bedava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bedava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2017 Pazar

Cennetimden Geçerim


…Cennetimden Geçerim…
Eylül'e ramak kala...
Nisan yağmurun olmaktı hep asıl niyetim
Yosun gözlümün gözlerinin çimeninde...
İlk ve son kere
Baharın sonundaki o,
Son yeşil çimen renginde olmayı diledim.
Meğer!
Baharımın ilk'ine sonmuş bu!
Kırk'ımı kırk geçe
Hayatıma çok kala
Sana hayli geç kalmışım demek ki
Bir kere bile olsa
Oysa!
Ramağı çoktan erken geçmişten
Ben sana erken gelmişim efendim...
Beni affetme sen...
Ben sana cennetimi sunardım.
Hem de bedava!
Sen yine de bana cehenneminin adını yaz!
Senin için geçerim...
Cemre.Y.

17 Ağustos 2017 Perşembe

Gülümseyin Çekiyorum

...Gülümseyin Çekiyorum...
Rengarenk elbise etekleri uçuşuyordu,
Orkidelerin arasında ne yapacağını şaşıran
Para zengini sahil kasabasından
Karşı kıyıya yansıyordu,
Yıldız yıldız yakamoz olmayan sahtekarlıkları!
Ve bir kadın inadına...
Mütemadiyen her gün...
Bir rengi...
İçinde sadece saf aşk bulunan,
Hani koparılıp alınsa kadar bedava!
Hani bir sevebilse...
Öylece de katıksız sevildiğine de i-na-bil-se diye,
Binbir çiçek renginden birini seçip,
Bambaşka bir renge boyuyordu,
Rengarenk elbiselerin bütün eteklerini.
Bugün o elbise papatya rengiydi mesela.
Bembeyaz etekleri ılık bir rüzgarla savrulan,
Hem de başını göğe dikmiş,
Yaprakları arasından mavi geçen.
Maviyi hatırladınız değil mi,
Tam ortasında Güneş vardı hani.
Öyleyse gülümseyin yeniden hayata,
Ben çekiyorum nasılsa artık...
O kare de yanınızda ben olamasam da!
Güneş size sonsuza dek battı artık bilin!
E hadi madem gülümseyin çekiyorum.
"Click"
Cemre.Y.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Rastlamak

...Rastlamak...
O, Paris’in Eyfel’ine hayli uzak
Banliyölerinden birinden,
Kenarları oksidasyona uğramış
Kalp kırmızısı çoktan solmuş,
Terk-i diyar bir posta kutusuna atıyordu
Adresine ulaşıp ulaşamayacağı,
Anlık ruh halime bağlı mektuplarını.
Ben Afrika’nın en yerli kabilesine bile hayli uzak
Es kasa derme çatılmış cangılların birinden
Kenarları Nil sazlığından aşırılmış,
Hazan sarısı bile çoktan kahverengileşmiş,
Kenarları zülüflerime zarar bir posta kutusuna atıyordum
Adresine ulaşıp ulaşamayacağı
Ki ulaşsa bile kaderi,
Anlık değişen zamanlar ötesine bağlı mektuplarımı.
Şiir şiir okuyorduk işte!
Biz’i biz bize!
Yalnız değildik artık ikimizde!
Ve ikimizde artık tamamen bize ait
Kocaman ışıkları sadece Güneşten
Sadece yıldızlardan aydınlanan
Orhan Veli’nin yanıldığı gibi değil be üstad!
Yanılmadığı gibi...
Tek bir yürekte,
Hava ve suyun,
Hatta katıksız sevdanın bedava olduğu,
Bir tek yüreği...
Birçok yürekte
Onlara hiç mi hiç dokunmadan arıyorduk da
Ya en olmadık yerde ve zamanda
Bize rastlarsak?
Cemre.Y.

18 Temmuz 2017 Salı

Bedava


...Bedava...
Bedava sevdik hep!
"Bedava!"
Ondandır kolayca terk edilişlerimiz.
Cemre.Y.

7 Temmuz 2017 Cuma

Bedelsiz Sevdik Biz

...Bedelsiz Sevdik Biz...
Bedelsiz sevdik biz...
Bedelli aşk beklemedik sevdalarımızdan!
Bila bedel sevdalar çektik yani...
Belkide sırf o yüzden,
Hep sonunda boş'a kaldı
Sol göğüs kafesimizdekinin
Tam orta yeri...
Cemre.Y.

2 Temmuz 2017 Pazar

Oysa Sevmek İkimize De Bedava

...Oysa Sevmek İkimize De Bedava...
Sanırım ben sana bir kez daha aşık oldum.
Söylesem sana…
Yine kaçarsın.
Söylemesem…
Yüreğime zarar!
Oysa sevmek…
İkimize de,
Bedava!
Ey yar!
Cemre.Y.

18 Haziran 2017 Pazar

Babalar Günü/müz!


…Babalar Günü/müz!...
Hiçbir şey anlamamıştı,
O henüz bir buçuk yaşındayken
Onu göğsüme yaslayıp gözyaşlarımla,
O ipek saçlarını ıslatarak ana evine döndüğümde.
Dönmek gerekirse her kadın, baba evine dönerdi.
Benim babamsa…
Hep anamın evinde olmasına rağmen,
Altı yaşımdan beri artık bana, babam değildi.
Kızımın, anadan dedesiydi hepsi buydu.
Evse anamın saf alın teri!
Yosun gözlüm hastalanıp ateşlendiği,
Babasını sayıkladığı zamanlarda
Sesimi kalınlaştırarak babasıymışım gibi
Konuştuğum geceler boyu,
Gözyaşlarımla alnındaki beyaz bezi
Her ıslattığım da da anlamadı babası olmadığımı.
O her hastalandığında
Babası koynunda sanmaktaydı.
Öyle sanmalıydı…
Babasını görmeyi özlediğini sezdiğim anda
Rahmetli babamı,
(Babasının babasını) hemen arıyor,
Babası her neredeyse bulduruyor, gelip,
Kızımı almasını,
Sevmesini sağlıyordum nasıl olsa.
Evimize geldiğinde,
Babasının yanındaki ablayı anlatıyordu bazen.
Çok kızıyordu ona,
Neden iki de bir yanımızda ki diye.
Masallar anlatıyordum ona.
O bir kraliçeydi,
Babaların yanındaki ablalar ise
Yetim kalmış prensestiler.
Babalar onları da sevmeliydiler
Ama merak etmesindi,
Babalar en çok,
Küçük kraliçelerini severlerdi.
Biraz daha büyüyüp de
Artık mahallenin çocuklarıyla
Oynamaya başladığında öğrenmişti
Masalların küçük yalancıklar olduğunu.
Bir gün, günlerden tam da
Babalar günü olan bir gün,
Evcilik oynacaklarken onu oyuna katmamışlardı.
O, ya kraliçe olmakta ya da baba olmakta diretiyor,
Arkadaşları,
“Kızdan kraliçe ya da baba olmaz akıllım.” diye
Israr ediyorlar, ya prenses,
Ya çocuk ya da anne olsun diyorlardı.
En sonunda bu inatlaşmalardan iyice kızıp
“Zaten senin baban yok, evinize bile hiç gelmiyor,
Piçsin sen!” deyivermişlerdi.
“Benim babam var bi kerem
Yetim prenseslere bakıyor o!” dediyse de,
Çocuklar artık çığırlarından çıkmış
Evlerinde konuşulanları teker teker sıralıyorlardı.
Geçen gün anneleri,
Komşu teyzeyle konuşurlarken duymuşlardı.
“Vah yazııkk!
Kadıncağız şu genç yaşında dul kaldı haa!
Baksanıza su gibi üstelik!
Adam bunu bırakıp başkasına gitmiş olacak iş mi?
Evlense bari, hiç değilse biri baba olur çocuğuna!”
Ağlayarak koşa koşa evimize geldiğinde,
Mutfakta ona ve arkadaşlarına,
Öğle yemeği hazırlıyordum.
Evciliklerinde gerçek yemekler yesinlerdi.
Beş bardak ılık sütü de tepsiye yerleştirmiş
Tam mutfağın kapısından çıkmak üzereydim.
O küçümen burnundan akan,
Sümükleri baloncuklar çıkartarak,
Gözyaşlarıyla birbirine karışmış halde,
“Sen çok yalancı bi annesin anne!
Ceza vercem sana!
O çocuklar çok yalancı olduklarında
Banyoya kilitliyolamış onları ya,
Ben de banyoya kilitliycem seni,
Hemi de ışıkları da yakmıycam,
Çok korkacaksın orda!
Piçmişim ben!
Piç kötü bir şey bence!” yi duyduğum anda!
Tepsi kayıverdi ellerimden.
Cam kırıkları süt kırıklarına karışıverdi.
Mahallenin bütün dedikoducu annelerinin,
Teker teker saçlarını yolmak,
İçimden köpürürken, sakince topladım bütün kırıkları.
Bir filmde görmüştüm buna benzer bir sahneyi ben.
Sezercik elinde bir çerçeve!
Koşturuyordu mahallenin çocuklarına.
Çocuklar çerçeveye bakıyor,
Az önce sövdükleri çocuğun annesinin gelin,
Babasının da damat olduğunu görüp,
Onu oyuna alıyorlardı.
Hemen herkesin merakla, neden yırtıp!
Yok etmediğimi sordukları,
Resim kutusunu aldım elime.
Diplerde bir yerdeydi,
Aradığım o çerçeve buluverdim.
Ellerim titreyerek ona uzattım.
Ellerini belinden çekti, içi resimli,
Çerçeveye uzun uzun baktı.
Ben yüzünü, gözünü silerken,
“Annem ne güzel bir gelinmişsin sen.
Biliyodum ki bana yalan söylemediyini,
Yalan kötü bir şey diyen annem
Hiç yalan der miydi, dememiş işte bak!”
Deyip, öpüverdi gözlerimden.
Sonra sokağa koşup,
Çok önceden seyrettiğim bir filmin
Gerçeğini yaşamaya gitti.
O gider gitmez kapımı kilitledim
Yatağıma yüzü koyun yattım,
Yastığımı dişlerimin arasına aldım.
İlk kez bağıra çağıra, anıra anıra ağladım.
Sonra gözyaşlarımı toparladım,
Yüreğimi toparladım.
Pencereden baktım.
Oyuna almışlardı onu,
Üstelik ne isterse o olacaktı,
Olayı çoktan unutmuş güle oynaya oynuyorlardı.
Kızım bu sefer!
O gün babalar günü diye babaydı,
Ta ki o çocuklar tekrar mızıkçılık yapana dek.
Oysa ben böyle bir olayın,
Bir kere daha olmasına asla izin vermeyecektim.
O günden sonra kreşe yazdırdım onu,
Bir daha da oynatmadım o çocuklarla.
O da onları, hiç özlemedi zaten.
Bugün babalar günü yine...
Oysa ben,
En çok anne olabildim sanıyordum.
Uğruna gençliğimi serdim yollarına,
O buğulu yosun gözleri hiç ağlamasın istedim.
İstedim ki o gül kıvrımlı dudakları daima gülsün.
Sahte rejimler yaptım param olmadığı zamanlarda,
O yemeğini huzursuz olmadan yiyebilsin diye.
Bazen soğuk yatağım,
Bir insan tenine ihtiyaç duyduğunda yanına gittim,
Kokladım onu, sarıldım ona.
“Olsun varsın.” dedim.
“Benim kraliçem benimle ve ben,
Hiçbir zaman korkmayacağım,
Düşünmeyeceğim hiç değilse böyle,
Ya üvey babası ona zarar verirse diye.”
Bayramlarda yeri geldi,
Başkalarının giymekten sıkılıp,
Bana verdiği kıyafetleri giydim ama ona
Her zaman, en güzel,
En beğendiği bayramlıklarını aldım.
“Olsun.” dedim.
“Benim bebeğim,
Bayram çocuklarının en güzeli ya.”
Benden başkaları ona aldıkları
Bir iki çikolatayı bile hesaptan sayarken,
Ben ömrümü verdim bedavadan.
“Olsun.” dedim.
“Ben yavrumu yavrum olduğu için, canımın,
Etimin parçası olduğu için seviyorum.
Her şey, canım bile uğruna feda.”
“Bu hayat senin.” dedi anneannem bir gün bana.
“Ve bir daha gelmeyeceksin bu dünyaya,
Etin yenir, gönün giyilirken
Gençliğin, güzelliğin, tazeliğin elinden gitmeden
Bul bir hayat arkadaşı kendine.
Ben yedi tane doğurdum ama bak
Yatağımın sol yanı hep boş.
Evlat dediğin nankör bir kedi misali,
Verdikçe alır.” dedi.
Oysa benim meleğim bana
Sadece bir evlat değildi ki.
Arkadaşımdı, dostumdu, annemdi, babamdı,
Dert ortağımdı, hiç olmayan ablamdı,
Kardeşimdi, eşimdi, her şeyimdi.
Yıllarından ardından baktığımda çok zor yıllardı,
Çookkk zor!
İşten döndüğümde sırtımda yirmi beş kiloluk
Kömür çuvalını evime götürürken,
Sobamın külünü boşaltıp, sobamızı yakarken,
Kemiklerimin donunu çözüp,
Üst kattaki annemlerden uyuyan yavrumu,
Sırtıma yüklenip onu yatağına yatırırken,
Yavrum derin bir iç geçirip,
“Annem sonun da geldin ya.” deyip
Yine uykuya dalarken.
Üşümüşlüğüm bir türlü uyku tutturmazdı.
Ben o çileleri çekerken birileri,
Doğal gazlı evlerinde,
Sıcacık çorbalarını yudumlarlardı.
Sonra eşlerinin koynuna kıvrılıp deliksiz uyurlardı.
Oysa benim geceli ya da gündüzlü
Bütün kabuslarımda hep,
Enseleri kalın adamların iki de bir yolumu kesip,
“Hala mı inat kadın!
Bak ev istersen ev, araba istersen araba,
Bankaya istediğin kadar para,
Kızını yatılı özel okullarda okutursun,
Hanım olursun, kadınım olursun,
Gitmek istediğin zaman da çeker gidersin
Sana verdiklerimle rahat edersin,
Bana vereceğin bi et parçası
Ona da yetmiyor mu hiçbir para!
Üstelik çürüyorsun burada!” diyerek
Kömür çuvalımı yere düşürüyorlardı.
Küfürler savurup yeniden yükleniyordum
Hayatımın ağırlığını sırtıma.
Daha hızlı yürüyordum kızıma.
En çok anne olmaya çalışırken,
Babalığın ağırlığını da omuzlarımda taşıyordum.
Zor yıllardı, çookkk zor!
Bugün ilk defa kızım;
“Canım annem babalar günün kutlu olsun,
İyi ki varsın.” dedi bana.
Hiç yoktan durduk yere bana
En güzel hediyeyi verdi.
Babalık da güzel şeydi.
Ama zor yıllardı...
Çookkk zor!
Yine de sadık kaldım her daim kendime!
Aldatmadım hiç kimseyle
Ne beni ne de evladımı!
Başım dik...
Alnım apak hep!
Cemre.Y.

6 Haziran 2017 Salı

Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)

...Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Mesela meyhanelerde,
Hiçbir şişenin dibi,
“Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim.” diyerek
Son bulmayacak bir duvara fırlatılıp.
Kırık camların her birinin,
Kırılmış canlar olduğunu anlayamayacak hiçbir meyhaneci.
Boynunu sağa sola büküp,
Suskunca temizlemeyecek kırık canları yerlerden.
Zaten, Agora Meyhanesi de
Sadri Alışık’la yerle yeksan olmuştu çoktan.
Sonra,
Sevdalısını karşılıksız seven hiç kimse,
Hıçkırıklara boğulmayacak artık!
Çünkü,
Hiç kimse...
Artık boşuna, bedavadan sevmeyecek!
Mesela hiçbir çocuğun,
Çocukluğunun çocuk hayallerine,
O güzelim anılarına geri döndüğünde,
Kardeşiyle radyoyu parçalayıp,
Lehimlenmiş vidaların arkasında,
Müzeyyen Senar’ı aramayacak hiç kimse!
Eve gelen annesince, tek sesi, tek nefesi,
Belki de hayallerinin tek gerçeği
Radyosu kırılmış diye...
Dayak da yemeyecek artık hiçbir çocuk
Geçmişinin o tatlı anılarında bile!
Oysa ben ne zaman antika bir radyo görsem,
Burnumun direği sızım sızım sızlardı.
Müzeyyen Senar’ın gençliği içinde hapis sanırdım hala!
“Biz çok küçüktük diye
Bulamadıkdı demek ki.” diye hayıflanırdım.
Dün...
“Müzeyyen Senar öldü.” dediler
Sustum!
İnanmam için,
Önce eski bir radyo bulmam gerekiyordu!
Çocukluğumun son mabedi öylece ölüp gidemezdi.
Anamdan kalanlardan, işe yaramadığına dahil edilen,
Ama atmaya da, satmaya da eli varılmayan kilerine daldım.
Küçücük bir radyo buldum.
Bizim kırdığımızdan farklıydı, biraz daha küçüktü.
Babamdan gizlice almıştı belli ki bunu!
Her yere saklayabilsin diyeydi küçüklüğü.
Biz bile bunca yıl bulamamıştık!
Şimdi, bunca işsizliğimle bunu satsam,
Eminim aylarca daha geçinirdim.
Ama satamazdım bi kere anamdan kaldı diye!
Üstelik çocukluğumun genç Müzeyyen Senar’ı hala
O lehimli vidaların, o tellerin arkasındaydı!
Ömrüm boyunca ilk defa
Bir suçu tek başıma işledim.
Yavaş yavaş parçaladım o radyoyu!
Sarı fonunun ardına baktım önce,
İlk oradan geliyordu onun sesi!
Yoktu...
Bütün düğmelerin çıkışlarına baktım yavaşça,
Bazen nefesi çoğalıyordu oralarından bir yerlerinden!
Yoktu...
Ara bağlantılarına,
Bütün lehimli vidalara, kablo çıkışlarına,
Radyonun pil yuvasındaki
Bütün artı ve eksilerine,
Her yere baktım işte yaaa!
"Yok" tu işte!
Ne gençliği, ne şimdiki hali.
"Yok!" tu.
Annem gibi işte...
Onu da,
Biz çocukken,
Babam dövdükçe ,
Bize söyleyerek saklandığı yerlerde bekliyordum hep!
En çok, kendi elleriyle diktiği,
Fasulye sırıklarının ardına saklanıyordu.
Öldüğünde de orada bulurum belki diye,
Bir sürü tarla gezmiştim oysa!
“Belki oradadır hala!” diye ama!
"Yok" tu...
Anamı nasıl aradıysam saklanabileceği her anıda
Onu da aradım.
"Yok!" tu işte.
Anam gibi...
Bari çocukluğumu bıraksalardı ya bana
Artık çocukluğum bile
"Hiç yok!"
Cemre.Y.

16 Mayıs 2017 Salı

Kral Hariç Herkes Çıplak Mağazalarda Yine İndirim Var

…Kral Hariç Herkes Çıplak Mağazalarda Yine İndirim Var…
Reklamlarda Madam bilmem ne kim!
Falan, fişman, feşmakanlar dahil
Yüzde elli artı, yüzde elli indirim yapıyorsa!
Bu yazımı bir okuyun bence.
Hepsi, her şey…
Subliminal Mesajlar arkadaşlar!
Zira benim sağ gözümde sekiz aylıkken geçirdiğim ağır kızamıklı,
Yüksek ateşten bir tembellik var,
Doktora götürmemişler de bilememişler
Yedi yaşıma değin çalışan gözümü,
Günde en az bir saat uyumadan kapatmaları gerektiğini.
Yıllar sonra da, sıra ehliyete gelince,
Karasız kalınıp, heyetlere yollanılıp,
"Ne diyelim buna ki biz, diğerinden sağlam olan
Ama beyni inatla, gör demeyen şu sağ göze,
Bari ona biz kör diyelim biz ona madem,
Tek gözü kör ehliyeti verelim bari ona,
Madem teşhisi ispat edecek literatürümüz yoksa!"dediler ya!
Yeni ehliyetimde sağlık raporu için gideceğim o doktorcazımı,
Yormayacağım ben.
İlk defa gideceğim o aile doktoruma,
Orada olmazsa özel hastane doktoruna,
"Tek gözü kör yazın.
Monoküler olucak baakk"diyeceğim!
Ne diye uğraşayım yeniden onca heyetler boyunca!
G/öz de tembellik var ya…
Öyle iki D, üç D, dört D…
Artık kaç tane D vardıysa,
Hiçbirine odaklanamıyor benim beynim.
Üstelik benim beynim,
Bütün subliminal mesajları,
Çırılçıplak görüyor.
Ve krallar hariç herkes çıplak!
Uyanın!
Yüzde elli artı, yüzde elli indirimli bütün reklamlar aldatmaca.
Toplamda size sezon sonu bedavaya verebileceklerinin,
Ancak ve ancak onların hesabına göre yüzde yetmiş beş!
Bindirimli indirimli etiketlerden alışveriş yapacaksınız.
Benim maliyet hesaplarıma göre değişiyor ama o olay!
Tekil hesaplayalım, çünkü bencil bu olay!
Zira sen en önemlilerini asıp koşacaksın o AVM'ye ya!
Zira senin gözlerinin her ikisi tam net görüyor ya!
Zira senin beyninin sağ ve sol lobu aynı anda çok da zeki ya!
Zira senin para ve zaman değerin çok da mühim ya!
O halde senin cephenden bir bakış atalım.
O ünlü mağazaya alelacele daldın,
Şirketteki ağır hanfendi kimliğin kapının kolunda kalmış ki
Mahalle karıları gibi o en beğendiğin gömleğin kolunu
Yırtarcasına çekiştirmektesin tam karşındaki sekreter hanımla!
Eh zamanın para değeri olduğu kadar…
İndirimin de zaman değeri var.
Kasiyerlerin sıralı listelerinde…
Saatlerce sıra bekleyeceksin,
Beklerken, sınıf farkı gözetmeksin,
Bekleyenlerle beraber öf pof edeceksin…
Hatta esnasında aldığın kıyafetleri bile
Yakıştırıp, yakıştırmadığını bile konuşmuşken,
Tam da dost olunur derken,
Sınıf, sıra farkı gözetmeksin.
Hiç yoktan sıra ya ona, ya da sana gelir.
Ömründen kaçan kalitesiz onca an varken,
Belki de en kaliteli anında zaman dolar.
Sonra kasiyer kuyruğunda iki parça bir şey aldın diye beklerken,
Ellerin kolların dolu kocaman bir "Kol!"var!
Böyle anlarımda aklıma hep o ünlü türkü gelir,
"Alçaklara kar yağıyor, üşümedin mi,
Sen bu işin sonunu, düşünmedin mi?"
Kral hariç herkes çıplak
Ve bu ülkenin kralı…
O ülkede olduğu gibi çıplak her kim ise,
Avaz avaz korkusuzca "...Çıplak!" diyebilecek kadar,
Gözü kara ve cesur bir çocuk değil hiçbir insan evladı!
Var mıymış şimdi.
İn…di…rim!
Peki madem kredi kartlarınıza, yine bir gömelim.
Kral hariç herkes çıplak, mağazalarda yine indirim var!
Cemre.Y.

28 Nisan 2017 Cuma

Haklısınız Baylar Bayanlar

…Haklısınız Baylar Bayanlar…
Evet!
Artık haklısınız baylar, bayanlar!
“Hayat, artık bana da güzel!”
Eskiden...
Hayat öyle,
Hiç de bana güzel değilken...
Hatta her gece yatarken,
Uykuya gözlerimi kaparken,
“Bu son kapanış olsun no’lur Allah’ım!
No’lur!” derdim.
Hem de her gece...
Sonraları ara ara...
Beş yıl bu duayı etmedim.
Zaten aslında hepsinin,
Varlığıyla yokluğunun toplamı buydu.
Oysa ben...
Kucağımda o minnacık kraliçemin,
O zamanlar mavi olan boncuk boncuk gözleriyle,
Bayramlarda ona sadece…
“Baba!”almamı dileyen,
Yalvaran bakışlarıyla baş başa kaldığımda,
Henüz tam tamına yirmi altı yaşımdaydım.
Daha milletin evlenmeye mecali olmadığı yaşta yani!
İşsiz, beş parasız ama tek kuruş!
Nafaka istemeyecek kadar da gururlu!
Hala o ezik günlerimi anımsadığımda,
Bir yandan anam;
“Sen olmasan ben burayı kirayı verirdim.” der,
Öte yandan onlar,
Sırtımda yirmi beş kiloluk
Kömür çuvalıyla evime ulaşmaya çalışırken,
Mercedesleriyle bana kah kah gülerler...
Evdeki karılarına bana dair iftiralar atarlar!
Bunu mahalleye yaymaya çalışırlar,
Hatta bana...yüzüme!
“Bu mu saltanatın a kadın, oysa benim olsaydın!” la başlayan
O fütursuz cümlelere hep cevabım;
"Buydu benim de saltanatım!
Tam sekiz yıl…
Sadece azalarıma değil,
Sol yanıma da,
Hayır! çekmek."
Hayat o zaman da dediğiniz gibi,
Bana hep tercihlerimle, namusumla "Güzel!”di yani.
Sonrasında...
Hiç değilse zaman zaman kendi dileğimle
Sol yanımdan yine yaralansam da hep aşka inandım!
Satmadım sizler gibi, beynime, yüreğimi!
Oysa...
Oysa daha ilk gençlik çağlarımdan beri
Barış Manço’nun
Sakız hanımsız kalan o Mahur bey’ini bekliyordum ben.
Taaa o zamanlar bile her sabaha uyanmak dilemez
Ancak her sabahına yine uyanırken,
Yüzümde bir tebessüm belirirdi ki sormayın gitsin.
Sanki bütün lunaparklar bana bedava!
Mahur bey!
Çıkacak ya illa karşıma!
Çıkmadı gitti!
Evet!
Artık haklısınız baylar, bayanlar!
“Hayat, artık bana da güzel!”
Hala sol yanımdan girebiliyorlar ya onlar
Yüreğimden içeri...
Onu, o Mahur bey sanıyorum illa ki, günahsa benim, size ne!
Cemre.Y.

21 Nisan 2017 Cuma

Bana Göre “Delirmek” Gerçekliğe İsyan Eylemidir

...Bana Göre “Delirmek” Gerçekliğe İsyan Eylemidir....
Boşversenize bayım,
Benden önceki sizi de çok iyi tanıyorum ben!
Sizden önceki kendimi tanıdığım kadar yakınen hem de!
Zaman rüzgarında savrulup duran
Bütün boşluklara,
Bilinmezlikler dolu saplantılar savuruyordunuz!
Yeterince inanmamanıza rağmen
Olmayacak bütün dualara itinayla “Amin” diyordunuz.
Üstelik, “Amin” lerinizin bütün kabullerini
Beyninizle siz iptal ediyordunuz!
Kocaman evrende, küçücük bir hortumun içinde,
Kendi tutsaklığınızla savruluyordunuz.
Nereden mi biliyorum?
Sizce?
Bana göre “Delirmek” gerçekliğe isyan eylemidir.
Bir gün ansızın,
Küçük umutlar satın almak için gittiğim bir tarotçu
“Bu saplantının içinde,
Daha ne kadar yaşamayı düşünüyorsunuz,
O bir tutku olmuş sizde, hani vicdanınız olmasa,
Onu sizden alan herkesi,
Herkesi, hiç acımadan öldürebilirsiniz bile!” demişti.
Bana, belki de hayatım boyunca ilk defa,
Biri yalın bir doğru söylemişti.
Üzgün değilim ama o siz değildiniz!
Vicdanım olmasa!
Onu benden alan kendisiyse, onu bile öldürebilirdim!
Benden başka onu sevebilme ihtimalleri olanlar olmasa!
Kendim dahil herkesi, hiç acımadan yok edebilirdim.
Vicdanım kesti yolumu!
O günün gecesinin o yarısı,
Evime dönmeyebilirdim mesela!
Bir bara dalıp, kadehler dolusu absolutu devirip,
Nihayet bir bar tuvaletinde,
Kendimi bedavaya satabilirdim.
Öyle ya bütün yolların sonu,
O derin kuytularda kaybolmaksa!
Vicdanım yine kesti yolumu.
Şimdi bakıyorum da geçmişe,
Her şeye rağmen iyi ki vazgeçmişim!
Kapısından döndüğüm tek yanlış kapı o değildi ama,
Hayatımın seyrüseferi çok fena değişirdi bu sefer!
Ne mi yaptım?
Bir otobüse atladım ve doğruca evimin yolunu tuttum.
Yolda sataşan iki salağın çenesini dağıttım!
Korkmadım hem de hiç!
Ölmek değil, öldürülmek istiyordum çünkü.
Üstelik, yeterince delirebilirsen,
Hiç kimse!
Akıllı delilere tecavüze yeltenemiyor biliyor muydun?
Bunu da kendimden biliyorum!
Ben büyüyene kadar çok delirdim.
Çünkü bana göre “Delirmek” gerçekliğe isyan eylemidir.
Şimdi size dönelim bayım!
Eve gittiğimde olanları da anlatırım elbet.
Ya siz, büyüyene kadar kaç kere delirdiniz?
Olmadı mı uğruna delirebilecek hiçbir değeriniz?
Bence oldu.
Bence daha bile ileri gittiniz delirmek konusunda!
Karşı cinslerin bir birlerine göre basit saydıkları
Bütün kaybedişler en büyük değerleridir oysa!
Tamam!
Kaşınızı, gözünüzü devirmeyiniz,
Benden devam edelim o zaman.
O gece evime döndüğümde
İlk işim, yatak odamdaki perdemin ardına saklı
Her gece yüzünü okşayarak yattığım
Dualarıma gözyaşlarımı akıttığım onun
Bütün resimlerini yırtmak oldu.
Zaten her gece kör kütük içiyordum.
Sarhoş bile değildim yani.
Sadece yalnızdım.
Ama,
“Çookk!” olan cinsinden.
Terasımdaki şömineyi ilk kez o zaman yaktım
Gecenin bir yarısı
Komşular gecenin o vakti mangal yapıyorum sanırken
Ben onlu bütün geçmişimi yaktım.
Bugün ki gibi kar yüklüydü her yer.
Kızımın söz ve cümle özgürlüğü beynimde yankılanırken,
“Anne, seni babam bile sevmedi,
Sadece senin sevgini, aşkını kullandı." derken!
Bütün sevgileri ve bütün aşkları,
Gelinliğimle beraber,
Bütün geçmiş şiirlerimi yaktım o akşamüstünde!
Siz hiç geçmişinizi yaktınız mı bayım?
Ya bütün şiirlerinizi?
Yoksa daha o kadar ilerleyemediniz mi?
Ben en son o zaman delirdim mesela!
O akşamüstü, o gece...
Ve ertesi bütün gün...
Annem ilk defa o gün sevdi beni biliyor muydunuz?
İlk defa o günün ertesinde saçlarımı okşadı.
Hasta yatağında ilk defa özür diledi benden!
Bütün geleceğimden aldıklarından,
Vermeye meyletmeyip, hiç de veremediklerinden.
Beni sevmeye hiçbir zaman meyletmediği,
Bütün günleri ve gecelerimden,
İlk defa özür diledi benden annem!
Aylar sonra daha kötüleşti durumu,
Her şeyden ama her şeyden vazgeçtim sırf onun için.
Bir gün ansızın ziyarete gelmiştiniz hatırlıyor musunuz!
O gün biri daha gelmişti.
Annem hiç de kendinde değildi!
Ertesi gece,
Ben başka biriyle başka gerçekleri konuştuktan sonra,
Kısık sesiyle “O gün gelenler mi?” demişti.
Anlamadım önce!
Onu seven ama aslında onun hayata kattıklarına
Minnet borcu olanlardan biri sandım bahsettiğini!
Teker teker saydım o gün gelenlerinin hepsini ama!
Hepsine “O değil!” diyordu.
Geriye ikiniz kalmıştınız!
Sadece siz, sadece benim için gelenler, siz ikiniz.
“Evet! Evet! Onlar!
Onlardan birisi senin geleceğin olan,
Ama bak bu sefer yanılma ha!” dedi ve uyudu...
Belki de bir daha hiç uyanmadı!
O gün...
O bayram sabahı ben...
Sizi değil de bayım, diğerini aramış olsaydım
Sizin değil de onun hayatı değişecekti...
Vicdan!
Vicdansız olsaydım keşke.
Öldürmeyi değil,
Vicdanlı olarak,
Ölmeyi tercih ettim ben hep bayım...
Zira sizinle ne de güzel ölünürdü.
Hem de gülümseyerek veda edilirdi,
Zaten yeterince güzel olmayan bu hayata.
Bu sebepten ben...
Artık deliremem!
Sizden nefret edememem!
Size en ufak bir kin duyamam!
Arayabileceğim yüzlerce numara varken,
Size doğru aktıysa ellerim suç benim!
Gidemem...
Kalamam...
Yoluma devam edemem...
Size tek bir soru soracağım
Elbet bir gün cevabını alacağım.
Peki siz?
“Neden benim günüm
Bir tek gülümsemeyle aymadan,
Aymıyor gününüz?”
Yoksa o da mı
“Vicdan!”
Yahu boşverin,
Ölüyor sonunda bütün duygular!
Yarın ben güne, aynı aymayacağım mesela.
Ya da her yeni günün sabahına heyecanla uyanacağım.
Size ne?
Buyurun kızıl saçlı baharınızla güne ayın ha bayım?
Mademki bana hiç aşık olmamışsınız ya!
Bunu hiç delirmeden başarabilirsiniz!
Elbet seni de en imkansızından sevdim
Ama sakın ha
İmkanlım olma!
Not: Hiç kimseme,
Kendime dahi!
Mükemmel kafesler inşa etmek istemedim ben...
Ben sadece herkes özgürce uçuşurken,
Belki kanatlarının rüzgarı aynı kokuyu anımsıyor,
Aynı rüzgara uçabilme ihtimalleri olabiliyor!
San-mış-tım.
Yanılmışım!
Cemre.Y.

8 Nisan 2017 Cumartesi

Yazarların İmza Günleri

…Yazarların İmza Günleri…
Yazarlar neden imza günleri düzenlerler?
Yıllardır bencileyin bir garip muhasebeciye
"Bir kitabın olmalı mutlaka hatta ilk imzalısı da bana olmalı!" derler.
Yıllardır da ben bu cümlenin muhasebesini bitiremem.
Daha doğrusu maliyet muhasebesini bitiremem.
Zira cümlenin ilk kısmı kolayca bir dört işlem iken
İkinci kısmı yedi hisli kocaman bir problem.
Cümlenin ilk kısmı beğeniyle, sevgiyle, gururla,
Başkalarından daha iyisinle karışık bir yüreklendirmedir aslında.
Issız kaldığında oturur koyarsın şapkanı önüne.
Teker teker dökersin düşünce çakıllarını.
Öncelikli sorun şudur ki hiçbir şair
Şiirlerinin hepsini beğenmez sonradan.
"Hadi bir şiir oku." deseler o anda seçemez hangisini okumalı!
Kendine kalınca kolaydır da iş kitaba gelince,
Ne güzel yazıp yazıp paylaşırken iyi olan birçok cümle
"Tam olmamış mı sanki?" li soru işaretiyle dolar.
Hadi diyelim oldurmaya niyet etti
Günler, gecelerce bütün harfleri tek tek dizmek var,
Kaliteli bir yayın evi ile anlaşabilmek var.
Kitabın "K" sinin anıldığı andan itibaren
Bütün vakitleri hayatından zamanlar çalarak
"P" sine kadar yenisini yazamamak var.
Eşten, dosttan, çoluk çocuktan, akrabadan da ıramak var.
Ana rahmine inmiş bebesi gibi
Onu ellerine alıp sayfalarından kokusunu ruhuna çekmek için
Günlerce, aylarca sabır çekmek var.
Ha tabi bebekler bedava doğmuyor
Artık ortaya yakın halli ana adayı için
Epeyce külfetli maddiyatı var.
Biriktiremediklerinin ucundan kenarından
Zar zor toparlaması var.
Sonunda bebeğin doğumuyla
Kokusuna çektiğin ruhuyla
Bütün sancıların bittiğini sanmak var ki
Bundan sonrası daha çok maliyet hesabımı tetikliyor!
Zira cümlenin ikinci yarısı hali hazırda beklemektedir...
Düşünürüm derin deriinn
Düşünce çakıllarımı şapkamda çoğaltarak.
İlk kızıma imzalar veririm,
Sonra kardeşime,
Sonra bu süreçte yanımdan hiç ayrılmayanlarıma,
Sonra bu hayali hep beraberce kurduklarıma....
Sonra....sonraa.....sonraaa.....sonraaaa
Derken hiç kimseyi kıramam ki ben.
Bir türlü de bitmez kitabımın imzalısını isteyen.
Çünkü her geçen gün
Dostlar eklenmekte veya azalmakta,
Akrabalar, tanışıklar eklenmekte veya azalmaktadır.
Hatta uzaktan bir kez selam verdiğim bile
Kitapçıya uğramaya ne gerek var tanıdığız sonuçtadır.
Offf anlatamam nasıl da yorgundum,
Nasıl da lohusa rehavetine muhtaçlıydım.
Şimdi süreç tersten başa doğru mu işlemeliydi.
Elbette satış rekorları kırarak
Zengin olmak değildi niyetim,
Kitapçıdan satın alacakları
Birkaç kuruşluk şu kıymetli bebeğimle
Raflarında daimi anımsanmaktı niyetim.
Düşünce çakıllarım doldukça şapkam deliniyor eyvah!
Oysa daha az önce biri adresini yazıverdi özelden
"İmzalı kitabını....adresine göndersen!"
Şimdi yemek yapmayı bırakıp en yakın kitapçıya gitmeli,
Kendi kitabımı ikinci kez satın almalıyım.
Zira onu oraya koydurana kadar da epeyce harcadıydım.
Sonra eve gidip ocağın altını söndürmeli
Güzelce birkaç cümleyle imzamı atıvermeliyim.
Ah hasta anam da sesleniyor
İki dakika da ilacını verip sokağa koşmalı
En yakın kargocuya uğramalıyım.
Sahi bozukluklar almalıyım.
Şimdi "Kargoyu bari sen öde." diyememki ben.
Ödüm kopar birinin bana
Üç kuruşa tamah etti."deme ihtimalinden.
"Keşke şair yürekli olacağıma, yazar yürekli olsaydım.
Kitabım basıldığı an imza günleri düzenler,
Masama kurulur hem bolca satışımı yapar
Hem de çoğu sahte gülücüklerle artık bozulan imzamı
Çiziktiriverirdim bir yerlerine." derken
Düşünce çakıllı delik deşik şapkam görünmez olur,
Ben kitabım olma ihtimalinden dahi
Cayarım bu maliyet muhasebesi yüzünden.
Ya da son anda fikir değiştirip
Bir kitap bastırtayım da herkesime,
Ama en ilk kızımdan başlayarak
Bu düşünce çakıllı şapka hikayemi okutayım.
Kızım ansızın gelip "Annecim sonunda
Kitaplarla yeniden barışmaya karar verdim
Bugün bir kitapçıya gittim.
Bil bakalım kitaba neyle barıştım?
Haydi ama imzalaa!" der demez
Bebeğimi önüme koysun,
Güzel sözlerle bir öpücük gibi değerli imzamı attırsın.
Ne dersiniz?
Siz de ister misiniz düşünce çakıllı şapkamdan.
Yoksa hiç gerek yok anladınız mı!
Kızım gibi mi yapmak isterdiniz yoksa?
Başım üstüne sevgiyle
Yapabilmeniz için elbette
Toplanırız da ortak bir yerlerde!
Cemre.Y.

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...