...Güya...
Yeni yıla ramak kalaydı ilk kelamlaşmamız,
Şiirdaşlık geldi sonraki günlerde.
Günler olmayan gecelerin sabahına ayarken,
Yaralarımızı açtık birbirimize...
Ne çok yaramız vardı ah ne çok!
Açtıkça her bir kabuğun altı yeniden kanayan!
Sonra bir gün dayanamayıp,
Öptük dizlerimizden, dirseklerimizden,
Yüreğimizden öptük sonra birbirimizi hiç görmeden.
Bilmem ki nedendi durduk yere hırçınlaşmalarımız!
Birbirimize destursuz s*ktir çekmelerimiz lakin...
Dayanamıyorduk da yokluğumuza,
Ellerimizde rengarenk misketler,
Küsüp barışan küçümen çocuklardık işte.
Karlı bir mart akşamına sözleşmiştik güya,
İlk defa göz göze gelip,
İlk defa birbirimize sımsıkı sarılıp,
İlk defa yeniden yine sevmeyi deneyecektik.
Şöminenin başında gitar çalacaktı bana!
Üşüyen ellerimin, donan ayaklarımı,
Zemheri ayazı yüreğimin kışını alacaktı güya!
O gelmedi o akşam,
Kırılmış çocuk yüreğinden öptüm de gittim ona lakin.
Kimse kimseye bir tastamam güvenemedi.
O gelmedi, ben de bir tamam gidemedim gibi bir masal bu işte.
Dudaklarımızda başlayamayan bir sevdanın kırık nağmeleri.
Belli ki kalp daha hiçbir şeye hazır değildi.
Yoksa gelirdi, yoksa severdi, yoksa kalırdı.
Bazen,
Ne çekip giden umurunuzdadır artık
Ne de, yıkıp giden...
"Eyvallah!" der geçersiniz...
Cemre.Y.