...Kırmızı Paltolu Küçük Bir Kız Çocuğu...
Tam da özleyecektim seni
Hiç yoktan sızlayacaktı burnumun direği
Öylece kalakaldım.
Ne kalmıştı ki kırmızı gecelerden geriye!
Özleyecek kadar ne yaşatmıştın ki bana?
Gözlerin mi?
Ellerin mi?
Teninin kokusu mu?
Onları sensiz yağan ilk yağmurla yıkamıştın zaten!
En sona kelimelerin kalmıştı,
Onları da köprü üstündeki dilenciyi azarlar gibi,
Harf harf savurmuştun rüzgara.
Seni özleyecek…
Hiçbir şey bulamadım!
Şimdi ya hayallerinin hepsi birden
Elinden alınmış küçük bir çocuk gibi
Yalnızlığı yırtarak ağlayacaktım.
Ya da üstümde ne varsa öylece sokağa çıkacaktım.
Kulağımda hüzzam bir şarkının nağmeleri
En yakın parka atıverdim kendimi.
Ev hanımları,
Evlerinden ve çocuklarından habersiz çimenliğe oturmuş,
Hem çekirdek çitliyorlar
Hem bütün mahallenin dedikodusunu yapıyorlardı.
Çocuklar,
Benim çocukluğumda olduğu gibi
Hala salıncak sıralarını bekliyorlardı.
Kış ortasında, nereden düştülerse birkaç arı,
Sarı bir kasımpatıdan öpücük çalıyorlardı.
Birkaç serçe,
Az önceki çocuğun elindeki simitten düşmüş
Susam kırıntılarını didikliyorlardı.
Sadece, kırmızı paltolu küçük bir kız çocuğu,
Arkasına baka baka koşuyor,
Ardındaki çocuk onu yakalamaya çalışıyor,
Ayağı takılınca çocuğun,
Öndeki kırmızı paltolu kız yavaşlıyor,
Sonra yine koşmaya devam ediyordu yakalanmak istercesine.
Bir ara bana baktı gülümseyerek!
Kırmızı paltolu kız çocuğuyla,
Göz göze geldiğim an, zaman durdu.
Gözleri, huzurlu bir okyanus kadar maviydi.
Işıl ışıl güneşli yıldızlar saçıyordu gözlerinin bebekleri!
Zaman beynimde ve kalbimde çoktan donmuştu.
Buydu işte sırrı, aşkın evreninin!
Beş yaşındaki bir kız çocuğu bile bunu biliyordu!
Evde bir şeyimi unutmuş gibi
Anında arkamı dönüp koşarak çıktım parktan.
Fırının önünde durdum.
Sıcacık bir ekmek aldım.
Sanki annem beni bekliyormuşçasına
Çocukluğumdaki gibi hızlı adımlarla
Ekmeğin ucundan yiye yiye evime daldım.
Kimsem yoktu!
Hiç kimsem!
Ama mavi vardı...
Ve önümde sonunu bilmediğim
Upuzun bir yol...
Benim yolum. (My Way)
P.S.; Anahtar, paspasın altına!
Cemre.Y.
Tam da özleyecektim seni
Hiç yoktan sızlayacaktı burnumun direği
Öylece kalakaldım.
Ne kalmıştı ki kırmızı gecelerden geriye!
Özleyecek kadar ne yaşatmıştın ki bana?
Gözlerin mi?
Ellerin mi?
Teninin kokusu mu?
Onları sensiz yağan ilk yağmurla yıkamıştın zaten!
En sona kelimelerin kalmıştı,
Onları da köprü üstündeki dilenciyi azarlar gibi,
Harf harf savurmuştun rüzgara.
Seni özleyecek…
Hiçbir şey bulamadım!
Şimdi ya hayallerinin hepsi birden
Elinden alınmış küçük bir çocuk gibi
Yalnızlığı yırtarak ağlayacaktım.
Ya da üstümde ne varsa öylece sokağa çıkacaktım.
Kulağımda hüzzam bir şarkının nağmeleri
En yakın parka atıverdim kendimi.
Ev hanımları,
Evlerinden ve çocuklarından habersiz çimenliğe oturmuş,
Hem çekirdek çitliyorlar
Hem bütün mahallenin dedikodusunu yapıyorlardı.
Çocuklar,
Benim çocukluğumda olduğu gibi
Hala salıncak sıralarını bekliyorlardı.
Kış ortasında, nereden düştülerse birkaç arı,
Sarı bir kasımpatıdan öpücük çalıyorlardı.
Birkaç serçe,
Az önceki çocuğun elindeki simitten düşmüş
Susam kırıntılarını didikliyorlardı.
Sadece, kırmızı paltolu küçük bir kız çocuğu,
Arkasına baka baka koşuyor,
Ardındaki çocuk onu yakalamaya çalışıyor,
Ayağı takılınca çocuğun,
Öndeki kırmızı paltolu kız yavaşlıyor,
Sonra yine koşmaya devam ediyordu yakalanmak istercesine.
Bir ara bana baktı gülümseyerek!
Kırmızı paltolu kız çocuğuyla,
Göz göze geldiğim an, zaman durdu.
Gözleri, huzurlu bir okyanus kadar maviydi.
Işıl ışıl güneşli yıldızlar saçıyordu gözlerinin bebekleri!
Zaman beynimde ve kalbimde çoktan donmuştu.
Buydu işte sırrı, aşkın evreninin!
Beş yaşındaki bir kız çocuğu bile bunu biliyordu!
Evde bir şeyimi unutmuş gibi
Anında arkamı dönüp koşarak çıktım parktan.
Fırının önünde durdum.
Sıcacık bir ekmek aldım.
Sanki annem beni bekliyormuşçasına
Çocukluğumdaki gibi hızlı adımlarla
Ekmeğin ucundan yiye yiye evime daldım.
Kimsem yoktu!
Hiç kimsem!
Ama mavi vardı...
Ve önümde sonunu bilmediğim
Upuzun bir yol...
Benim yolum. (My Way)
P.S.; Anahtar, paspasın altına!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder