5 Haziran 2017 Pazartesi

Bir Anı…Kitap Ve Uzun Kuyruklar

...Bir Anı…Kitap Ve Uzun Kuyruklar…
Geçen gün postanede işim vardı,
Yağmur yağıyordu ama
Havalar iyice bozmadan, burkuk ayakla,
Birazcık daha daha yürüyebiliyorken
Gidip halletmeliydim.
Atladım minibüse gittim.
Ben gidene kadar kar fırtınası başladı,
Beş dakikalık yolu on beş dakikada
Yavaş yavaş yürüyebildiğim için
Sırılsıklam kardan kadın oldum.
Derken sonunda postaneye daldım.
Kapıdan içeri girer girmez
Sıra numaramı aldıktan sonra,
Baktım benden önce otuz dört kişi var,
Boş bir sandalyeye yerleştim.
Artık hiçbir şey hissetmeyen ellerime
“Yaşlı teyzeler gibi titreyip durmayın.” diye
İçimden emrederek
Şemsiyemi güzelce kapattım.
Yanımdaki kalorifer peteğine asarken
Yine içimden şemsiyeme;
“Bu sefer de burada unutulmak istiyorsan,
Sen bilirsin.” dedim.
Çünkü bütün hayatım boyunca,
Bir yerlerde itina ile
Unutmayı becerdiğim tek şey şemsiyelerimdi.
Çantamı kucağıma yerleştirdim,
Ellerimi güzelce kuruladım,
Minibüste okurken tam da,
En heyecanlı yerinde, durağa gelince indiğim,
Yarım kalan kitabımı elime aldım.
On sayfa kadar okuduktan sonra,
Yani kitabımın kahramanları
Fantastik aksiyondan,
Normale yakın durma geldiği anda birisi;
"Affedersiniz!" dedi.
Kafamı kitabımdan kaldırıp baktım.
Kırmızı paltosu neredeyse hiç ıslanmamış,
Sarı bukleleri şapkasından lüle lüle uzuyor,
Neredeyse yüzüme değdi değecek,
Önüme eğilmiş geç bir kız!
(Neyse ki kitabımdaki genç kızın tipinde değildi
Yoksa fena tırsardım.)
"Buyurun" dedim.
"Sizi, gözlerinizin içine bakarak
Tebrik etmek istedim." dedi.
Öyle dalmışım ki kitaba
Beynimde beliren ünlem baloncukları ile
"Niye ki?" dedim gülümseyerek.
"E! Kitap okuyorsunuz!
Üstelik dışarısı yağmurdan anında vazgeçip
Kar fırtınasına dönmüşken,
Yanınızda hiç ıslatmadan taşımakla kalmamış,
Bunca insan somurtarak,
Sinir harpleriyle,
Önceden belli sıralarını beklerken
Siz sakince kitap okuyorsunuz!
Suçlu hissettim kendimi
Kitabımı yanıma almaya üşendim diye,
Size teşekkür etmek istedim." dedi.
Bense kıkırdadım gencecik bir kız gibi, sonra;
"Kitabım olmadan yola çıkarsam,
Yolda yürürken bile kitap okumazsam,
Mandalina kabuğuna basıp,
Ayağımı burkuyorum ben.
Kitap okuru olmak,
Tebrik ya da teşekkür beklemez güzel kızım.
Bir kitabın en büyük kederi
*–Okumaya Zamanım Yok!- cümlesidir." dedim.
Cümlem biter bitmez,
Daha önce uğultu halinde olan postanenin
İçindeki bütün insanların,
Susmuş ve durmuş bize bakıyor,
Bizi dinliyor olduğunu gördüm.
Genç kız ise sevinçli bir gülümsemeyle,
Sıra numarasını kapıdan son girene vererek
İşini halletmeden usulca çıktı kapıdan,
Ben kitabıma daldım.
Postanedeki bütün insanlarsa
Az önceki uğultulu hallerinden
Daha azına daldılar!
Sıramın gelmesine beş kişi kala
Kitabımı kapatıp çantama yerleştirdim.
Elimdeki eşyaları tek elime sığdırdım,
Şemsiyemi aldım,
(Bir yerlerde unutulmayan
Tek şemsiye ünvanı onda hala)
Yeni gelen yaşlı teyzeye yer verdim.
Otururken;
*-“A evladım kitabını okumayı,
Bölmedin değil mi benim için?” dedi.
Kadıncağızı rahatlatıcı sözler söyledikten sonra
Nihayet işimi hallettim.
Dışarı çıktığımda kar fırtınası falan yoktu!
Yağmur bile yoktu!
Her şey iki saat içinde olup bitmiş,
Ya da hiçbir şey olmamıştı!
O günden bu yana düşünmekteyim,
Eskiden yaşlılar, beni orada burada
Kitap okurken görünce eğilip;
“Ah evladım biz okuyamadık,
Sizler bari hep okuyun.” diyerek
Tebrik ve teşekkür ederken,
Şimdi gençler ellerinde,
O an kitapları olmadığı için suçlu hissediyorlar!
Bence, ben,
Bu dünyaya iyi bir şeyler yapıyorum,
Zaman bana hep ileriye doğru ilerliyor!
Yaşayarak…
Öğrenmeye devam ederek yaşlanıyorum!
Cemre.Y.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Aşk Mı, O Ne Ki?

...Aşk Mı, O Ne Ki?... "Aşk mı? O ne ki!" derdi rahmetli anacım. Sonra da eklerdi; "Yenilir mi, içilir mi? Yoksam mevsimler g...