…Ama Burası Benim Ülkem…
Oysa yepyeni kelimeler
Döşemiştim şiir haneme,
Mecaz anlamı başkalarınca apayrı,
Banaysa özel mi tüzel, nice cümleleriyle.
Tam yazdığım gibi öylece paylaşacaktım.
Herkes yine sadece onlara,
O kadar sanacaktı.
Yağmur, çocukluğuma oyun etti bu sefer!
Tam perdelerimi araladı,
Beni yine delirmeye çağırdı.
Tam giyindim, parfümümü elime aldım
Tam buram buram kadın kokacaktım...
Vazgeçti içimdeki bir ses.
Bu sefer de iftar pidemi almaya gider gibi
Erkek kokumu sürdüm.
Öyle ya ben, kadın yüreğim çağlıyorsa
Zara’nın en indirimli anında Fruıty’ini,
Erkek yüreğim ağlıyorsa
Axe Darktemptatıon Chocolette’i,
Aşk a hazırlıksız yakalanacaksam,
Yakalanmak da, yanmak da istemiyorsam
Fırst Class Man’i kokardım...
Evet!
O da erkek kokusuydu yani!
Evet yanlış okumadınız!
Ben genelde erkek kokarım!
Bana ne Diorlar’dan,
Ömrüme kaç aşk etmişti ki,
Bana neydi o bütün Di Amor’lardan.
Bana neydi Milion’lu parfümlerden
Zaten rakamları kokuma,
Burnumun ucuna hayli bedelse
Hepsinden nefret ederdim ben!
Neyse işte;
Axe Darktemptatıon Chocolette sıktım
Erkek kokuyordum buram buram...
Bu kokuyu
Benden başkalarında duyduğum
Bütün anlara inat!
Savuruyordum merdivenlerimin
Tam on altı basamağına!
Başka bir sebepten.
Anamın gücüne artık gitmesin diye diye!
Eminim çoğu kullandıkları kokunun
Notalarını bile bilmiyorlardı.
Ben öylece,
Aslında hiç yağmayacak yağmura uçuşurken,
Ardımdan en küçük kardeşimin kiracısı,
Sanki az önce,
Taaa giriş kapımızın kaldırımlarını
Süpüren o değilmiş gibi,
Sanki ben terasımdan bakarken
O’nun incecik bedenine özenmemişim gibi,
Sanki şimdi iftara misafirken
O incecik bir yeni gelincik gibi
Giyinmemiş miş gibi!
Kendi merdivenlerini iniyordu usul usul....
Ben onun merdivenlerden
Sadece yağmuruma uçuşurken,
Öylece deyiverdi;
“Sen ne de güzel kokuyorsun
Ama her seferinde be kadın!
Ve ben safi sabun koktuğun günlerde bile
Senin buradan geçip gittiğini anlıyorum.
Sakın kızma bana!
Güzel ötesi koktuğunu söyledim diye!
Ama bugün özellikle bugün!
Sen adım gibi kokuyorsun.” dedi.
Adı Özlem’di....
Ömrümde ilk kez,
Erkek kokumla birileri beni
Kendi merdivenlerimden
Uçuşurken tanımıştı işte!
Dinsiz , milliyetsiz, ırksızdı
Beni hiç yermemişti ona buna.
“Teşekkürler” deyip
Gülerek gittim ya hani
O gülmeler...
Kocaman bir yalandı...
Şükre çeyrek, duaya yarımdım.
Yağmur bana yine yalan söylemişti işte.
Sonra sokağıma daldım
Ne güzel kokuyordum adını hatırlattım
Belki de epeydir gidemediği memleketini.
Oysa ben geçen seçimde
Mevlüdümüze bahaneyle hazımsız olduğum
O yeşilli, sarılı iğrenç bayrağın ipini
Kendi elleriyle kestirendim.
Oysa; Hocamız bile izin vermişti.
Hocamız!
Türkiye Cumhuriyeti’ni ne kadar bilebilirdi!
Mevlamız “Aziz Mahmud
Hüda-i ye zeval vermesin!” di.
Hocamız ne bilirdi?
O gün ben o bayrağı kaldırtmasam
Mevlüdüne, yazık ki Kur-an hakkını
Gerçek bilenleri duracaktı!
Kaçı biliyordu ki gerçeği?
Mevlamız onca yüce!
Hiçbirimize, ne ülkemize,
Ne kişiliğimize, ne bize, zeval vermesindi.
Bu neyin, neye denemesiydi?
Nelerin neye bedelli vazgeçmesiydi?
İçim, iç savaşlara el veremezken
Rahat değildi.
Savaşmalı ve yine gerekse
Benim Cumhuriyetim kazanmalıydı...
Ve bu kazanç o binanın sahibi biziz diye
Olmamalıydı.
Bugün ben merdivenlerinden uçarken,
Hem de baştan sona erkek kokarken
O özlem’in gözlerinde bunu gördüm işte.
Utandım ilk kez kendimden.
Savaşmaya cesaretim yok
Sindirmeye cesaretim hayli çoktu diye.
Ama burası benim Ülkem.
Cemre.Y.