muhabbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
muhabbet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2020 Çarşamba

Mesela

...Mesela...
Yüreğin üşüyünce Güneşe çık sevdiceğim,
Belki eriyiverir,
Geceleri uyanık kalmaktan buz tutan yüreğin!
Arada bir terasa çık mesela,
Terasın yoksa balkona çık.
Balkon da yoksa pencerenden uzat kafanı.
Gökyüzüne bak!
Salıncağında salla ruhunun çocukluğunu.
Bulutlara selam ver, kuşlarla muhabbet et.
Arada bir...
Arada bir insan ol mesela!
Cemre.Y.

16 Ağustos 2019 Cuma

Güneşte Unutulmuş Atlas Kumaş

...Güneşte Unutulmuş Atlas Kumaş...
Hoş geldin yalnızlığımızın beş duvar hali!
Yabancılama bizi,
Gel buyur, derin bir nefes al,
Bir soluklan hele,
Yol yorgunu ayaklarına,
Tuzlu su hazırlayayım dilersen.
Bu saatte sen,
Sade kahve de içmezsin, demli çay da!
Rakı desen...
Bir dünya para!
Ama ben varım bir de tuzlu su,
İstersen...
Serum fizyolojik verdireyim en yakın hastaneden.
Bolca muhabbetin demine de vururuz,
Kan beynine giderken.
Ne çok vakit geçti değil mi bizsiz!
Nicedir hayatlarımızın,
Güneşte unutulmuş atlas kumaş gibi,
Neresinden tutunmaya kalkışsak,
Lime lime elimizde kalan,
Ya sağlam yamalık sunacak,
Ya da elimizde kalacak ihtiyacına,
Deva olmaya çabalıyorduk.
Şimdi durduk yere...
Yeni bir derde de gam eyleme sakın ha!
Merak etme, öyle hiç de...
"Ben demiştim sana,
O hayat, öyle, atlas kumaş erimişse,
Yamalık tutmaz" demeyeceğim.
Sen bensizken neler ettin bilemem,
Hele anlatacaksın nasılsa da...
Ben sensizken...
Nice salise, nice saniye, nice dakika,
Nice saat, nice gün, nice hafta...
Nice ay...
Ve de nice sensiz yıldızlarca seninle yüzleştim.
Evet haklısın!
Ara sıra, bazı bazı,
Hatta sık sık gecelerimi yokladığını fark ettim.
Ve affet!
Sadece o geceler evimin dış kapısını kilitledim,
Anahtarı da yan çevirerek içimize girmeni istemedim.
Öyle ya herkes kendi yolunu,
Bir şekilde artık bizsiz çizmeli,
Ya da gelecekse de artık bir tastamam gelmeliydi.
O "Tastamam!" da milyonlarca kişiye göre,
Epeyce de göreceli bir kavramdı elbette ki!
En azından bütün psikoloji, bütün hiyerarşi
Ve en azından,
Bizsiz yazılan...
O bütün şiirlerimizin etiminoloji kitapları...
Yalnızlık ve kurtulmanın çarelerini,
Saydırıyordu sıradan!
Sensizken!
Milyon tane şiir yazmışım doğumumdan itibaren,
Bazılarının harflerini düzenledim,
Bazılarının kelimelerini.
Bazılarının...
Cümleleri yeterince devrik değildi iyice devirdim.
Bazıları anlamlarının özünden uzaktı,
Eklenti şiirler yazdım.
Hoş geldin yalnızlığımızın beş duvar hali!
Yabancılama bizi,
Gel buyur, bir derin nefes al,
Bir soluklan hele,
Yol yorgunu ayaklarına tuzlu su hazırlayayım dilersen.
Bu saatte sen,
Sade kahve de içmezsin, demli çay da!
Rakı desen...
Bir dünya para ama ben varım bir de tuzlu su,
İstersen,
Serum fizyolojik verdireyim en yakın hastaneden.
Bolca muhabbetin,
Demine de vururuz kan beynine giderken.
Ne çok vakit geçti değil mi bizsiz!
Nicedir hayatlarımızın,
Güneşte unutulmuş atlas kumaş gibi,
Neresinden tutunmaya kalkışsak,
Lime lime elimizde kalan,
Ya sağlam yamalık sunacak,
Ya da...
Elimizde kalacak ihtiyacına deva olmaya çabalıyorduk.
Şimdi durduk yere,
Yeni bir derde de gam eyleme sakın ha!
Merak etme, öyle hiç de...
"Ben demiştim sana,
O hayat öyle,
Atlas kumaş erimişse yamalık tutmaz" demeyeceğim.
Haklıymışsın be yalnızlığımın beş duvar hali!
Güneşte ve de zemheri ayazlarında,
Fazlaca kalmış hayatımın ömrü!
Nice altına...
Bembeyaz bulutlar gibi pazen basmalar diksem de,
Nice de üstüne...
İğne oyası nakışlar işlemeye çalışsam da olmadı yani!
Hani tabiri caiz ise...
Kalbim doğduğum andan kırık lakin,
Yüreğim çok üzüldü be!
Eee!
Sen nasılsın, nicedir ahvalin.
Ne bileyim, şöyle...
Kasıklarındaki damarlar atar atmaz,
Kirli çarşaflara koşan herifler değil de,
Kasık sancısıyla yürek yarasını,
Bir teraziye koyan kadınlar tanıdın mı misal!
Ya da ne bileyim şöyle...
Kasıklarındaki sancılar...
Yüreğinin yarasına karışınca,
Farkını fark edemeyen adamlar!
Misal iki kelam arası karşılaşmışsınız,
Senin eril dişil olduğun fark etmeden,
Sen yürekçe anlatıyorsun, o kasıkça...
Yahut tam tersi diyelim insanın hayvani dürtülerinden.
Anlat bakalım karşındaki şiire!
Yürekçe bilmeyene,
Nasıl beyaz sabun kokulu tenler sunabilirim ben.
Gece uzun...
Sustum ben!
Yeter dinlediğin, dinlendiğin lakin...
Bu sefer de sen anlatacaksan...
Rakı olmasa da şuradan iki üç beş bira söyle bari.
O da yoksa...
Uyuyalım mı safi!
He şimdi sen fotoğraftaki o şarap kadehini,
O mumu, o şarabı ve dahi,
Çıplak kadınlı o kül tablamı soracaksan!
Onlar...
Sensizliği aşmaya çalışırken çoktan kırıldılar...
Sitem değil, lakin,
Ey güneşte unutulmuş atlas kumaşım!
Ben senin her solan,
Her solacak, her son olacak an'ına razıydım.
Peki ya sen?
Yarın mı başlarsın yoksa hep mi susarsın.
Biliyorum senin de çok kolay olmadı ömrü hayatın.
Cemre.Y.

19 Eylül 2018 Çarşamba

Kadın Yalnızdı

...Kadın Yalnızdı...
Bir buçuk yıl önce, sosyal denen mecrada tanıştıklarında
Adam eski eşiyle iki yıldır ayrı olduklarını,
Evliliklerinin sadece adına "Evlenme Cüzdanı" denen,
O kağıt üzerinde olduğunu ve bunu da hayatına
Yeni bir insan almayı,
Zaten istemediği için sürdürdüğünü söylemiş
Ve bunu anlatırken de gayet de inandırıcı olmuştu.
Zira kadına da,
Zaten sadece turşu muhabbetinden dolayı yazmıştı
Yoksa amacı herhangi bir yakınlık kurmak vesaire değildi.
Günlerce gecelerce yazışarak konuştular.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Konuştuklarının farkında olmaksızın her fırsatta yazıştılar...
Derken yer ve durum bildirmeler,
Fotoğraflı ispatlamalar geldi durduk yere!
Öyle ki trafik sıkışıksa dahi,
Kadın ona hiç de sormadan o trafiğin sıkışıklığının
Fotoğrafı çekilip paylaşıldı.
Kadın farkında olmadan ona iyice inanıp iyice güvendi.
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Sonra birdenbire,
Twetter de paylaşımlara yorumlaşmalar kıskanıldı.
Sadece arkadaştan,
Bir tık ilerisine dost kisvesine doğru ilerlenirken
Adam birden kadına bir mesaj attı
"Meğer sen de fingirdekmiş sin!
Eski sevgilim de senin memleketindendi,
O da beni böyle böyle aldatmıştı!" yazmıştı
Son mesajında.
Kadın mesajı görür görmez,
Şaşkınlığını yutkunmaya çalışırken
Adam onu çoktan engellemişti bile!
Birincisi,
Ne zaman sevgili olmuşlardı da kadın farkında değildi.
İkincisi,
Bunca yıldır sadece,
Aynı insanların yorumlarına cevap yazardı
Ne zaman bu cevaplar fingirdeklik olmuştu?
Üçüncüsü,
Tek bir nokta cevap hakkı verilmeden ne diye engeli yesindi?
Kadın bu durumun şaşkınlığını en yakın dostuyla paylaşırken
"En çok,
Ona tek satır yazıp,
Cevabını yapıştıramam zoruma gitti." demişti.
Neyse ki en yakın dost,
Bir sosyal medya stalk'çısı olduğundan
"Amann dert ettiğin şeye bak!
Oradan engellediyse öbür sosyal medyada hesabı vardır,
Bul oradan, ver ağzının payını!" demişti.
Kadının sırdaşının dediği gibi,
Aynen de o mecrada da vardı herifçioğlu!
Hakikaten de en başta söylediği gibi bütün fotoğraflarında,
Bütün paylaşımlarında,
Ya yalnızdı,
Ya da yanında sadece kızı vardı ya neyse mevzu bu değil!
Kadın oradan uzunca bir mesaj yazdı.
Mesajında kendisi hariç,
Hiçbir memleketlisine kefil olmadığını
Zaten hemşehriciliğe de karşı olduğunu,
Aslen Türkiye'li olup,
Sadece ve sadece kendisine ve evladına kefil olduğunu belirtip,
Az önce sıraladığım bir, iki, üç...'leri sıralayıp;
"Daha sesini bile duymadığın, karşı karşıya görmediğin birine,
Bunca asılsız hakareti,
Nasıl oldu da dilin varıp, beynin düşünüp, ellerin yazdı!" dedi.
Adamın ikinci yarası taze ve derindi özür diledi kadından!
Kadının içinde dostluktan başka bir olay yok ya kadın…
"Gerçek bir aldatma değilse yani sen öyle sanmışsan
Eski sevgilinle barışırsınız" diye adamı teselli etmeye kalktı ya!
Meğer adam yeni sevgiliyi başka bir adamla basmış!
Kesin ayrılmışlar yani!
Sonra nikahlı eski eş mevzularına gelecek oldu konu,
Adam konusunu dahi açtırmadı.
O derece soğumuştu,
Bir zamanlar severek sevilerek evlendiği karısından!
Günler akıp geçiyorken kim hangi sosyal mecradaysa
Her yerden günaydınlar, iyi geceler,
Uzun uzun konuşmalar derken bir gün buluşuverdiler!
Kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
Ne tuhaf,
Adam sanki her gün kadını evine bırakıyormuş da
Her gün o kapıdan alıyormuşçasına dakikası dakikasına yazmış;
"Aşağıdayım yavrum, kavuşmayalım mı hala!" demişti.
Kadın buram buram duş jeliyle,
Parfüm kokularını merdivenlerine saça saça,
Uçarcasına dış kapının önüne varmıştı.
Arabaya bindiğinde,
Karşısında gözlerinin içi bile gülümseyen o adam
Onun ellerini avuçlarının içine alıp öptüğündeyse
Sanki yıllardır aynı sahneyi yaşıyormuşlar gibiydiler.
Sonra hiç konuşmadan,
Yiyecek ve içecek bir şeyler alıp adamın evine gittiler!
Kadın ilk defa,
İlk kez karşılaştığı birinin,
Ama sanki yıllardır,
Yüzyıldır tanıdığı birinin evine,
İlk seferde gidiyordu!
Kapıyı açtıkları anda daha ayakkabılarını çıkartmadan
Sanki evin kadını,
İş seyahatindeymiş de günler sonra dönmüş gibi
Büyük bir hasretle sarıldılar birbirlerine!
Adam kadının yüzünü, burnunun ucunu,
Boynunu, alnını, dudaklarını öperken
"Hoş geldin hatunum, evimize huzur getirdin." demişti.
Sonra hemen sevişmediler tabisi.
Oturdular kanepeye bir film açtılar,
Adam mutfakta içecek ve atıştırmalıkları hazırlarken,
Kadın ortalığı inceledi.
Hatta eski kocasının ona yıllar önce oynadığı o oyun gibi
"Bu da, yoksa, yalnızım deyip de,
Yalnız değil mi yoksa!" diye de ayakkabılığa baktı,
Hiç de başka bir kadın ayakkabısı yoktu, onunkinde vardı!
Odayı, duvarları inceledi,
Hatta eski yara ya vitrinin arkasına baktı,
Yoksa,
Bir zamanlar kendisi ve kocasının fotoğrafına yapıldığı gibi,
Yoksa sonrasında,
Eski kocasının sevgilisiyle olan fotoğrafa yapıldığı gibi var mıydı
Vitrinin arkasına atılmış bir çiftin fotoğrafı diye ama yoktu!
Adam bildiğin yalnızdı ve burası da garsoniyer filan değil,
Adamın iki yıldır yaşadığı eviydi.
Öncelerinde kadın yalnızdı, adam yalnızdı.
İçkilerini içerlerken öpüşüp öpüşüp film seyrettiler,
Sonra bildiğin balayındaki karı kocalar gibi seviştiler.
Beraberce sarmaş dolaş uyudular.
Kadın bir ara arkasını dönecek oldu…
Yalnızlığının, özgürlüğünün alışkanlığındandı bu hareketi.
Adam yüzü kadına bakacak yana yatıverdi.
Velhasıl kelam çok yıllık aşıklar gibi sarmaş dolaş uyandılar!
Kadın uyandığında adam onu gülümseyerek seyrediyordu!
Kadının yıllardır her gece yatarken ettiği dualar,
Sonunda kabul buyurulmuştu.
Kadın da, adam da artık yalnız değildi.
O eşsiz gecenin sabahında…
Resmi tatil olmasına rağmen adamın çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencik kahvaltı yaptılar
Adam kadının tarifine kalmadan kadını tam kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı artık.
Günler sonra kadın...
Başka bir sosyal mecradan adama yazdığında
İşlerin öyle tahmin ettiği gibi olmadığını,
Başına gelmedik kalmadığını,
Eski eşinin şehri terk edip,
Kızını da alıp başka bir şehre taşındığını
Ve nikahlı eski eşinin ailesinin,
Eski eşle barışması için baskı yaptığını vs. anlattı da anlattı.
Kadın günlerdir içinde biriktirdiği
"Bitti!" yi, madem bunca zaman sonra durum bu pozisyonda,
Çocuğun için bir şans daha vermelisin
Biz bir daha görüşmeyelim,
Seni asla etki altında bırakmak istemem ile noktayı koydu.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı
"Sırf sen dedin diye,
Vicdanım rahat etsin diye denemeye çalıştım ama olmadı
Yine kendi evimde yine yalnızım,
Ama bu sefer son." dedikten sonra tekrar buluştular.
Kahrolasıca herif sevilmeyecek biri miydi ki!
Maksat sevişmek değildi ki, kadın da, o da,
İstese niceleriyle sevişirlerdi.
Ama o sabah uyanışları yok mu!
Birbirine aynı anda gülümseyerek uyanılan!
Böyle ağız, burun, yanak, kaş, göz öpülerek,
"Günaydın'ım" denilen ah o sabahlar!
O eşsiz gecenin sabahında yine tatil olmasına rağmen!
Adamın yine çok önemli bir toplantısı vardı,
Hemencecik kahvaltı yaptılar!
Adam, kadının alnının tam ortasından öperek,
Kadını yine kapısının önüne bıraktı.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın yapayalnızdı.
Adam aylar sonra kadına tekrar yazdı.
Yine denemiş yine olmamıştı.
Adam işini, evini bırakıp,
Nikahlı eski karısının memleketine taşınmış,
Hiç sevişmemiş, çok kavga etmiş,
Çocuğunun psikolojisi alt üst olmuş,
Pedagog,
"Ya ayrılın ya barışın!" demiş
Ama bütün sülale duruma karşıymış,
Ama o ayrılmayı tercih etmişmiş!
Sonra kadın yine gülümsedi.
Kadınının o gün önemli bir doktor randevusu vardı oysa!
Amma velakin mevzu bana oysa hayattı ya hani!
(Aslımda hiç olamayan)
Mamografi ve de tahlil sonuçları,
Kadını sonunda doğru bir adım daha attıracaktı
Ama adamın bunca derdi varken kadın,
Bunu ona hiçbir zaman söylememişti.
Ne diye seve okşaya öptüğü memelerin,
Bir gün yerinde olamayacağını öğrensindi,
Ne diye egosunu saldığı rahmin,
Bir gün alınmış olabileceğini öğrensindi.
Yeterince sevememiş, yeterince savaşamamış,
Yeterince yenilmeye çoktan razı olmuşken
Ne diye ağzını, burnunu, boynunu, göğsünü,
Kadınlığını öptüğüne bir kere daha öperken acısındı!
Kadın öğlene kadar süren bütün o tetkik ve tahlillerden sonra
Sonucuna bakmadan adama koşmuştu!
Bu sefer adamın evi yoktu!
Yine aynı sonsuz hasretle buluşup, yine film seyredip,
Yine bir şeyler atıştırıp, yine doyasıya seviştiler!
Sonra adam bir şeyler almaya çıktı...
Dakikalar saatlere ramak kalayken,
Kadın bir şiir daha yazıp paylaştı.
"…N'olur Bir Kere Daha Terk Etme beni...
Sen benden her gittiğinde
Gavur mahallesindeki
Cami avlusunda
Terk edilmiş gibi hissediyorum kendimi.
Senden başka hiç kimse de bulamaz ki beni.
N'olur bir kere daha terk etme beni." dedi.
Adam üç dakika sonra zile bastı, kadın ona sarıldı.
İlk defa ikinci kere aynı gün seviştiler.
Öyle ya maksat sevişmek değildi.
Sonra el ele, kol kola, sarmaş dolaş otoparka gittiler.
Giderlerken insanlar arkalarından
"Birbirlerine ne kadar da yakışan,
Ne güzel bir çift baksana!" bile dediler.
Aslında kadın da...
Adam da, birbirlerine gülerken,
"Bu son!" a ağlıyordular!
Kimse görmedi.
Sonra mı ne oldu?
Hiçbir şey olmadı.
Hiçbir şey!
Adam da, kadın da ne yazdı, ne aradı, ne sordu.
Kadın da, adam da artık yapayalnızdı.
Yılların ardından...
Kadın ilk rastlaştıkları yerde,
Üstelik kadının bütün paylaşımları herkese aleniyken,
Adamın onu takibe aldığını,
Sonra o en ilk tanıştıkları andan beriye
Her paylaşımına bakıp sonra da takipten çıktığını gördü.
Artık öğrenmişti...
Meğer derdi yakın akraba yarasıymış,
Kadının ilk yarasının başladığı yer gibi!
Ona son yazdığı sosyal medyadan,
Sadece bir anısını dostane yorumladı,
Yalan yok!
Bütün medyalardan bulabildiği bütün
"Benden Sonra!" larına o da bulabildiğince baktı,
Hatta öğrenmişti artık
"Milletin milletinden dalağının böbreğinin
Alyuvar tanesi nerede kim, kimlerleymiş bir bakalım!" ı baktı işte.
Kadın...
Adam arada bir hala onu hatırlayıp dursa da başarmıştı!
Adamın nikahlı eski eşi...
Nihayet eşe ve de çocuğunun anasına dönüşmüş,
Hatta ailecek dünyayı bile gezmeye başlamışlardı!
Kadın yapayalnızken evinin duvarlarına bakıp gülümsedi.
Koskoca kanser tehlikesini bile
Bu anıya inat yenmişti ve hiç kimsenin ruhu bile duymamıştı.
Artık geriye,
Kadının her sabah uyanırken dokunduğu memelerinin
Fibrokistiklerini kanserojene çevirmemesi gereken,
İnatla çoğalan o küçük yumrulara
"Göğüslerim hala genç ve diri!" sloganını,
Her gün kendine hatırlatmayı unutmaması kaldı.
Zira nicelerinin üstüne,
Çocuk doğurduğu aldanmışlık ve de aldatılmışları aştı.
Kadın artık,
Güven duvarının dikenli tellerinin üstüne, cam kırıklarını serpmiş,
Üstüne de can kırıklarıyla, ciğer çiziklerini,
Onun üstüne de kızıl saçlı bütün baharları serpmişti.
Dilinde epeyce evvel yazmış olduğu bir şiir...
"...Sardunyalar...
Bazı kadınlar, saçlarını, mutlu evlerin,
Mutlu balkonlarından sarkan
Sardunyaların yapraklarına astılar.
Bir daha asla!
Yaz ortasında, zemheri nakışlı,
Azrail efendi gelemesin diye..."
Zira kadın gün gibi hatırlıyordu eski bir kankasının
"Ama biz asla birlikte yatmıyoruz,
Yılan görüyorum sanki diyordu da
Bu hamile haberi nereden çıktı o zaman yaa!" diye diye ağlayışını.
Evet kadın yapayalnızdı.
Ama hazırdı, en azından,
Bütün yalanların maskelerinin çoktan düşmüşlüğüne!
Öyle ya!
Kadın bir gün ölse bile...
Ne kaybederdi ki asaletinden ve de Zümrüdüanka'lığından!
Ben her gece...
Ben her sabah...
Kendimi alnımın ortasından öpüyorum! Ya siz?
Cemre.Y.

19 Ocak 2018 Cuma

Haberi Yok


…Haberi Yok…
Aklına estikçe yazıyor da...
Daha da yazmıyor ya!
Bütün kimyamı alt üst ediyor
Haberi yok!
Kıramadan iki muhabbettin belini,
Ansızın çekip gidiyor ya!
Anlıyorsun asıl neyini özlediğini!
Kusura bak be sevdiğim.
Esrikli değilim.
Cemre.Y.

12 Aralık 2017 Salı

Legal Bağımlılık Sigara!

…Legal Bağımlılık Sigaram!...
İlk gençlik yıllarımda,
Tam üç arkadaşımı,
Yeni yeni alışkanlığa dönüştürmek üzerelerken
Telkinlerimle, alışkanlığa dönüştürmeyi bırak,
Bir daha adını bile anmalarını sağlayan benken
Şimdi durduk yere,
Beynimin yirmi ya da yirmi iki yıl öncesini kazıya başladım.
O gün ne olmuştu da bir günde başlamıştım
Bu bağımlılığı legal olan,
On sekizini geçtiysen bütün bakkallarda satılan
Ve hiç de yüz kızartıcı olmayan yasal enayiliğime!
Enayilik olduğunaysa daha bugün karar verdim.
O günden bugüne dek seviyordum onu.
Ama neye inat, kime inat,
Hangi olaya inat cezalandırıyordum içimin organlarını?
Bilmeyi bile hep erteliyordum.
Bugünlerde, okuduğum son kitabın
(Düşünce Gücüyle Tedavi-Louise.L.Hay)
Etkisiyle yine beynimin ve yüreğimin dehlizlerinde dolaşmaktayken,
Üstelik, şimdiye değin okuduğum
Bütün psikolojik ve kişisel gelişim kitaplarından
Farklı olarak,
Vücudumuzdaki bütün hastalıkların,
Yaşadığımız bir olayın tramvatik birer yansıması olduğunu listeleyen
Son sayfaları vardı ki
Okuduğumda çoğunu
Kendimde de doğrulamıştım.
Bilmiyorum farkımda mıydınız!
Ben biraz da tersine araştırmaya başlamıştım.
Yani önce, ruhumu,
Sonra beynimi ve bedenimi
Tamir ve tedavi edersem ben hiç hasta falan olmayacaktım.
Hatta zamanı geldiğinde en sağlıklı,
En genç, en güzel yaşlı...
(Tamam ne olmuş azıcık hayal kattıysam!)
Ben olacaktım.
Hatırlarsanız!
En son ve en zor olanı geçen gün başarmış,
Aynada gözlerimin içine bakarak
Kendi çocukluğumu,
Annemin çocukluğunu ve babamın çocukluğunu
Ve benim güzel evladımın ergenlik çağını affedip.
Hepimizi yüreğimin en güzel odasına koymuştum.
Sonra her uyandığım gün, dünümü affedip,
Bugüne inançlı bir umutla asılmış,
Hayatıma gereksiz set koymaya çalışan,
Beni gereksiz üzen ki en mühimim,
Kaç yıllık dostum olursa olsun,
Ben ona asla tek yalan söylememişken
Bana, düzenli aralıklarla yalan söyleyen kimim varsa da
Hayatımdan uzaklaştırmıştım.
Belki okuduğunuzda önemsemediniz
Ya da uzun geldi size yine yazım da
Okumadan beğendiniz!
Sorunum değil!
Mademki bunca yıldır
Affet affet bitmiyordu hiçbir şey!
Öyleyse yine affetmeliydim!
Kimseyi değil ha!
Yine kendimi!
Sonsuz olan,
Sonsuzluk işaretinden ve Pİ sayısından başka ne vardı ki zaten.
Bir ilk daha işte,
Üstelik oldukça radikal bir karar!
"Beni bu legalliğiyle enayileştiren bağımlılığıma son verip,
İçimin acıdan kıvranan
Bütün organlarını affediyorum!
Beni o gün,
O anda namusumu korumak için,
Odamın kapısını kilitleyip,
Beşinci kattaki pencere pervazına oturtup,
O mahlukatı aşağı atlamakla tehdit edip,
İçimin organlarının hepsinin birden ağladığı
Ama ille de namusumu anamın bana küsmesine rağmen
Korumayı başardığım günü affediyorum!
O eve bir saat daha geç gelmediğim,
Arkadaşlarımla takılmadığım saatleri
Affediyorum!
Hatta anamın bir yarım saat geç gelip,
Kavgalarımızı duymayıp,
Benim o pencereden atlayıp bu hayattan kurtulamadığım
O anı da affediyorum!
Hatta o adamın konuşamayayım diye
Dilimi kesmeye kalktığı anı da affediyorum!
Kendimi bir kere daha!
Kız evlat doğup,
Bütün bu anılara dair ettiğim için
Affediyorum!
Affediyorum!
Affediyorum!"
Dönüp bakınca,
Bunca yıl kendime ve keseme zarar vermekten başka ne yapmıştım!
Bu isyan bayrağını sevgiyle, muhabbetle, ramazana, oruca rağmen,
Rağmenlere rağmen en başa çekmekle kendimi cezalandırmıştım!
Kimim biliyor mesela!
Rahim kanseri riskini tek başıma atlattığımı!
Kimim biliyor,
Midem de, böbreğimde polipler olduğunu?
Ulan anam ölüyordu,
Benim ona takıp, ölecek zamanım mıydı?
Nedense sonra kendi kendine onlar da yok oldu!
Kimimin ruhu acımıştı göğsümdeki kitleler her geçen gün büyürken!
Kırk yaşıma geldim hala mümkün oldukça mamaografiyi erteliyorum!
Zavallı memelerim hiç değilse tatilden sonra tost olsun da,
Kaça çıkmış kitlem,
Yoksa inada bindirmiş de
Olacak mıymış kanserojen!
Kimimin umuru?
Fırsat...
Birkaç kere doğmuştu ve yaşatmıştıysa Rab!
Ki hala bulamadığım cevapsız sorularımdan biridir.
Bunca sınav...
"Neyin sınavıydı?"
Hepsinden geçip,
O gün geldiğinde,
Organlarımın ona,
Benden olan şikayetleriyle değil de
Esenlikle, diri diri onunla yüzleşmek istedim!
Mademki bunca yıl
Organlarıma hasar vermek için epeyce bir külfet sarf etmiştim
Bundan sonra da,
Legal bağımlılığımı,
Yok etmek için çaba sarf edecektim.
Ben...
11 Temmuz 2016'da
Sigarayı bırakmaya ve bunun için
Bütün tedavileri denemeye karar verdim.
Amin.
NOT: 12.12.2017
Bu yazımı bloğumda paylaşmaya karar verip düzenlerken,
Yine en buruğundan tebessüm eylemekteydim.
Kül tablasında hayli izmarit birikmiş düzenlemem bitince,
Yanında da biram…
Üstelik geçen gün düşmüş göğüs kafesimi zedelemişim.
Hiçbir şeyin düzeleceği yok ve hayat hala devam ediyor.
Bütün seanslar boşuna, azar azar ölmek kaderimiz!
Cemre.Y.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Koyu Bir Muhabbet


…Koyu Bir Muhabbet…
Oysa seslerimiz bile susmuştu kendilerimize...
Ruhlarımız koyu bir muhabbetteyken...
Cemre.Y.

18 Kasım 2017 Cumartesi

Hoş Geldin

…Hoş Geldin…
Susturmuştum güya
Bütün nefes-i nefs muhabbetlerimi.
Sonra sen geldin.
Öyle arsızca değil!
Usulca…
Sabırla geldin.
E! Hoş geldin.
Cemre.Y.

27 Ekim 2017 Cuma

Olabilirdi

...Olabilirdi...
Of diyorum off!
Şimdi bir sahil kasabasında,
Salaş bir meyhanede
Güneşimin...
Denizin ortasından yok oluşunu seyre dalmak,
Gün batımını izlemek vardı.
Masamda balık ve acılı şalgam ve roka...
Ve sen varken ha!
İçimdeki kalabalıklar birbiriyle,
Derin bir muhabbete dalmışken...
Biz öylece susmuş iken sen,
Ansızın gelip!
Gözlerimden akan birer damla yaşı,
Parmak uçlarınla dağıtmadan,
Alıp, içerdin belki...
Tutardın belki ellerimden,
Ben bende kayboluyorken!
Sen ilkim olurdun belki!
Şehvetle değil de,
Şefkatle öperdin dudaklarımdan!
Severdin beni, çok severdin belki,
Beraber ağlardık sebepsiz gidenlerimize,
Beraber gülümserdik,
Denizin ortasından doğan güneşe,
Ve hayallerimize,
Ve geleceğimize.
Belki yürekten gülümserdik bize!
Olamaz mıydı?
Olabilirdi.
Kimim sahicisinden benim hayalime,
İçten bir "Amin." dedi ki
Sevinin öyleyse olmadı gitti.
Kem gözleriniz hala baki!
Cemre.Y.

16 Ekim 2017 Pazartesi

Fırtına Kuşu

...Fırtına Kuşu...
Senin bir suçun yoktu.
Hiç kimsenin suçu yoktu!
Rüzgara doğru inadına savrulan,
Bir fırtına kuşuydum ben.
Zaten...
Hiçbir zaman da başka bir şey olamadım ya!
Yansam, yansam...
Belki ona yanarım.
Ne ulu cami önlerinde,
Kendimle aynı cinsten,
Bir avuç yeme savrulan güvercin olabildim!
Ne vapur sefalarında,
Keyfe vicdan
Bir parça simide mest olan bir martı!
Hep “Tok” um!
Kanadı kırık yaralı serçe'liğimi ise!
Henüz yirmi birinde kaybetmiştim...
Geveze kargalardansa hep nefret ettim,
Hala da ederim!
Hiçbir sofrada,
Eğer etmiyorsa o sofra muhabbetime değer,
Muhabbet kuşu gibi şakımadım mesela!
Kanarya gibi rengarenk,
Sadece boş boş şakıyan
Basit bir gökkuşağı olmaya da
Hamurum yetmedi nedense!
Bazen turna olup yar’lara
Bir tel saçla selam iletsem de
Araları da ben bulamadım mesela!
Belki heves ettim ara sıra
Angut kuşu olmaya
Her sevdanın ardından,
Bir kere daha hep öldüm de...
Ben bir fırtına kuşuydum sonuçta!
Dirildim yeniden...
İnadına!
Sana doğru...
Sen bende, sana...
Ben sende, bana...
Ölene kadar!
Hak mısın?
Evla mısın?
Bela mısın?
Ne’sin ey yar!
Cemre.Y.

13 Eylül 2017 Çarşamba

Kırmızı Gül

…Kırmızı Gül…
Bir tek gül hangi şartta ve sebeple olursa olsun
Bir kadını özellikle beni daima mutlu eder.
Bir Kırmızı Gül'ün hayat hikayesi
İki gün önce taburcu olan bir hastanın hemşirelere hediye ettiği
Bir buket kırmızı gül
Masalarında pet şişeden yapılmış vazosunda öylece salınmakta iken
Bugün kuzen bana eşlik etmek üzere geldi.
Hemşire ve hemşirlerle annemin iyi olması sevinci ile beraberce
Şakalaşıp muhabbet ettiğimiz esnada,
Hemşirlerden biri bana gıcıklık olsun diye
Kaç gündür hayıflanarak
Seyretmekte olduğum güllerden birini kuzenime hediye eder.
Hasetlenmek yerine,
"Ama onun sözlüsü ona
Tanıştıkları günden beri her görüştüklerinde gül hediye eder ki,
Ama bana gül alan yok ki." diyerek
Üzgün ve az kıskanç bir kız çocuğu olmuşken
Çocuk kıyamaz ve bir kırmızı gülü de bana hediye eder.
Tam sevinerek teşekkür edecekken "O" arar ve ne yaptığımı sorar.
(Hay ben yalan söyleyemeyen dilimi kescem bir gün!)
Bende tam o esnada hemşirden kırmızı bir gül hediye aldığımı söylerim.
Ömrüm başlamadan bitenlerle, yanmadan sönen'lerle geçer.
Geriye sadece benim için alınmamış,
Benim için verilmemiş bir tek kırmızı gül kalır.
Benimdir, benimledir, gereksiz kıskançlık zehriyle,
Beni boğmadan solana kadar ömrüm'dedir.
Her şeye rağmen hayat devam ediyor
Cemre.Y.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Kalbim yüreğine Bir Şiir Mesafesindeyken!

...Kalbim yüreğine Bir Şiir Mesafesindeyken!...
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Benden sana, bir biz olmaz be güzelim.
Nasıl oluyorsa olamıyor işte o entrikalılardan,
Sevda denen o vuslat!
Hiç yoktan, merak ederim adamın ellerinin üzerini,
Hele de, ille de yüzük parmağını!
Daha taze sökülüp,
Çapkınlık anında, yan cebe koyulanından,
Kaç zamanlık alyans izi mi var?
Yoksa sıkıyor diye bir bahaneyle hiç mi takmazmış?
Yoksa aleni yalanlarla seni de, eşini de kandırır mıymış?
Öyle ya hayatıma dokunan hiçbir şeyi, öylesine yaşamadım ben!
Şimdi tutmuş "Sana kör kütük aşığım, anla beni!" diyorsun.
Elbette anlıyorum efendim, eski eşim beş yıllık evliliğin ardından,
O hatuna da aynı cümleleri söylemişti de
Kucağımda iki yaşında bir evlatla,
"Dönmem!" dediğim ana evine dönmüştüm.
Evliysen, o yuvanın üstüne aşık filan olma kardeşim,
Onu da, beni de aldatma!
Eski sevgiline de artık evliyken rastladıysan,
Boşanma sebebiniz senin uçkur ukden olmasın mesela!
Açık açık "Onun yokluğunu seninle kapatmıştım,
Ama o sana rağmen,
Kızımıza rağmen bana dönecek kadar kaşardı, kazandı." de!
Sonra ne "Uğruna ölürüm." dediğin karın umurun olsun,
Ne de bu hayattaki tek emelin kız babası olmak olmuş olsun,
Domino taşlarından kule yaptığın gibi,
Bir tekme at geçmişine, tek celsede boşan,
Hatta git eski sevgilinle evlen!
Ama beni...
Bu oyunun hiçbir hücresine dahil etmeye çalışma sakın ha!
Çünkü..
Ne vakit kızımın babasının karaktersizliğinde birine rastlayıp,
Bana kör kütük aşk mavalları anlatsa!
Hani bir de bendeki de yürek kösele değil ya!
Yanlışlıkla bile olsa dahi esecek olsa, o yalanın şehveti,
Dışımdan bu işi en başından tutkuya dönüştürmeden,
En hasarsız hallederken,
İçimden hepinizin yüreklerini de,
Beyinlerinizi de birer kazmayla çıkartıp,
Yorgan iğnesiyle taşşaklarınıza dikiyorum.
Sonra çüklerinizi kökünden kesip, kıymık kıymık çizik atıp,
Alınlarınızın tam ortasına dikiyorum,
Üstüne de "Aldatma!" yazıyorum.
Siz hala yaşıyorsunuz ama ben...
Her seferinde kendimi öldürüyorum.
Bende insanım ya akmasın yüreğim sana hiç boşuna!
Yani hikayem bu, şimdi bari anla be insan olasıca!
Bu saate kadar olmadıysa,
Bu saatten sonra da "O" olamam ben,
Kaşarın da hiçbir halini de sevemedim, zaten, tokum ben!
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Bizden olmaz be güzelim.
Ne kendini, ne de beni eski bir romanın,
İki tane anaları hariç orospu çocuğu yapmana izin veremem ben!
Seninle ahlar üstüne kurulu hoş olacağıma, koyarım iki kadeh rakı,
Bir de yanında acılı şalgam,
Oyyy!
Şanslı günümdeysem hamsi tava, azıcık da güveçte kaşarlı kalamar!
Yani hayaller hep Venedik, Paris, Roma ama,
Evime giderken aldığım,
İki kırmızı tuborga bile harcarım seni bozuk para gibi.
Üç beş şiir demlerim eski yazdıklarımın üstüne,
Zaman geçince daha güzelleşir şiirlerim.
Misal bu şiir, beş mısraymış yazdığım o gün.
Değişmeyen tek cümlem,
"Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Bizden olmaz be güzelim." olmuş!
Halbuki bugün gayet de güzel bir gündü,
Ne çok sıcak, ne de soğuk!
Böyle ılıman ılıman seminere filan gitmiştik de
Eğitmene hep bilemediği yerlerden soruyordum,
Sorularım onlardı çünkü!
Hep "Iıı! Şeeyy!
Onu bilmem feşmekan'a sorarsanız cevap alırsınız!" diyordu.
Ne soracağım be!
Benim var oluş anımdan itibaren,
Bütün sorularım henüz evrende salınıyor!
Misal soruyorum Rabbime;
"Anam öldü, babam hala yaşıyor ve ben altı yaşımdaydım?"
Misal soruyorum Rabbime;
"Uğruna ölürüm diyen adam evliliğimizi yıkıp gitti,
Üstelik eski sevgilisiyle öç almak için buluşmuşken, onunla evlendi,
Ne kadar mutlular bu saatten sonra sorgulamak bana düşmez ama,
Allah işin kadın bütün hayatını da ona piç etti."
Misal soruyorum Rabbime;
Ben şöyle ömrümüzce ömür katabilecek birini bekleyip dururken,
Neden hep o anası hariç orospu çocuklarını çıkarttı karşıma!
Üçü, beşi geçemesin diye ömrüme dahil ettiklerim,
Demesinler diye,
Üzülmeye yerim yok diye denemedim de her karşıma çıkanı!
Yani daha sabaha kadar yazarım, daha bir çok şey hakkında ama...
Yorgunum be güzelim...
Kısasından keseyim,
Zaten buraya kadar okuduysan, yedi ceddimi öğrenmişsin,
Hamur meselesi bazı şeyler,
Kimine gıda boyası ve tutkal eklenmiş olup, oyun hamuru olur,
Kimine bildiğin yumurta, su, tuz, pakmaya, anca kol böreği olur!
Hah!
İşte o kol böreğiyim ben.
İçim acı, etrafım az içli, dışım çoktan kavrulmuş yendi bitti!
Ben her tabakta,
O kırılmadı diye çöpe atılan o yer fıstığının derdindeyim.
Oysa bilmiyorsun, belki de ben, ilk onu bulup, dişlerine kıyıp,
Muhabbetin ortalarında, tek engel, senin dişlerinle kırdığın,
O, taze dudak kokulu Antep fıstığını,
Dudaklarından yeyip yemeyeceğim olsun.
Elbette azıcık bende akıllandım,
Buraya ramak kalanlarla olduğu gibi,
Boy boy çocuklarımızın hayalini kurmayacağım,
Ama ben artık bir masadan bari sarhoş kalkabilmek istiyorum!
"Kusarsam kusura bakma!" diyeyim mesela, bakmasın o da!
Gece, öylece sızmış olsam bile,
Geçmişimden geçmek üzere olanlarıma!
Biri bari olsun "Ben toparlarım seni, geçiyor işte!" dese!
"Bundan sonra hep ben varım Cemre Sultan!" demesine gerek yok.
O kadar çok duydum ki,
Eş, dost, akraba, evlat, yar, yaren, tanıdıklardan!
Birileri artık hep var olsun.
Anladın mı şimdi beni, a cancağızım!
Anlayamadığın için de,
Bu anılara dahiliyetin hep tek bir cümleden ibaret zaten!
Kalbim yüreğine bir şiir mesafesindeyken,
Benden sana, bir biz olmaz be güzelim.
Cemre.Y.

29 Haziran 2017 Perşembe

Haklısınız Baylar Bayanlar

…Haklısınız Baylar Bayanlar!....
Haklısınız baylar bayanlar!
Sevgili Günlüükkk...
Iyyy!
Yine banal geldi bu cümleden bana!
Neydi şu herifin adı?
Her yerde sanal gündemi değiştirmek için
Ha bire bir yerlerde olur olmaz çıkıp çıkıp,
"Ççikitaaa muz muuz muuuzz!" diye diye
Meşhur olmaya çalışıyordu!
Bir de bir herif vardı hani,
Bütün magazin programlarında bir ünlünün arkasından,
Birdenbire flaş çaktığı an, flaş çakılanın,
Burnunun dibine çiçek direyen baliciler gibin,
Gaytan bıyıklı o herif, o geliyor aklıma!
(Sahi ne oldu ona?
Ölmüştüyse Allah onu da bildiği gibi yapsın!
O kadar uyuz oluyordum herife!)
Ben epeydir ne vakit kendimle ilgili bir şey yazacak olsam,
Ne vakit bir cümleye de
"Sevgili Günlük!" diye başlamaya meyletsem,
O kadar üstüme bütün dünya sıçsa da
Üstüme sifonu çekmeyi unutmasa hissediyorum!
Neyse!
İçimden esen gibi anlatayım sana ben,
Yoğsama anlatamıycam ilk anlatmak istediğimi!
Hıççkkk!
Konu neydi?
He taammm.
"Cancağızım..."
En son bugün duydum bu lafı, yine ondan!
"Ya var ya!
Her şeyde bir hinlik arıyosun ve her şeyden
Kendine bir pay seçiyosun ya!"
Oysa, ondan önce nice erkek muhabbeti dostluklarımızda,
O şah demeden daha, o şahın vezir-i azam-ının ergen halini,
Hatta ilk ergenliğinin libodosunu nerede,
Hangi tramvaylan çözebildiğim için de nice
"Bravo" da duymuşluğum vardı!
Halbuki şimdilerde bi yandan GDO'lu bütün replikleri
Ex'lerken ömrümün geçmişinden, birileri çıkıyor karşıma!
"Ama bunlar onlardan diil efenim!
Davuklarımız serbest gezen türden, her bir şeyimiz orkanik!
Yımırta yeyin ye yeaağ!
Acıkmazsınız billa!" diyip duruyo bana!
Neresinden dalmaya çalışsan sohbetin ortasına,
Tam da orasında terliği ağzının ortasına yiyorsun şimdi.
Diyemiyosun tabi...
Ağbi, biz çocukken tatil diye köylerimize giderdik,
Bizim köyün evi, yani benim doğduğum o ev,
Tam bir ahşap köy eviydi, tuvaleti evin dışında,
Geceye ışık yoktu,
Neyse ki yıldızlar apaydınlıktı da hela yolunu buluyorduk!
(Bizim çocukluğumuzda,
Öyle WC'ye gitmekten korkmak gibi bir lüx...yoktu!)
Evin dışından diğer ahşap dama çıkıp,
"İnşallah bu sefer bari, naylon ibrikte,
No'lusun su dolu olsun" dulu "Aminn!" lerle
Koyun kokulu yorganlarımızdan nihayet sıyrılıp
Gecenin bir ayazı...
Ahşap köy evlerinin, ahşap koca deliklerinden korka korka...
Üç kat alta sıçıyorduk biz o koca delikten!
Ertesi sabah...
Daha gözlerimizin çapakları, son bulamamışken,
Köy evinin, o köy ocağına...
(Baktımdı çünkü...
O kerpiçten yapılmış köy ocağının ucu,
Hep cehennem kadar karanlıktı, korkardım hep!)
Bakır tava konulur, bi gün öncesinden
Bize özel, bize bile yaydırılmış
Yayık ayranından ve sonrasından artan
En bil-hakiki tereyağı salınmış...
Caldır cooosss!
Misk-i amber kokuları bütün köyün ormanını sarmış!
Üstüne de, dedemin önceden tembihlediği o kınalı davuğun,
Tene tene sıralanmış gıymatlı dorunlarına!
Rahmetli babaannem aynısını da yaptıydı dedemin,
Emri vaki bütün dediklerini de...
Yer sofrasına kurulup sıra sıra,
Tam biz...
Kardeşimle ekmeğe banacak da
Midemize sıra sıra yağda yumurtaları indirecekken,
Rahmetli babaannem!
Köy ekmeğinin yarısını aparıp,
O bir yarımla üç yumurtayı sarmıştı ekmeğine!
Biz İstanbullular'da ya bok yesindi.
Ya da kalan tereyağının yanmış kokusuna ekmek bansındı.
Anamıza, babamıza, dedemize söylesek günahtı o zamanlar!
Neyse ki unutmadıkdı!
Gece gece, ya da günün herhangi bir saatinde,
O üç kat aşağı pat! pat! pat!
Korka korka sıçtığımız boklarımızı yiyen tavukların,
Yumurtlayınca o tertemis mis yımırta dedikleri organikleri bile
Afiyetlen yiyemediğimizi!
Sözün özü;
Ben kendime bile ne vakit yok olduğumu bilemiyorum ki,
İğrendiğim sinekten yağ çıkarmaya çalışayım!
Hadiyin, size organik uykular cancağızlarım,
Şükür ki rahmetli anacım sayesinde
"Kızım bee, ömrünü tükettin bu iş için,
Bari kendine sırtını artık ağrıtmayacak bir yatak al" demişti ya!
Sırtım, belim!
Onsuzluktan, bir tek sevgi kırıntısı hasretimden,
Sebepli kaburlaşmasın diye, en rahat,
En organik yatağımda dört dönüyorum çoktandır!
Ki neyse ki hastalık adı bile bulmuşlar bu duruma!
Benim, kimsemle derdim yok azizim!
Hepi topu çaresiz bir
"Huzursuz ayak sendromu!" ydu.
Adam/Kadın Haklı Beyler/Bayanlar...
Buyurunuz!
Artık geceye, güne güveniniz!
Ki daha "Evliyken aldatmayı seviyorum!" sendromları var
Çoğu insanların!
Yoruldum be cancağızım.
Hala çok fakiriz biliyorum ama cancağızım!
Yarına rakı'ya ne dersin!
Rakı senden.
Yanına acılı şalgam,
Hele bir de balığı yüzdürebilirsek midelerimizde!
Değmeyin keyfimize.
Bu sefer benden olsun,
Şalgam, balık, meze vesaire!
Hep de rakı bana girecek değil a!
Her nasıl olursa olsun,
"Şeref" i mi ze!
Cemre.Y.

E, Eyvallah Hepinize!

…E, Eyvallah Hepinize!...
"Çok muhabbet tez ayrılık getirir kızım, bırak akrabanı,
Arkadaşını, ehdini ve de dostunu!
Evladın dahi olsa kendin kadar sevme sakın!
Sonra ayakaltında ezilen de
Üzülen de sen olursun." derdi rahmetli anacım.
Yine haklı...hep haklı...her zaman haklı!
Ne yapayım ki şu yüreğimi
Değiştiremiyorum sökemiyorum yerinden...
"Bir varmıııışşşş, bir yokmuuşşş..."
Günün birinde, Eller öyle diyor diye dağ tavşana küsmüş…
Tavşan hepsini hala çok seviyormuş...
Ardına bir bakmış ki hiç kimse yokmuuşşş!
Geri dönmemiş ama küçük akılsız hayvan!
Önündekilerden cayıp,
Ardındakilerle esefle vedalaşıp ve de…
Sol yanına küsüp, sağa dönmüş ve anında yol bitmiş…
Ellere göre yaşamamak için
Onca yıl o kadar çabalamış ki,
Eller gibi olmaktansa, oracıkta ölmüş!"
E, eyvallah hepinize...
Cemre.Y.

9 Haziran 2017 Cuma

Ana’m

...Ana’m...
Nicedir,
Saat sensizliğime üç otuzu çalamasın diye,
Erkencikten uyuyorum.
Nicedir,
Senli sanrılara dualar savurmuyorum.
Seni bana yar saymadı diye
Tanrıya isyan da etmiyorum.
Nicedir,
Kimseleri yerine saymıyorum.
Nicedir,
Kimseleri sevmiyorum yerine.
“Unut onu” demişlerdi ya,
“Vallahi unuttum bak!”
Nicedir,
Senli hayaller kurmuyorum.
Sen başkasına yar gideli,
Ben bile sayamadım kaç çeyrek asır oldu.
Nicedir,
Gözüm yaşının tuzunun,
Yanaklarımı çok yaktığını bilmiyorum.
Vallahi bak!
Daha yeni yakmadı, tenimin tuzu, yine bedenimi.
Nicedir,
Eminim ki seni unuttum.
Nicedir,
Gecenin yine üç otuzunda,
Senli rüyalardan uyanmıyorum.
Nicedir,
Sen beni, muhabbetle sarmıyorsun kollarına.
Öpemediğin kadar,
Öpmediğin kadar,
Öpmüyorsun yanaklarımı vallahi bak!
Nicedir,
Özlemiyorum seni.
Yüzyıllık ömrümüzde unuttum sandığın gibi,
Unutttum seni, yeminle bak!
Nicedir,
Anmıyorum adını!
Nicedir,
Düğünlerde köçekler gibi göbek atıyorum.
Nicedir,
Cenazelerde benimmiş gibi gözyaşı bağlıyorum.
Sen hala, benden başka herkese varmışsın gibi.
Nicedir,
Sevmiyorum seni.
Eminim bundan, unuttum yine seni.
Zalımın kızıyım ne de olsa!
Beni doğurduğun ilk gün gibi, vallahi bak!
Unuttum seni.
Ölüsü üstüne gözyaşım akıttığım sevdalarımı,
Rüyalarımda görememin sebebini bulduğum gibi.
Bir de sana ağıtlar yakmadım diye,
Gözüm yaşın üstüne değdirmedim diye,
Kınayanlar gibi.
Rüyasız kalanların gibi
Unuttum seni.
Senliliğime şımarmıyorum,
Hemen her gece senli rüyalar gördüğüm için.
Vallahi bak!
U-nut-tum seni.
Benden başka kime ne fark eder!
Anam adın Hatice’yse
Ne fark eder!
Kızımın adı Eylül ise...
Senden başka kimimin adı,
Her neyse!
Ne de olsa zalımın kızıyım
Ha anam!
Anam!
He anam?
Cemre.Y.

6 Haziran 2017 Salı

Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?

...Namus Diyorlar Adına Bilemedin Mi? Sen De Mi?...
Bugün son kere denedim kendimi
O kendime çoktan yazılmış ilk helalimdi oysa.
Suslu son yar suskunluğumda denedim onu ve kendimi.
Ya benden sonra başkalarına nefs-i haram olmuşsa?
Oysa o benden giderken bile,
O benim enimde de sonum da haramdı ya!
Nefsim “He!” demedi mi?
Muhtaçlıklarım;
“Yaaaa.... öyle ise” demedi mi?
Çıldırdılar bütün intikamlı azalarım birden...
Susturdum ya hepsini bir tek cümle ile aniden.
Aferin bana!
O, bile kıyama durdu, selam ne ki?
“Ben... Onun gibi olmayacağım, olamam,
Beynim hükmedemiyor bana bu tecelliyi!” dedim.
“Olamamak zormuş,
Hemi de böylesi intikam öcüyle ama olmam, olamam!” dedim.
Kırılmış başka yerleriyle yüreği de ses verdi.
Alnımın ortasından öpüverdi beni.
“İşte...Merak edip duruyosun ya farkın bu!”dedi.
"O, ne ilk’im olabilirdi sen gibi,
Ne de sonum olabilirdi,
Senin bana hep Hayır!“ demen gibi...
Sen...baştan sona aklıma estiğinde hep,
Alın ortası bir busesin.”dedi mi?
Dedi.
Yoksa nefs ne ki, anlık hevesler ne ki?
Divan ne ki, düzen bozulacaksa tek suç benim miydi ki?
Yine de susturdum içimdeki bütün şeytanları ben.
Elimizde...
Hepsi elimizde ki...
Sordum oysaki, henüz altıncısına varmamış ayı,
Özgür olacakmış adı yavrusunun yavrusu, olsun!
Bizimkisinin de Eylül olacaktı adı, olsundu, oldu!
Din, iman, müslüman neydi ki?
Anayı, babayı...
Bebesinden ayrı koyan nefs-i muhabbetlere
Birileri “Hayır!” diyebilseydi.
Ben gibi...
Adı Eylül olan yürür giderdi bu cihanda.
Varsın olsun Özgür ederiz biz biz’i
Fark’ımız bu ve sen oraya asla gelemezsin.
Ve ben kadar erdemli olabileydin keşke!
Nice “Eylül” ler doğardı,
Nice “Özgür”ler...
Varsın babaları da aynı olmayaydı ne çıkardı?
Tutatardım ellerinden
Benim kadar sen de
“Hayır”lı erdemli olaydın keşki?
Ne ki, hep savaşını yaşadığım bir ömür…
“Namus diyorlar adına, bilemedin mi?
Sen de mi?"
Cemre.Y.

3 Haziran 2017 Cumartesi

İnsanı, İnsan Olduğu İçin Sevebilmek Sanatı

...İnsanı, İnsan Olduğu İçin Sevebilmek Sanatı...
Şimdi bakıyorum da etrafımda,
Ne de çok, rahmetli anam gibi, bir taraflı, eksik yürekler var.
Rahmetli, ancak yedi yıl önce kansere yakalandığında,
Anlamıştı hayata bakışının yanlışlığını.
Yedi yıl boyunca çoğu taraflarını tarafsızlaştırmıştı oysa!
Eski eşimin, hala sevdiğim, bütün sülalesi hariç!
Kanser, onun her şeyini azar azar yemekten sıkılıp,
Baş edilmesi imkansız bir canavar gibi hızla sardığında her yanını,
Artık son evresinin son günlerine geldiğinde affetmişti oysa,
O zamana kadar affetmediklerini de!
Rahmetli annemin gücüne gitmesin,
Bırakın aşağısı yukarısını, sağını solunu, ortası bile yoktu.
Sevdi mi tam sever, yedi ceddine kadar…
Küstü mü, bir tas tamam küserdi yine, yedi ceddine kadar.
Minibüse bindiğinde yan koltukta oturan yeni tanıştığı,
Gelin kaynana muhabbetinin dibine vurduğu teyzeyi de aynı severdi.
Yıllar yılı her anında, yanında olan sırdaşını da.
Küstüğü zamansa, sadece minibüsteki o yaşlı teyzeye değil
Hiç tanımadığı bütün sülalesine bile küserdi.
Kinciydi, yıllar sürerdi yeniden barışması.
Yine de küs olduğu insanlar bile onu hep ama hep, çok severdi.
Bir lokması varsa, karşısındaki açsa,
O lokmanın hepsini karşısındakine verirdi,
Bana küs kalmaya devam ederek.
Geriye kalan tümünün, hepsine, küs kalmaya devam ederek.
Komşuları olurdu annemin, aralarında çok sevdiği sırdaşları.
O sırdaşların kızları da olurdu elbette,
Benim sırdaşlarım olurdu onlar da.
Yedi yaşındaydım, gecekondu evimizin önündeki çınar ağacının,
Kocaman dallarındaki pembe salıncağımız da,
Ayşe'yle sallanır ve gelecekli hayallerimiz,
Bayram pabuçlarımızın kırmızı mı,
Yoksa beyaz mı olsun unumuzu, konuşurken,
Evimizden bağırtı sesleri geldiğinde.
Sonra Ayşe'nin annesi bir hışımla salıncağımıza geldi ve Ayşeyi,
Çeke çeke kollarından, ayaklarından, evlerine götürdü.
Meğerki etrafa dedikodu yüklemesi yapmıştı,
Anacığıma sebepsiz yüklemli, bolca!
Zavallım anamın o vakitler söz ve şiir hakkı yokmuş!
Şiir şiir, fitil fitil soramamış onu yaradanına!
Pısıp kalmış, "Ahrette soracaklar sana!" lı.
Ona dairli ne varsa, silmiş,
Tercihsiz, sorgusuz, çekip almış kollarımızdan!
Dedim ya kinciydi annem.
Arkadaşıyla küstüler diye benim de Ayşeyle oynamam yasaklandı.
İkinci günü okulda mektup tutuşturdum eline Ayşe'nin,
Okuldan sonra arka mahalleden gidecektik evlerimize birlikte.
Böylece kimse, ispiklemeyecekti bizim görüştüğümüzü annelerimize.
Haftasında öğrendi annem.
Ne dayaklar yedim…
Onun küs olduğu kadının kızıyla nasıl görüşürmüşüm diye.
Yıllar içinde kardeşiyle küstü, kardeşinin etrafındakilere de.
Tabi ki gizli gizli görüştüm hepsiyle de…
Sonra yine dayak yediydim.
Ben büyüyüp genç kız olana kadar,
Bana, her kızıp küstüğündeyse,
Ne anneler günü hediyelerimin paketini açardı,
Ne de konuşmaya çalıştığım onca cümleye,
Sitemli olsa bari tek kelime ederdi.
Sanki duvara konuşurdun.
Küslüğündeki sabrı ne de çoktu.
Onun istemediği birini sevdim diye tamamen küstü bana sonra.
Tam iki yıl bakmadı bile yüzüme.
Sonra evlendim bir yıl da öyle küs kaldı.
Kardeşlerim ve akrabalarım bana geliyorlar diye,
Onlara da bir, ayrıca küserdi.
Annem uzaktan sevmeyi ne çok severdi.
Nihayet tam barıştık derken boşandım.
Adam başkasını sevmeye karar verdi.
Annemin gözündeki zafer gülüşünü hiç unutmuyorum.
Bu sefer boşandım diye kızımı göstermemeliydim babasına.
Hele eski kayın valideme hala, “Anne”,
Eski kayın pederime hala “Baba” demeliydim.
Öküz öldüyse, ortaklık çoktan bitmişti ve ben,
O köyün yolundan bile asla, geçmemeliydim.
Hiç de öyle olmadı işte.
İzin vermedim bu kin davasına.
Boşanalı tam on yedi yıl oldu.
Kızım babasını ve onun sülalesini hep gördü.
Zaman zaman ben de gittim meclislerine.
Eski kayın pederim vefat edene kadar,
Ben ona hep “Baba” diye hitap ettim.
Nihayetinde benim babam hiçbir kere olsun bana,
“Kız kızım, şu ciğerimi açsalar da,
Seni içine hapsetsem, öyle seviyorum seni.” demedi.
Eski kayın validemle, arada bir kırılsak da birbirimize,
Ama tartışmak için bile arasak birbirimizi,
Ben hala “Anne!” diye sesimi yükseltirim,
O da “Bana bak kızım, bak evladım!” diyerek.
Hiçbir zaman, öz annem gibi, sessiz bir duvar olmadı bana!
Altı yaşımdan beri taraf tutmaya ve kin tutmaya isyanlardayım.
Benim tarafım, yüreğimin kefesi.
Kimi daha ağır, kimi biraz daha hafif ama hiç kimse,
Hiç bir zaman düşmanım değil, hele ki başkaları dedi diye.
Yani insanların yüreğine göredir biçtiğim eder.
Yüreğin dışındakilerse zaten hep bir şeylere bedel.
İnsanı, insan olduğu için sevmeye…
Kanser olmadan başlayın ve tarafınızın kılıcı,
Hiçbir zaman o kadar da keskin olmasın.
Bütün evreni hiç sayacak kadar da
Sorgulamayın o kaderlerinizi!
Bence daha uzun ve mutlu, yaşarsınız!
Cemre.Y.

19 Mayıs 2017 Cuma

Çok Sevmiyor Muşuz Gibi Yapalım

…Çok Sevmiyor Muşuz Gibi Yapalım…
İnsan olan diyorum...
En dostunu bile, sabırla dinleyebilene kadar değil be canım,
İnsan olan, onun dillendiremediklerini bile,
En yüreğinden, en ciğerinden hissedebildiği kadar,
Derindir!
Derinsin...
Ötesine sustuğun bütün o,
Yürek yangınlarını,
Bütün o bensiz acılarını,
Herkese...
Hani o çok sevdiğin babana bile...
Yutkunduklarını bile,
Hissediyorum bazen...
Görüyorum bunu, çok korkuyorsun hayattan.
Çaktırma ama bende çok korkuyordum, hep de korktum.
Ama sen hiç korkma!
Benden sana tek zarar gelmez!
Ki çok sevdiysem seni,
Olsa olsa senin zararın olur bana.
Şimdi...
Hemen...
Geçmişine de, gelemeyişine de…
Hiç gelmeyecek olana da,
İstersen bir küfür at ama!
Önce...
Bir...
Gülümse ha!
Hayatına...
İnadına!
Gözlerinden yüreğine...
Derinim de hayli sana...
Ama söylemeyelim sakın birbirimize!
Rahmetli anam hep...
"Çok muhabbet…
Tez ayrılık getirir evladım!" derdi.
Bu sefer ona uyalım ki eminim,
Sana da hep öyle demiştir anacığın...
Çok sevmiyomuşuz gibi yapalım biz bu sefer,
Hiç değilse…
Deneyelim mi bir ha cancağızım!"
Cemre.Y.

23 Nisan 2017 Pazar

Şehirlere Bombalar Yağarken

...Şehirlere Bombalar Yağarken...
Her patlamanın ardından milyonlarca insan terörü lanetliyor,
Milyonlarca insanın canı yanıyor,
Hatta devlet baba bazen vicdana gelip milli yas ilan ediyor!
Bir gün, sadece bir gün bütün,
İnsanlar acıyı sonsuzmuş diyerek paylaşıyorlar!
Bir gün boyunca sayfalar karartılıyor, profil resimleri değiştiriliyor!
Ki eğer o bir günde de normal hayatına devam etmeye çalışan,
Bütün profillere de tü-kaka deniyor!
Sanırsın artık bundan sonra hep böyle duyarlı kalacaklar!
Ertesi gün...
Günaydınlar, karikatürler, şiirler, şakalar gırla gidiyor,
Daha dün acıdan ölüyormuş gibi yapanlar,
Normal geyik muhabbetlerine geri dönüyor!
Ben ise uzun zaman önce bıraktım,
Gerçek acılarımı sanal dünyaya ilan etmemeyi,
Sanırım en son annemi sonsuzluğa yolcu edişimin yedinci günüydü,
Ciğerimin yırtılışını yüreğimden taşırıp yazdığım.
Sonra baktım ki çoğu insan meğer başkalarının acısından besleniyormuş,
Yüzüne acını paylaşıyorum derken,
Arkandan bıktık bunun acısından deniyormuş.
Senin acılarından kendisine şükür vesilesi yapıyormuş,
Senin çektiğinin ona gram hüznü yokmuş!
Ondan sonra bir karar verdim.
İçimin içini hiç kimse tam olarak kestiremeyecek.
Dün, İstanbul'umun orta yerinde,
Beşiktaş'ta patlama oldu değil mi?
Tek satır paylaşmadım, sanal alemlerde diye, umursuzum he mi!
Dün benim kızım oradaydı.
Arkadaşlarıyla kahvaltıya gitmişti,
Birlikte vakit geçirmek için orayı tercih etmişlerdi.
Korkumdan arayamadım bile...
Onca insan parça parça kaldırımlara yayılırken kızıma,
"Sana bir şey oldu mu?
Sana bir şey olmasın." cümlesini kurarım diye.
Ama siz varın bugün gün boyu terörü lanetleyin.
Siz varın bugün salya sümük ağlayın sayfalarınızda.
Ne de olsa güncel olay güncellemesindesiniz,
Beğeni rekorları kıracağınız cümleler ve taziyeler bunlar!
Yarın sabahtan itibaren hepsini unutacaksınız nasıl olsa!
Ben mi?
Varsa birkaç umutlu cümlelerimi yazarım,
Varsa birkaç şiirimi paylaşırım.
Varsa birkaç sevgi cümlelerimi kurarım.
İçimde yaşayıp durduğum,
"Ya o anlarda kızım hala orada olmuş olsaydı." nın,
Kabuslu ihtimallerine çıldırmak hallerimi içimde tutarım.
Ölen onca insanın ailelerinin, sevdiklerinin,
Ne halde olduğunu sizler yarın unutacaksınız!
Ne halde olduğunu sizler yarın unutacaksınız!
Rabbim rahmet eylesin.
Onca yaralı insanlar iyileşmek için nice acılar çekecek,
Sizler yarın onu da unutacaksınız.
Ben sadece bir gün duyarlı olamıyorum.
Duygu benim içimde.
Şehirlere bombalar yağarken, şiir yazıyorum her gece.
Size kolay gelsin.
Saygılarımla,
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...