6 Haziran 2017 Salı

Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)

...Dün... Benim Çocukluğum... Öldü!.. (Müzeyyen Senar'a ithafen)
Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Mesela meyhanelerde,
Hiçbir şişenin dibi,
“Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim.” diyerek
Son bulmayacak bir duvara fırlatılıp.
Kırık camların her birinin,
Kırılmış canlar olduğunu anlayamayacak hiçbir meyhaneci.
Boynunu sağa sola büküp,
Suskunca temizlemeyecek kırık canları yerlerden.
Zaten, Agora Meyhanesi de
Sadri Alışık’la yerle yeksan olmuştu çoktan.
Sonra,
Sevdalısını karşılıksız seven hiç kimse,
Hıçkırıklara boğulmayacak artık!
Çünkü,
Hiç kimse...
Artık boşuna, bedavadan sevmeyecek!
Mesela hiçbir çocuğun,
Çocukluğunun çocuk hayallerine,
O güzelim anılarına geri döndüğünde,
Kardeşiyle radyoyu parçalayıp,
Lehimlenmiş vidaların arkasında,
Müzeyyen Senar’ı aramayacak hiç kimse!
Eve gelen annesince, tek sesi, tek nefesi,
Belki de hayallerinin tek gerçeği
Radyosu kırılmış diye...
Dayak da yemeyecek artık hiçbir çocuk
Geçmişinin o tatlı anılarında bile!
Oysa ben ne zaman antika bir radyo görsem,
Burnumun direği sızım sızım sızlardı.
Müzeyyen Senar’ın gençliği içinde hapis sanırdım hala!
“Biz çok küçüktük diye
Bulamadıkdı demek ki.” diye hayıflanırdım.
Dün...
“Müzeyyen Senar öldü.” dediler
Sustum!
İnanmam için,
Önce eski bir radyo bulmam gerekiyordu!
Çocukluğumun son mabedi öylece ölüp gidemezdi.
Anamdan kalanlardan, işe yaramadığına dahil edilen,
Ama atmaya da, satmaya da eli varılmayan kilerine daldım.
Küçücük bir radyo buldum.
Bizim kırdığımızdan farklıydı, biraz daha küçüktü.
Babamdan gizlice almıştı belli ki bunu!
Her yere saklayabilsin diyeydi küçüklüğü.
Biz bile bunca yıl bulamamıştık!
Şimdi, bunca işsizliğimle bunu satsam,
Eminim aylarca daha geçinirdim.
Ama satamazdım bi kere anamdan kaldı diye!
Üstelik çocukluğumun genç Müzeyyen Senar’ı hala
O lehimli vidaların, o tellerin arkasındaydı!
Ömrüm boyunca ilk defa
Bir suçu tek başıma işledim.
Yavaş yavaş parçaladım o radyoyu!
Sarı fonunun ardına baktım önce,
İlk oradan geliyordu onun sesi!
Yoktu...
Bütün düğmelerin çıkışlarına baktım yavaşça,
Bazen nefesi çoğalıyordu oralarından bir yerlerinden!
Yoktu...
Ara bağlantılarına,
Bütün lehimli vidalara, kablo çıkışlarına,
Radyonun pil yuvasındaki
Bütün artı ve eksilerine,
Her yere baktım işte yaaa!
"Yok" tu işte!
Ne gençliği, ne şimdiki hali.
"Yok!" tu.
Annem gibi işte...
Onu da,
Biz çocukken,
Babam dövdükçe ,
Bize söyleyerek saklandığı yerlerde bekliyordum hep!
En çok, kendi elleriyle diktiği,
Fasulye sırıklarının ardına saklanıyordu.
Öldüğünde de orada bulurum belki diye,
Bir sürü tarla gezmiştim oysa!
“Belki oradadır hala!” diye ama!
"Yok" tu...
Anamı nasıl aradıysam saklanabileceği her anıda
Onu da aradım.
"Yok!" tu işte.
Anam gibi...
Bari çocukluğumu bıraksalardı ya bana
Artık çocukluğum bile
"Hiç yok!"
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...