...Sonra...
Aradığında, çaresiz bir umut ışığıydım belli!
Sanki yoktu benden başka içinin derinini açacağı biri.
Evdeydim tabi, buyursun gelsindi.
Kapımı açtığımda, yarasına kezzap atılmış gibiydi bütün teni.
Ah nasıl da sımsıkı sarılıp sarmalamak istedim onu korkularından.
Nasıl da sarmaş dolaş hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim omuzlarında.
Lakin...
Vakit, ona da, bana da, zamana da geç kalmıştı bir hayli!
Ben ölüp ölüp, sabahına dirilmelere alışıktım lakin, o değildi.
Hiç yoktan af yemişliğinin rahatlığında koyverirdi kendini de,
Öylece ölüp giderdi!
Yine suçlu ben olurdum.
Hepi topu, hiç durmadan acıkan boğazı yüzünden,
Baldızının misafirliğine bile dahil edilmemiş bir misafirdi!
Oysa bana geldiğinde ne çay istemişti ne de kahve.
Farkındaydı üstümdeki haksızlığının!
Oturdu öylece koltuğun kenarına.
Nicedir beni değiştir diye yalvaran koltuklarımın oturuluşunu beğenmedi!
Üstün körü artık eskidiklerinden sebep değiştirmeye niyetli olduğumu,
Lakin gücümün yetersizliğini anlatmaya çalıştım ama dinlemedi!
Alınmadım.
Bugünlerde, hiç kimse, hiç kimsesini dinlemiyor zaten!
Dert sepeti gibiyim epeydir, dert güncelleniyor bolca ruhuma lakin,
Bir türlü çamaşır makinasında yıkanılmasına gerek duyulmuyor!
Dün...
Çocukluk arkadaşlarından en sevdiği ölmüş!
Kanserden.
Bugün gömmüşler!
Gözümün önünde acıdan zangır zangır titriyor...
"Cenazesine gidemedin demek?" diyorum.
"Buradan oraya mı, gitmek istemezdim ki zaten!" diyor.
Susuyorum.
Onun da kar altına gömülüş anısı varmış meğer!
Daha küçücük bir çocukken,
Karların ne kadar büyük olduğunu seyrederken,
Tahta evlerinin birinci katından zemine çakılmış!
Öleceğim sanmış boyunu iki arşın geçen kar altında.
Amcam gelip kurtarmış onu karları kürekle temizleyip,
Onu kucağında sobanın yanına taşımış!
Çocukluğunda oynadığı oyunları sordum sonra.
Fondip diye bir oyunları varmış,
Biri bir çukur kazar,
Buldukları en yuvarlak taşı sopayla o çukura sokmaya çalışırlarmış!
"Sizin bu fondip oyununuza özel alanlar yaratıp, çukurları uzatıp,
Bir sopayla o çukurlara o tek topu atmaya da,
Bazı insanlar milyarlar harcıyorlar biliyor musun!"dediğimdeyse...
"Niye ki bize köyde bedavaydı hep onlar?" diyor...
"Çünkü artık o oyunun adı golf!" diyorum.
"Sahi senin eben hala yaşıyor biliyor musun,
Bütün akranlarım, bütün arkadaşlarım,
Büyüklerim, atalarım sapır sapır ölürken." diyor!
Gülüşüyoruz durduk yere!
Köyün normal ebesi müsait değilmiş cenabet diye gelmemiş,
İkinci ihtimal olan ebem yıkanıp paklanıp gelene kadar,
Ben leğene düşmüşüm de göbeğimin kesilmesine ramak kalmış!
Çok ilenmişliğim vardır o anıma lakin.
Ebem yetişmeseydi anam kırk beş yıl öncemde solacaktı belki.
Gayrı umurum değil ki...
Kim kime ne kadar küfür saymış!
Buyurunuz efenim!
Kesin ebemin saçları yüz yaşında da olsa ıpıslaktır.
Pıt pıt dökülür yüzünüzün yumağına,
Bol bol sövünüz!
Cemre.Y.