mü...
Geçti gitti işte!
Lakin...
Bir tek "Şimdi!" kaldı elimde.
Şu satırlarımı,
Cümle ederken gülümsüyorum misal!
Yetmez mi?
Cemre.Y.

10 Eylül 2019 Salı

Gelişi Güzel

…Gelişi Güzel…
Kusursa, sen o kusuruma, iyi bak sevgili…
Hiç öyle aruz vezni kalıplarına sığdırmaya uğraşamam yürek dizelerimi!
Beyitlerimi ergenliğin verdiği platonik heyecanlarıma hediye ederken,
Akrostiş şiirlerimiyse kim bilir hangi lise defterinin arasında unuttum ben.
Hani şöyle ölçülü, vezin'li şiirlere kafa yormayıysa,
Edebiyat öğretmenimin, tam da rahmetli anam gibi…
"Sen buna şiir mi diyorsun yani,
Aç da, iki kelam Bediüzzaman Risale İ Nur oku!" dediğinde vazgeçmiştim!
Zira bütün çocukluğum, ergenliğim,
Genç kızlığım,
İki dudak arası kaderimin nedenini onlarla aramakla geçmişti.
Yani öyle keşke kalıplara sokmaya falan çalışmasaydın beni,
Önden önden yargılamasaydın bi!
Garipçiler gibi serbest ölçüde, gelişi güzel, severdim ben seni.
Yani öyle böyle de değil ha!
Allah ne verdiyse denilen cinsinden.
Hani olur da bir gün birini sevmeyi gerçekten denersen,
Geçmişinde bırak kafiyeleri, uyakları, redifleri.
Gelişi güzel sev yani.
Kışın can eriğine aşer misal, tatlı şeyler sevmediğim halde,
Şeker pudralı kreması bol çileğe misal.
Yazın, portakal,
Mandalina kabuğu kızart misal,
Kuzine sobanda ayağında yün çorapla yatarken.
İlkbaharda güz yaprakları savuştur ellerinde,
Böyle çıtır çıtır hayat geçsin ellerinden.
Sonbaharda da, yeni yağmur çiselemiş de,
Taze biçilmiş çimen kokusunu çek içine.
Kusursa sen o kusuruma iyi bak sevgili…
"Sevgili!"dediysek de hani lafın sana gelişiydi
Yoksa ben bütün o sanal sevişgenlerin ta ebesini.
Lakin, belli ki hiç olmamış,
Hiç de olmayacak bizden, senden önceki yalnızlığıma bir sal beni.
Cemre.Y.

4 Eylül 2019 Çarşamba

Ne Çok Yitip Giden Var Ömürlerimizden Ah

...Ne Çok Yitip Giden Var Ömürlerimizden Ah...
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne de çok kayıp giden!
Kim bilir kaç zamandır hiçbir evin telefonu çalmıyor misal anam!
Fakir ömrümüzle köydekilerden,
Muhtarı arayarak da olsa,
Haber almak için aldığın telefonun üzerine hep dantel örterdin.
Ergen çocuk başımızla sağı solu arayamayalım da,
Ay sonu bir ton fatura gelmesin diye taktığın asma kilit görünmesin diye!
Gece yarısı çalan telefon zillerinden korkardın en çok...
"Ah acı bir haber bu kesin, yoksa, bu saatte kim bizi ne etsin!"diyerek.
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne çok kayıp giden!
Acı haberini yedisine varmışken,
Sosyal medya paylaşımlarından görülen zamanlardayız artık.
Sözmüş, nişanmış, kınaymış, düğünmüş'ü de whatsapp gruplarından.
İşte o yüzden de ben hiçbir yere dahil edemiyorum kendimi...
İçimde hep yine geç kalınmış olacak hissi.
Tel tokayla açardım bazen telefonunun kilidini,
O vakitler yüreğime kelebek yutturmuş hissi doğuran çocuğu aramak için.
İki kelam güzellik edip aceleyle kilitleyip,
Dantel oyanın ilmeklerine kadar doğruca kapatırdım telefonun üzerini.
Sahi anne...
Affettin mi sen beni?
Şimdilerde herkesin ellerinde akıllı dedikleri telefonlardan var ya,
Ben de de var hani epeydir.
(Eylül'ümü sayma tabi, özledikçe sarılır parmakları kalbinin uçlarından.)
İşte benim o telefonum bile çalmıyor artık epeydir.
Anne ben seni çok özledim!
Öyle bildiğin anası yeni ölmüş de,
Ne edeceğini bilemeyen öksüz gibi değil ha!
Bu daha bir derin burun ve yürek sızısı...
Sanki çok yakından tanıdığın birinin ablası,
Senin gibi kanserden ölmüş gibi!
Sanki senin ölü bedenini yıkayıp da ben en son hani...
Ellerini, yüzlerini, saçının her bir telini, apak memelerini,
En çok ayaklarını, ayağının bütün parmaklarını, tırnaklarını,
En sonunda iki kaşının arasından,
Yeni öpmüşüm de seni kefenlemişler gibi bir sızı bu.
Daha beni gerçekten sevdiğine emin olduğum,
O haftanın, o son gecesinde...
"Şimdi ne yapılır bilmiyorum,
Daha önce hiç annem ölmedi ki!"diyordum.
Hala aynı yerdeyim be anam!
Keşke...
Hep olduğumuz gibi bıraksaydın ya beni...
Keşke beni giderken, keşke beni ölürken,
Keşke beni hiç sevmediğin kadar sevmeseydin be ana!
Senden sonra ben,
Kim gitse ömrüme aitliğinden, yıkılıyorum yeniden.
Anne ben seni çok özledim!
Bir de ergenliğimin dantelinin,
Çiçeğinin kenarından görünen asma kilitli ev telefonumuzu!
O günlerde kullandığım,
Ucu mavi unutma beni çiçekli tel tokamı!
Ve yüreğime kelebek yutturmuş hissi doğuran o çocuğu!
Adı neydi sahi?
Ama sesi kulaklarımdadır hala!
Bir de ilk tokalaştığımızda elimi yakan teni.
Ne çok yitip giden var ömürlerimizden ah ne de çok kayıp giden!
Cemre.Y.

14 Ağustos 2019 Çarşamba

Bayram

...Bayram...
Sana...
Küçük bir kız çocuğunun bayram harçlıklarıyla,
Atlı karıncaya bindiği andaki kadar gülüşler biriktirmiştim oysa.
Sana...
Ergenlik çağındaki o genç kızın ilk flörtüyle,
Göz göze bakıştığı andaki kadar süzgün bakışlar biriktirmiştim.
Sana...
Gelinlik çağındaki o genç kadının,
Sevdiceğiyle ilk öpüşü kadar öpüşler biriktirmiştim oysa.
Sana...
Yılların yorgunluğunu sırtından savurmuş o kadının,
Aşka dair son inancı kadar sevdalar biriktirmiştim oysa.
Neyse bayramlar da bitti zaten,
Misketler de sende kalsın madem!
Cemre.Y.

23 Temmuz 2019 Salı

Yok Başka Yolu

…Yok Başka Yolu…
Ey benim, daha mini minnacıkken,
Yüreği gümrah ırmaklar gibi çağlarken,
Zemheri nakışlı kara kışlarından korkan kardelenim.
Ey benim, daha ergenliğine yeni basmışken,
Yüreği en yüksek şelalelerden çağıldarken,
İlkbahar bakışlı solup gidecek diye ürken lale özüm.
Ey benim, genç kızlığının gençliğinde doymalara çabalarken,
Yüreği,
Can kenarı,
Mor menevşeleri gücenirse diye üzülen meyve çiçeklerim.
Sen sabret bir hele!
Ben senin kalbinin ilk atışını duyduğum her gün.
"İçimden maviler süzerek seviyorum seni,
Ve hiç usanmadan yıllar yılı da
"Her şey çok güzel olacak!"diyorum ki olacak, yok başka yolu.
Cemre.Y.

24 Haziran 2019 Pazartesi

Çocuk

...Çocuk...
İçimde...
Henüz çocukluğunu kaybetmemiş,
Henüz kötücül canavarlar rüyalarına el değmemiş,
Yeni bir ruh geziniyor.
İçimde...
Henüz ergenliğinin asiliğini giyinmemiş,
Henüz kötücül canavarlarla hiç yüzleşmek zorunda kalmamış,
Küçümen, özgür ve cennet kokulu bir kız çocuğu var şimdi.
Öyle ki...
Sanki beş yaşıma geri dönmüşüm de,
Savaştığım tek şey denizin dalgalarıymış!
Nasıl olsa annem beni sahilde kucak açmış bekliyor.
İçimde...
Çoktan kabuk bağlamış o yaranın parmak izi!
Korkmuyorum bu sefer, 
Onu kazıyıp hep aynı geçmişimle yüzleşmekten.
Her şey...
Yazgımıza yenilmekten ibaretmiş meğer!
Beş yaşınızdaki özgürlüğünüze dönebildiğinizde...
Her şey çok güzel olacakmış meğer!
Şimdi ben, keyfim ve de kahyası,
Epeyce yorgun, lakin epeyce de dingin, 
Birazdan biraz fazla gururlu, biraz da mutlu bir kız var içimde.
Hayallerim, ümitlerim ve ben
Anam'la yavrum aynı lakin...
"Baba!" karakteri boyuyoruz resimlerce...
Nihayetinde baba hariç,
Bütün renkler hep güzel.
Lakin!
Siyahı hiç kimse sevmese de...
O bile yaşlanıp, saçları ağarıp, küçümen bir çocuk olunca,
Yürekten affedilmeyi artık, hak ediyor bence!
Çünkü...
Onun da kendince olabiletesi en güzel çocukluğu...
Çünkü onun da kendince değiştirmek istediği
O kader çizgisi mutlaka vardır.
Yeter ki..
Daha çok çocuk ol!
Cemre.Y.

22 Mayıs 2019 Çarşamba

Ey Yüreğim

...Ey Yüreğim...
Ne kaldı geriye?
Şu hayattan neyi fazla istedim de alamadım!
Sanki ben ona...
Çocukluğumda,
Tatil diye köye gittiğimiz zamanlardaki gibi
Kokusunun rayihasına doğru koşarken,
Dağ bayır arayıp bulunan,
Ararken de koca kayalarına tutunmuş kınalara kapılıp,
Tam da beş taş oynamacalık küçük çakıllı,
O yuvarlak yumrulara tükürük çalıp,
Ellerime yine kına yak dedim.
Sanki ben ona...
Yorgun bir gürgen ağacıyla,
Taze palamudun yaprağının gölgesinde,
Koparsam ölecek,
Sadece koklasam...
Kokusu ömrü billah burnumun direğine hasretim olacak,
O ilk ergenlik kokumu, hasretimi bul dedim.
Sanki ben ona...
Yol kenarı taze papatya olur,
Ne bileyim mezar kenarı olur,
Ya da ne bileyim,
Boş bir arsada öylece bahara öykünmüş olur,
Bir demet papatya dememişim?
Ey yüreğim!
Sahi be bu hayata ne dedim de,
Ulaşamadı benim gönlümü sevindirmeye!
Epeyce vakit oldu sayende,
Papatyaları dahi sevmemeyi öğrendim.
Evime giden sokağın başında bir iğde ağacı vardı.
Zaman bahara durdu muydu onun çiçeklerinin kokusu vardı ya!
Onu kesmişler kökünden!
"Ey yüreğim...
Kokmayan, adını sanını bilmediğin,
Rengarenk çiçeklere de mi "Günaydın" diyecektin sen?
Renklere bari mi, böyle mi öykünecektin!
Sen ki burnunun direğine hassastın?" diye hayıflanırken,
Durduk yere hanımeli kokusu sardı parkımın bahçe kenarlarını,
Bir iki leylak ekmiş birileri bir yerlere ya!
Gayrı gerisi ıhlamur, gerisi akasya, gerisi pembe bir gülün kokusu!
Varsın olsun, yarına ne kaldı ki şurada.
Cemre.Y.

19 Kasım 2018 Pazartesi

Kandil

...Kandil...
Benim kandillerimin mahyaları,
Sırf kız evlat doğdum diye
Daha doğduğum an söndürülmüştü ya çoktan!
O gün bugündür nice dualar ettim beni yaradana!
Küçücük kız çocukluğumla hıçkıra hıçkıra ağlayarak nice geceler
Yorganımı aralamaya çalışırken canavar cinler,
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem karanlıktan çok korktum!" diye ağlamasaydım,
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Ergenlik çağlarıma yakın, en güvenilen eller bana dokundukça da
"Yanımda ol, beni kurtar!" diye yalvardım yakardım Allah'a da beni duymadı.
"Annem ben o akrabalarımızı hiç sevmiyorum!" diye isyan etmeseydim.
Bir tek insan evladı da kurtaramayacaktı hani beni o çirkin ellerden!
Kimsenin inanışına saygısızlık etmedim bunca ömrümde...
Varın siz kandillerinizi kutlayıp, şükür ve af niyazlı namazlarınızı kılın.
Allah gani gani sevap eylesin hepinize...
Böyle günlerde hazır güya bize epeyce yaklaşmış madem,
Sağ omuz ve de sol omuz melekleri de dahil,
Hazır kulların neylediğini hesap ve kalemdeyken!
Yıllar yılı sorup da bulamadığım o tek cümlenin cevabını bekliyorum ben.
"Sen ki yedi yaşına kadar ölen sabinin hükmünü cennet eylemişken,
Hiçbir günahı yoktur dediğini ne diye sahipsiz bıraktın da,
Oncacık çocuğa en yakını tarafından kirli kirli dokunmaya çalışan o elleri,
Kirli kirli sürtünmeye çalışan o vücudu taş kesmedin?"
Sahi uzaklardan öylece seyrediyor muydun tanrım!
Eminim bu gece namaz üstüne namaz kılıyordur sencileyin affolunmaya!
Şerefsiz bir insanın sana yaşlılığından kaynaklı pişmanlığının,
Çaresizliğinden kaynaklı nadanlığına sana yakarmasına ihtiyacın mı vardı da,
Benim küçücük yaşımı piç edip, kendine sınav saydın?
Gelmiş, geçmiş, gelecek bütün kandillerin mübarek olsun Allah'ım!
Hani daha hala vicdanın rahatsa ver öpeyim elini!
Baba denen o sıfatın elini de her bayramda öptüğüm gibi.
Cemre.Y.

6 Eylül 2018 Perşembe

Eylül Mü?

...Eylül Mü?...
Sarıya meyyal yapraklar,
Dallarına sımsıkı sarıldığı ağacını terk etmek için,
Eylül'ü bahaneye bulayıp ufacık bir rüzgarı bekler.
Günlerin gecelere karıştığı oynak günler,
Çoktan denizin derinliklerine dalmış,
Mavinin ufkunda öpüşülerek uyanılan sabahlar,
Çoktandır yerini yalnız uyanışlara bırakmıştır.
Deli dolu yaşanan onca aylar,
Onca yıllar boyunca hiç Eylül gelmemiş gibi,
Zemheri ayazlarında,
Gecenin soğuğunda buz tutmuş ayaklar,
Birbirini ısıtarak,
Hiç rüya görmemiş gibi günlerden, haftalardan,
Aylardan, yıllardan sadece o gün Eylül'müş gibi,
Sanki ağaç dalına hiç küsmemiş,
Dal yaprağına hiç gücenmemiş gibi,
Yine de,
Onu sarıp sarmalamamış gibi terklere bahanedir Eylül.
Eylül mü?
Bir görseydiniz on bir ay boyunca onu beklediği halde
Her ilkbaharın ortasında görünüp,
Birkaç zaman sonra solup giden
O son lalesinin arkasından bakarken ki,
Yosun gözlerinin yaş tanelerini.
Bütün vedaları, bütün hazanları,
Bütün kaçışları yükleyin Eylül'e...
Nasılsa biliyor ya,
Kasım da başka aşklar hasreti yükleneceğinizi,
Sessiz bir sükunetle izler arkalarınızdan bütün gidişlerinizi.
Eylül mü?
Siz hiç Eylül'e sormadınız ki!
Lale sever o!
Gözünün nuru, ciğerinin nefesi kadar sever.
Çocukluğunun erken yükü, ergenliğinin göçebe göynü,
Yolların amazon kahramanı kadar sever.
Eylül mü yani?
İlkbaharların geleceğini hiç unutmayan,
Sonbaharın tek yükümlüsü.
Lale mevsiminin,
On iki ay sürmesi gerektiğini hayallenen Eylül!
Bütün suç onun yani.
Neyse peki.
Biz yine "Şerefimize!" deriz.
Ya siz!
İyi bakın yüreklerinizin diplerine,
Bir yudumluk bari kalmış mı şerefleriniz?
Cemre.Y.

2 Eylül 2018 Pazar

İnadına

…İnadına…
Ne vakit geçmişimle yüzleşsem…
Bebekliğimle çocukluğumun burnunun ucundan öperim.
Ne vakit geçmişimle yüzleşsem…
Ergenliğimle gençliğimin alnının ortasından öperim.
Ne vakit geçmişimle yüzleşsem…
Geçmişimi unutamadı diye orta yaşımla tekrar yüzleşirim.
Aynaya her baktığımdaysa, ille de, inadına, kendime gülümserim.
Cemre.Y.

1 Ağustos 2018 Çarşamba

Cancağızım

...Cancağızım...
Epeyce vakitler geçti sensiz...
Artık sormuyorum bile sana, nasılsın diye!
Nasılsa birazdan, beni bana dökeceksin.
Saçılacak içinin içi, canımın kırık canlarına.
Neyse ki varsın.
İyi'ki varsın!
Tam kırk beş saat!
Sen yokkenden beridir, bende yoktum aslında.
Şimdi geldim, valizimi boşaltmadan,
Kirlilerimi yıkamadan, nevresim takımlarımı değişmeden
Yatağıma doyamadan, sana geldim.
Parmak arası terliklerin,
Topuksuz sandaletlerin,
Özgür olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde,
Biliyor musun?
Botokslu, suda bozulmayan makyajlı,
Mimiksiz kedi yüzlü kadınları gördükten sonra
Hele ki bacaklarını saran sımsıkı beyaz pantolanlardan,
Kalçalarını kıvırta kıvırta yürüyen tiki kılıklı,
Eril cinsli efeminemsi herif yıkıntılarından sonra,
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok çocukluk düşürmüştüm ömrümden,
Ne çok geç kalınmış ergenlik,
Ne çok belki ucundan yakalarım hayatı diyerek,
Salak saçma dikte edilen öğretilik!
(Hani o da sadece hayal bab'ındaydı ya!)
Ne çok yenilgiyi kabullenmiş,
Ne çok pes etmiştim aynı ömrün,
Aynı hayat diliminde.
Yosun sarmıştı her yeri,
Ve umutsuzluk!
Ve çaresizlik.
Bir tişört, bir de şort'un,
Yeterli olduğu bir dünya vardı gittiğim yerlerde.
Oysa biliyor musun?
Kendilerinin yeni yapmış olduğu,
Ya da az biraz sonra yapacak olduğu ultra-lüks...
Ama sıfır mutlucuklu yüzlü kadınları gördükten sonra
Artık pek de umudum kalmamıştı öyle bir Dünya'ya dair.
Ve de çoktandır omuzlarına yük olacak,
Açık büfe yemeklere çoktan razı,
Yahut hiçbir şey'siz, hiçbir hayat yarını olayan insanların,
Benim hayatımı...
Benden çok kurtarmak istiyormuş gibi davranmalarından,
Eskiden olduğu gibi oldukça çok yorulmuştum!
Oraya en son gittiğimde,
Ne çok tokluk, ne çok haz...
(Artık ne neye göreyse!)
Yitirmiştim ömrümden.
Ne çok yaşlılık, ne çok hastalık, ne çok ölüm.
Ne çok vazgeçmişlik geçmiştim şu hayattan
Artık sadece nefes alıp vermekten yorulup!
Yahu ne çok akıllarınız var öyle sizin!
"Yok şunu şöyle yapsaydın da,
Yok şunda kanserojen var!"bilmem ne?
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Benim güneşim,
Benim denizim,
Benim kumsalım,
Ve yanımda benim yosun gözlü'm...
Tatil'se...
Kısacık da olsa bizimdi be!
Yok ama...
İlle de siz...
Arnavut kaldırımlı o sahil kasabasının sokağında...
Memeleri ağzına fırtlamış,
Saçları pahalı parfümler kokan,
Pahalı arabasıyla gelmişse ona bir gülümseyiş sırıtan,
Kaldırım yosmalarından etmeye çalışırsınız beni!
Kusura bakmayın be canım.
Dar alanlarda boğuluyorum ben!
Hani kendi egolarınızdan vazgeçip,
Artık insan olmaya karar verirseniz,
Kumsaldayız biz...
Ben kızım koruyorum, kızım benden çok beni.
Hepi topu...
Tam tamına kırk beş saatti be!
Neyinize çok geldik anlamadım ki.
Neyse...
Biraları kapıp gelin!
Hem siz geldiniz diye de ateş de yakar,
Bizi yakmaya çalıştıklarınızı da yakarız!
Daha da romantik olur öyle...
Zira ben kırmızı'yı,
En çok...
Giyebilirsem hani,
Siyah sivri topuklularımın altında severim.
Cemre.Y.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?

...Söyle Tanrım, Arttık Bizimle Misin?...
Günün belirli saatlerinde,
Hele ki sabah vakitleri milletlerin vekillerinin,
Hatta gerekirse cumhur başkanlarının,
Gerekse de kraliyet saraylarının belirlediği zamanlarda,
İnsanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Ezan seslerini türlü güzel nidalı imamlarıyla beraber,
Hiçbir sesinin duyulamayası,
O iğrenç seslileri de imam yaptın diye!
Bangır bangır bağırtan'ım!
Yine insanlığı gaflet uykusundan uyandırıp,
Allah'ı aynı ama peygamberi ayrı yaradan'ın emri ile,
Kimi bir piyanonun sanki bir lire dokunmuşçasına,
Öyle bir yumuşak dokunuşla çanlar çalınırken,
Kimi paslanmış oksidasyon'lu sesiyle,
Kulağımızda zangırdatır ve bizi korkuturken başka ülkelerde.
Üstelik bütün bilinmiş dinlerde
Yaradanın yarattığına ezası...
Hep buluğ çağını çoktan geçmiş'i tasvir edilirken,
Ve birçok dinlerde buluğ çağı geçmemişse,
Hiçbir insan evladına halvete meyl edilmezken!
Ben, her bana sorulduğunda,
"Müslümanım elhamdülillah" derken.
Ama içimden!
Baba'm bana ilk tacizde bulunduğunda,
Henüz altı yaşımdaydım,
Biz müslümanlar'a vaad edilen,
"Ölür isek cennet kesin!" zamanımızdaydım yani.
Şimdilerdeyse...
Neden herkes gibi vedalaş'amıyorum,
İçimdeki habis şeylerle de durduk yere,
Bana hemoroid teşhisi konuluyor artık anlıyorum!
Çünkü içimi dışıma açarsam, o girebilirdi!
Çırpındım ama ölmedim!
Yenilmedim de.
Bir sonraki yelteniş'indeyse,
Göğüslerim daha yeni bitmeye başlamıştı,
Arkadaşlarım,
Anaları, ergen arkadaşları öyle demiş diye
Koca koca taslar koydular memelerine,
Hani o kadar büyük olurmuş diye.
Ben küçücük kahve fincanlarını dayamış'tım memelerime.
Hani hiç kimse heves edemesin diye!
Yine de baba'm...
İlk onlara dokunmak istemişti nedense?
Şimdilerde...
İstediğim her an degajeli fotoğraf paylaşıyorum!
Artık kırklı yaşlarımdayım!
Hele bir dokunmaya meyl etsin!
Sikini keser, ağzına tıkar, ibreti alem olsun diye de,
Cümle aleme yayarım!
Gerçi,
Gerçeğimden geçtiğim onca zamanlar içinde de çığlık atmıştım!
Rahmetli anam beni o günden beri hasmı bellemişti,
Susmamıştı ama...
Sevgisi artık eksikti.
Şimdilerde rahmetli olmaya haylice yakın olan,
Zavallı prostat kanseri olan babamın babası bile,
O günlerde bu çığlığım ses getirmeye devam ettikçe...
"Canım, o da kız kısmı sonuçta,
Gecelik giymeseydi." demişti.
Öldüğünde dedemin mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da
Daha ölmedi.
Öldüğünde babamın mezarı başında ne diyeceğimi,
Daha o yaşımda ezber etmiştim çoktan da,
Daha ölmedi.
Daha dün,
En üst kattaki yatak odamın penceresinden bir nefes alayım derken,
Hani o sevdiğim, hani o en beni seven kardeşim,
Hani o, en mutlu olunası aile için anama bile cephe olduğum,
Kardeşim, karısı, ve çocukları...
Toplamışlar kendince sevdikleri akrabaları!
Maldı, mülkdü,
Baba'ydı...
Haksız yere konduğu mülkü nasıl onlara aktarma'lıydı,
"Hangi yolları denemeli" ydiyi konuşuyorlardı,
Kızımı ve ben'i unutarak!
Yani geçmiş...
Aradan 3-5 gün geçince unutulur azizim!
Hele ki 3-5 kuruş geliri varsa çoktan unutulur!
Onların bir kızı yok nasıl olsa...
Erkekleri'yse gaylerden korumak yeterliydi,
Oysa ben görmüştüm,
Rahmetli anamızın bizi her yaz Kur-an öğrenelim diye,
Gönderdiği o Yeşil Cami'de...
Kur-an kursundaki kızlar salınıverilirken,
Dileyen...
Erkek öğrencilere ek nizam verildiğini!
O vakitler baba kahve köşelerinde,
Arkadaşı olduğu eşlerinin...
Kocasını nasıl da tufaya getirip yendiklerini anlatan,
Kodaman kodaman godoşların,
"Ondan artık vazgeç de, bana gel!"li endekslemelerine,
Rahmetli anamın,
Eski nacağıyla savaş açma dönemlerindeyiz.
Özür dilerim senden anne'm...
Baba'm gibi bana dokunmak yerine,
Seni tercih ettiler de,
Sen kendini savunabildin diye!
Ve özür dilerim anne!
Sana bütün bu hayatlarımızın,
Dönüm noktalarını sana anlatıp,
Senle paylaşıp,
Benden korkmanı sağladığım için!
Ve artık sen de benden özür dile lütfen!
Artık ölmüş olsan bile...
Bekaretimi...
Sevdiğim adam' a feda ettiğim,
Ve bunun için bunca bedel...
Aşk, ihanet, çocuk, ayrılık,
Ayrılık...
Ayrılık...
Ayrılık...
Şimdi bana neden ömrüme ait,
Sadece kızım'dan daha değerli hiçbir şey yok diye soruyorlar ya!
Çünkü...
Hiç kimsenin...
Sadece...
Kız evladı yok!
Bilmiyorlar?
Hiçbir şey'i anlamak istediklerinden fazlaca da...
Bilmek istemiyorlar...
Sana bir sır vereyim ağa!
Bu hikaye...
Senin aile efradından birinin kumarhane yönettiğine,
Senin aile efradından birinin uyuşturucu içip,
Uyuşturucu satmasına,
Bu hikaye...
En çok güvendiğin kardeşinin,
Mevzu bahis konusu geçince...
Senin çoktan ona ve ailesine bila bedel feda ettiğine rağmen
"Zamanı gelince,
Şu, şu kadar!" dersin matahlığını sana dillendirmesine değmez!
Çünkü diyemezsin ki ona
"Ulan bezirgan evladı!
Hadi geçtim sonraki sana ihtiyacım olan günleri de...
Baba denen o adam beni yemek masamıza yatırdığında,
Götümü sikmeye çalışırken, sen çığlıklarımı duydun da,
Kulaklarını yastığa gömmüştün hani!
Komşular yetişip beni,
Hastalanmışım gibi karın ağrısından doktora götürülürken sen!
Yatağın altında titriyordun hani!
Hani seni sormuşlardı da ben,
Trakyanın, o Pınarhisar'ındaki,
Bitli arkadaşım Ayşe'ler de, olduğunu söylemiştim hani!
Onun abisi de senin arkadaşındı ya!
Geçen gün...
Kulaklarımla duydum benim için aslında ne hissettiğini!
Oysa...
Hep...
"Yeterince büyük olsa kurtarırdı beni." demiştim.
Yeterince büyüdüğünde de,
Bana oldurmaya çalışılanları öğrendin ses etmedin.
Öz yeğenini, öz kardeşinden kollamaya çalışırken ben,
Ona da ses etmedin!
Kızımı, evimden, içimden kovarken de,
İçimdeki korkuları tıpkı altı yaşımdaki,
O kocaman çığlıklarımı duyduğun halde ses etmedin!
Yıllar sonra da...
Anamın uğru diye açtığınız kuran kursunun,
O serin bahçesinde siz çekirdeklerinizi çitlerken mi duyacaktım!
Aslında size göre..
Hiçbir işe yaramayan bir insan olduğumu?
Size bir tek hele ki bu dönemde!
Bir kız evlat diliyorum kardeşim!
"Bakalım, erkek o!
Nasılsa atlatır, rahatlığı yerine,
Onu kara çarşaflara serseniz de,
Onun topuğundan,
Yok bilmem ne,
Kara çarşafının kenarından görünmüş olan bileğinden,
Yok bilmem ne,
Balkondayken kimse yok sanıp,
Etrafa bakınırken gerdanından!
Yok bilemem ne,
Sosyal medyalardan birinde,
Es kaza uzun görünen kirpiklerinden,
(Benim evladım açık diye bunlar onda da dahil değil mi sanırsın!)
Kork!
Senin bir değil beş kız evladın olup,
Her biri bambaşka karakterlerde ve de inanışlarda olsun!
Bakalım o zaman!
Size üç kuruş gelir sağlıyor diye o babaya hala acıyacak mısınız!
"Esselamu Aleykum Verahmetullah!" diyorsunuz
Her gün milyonlarca kere...
Peki cennet garantili evlatlar,
Cenneti açlıkla, tecavüzle, iğrenç ecellerle sınansın diye mi!
Bu nasıl bir yaradan egosu!?
Şimdi şükür mü etmeliyim sana,
Hiç değilse tecavüze uğramadım,
Hiç değilse ben de öldürülüp,
Bir dere kenarına atılmadım diye!
Sen söyle Allah'ım!
Bunca zulüm hangi yaradanın egosu?
Cemre.Y.

14 Mayıs 2018 Pazartesi

Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!

...Annesine Aşık Olmayan Bir Adam, Başka Bütün Kadınları Yarım Sever!...
Daha ilk cümlemi okur okumaz itiraz seslerinizi duyar gibiyim.
Zira kadın-erkek ayırdımına varmaksızın çoğunuzun
Beyin algısında aşk deyince tek bir çağrışım uyanıyor,
Cinsellik...
Ne büyük hata!
Oysa yazımın ilk kelimesi "Anne!" ile başlıyor ki
Bir kadın hamile olduğunu hissettiği andan itibaren annedir.
Bütün cinsel kimliklerin dışında çok farklı bir olgudur
Annenin evladına, evladın annesine duyduğu sevgisi ve aşkı.
Kaldı ki Dünyaca ünlü Merriam-Webster sözlüğünde bile
Aşk oldukça yalın bir tarif ile:
"Aşk, güçlü bir bağlılık hissi
Ve kişisel bağlanma duygusudur." diye tanımlanmaktadır.
Oğul annesi olmamakla birlikte kız annesi olarak,
Yani anne olmak olgusunun tüm aşamalarını doğru algılayıp,
Doğru yorumladığımı düşünüyorum.
Kız evlatlar ilk andan itibaren anneye daha yoğun ve yakın tutunurken,
Erkek evlatlar doğdukları andan itibaren,
Çevreye mal edilerek anneden uzaklaştırılmaktadır.
Oysa anne cinsiyetsiz sever ve sınırsız bağlıdır evladına.
Gelelim asıl meseleye;
Oğul, bebeklikten itibaren,
Bütün aile ve çevresinden ona en başından dikte edilen
Gurur ve yüceltilme duygusunu aşıp,
Annesine karşı sınırsız sevgi ve aşk beslerse işte o vakit,
Katıksız saf sevgiyi özümsüyor yüreğinde.
Zamanımız hatunlarının
"Ay, süt çocuğuyla uğraşamam,
Hele bu saatten sonra." dediğini duyar gibi oluyorum.
Oysa hangi yaşta olursa olsun annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever,
Çünkü sadece cinsi münasebet vardır beyninde.
Çünkü o doğduğu andan itibaren o yönde yüceltilmiştir.
Gururdur, ne yapsa, ne yapmasa tolore edilir.
Ergenliğe ulaştığı andan itibaren,
İlk deneyimi ile beraber bütün kadınlar onundur artık.
Biri giderse, diğeri gelir.
Çok az adam tanıdım,
Ergenlik yıllarında genelev kuyruklarını beklememiş olan!
Nadiren ilk deneyimini karşı cinsine duygusal hisler besleyerek yaşayan
Bu tip erkekler hayatları boyunca para karşılığı aşk yaşamamıştırlar.
Hayatlarına girip çıkan kadınlara karşı,
Mutlaka duygusal hisler beslemişlerdir.
İşte bu tip erkeklerdir annesine aşık adamlar.
Hayatlarının her döneminde birliktelik yaşadıkları kadınlarda
En ilk güven duygusunu yaşarlar, aşk ve sevgi sonrasında gelir.
Saygıyı her zaman baş tacı yaparlar.
Kadına kendisini mutlak surette değerli hissettirirler.
Oysa özellikle genç kızlarımız
“En çok beni sevsin, merkezi ben olayım.” derdindedir.
Annesine bağlı olan adamları,
"Süt kuzusu" tehdidiyle aşağılamaya çalışırlar.
Oysa bu tip adamları tercih edenler zamanla görürler ki
“Senin için annesinden bile vazgeçen,
Bir başkası için de ilk fırsatta senden vazgeçer.”
Dedim ya “Annesine aşık olmayan bir adam,
Başka bütün kadınları yarım sever."
Bu yazımı okuduktan sonra etrafınıza bir bakın.
Annesinden ve sevgisinden uzaklaşmış,
Ya da itina ile uzaklaştırılmış erkeklerinize,
Bu bakış açısıyla bir bakın.
Onları birbirlerinden uzaklaştırmadan,
Önceki adamla şimdiki adam aynı mı?
Aynı sevebiliyor mu sizi?
Şimdi diyeceksiniz ki; “Her anne de o kadar anne değil yani."
”Unutmayın ki bebek oğulun duyguları o kadar saf ve yücedir ki
Zaten her anneye, her oğul da aşık olarak yetişmiyor tabi.
Tekrar etrafınıza bakın karşınıza çıkan annesine aşık adamlara.
Hiçbir zaman bir kadını bilerek incitmemişlerdir.
Hiçbir zaman sevmedikleri bir kadınla beraberlik kurmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamış,
Bir ilişkiyi tamamen sonlandırmadan,
Yeni bir ilişkiye adım bile atmamışlardır.
Hiçbir zaman kadınlarını aldatmamışlardır.
Şu zamanda rastlama olasılığınız çok az ama denk gelirseniz,
Şansınız yaver giderse böyle adamlara aşık olunuz.
Onu dünyaya getiren anneye saygı, sevgi ve şefkat duyunuz.
İşte o zaman, o adam sizi tam sever, katıksız sever.
Elbette annesinden sonra gelmeye gönülden razı olacaksınız.
Emin olun ki o anne bu dünyadan gittikten sonra,
Çok uzun bir zaman hep siz olacaksınız.
Çünkü siz aşkın tamamlayan kısmısınız.
Çünkü siz, bu aşk sürse de süremese de,
Sevgi daimdir ve siz artık onun yüreğinde bir imza'sınız!
Ne vakit Allah korusun!
Anasını kaybetme korkusu yaşasa, sizi hatırlayacak…
Hem de ona ilk gösterdiğiniz ana yaralarınızdan.
Herkesin ömrü daimi ve sağlıcakla olsun.
Şurada emekli olmama yüzyıl daha var…
Üstelik bir Türkiye'm dolusu arşınlamak hayalimle,
Pembe tosbağamla dünya turu hayalim ölesiye kapışırken!
Ben daha imkanlarımı olgunlaştıramadan!
Hiç olmayacak yerden menisküs yırtığı diz ağrısı engel teşkil ederken!.
Gerekse sürüne sürüne gezecem lan dünyayı!
"Seve seve yandıydı!" yazsınlar mezar taşıma gram gam değil.
Sıcak iklimleri oldum olası severim.
(Bu yazıyı yazmama vesile olan elli iki yaşındaki bir adamla,
Seksen beş yaşındaki bir ananın sevgi dolu bakışlarına şükranlarımla.)
Cemre.Y.

1 Mayıs 2018 Salı

Şimdi An


…Şimdi An…
Vakit bize ramak kalmışken
Yine zamana yenildi sevgili
Şimdi an...
Kirletilmiş hayatlardan oluşan
Kirli ruhların,
Ergen bedenlerinin en çirkef anı.
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

Aşktan Da Anlamazsınız Siz Zaten

…Aşktan Da Anlamazsınız Siz Zaten…
Ey benim...
Gözleri köy karanlığı gecesi zifirisine inat
Güneş çakan ışıklı,
Yıldız yıldız yakamozlu ömürlü gözlerim.
Ey benim...
Güneşin sahtekar ışıltılarına inat,
Geceyi anımsatan karamsarlıklı,
Güneş güneş karanlıklı,
Mavi mavi deniz deryası salınan saçlarım.
Ki vazgeçebilirim hepsinden.
Ve ey benim...
Beni çok anladığını sanıp,
Hiç duymadıklarını gördüklerim.
Ergenliğim,
Gençliğim,
Erilliğim...
Daha mı?
Dahası ne kadar daha
İsyan edeyim ben yahu!
Gözlerime bir türlü doğamayan
Müptezelliğinizi.
Peki, madem,
Gülümseyelim.
Aşk'tan da anlamazsınız siz zaten!
Cemre.Y.

15 Aralık 2017 Cuma

Neyse!

…Neyse!...
Kısa süreliğine hastane arası bulunduğum bu ortam nedeni ile 
Az önce fark ettim ki 
Kadınlığım boyunca kullandığım o cümle;
"Ben dağınıklığı sevmiyorum."değil de
"Ben, dağınıklığı toplamayı sevmiyorum." olmalıymış.
Ohhh! 
Dinlenmek için kaçtığım bu otel odası da
Misler gibi darmaduman ergen odası oldu, 
Toplasınlar işleri ne! 
Cemre'nin iç sesi;
"Burada iki gün kalacak olsan,
Çoktan simetri hesaplarına bile girmiştin!"
Cemre'nin dış sesi;
"Keyfine baaak yarın nasılsa burada değilsin! 
Gerçi şu karşındaki tablo oraya da pek abes durmuş,
Hiç koca duvarın cam kenarına 
Küçük bir tablo, 
Üstelik yamuk asılır mıymış da neyse yahu!
Neeeyyyseee "
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...