tavan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tavan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2025 Cumartesi

Yanılsama

...Yanılsama...
Sen yokkenden beridir saçlarım uzadı.
Üstelik kendi renginin üzerine göz kırpan
Beyaz ışıltılarım da hayli çoğaldı,
Bil istedim.
Lakin dişlerimi hiç sorma!
Ne vakit dara düşecek olup da
Gecesi, günü fark etmeksizin,
Farkında olmadan yine onları sıkmaya evrilsem,
Sanki çatımda olmayan tavan eksiği gibi,
Her biri beşe on kalaslarıma tutunmaya çabalamakta.
Çünkü hayat gibi işte, hayatımız gibi,
Biz hepsini gerçek sanırken her şey implant.
Yanılsama yani.
Cemre.Y.

3 Mart 2020 Salı

Güya


...Güya...
Çoktandır akordu çoktan bozuk bir enstrümanın içinde,
Ortasında, üstünde, tokmağında ya da nefesindeydim!
Ben kaç kere öldüm hatırlayamıyorum,
Kaç kere yeni bir hayatın umuduna, Zümrüdüanka gibi yine dirildim.
Ama her seferimde, kendimden de önce,
Sana yeni bahar çiçekleri için, yeni tohumlar ektim ben çocuk!
Her mevsimi rengarenk fesleğen kokulu,
Her mevsimi rengarenk zambak kokulu,
Her mevsimi rengarenk hanımeli kokulu,
Her mevsimi daha bilmediğim envai çeşit hayallerinle,
Nice lale şefkatinde ve iki göğsünün tam ortasında açmış bir yürek.
Lakin...
Zaman...
Amansız bir düşman çıktı hep sana, bana, ona!
Çoktandır akordu çoktan bozuk bir enstrümanın içinde,
Ortasında, üstünde, tokmağında ya da nefesindeydim!
Ben kaç kere öldüm hatırlayamıyorum,
Kaç kere yeni bir hayatın umuduna, Zümrüdüanka gibi yine dirildim.
Fakat bu sefer...
Bütün enstrümanlarımın tellerinden biri kesin kırık be çocuk!
Göğe bakıyorum, tavan çatlak, su kaçırıyor,
Yere bakıyorum, zemin çatlak, toprak kaçırıyor,
Sağım, solum, önüm, arkam zaten hep "Sobe!"
Güya...
Seni içimde ilk hissettiğimde, nefesin bulansa nefesin olacaktım!
Güya...
Yolda yürürken ayağına taş değse çimenin olacaktım!
Güya...
Ömrümü törpüleyen her ne var, ne yoksa seni teğet geçip bitecekti!
Güya...
Alnının tam ortasını, yazgısından gururla öptüğüm tek yürek çiziğimin,
Ömrünün hiçbir anında, hiçbir yaş tanesi olmayacaktı öyle mi?
Kim bilir kaç kere başaramadım seni bunca severken,
Ömrüne lale bahçeleri ekebilmeyi?
Şimdi bir daha akort olamayacak bir kalp kırığıyım vatanımın içinde gurbet!
Hani biz dünyalıydık?
Cemre.Y.

19 Şubat 2019 Salı

Benim Adım Kız Kulesi

...Benim Adım Kız Kulesi...
Uzun uzun tanışmasak olur mu bu sefer!
Misal benim adım Kız Kulesi olsun,
İçimin dibini merak edersen,
Tavanındaki Piri Reis haritasına bir bakış atıver desem!
Ve sen artık,
Salacak merdivenleri yerine içimin derinini duy desem!
Cemre.Y.

29 Ocak 2019 Salı

İnsanları Özlüyorum Ömrümün Ruhunu Bilmeyen İnsanları

…İnsanları Özlüyorum Ömrümün Ruhunu Bilmeyen İnsanları…
Bir insanın hayatındaki tesadüfler asla tesadüf değildir!
Sizce de öyle değil mi?
Film repliği gibi oldu ama öyle esiyor ruhum bu akşam.
Film repliği olan şu cümle misal;
"Üst üste…
Hep aynı yerden,
Hiç durmadan açılan bir yara!"
Ne kadar da kabullenişe hazır bir cümle oysa!
İnsanları özlüyorum epeydir, ömrümün ruhunu bilmeyen insanları.
İnsanları özlüyorum ve şefkat dolu seslerini.
Ama yüreğim ne vakit bir insana çarpsa!
Hep bir yürek yanılgısı yakınmaları.
Ne kadar çok yormuşum insanları ah yüreğimin yıkıntılarından!
Artık ne hatırlamak, ne hatırlatmak!
Ne duymak, ne duyurmak, ne de görmek istemiyorum!
Soran olursa ben artık, çocukluğumdan kalma
Tek kare incecik dilimli üzümlü keki de artık sevmiyorum.
Ama insanları özlüyorum hala, ömrümün içini bilmeyen insanları!
Mesela, bir hafta sonu akşamındaki İstiklal Caddesi insanlarını,
Misal bir bahar akşamı, salacaktan Kız Kulesine bakıp,
Karşıdan karşıya geçer gibi sevmeyi, denemek isteyen,
Oraya kadar…
Sadece tavanındaki Piri Reis haritasını görmeye giden insanları!
Cemre.Y.

9 Ocak 2019 Çarşamba

Kış Ayazı

...Kış Ayazı...
Hiç sormadın ama!
Bende idare ediyorum işte ne olsun,
Günü, kurtarma telaşı işte.
Malum kış ayazı günler geçiyor ömrümüzden,
Her zaman oturduğum üçlü koltuğu üçlü leğenler zapt etti,
Hiç yoktan tavanımız aktı.
Yazın, "Boyatma, taşın git, kurtul buradan!" demiştin biliyorum.
Fakat bütün terazilerin kefesi aynı tartmıyordu hayatı!
Bizim terazilerimiz hep yetemezliliğe tartıyordu.
Halbuki cehennem sıcak bir yer diye tasvir ediliyor bütün dinlerce!
Asıl cehennem bu dünyada kızım, ve ben hala hep, donuyorum.
Kırılgandı telefonun diğer ucundaki sesin,
Sanki seni ben…
Tek başıma, bu dünyaya "Var!" eyledim.
"Allah!" diyorlar, kimileri de "Rab!" adına,
Yazmış, çizmiş, boyamış aklınca bütün kaderlerimizi,
Güya, kalubelamızda da okumuş muş her birimize kaderlerimizi.
Bence de bir yaradan var evlat!
Ama sanırım ilk Adem'i yaratınca, sonrasına devam edemedi, çekti gitti.
Ya da sihre el koydu başka bir şey her neyse, olamadık biz insanlıkça, affet e mi!
Cemre.Y.

28 Kasım 2018 Çarşamba

Yağmurun Suçu Yok

...Yağmurun Suçu Yok...
Ben de isterdim yağmurlu günleri, yağmurlu akşamları çok sevmeyi,
Lakin ne vakit yağmur yağsa, evimin yalnızlığı geliveriyor aklıma.
Yine tavan, bacasından akmış,
Yine eskimiş koltuğuma yağmur ağlamıştır zira.
Evim de isterdi yağmurlu günleri, yağmurlu akşamları çok sevmeyi,
Lakin ne vakit yağmur yağsa, benim yalnızlığım geliveriyor aklına.
Yine bastığım kaldırım taşının altı boşluk kalıp su dolmuş,
Ayağımı bastığım anda bütün su üstüme sıçramıştır.
Yine şemsiyem rüzgardan kırılmış, bütün yağmur kafama boşalmıştır.
Yine bütün kayıplarım aklıma düşmüş,
Yine ağlamışımdır usul usul yürürken.
Yağmurun suçu yok,
Evimin suçu yok,
Benim suçum yok bütün bu kaderin yazılmasında.
Başkaca her şey çoktan hüküm giydi ruhumda!
Cemre.Y.

17 Aralık 2017 Pazar

Meridyen

...Meridyen...
Nerenden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Senle ben...
Sen, Kız Kulesi...
Ben, tavanınındaki Piri Reis haritası!
Dışımla o kadar meşguller ki,
İçimin içini bir gören varsa,
O da, en çok, sen'sin.
Yahut...
Sen, yine Kız Kulesi
Ben, eteğinin bir köşesindeki
O hiç görülmeyen deniz feneri!
Dışınla o kadar meşguller ki,
İçinin içini bir gören varsa,
O da, en çok, ben'im.
Neresinden bakarsan bak,
Bu hayatın aynı meridyenindeyiz işte!
Ama yine de bir tastamam,
Bir türlü, kavuşamadık gitti.
Cemre.Y.

12 Aralık 2017 Salı

Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!

...Bir Yerlerde Terk Edildik Biz!...
Bilirdim elbet şiir'in kurallarını,
Türlerini, çeşitlerini, ölçülerini, rediflerini.
İlle de, uyaklarıyla, kafiyelerini,
Bilirdim elbet bende!
Hele koşma'larını, hele rubai'lerini.
İlle de semai'lerini, hele de gazel'lerini de!
Hiçbirinden, bir tek şiir yazamadım.
Sorunum şuydu ki...
Ben kendimle bile, bana hiçbir zaman denk düşemedim ki.
Aynı evrenin bir tek karesindeki,
Tek bir "Amin"ine!
Hani şiir etsem, es kaza birilerine!
Bana dair'li şiirler yazsa birileri es kaza!
O birine ben, bir tek kelam bile yazamadım mesela!
Uğraştım ama...valla bak!
Hiç değilse sevmiş diye çabaladım cevaplamaya,
Harflerini yazdım da,
Babamdan daha çok güvenemedim ki, hiç kimseye!
Kelimelerim dahi olamadılar ya la!
Şöyle yalandan olsun, isimlerinin baş harfleriyle,
Akrostişlerini bile yazamadım ya lan!
Hani, ömrümde es kaza da, olur ya ansızın,
Denk düşse de, bana şiir etse birilerim!
Şiirler dolusu cümlelerimi, kalbine hediye niyetine,
Sarf ederken ben ona!
O ne yaptı?
O, tek mısra'mdan sonrası, benden caydı!
Yıllar yılı, sevip de sevilmemek varken,
Aldatıla aldatıla sevmeyi seçti.
Benim sevdam, hep ona yaşından büyük geldi.
Bir türlü beni, bir tamam sevemedi.
Yoksa...
Bu sefer olacaktı.
Valla.
Yarım'dım, belki de çeyrek!
Ben...
Onunla tamamlanacaktım.
Belki de ilk defa,
Bir, lir eşliğinde söylenecekti şarkılarımız,
Biz, kim bilir nerede,
Hangi gecenin gündüzünden geçip,
Hangi ülkenin sabahının,
Hangi mehtabına dalarken.
Yarı uykulu… yarısından çok uykusuzlu,
Hayallerim vardı benim de!
Ama hep,
"Sus!" lu ilmeğim,
Kim bilir kaç seferdir,
Boynumun dar ağacında,
Boynumun son ümüğünün, o son ilmiğinde, asılı kaldı.
Mademki hep aynı sondu kaderim, bende tuttum...
Her seferimde kendimi,
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesinin,
Bahçesinde yüzyıldır başı önde oturup duran,
"Düşünen Adam" ının, sol göğsüne zincirledim!
Elbette öncesinde, çocukluğumuzda…
Sebebini ancak şu zamanlarımda,
Şimdi ki kırk yaşımda anlamlandırdığım,
O yetimhane ziyaretlerimizi de gezdim.
Anam, her seferinde nasıl da ağlardı bize sarılıp!
O yetim çocuklar, bize yapışıp yalvarırlarken!
Hele ki o son ranzadaki kız çocuğu bana yapışıp…
"Anne'm ol no'lur!" diye hıçkırırken.
Sonra bir küçüğüme tutunurlardı,
"Sen bari ha küçük adam...
Baba'm! Ol, Noo'luuur!"
O vakitler,
O zamanlar, çocukluğumuzun kilitlerine dar'dı.
Anlayamazdık!
Anam, anasız bebelere hediyelerini dağıtıp,
Apar topar bizi, küçük yetimlerin,
Ranzalarından koparıp,
Küçümen bizlerden sigara dilenen büyüklerden de aparıp…
Mazhar Osman Beyefendinin oraya,
Sağ ve de salim etekleri uçuşarak getirirdi.
Düşünen o amcaya bakıp bakıp, saatlerce susar, ağlardı.
Bizde susar, öylece beklerdik!
Konuşup, yorum yapmak ne haddimize!
Susardık!
Ama hiçbir zaman,
Hele ki hiçbir zaman.
Oraya aslında,
Terk edilmek üzere getirilip,
Sonra da, şu lanet kaderimize razı kıyılamayan olarak,
Geri dönüşümüze hazırlandığımızı bilemezdik.
Mesela benim, o anlardan kalan, en son hatırlarımda hep!
Zincirlerinde boğulmuş bir kadının,
"Son bir dal sigaraa!" diyerek, tıkanıp tükenen nefesidir ki…
Yıllar boyunca çok girmiştir rüyalarıma o da!
Halbuki, Elm Sokağı kabusumuz, mirimiz,
Freddy Krueger tarafından,
Çeşit çeşit yanmalara maruz kalmak!
Orada…
Bırakılmak korkusunun yanında neydi ki!
Ben hep...
Her seferimde...
Son bir dal sigara istedim ömrümden.
Redifsiz,
Uyaksız,
Kafiyesiz,
Kifayetsiz!
İçimden o an...
O an,
İçimden ne geçiyorsa o an lan!
Sadece onu yazdım!
Hep kuralsız,
Uyaksız, redifsiz, kafiyesiz,
Kifayetsiz!
Son bir dal sigara istedim hayattan.
Bu kadar çok, bu kadar derin,
Onca çığlıksız acıdan hemen sonra ölünüyordu nasılsa!
Oysa, yaradan'ımdın sen benim,
Her acının dibinde, son bir dal sigara sonrası,
Ağız dolusu kusmuğa bakıyordu hep hayat!
Her kusmuğun en dibindeyse,
Kanlı ciğer kokusuyla başlıyordu yeniden, hayat.
Ve sen hep, o son dal sigarayı bana verdin?
Vermeseydin ya!
Kırıp atsaydın ya beni bu hayattan.
Oysa ne güzel, en ilk ve son başarılı, o intiharımda, ölecektim.
Daha, henüz, on dokuzumdayken, yitip gidecek,
Yirmi üç yıl daha o anımı başa sarıp durmayacaktım!
Çok, çok, en çok...
O günün meşhur gazetelerinin,
Üçüncü sayfasında, babanın, taksir e hafif sebeplerinden biri olan,
"Babanın kızına şehvet duyması normaldir." li sunumuyla,
"Kızı, bu şehvetengiz dokunuşlardansa ölümü tercih etmiş" li,
"Kendisine, annesinin bütün iğne ve ilaçlarından iksir yapıp, içmiş!"li
Hala, geçmişten tek mutlu o an'a,
Sonsuzmuş gibi gülümseyen, tek bir vesikalık resmi olacaktım.
Sen, eğer...
O son sigarayı içtirip, beni kusturmasaydın.
Üç gün boyunca, beni evimde, yarı ölü yatırmasaydın.
Ne güzel ben, cayıp canımdan...
Ban dair olamayan bu hayattan, gidecektim ya Rab!
Neden aklıma izin verdin ki?
Ne diye yaşamama sebep verdin?
Hiç mi düşünmedin ki,
Günler sonra karnıma inen tekme ile uyanırken ben,
Elim, kolum, dilim çalışmıyorken ben,
O geldi ve bana sahip olacak diye çok korkacağımı!
Hiç mi düşünmedin, düşünseydin zaten bu mahalde olamazdım dimi?
Bence, o birkaç gün,
Hatta doğduğum andan itibaren hiçbir gün olsun!
Beni, sen korumadın,
Beni, annem de korumadı, hele, her şeyden, bir haber kardeşlerim hiç!
Tek bir şansım vardı bu hayatımda, o da...
Sadece...
O, orospu çocuğu, kendi evladına değil,
Ona karşı koyamayan, yarı ölüye tecavüz etmeyi sevmiyordu.
Altı yaşımdayken, komşular yetişemeden hemen önce de bayılmıştım!
Şükür ki hepsi buydu!
Yaşım on dokuzdu oysa!
Ölüme ramak kalmayı yeni öğrenmiştim.
Daha öncelerimdeyse, sadece çığlık atmayı,
Çığlığımla onu öldürebilmeyi hayal etmiştim, kıyamadım!
O günden beri, ne vakit canıma ölüm gerekse,
Son bir sigara daha içeceğim gelir aklıma,
Ölümle son dans gibi!
Sonra basar giderim Mazhar Osman amcaya...
Bu sefer de ben sorarım ona sessiz bütün sorularımı,
Ben susarım, o ağlar, gelir bana sessiz bütün cevaplar.
Ama, asla, yavrumu götürmedim oraya mesela!
Es kaza yolumuz düşse de, yolumu değiştirdim,
Zaten babası çoktan gitmiş,
Ne gerek vardı anasız kalma ihtimalinin tramvasını,
Onca yüzyıl boyu ruhunda taşıtmaya!
Düşünüp duran amcayla,
Cevapsız soruşmalarımız bitip de ikimiz de susuşunca!
Sonra da Zuhurat Baba'ya uğrarım.
Abdestime mazeretim yoksa da,
İki ya da dört rekat namazımı kılar,
Arapçasından, türkçesinden Kur an ı Kerim okurum.
En fısıltılı sesimle dua eder, sorarım,
Sen elçisin, ben kul, sorsana, bir Rab'bimize sor bir hele!
Mademki var etmiş bizi,
Neden hep bir yerlerde terk edildik biz?
Sakın bana yüzyıllık hazır cümleleri, hadisleri, söyleme!
Altı yaşımdaydım, ölseydim cenneti hak ettiğimde,
Neydi suçum, baba, benim götüme meyl eylediğinde!
Ya ben ecelden acılı, feryat figan çığlığı atamasaydım,
Ya komşular yine beni dövüyor sanıp,
Umursamasaydılar, yetişemeseydiler!
Ya bayılmasaydım, ya ambulans gelmeseydi?
Sor lütfen ona Zuhurat Baba!
Benim yaradanım, henüz ben cennet ile cehennemi bilmezken,
Neyimi sınadı o yaşımda?
Şimdi sorsam alimlere…
O gün komşular gelmeyebilirdi derler!
Zira on iki yaşındaki küçümen bir kız yavruyu
Altmış yaşındaki herife helal derler!
Bütün dinleri taradım,
Yok benim kaderime dair literatür falan!
Bir tek…
Arapların, bir zamanlar neden kız çocuklarını,
Canlı canlı toprağa gömdüğü zamanlar geliyor dimağıma!
Kendimce bir teori geliştirdim!
Bazıları, sapık olmamaya meyilliydi!
Kendilerine pek güvenemiyorlardı,
İyisi mi ,baştan çıkaramadan ölsündü o kız bebeler!
Kızgın kumlarda gömülmeyi tercih ederdim oysaki,
Anamın yorgun bir vazgeçişli,
Henüz altı ayımı dolduramamış,
O kış ayazında, baba'nın ilk yalanına rast gelişim olmamalıydı!
No'ldu şimdi?
Anamın ilk bebesi,
Üstelik ağa kızına yakışmaz bir kız doğmuş!
Anam, egoya tavan ırgat olunmuş!
Oysa o, eşkıyalara dahi...
At sırtında baş koymuş da,
Bir benden ötürü eksikli kalmış!
Detay veremesem de bir çoğuma,
Biliyor olmalarına müsaitlik verdim, bir çoğuma!
Oysa...
Hepsini biliyordulardı aslında,
Hayatımda, hep babadan daha güvenli bir liman arayacağımı,
Hayatıma da kim dahil olsa,
Eş, dost, akraba, yar, yaren...
İstisnasız herkesimin, bütün çaresizliklerime,
Çocukluğumun günahsızlığını,
Hata benimmiş gibi yüzüme vurup,
Ki namusumu, hep ben korudum!
Sırtımdan vurup benden giderken,
O yaradıma hep aynı soruyu soracağımı?
Tanrım!
Yokluğun sayesinde,
Bütün bir ömrümü, hiç bir an, hiç bir zaman,
Normalimden yaşamayamayacağımı bile bile,
Ben, altı yaşımda sana ne ettim ki,
Bana, bütün istemimsiz günahlar dahi cennetken,
Anamı bana nefret, beni sana cehennem eyledin ki!
Tanrım, bütün bir ömrümü hiç bir zaman,
Normalimden,yaşayamayacağımı bile bile,
Benden yana , Rab'bi niyazının hazzın neydi?
Yoksa yaratıp unuttun mu insanlığımı, nasıl kıydın bana?
Cemre.Y.

9 Aralık 2017 Cumartesi

Soran Olursa

...Soran Olursa...
O bana oradan...
Sabah akşam, bir "Caniçim!" diyordu,
Bana cennetin her katı, kat kat seriliyordu.
Ruhumda kelebekler uçurup,
Kalbimin kafesini sevdama dar ettirip,
Kaburgalarımı yerlerine sığamaz ediyordu.
Öyle mısralar dolusu cümleleri
Bana şiir etmesine gerek yoktu...
Cümleler dolusu güzel harflereyse
Hepten alışıktım zaten...
Hele hele...
Önemli değildi,
Kaç kere sevişebildiğimiz!
Yazılamayan,
Hiç de yazılamayacak olan tek şiirimdi işte.
Yokluğunda sığamıyorken,
Ciğerlerime tek nefesim.
Şimdi...
Dilim nasıl varsın,
"Bitti, gitti...
Çoktan unuttum onu!" demeye...
Hani yerini soran olursa,
Hala, sağ elimin içinde, tam solumda.
İstanbul'umsa hala,
Kız Kulesinin tavanındaki,
Piri Reis haritasının yıldızında.
Cemre.Y.

11 Temmuz 2017 Salı

Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni

...Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni...
Sende, üç yaşındaki o kız çocuğunun bulduğu güven.
On üçündeki hırçın, asabi, ergen, kemikleri ağrıya ağrıya,
Büyümeye çalışan o küçümen annesiz kızın,
Bir ömürlük zamanından çaldığı sabır.
Yirmi üçündeki o genç kızın bulduğu evcilikli hayaller sonucu,
Kucağında gözleri yosun mu yosun feza güzeli bir kız bebe.
Otuz üçündeki o kadının onca yitirdiklerinden sonra bulduğunu sandığı,
İllegal bir aşkın esiri fanteziler, yeni evcilikli bütün hayaller.
Kırk üçündeki o hatunun hiç karşılık veremeyeceği birinde bulduğu sevgi.
Elli üçündeki o eşin artık ummaktan yorulup ansızın yoluna çıkan sadakat.
Atmış üçündeki o yaşlıca çılgın ihtiyarın huysuzluklarında bile bulduğu şefkat.
Yetmiş üçündeki o ihtiyarın,
Anılarına hala inatla gülümseyen çizgili yüzünün an'ı..
Seksen üçündeki o artık hayata yapayalnız vedalaşmaya yaklaşmanın asıl yüzü.
Sende koca bir ömür vardı be sevgilim, be sevdiceğim!
Hiç yoktan, "Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni." vardı ama…
Bu hayalde "Ben" kesin vardım,
“Sen” hiç yoktun ki zaten, "Biz" diye hiç kimsem, hiç olamadı.
Sen ki dünya alemin sevdalısı olduğu o Kız Kulesi,
Bense dibindeki hiç kimsenin görüp önemsemediği,
Hiçbir gerçek sevdaya dair, bir essahından, bir şiir bile edemediği,
Senin ışıkların gölgelenmesin diye!
Artık ışığı bile yandırılmayan eteğinin ucundaki o Deniz Feneri.
Söylesene bir hadi!
Benden başka kim biliyor, kim bakıyordu ki,
Senin tavanında bir çok Piri Reis Haritası olduğunu!
Ta ki ben, "Biz" i ifşa edene kadar hı!
Merak etme hala beni umursamıyorlar, çok da umurum değil hani.
Zira onca umursanmayı bekleyenlerime tercih ettiğim tek sendin.
Çünkü kokun burnumda hala, ve yüzün ezberimde!
Gözümü kapadığımda da,
Gözümü açtığımda da,
Gözümü bir daha açmak istemediğimde de
Koskoca bir anıt gibi yüzüme çarpıyordu duvarların!
Benden tarafın görülmesin diye de
Hiç kimse balkonundan tam tur bir manzara çekmeyi denemiyordu.
Oysa sayemde tavanındaki harita da epeyce de revaçta!
Şimdi mi?
İyiyim ben, merak etme!
Kokun burnumda hala, yüzün ezberimde!
Tam yüzyıldır da artık güvenemiyorum hiç kimseye,
Dalgalar her gün biraz daha saçmalayıp,
Güneş desen her gün biraz daha yakıp,
Temelimizin çoktan sarsık yerinden ayırıyor geçmişimizi.
Kusuruma bakma sevgilim,
Bu sefer beni haber yapacak bütün bültenler,
"Kız Kulesi tehlikede, temeli temelden sarsıldı!
Hani eteğinde hiç kimsenin pek de fark etmediği,
Hani es kaza objektiflerimize takılsa bile
Hiçbir haber değeri yok diye montajlardan sildiğimiz
Terk edilmiş bir Deniz Feneri vardı,
Kız Kulesine bizden çok daha sadıktı,
Sabırdı, ama artık taş bile çatladı.
Şimdilerde Deniz Kulesi öylece akıntıya doğru yol almakta,
Yaşanmışlıklarını saymazsak,
Ömrünün bitmesine de çok yıl vardı oysa!
Hiç yoktan boyundan büyük bir dalga sarstı onu,
Kız Kulesi artık yalnız değildi madem!
Son sözleriyse…
"Yaşsız Bir Ömür Sevmekti Seni!" oldu.
Cemre.Y.

19 Nisan 2017 Çarşamba

Beşinci Duvar

...Beşinci Duvar...
Etrafında yüzlerce kalabalık yaratsan
Kendine ait sanrılarla,
Aslında hiç kimseye ait olmayan
Yüzlerce kalabalığa dalsan,
Ne fayda!
Kimi, isyan etsen yaradınına
Herhangi bir kilisenin mabedinde!
Sonra yine ona dua eder bulsan kendini
En çok minareli camisinde...
Kimi, son sığınağın yine o olsa,
En hazretlerinin ibadetinde bulsan kendini.
Neresine,
Nice dualarınla sığınsan,
Kimi sevsen,
Kiminle sevişsen,
Kimden kaçsan...
Kendin dahil,
Hiç kimseyi…
Artık hiç sevmesen.
Kendine kalırsın en sonunda...
Ve sana kalan,
Kendinde,
En son kalandır aslında,
Ne’n var,
Ne’n yoksa!
Sana şimdi ne kaldı söylesene?
Evine girdin,
Evinde bir nefes varsa hasbıhal ettin,
Yatak odanın ışıklarını yaktın,
Kapısını kapattın,
Pencerelerini ve perdelerini,
Yüreğinin çeperlerini de kapattın sımsıkı!
Aman kimse artık görmesin seni.
Seni bekleyen,
Sımsıcak, kar yuvana uzandın...
Gözlerini kapattığında,
Etrafında dans eden bütün o kalabalıklar,
Ağustos sıcağı
Sahilindeymişsin gibi
Ayaklarını bile yakıyordular!
Gözlerini açtığında,
Sen dahi!
Hiç kimsen yoktu yanında!
Sadece bomboş,
Bembeyaz beş duvar!
Edecek tek duan kalmadıysa,
Hayalini kuracak tek bir rüyan,
O tavan...
Aslında herkese...
Beşinci duvar!
Donuyor ayakların,
Ellerin donuyor,
Yüzün, dudakların, burnun donuyor,
Ulan yüreğin donuyor!
Ulan ölüyorsun!
Sevecek kimsen kalmadıysa,
Artık yaşasan ne fayda!
Cemre.Y.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Ben Yeterince Bekledim

...Ben Yeterince Bekledim...
Herkesler başına ummadık işler gelince
Baba evine giderdi ben direndim.
Benim babam yoktu çünkü!
Sağdı, yaşıyordu hala kahve köşelerinde
Umarsızca pişpirik oynuyordu ama bana
Altı yaşımdan beridir hiç yoktu!
Tam bir ay, su bardağım bile
Kolilerde kapalıyken musluğa ağzımı dayadım da
Açmadım o koliyi ama bekledim.
Ben bekledim öylece
Salonumun ışıklarını geceleri yanık bırakarak...
Olur a o geçerse sokağımızdan...
Uyudum sanmasın diye sabahları bekledim...
Sonra sabahları gecelere ekledim...
Bebeğim nasılsa doyuruluyordu bir yerlerde...
Ben hiç acıkmadım.
Bekledim.
Benim gidecek baba ocağım yoktu
Çünkü güveni dağlar kadar kalabalık!
Bir ana ocağım vardı,
O da ben giderken küstüydü,
İlendiydi “Döneceksiinnn!” diye yanık yanık.
Dön-me-ye-cek-tim!
Bir gün akrabalarımdan biri, dayımdı kesin...
Kenan Işık’ın “Konuş” şiirini paylaştığımı görmüş
Ben onca susarken...
Toparlamış hepsini anam dahil...
Kapıma bir kamyon dayandı!
Bu şiir’i dinliyordum ve ramazandı günlerden
Rabbimden af dileye dileye
Ense kökümü sündürdüydü o vakit!
“Hadi gidiyoruz artık buradan!” dediydi.
Diğer akrabalarım ilenmelerine devam ederken
Hatırlıyorum kardeşim askerdeydi.
İzin gününden çalıp bana gelecekti
"Ne kadar da mutluyum şükür" ü görmeye!
Artık değildim!
Buramda işi ne?
Toparladılar beni süngüsü düşmüş tek mermi gibi.
Ana ocağımın en alt katına serdiler öylece...
İnsan olan büyük konuşmamalı ağam!
Bu şiiri ikici dinlediğimde
Boya yapıyorduk giriş katına kadim dostumla.
O tavanlarımı boyuyordu
Ben duvarlarıma çabalıyordum.
Teybe kasedi koydum sırada
Hangi şiir çıkar bilmeden fırçalıyorduk
Yüreğimizde ne varsa ve o...
Onca sesssiz ömrün ardından yine
“Konuş!” deyiverdiydi.
Ödümüz koptuydu evde cin mi var diye...
Sustuk...boyadık...badanaladık...
Sıra bahçemize gelmişti...
Anam “Durun!” dediydi.
Öyle ya gittiğim gibi gelmiş
Ancak fazlaydım artık.
Bahçeyi de bana vermemişti ya aaa!”
Şimdi aynı binanın
Bu terasın/m da dinliyorum bu şiir’i...
Bazenleri üzüm salkımlarımı süpürmüyorum
Hatta bazenleri evimin tozunu bile...
Öyle ya o dediydi
“Tek bir toz tanesine kadar parasını ödersen
Anca senin olur!”
“Ödedim ana!
Ama hala benim değil!
Ait olamadım ben buralara!”
Hala o ilk geldiğim gün gibi...
Hala....
Yaşayamayacak şeyleri özlüyorum bu aralar
Kenan Işık gibi...
Sessiz bir avazlık hıçkırığımı duysun
Artık uyansın isterdim mesela!
Sen de gittin...
Oysa ben seni göbek bağımızı
Kestikleri andan itibaren hep özledim...
Cemre.Y.

27 Mart 2017 Pazartesi

Kız Kulesinin Tavanı

...Kız Kulesinin Tavanı...
Kız Kulesinin tavanındaki
Piri Reis haritası gibiyim...
Dışımla o kadar meşguller ki, içimi gören yok!
Buradayım...
İçinde,
İçimdeyim... 
Gören yok!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...